İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İsmail Hakkı Bulunmaz Başvurusu (B. No: 2014/2960)

1. Başvuru, belediyeye bağlı bir kuruluşta çalışmaya başlandığı

Başvuru No2014/2960Tarih4 Ekim 2017Okuma26 dk · 5.143 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İsmail Hakkı Bulunmaz Başvurusu

Karar tarihi
4 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2014/2960
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.143 kelime·26 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, belediyeye bağlı bir kuruluşta çalışmaya başlandığı

gerekçesine dayalı olarak yaşlılık aylığının kesilmesi üzerine açılan davanın

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucunun yaşlılık aylığı tahsis talebini değerlendiren

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından (SGK) başvurucuya 1/1/1995 tarihinden itibaren

yaşlılık aylığı tahsis edilmiştir.

10. Başvurucu 16/6/2003 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Su

ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünde (İZSU) avukat olarak çalışmaya

başlamıştır. Başvurucunun yaşlılık aylığı almaya başladıktan sonra tekrar çalışmaya

başladığı dönemde SGK tarafından başvurucuya yaşlılık aylığı ödenmesine devam

edilmiştir.

11. 1/1/2005 tarihinde yürürlüğe giren 28/12/2004 tarihli ve

5277 sayılı 2005 Mali Yılı Bütçe Kanunu’nun 25. maddesinin (f) fıkrasının

ikinci paragrafıyla herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya

yaşlılık aylığı alanların, kanunda sayılan kamu kurum ve kuruluşlarında

herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalışmaları durumunda emeklilik veya

yaşlılık aylıklarının kesilmesini zorunlu kılan yasal düzenleme yapılmıştır.

12. İZSU tarafından başvurucunun yaşlılık aylığı almakta olduğu

ve kurumlarında görev yaptığı 14/1/2005 tarihinde SGK'ya

bildirilmiştir. Bunun üzerine SGK, 10/2/2005 tarihli yazı ile başvurucunun

aylığının 2005 yılı Mart ayı itibarıyla kesildiğini

başvurucunun çalıştığı kuruma bildirmiştir.

13. Öte yandan SGK 1/1/2005-17/3/2005 tarihleri arasına ilişkin

olarak başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarının tahsili istemiyle İzmir 9. İcra

Müdürlüğünün 2005/9665 sayılı dosyasında icra takibi başlatmıştır. Başvurucu,

20/10/2005 tarihinde İcra Müdürlüğüne

"böyle bir borcunun olmadığını" belirterek takibe itiraz

dilekçesi vermiştir.

14. SGK tarafından başvurucu aleyhine 4/8/2006 tarihinde İzmir

3. İş Mahkemesinde itirazın iptali davası açılmıştır. Mahkeme 18/6/2007

tarihinde davanın kısmen kabulü ile takibin 1.293,02 TL alacağa takip

tarihinden itibaren yasal faiz işletilmek suretiyle devamına karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde, başvurucunun yaşlılık aylığı almakta iken çalışmasını

sürdürdüğü ve 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesine göre başvurucuya 1/1/2005

tarihinden sonra 1.293,02 TL yaşlılık aylığı ödendiği belirtilmiştir.

15. Temyiz edilen hüküm, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin

10/11/2008 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Daire, söz konusu kanun hükmünün, SGK'ya aylık kesme yükümü getirmeyip, diğer kuruluşlara

aylığı kesilmemiş kişileri çalıştırmama yükümlülüğünü öngördüğü gerekçesiyle

davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme 2/3/2009

tarihinde bozma ilamına uymuş ve davanın reddine karar vermiştir. Bu karar da

temyiz edilmiş, Dairenin 11/5/2009 tarihli ilamıyla hükmün onanmasına karar

verilmiştir.

16. Bu sırada söz konusu düzenlemenin bütçe kanunuyla ilgisinin

bulunmadığı gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine itiraz yoluna

başvurulmuş ancak Anayasa Mahkemesince henüz iptal istemi hakkında bir karar

verilmeden 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde

Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 29. maddesiyle mezkur düzenleme yürürlükten kaldırılarak söz konusu

hükümler aynı Kanun'un 30. maddesinde yeniden düzenlenmiştir. Anayasa

Mahkemesince sonradan verilen 28/12/2005 tarihli ve E.2005/146, K.2005/105

sayılı kararla kanun koyucu tarafından yürürlükten kaldırılan 5277 sayılı

Kanun'un 25. maddesinin ilgili kısmı, bütçe kanunuyla düzenlenmesi yasak olan

konuları içerdiği gerekçesiyle iptal edilmiştir.

17. 5335 sayılı Kanun'un ilgili düzenlemeyi içeren 30.

maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle

iptali için tekrar Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, ancak Anayasa Mahkemesinin

3/4/2007 tarihli ve E.2005/52, K.2007/35 sayılı kararıyla düzenlemenin

Anayasa'ya aykırı olmadığı belirtilerek iptal istemi reddedilmiştir.

18. Başvurucu kesilen yaşlılık aylığının bağlanması istemiyle

SGK aleyhine Ankara 3. İdare Mahkemesinde 22/2/2006 tarihinde dava açmıştır.

Ancak Mahkeme 14/2/2007 tarihinde uyuşmazlığın çözümü bakımından adli yargı

yerlerinin görevli olduğunu belirterek davanın görev yönünden reddine karar

vermiştir.

19. Başvurucu bu defa yaşlılık aylığı kesilmesi işleminin iptali

istemiyle 10/4/2009 tarihinde İzmir 10. İş Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme

10/2/2010 tarihinde davanın kabulü ile başvurucunun 1/3/2005 tarihinden

itibaren yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin işlemin iptaline karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde, 5277 sayılı Kanun'un 25. ve 5335 sayılı

Kanun'un 30. maddesindeki hükümlerin, SGK'ya aylık

kesme yükümlülüğü getirmediği belirtilmiştir. Mahkemeye göre anılan hükümler

ile diğer kuruluşların aylığı kesilmemiş kişileri çalıştırmama yükümlülüğü

bulunmaktadır. Kararda ayrıca başvurucunun 2005 yılı Mart dönemine kadar ödenen

yaşlılık aylıkları konusunda başlatılan icra takibine itirazın iptali davasının

reddine ilişkin kesinleşmiş hükme ve bu davadaki Yargıtay ilamlarına da atıfta

bulunulmuştur.

20. SGK tarafından hüküm temyiz edilmiştir. Dairenin 15/7/2010

tarihli ilamıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamında, yapılan

kanun değişikliklerine göre herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan yaşlılık

veya emeklilik aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin, 5335 sayılı

Kanun'un 30. maddesinde açıklanan nitelikte çalıştırılamayacakları ve görev

yapamayacakları vurgulanmıştır. Daire, emredici bu kanuni düzenlemeye aykırı

biçimde çalışanların, fiilen çalışılan döneme ait yaşlılık veya emeklilik

aylıklarının SGK tarafından kesilip yersiz ödenen aylıkların geri alınmasının

zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bozma ilamında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun

(Genel Kurul) 27/5/2009 tarihli ilamında da aynı yaklaşım ve görüşün

benimsendiğine dikkati çekmiştir. Daire ayrıca kesin hükmün ancak konusunu

oluşturan husus hakkında geçerli olduğunu belirterek itirazın iptali davasında

verilen hükmün eldeki dava bakımından kesin hüküm niteliğini taşımadığını

açıklamıştır.

21. Bozma ilamına uyan Mahkeme, 29/12/2010 tarihinde davanın

reddine karar vermiştir. Temyiz edilen hüküm Dairenin 26/12/2013 tarihli

ilamıyla onanmıştır. Onama ilamında, İZSU'nun 5335 sayılı

Kanun'un 30. maddesinin ikinci fıkrası sayılan kurumlardan olduğuna vurgu

yapılmıştır.

22. Nihai karar başvurucu vekiline 18/2/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucu 5/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

24. 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) fıkrasının mülga

ikinci paragrafı şöyledir:

“Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan

emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye

dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler,

il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik

ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile

özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu

iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve

işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer

ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev

yapamazlar. ”

25. Anayasa Mahkemesinin 14/11/2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 28/12/2005 tarihli ve E.2005/146,

K.2005/105 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Bu

durumda, diğer yasalarla düzenlenmesi gereken konuların bütçe yasasıyla

düzenlenmesi Anayasa'nın 87., 88., 89., 161. ve 162. maddelerine aykırılık

oluşturduğundan itiraz konusu kuralların iptali gerekir.

VI-SONUÇ

28.12.2004 günlü, 5277 sayılı '2005 Malî Yılı

Bütçe Kanunu'nun 25. maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragraflarının

Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 28.12.2005 gününde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi."

26. 5335 sayılı Kanun’un 29. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

c) 28.12.2004 tarihli ve 5277 sayılı Kanunun

25 inci maddesinin (f) fıkrası ile 30 uncu maddesi ve 37 nci maddesinin (e) ve (i) fıkraları,

...

Yürürlükten kaldırılmıştır."

27. 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesinin ikinci fıkrası ve

dördüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı

alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli

idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler

ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik

kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu

kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların

bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden

fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya

görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar.

Bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri;

...

f) Yaş

haddini aşmamış olmaları kaydıyla her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim

kurumlarında ders ücreti karşılığı ders görevi verilenler (üniversitelerde ders

ücreti karşılığı ders görevi verilenler hakkında yaş haddini aşmamış olmaları

kaydı aranmaz.),

...

Hakkında uygulanmaz. ”

2. Yargısal İçtihatlar

28. Anayasa Mahkemesinin 3/4/2007 tarihli ve E.2005/52,

K.2007/35 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dava konusu kural, emekli veya yaşlılık aylığı

almakta olan kişinin kendini çalışma gücüne sahip görerek kendi isteği ile

kuralda belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlaması durumunda emekli

aylığının kesilmesine ilişkindir.

Buna göre, kişinin sosyal güvenlik hakkı

ortadan kaldırılmamakta ve emeklilik statüsü zarar görmemektedir. Kural, sadece

belirtilen yerlerde çalışıldığı ve karşılığında gelir elde edildiği sürece

emekli aylığının kesilmesini öngörmektedir. Bu durumda da sosyal güvenliğin

sosyal riskler karşısında asgari yaşam düzeyinin sağlanması amacı ortadan

kalkmamaktadır. Kişi, yaşlılık dolayısıyla çalışamama riski karşılığında sosyal

güvenlik sisteminin sağladığı emekli veya yaşlılık aylığından, belirtilen

kurumlarda çalışarakdaha iyibir

yaşam elde etmedüşüncesiyle kendi isteği ile

vazgeçmektedir.

Anayasa'nın 49. maddesinde, çalışmanın

herkesin hakkı ve ödevi olduğu belirtilmiş, Devlete, çalışanların yaşam

düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak,

çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam

yaratmak için gerekli önlemleri almak ödevi verilmiştir. Devlet, kişinin

çalışma hakkını kullanabilmesi için iş alanında gerekli önlemleri alacak ve

sınırlamaları kaldırarak görevini yerine getirecek, birey de çalışarak topluma

yük olmaktan kurtulacaktır.

Devletin herkese iş verme, herkesi işe

yerleştirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, Devlet olanakları ölçüsünde,

yeterli örgütler kurarak iş bulmayı kolaylaştırıp sağlamak için gerekli

önlemleri almakla yükümlüdür. İşsizliği önlemek amacıyla yapacağı çalışmalarla

Devlet, öncelikle kamu sektöründe iş vermek yolunu izleyecek, bu nedenle de

yasal düzenlemeler yapacaktır. Buna göre, Devlet işsizlere de iş imkanı sağlayacak istihdam tedbirlerini almak zorundadır.

Sosyal güvenlik kurumlarından emekli veya yaşlılık aylığı almakta iken kendi

isteği ile belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlayanların emekli veya

yaşlılık aylıkların kesilmesinin, özellikle öğrenimlerini tamamlayıp iş arayan

gençlere iş bulma amacı dikkate alındığında daha büyük sorunların çözümüne

yönelik düzenlemeler olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, sosyal güvenlik

kurumundan emekli veya yaşlılık aylığı almakta olanların, kuralda sayılan kurum

ve kuruluşlarda kendi istekleri ile yeniden çalışmaya başlamaları ve

karşılığında aylık almaları nedeniyle, yaşlılık veya emekli aylıklarının

kesilmesini öngören dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 49. ve 60. maddelerine aykırı

değildir. İptal isteminin reddi gerekir."

29. Genel Kurulun 27/5/2009 tarihli ve E.2009/21-168, K.2009/218

sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"Açıklanan yasal süreç karşısında somut

olayın değerlendirilmesine gelince;

Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan

emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin

belediyelerde herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamayacakları

ve görev yapamayacaklarına, dair düzenlemenin 01.01.2005 tarihinden başlamak

suretiyle yürürlükte olduğu belirgindir.

Davacının, dava dışı Belediye ile imzaladığı

sözleşmeler uyarınca 01.01.2005 ile 31.05.2006 tarihleri arasında avukat olarak

çalıştığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Davacı ile Belediye arasında düzenlenen

sözleşmenin, 5393 sayılı Kanunun 49. maddesine dayalı olarak düzenlendiği ve

davacının anılan madde kapsamında sözleşme ile çalıştığı ve bu çalışmanın ise

yukarıda da dayanakları açıklandığı üzere sözleşmeye konu 01.01.2005- 31.05.2006

tarihlerine yürürlükte bulunan 5277 ve 5335 sayılı kanun ile getirilen yasal

düzenlemeye aykırı olduğu açıktır.

Şu durumda; yerel mahkemenin davacının

çalıştığı dönemin tamamı yönünden verilen, davanın kabulüne ilişkin kararı

usule ve açıklanan yasal düzenlemelere aykırıdır."

B. Uluslararası Hukuk

30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin, kural olarak

mülkiyeti edinme hakkını içermediğini kabul etmektedir (Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No:

65731/01-65900/01, 12/4/2006, § 53). Bununla birlikte AİHM, modern demokratik

devletlerde birçok bireyin, yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarının tamamı

ya da bir bölümünde, sosyal güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı

olduklarını belirtmektedir. AİHM bu sebeple birçok hukuk sisteminin, bireylerin

belli bir derecede belirlilik ve güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek

onlara birtakım imkânlar sağladığını ve bu çerçevede, öngörülen bazı koşulların

yerine getirilmesi şartıyla bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda hak

tanıyan düzenlemelere yer verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM bu bağlamda ister

önceden kişilerin katkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın, iç hukuka göre

sosyal yardım alma hakkının bulunduğu durumlarda, bu ekonomik menfaatlerin 1

No.lu ek Protokol'ün 1. maddesi kapsamında olduğu sonucuna varmıştır (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, §§

38-39).

31. AİHM'e göre mülkiyet hakkına konu bir menfaatin sonradan

ortadan kaldırılması, en azından ortadan kaldırıldığı ana kadar bu menfaatin, 1

No.lu ek Protokol'ün 1. maddesi kapsamında mülk olarak değerlendirilmesini

engellemez (Beyeler/İtalya, B.

No: 33202/96, 5/1/2000, § 105). Öte yandan AİHM, uyuşmazlık konusu menfaate hak

kazanmanın şarta bağlandığı ancak bu şartın yerine getirilmediği durumlarda ise

söz konusu menfaatin 1 No.lu ek Protokol'ün 1. maddesi anlamında mülk olarak

değerlendirilemeyeceği görüşündedir (Lihtenştayn

Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No:

42527/98, 12/7/2001, §§ 82-83).

32. AİHM, sosyal güvenlik sisteminin düzenlenmesi ve bu kapsamda

hangi yardımların veya ödemelerin yapılacağı ya da ne kadar yapılacağı

hususunda devletlerin geniş bir takdir yetkileri olduğunu kabul etmektedir (Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 53).

33. AİHM, Fabian/Macaristan

([BD], B. No: 78117/13, 5/9/2017) kararında yaşlılık aylığının kesilmesinin

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir. Ayrımcılık yasağı

kapsamında mülkiyet hakkının değerlendirildiği bu başvuru, bir kamu

kuruluşundan emekli olan başvurucunun yeniden çalışmaya başlaması nedeniyle

yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkindir. AİHM kararında özel ve kamu

sektörlerinden emekli olanlar ile kamu sektöründen emekli olanların kendi

aralarında farklı uygulama yapılarak kamu sektöründen emekli olan bazı

kişilerin yaşlılık aylıklarından kesinti yapılmasının, müdahalenin taşıdığı

meşru amaç dikkate alındığında ölçüsüz olmadığı sonucuna varılmıştır (Fabian/Macaristan, §§ 112-134).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 4/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu, 11 yıldır almakta olduğu yaşlılık aylığının,

yapılan kanun değişikliğine dayalı olarak İZSU'da

avukat olarak çalıştığı gerekçesiyle 2005 yılı Mart

ayından itibaren kesildiğini belirtmiştir. Başvurucu ilk olarak söz konusu

kanun değişikliği tarihinden sonra çalışmaya başlayanlar yönünden yaşlılık

aylığının kesilebileceğini ifade etmiştir. Başvurucu ikinci olarak belediyeye

bağlı bir kuruluş olan İZSU'nun 5335 sayılı Kanun'un

30. maddesinde sayılan kurum ve kuruluşlardan olmadığını belirtmiştir.

Başvurucu son olarak daha önce itirazın iptali davasında aynı konuda lehine

karar verildiğine dikkati çekmiştir. Başvurucu bunlara rağmen SGK tarafından

kanun hükümlerinin hatalı yorumuyla yaşlılık aylığının kesildiğinden

yakınmaktadır. Başvurucu bu sebeplerle sosyal güvenlik hakkı ile kazanılmış

haklara saygı ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık, 1/1/2005 tarihinden beri yürürlükte olan

düzenlemelere göre herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan yaşlılık veya

emeklilik aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin 31/5/2006 tarihli ve

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 30.

maddesinde açıklanan nitelikte çalıştırılamayacaklarının ve görev

yapamayacaklarının öngörüldüğünü bildirmiştir. Görüş yazısında, bu konuya

ilişkin Genel Kurul içtihatlarının da aynı yönde olduğu ve başvurucunun görev

yaptığı İZSU'nun anılan kanun maddesi kapsamında bir

kuruluş olduğu ifade edilerek müdahalenin kanuni olduğu belirtilmiştir.

37. Başvurucu cevap dilekçesinde, başvuru formundaki beyan ve

iddialarını yinelemiştir.

B. Değerlendirme

38. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

40. Öncelikle başvurucunun daha önce ödenen yaşlılık

aylıklarının geri istenilmesinden kaynaklanan bir şikâyetinin bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Zira başvurucunun bu şikâyeti derece mahkemelerince incelenmiş

ve bu bakımdan süreç, başvurucu lehine sonuçlanmıştır. Başvurucunun bireysel

başvuruya konu temel şikâyeti, yaşlılık aylığının kesilmesine yöneliktir.

Başvurucu bu şikâyeti kapsamında sosyal güvenlik hakkının ve kazanılmış haklara

saygı ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun

belirtilen şikâyetinin, özü itibarıyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasına

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki sosyal güvenlik hakkı, Anayasa’nın 60.

maddesinde güvence altına alınmış olmakla birlikte Sözleşme ve buna ek olarak

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında bulunmamaktadır (Mehmet Hadi Tunç, B. No: 2013/1958,

7/7/2015, § 28). Bu nedenle başvurucunun söz konusu iddialarının mülkiyet hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

42. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı

sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına

dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri,

B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

43. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve

ekonomik değerleri koruyan bir temel haktır. Kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, bu konudaki menfaati ne kadar

güçlü olursa olsun mülkiyet kavramı içinde değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636,

15/4/2014, § 36). Ayrıca gelecekte elde edileceği iddia edilen bir gelirin

mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir (Sultan Tokay ve diğerleri, B. No:

2013/1122, 26/6/2014, § 42). Buna karşılık mülkiyet hakkı, bireylere bir tür

sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle birlikte, yürürlükteki

mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma

hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel

olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı

kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B.

No: 2013/2166, 25/6/2015, § 36).

Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en

azından ortadan kaldırılıncaya kadar "mülk" olarak kabul edilmesine

engel teşkil etmez (Bülent Akgül, B.

No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56).

44. Somut olayda SGK tarafından başvurucunun yaşlılık aylığı

tahsis talebi kabul edilerek başvurucuya 1/11/1998 tarihinden itibaren geçerli

olmak üzere aylık tahsisi yapılmıştır. Ancak başvurucunun almakta olduğu

yaşlılık aylığı, başvurucunun belediyeye bağlı bir kuruluş olan İZSU bünyesinde

avukat olarak çalışması nedeniyle 5277 ve 5335 sayılı Kanun hükümleri uyarınca

kesilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun almakta olduğu yaşlılık aylığının

Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk olduğunun kabulü gerekir (benzer yönde

AİHM kararları için bkz. §§ 29-32).

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

45. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir

haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin, mülkünü kullanma,

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

46. Somut olayda başvurucuya ödenmekte olan yaşlılık aylığının

kesilmesinin başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale teşkil ettiği

açıktır.

47. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na

yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak

mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda

"mülkten yoksun bırakma"nın şartlarının

genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle

devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân

sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından

mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca

belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

48. Somut olayda başvurucunun yeniden çalışmaya başlamasıyla

yaşlılık aylığı kesilmekle birlikte, mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilebilecek sosyal güvenlik yardımı bütünüyle ortadan kaldırılmamakta

ve emeklilik statüsü zarar görmemektedir. Müdahaleyle sadece belirtilen

yerlerde çalışıldığı ve karşılığında gelir elde edildiği sürece yaşlılık aylığının

kesilmesi öngörülmektedir. Üstelik mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin türü

belirlenirken sonucu yanında ayrıca müdahalenin amacının da dikkate alınması

gerekmektedir. Buna göre başvuru konusu müdahale, mülkiyeti kaybettirme amacı

taşımamaktadır. Sosyal güvenlik sisteminin korunması amacıyla kamu kurumlarında

çalışanların emeklilik aylığı alması yasaklanarak bu alan düzenlenmiştir. Bu

durumda, söz konusu müdahalenin "mülkiyetin kamu yararına kullanımının

kontrolü veya düzenlenmesi" biçimindeki üçüncü kural kapsamında

incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

i. Kanunilik

(1) Genel İlkeler

49. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek

suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği

ifade edilmiştir. Öte yandan, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de "hak ve özgürlüklerin ancak kanunla

sınırlanabileceğini" temel bir ilke olarak benimsemiştir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,

12/1/2017, § 69). Dolayısıyla Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre mülkiyet

hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt, kanuna dayalı olma

ölçütüdür.

50. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik

taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun

sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 56).

51. Öte yandan ilgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında, yetki

alanları ve görevleri farklı olan mahkemeler arasında farklılıklar oluşması

doğaldır. Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerin

tamamının ilk defa uygulanan bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkün

olmayabilir. Böyle bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındaki uyumu ve

içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır (İslam Şahin, B. No: 2014/7280, 21/1/2016,

§ 54; Uğur Çelik, B. No:

2015/20244, 15/6/2016, § 53).

52. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rollerden biri de yargı

kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla

birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazı

hâllerde içtihadın müstekar hâle gelmesinin belirli

bir zamanı gerektirdiği açıktır (Türkan Bal [GK],

B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 56).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

53. Başvuru konusu olayda ihtilaf konusu, başvurucunun

büyükşehir belediyesine bağlı kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşta avukat

olarak çalışmaya başlaması nedeniyle kendisine ödenmekte olan yaşlılık

aylığının kesilip kesilemeyeceği hususuna ilişkindir.

54. 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) fıkrasının mülga

ikinci paragrafında, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya

yaşlılık aylığı alanların bu aylıkları kesilmeksizin genel bütçeye dâhil

daireler ve katma bütçeli idareler ile maddede sayılan diğer kurum ve

kuruluşlarda çalıştırılamayacakları ve görev yapamayacakları hüküm altına

alınmıştır. Anayasa Mahkemesince bu hüküm iptal edilmekle birlikte 5335 sayılı

Kanun'un 30. maddesinin ikinci fıkrası ile aynı hükme yeniden yer verilmiştir.

Bu hükmün Anayasa'ya aykırılığı talebi ise Anayasa Mahkemesinin 3/4/2007

tarihli ve E.2005/52, K.2007/35 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

55. Başvurucu ilk olarak söz konusu kanun değişikliğinin,

1/1/2005 tarihinden sonra çalışmaya başlayanlar yönünden uygulanabileceğini

ileri sürmektedir. Başvurucunun bu iddiasına karşın gerek 5277 ve gerekse de

5335 sayılı Kanun hükümlerinde buna ilişkin açık bir hüküm mevcut olmayıp

aksine 1/1/2005 tarihi itibarıyla bu kanun değişikliklerinin uygulanmaya başlandığı

görülmektedir.

56. Başvurucu ikinci olarak, çalıştığı İZSU'nun

5335 sayılı Kanun'un 30. maddesi kapsamında sayılan kurum ve kuruluşlardan

olmadığını belirtmektedir. Ancak anılan kanun maddesi incelendiğinde,

belediyeler ile bağlı kuruluşların da bu madde kapsamında sayıldığı

görülmektedir.

57. Bu kapsamda başvurucu ayrıca 2005 yılı Mart

ayına kadar yapılan yaşlılık aylığı ödemelerinin iadesine ilişkin itirazın

iptali davası lehine sonuçlandığı hâlde sonraki dönemlere ait yaşlılık

aylıklarının kesilmesi işleminin iptali davasının reddedilmesinin çelişki

oluşturduğundan yakınmaktadır. Gerçekten de itirazın iptali davasında derece

mahkemeleri, 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle getirilen düzenlemenin

yalnızca ilgili kuruluşlara yaşlılık aylığı kesilmemiş kişileri çalıştırmama

yükümlülüğü öngördüğü gerekçesine dayanmışlardır. Ancak daha sonra açılan kurum

işleminin iptali davasında derece mahkemeleri bu defa5277 ve 5335 sayılı Kanun

hükümlerini farklı yorumlamış ve yapılan kanun değişikliklerine göre herhangi

bir sosyal güvenlik kurumundan yaşlılık veya emeklilik aylığı alanların, bu

aylıkları kesilmeksizin, belirtilen nitelikte çalıştırılamayacakları ve görev

yapamayacakları sonucuna varmışlardır.

58. Bu durumda somut olay bakımından yaşlılık aylığı almakta

olan kişilerin hukuksal durumlarıyla ilgili olarak ilk defa 2005 yılında olmak

üzere çeşitli tarihlerde yapılan kanun değişikliklerinin mahkemelerce ilk defa

yorumlanması söz konusudur.

59. Başvuru konusu olayda Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin

15/7/2010 tarihli bozma ilamında başvurucunun hukuksal durumunun ayrıntılı

olarak tartışıldığı görülmektedir. Daire öncelikle itirazın iptali davasının

konusu ile kurum işleminin iptali davasının farklı dönemlere ilişkin olmakla

konuları farklı olduğundan daha önce verilen kararın kesin hüküm teşkil

etmeyeceğine vurgu yapmıştır. Daire ayrıca Genel Kurulun 27/5/2009 tarihli

ilamıyla da uyuşmazlığın hukuki mahiyetinin tartışıldığını belirterek bu

yaklaşım doğrultusunda, kanun değişikliğiyle getirilen hükümlerde belirtilen

kurum ve kuruluşlarda çalışan kişilerin yaşlılık aylıklarının kesilebileceği

sonucuna vardığını açıklamıştır.

60. Dolayısıyla yaşlılık aylığı almakta olanların yeniden

çalışmaya başlamaları durumunda hukuksal statüleri ile ilgili olarak yeni kabul

edilen kanun hükümlerinin yorumlanması bakımından yüksek mahkemelerin kararları

ile yargısal içtihatların geliştirilerek farklılığın giderilmeye çalışıldığı

görülmektedir. Bu içtihatlar kararlılık kazandığı takdirde somut olayda olduğu

gibi derece mahkemeleri nezdindeki farklı yorumların ve uygulamaların ortadan

kalkacağı ancak bunun, yargı sisteminin işleyişi gereği belirli bir zaman

alabileceği kuşkusuzdur. Nitekim itirazın iptali davasından sonra konu Genel

Kurulda tartışılmış ve yargısal uygulama, Genel Kurulun 15/7/2010 tarihli

kararı yönünde gelişmiştir. Bu durumda somut olayda yeni kabul edilmiş bir

kanunun yorumlanmasında yargısal içtihatların zamanla geliştirildiği ve

uyumlaştırıldığı görülmektedir (benzer bir yorum için bkz. İslam Şahin, § 56; Uğur Çelik, § 56).

61. Kaldı ki bireysel başvurunun ikincil doğası gereği Anayasa

Mahkemesinin görevi, sosyal güvenlik hukukuna ilişkin olguların

değerlendirilmesi ve buna ilişkin hukuk kurallarının yorumlanması değildir. Bu görev,

esas itibarıyla derece mahkemelerine ait olup bu kapsamda delillerin

değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması, açık bir keyfîliğe veya bariz bir takdir hatasına yol açılmadığı

sürece derece mahkemelerinin takdirindedir.

62. Somut olayda başvurucu söz konusu iddialarını derece

mahkemeleri önünde de dile getirmiştir. Ancak Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin

15/7/2010 tarihli bozma ilamında, başvurucunun dava konusu dönemde yaptığı

çalışmaların 5277 ve 5335 sayılı Kanun hükümleri kapsamında olduğu kabul

edilmiştir. İlk derece mahkemesi de bozma ilamına uymuş ve 29/12/2010 tarihinde

davanın reddine karar vermiştir. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahale, 5277 ve 5335 sayılı Kanun hükümlerine dayanmaktadır. Bu Kanun

hükümlerinin ise belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğu açık olduğundan

müdahalenin kanuni bir dayanağı bulunmaktadır.

ii. Meşru Amaç

63. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına

yapılan bir müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunması

gerekmektedir.

64. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve

yürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına

olduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda

bir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz

yargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözme konusunda daha iyi konumda

oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde

kararların açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili

kamu organlarının kamu yararının tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz

konusu olamaz. Müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü,

bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, §§ 34-36).

65. Anayasa'nın 5. maddesinde kişilerin ve toplumun refah, huzur

ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak devletin temel amaç ve görevleri

arasında sayılmıştır. Anayasa'nın 49. maddesine göre devlet, çalışanların yaşam

düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak,

çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam

yaratmak için gerekli önlemleri almakla yükümlü tutulmuştur. Anayasa'nın 60.

maddesinde ise devletin sosyal güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alma ve

teşkilatı kurma yükümlülüğü mevcuttur.

66. Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerine bir sınır çizen

Anayasa'nın 65. maddesinde ise devletin, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa

ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri

gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği ifade

edilmiştir. Bu maddenin gerekçesinde, mali kaynakların yeterliliğinin

"Devletin kaynaklarını zorlamadan tabii bir sınır" olduğu

vurgulanmaktadır. Gerekçede, bu kaynakların zorlanması durumunda ekonomik

istikrarın bozulacağı, bunun da en fazla bu haklardan yararlananlara zarar

vereceği ifade edilmektedir. Anayasa koyucu, Anayasa'daki sosyal ve ekonomik

hakların kişilere bir "talep hakkı" vermekten ziyade, devlete mali

gücüyle sınırlı bir "ödev" yüklediğini belirtmiştir. Nitekim 65.

maddenin gerekçesine göre madde, hiç kimseye devletten sosyal ve ekonomik

hakları gerçekleştirmesini isteme hakkı vermediğini, bu hakların devlete

yüklenen ödevlerden ibaret olduğunu belirlemektedir.

67. Devletin mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde sosyal

güvenliği sağlayacak tedbirleri kurma yükümlülüğü, kamu kaynakları yanında

sistemden yararlanacak bireylerin katkılarını da gerektirir. Sosyal güvenlik

sistemine yapılan bu malitransferlerin doğru ve etkin

bir şekilde yönetiminde kamu yararının bulunduğu kuşkusuzdur. Öte yandan

devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında çalışma hayatına müdahale ederek

istihdam seviyesinin yükseltilmesini ve işsizliğin azaltılmasını sağlayacak tedbirleri

alabileceğinde de şüphe bulunmamaktadır. Genç nüfusun kamuda istihdamının

artırılmasını sağlamak için sosyal güvenlik hakkı kazanmış kişilerin yeniden

kamu sektöründe çalışmaya karar vermeleri durumunda sosyal güvenlik hakkı

kapsamında yapılan ödemelerden çalıştıkları süre boyunca

yararlanamayacaklarının öngörülmesi sınırlı kamu kaynaklarının etkin bir

biçimde yönetim ve kullanımının bir tezahürüdür. Bu yolla devlet, çalışma

hayatını geliştirme ve çalışanlar ile işsizleri koruma yükümlülüğü ile sosyal

güvenlik sisteminin etkin bir biçimde işlemesini sağlayacak tedbirleri alma

yükümlülüğü arasında bir dengelemeye gitmekte, bu görevlerin amaçlarına uygun

öncelikleri gözeterek sınırlı mali kaynakların toplumun huzur ve refahını

sağlayacak şekilde kullanılmasını sağlamak için bir tedbir almakta ve nihayet

kamu yararının gerçekleştirilmesini hedeflemektedir. Bu durumda başvuruya konu

müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacı içerdiği anlaşılmaktadır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

68. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenilen amaç ve bu amacı

gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

69. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği,

kişilerin mülkiyet haklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve

ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adil

bir dengenin kurulması gerekir. Bu adil denge, mülkiyet hakkına yapılan

müdahaleyle bireye, şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfetin yüklenmesi

durumunda bozulmuş olur. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa

Mahkemesi, bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer

taraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin

davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya

yüklenen külfeti dikkate alacaktır.

70. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

Öngörülen tedbirin, maliki, ulaşılmak istenen kamu yararı karşısında olağandışı

ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla

ölçülü olduğundan söz edilemez.(AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 38).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

71. Başvuru konusu olayda başvurucuya 1/1/1995 tarihinden

itibaren yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Başvurucu, yaşlılık aylığı almaya

başladıktan sonra tekrar çalışmaya başlamış ve 16/6/2003 tarihinden itibaren

İZSU bünyesinde avukat olarak çalışmaya devam etmiştir. SGK tarafından,

yaşlılık aylığı bağlandığı tarihten sonra tekrar çalışmaya başladığı dönemde de

başvurucuya yaşlılık aylığı ödenmesi sürdürülmüştür. Başvurucunun İZSU

bünyesinde çalıştığının SGK tarafından 10/2/2005 tarihinde tespiti üzerine 2005

yılı Mart ayından itibaren yaşlılık aylığı ödemeleri

durdurulmuştur. Ayrıca düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1/1/2005 tarihinden

başvurucunun çalıştığının tespit edildiği döneme kadar ödenen yaşlılık

aylıklarının tahsili amacıyla başvurucu hakkında icra takibi başlatılmıştır.

Ancak başvurucu bu takibe itiraz etmiş, SGK tarafından açılan itirazın iptali

davası ise 2/3/2009 tarihli ilamla reddedilmiş ve bu hüküm Dairenin 11/5/2009

tarihli ilamıyla onanmıştır.

72. Başvurucu bu defa yaşlılık aylıklarının kesilmesi işleminin

iptali istemiyle İzmir 10. İş Mahkemesinde dava açmış, ancak yargılama

sonucunda Mahkemenin 19/12/2010 tarihli kararı ile davanın reddine karar

verilmiştir. Başvurucu tarafından temyiz edilen hüküm Yargıtay 10. Hukuk

Dairesince 26/12/2013 tarihinde onanmıştır.

73. Somut olayda yaşlılık aylığı almakta olan başvurucunun

kendini çalışma gücüne sahip görerek kendi isteği ile kanunda belirtilen bir

kurumda yeniden çalışmaya devam etmesi nedeniyle yaşlılık aylığı kesilmiştir.

Ancak başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilecek sosyal

güvenlik yardımı bütünüyle ortadan kaldırılmamakta ve emeklilik statüsü zarar

görmemektedir. Müdahaleyle sadece belirtilen yerlerde çalışıldığı ve

karşılığında gelir elde edildiği sürece yaşlılık aylığının kesilmesi öngörülmektedir.

Bu durumda, başvurucunun elde ettiği sosyal güvenlik hakkı çerçevesinde sosyal

riskler karşısında asgari yaşam düzeyinin sağlanması amacı ortadan

kalkmamaktadır. Buna göre Anayasa Mahkemesinin yukarıda değinilen kararında da

ifade edildiği üzere (bkz. § 28) başvurucu, yaşlılık dolayısıyla çalışamama

riski karşılığında sosyal güvenlik sisteminin sağladığı yaşlılık aylığından,

belirtilen kurumlarda çalışarak daha iyibir yaşam

elde etme düşüncesiyle kendi isteği ile vazgeçmektedir.

74. Öte yandan müdahalenin dayandığı kanun hükmünün, kamu ve

özel sektör ayrımı yapılmaksızın yaşlılık veya emeklilik aylığı alanların

tamamını kapsadığı ve bu düzenlemenin öngörülemez ve keyfî bir nitelik

taşımadığı da açıktır. Ayrıca müdahalenin özellikle gençlerin işsizliği

sorununa çözüm bulma ve istihdamın sağlanması şeklindeki meşru amacının

dayandığı kamu yararının ağırlığı da dikkate alınmalıdır. Buna göre

başvurucunun yeniden çalışmaya başlaması nedeniyle yaşlılık aylığının kesilmesi

yönündeki müdahalenin, içerdiği meşru amacın dayandığı kamu yararı ile

karşılaştırıldığında, başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet

yüklemediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla söz konusu müdahaleyle kamunun

yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken

adil dengenin bozulmadığı sonucuna varılmıştır.

75. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

4/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

İsmail Hakkı

BULUNMAZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2960, 4 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. Vı-sonuç
  9. B. Uluslararası Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Yıldırım
  16. Özgüldür
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. M. Emin KUZ
  20. Bulunmaz
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2960
Tarih
4 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Bilal Güler ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/12926)
  • Haci Boğatekin Başvurusu (B. No: 2014/18101)
  • Mehmet Kılınç Başvurusu (B. No: 2014/13473)
  • Ayşe Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/5)
  • Aydemir Güvener Başvurusu (B. No: 2014/15223)
  • Şeyhmus Öncel Başvurusu (B. No: 2014/2991)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.