İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2013/5574)

1. Başvurucu, ulusal bir gazetede hakkında çıkan haberler

Başvuru No2013/5574Tarih30 Haziran 2014Okuma36 dk · 7.185 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İlhan Cihaner Başvurusu (2)

Karar tarihi
30 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/5574
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.185 kelime·36 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, ulusal bir gazetede hakkında çıkan haberler

nedeniyle kişilik haklarına zarar verildiğini, olay sebebi ile başvurduğu hukuk

yollarından sonuç alamadığını belirterek anayasal haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 25/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde

Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 31/10/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 4/12/2013 tarihinde yapılan toplantıda

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 6/12/2013 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 4/2/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 5/2/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık

görüşüne karşı beyanlarını 27/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Yaklaşık 20 yıldır ve ulusal düzeyde yayımlanan Yeni

Şafak Gazetesinin 19/2/2010 tarihli nüshasında, o tarihten önce Erzincan

Cumhuriyet Başsavcısı olan başvurucu kastedilerek, “Savcı Boğazına Kadar Batmış” başlığı altında yayın

yapılmıştır.

9. Gazetenin birinci sayfasında “Savcı Boğazına Kadar Batmış” başlığı kullanılmış ve altında

“HSYK’ nın yargı

darbesiyle görevden aldığı Başsavcı Osman Şanal, Ergenekon’a üye olmak

suçlamasıyla tutuklanan Savcı İlhan Cihaner’le ilgili

şok bilgilere ulaştı. Jandarma ve MİT mensupları, Cihaner’in

başkanlığında cemaatlere komplo için bir araya geldi” şeklinde

başvurucuya bazı suçlamalar yöneltilmiştir.

10. Haberin devamı gazetenin 11. sayfasında yer almakta ve

yaklaşık bir tam sayfayı kaplamaktadır. Sayfanın başında büyük puntolarla “Çiçek’le kahvaltıdan sonra düğmeye bastı”

başlığı tercih edilmiştir. Daha sonra başlığın altında “Ergenekon'a üye olmak suçlamasıyla tutuklanan

Başsavcı İlhan Cihaner'in, 'İrtica ile Mücadele Eylem

Planı'nda imzası bulunan Albay Çiçek'le orduevinde buluştuğu ortaya çıktı. Cihaner görüşmeden yaklaşık 2 ay sonra 2007'de cemaatlere

yönelik başlattığı soruşturmayı 16 ili kapsayacak şekilde genişletme kararı

aldı” ifadelerine yer verilmiştir.

11. Başvurucu ile birlikte iki üst düzey askeri yetkilinin de

fotoğrafının kullanıldığı haberin geri kalanı şu şekildedir:

“HSYK tarafından özel yetkileri alınan Erzurum

Cumhuriyet Başsavcısı Osman Şanal'ın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına

alınarak sorgulanıp, tutuklanan Erzincan Cumhuriyet Başsavcı İlhan Cihaner'in, 'AK Parti ve Gülen'i Bitirme Planı'nda imzası

bulunan Albay Dursun Çiçek'le 29 Mart yerel seçimlerinden önce orduevinde

buluştuğu ortaya çıktı. Çiçek'in Ocak-Şubat 2009'da Erzincan'a giderek, önce

Ergenekon kapsamında 'şüpheli' olarak ifadeye çağrılan Orgeneral Saldıray Berk'in başında bulunduğu 3. Ordu Komutanlığı'nda

görüşmelerde bulunduğu ardından, Başsavcı Cihaner'le

orduevinde kahvaltı yaptığı tespit edildi. Bu görüşme trafiği, Cihaner hakkında 'Ergenekon Terör Örgütü'ne üye olmak

suçlamasıyla başlatılan soruşturma dosyasına da girdi.

Görüşmeden Sonra Açıldı

Cemaatler ve polise komplo kurarak, 'Darbe Andıcı'nı Erzincan'da uygulamaya koymakla suçlanan Cihaner-Çiçek görüşmesi, Erzincan Orduevi'nde 29 Mart yerel

seçimlerinden önce, Ocak-Şubat'ta gerçekleşti. Görüşmenin, Cihaner'in,

2007'de cemaatlerle ilgili başlattığı ve ancak 2 yıl sonra 2 Mart 2009'da 16

ilde ünlü işadamları ve tanınmış siyasetçileri de

dahil edecek şekilde genişletmesinden önce gerçekleşmesi dikkati çekti.

Gizli Tanık da Anlattı

Şanal'ın yürüttüğü soruşturmada bir gizli

tanığın verdiği ifadelerde de orduevindeki Cihaner-Çiçek

buluşmasıyla ilgili detaylı bilgilerin yer aldığı öğrenildi. Cihaner'e savcılık sorgusunda da "Albay Dursun Çiçek'i

tanıyor musunuz, daha önce buluştunuz mu, Darbe Andıcı'nı

gördünüz mü" diye soruldu. Cihaner ise Çiçek'i

tanımadığını ve kendisiyle karşılaşmadığını, telefonda görüşmediğini söyledi.

Sizi Ziyaret Etti Mi?

Savcılar sorguda Cihaner'e,

orduevindeki buluşmayla ilgili olarak da "Çiçek Erzincan'da sizi ziyaret etti

mi?", "Kahvaltıda buluştuğunuz tespit edilmiştir, kahvaltıda neleri

değerlendirdiniz?", "Gizli tanık 'Munzur'un beyanına göre Çiçek,

Ocak-Şubat 2009'da gelmiş, heyetçe karşılanmış, özel araçla 3. Ordu

Komutanlığı'na gitmiştir. Sizin de görüştüğünüz dikkate alındığında, ne amaçla

gelmiştir? Plan konusunda görüştünüz mü" sorularını yöneltti.

Yedek Plan 3. Ordu'dan

Cihaner'e sorguda sorulan bir soru, asker ve MİT mensuplarının tutuklanmasından

sonra şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılan Orgeneral Saldıray

Berk'in komutanlığını yaptığı 3. Ordu'da alternatif bir planın hazırlandığını

ortaya koydu. Cihaner'e savcılar "Şüphelilerin

tutuklanmasından sonra, 3. Ordu Komutanlığı çıkışlı yeni bir plan yapıldığı,

evler kiralanıp, askerlerin yerleştirileceği, Gülen Cemaati'ne ait görüntü

verileceği, baskın yapılıp, cemaat üyelerinin hem silahlı terör örgütü üyesi

olduğu ispatlanacak hem de bu cemaatin Silahlı Kuvvetler'de

illegal kadrolaşma yaptığı izleniminin verileceğine dair bir plan yapıldığı

tespit edilmiştir. Bu girişimlerde sizin konumunuz nedir?" diye sordu.

Paşa Bombaları Biliyor

Tutuklanan Üsteğmen Ersin Ergut'un

hard diskinde ele geçirilen bir belge de polise kurulacak komployu deşifre

etti. Belgeden Cihaner, Alay Komutanı Albay Recep

Gençoğlu ve Orgeneral Berk'in yalancı tanıklarla polisin olduğu kanıtlanacak

bombaların baraja atılmasından haberi olduğu tespit edildi.

'Gülen grubu için delil yaratılacak'

Soruşturmada, Başsavcı Cihaner'in

İl Jandarma İstihbarat Komutanlığı'nda, daha sonra tutuklanan şüpheliler MİT

Bölge Müdürü ve dönemin Jandarma İl Alay Komutanı Albay Recep Gençoğlu ile

toplantılar düzenlediği de tespit edildi. Cihaner'in,

İl Jandarma İstihbarat Karargahı'ndaki toplantılarının bazılarına da başkanlık

yaptığı öğrenildi. Soruşturma kapsamında tutuklanan Üsteğmen Ersin Ergut'ta ele geçirilen notlarda, Cihaner'in

toplantıya başkanlık ettiği ve "Gülen grubunun bir suç örgütü olduğu

ispatlanacak, bunun için de delil yaratılacak" şeklinde ifadelerin yer

aldığı tespit edildi. Bu durum sorguda İlhan Cihaner'e

soruldu. Cihaner iddiaları yalanladı.

Cemaat Evlerine Silah Konacaktı

Soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan

gizli tanık 'Efe' ve 'Munzur', Alay Komutanı Albay Recep Gençoğlu ve Savcı

İlhan Cihaner'in, tutuklanan Astsubay Şenol Bozkurt'u

öğrenci evleri tutmakla görevlendirdiğini söylediler. Gizli tanıklar,

"Öğrenciler cemaat evlerine ve yurtlarına, gidip geleceklerdi. Evlere

silah konulacaktı. Eş zamanlı operasyonlarda silahlar ele geçirilip, cemaati

silahlı terör örgütü gibi göstereceklerdi" şeklinde ifade verdi. Sorguda

savcı, gizli tanıkların ifadeleri ve ele geçirilen delillerin Albay Dursun

Çiçek imzalı "AK Parti ve Gülen'i Bitirme Planı" ile örtüştüğünü

belirterek, Cihaner'den savunmasını istedi.

Can güvenliğim yok diyen 'Munzur' kayıp

Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in

tutuklanması ile ilgili tartışmalar sürerken dün flash

bir gelişme yaşandı. Erzincan Emniyet Müdürlüğü'ne gelen ihbar telefonunda

kendisini 'Munzur' kod adlı gizli tanığın yakın arkadaşı olarak tanıtan bir

kişi "Munzur'un can güvenliğinden endişeliyim" dedi. Bu telefonun

ardından Gizli tanık Munzur'un kayıplara karıştığı ifade edildi.

Şantaja Yardım Et

Erzurum Başsavcılığı tarafından yürütülen

soruşturma kapsamında tutuklanan Jandarma İstihbarat Şubesinde görevli Ş.T.'nin, Munzur'dan kimi bürokratlara ve cemaat evlerine

yönelik komplo kurulmasına yardımcı olması için baskı yaptığı öğrenildi.

Astsubay Ş.T.'un Gizli Tanık "Munzur'u "Bu

işlerden sıyralamazsın bir defa bizim içimize düştün,

dediklerimizi yerine getireceksin. Çok sırrımızı biliyorsun, seni

bitiririz" şeklinde tehdit ettiği de ifadelerde yer alıyordu.

Jandarma Tehdit Ediyor

İhbarda bulunan kişinin telefonda Emniyete

ihbar hattına şöyle dediği kaydedildi: "Munzur, dün akşam Osman Şanal

isimli savcının görevinden alınması sonrası can güvenliğinden iyice endişe

etmeye başladı. Bunu fırsat bilen bazı Jandarma görevlilerinin kendisini tehdit

ettiğini, kendisinden haber alamaması durumunda hemen polise ulaşmamı

istedi." Geçmişte bölgede binlerce faili meçhul cinayetin işlendiği ve son

dönemde Temizöz (Faili Meçhuller) Davası'nda tanıkların tehdit ve şantajla

ifadelerini değiştirmeye zorlandıkları biliniyor.

Paşalar polis koruma istemedi

Ergenekon Soruşturması kapsamında 26 Şubat'a

kadar ifade vermesi beklenen Erzincan 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray

Berk ile 2. Ordu Komutanı Org. Necdet Özel, Genelkurmay Başkanlığı'nda görüşme

yapmak için önceki gün geldikleri Ankara'da tahsis edilen polisleri istemedi. Temaslarda

bulunmak için gelen 2 paşaya askerler refakat etti.”

12. Başvurucu, ayrıntıları yukarıda belirtilen Yeni Şafak

Gazetesinin 19/2/2010 tarihli nüshasında yer alan haber nedeniyle kişilik

haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla 18/2/2011 tarihinde Ankara 5. Asliye

Hukuk Mahkemesine tazminat davası açmıştır.

13. Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yeni Şafak Gazetesinde

yayınlanan yazının Anayasa’nın 28. maddesinde ve 9/6/2004 tarih ve 5187 sayılı

Basın Kanunu’nda güvence altına alınan basın özgürlüğünün sınırlarını aşmadığı

gerekçesiyle 30/6/2011 tarih ve E. 2011/76, K. 2011/296 sayılı kararı ile

davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

Basın özgürlüğünün Anayasanın 28. maddesi ile

5187 sayılı Basın Yasasının 1 ve 3. maddelerinde güvence altına alındığı,

basına sağlanan güvencenin amacının toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde

yaşayabilmesini gerçekleştirmek olduğu, bu durumun da halkın dünyada ve içinde

yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi

olması ile olanaklı olduğu, basının olayları izleme, araştırma, değerlendirme,

yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma yetkisi ve

sorumluluğu bulunduğu, ancak basın özgürlüğünün sınırsız olmayıp, basın özgürlüğü

ile Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile T.M.K.nun

24 ve 25. maddelerinde güvence altına alınan kişilik haklarının karşı karşıya

geldiği durumlarda iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekeceği,

burada temel ölçütün kamu yararı olduğu, özellikle yazının gerçek olması, kamu

yararı bulunması, toplumsal ilginin varlığı, konunun güncelliği gözetilerek

özle biçim arasındaki denge korunarak objektif sınırlar içinde kalınarak yayın

yapılması gerektiği ve o anda görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı

anlaşılan olayların yayınından basının sorumlu tutulmaması gerekmektedir.

Dava konusu olan Yeni Şafak Gazetesi'nin

19.02.2010 tarihli nüshasında yer alan haberin üst başlığında "Savcı

Boğazına Kadar Batmış" ifadelerinin yer aldığı, alt başlıkta "Albay

Çiçek ile Andıç kahvaltısı" diğer sahifedeki

yazı başlığında "Çiçek'le kahvaltıdan sonra düğmeye bastı"

ifadelerinin yer aldığı yazının başlık ve içeriği bir bütün olarak

değerlendirildiğinde, haberde Anayasanın 28. maddesinde ve Basın Yasasının 1.

ve 3. maddelerinde güvence altına alınan basın özgürlüğünün sınırlarının

aşılmadığı, haber verilirken basının kamuoyu oluşturma ve toplumsal eleştiri

hakkının kullanıldığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, haberin

görünürdeki gerçekliğe uygun olduğu, hukuka uygunluk sınırları içerisinde

kalındığı, başlıkta yer alan ifadelerin ve haberin içeriğinin davacının kişilik

haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığı, manevi tazminat koşullarının

gerçekleşmediği anlaşıldığından, davanın reddine karar vermek gerekmiştir.”

14. Başvurucunun temyizi üzerine söz konusu İlk Derece

Mahkemesi kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 27/5/2013 tarih ve E.

2012/11135, K. 2013/10003 sayılı ilamı ile onanmıştır.

15. Yargıtay ilamı, başvurucuya, 28/6/2013 tarihinde tebliğ

edilmiş ve başvurucu, 25/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. Anayasa’nın “Yargı

yetkisi” kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:

“Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız

mahkemelerce kullanılır.”

17. Anayasa’nın “Basın

hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesi şöyledir:

“Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi

kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

(İkinci fıkra mülga: 3.10.2001-4709/10 md.)

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini

sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın

26 ve 27 nci maddeleri

hükümleri uygulanır.

Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve

milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma

veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin

bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı

amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca

sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım hâkim kararıyla; gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir.

Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört

saat içinde yetkili hâkime bildirir. Yetkili hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı

hükümsüz sayılır.

Yargılama görevinin amacına uygun olarak

yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hâkim tarafından

verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz.

Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun

gösterdiği suçların soruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde

hâkim kararıyla; Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî

güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlâkın korunması ve suçların önlenmesi

bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili

kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu

kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime

bildirir; hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat

içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır.

Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma

veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır.

Türkiye’de yayımlanan süreli yayınlar,

Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel

ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlâka aykırı yayımlardan mahkûm olma

halinde, mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli

yayının açıkça devamı niteliğini taşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar hâkim

kararıyla toplatılır.”

18. Anayasa’nın “Mahkemelerin

bağımsızlığı” kenar başlıklı 138. maddesi şöyledir:

“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar;

Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm

verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı

yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;

genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama

Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme

yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme

kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir

suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

19. Anayasa’nın “Hâkimlik

ve savcılık teminatı” kenar başlıklı 139. maddesi şöyledir:

“Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri

istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin

veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük

haklarından yoksun kılınamaz.

Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan

dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği

kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar

verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”

20. Anayasa’nın “Hâkimlik

ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesi şöyledir:

“Hâkimler ve savcılar adlî ve idarî yargı

hâkim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hâkim ve

savcılar eliyle yürütülür.

Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve

hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.

Hâkim ve savcıların nitelikleri, atanmaları,

hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin

ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında

disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle

ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması

ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk

veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri

mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla

düzenlenir.

Hâkimler ve savcılar altmışbeş

yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler; Askerî hâkimlerin yaş haddi, yükselme

ve emeklilikleri kanunda gösterilir.

Hâkimler ve savcılar, kanunda belirtilenlerden

başka, resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.

Hâkimler ve savcılar idarî görevleri yönünden

Adalet Bakanlığına bağlıdırlar.

Hâkim ve savcı olup da adalet hizmetindeki

idarî görevlerde çalışanlar, hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümlere

tâbidirler. Bunlar, hâkimler ve savcılara ait esaslar dairesinde

sınıflandırılır ve derecelendirilirler, hâkimlere ve savcılara tanınan her

türlü haklardan yararlanırlar.”

21. 5187 sayılı Kanun’un 3. maddesi şöyledir:

“Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme,

yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.

Basın özgürlüğünün kullanılması ancak

demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve

haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu

güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının

veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının

sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 30/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 25/7/2013 tarih ve 2013/5574 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, başvuruya konu haberin Yeni Şafak Gazetesinde

yayınlandığı 19/2/2010 tarihinde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olduğunu ve o

tarihte adı geçen gazetenin sahibinin de içerisinde olduğu bazı kişiler

aleyhine ceza soruşturması yürüttüğünü, bu sebeple Yeni Şafak Gazetesinin

kendisi aleyhine mesleki itibarını ve kişilik haklarını hedef alan yayınlar

yaptığını ileri sürmüştür.

24. Başvurucu, ayrıca, 12/9/2010 tarihinde yapılan Anayasa

değişikliği referandumundan sonra Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda

değişiklikler yapıldığını, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının zarar

gördüğünü iddia etmiştir. Başvurucu, Yeni Şafak Gazetesi aleyhine açtığı

tazminat davasının bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkemede, iki celse süren

bir yargılama sonucunda ve Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararlarına aykırı

olarak reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil

yargılanma hakkının; kararın gerekçesinin yetersiz olması nedeniyle Anayasa’nın

141. maddesinin ve gazetede yayınlanan yazının kişilik haklarına zarar vermesi

nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

25. Başvurucu,

başvuruya konu kararları veren İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtay ilgili

dairesinin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia etmiştir.

26. Bakanlık

görüşünde başvurucunun, mahkemelerin ve buralarda görev yapan hâkimlerin

bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki şikâyetlerine ilişkin olarak somut bir

olgu ileri süremediği ve şikâyetlerin soyut nitelikli olduğu belirtilmiştir.

27. Anayasa’nın

30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Başvuru dilekçesinde… işlem, eylem ya da

ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan

Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin…, belirtilmesi gerekir….”

28. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

29. Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün bireysel başvuruların

içeriğini düzenleyen “Bireysel başvuru formu

ve ekleri” başlıklı 59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer

alır:

…

ç) Kamu gücünün

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların

tarih sırasına göre özeti.

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere

ait özlü açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel

hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

…”

30. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzüğün 59. maddesinin ilgili

fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan Anayasa

hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak

iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer.

31. Başvurucu, adı geçen gazetede yayımlanan haberin, gazete

sahibi hakkında yürüttüğü soruşturma üzerinde baskı kurmak amacı taşıdığını;

Cumhuriyet Başsavcısı sıfatı ile yürüttüğü mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef

haline getirildiğini; 2010 yılı Anayasa değişiklikleri ile yeni bir Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) oluştuğunu, yargıda kadrolaşmaya gidilmesi

nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsızlıktan uzak biçimde incelendiğini ileri

sürmüştür.

32. Başvurucunun iddialarına dayanak yaptığı HSYK seçimleri,

Anayasa’nın 159. maddesinin 7/5/2010 tarih ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti

Anayasası’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 22.

maddesi ile değiştirilmesi ve söz konusu değişikliğin 12/09/2010 tarihinde

yapılan referandum ile kabul edilmesinden sonra yapılmıştır.

33. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda

başvurucuların başvurularını titizlikle hazırlama ve takip etme yükümlülükleri

vardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvurucu, ihlal edildiğini iddia

ettiği Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak

suretiyle hukuki iddialarını kanıtlamak zorundadır. Başvurucu tarafından soyut

şekilde birtakım Anayasa hükümlerine atıfta bulunulması iddiaların ispatlandığı

anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu, Anayasa’ya

aykırılığının soyut biçimde ileri sürülmesini sağlayan bir yol olarak

düzenlenmemiştir.

34. Somut başvuru dosyasında, söz konusu HSYK seçimleri ve HSYK’nın işlemleri ile İlk Derece Mahkemesinin bağımsız ve

tarafsız olmadığı iddiaları arasında bir ilişki kurulamamış; sübjektif veya

objektif esaslar doğrultusunda İlk Derece Mahkemesinin bağımsızlığını ve

tarafsızlığını kuşkulu hâle koyacak bir durum tespit edilememiş ve yargılamanın

bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin herhangi bir husus da saptanmamıştır.

35. Açıklanan nedenlerle, ileri sürülen ihlal iddialarının

başvurucu tarafından kanıtlanamamış olması nedeniyle, başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası İle Kişinin Maddi ve Manevi

Varlığını Koruma Hakkının İhlali İddiası

36. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtayın

gerekçesiz bir şekilde karar verdiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun şikâyet

ettiği koşullar ve şikâyetlerini dile getirme biçimi dikkate alınarak bu

şikâyetlerin Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.

37. Başvurucunun, söz konusu gazetede yayınlanan yazı

nedeniyle kişilik haklarının zarar gördüğüne ve Anayasa’nın 17. maddesinin

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca

başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu

şikâyetlere ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve Bakanlığın

Görüşleri

38. Başvurucu, söz konusu günlük gazetede yayınlanan haberin

kişilik haklarına zarar vermesi nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, dava konusu haberin yapıldığı tarihten

önce kendisinin Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla söz konusu gazetenin sahiplerine

karşı bir soruşturma başlattığını, dava konusu haberin kendisine karşı

başlatılan karalama kampanyasının bir parçası olduğunu, haberin asıl amacının

başlatılan soruşturmayı yönlendirmek ve yargı organları üzerinde baskı kurmak

olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucuya göre kendisi yargısal faaliyetleri

nedeniyle hedef haline getirilmiş ve söz konusu haberde bir darbe planlayıcısı

gibi gösterilmesi nedeniyle kişilik hakları ihlal edilmiştir.

39. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) içtihatları hatırlatılarak başvurucunun özel hayatına müdahale

edildiğine dair şikâyetlerinin başvurucunun özel hayatı ile gazetecilerin basın

ve haber verme özgürlüğü arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığı açısından

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

40. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu cevabında, başvuru

dilekçesindeki iddiaları tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca kendisinin haberde

zikredilen olayların geçtiği dönemde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olduğunu,

ifade özgürlüğünün Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine

getirilmesi” amacı ile sınırlanabileceğini, yargı gücünün otorite ve

tarafsızlığının sağlanması için bir yargı görevlisi olarak kendisinin korunması

amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlanması gerektiğini ileri sürmüştür.

b. Genel İlkeler

i. Kişinin Manevi Bütünlüğü

41. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

42. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17.

maddesinde yer alan “manevi varlık”

kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan

kişisel şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin

saldırılarını önlemekle yükümlüdür. (B.No:

2013/1123, 2/10/2013, § 33) Başka bir deyişle kişisel itibarının korunması

hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır ve

şeref ve itibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın ve yayın yolu ile

yapılan yayınlara karşı bireyin korunmaması halinde Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir.

43. AİHM, kişisel şeref ve itibara yapılan müdahaleleri

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “özel ve aile yaşamına, konuta ve haberleşmeye saygı hakkı”

kenar başlıklı 8. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM’e

göre kişisel itibarın korunması hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından

korunan özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır (Bkz. X ve Y/Hollanda,

B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 22; Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03, 15/11/2007 § 35; Axel Springer AG/ Almanya, B. No: 39954/08, 7/2/2012, § 83). Aynı şekilde, gazete

makalesinde hakaret içerdiği iddia edilen beyanlara kaşı bir kimsenin

itibarının korunması hakkı da (White/İsveç, B. No: 42435/02, 19/12/2006, § 19 ve 30) eleştirel bir gazete

makalesine karşı kişinin korunmadığı iddiası da (Minelli/İsviçre, (kk), B. No: 14991/02, 14/06/2005)

özel yaşam kapsamında görülmüştür.

44. Kamusal bir tartışma bağlamında ve yayımlanan yazılar

nedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı, kişisel kimliğinin ve

manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (Bkz.

Pfeifer/Avusturya, § 35) ve Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır.

45. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının

olaya uygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının belli bir

ağırlık düzeyine erişmiş olması ve kişinin itibarına saygı gösterilmesini

isteme hakkından başvurucunun kişisel olarak yararlanmasına zarar verecek

şekilde yapılmış olması gerekir (bkz. Mater/Türkiye,

B. No: 54997/08, 16/7/2013, § 52).

46. Ayrıca, öngörülebilir şekilde, kişinin kendi eylemleri

sonucu ortaya çıkabilecek itibarının zedelenmesi olgusundan şikâyet etmek için

Anayasa’nın 17. maddesi ileri sürülemez (bkz. Mater/Türkiye,

B. No: 54997/08, 16/7/2013, § 52).

47. İnceleme konusu olan dava gibi davalarda söz konusu olan,

devletin bir eylemi değil ama yargı mercilerinin, başvurucuların kişisel

itibarlarına sağladıkları korumanın yetersiz olması iddiasıdır. Anayasa’nın 17.

ve Sözleşme’nin 8. maddesi esas olarak kamu görevlilerinin keyfi müdahalelerine

karşı bireyi korumayı amaçlasa da söz konusu maddeler sadece devletin bu tür

müdahalelerde bulunmasından kaçınmasını sağlamayı amaçlamamaktadır. Anayasa’nın

17. maddesinin birinci fıkrasında mündemiç negatif yükümlülüğe, bireyin maddi

ve manevi varlığına etkin bir saygının sağlanması için gerekli pozitif

yükümlülükler eklenebilir. Bu yükümlülükler, kişilerin birbirleri ile olan

ilişkilerini de kapsayacak şekilde, kişisel itibarının korunmasını isteme

hakkına saygının güvence altına alınması amacıyla bir takım tedbirler

alınmasını gerektirebilir (Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında benzer kararlar

için bkz. X ve Y/Hollanda, B. No:

8978/80, 26/3/1985, § 23; Von Hannover/Almanya (no 2), B.

No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 98). Bu tedbirlere, kişisel

itibarın üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması hususunda da

başvurulabilir.

48. Başvuruya konu gazete haberinde, Erzincan Cumhuriyet

Başsavcısı iken olayların geçtiği tarihte Ergenekon Terör Örgütüne üye olmak

suçlamasıyla tutuklanan başvurucunun tutuklanmadan önce bazı askeri yetkililer

ile görüşmeleri ile sivil hükümete karşı bazı üst düzey askeri yetkililer

tarafından yapıldığı ileri sürülen darbe planına katıldığı ileri sürülmüş ve

bazı detaylara yer verilmiştir. Söz konusu haberdeki iddialar nedeniyle

başvurucunun kişisel itibarının korunması hakkına müdahale edildiği kabul

edilmelidir.

ii. Düşünceyi Açıklama

ve Yayma Özgürlüğü ile Basın Özgürlüğü

49. Mevcut başvuruda başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını isteme

hakkı ile ulusal günlük gazetenin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına

alınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26.

maddesinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü arasında

bir denge kurulması gerekmektedir. Bu sebeple, bu özgürlüklerin kullanımıyla

ilgili genel ilkelerin belirlenmesi gerekir.

50. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,

resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına

sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir

almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon,

sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına

engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik,

kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi

ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının

kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek

kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

51. Anayasa’nın “Basın

hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili fıkraları şöyledir:

“Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi

kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini

sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın

26 ve 27 nci maddeleri

hükümleri uygulanır.

…”

52. Anayasa’nın 26. maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiştir

ve “başka yollar” ifadesiyle her

türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (B.No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).

53. Anayasa’da basın özgürlüğüne ilişkin olarak daha ayrıntılı

düzenlemeler de yer almıştır. Basın özgürlüğü alanındaki temel düzenleme

Anayasa’nın 28. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, basılmış materyalleri

kapsayacak, ancak görsel ve işitsel iletişim araçlarını dışarıda bırakacak

şekilde düzenlenmiştir. Nitekim düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün

düzenlendiği Anayasa’nın 26. maddesinde “…radyo,

televizyon, sinema veya benzeri yollarla yayımların izin sistemine…”

bağlanabileceği belirtilerek, bu iletişim araçlarının düşünceyi açıklama ve

yayma özgürlüğünden yararlanabileceği belirtilmek istenmiştir. Anayasa’nın 28.

maddesine ilave olarak 29. maddede süreli ve süresiz yayın hakkına, 30. maddede

basın araçlarının korunmasına yer verilmiştir. Anayasa’nın 31. maddesinde ise

kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından

yararlanma hakkı düzenlenmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın basın özgürlüğünü

düzenleyen hükümlerinde yer alan “yazanlar”,

“bastıranlar”, “başkasına verenler”, “dağıtımı önleme”, “toplatma”, “süreli yayın” ve “süresiz

yayın” gibi ifadeler ancak “gazete”,

“kitap”, “dergi” gibi basılıp çoğaltılabilen kitle

iletişim araçları için kullanılabilir. Dolayıyla, Anayasa’ya göre basın, kitle

iletişim araçlarından biridir; ancak diğer kitle iletişim araçlarından

ayrılarak özel olarak korunmuştur.

54. Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, Anayasa’da yer

alan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmını doğrudan etkiler. Gerçekten

de gazete, dergi veya kitap biçiminde basın yayın yoluyla düşüncenin

yayılmasının başlıca aracı olan basın özgürlüğü de düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlüğünün kullanılma biçimlerinden birisidir. Basın özgürlüğü, Sözleşme’de ayrı bir madde olarak değil ifade özgürlüğüne

ilişkin 10. maddenin altında koruma altına alınmıştır. Sözleşme’nin 10.

maddesi, yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini

de koruma altına almaktadır.

55. AİHM içtihatlarında sıklıkla vurgulandığı gibi ifade

özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun

ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini

oluşturmaktadır. AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak

üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız

veya ilgisiz kabul edilen “bilgi”

ve “fikirler” için değil,

incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli

olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM’e göre

ifade özgürlüğü, yokluğu halinde “demokratik

bir toplum”dan

söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.

10. maddede güvence altına alınan bu hak, bazı istisnalara tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın

sınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir (başka kararlar yanında bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, §

49).

56. Buna karşın basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28-32.

maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir. Basın özgürlüğü, gazete, dergi, kitap

gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi, haber ve

eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını kapsar (bkz. AYM, E.1996/70,

K.1997/53, K.T. 5/6/1997). Basın özgürlüğü düşüncenin iletilmesini ve

dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar.

Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla

açıklanabilmesi, açıklanan düşünceye paydaş sağlanabilmesi, düşünceyi

gerçekleştirme konusunda ilgililerin ikna edilebilmesi çoğulcu demokratik

düzenin gereklerindendir. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile

basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir.

57. Demokratik bir sistemde, devletin eylem ve işlemlerinin,

adli ve idari yetkililerin olduğu kadar, basının ve aynı zamanda kamuoyunun da

denetimi altında bulunması gerekmektedir. Yazılı, işitsel veya görsel basın

kamu gücünü kullanan organların siyasi kararlarını, eylemlerini ve ihmallerini

sıkı bir denetime tabi tutarak ve vatandaşların karar alma süreçlerine

katılımını kolaylaştırarak demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesini ve

bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerini güvence altına almaktadır (benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Lingens/Avusturya,

B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 41; Özgür

radyo-Ses Radyo Televizyon Yapım ve Tanıtım AŞ/Türkiye, B. No:

64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00, 64184/00, 30/3/2006 § 78; Erdoğdu ve İnce/Türkiye, B. No: 25067/94,

25068/94, 8/7/1999, § 48). Bu sebeple basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve

yaşamsal bir özgürlüktür (bkz. AYM, E.1997/19, K.1997/66, K.T. 23/10/1997).

58. AİHM, birçok sefer demokratik bir toplumda basının

oynadığı temel rolün altını çizmiştir. Her ne kadar, özellikle de başkalarının

şöhret ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak, bazı sınırları aşmaması

gerekse de basının, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını

ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. Onun böyle konularda bilgi ve

fikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkı

eklenir. AİHM’e göre bu görevi olmasaydı basın,

vazgeçilmez “bekçi köpeği” rolünü

oynayamazdı (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç [BD], B. No: 21980/93,

20/5/1999, §§ 59 ve 62; Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No: 49017/99,

17/12/2004 § 71).

59. Ayrıca bu tür başvurularda basının yerine geçip belli bir

durumda kullanılacak haber yapma şeklinin ne olacağını belirlemenin yargı

mercilerinin görevi olmadığı (Jersild/Danimarka,

B. No: 15890/89, 23/9/1994, § 31) göz

önünde bulundurulmalıdır.

60. Sosyal görevini yerine getirebilmesi için basının özgür

olması kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesi de şarttır. Basın

özgürlüğünde belli ölçüde abartıya ve hatta tahrik yoluna başvurmak mümkün olsa

da (Prager ve Oberschlick /Avusturya,

B. No: 15974/90, 26/4/1995, § 38) bu

özgürlük aynı zamanda ilgililerin meslek ahlâkına saygı göstererek doğru ve

güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareket etmelerini de

zorunlu kılmaktadır (Bladet Tromsø ve Stensaas / Norveç [BD], B. No: 21980/93,

10/5/1999, § 65).

61. Gerçekten de kötü niyetli olarak gerçeğin çarpıtılması

bazen kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşabilir. Gerçeğe uygun bir beyana,

kamuoyunun gözünde yanlış bir imaj uyandırabilecek vurgular, değer yargıları,

varsayımlar hatta imalar eşlik edebilmektedir. Dolayısıyla haber verme görevi

zorunlu olarak ödev ve sorumluluklar ve basın kuruluşlarının kendiliğinden

uymaları gereken sınırlar içermektedir. Bu durum özellikle basında yer alan

söylemlerde isimleri zikredilen kişilerin ciddi şekilde itham edilmeleri

hallerinde geçerlidir (bkz. Mater/Türkiye,

B. No: 54997/08, 16/7/2013, § 54-55).

62. Mutlak değil sınırlanabilir birer hak olan düşünceyi açıklama

ve yayma özgürlüğü ile onu tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan basın

özgürlüğü Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlükleri sınırlama rejimine

tabidir. Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü fıkrasında basın özgürlüğünün

sınırlanmasında 26. ve 27. madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Böylece basın özgürlüğü, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile ilgili genel

hüküm niteliğindeki 26. maddedeki ve sanatsal ve akademik ifadelerle ilgili 27.

maddedeki sınırlama rejimine tabi tutulmuştur. Basın özgürlüğüne yönelik diğer

sınırlamalar ise 28. maddenin beşinci ve izleyen fıkralarında yer almıştır.

Basının, Anayasa’nın 26., 27. ve 28. maddelerinde sayılan sınırlandırmalardan

biri olan “başkalarının şöhret veya

haklarının, özel veya aile hayatlarının” korunması için konmuş olan

sınırlandırmalara uyması gerekir.

63. Son olarak halkın da bu tür bilgileri almaya hakkı

vardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna, çeşitli fikir ve tutumlarının iletilmesi ve

bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini

sağlamaktadır (benzer yöndeki bir karar için bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, §§ 41-42).

iii. Olgusal İddialar ve Değer Yargıları

64. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin

başvuranı aşırı bir eleştiriden korumakta yetersiz kalıp kalmadıkları

incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki ihtilaf, büyük

ölçüde, dava konusu haberin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı

olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada, maddi olgular ile değer

yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilse

de, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün

olmadığı hatırda tutulmalıdır (bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46).

iv. Denge Kurmak İçin Başvurulan Uygun Kriterler

65. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu,

prensip olarak, başvurunun ihtilaflı makale veya haberi yayımlamış olan gazete

tarafından Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerine dayanılarak yapılmış olması ile

bu haber veya makaleye konu olan kişi tarafından Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasına dayanılarak yapılmış olmasına göre değişmez. Gerçekte bu

hakların her ikisi prensip olarak eşit bir saygıyı hak etmektedirler (benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Von

Hannover/Almanya (no 2) B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 106).

66. Yargı mercilerinin bu iki hak arasında Anayasa Mahkemesi

içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir şekilde bir denge kurmaları

gerekir. Basın özgürlüğü ve bu kapsamda düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü

ile itibarın korunması hakkı arasında bir denge kurulmasıyla ilgili olarak

mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler aşağıda sayılmıştır.

α) Kamu yararına katkı

67. Birinci temel unsur, haber, makale veya fotoğrafların

basında çıkmasının kamu yararına yönelik bir tartışmaya yapacağı katkıdır (Von Hannover/Almanya (no 2) B.

No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 109). Genel yarar konusu olan hususların belirlenmesi ihtilaflı

yazıların içerikleri ile birlikte somut davanın şartlarına da bağlıdır. Ancak

sadece yayımın siyasi konular ya da işlenen suçlarla ilgili olduğu ( bkz. Egeland ve Hanseid/Norveç,

B. No: 34438/04, 16/4/2009, § 58) durumlarda

böyle bir yararın varlığı kabul edilmelidir.

β) Hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve haber veya makalenin konusu

68. Hedef alınan kişinin rol ve fonksiyonu ve haber, yazı,

röportaj ve/veya fotoğrafa konu faaliyetin niteliği bir önceki kriterle

bağlantılı önemli başka bir kriter oluşturmaktadır. Burada sıradan bireyler ile

kamusal şahıs ya da siyasi kişilik olarak kamusal alanda hareket eden bireyleri

ayırmak yerinde olur. Kamu tarafından tanınmayan bir kişi kişisel itibarına

saygı gösterilmesini isteme hakkına ve özel hayat hakkına ilişkin özel bir

korumadan yararlanmayı talep edebilirken, kamu tarafından tanınan bireyler için

bu derecede bir koruma söz konusu değildir (kamu tarafından tanınan kişiler

için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k),

B. No: 14991/02, 14/6/2005). Mesela resmi bir görevi yerine getiren siyasi

kişilikler hakkında demokratik toplumdaki bir tartışmaya katkı sunabilecek

olaylardan bahseden bir haber ile böyle bir görev yerine getirmeyen bir kişinin

özel hayatıyla ilgili detaylar üzerine yapılan bir haber, bir tutulamaz (Von Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, §

63).

69. Anılan birinci durumda basının rolü basının bir

demokraside kamu yararı bulunan konularda bilgi ve fikir iletme yükümlülüğü

olan “bekçi köpeği” fonksiyonuyla

örtüşüyorsa da, ikinci durumda bu rol tali önemdedir.

Aynı şekilde kamunun bilgilenme hakkı, kamuda tanınan kişilerin, kamu

görevlilerinin ve özellikle de siyasi kişiliklerin, özel hayatlarının çeşitli

boyutlarına belli bazı durumlarda üstün gelebilse de, yayımlanan haberler ile

onlara eşlik eden fotoğraf ve yorumların bu kişilerin sadece özel hayatlarıyla

ilgili detaylar hakkında olması ve belli bir kesimin bu konudaki merakını

gidermek dışında bir amaç taşımaması durumunda, ilgili kişiler belli bir üne

sahip olsalar bile, böyle bir üstün gelme durumundan bahsedilemez (Von Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, §

65). Bu en sondaki durumda ifade özgürlüğünün daha dar yorumlanması gerekir (Von Hannover/Almanya, B. No: 59320/00, 24/09/2004, §

66).

70. Mevcut başvurudaki gibi düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlüğü ve basın özgürlüğü ile başkalarının şöhret ve itibarlarının

korunmasının çatışması halinde, eğer şöhreti söz konusu olan kişi kamu

görevlisi ise dengeleme sırasında bu kişinin üstlendiği kamu görevi göz önüne

alınmalıdır. Bununla birlikte, kamu görevlilerinin siyasetçilerde olduğu gibi

her türlü söylemlerini yakın denetime açtıkları da söylenemez. Kamu

görevlilerinin, görevlerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için kamu güvenine

sahip olmaları gerekir ki bu da ancak onları asılsız suçlamalara karşı

korumakla sağlanabilir (bkz. Lesnik / Slovakya,

B. No: 35640/97, 11/6/2003, § 53).

γ) İlgili kişinin önceki davranışı

71. İlgili

kişinin haber veya yazının yayımlanmasından önceki davranışı ya da ihtilaflı

bilgilerin daha önce yayımlanmış olması da dikkate alınacak unsurlar içinde yer

almaktadır (Von Hannover/Almanya (no 2) B.

No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012 § 111).

δ) Yayımın içeriği, şekli ve sonuçları

72. Bir

gazetede haberin, röportajın, fotoğrafın veya makalenin yayımlanma şekli ve

hedef alınan kişinin orada sunulma biçimi de değerlendirmelerde göz önüne

alınmalıdır (bkz. Wirtschafts-Trend Zeitschriften-Verlagsgesellschaft

m.b.H./Avusturya (no 3),

B. No: 66298/01 ve 15653/02, 13/12/2005, § 47). Ayrıca haberin, ulusal veya yerel, tirajı az veya çok bir gazetede

yayımlanmış olmasına göre, yayım genişliği de önemli olabilir (bkz. Karhuvaara ve Iltalehti/Finlandiya, B.

No: 53678/00, 16/2/2005,

§ 47).

ε) Haber veya makalenin yayınlanma şartları

73. Son

olarak, haber veya makalenin yayınlanma şartlarının, söz konusu haberde yer

alan olayların geçtiği dönemde ülkede meydana gelen olaylar ışığında

değerlendirilmesi gerekir. Aynı zamanda hedef alınan kişi bakımından

müdahalenin başka bir ifadeyle haberin yayımlanmasının etkilerinin niteliğini

ya da ağırlığını göz önünde bulundurmak gerekir.

c. Bu ilkelerin mevcut olaya uygulanması

74. İlk olarak, bir ulusal günlük gazetede yayınlanan haber

veya yazıların olgular temelinde gelişen bir tartışmaya bir katkı sunup

sunmadığı ve içeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçip

geçmediği sorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda, bir haber veya yazının

kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber veya makalenin

yayımlanmasına o kadar çok boyun eğmesi gerekir. Aksine, yazının bilgilendirme

değeri ne kadar düşükse kişinin korunan çıkarına da o kadar çok üstünlük

tanınması gerekir.

75. Başvurucu, sözü geçen ulusal günlük gazetede yayınlanan

haber ve yazının gerçeğe aykırı bir şekilde yapıldığını ve haberin bütününün

kendisini örgüt üyesi gibi göstermek ve suçlayıcı iddialara yer vermek

suretiyle itibar ve kişilik haklarına zarar verdiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu, açtığı tazminat davasında İlk derece Mahkemesinin ve Yargıtayın, itibarını korumadıklarını şikâyet etmiştir.

76. Başvurucunun bireysel başvuru dilekçesine eklediği bilgi

ve belgelere göre İlk Derece Mahkemesinde yapılan yargılamada başvurucu, söz

konusu gazete haberinde verilen olayların gerçek dışı olduğunu ileri sürmüş

olmakla birlikte, gazetede yer alan haberdeki bilginin doğru olmadığını,

bilginin elde edilme yönteminin kabul edilemez olduğunu gösterebilmiş değildir.

Başvurucunun, söz konusu haberin kendisine yönelik karalama kampanyasının bir

parçası olduğu yönündeki soyut değerlendirmelerine karşı davalı, söz konusu

haberin gerçeklik, güncellik, kamu yararı, toplumsal ilgi ve konu ile ifadeler

arasında düşünsel bağ kuralları çerçevesinde yayımlandığını ileri sürmüştür.

Davalı söz konusu haberde aşağılayıcı ifadeler kullanılmadığını, söz konusu

haberin daha önce başka bir gazetede yer aldığını ve kendilerinin esas olarak

bu haberde yer alan bilgilerden faydalandıklarını, haberin görünür gerçeğe

uygun olduğunu ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesi de başvurucunun talebini,

söz konusu haberin bir bütün olarak görünür gerçeğe uygun olduğu ve özle biçim

arasındaki dengenin bozulmadığı gerekçesi ile reddetmiştir.

77. Söz konusu gazete haberinde esas olarak, başvurucunun

özel yetkili mahkemece tutuklanmasına sebep olan bazı faaliyetler yer

almaktadır. Bu kapsamda başvurucunun bazı askeri yetkililerle görüştüğü, bu

görüşmelerden sonra başvurucunun daha önce çeşitli dini cemaatlere yönelik

olarak başlattığı soruşturmanın 16 ili kapsayacak şekilde genişletildiği,

başvurucunun yaptığı soruşturma ile asıl amacının iktidarda olan hükümet ile

soruşturulan dini cemaatler arasında irtibat sağlayarak planlanan askeri

darbeye zemin hazırlamak olduğu ileri sürülmektedir. Söz konusu haberde

başvurucunun özel yetkili savcılar tarafından sorgulanması sırasında

başvurucuya yöneltilen sorular ile başvurucunun tutuklanmasına neden olan

faaliyetlere ilişkin olarak dinlenen iki gizli tanık ve bazı asker kişilerin

beyanlarına yer verilmiştir. Başvurucu soyut olarak söz konusu beyanların doğru

olmadığını ileri sürse bile kendisinin tutuklanmasına neden olan deliller

arasında bulunan beyanlarla gazete haberinin karşılaştırılmasını istememiş, bu

tür bir delile dayanmamıştır. Başvurucu haberde geçen beyanların soruşturma

dosyasında olmadığını da ileri sürmemiştir.

78. Söz konusu habere göre başvurucu “Ergenekon Terör Örgütüne” üye olmaktan

tutuklanmıştır. Söz konusu “Örgüt”e

yönelik soruşturmalar 12 Haziran 2007 tarihinde, Trabzon İl Jandarma

Komutanlığı'na telefonla yapılan bir ihbar üzerine, İstanbul'un Ümraniye

ilçesinde bir gecekonduda polis tarafından yapılan arama ile başlatılmıştır.

Söz konusu polis operasyonu sonucunda çok sayıda askeri mühimmat ile birlikte

Türk Silahlı Kuvvetleri'nden emekli olmuş bir astsubaya ait bir adet flaş

belleğe el konulmuştur. Flaş bellekte yapılan incelemede "Lobi, Çok Gizli -

Aralık 1999/İstanbul isimli bir belgeye rastlanmıştır. Bu belgenin "Giriş" bölümünde, "(...) Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde

faaliyet gösteren 'Ergenekon'a bağlı olarak 'Sivil Unsurların' örgütlenmesi

zorunluluğu kaçınılmaz bir gerçektir" ifadelerinin bulunduğu

tespit edilmiştir. Elde edilen belge, içeriği ve el bombalarının ciddiyeti

dikkate alınarak soruşturma genişletilmiştir. Bu çerçevede, Ergenekon adı

verilen davada yargılanan birçok kişinin ev ve işyerlerinde aramalar yapılmış,

bu kişiler gözaltına alınmış ve bazıları da yetkili mahkemelerce

tutuklanmıştır. Yapılan aramalarda ve ilgililerin bilgisayarlarında çok sayıda

örgütsel doküman ve örgütün yapısını gösteren belgeler ele geçirilmiştir.

79. Ergenekon soruşturmasının başlangıç evresinde elde edilen

delillerden yola çıkılarak soruşturma Cumhuriyet Başsavcılığınca genişletilmiş

ve bu süreçte özellikle bazı emekli veya muvazzaf general ve subaylar

soruşturmaya dâhil edilmiştir. Bu kişilerin ev ve/veya işyerlerinde yapılan

aramalarda örgütün hiyerarşik yapısını gösterdiği iddia edilen deliller ile

Hükümeti zorla yıkmak için yapıldığı iddia edilen bazı planlar ele

geçirilmiştir. Ortaya çıkarılan planlar arasında "Sarıkız", "Yakamoz", "Eldiven", "Ayışığı", "Kafes" ve "İrtica ile Mücadele" isimli

eylem planları bulunmaktadır (söz konusu Ergenekon yargılamalarına ilişkin daha

geniş açıklamalar için bkz. B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 22-37).

80. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan

iddianamelerde Sarıkız, Kafes ve İrtica ile Mücadele Eylem Planı isimli

eylem planlarının askeri darbeden önceki sürece ilişkin oldukları ve bu

planlardaki temel amacın yapılacak askeri darbeye zemin hazırlamak olduğu; Yakamoz isimli eylem planının askeri

darbenin uygulanmasına ilişkin olduğu; Eldiven

isimli eylem planının ise askeri darbeden sonraki süreçte devletin ve siyasi

kurumların yeniden yapılandırılmasına ilişkin planları içerdiği belirtilmiştir.

81. Somut başvuruya konu gazete haberinde başvurucunun, “Ak Parti ve Gülen’i bitirme planı” olarak

anılan planı uygulamaya geçirdiği iddiasıyla tutuklandığı belirtilmiştir.

Dolayısıyla, söz konusu gazete haberi bu haberden önceki Ergenekon soruşturma

süreci ile birlikte değerlendirildiğinde ihtilaflı haber ve yazının, bir

ölçüde, kamusal nitelikli bir tartışmaya katkı sundukları kabul edilebilir. Bu

hususla ilgili olarak, basının kamusal nitelikli bütün sorunlarla ilgili olarak

bilgi ve fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bu bilgi ve fikirleri alma hakkının

eklendiği hatırlanmalıdır.

82. Son olarak başvurucunun olayların geçtiği zaman diliminde

üst düzey bir kamu görevi olan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olduğu ve gazete

haberinden önce meydana gelen olaylarla birlikte daha da artan ve itiraz

götürmeyen tanınmışlık derecesi dikkate alındığında, başvurucu, az bilinen bir

kişi olduğunu iddia edemez.

83. Buna karşın savcıların adalet sisteminin düzgün işlemesi

için görev yapan kamu görevlileri olduğu da unutulmamalıdır. Savcılar da diğer

kamu görevlileri gibi kamunun güvenine sahip olmalıdırlar (benzer bir karar

için bkz. Saday / Türkiye, B. No: 32458/96, 30/3/2006, §

33). Bu sebeple adalet sisteminde görev alan savcılarla birlikte hâkimleri ve

diğer yargı çalışanlarını asılsız suçlamalardan korumak devletin

görevlerindendir.

84. Demokratik bir toplumda, bireylere, yargı sistemi ve ona

dâhil olan kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı

tanınmış olmakla birlikte bu eleştirilerin kişilerin şeref ve itibarlarının

korunmasını isteme haklarını ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir.

85. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, ulusal günlük

gazetenin basın özgürlüğü ve bu bağlamda düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlükleri ile başvurucunun şeref ve itibarına saygı hakları arasında bir

denge kurma işlemi yapmıştır. İlk derece Mahkemesi, söz konusu haber ve

yazının, genel çıkarı ilgilendiren bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı

sorusuna özel bir önem vermiş, ayrıca haberin yapıldığı şartlar üzerine de

eğilmiştir. İlk Derece Mahkemesi davaya konu yazıda geçen olayların gerçekliği

meselesine eğilmiş ve haberin yayınlandığı tarihte meydana gelen olaylarla

haberin içeriği arasındaki öz-biçim ilişkisinin bozulmadığına ve gazete

haberinde geçen olayların “görünür

gerçekliğe uygun” olduğuna karar vermiştir.

86. Diğer yandan söz konusu gazete haberinde hiçbir şekilde

abartıya kaçılmadığı da söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğünün kapsamının,

demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadar

abartıya ve provoke etmeye izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği

kabul edilmelidir (Radio France ve Diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, §

37). Nitekim somut olayda İlk Derece Mahkemesi özellikle haberin

başlıklarındaki “savcı boğazına kadar batmış”

ve başvurucu hakkında Ergenekon Darbe Planı çerçevesinde “düğmeye bastı” şeklindeki abartılı

ifadeleri değerlendirmiş ve bu ifadelerin hukuka uygunluk sınırları içerisinde

kaldığına karar vermiştir.

87. Diğer taraftan, hakkında dava açılan haberde yer alan

iddialar, olgulara dayalı ithamlar şeklinde de değerlendirilse, değer yargıları

olarak da kabul edilse, İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun tutuklanmasına

ilişkin adli sürecin anlatıldığı haberde yer alan iddiaların olgusal temelden

tümüyle yoksun olmadıklarını değerlendirmiştir. İlk Derece Mahkemesi ayrıca,

hem düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğüne ve hem de bu

özgürlüklerin başkalarının kişilik hakları karşısındaki sınırlarına vurgu

yapmıştır.

88. Başvurucu, olayların meydana geldiği dönemde uzunca bir

süre kendisi hakkında eleştiriler içeren yazıların hedefi olmuştur. Ancak somut

başvuruya konu yazı, o dönemde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olan başvurucunun

görevine ilişkin değil hakkında yürütülen ve şüphelisi olduğu bir soruşturma

kapsamında tutuklanmasına neden olan olaylara ilişkin bir haber yazısıdır ve ne

başvuranın sahsına hakaret içermekte, ne ona karşı

şiddeti teşvik etmekte ve ne de başvurucunun yargı görevini engellemektedir.

89. Bu şartlarda, yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ve

yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payları

da dikkate alındığında, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan

pozitif yükümlülüklere uyulduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan sebeplerle bu

maddenin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiaları yönünden “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiaları yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun, maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

30/06/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Burhan ÜSTÜN

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Yunus HEPER

Başvurucu

:

İlhan

CİHANER

Vekili

:

Av. Mustafa

GÜLER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5574, 30 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 41; Özgür
  12. B. No: 15890/89, 23/9/1994, § 31) göz
  13. B. No: 15974/90, 26/4/1995, § 38) bu
  14. B. No: 34438/04, 16/4/2009, § 58) durumlarda
  15. Perktaş
  16. Cihaner
  17. Güler
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5574
Tarih
30 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Osman Özkök Başvurusu (B. No: 2013/2363)
  • Zekiye Şanlı Başvurusu (B. No: 2012/931)
  • Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2012/855)
  • Natık Bıçak Başvurusu (B. No: 2013/1562)
  • Ayşe Korkmaz Başvurusu (B. No: 2013/2695)
  • Adil Gökalp Başvurusu (B. No: 2013/6846)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.