İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Demirtaş Başvurusu (B. No: 2013/6098)

1. Başvuru, tutukluluğun kanuni

Başvuru No2013/6098Tarih15 Ekim 2015Okuma21 dk · 4.210 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Demirtaş Başvurusu

Karar tarihi
15 Ekim 2015
Başvuru Numarası
2013/6098
R.G. Tarih ve Sayı
25/12/2015-29573
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.210 kelime·21 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun kanuni

süreyi aştığı ve makul olmayan bir süredir devam ettiği iddiası hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 2/8/2013 tarihinde

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 28/10/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

4/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 6/12/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildirilmiştir. Bakanlık, görüşünü

27/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine

sunulan görüş, başvurucuya 4/2/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı

beyanlarını 18/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında

12/6/2007 tarihinde göz altına alınmıştır.

9. Başvurucu İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin 16/6/2007 tarihli ve E.2007/67 Sorgu sayılı kararıyla

tutuklanmıştır.

10. Soruşturma sonucunda

başvurucunun, kamuoyunda "Ergenekon Soruşturması" olarak bilinen ve

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 2008/209 E. sayılı dava kapsamında

cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. Bu dava aynı Mahkemenin

2009/191 E. sayılı dosyasında birleştirilmiştir. Başvurucu bu dava kapsamında

tutuklu olarak yargılanmıştır.

11. Son olarak 12/7/2013

tarihinde tutukluluk hâlini inceleyen Mahkeme, başvurucunun tutukluluğunun

devamına karar vermiştir.

12. Bu karara yapılan itiraz,

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/7/2013 tarihli ve 2013/493 Değişik İş

sayılı kararıyla reddedilmiştir.

13. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi 5/8/2013 tarihli ve sayılı kararıyla başvurucunun üzerine atılı

suçlardan mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

14. Başvurucu 2/8/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Başvurucu 10/3/2014

tarihinde tahliye edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

16. Anayasa’nın 153. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Kanun, kanun hükmünde kararname

veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal

kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte

yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe

gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi

Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.”

17. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.

maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkemece iptaline karar verilen

kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü veya

bunların belirli madde veya hükümleri, iptal kararının Resmî Gazetede

yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Mahkeme gerekli gördüğü hâllerde,

Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe

gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabilir.”

18. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı

Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:

“Türk Ceza Kanununun 305, 318, 319, 323, 324, 325 ve

332 nci maddeleri hariç olmak üzere, İkinci Kitap

Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza

Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır.”

19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer

hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”

20. 5237 sayılı Kanun’un 220. maddenin

(5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde

işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.”

21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1)

Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin

bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.

İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa.

b) Şüpheli

veya sanığın davranışları;

1.

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık,

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a)

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

…

9. Suç

işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde

220),

10.

Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),

11.

Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312,

313, 314, 315)”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 15/10/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 2/8/2013 tarihli ve 2013/6098

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

23. Başvurucu, 3713 sayılı

Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrasına göre kendisine isnat edilen suçlar

bakımından 5271 sayılı Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin iki kat

uygulanmasını öngören hükmün, Anayasa Mahkemesince 4/7/2013 tarihinde iptal

edilmesine rağmen bu kararın kendisi hakkında uygulanmadığını, iptal kararı

tarihi itibarıyla 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresini doldurmasına rağmen tahliye

edilmediğini, iptal kararı sonrasında tutukluluk hâlinin yasal dayanağının

kalmadığını ve makul olmayan bir süredir tutuklu olduğunu ileri sürerek

Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

24. Başvurucunun iddialarının

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Tutukluluğun Kanuni

Süreyi Aştığı İddiası

25. Başvurucu, Anayasa

Mahkemesinin 4/7/2013 tarihli iptal kararıyla birlikte tutukluluğunun kanuni

dayanağının kalmadığını ileri sürmüştür.

26. Bakanlık, görüşünde 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında ağır cezalık suçlar için azami tutukluk

süresinin iki yıl olduğunu, bu sürenin zorunlu hâllerde üç yıl daha

uzatılabileceğini, uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk süresinin azami beş

yıl olabileceğini, başvurucunun 5237 sayılı Kanun’un 314. maddesinin (2)

numaralı fıkrası, 174. maddesi ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında tanımlanan suçları işlediği iddiasıyla yargılanarak

hakkında mahkûmiyet kararı verildiğini, Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013 tarihli

kararı ile 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrasını iptal

edildiğini, bahsi geçen kararın 2/8/2013 tarihli Resmî Gazete’de

yayımlandığını, gerekli yasal düzenlemenin yapılabilmesi için Anayasa’nın 153.

maddesi uyarınca iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin bir yıl ertelendiğini,

başvurucunun İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2013 tarihli mahkûmiyet

kararına kadar altı yıl on bir ay yirmi iki gündür tutuklu olduğunu ve bu

sürenin on yılı geçmediğini belirtmiştir.

27. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı Anayasa Mahkemesinin 21/11/2013 tarihli ve E.2012/1303 sayılı

bireysel başvuru kararına atıf yaparak azami tutukluluk süresinin beş yıl

olduğunu ve somut olayda bu sürenin aşıldığını belirtmiştir.

28. Başvurucunun, kanuni tutukluluk

süresinin aşıldığına ilişkin bu şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

29. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim

kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan

yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde

yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.”

30. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke

olarak ortaya konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 42).

31. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği; bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.

maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki

temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile

uyumludur (Savaş Çetinkaya, B.

No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).

32. Kişi hürriyeti ve güvenliğine

ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama

yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir.

Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfî bir şekilde özgürlüğünden

alıkoymaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi

özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun olması ve keyfî

uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinde yer alan

hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı

gereğince başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni” dayanağının bulunup

bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde ise

hukuk devleti ilkesi gereği, keyfîliği önlemek için

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (Murat Narman, § 44).

33. Tutuklamaya ilişkin hükümler 5271

sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre

kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (Murat Narman, § 45).

34. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hâllerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

35. Yargılandığı davada başvurucuya

isnat edilen fiiller, 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrası

kapsamında olup aynı fıkrada, bu fiiller bakımından 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen tutuklama sürelerinin iki katı

olarak uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla başvurucuya isnat olunan

fiiller bakımından uygulanacak toplam tutukluluk süresinin uzatma süreleri

dâhil azami on yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

36. 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin

beşinci fıkrası, Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013 tarihli ve E.2012/100, K.2013/84

sayılı kararı ile iptal etmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Ceza hukukunun, toplumun kültür

ve uygarlık düzeyi, sosyal ve ekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle

suç ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem

tercihinde bulunulması devletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda hukuk

devletinde, ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından kanun koyucu

Anayasa'nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak

koşuluyla, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayıldıkları

takdirde hangi çeşit ve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıyla karşılanmaları

gerektiği, hangi hal ve hareketlerin ağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarak

kabul edileceği gibi konularda takdir yetkisine sahip olduğu gibi ceza

yargılamasına ilişkin kurallar belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu,

görev ve yetkileri, işleyişi, yargılama usulleri ve yapısı hakkında da Anayasa

kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine

sahiptir.

Ceza

yargılamasına ilişkin kuralları ve bu kapsamda suç türlerine göre tutukluluk

sürelerini belirlemek kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunmakla

birlikte, gerek ulusal mevzuatta ve uygulamada gerekse de Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, ilk derece

mahkemelerince sanığın suçlu bulunarak mahkûm edilmesinden sonraki sürecin

tutukluluk olarak değerlendirilmediği de nazara alındığında, dava konusu

kuralda düzenlenen azami tutukluluk süresinin demokratik bir hukuk devletinde

kabul edilemeyecek kadar uzun olduğu, bu yönüyle kuralda tutuklamanın adeta bir

ceza olarak uygulanabilmesine imkân tanınarak, tutuklama tedbiriyle ulaşılmak istenen

hukuki yarar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı arasındaki makul dengenin

kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı aleyhine bozulmasına neden olunduğu…”

37. İptal kararının yürürlüğe gireceği

gün sorununu da inceleyen Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 153. maddesi ile 6216

sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası hükümlerine göre söz konusu

iptal kararının derhâl uygulanmasını “kamu düzenini ihlal edici nitelikte”

görerek iptal kararının Resmî Gazete’de

yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.

38. Somut olayda başvurucu Anayasa

Mahkemesinin anılan kararı üzerine tutukluluk hâline son verilmesi istemiyle

5/7/2013 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur.

Başvurucunun talebi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/7/2013 tarihli ve

2013/435 Değişik İş sayılı kararında “3713

sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Türk Ceza Kanununun

305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeleri

hariç olmak üzere, İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci

Bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama

süresi iki kat olarak uygulanır.” hükmünün Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013

tarihli ve E.2012/100, K.2013/84 sayılı kararıyla iptal edildiği, ancak

Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca söz konusu iptal kararının Resmi Gazetede

yayınlanması veya Resmi Gazetede yayınlanarak iptal gerekçesinde belirlenen

sürenin dolmasıyla yürürlüğe gireceği, bu bakımdan 3713 sayılı Kanun’un 10.

maddesinin beşinci fıkrasının halen yürürlükte olduğu, tutuklu sanığın

durumunun bu hükme göre değerlendirilmesi gerektiği, tutuklu sanık hakkında

tutmayı gerektirir somut delillerin mevcut olduğu, tutuklu sanığın üzerine

atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi içtihatlarında da tutuklama için makul şüphenin yeterli

görüldüğü, atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesi bulunan sanık

hakkında daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının

yetersiz kalacağı” gerekçesiyle reddedilmiştir.

39. Başvurucu, İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin 12/7/2013 tarihli kararına itiraz etmiş; itiraz, İstanbul 14. Ağır

Ceza Mahkemesinin 19/7/2013 tarihli ve 2013/493 Değişik İş sayılı kararında “tutukluluk hallerinin devamına ilişkin kararların ve

gerekçelerinin ortaya konulduğu Mahkemenin 27/7/2012 tarihli oturumunda

sanıklar için belirtilen tutukluluk gerekçelerinin usul ve yasaya uygun olduğu

ve herhangi bir isabetsizlik görülmediği” gerekçesiyle reddedilmiştir.

40. Anayasa

Mahkemesinin birçok içtihadında, tutukluluk süresinin hesabında ilk derece

mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması

gerektiği, yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm

edilen bir kişinin hukuki durumunun “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıktığı ve tutma

nedeninin ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma hâline

dönüştüğü, bu bakımdan temyiz aşamasında geçen sürelerin tutukluluk süresinin

değerlendirmesinde göz önünde bulundurulamayacağı belirtilmiştir (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §

41).

41.

Somut olayda başvurucu 12/6/2007 tarihinde gözaltına alınması ile İlk Derece

Mahkemesinin 5/8/2013 tarihli kararı üzerine hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmesi arasında yaklaşık altı yıl iki aylık bir

süre boyunca “bir suç isnadına bağlı olarak”

tutulmuştur. Her ne

kadar 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrası Anayasa

Mahkemesi tarafından 4/7/2013 tarihinde iptal edilmişse de iptal kararının

derhâl uygulanmasının kamu düzenini ihlal edeceği değerlendirilerek iptal

hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından

başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Başvurucunun

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu 2/8/2013 tarihi itibarıyla söz

konusu iptal hükmü yürürlüğe girmemiştir. Bu

hâliyle başvurucunun tutuklu kaldığı süre 3713 sayılı Kanun’un 10.

maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen on

yıllık azami süreyi aşmamıştır.

42. Açıklanan nedenlerle tutukluluğun

Kanun’da belirlenen azami süreyi aştığı yönündeki

şikâyetlerle ilgili olarak

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “kanunilik şartı”nın

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığı İddiası

43.

Başvurucu, uzun bir süredir

tutuklu olduğunu ileri sürmüştür.

44.

Bakanlık, tutukluluk süresinin

hesaplanmasında başlangıç noktasının başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına

alındığı tarih olduğunu, kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesi

kararıyla da olsa bir mahkeme kararıyla mahkûmiyetine karar verildiği tarihte

tutukluluğun sona ereceğini, bu tarihten itibaren tutmanın nedeninin “bir suç

şüphesi üzerine tutma” olmaktan çıkıp “mahkemelerce verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi” hâline

dönüşeceğini, başvurucunun gözaltına alınması ile Derece Mahkemesince karar

verilmesi arasında yaklaşık altı yıl iki ay tutuklu kaldığını, suç işlediği

şüphesiyle bir kişinin hürriyetinden mahrum bırakılabilmesi için ilgilinin

atılı suçu işlediği yönünde makul şüphe ya da inandırıcı nedenlerin

bulunmasının gerekli olduğunu, bu koşulun kişinin tutukluluğunun devam

ettirildiği her aşamada varlığını sürdürmesi gerektiğini ve makul şüphenin

ortadan kalktığı anda ilgilinin serbest bırakılması gerektiğini belirtmiştir.

45. Bakanlık ayrıca belirli bir sürenin ötesine geçen

bir tutukluluk süresinin makul olup olmadığını değerlendirirken somut olayın

kendine özgü koşullarının dikkate alınarak öncelikle makul şüphenin varlığını

sürdürüp sürdürmediğinin, derece mahkemelerinin kararlarında gösterilen

tutuklama nedenlerinin yargılamayı yapan mahkemenin yargılamayı süratle sona

erdirmesi açısından gerekli dikkati gösterip göstermediğinin, ulusal yargı

organlarının adli kontrole başvurma konusunu tartışıp tartışmadığının, davanın

karmaşıklığının, suçlamaların niteliği ve yargılama süresince yargılamayı

uzatma ya da makul sürede sona erdirme açısından başvurucunun tutum ve

davranışlarının dikkate alınması gerektiğini, AİHM’in

özellikle organize suçlulukla mücadelede tutuklu yargılanan bazı başvurucuların

dört yıl üç güne kadar uzayan tutukluluk sürelerini makul kabul ettiğini,

Almanya’ya karşı yapılan ve yaklaşık beş yıl altı ay süren bir tutukluluk

süresine ilişkin başvuruda olayın istisnai koşullarını, karmaşıklığını ve

başvurucunun soruşturulmasına neden olan eylemlerin ağırlığını dikkate alarak

söz konusu süreyi makul bulduğunu belirtmiştir.

46. Bakanlık son olarak başvurucunun, 5237

sayılı Kanun’un 314. ve 315. maddeleri ile 3713 sayılı Kanun'un 5. maddesi

kapsamındaki suçlardan yargılandığını, başvurucunun yargılandığı davanın

kapsamlı ve karmaşık olduğunu, başvurucuyla beraber toplam 275 sanığın

yargılandığını, dava dosyası kapsamında 3.500 ek klasör delil bulunduğunu, 22

davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle birleştirildiğini, Derece

Mahkemesince haftanın dört gününde duruşma yapıldığını, yetkili mahkemenin tutuklamanın devamına karar verirken

belirli bir süre suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrak kapsamına göre

adli kontrol tedbirinin de yetersiz kalacağı, yüklenen suçun CMK 100/3-a

maddesinde sayılan suçlardan olması gerekçelerine

dayandığını ancak 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin

ardından, yargılamayı yapan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 27/7/2012

tarihli 210. celsede başvurucunun tahliye talebinin yargılama dosyasının

kapsamındaki diğer sanıklardan ayrı olarak değerlendirildiğini belirtmiştir.

47. Başvurucu, Bakanlık görüşünde

belirtilen kararların hiçbirinin kendi durumuna örnek teşkil etmeyeceğini zira

hiçbir kararda kendi durumu kadar uzun bir tutukluluğun söz konusu olmadığını

belirtmiştir.

48. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir.”

49. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasında, bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin yargılamanın

makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

50. Tutukluluk süresinin makul olup

olmadığı konusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı

her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Anayasa’nın 38.

maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifadesini bulan masumiyet

karinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun ise

istisna olmasını gerektirmektedir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet

karinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının

mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (Murat

Narman, § 61).

51. Bir davada tutukluluğun belli bir

süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu

amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece

mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin

kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (Murat Narman,§ 62).

52. Tutuklama tedbirine, kişilerin

suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar

tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra

uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin

gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli”

görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de

incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya

sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin

değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte

değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca

ulaşılabilir (Murat Narman,§ 63).

53. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke

olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekir (Murat Narman, § § 6364).

54. Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir

yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması

kabul edilemez. Bununla beraber bir

zanlı ya da sanığın, tutukluluğu meşru kılan gerekçeler

gösterilerek tutuklanmasının keyfî olduğunu

söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı derecede kısa

gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama

kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu

çerçevede değerlendirilmemelidir (Kemal

Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 46).

55.

İtiraz

veya temyiz merciinin, itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve

bu karardaki gerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılı

olarak gerekçelendirmemesi, kural olarak gerekçeli karar hakkına aykırılık

teşkil etmez (Kemal Aktaş ve Selma Irmak, §

46).

56. Derece Mahkemesi, başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına karar verirken belirli bir süre “suçun vasıf

ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrak kapsamına göre adli kontrol

tedbirinin de yetersiz kalacağı, yüklenen suçun CMK 100/3-a maddesinde sayılan

suçlardan olması” gerekçesine dayanmıştır.

57.

Somut

olayda 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 27/7/2012 tarihli 210. celsede başvurucunun

tutukluluk durumunu değerlendirmiş ve şu gerekçelere yer vermiştir:

“a- Sanık hakkında 16.6.2007 tarihli tutuklama sebeplerinin

henüz ortadan kalkmamış olması,

b- Tanık beyanlarının mahkemece alınmasının henüz

tamamlanmamış olması, soruşturma ve kovuşturma aşamasında bazı sanıklar

tarafından tanıklar ve itirafçı sanıklara yönelik beyanlarını değiştirmeleri

konusunda menfaat, baskı ve tehdit uyguladıkları yönünde soruşturma ve

bulguların bulunması nedeniyle de delilleri karartma şüphesinin devam ettiği,

c- Mahkememizce yargılaması yapılan, örgüt yöneticisi ve

örgüt üyesi oldukları iddia edilen bir kısım sanıkların haklarında henüz

tahkikat başlamadan, bir kısmının da soruşturma ve kovuşturma aşamasında yurt

dışına kaçarak firari durumunda olması ve firar etmeye teşebbüs iddiasıyla

soruşturma açılmış olması nedeniyle, aynı örgüt kapsamında yargılanan ve

hakkında ağır cezai yaptırımlar istenen sanığın da kaçma şüphesinin bulunduğu,

d- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5.

maddesinde tutuklu yargılama için azami bir süre şartı getirilmediği, Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi uygulamasının da buna uygun olduğu, makul sürenin her

bir dava, özellikle bu dava gibi karmaşık kabul edilebilecek davalar için özel

olarak belirlenmesi gerektiği, görülmekte olan davanın kendine özgü yapısı,

nitelik ve nicelik olarak ulaştığı devasa boyut, birleşen dava ve sanık sayısı,

sanığa atılı suçun CMK 100. maddesinde düzenlenen ve katalog suçlar kapsamında

kabul edilen Devletin güvenliğine karşı suçlar ve Anayasal düzene ve bu düzenin

işleyişine karşı suçlar ile ayrıca Terörle Mücadele Kanunu kapsamında olduğu,

bu suçlar için kanunda öngörülen tutukluluk süresinin üst sınırının on yıl olması,

atılı suçların kanunda düzenlenen ceza miktarının alt ve üst sınırları, sanığın

tutuklulukta geçirdiği süre ve benzer yargılamalardaki uygulamalar da göz önüne

alındığında, tutuklu kalınan bu sürenin makul olduğu,

e- Dosyadaki toplam sanık sayısı, davanın başlangıcındaki

tutuklu sanık sayısı ile halen tutuklu olan sanık sayısı dikkate alındığında,

mahkememizin şimdiye kadarki uygulamalarında, tutuksuz yargılamanın asıl olup,

tutukluluğun istisna olarak uygulandığının görüldüğü,

f- Sanık hakkında tutuklama gerekçelerinin çok ayrıntılı,

somut olarak ve delillerin tartışılması suretiyle belirtilmesi halinde ihsas-ı

rey itirazlarının söz konusu olabileceği, bu nedenle suç şüphesinin tespitinde

bu durumun göz önünde bulundurulduğu,

g- Dosyamızda mevcut çok sayıda yazı ve belgeyle ilgili

inceleme raporları, uzman incelemesi raporları, ihbar mektupları, genelkurmay

başkanlığınca gönderilen yazı ve belgeler, telefon kayıtları, sanık hakkında

daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz

kalacağı anlaşıldığından tutukluluk

halinin devamına karar verilmesi gerekir...”

58. Makul sürenin hesaplanmasında

sürenin başlangıcı; başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltına alındığı

durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.

Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir. Ancak

kişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada mahkûmiyetine karar

verilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hâli sona erer (Murat Narman, §§ 66, 67).

59. Somut olayda

başvurucunun tutukluluk süresi 12/6/2007

tarihinde gözaltına alınması ile İlk Derece Mahkemesinin 5/8/2013 tarihli

kararı üzerine hapis cezası ile cezalandırılması arasında yaklaşık altı yıl iki

aydır.

60. Tutuklamanın devamına karar

verilirken davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden kişinin

durumunun da dikkate alınması bir zorunluluktur. Başvurucunun tahliye talebini

inceleyen Mahkeme, ret gerekçesinde başvurucunun kaçacağına ya da delilleri

karartacağına dair inandırıcı somut olgular ortaya koyamamıştır.

61. Mahkemenin, 6352 sayılı Kanun

kapsamında tutukluluk hâlinin yeniden değerlendirilmesi talebi üzerine verdiği

27/7/2012 tarihli kararında yer alan, dava kapsamında yargılanan sanıklardan

birkaçının kaçması ya da kaçmaya teşebbüs etmesi, yine bazı sanıkların

delilleri karartma girişiminde bulunması şeklindeki gerekçeleri, diğer

sanıkların da bunları yapabileceğine dair karine olarak değerlendirilemez. Aksi

takdirde masumiyet karinesi ve bununla bağlantılı olarak kişi hürriyetine

ilişkin ilkelerin zedelenebileceği açıktır. Bu nedenle aynı davada yargılanan

bazı sanıkların durumlarından hareketle genelleme yapılarak diğerlerinin de

aynı davranışta bulunabileceğini varsaymak, tutukluluk gerekçelerinin somutlaştırılmasını

engellediği gibi özgürlüğün esas, tutukluluğun istisna olduğu yönündeki

anlayışla da bağdaşmaz. Bu çerçevede tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda

ileri sürülen gerekçelerin “ilgili” ve “yeterli” olduğu söylenemez (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 117).

62. Özellikle 5271 sayılı Kanun’un 109.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında tutuklama yerine öngörülen adli kontrol

hükümlerinin 6352 sayılı Kanun’la yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği

5/7/2012 tarihinden itibaren başvurucu lehine de uygulanma imkânı ortaya

çıkmıştır. Buna rağmen anılan kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılan

müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından, mevcut adli kontrol

tedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu durumda

tutukluluğun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden

beklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

arasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı sürenin

makul olmadığı sonucuna varılmıştır.

63. Açıklanan nedenlerle başvurucunun

tutukluluk süresinin uzun olduğu yönündeki şikâyeti ile ilgili olarak

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50.

Maddesi Yönünden

64. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

65. Başvuruda, Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

66. Başvurucu herhangi bir tazminat

talebinde bulunmamıştır.

67. Başvurucu tarafından yapılan ve

dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

68. Kararın bir örneğinin ilgili

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A.

Başvurucunun iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.

Başvurucunun,

1. Kanun’da

belirtilen azami tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin iddiası yönünden

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Tutukluluk

süresinin makul olmadığına ilişkin iddiası yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu

tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Kararın

bir örneğinin Yargıtay 16. Ceza Dairesine gönderilmesine,

E.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına

15/10/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Raportör Yrd. : Yusuf Enes KAYA Başvurucu : Mehmet DEMİRTAŞ Vekili : Av. Zeynep KÜÇÜK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6098, 15 Ekim 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucu
  16. D. Kararın
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6098
Tarih
15 Ekim 2015

İlgili Kararlar

  • Oktay Öztürk Başvurusu (B. No: 2013/6800)
  • Sermet Gökçe Başvurusu (B. No: 2013/3736)
  • Sevinj İbrahimova Başvurusu (B. No: 2013/7512)
  • Kemal İnan Başvurusu (B. No: 2013/1524)
  • Mürsel Malkoç Başvurusu (B. No: 2013/9466)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu Başvurusu (B. No: 2014/8691)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.