İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İsmail Solmaz Başvurusu (B. No: 2017/15251)

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul

Başvuru No2017/15251Tarih12 Şubat 2020Okuma51 dk · 10.239 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İsmail Solmaz Başvurusu

Karar tarihi
12 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2017/15251
R.G. Tarih ve Sayı
3/4/2020-31088
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.239 kelime·51 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul

süreyi aşması, tutukluluk incelemesinin duruşmasız olarak yapılması ve bu

incelemeler sırasında alınan savcılık görüşünün bildirilmemesi, soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlanması ve tutukluluğun hukukiliğine etkili bir şekilde

itiraz edilememesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma

haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Tutuklamaya İlişkin

Süreç

8. Ülke genelinde Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel

Devlet Yapılanmasına (PDY) ilişkin olarak yürütülen soruşturmalar kapsamında

Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun da aralarında bulunduğu

bir kısım şüpheli hakkında FETÖ/PDY'nin Manisa Belediyesindeki örgütlenmesine

yönelik olarak bir soruşturma başlatılmıştır.

9. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı 14/8/2015 tarihinde, anılan soruşturma kapsamında isnat edilen

suçların yasada belirtilen niteliğini ve dosyadaki mevcut bulguları dikkate

alarak şüpheli ve müdafileri ile diğer soruşturma süjelerinin soruşturma

dosyasını incelemeleri ve dosyalardan örnek almalarının soruşturmanın

selametini tehlikeye düşüreceği değerlendirmesi ile 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

soruşturma dosyasının incelenmesinin ve dosyadan örnek alma yetkisinin

kısıtlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

10. Kısıtlama talebi, Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 14/8/2015

tarihli kararı ile kabul edilmiştir.

11. Başvurucu 2/2/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

12. Başvurucunun ifadesi 3/2/2016 tarihinde Manisa Emniyet

Müdürlüğünde, 5/2/2016 tarihinde ise Manisa Cumhuriyet Başsavcılığında

alınmıştır. İfade tutanaklarından anlaşıldığı üzere başvurucuya yöneltilen

FETÖ/PDY üyeliği suçlamasına dair olay ve olgular, sorulan sorularla

açıklanmıştır. İfade alma esnasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur.

13. Başvurucu ifadelerinde özetle Manisa Belediyesi imar

işlerinde kaçak yapı servisinde inşaat teknikeri olarak görev yaptığını,

Fetullah Gülen cemaati içinde düzenlenen dinî sohbetlere katılması dışında

herhangi bir mütevelli heyetinde yer almadığını, kimseden himmet, burs, kurban,

bağış adı altında para toplamadığını, V.D. isimli şahsı müteahhit olarak

bildiğini ve sohbetlere katılması nedeni ile tanıdığını, Amerika Birleşik

Devletleri'ne Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi

Başkanlığının (KOSGEB) bir gezi düzenlemesi üzerine inşaat fuarına katılmak

amacıyla gittiğini, Pensilvanya'ya gittiğini ancak Fethullah Gülen ile

görüşmediğini beyan ederek suçlamaları kabul etmemiştir.

14. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı; ifade alma sonrasında aynı

gün, terör örgütü kurma veya yönetme ve örgüte üye olma, 7/2/2013 tarihli ve

6415 sayılı Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Hakkında Kanun'a muhalefet,

3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'na muhalefet

suçlarındantutuklanması istemiyle başvurucu ile birlikte yedi şüpheliyi Manisa

2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

15. Soruşturma dosyası içindeki bilgi ve belgeler ile ifade

tutanakları sorgu işlemi sırasında Manisa 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından

başvurucuya okunmuştur. Bu sırada başvurucunun avukatı da hazır bulunmuştur.

Başvurucunun sorgudaki ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Ben Manisa Büyükşehir Belediyesinde

İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı Yapı Denetim Şube Müdürlüğünde memur

olarak görev yapmaktayım. Diğer şüphelilerden M.K. benim müdürüm olurdu. K.B.

ise benim şefim olurdu. Ben görev yaptığım zamanlarda bağış almak ve bu

paraları cemaate aktarmek suretiyle finansman sağladığım iddialarını kabul

etmiyorum. Ben 2007 yılının mayıs ayına kadar dış görev almadım. Bu tarihten sonra

K. beyle yavaş yavaş kontrollere başladım. 2008 yılında ise K. bey ve M. beyin

görev değişikliği oldu. K.B. ve M.K. nın görevden alınması konusunda bilgi

sahibi değilim. 2008 yılının eylül ayından sonra gittiğimiz her binanın

fotoğraflarını almak suretiyle işlem yaptık. Bu fotoğraflar halen

arşivlerimizde mevcuttur. Görev yaptığım sürede hizmet almak için gelen herkese

eşit davrandım. Kanun dışına çıkarak kimseye iltimas geçmedim. Bu konudaki

hakkımda ileri sürülen iddiaları kabul etmiyorum. Kimseden herhangi bir maddi

çıkarım olmamıştır. Ben cemaatin sadece sohbetlerine katılırdım, o dönemde

herkes katılırdı, ancak örgütsel faaliyetlerine katılmadım. Örgüt üyesi

değilim. Suçlamaları kabul etmem. Ben vatanını milletini faydalı biriyim.

Terörle bir ilgimyoktur. Ben bahsedilen tarihlerde taşeron işçiydim. Bana

evrakı getiriyorlardı ben de ruhsatını kesip imzalıyordum. Herhangi bir

sorumluluğum yoktur. Savunmam bundan ibarettir..."

16. Manisa 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 5/2/2016 tarihinde,

başvurucunun terör örgütü kurma veya yönetme ve örgüte üye olma, 6415 sayılı

Kanun'a muhalefet ve 3194 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından tutuklanmasına

karar verilmiştir. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler ... ve İsmail Solmaz'a isnat

edilen terör örgütü kurmak veya yönetmek ve üye olmak, Terörizmin Finansmanı

Hakkındaki Kanun'a muhalefet, İmar Kanunun'a muhalefet suçlarının vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, dosyada mevcut tutanaklar, dosyadaki mevcut

bilirkişi raporu, şüphelilerin FETÖ/PDY terör örgütüne finans sağladıkları

yönünde tanık beyanları, şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, atılı

suçun CMK'nun 100. maddesinde sayılan katalog suçlardan olması, yasada

öngörülen ceza miktarı nedeni ile kaçma şüphesi içerisinde olduğunu gösterir

emarelerin bulunması, verilecek tutuklama kararının ölçülü oluşu ve adli

kontrol hükümlerinin uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla 5271 sayılı

CMK'nun 100 ve devamı maddeleri uyarınca ayrı ayrı tutuklanmalarına...[karar

verildi.]"

17. Başvurucu 9/2/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliği 10/2/2016 tarihinde itirazın reddine karar

vermiştir.

18. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı 21/6/2016 tarihinde

başvurucunun ifadesine tekrar başvurmuştur. Başvurucu; ifadesinde, ada ve

parsel numaraları ile adresleri bildirilen yapılara ilişkin yapı kullanma izin

belgeleri üzerinde herhangi bir sahtecilik yapmadığını, söz konusu belgeler

üzerinde yapılan sahteciliğe iştirak etmediğini, isimleri bildirilen

müteahhitlerden de herhangi bir şekilde kendisi veya başkası adına menfaat

temin etmediğini belirtmiştir. İfade alma esnasında başvurucunun müdafii de

hazır bulunmuştur.

19. Soruşturma sürecinde 25/7/2016 tarihli ve 668 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve

Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (668

sayılı KHK) 3. maddesinin(1) numaralı fıkrasının (ç) bendi uyarınca tutukluluğu

dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda verilen kararla sürdürülen

başvurucunun son olarak 2/11/2016 tarihinde tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiş, anılan karara karşı itirazı Manisa 2. Sulh Ceza Hâkimliğince

7/12/2016 tarihinde reddedilmiştir.

20. Öte yandan başvurucu, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında belirtilen "ifadelerini

içeren tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer

adli işlemlere ilişkin tutanaklar"dan hangisini veya

hangilerini istediğini belirtmeksizin fotokopi alma talebinde bulunmuştur. Bu

talep, Cumhuriyet Başsavcılığınca 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin (l) numaralı

bendi uyarınca 15/8/2016 tarihinde reddedilmiştir.

21. Başvurucunun anılan ret kararına ve soruşturma dosyasına

erişiminin kısıtlanması kararına karşı itirazı Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliğince

5/12/2016 tarihinde reddedilmiştir.

22. Başvurucu 3/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

23. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı 8/1/2018 tarihli iddianamesi

ile başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçunu işlediğinden

bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası

açmıştır. İddianamede, başvurucu dışında altı şüpheli hakkında da benzer

suçlardan kamu davası açıldığı belirtilmiştir.

24. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin kuruluşuna ve

tarihçesine, hangi amaç ve saikle kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet

gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve hukuka aykırı hangi tür eylemlerde

bulunduğuna değinilmiştir. Devamında ise örgütün Manisa'daki yapılanmasına

ilişkin olgulara yer verilmiştir.

25. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer

aldığı ileri sürülmüştür. Bu suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun

örgüt mensuplarının örgüt içinde haberleşme aracılığıyla kullandıkları ByLock programını kullandığı

belirtilmiştir.

ii. Başvurucu hakkında tanık veya şüpheli sıfatıyla birtakım

beyanlarda bulunan V.D., E.İ., B.A., A.Y., K.M., M.Z.D., M.D., C.Ç., M.Y.,

M.M.K., Ş.K., Y.İ., H.U., İ.A., S.K., M.G., H.P. adlı kişiler ve Umut adlı gizli tanığın başvurucunun

FETÖ/PDY'nin Manisa Belediyesi yapılanması içinde yer aldığı yönünde beyanlarda

bulunduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda Manisa Belediyesindeki örgüt

yapılanmasından sorumlu kişi olan Y.I.nın müteahhit, mimar ve inşaat mühendisi

meslek gruplarından olan kişiler ile Belediyenin İmar İşleri Müdürlüğü

biriminde çalışan başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım personeli bir araya

getirmek suretiyleoluşturduğu mütevelli heyetinde bulunan veya bulunmayan

müteahhitlerin onaylı projelere aykırı olarak yaptıkları binaların yapı

kullanma izin belgelerini alabilmelerini sağlamak amacıyla M.K. ve başvurucuya

yönlendirdiği, M.K. ve başvurucunun ise bu binaların herhangi bir denetime

maruz kalmadan sahte yapı kullanma izin belgelerini almalarını sağlamaları

karşılığında Y.I.nın bu müteahhitlerden himmet, burs, kurban, zekât, sadaka,

bağış ve benzeri adlar altında örgüte kazanç sağladığı, ayrıca başvurucunun

örgütün düzenlediği çeşitli yurt içi ve yurt dışı gezilerine katıldığı, Amerika

Birleşik Devletleri'ne yapılan gezide örgütün lideri olan Fethullah Gülen'i

Pensilvanya'da ziyaret ettiği yönünde beyanlarda bulunulduğu belirtilmiştir.

iii. HTS kayıtlarında başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlar nedeniyle haklarında soruşturma yapılan, örgütün Manisa yapılanması

içinde yer alan ve konumları itibarıyla il imamı ve mütevelli heyeti mensubu

olan çok sayıda şüpheli ile yoğun görüşme kaydının bulunduğu belirtilmiştir.

iv. Başvurucunun örgüt ile iltisaklı bir işyerinde çalıştığına

dair Sosyal Güvenlik Kurumu kaydının bulunduğu belirtilmiştir.

v. Başvurucunun 31/10/2016 tarihli ve 677 sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kamu

görevinden ihraç edildiği belirtilmiştir.

26. Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesi 12/1/2018 tarihinde

iddianameyi kabul etmiş ve E.2018/481 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması

başlamıştır.

27. Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesi 7/8/2018 tarihinde yaptığı ilk

duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır.

28. Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesi 21/2/2019 tarihinde yaptığı

duruşmada başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme hükümle birlikte

başvurucunun tahliyesine de karar vermiştir.

29. Anayasa Mahkemesi 28/2/2019 tarihli yazısı ile başvurucunun

avukatı ile görüşmelerinin kayda alınıp alınmadığı hususlarında Manisa E Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan bilgi talep etmiştir.

30. Manisa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünden gelen

6/3/2019 tarihli yazı cevabında; başvurucunun ceza infaz kurumunda bulunduğu

2/9/2016 ile 11/4/2018 tarihleri arasında avukatı ile görüşmelerinin 22/7/2016

tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile

Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde

Kararname'nin (667 sayılı KHK) "Soruşturma

ve Kovuşturma İşlemleri" başlıklı 6. maddesinin (d) bendi gereğince

teknik araçlarla kayda alındığı, avukatıyla görüşmelerinin teknik araçlarla

kayda alınmasına veya üçüncü bir kişinin görüşmeyi izlemesine dair işlemlere

başvurucunun herhangi bir itirazının olmadığı belirtilmiştir.

31. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf aşamasında derdesttir.

B. İlgili Süreç

32. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda FETÖ ve/veya PDY olarak isimlendirilen

bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017,

§§ 12-25).

33. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da darbe girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,

ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik

olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok

sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 12).

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Mevzuat

34. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı

1. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Bu kanun, ceza infaz kurumları ve

tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya

bunlarla ilgili faaliyetlere yönelik şikâyetleri incelemek, karara bağlamak ve

kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulan infaz

hâkimliklerine ilişkin hükümleri kapsar."

35. 4675 sayılı Kanun'un

"İnfaz hâkimliklerinin görevleri" kenar başlıklı 4.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

" (1) İnfaz hâkimliklerinin görevleri

şunlardır:

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz

kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri,yerleştirilmeleri,

barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin

sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve

tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak,

...

Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan

konulara ilişkin hükümler saklıdır."

36. 4675 sayılı Kanun'un

"İnfaz hâkimliğine şikâyet ve usulü" kenar başlıklı 5.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde

hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili

faaliyetlerin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı

olduğu gerekçesiyle bu işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren

on beş gün, herhalde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyet

yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilir.

Şikâyet, dilekçe ile doğrudan doğruya infaz

hâkimliğine yapılabileceği gibi; Cumhuriyet başsavcılığı veya ceza infaz kurumu

ve tutukevi müdürlüğü aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz hâkimliği dışında

yapılan başvurular hemen ve en geç üç gün içinde infaz hâkimliğine gönderilir.

Sözlü yapılan şikâyet, tutanağa bağlanır ve bir sureti başvurana verilir.

...

Şikâyet yoluna başvurulması, yapılan işlem

veya faaliyetin yerine getirilmesini durdurmaz. Ancak, infaz hâkimi giderilmesi

güç veya imkânsız sonuçların doğması ve işlem veya faaliyetin açıkça hukuka

aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda işlem veya

faaliyetin ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir."

37. 4675 sayılı Kanun'un "İnfaz

hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar" kenar başlıklı

6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... Şikâyet başvurusu üzerine infaz

hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir;

ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet

hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir;

ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı

görüşünü alır. Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi,

hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri

toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. Hükümlü veya tutuklu,

savunmasını, hazır bulunmak ve vekâletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla

birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. İnfaz hâkimi gerekli görmesi

durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.

İnfaz hâkimi, inceleme sonunda şikâyeti

yerinde görmezse reddine; yerinde görürse, yapılan işlemin iptaline ya da

faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar verir."

38. 5271 sayılı Kanun'un "Müdafiin

dosyayı inceleme yetkisi" kenar başlıklı 153. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"(2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme

veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla

kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen

soruşturmalarda verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin

ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır

bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında,

ikinci fıkra hükmü uygulanmaz."

(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından

kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış

delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak

alabilir."

39. 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'un 29/10/2016

tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi sonucu

kanunlaşan 667 sayılı KHK'nın "Soruşturma

ve kovuşturma işlemleri" kenar başlıklı 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve

Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından,

olağanüstü halin devamı süresince;

...

Tutuklu olanların avukatları ile

görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye

düşürülmesi, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirilmesi, bunlara

emir ve tâlimat verilmesi veya yorumlarıyla gizli, açık ya da şifreli mesajlar

iletilmesi ihtimalinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısının kararıyla,

görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, tutuklu

ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli hazır

bulundurulabilir, tutuklunun avukatına veya avukatın tutukluya verdiği belge

veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları

kayıtlara elkonulabilir veya görüşmelerin gün ve saatleri sınırlandırılabilir.

Tutuklunun yaptığı görüşmenin, belirtilen amaçla yapıldığının anlaşılması

hâlinde, görüşmeye derhal son verilerek, bu husus gerekçesiyle birlikte tutanağa

bağlanır. Görüşme başlamadan önce, taraflar bu hususta uyarılır. Tutuklu

hakkında, tutanak tutulması hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemiyle tutuklunun

avukatlarıyla görüşmesi sulh ceza hâkimliğince yasaklanabilir. Yasaklama

kararı, tutuklu ile yeni bir avukat görevlendirilmesi için derhal ilgili baro

başkanlığına bildirilir ..."

40. 3/10/2016 tarihli ve 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin maddesi

şöyledir:

"MADDE 6- 13/12/2004 tarihli ve 5275

sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 59 uncu

maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddeye bu

fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş ve diğer fıkra buna

göre teselsül ettirilmiştir.

(4) Görüşme sırasında; hükümlünün avukatına

veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve

aralarındaki konuşmaya ilişkin olarak kendilerinin tuttukları kayıtlar

incelenemez; hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşme dinlenemez ve kayda

alınamaz.

(5) Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde ve

İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde

tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu

kapsamına giren suçlardan mahkûm olanların avukatları ile görüşmelerinde,

toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör

örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve

tâlimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar

iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet

başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, üç ay süreyle; görüşmeler

teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın

yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir,

hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge

örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara

elkonulabilir veya görüşmelerin gün ve saatleri sınırlandırılabilir.

(6) İnfaz hakimliği hükümlünün; kurallara

uyumunu, toplum veya ceza infaz kurumu bakımından arz ettiği tehlikeyi ve

rehabilitasyon çalışmalarındaki gelişimini değerlendirerek, kararda belirttiği

süreyi üç aydan fazla olmamak üzere müteaddit defa uzatabileceği gibi

kısaltılmasına veya sonlandırılmasına da karar verebilir.

(7) Beşinci fıkra kapsamına giren hükümlünün

yaptığı görüşmenin, aynı fıkrada belirtilen amaca yönelik yapıldığının

anlaşılması hâlinde,görüşmeye derhal son verilerek, bu husus gerekçesiyle

birlikte tutanağa bağlanır. Görüşme başlamadan önce taraflar bu hususta

uyarılır.

(8) Hükümlü hakkında, yedinci fıkra uyarınca

tutanak tutulması hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemiyle hükümlünün

avukatlarıyla görüşmesi infaz hâkimince altı ay süreyle yasaklanabilir.

Yasaklama kararı, hükümlüye ve yeni bir avukat görevlendirilmesi için derhal

ilgili baro başkanlığına bildirilir. Cumhuriyet başsavcılığı baro tarafından

bildirilen avukatın değiştirilmesini baro başkanlığından isteyebilir. Bu fıkra

hükmüne göre görevlendirilen avukata, 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13 üncü

maddesine göre ücret ödenir.

(9) İnfaz hâkimi tarafından bu madde uyarınca

verilen kararlara karşı 4675 sayılı Kanuna göre itiraz edilebilir.

(10) Bu madde hükümleri 9 uncu maddenin

üçüncü fıkrasına göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan

hükümlüler ile beşinci fıkradaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan

dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler hakkında da

uygulanır.

(11) Tutuklular hakkında bu madde hükümlerine

göre karar vermeye soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi, kovuşturma

aşamasında mahkeme yetkilidir.”

41. 668 sayılı KHK'nın "Soruşturma

ve kovuşturma işlemleri" kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"...

l) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya

belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek

ise Cumhuriyet savcısının kararıyla kısıtlanabilir.

...".

B. Mahkeme Kararları

42. Osmaniye İnfaz Hâkimliğinin 11/7/2018 tarihli ve 2018/5756,

K.2018/5759 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Tutuklu dilekçesinde avukatı ile

görüşme sırasında kamera kaydına alınmasına, görüşmede infaz koruma memuru

bulundurulmasına ve avukatı ile belge alış verişinin kontrol edilmesine itiraz

ederek bu uygulamanın kaldırılmasını talep etmiştir.

22/7/2016 tarih ve 667 sayılı KHK'nın 6/1-d.

maddesinde: 'Tutuklu olanların avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve ceza

infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi, terör örgütü veya diğer suç

örgütlerinin yönlendirilmesi, bunlara emir ve talimat verilmesi veya

yorumlarıyla gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletilmesi ihtimalinin varlığı

halinde, Cumhuriyet Savcısının kararıyla, görüşmeler teknik cihazla sesli veya

göüntülü olarak kaydedilebilir, tutuklu ile avukatın yaptığı görüşmeleri

izlemek amacıyla görevli hazır bulundurulabilir, tutuklunun avukatına veya

avukatın tutukluya verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki

konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir veya görüşmelerin gün ve

saatleri sınırlandırılabilir' hükmünü içermektedir.

22/07/2016 tarih ve 667 sayılı KHK'nın 6.

Maddesi ile talep dilekçesi birlikte değerlendirildiğinde; madde metninde de

açıkça belirtildiği üzere olağanüstü halin devamı süresince, tutuklu olanlar

hakkında talebe konu kısıtlamaların Cumhuriyet Savcısının kararıyla

yapılabileceğinin açıkça düzenlendiği, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığının

29/09/2017 tarih ve B.M. 2016/9539 sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 6.

maddesi gereğince kısıtlama kararı verildiği, yapılan uygulamanın usul ve

yasaya uygun olduğu anlaşıldığından, talebin/şikayetin reddine..."

43. Ankara Batı İnfaz Hâkimliğinin 10/10/2016 tarihli ve

E.2016/4751, K.2016/4733 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Tutuklu D.B. 26/9/2016 tarihli

dilekçesinde özetle; 'son süreçle alınan OHAL kararı ile birlikte cezaevlerinde

hak gasplarının yaşandığını, bir tutuklu olarak avukat görüş hakkının hiç bir

yasal gerekçe olmadan kayıt altına alınması avukat müvekkil görüş gizliliği

hakkının engellenmesine neden olduğundan, uygulanan hak gasplarının

kaldırılmasını istediğini' belirterek dilekçe gönderdiği anlaşılmıştır.

Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

Müdürlüğü'nün 29/9/2016 tarih ve 2016/11463 sayılı yazısı ekinde gönderilen

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 28/9/2016 tarihli ve 2016/1436 sayılı

yazısında 'Anayasanın 120, maddesi uyarınca ilan edilen olağanüstü hal çerçevesinde

çıkarılan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, ceza soruşturma ve kovuşturma

açısından değerlendirilmesinde;

Tutuklu süphelilerin avukatlarıyla

görüşmelerinde tedbir uygulanmasına, sınırlama getirilmesi hususlarında Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı Bakanlık Muhabere Bürosunun Başsavcı Vekili K.D.

imzalı, 667 sayılı KHK ve Bakanlık Genelgeleri doğrultusunda yazılan 3/8/2016

tarih ve B.M. 2016/21916 sayılı yazıları ile gerekli talimatların ilgili ceza

infaz kurumlarına verildiği, uygulamada birliğin sağlanması ve çelişkilerin

giderilmesi adına uygulamanın değerlendirilmesinde;

a-Tedbir-sınırlama sebepleri

i-Toplumun ve ceza infaz kurumunun

güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi ihtimalinin bulunması,

ii-Terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin

yönlendirilmesi, bunlara emir ve talimat verilmesi veya yorumlarıyla gizli,

açık ya da şifreli mesajlar iletilmesi ihtimalinin bulunması

b-Tedbir ve sınırlandırmalar

i-Görüşmenin teknik cihazla sesli veya görüntülü

olarak kaydedilmesi

ii-Görüşmeyi izlemek amacıyla görevlinin hazır

bulunabilmesi,

iii-Tutuklunun avukatına veya avukatın

tutukluya verdiği belge veya belge örneklerine, dosyalara ve aralarındaki

konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara el konulabilmesi,

iv-Görüşmelerin gün ve saatlerinin

sınırlandırılabilmesi,

c-Bu tedbir ve sınırlandırmalara karar

vermeye, Cumhuriyet savcısı yetkilidir.

Yukarıda belirtilen talimatlar uygulama

yapılması hususlarında gereği rica olunur.' şeklinde bilgi verilmiştir.

23/7/2016 Tarihli Resmi Gazetede yayınlanan

667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde

Kararnamenin 6/1 maddesinde;

Bu suçlardan tutuklananların soruşturma ve

kovuşturma evresinde yakınları ile ziyaretleri ve avukatları ile görüşmelerinde

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 114.

maddesi ile 17/6/2005 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 'Hükümlü ve

Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkındaki Yönetmelik'hükümlerinden farklı bir

uygulama getirilmiş olmakla;

A- Tutukluların avukatları ile ziyaretleri;

667 sayılı KHK.nin 6/1-d maddesinde 'tutuklu

olanların avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun

güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin

yönlendirilmesi, bunlara emir ve tâlimat verilmesi veya yorumlarıyla gizli,

açık ya da şifreli mesajlar iletilmesi ihtimalinin varlığı halinde, Cumhuriyet

savcısının kararıyla, görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak

kaydedilebilir, tutuklu ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla

görevli hazır bulundurulabilir, tutuklunun avukatına veya avukatın tutukluya

verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara

ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir veya görüşmelerin gün ve saatleri

sınırlandırılabilir. Tutuklunun yaptığı görüşmenin, belirtilen amaçla

yapıldığının anlaşılması hâlinde, görüşmeye derhal son verilerek, bu husus

gerekçesiyle birlikte tutanağa bağlanır. Görüşme başlamadan önce, taraflar bu

hususta uyarılır. Tutuklu hakkında, tutanak tutulması hâlinde, Cumhuriyet

savcısının istemiyle tutuklunun avukatlarıyla görüşmesi sulh ceza hâkimliğince

yasaklanabilir. Yasaklama kararı, tutuklu ile yeni bir avukat görevlendirilmesi

için derhal ilgili baro başkanlığına bildirilir. Baro tarafından bildirilen

avukatın değiştirilmesi Cumhuriyet savcısı tarafından istenebilir'.

denmektedir.

Buna göre;

Öncelikle tutuklunun 5237 sayılı Kanunun

İkinci Kitap Dördüncü Kısım, Dördüncü (Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar),

Beşinci (Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar), Altıncı (Milli

Savunmaya Karşı Suçlar) ve Yedinci Bölümünde (Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve

Casusluk) tanımlanan suçlar, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına

giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından tutuklu olması,

Toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin

tehlikeye düşürülmesi ihtimalinin bulunması,

Terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin

yönlendirilmesi, bunlara emir ve talimat verilmesi veya yorumlarıyla gizli,

açık ya da şifreli mesajlar iletilmesi ihtimalinin bulunması,

Kanundaki bu düzenleme, idarece tanzim edilen

görüş yerlerinin nitelikleri birlikte değerlendirildiğinde; yapılan düzenlemede

kanunda öngörülen şartların yerine getirildiği, kanuna aykırı bir düzenlemenin

söz konusu olmadığı, yapılan uygulamanın ceza infaz kurumu kurallarına uygun

olduğu anlaşılmakla yerinde olmayan şikayetlerin reddine..."

44. Samsun İnfaz Hâkimliğinin 24/2/2017 tarihli ve E.2017/116,

K.2017/122 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Tutuklu Z.K. hakimliğimize hitaben

yazdığı 22/2/2017 tarihli dilekçesinde; cezaevine girdiği günden bu yana OHAL

şartlarından dolayı avukatı ile sadece 10 dakika kamera kaydı ve görevli

nezaretinde görüşebildiğini,iddianame kabul edildiği için ve çok ciddi

suçlamalar olduğundan sağlıklı bir savunma yapabilmek için avukatı ile görüşme

sayı ve süresinin kısıtlanmamasını, insan hakları normlarına uygun olarak

savunma hakkını kullanabilmesi için kamera kaydı ve görevli nezaretinde görüşme

uygulanmasının kaldırılmasını talep etmiştir.

...

...667 Sayılı KHK'nın 6/1-d maddesi uyarınca

toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi, terör

örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirilmesi ihtimali nedeniyle

görüşmelerin ses kayıt ve görüntülü kamera ile kaydedilebileceği ve görüşmeleri

izlemek amacıyla görevlinin hazır bulundurulacağı ve görüşmelerin hafta içinde

mesai saatleri içinde yaptırılacağının belirtildiği,Samsun E Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda 667 Sayılı Kanun Hükümünde Kararname kapsamına giren suçlardan

tutuklu fazla sayıda kişinin bulunması nedeniyle avukat ile yapılacak

görüşmemelerin aksamaması adına alınan kararın, 667 Sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin 6/1-d maddesine aykırılık içermediği anlaşıldığından, tutuklunun

talebinin reddine.."

45. Karşıyaka İnfaz Hâkimliğinin 5/12/2018 tarihli ve

E.2018/5623, K.2018/5760 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"..Tutuklu O.Y. İzmir 2 Nolu T tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığınca verilen

29/11/2018 tarih 2018/5758 sayılı kararına itiraz etmekle evrak ve ekleri

incelendi.

...

Avukat görüşlerinin sesli ve görüntülü

odalarda veya memur eşliğinde yapıldığını, zaman ve saat olarak kısıtlandığını

belirtmiştir.

...

- İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 7/1/2016

tarih ve B.M.2016/30331 sayılı tedbir konulu yazısında;

677 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 6/1-d

bendi uyarınca FETÖ/PDY örgüt üyesi olup, bu soruşturmalar nedeniyle İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığına bağlı ceza infaz kurumlarında tutuklu olarak bulunan

şüphelilerin avukatları ile yaptığı görüşmelerin teknik cihazlar ile sesli ve

görüntülü olarak kaydedilmesine, tutuklu ve avukatının cihazlarla sesli ve

görüntülü izlemek amacıyla bir görevlinin hazır bulundurulmasına,

Savunma amacı dışında toplumun ve ceza infaz

kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi, terör örgütü veya diğer suç

örgütlerinin yönlendirilmesi, bunlara emir ve talimat verilmesi veya yorumlarıyla

gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletilmesi amacının güdülmesi halinde

tutuklunun avukatına veya avukatın tutukluya verdiği belge ve belge örnekleri,

dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara el

konulmasına, bu amaçla yapılan görüşmenin derhal sonlandırılarak bu hususun

gerekçesi ile birlikte tutanağa bağlanarak ilgili evrakların cumhuriyet

başsavcılığımıza gönderilmesi' hususları bildirilmiştir.

...

Yine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının

19/2/2018 tarih, 2018/1265 B.M sayılı tedbir kararlarının kaldırılması

hakkındaki yazı ile; ceza infaz kurumlarının yasal mevzuattan kaynaklanan

yetkileri saklı kalmak koşulu ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 23/7/2017

tarih ve B.M 2016/2768 Muh sayılı yazısı ile 667 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Alınan Tedbirlere ilişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 6/1-d maddesi uyarınca;

FETÖ/PDY örgüt üyesi olup 15/7/2016 tarihinde silahlı darbe teşebbüsünde

bulunan ve halen Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma nedeniyle

İzmir ilindeki ceza infaz kurumlarında tutuklu bulunan şüphelilerin avukatları

ile yaptığı görüşmelerin teknik cihazlarla sesli ve görüntülü olarak

kaydedilmesine, tutuklu ve avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla bir

görevlinin hazır bulundurulmasına, salınma amacı dışında toplumun ve ceza infaz

kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürülmesi, terör örgütü veya diğer suç

örgütlerinin yönlendirilmesi, bunlara emir ve talimat verilmesi, veya yorumları

ile gizli, açık veya şifreli mesajlar iletilmesi amacının güdülmesi halinde

tutuklunun avukatına veya avukatın tutukluya verdiği belge veya belge

örneklerine, dosyasıyla ilgili aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları

kayıtlara el konulmasına, bu amaçla yapılan görüşmeleri derhal sonlandırılarak

bu hususun gerekçesi ile birlikte tutanağa bağlanarak ilgili evrakları

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, bu soruşturmalar nedeni ile tutuklu

bulunan şahısların avukatlarıyla tatil günleri dışında ve çalışma saatleri

içerisinde olmak koşulu ile ceza infaz kurumu tarafından yapılacak düzenleme

ile her bir tutuklu için haftada bir kez ve azami bir saate kadar

görüştürülmelerine yönelik tüm tedbirlerin ceza infaz kurumlarının yasal

mevzuattan kaynaklanan yetkileri saklı kalmak üzere kaldırılmasının uygun

görüldüğü bildirilmiş olup, Kurumumuz İdareve Gözlem Kurulu Başkanlığı

tarafından alınmış olan 28/11/2016 tarih ve 2016/5284 sayılı kararı yerine

geçecek yeni bir karar alınması gerekliliği haiz olmuş ve İdareve Gözlem Kurulu

Başkanlığınca 26/2/2018 tarih ve 2018/871 sayılı kararı ile avukat görüş

sırasında yapılan tedbirler yasal mevzuatlar çerçevesi içerisinde kaldırılarak;

a. Yetkili mercilerce haklarında herhangi bir

kısıtlama kararı bulunmayan hükümlülerin mesai günlerinde, 9.00-17.00 saatleri

arasında, bir defa iki saati geçmeyecek şekilde avukatları ile

görüştürülmesine,

b. Yetkili mercilerce haklarında kısıtlama

kararı bulunmayan tutukluların, mesai günlerinde, 9.00-22.00 saatleri arasında,

bir defa iki saati geçmeyecek şekilde avukatları ile görüştürülmesine karar

verilerek Avukat görüşü üzerinde kısıtlama bulunmamaktadır. Ceza İnfaz

Kurumumuzda Hükümlü ve tutukluların Ziyaret edilebilmeleri hakkında

yönetmeliğin ' Tutuklunun müdafi, uzlaştırmacı ve arabulucu ile görüşmesi'

başlıklı 19. Maddesi kapsamında tutukluların Avukat ile görüşmeleri

yapılmaktadır.

...

...Tutuklu O.Y.nin, ..., avukat görüş talebi,

... OHAL'in uzatılmayarak sona ermesine istinaden FETÖ/PDY Silahlı Terör

Örgütüne mensup tutuklu ve hükümlüler üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasına

istinaden taleplerinin kabulüne..."

46. İzmir 1. İnfaz Hâkimliğinin 30/3/2018 tarihli ve

E.2018/2099, K.2018/2139 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan

silahlı kalkışma sonrası bu eyleme katılan ve suç işleyen kişilerin tespiti ve yargılanmalarının

sağlanması amacı ile ilan edilen olağanüstü hal yasasına göre yürürlüğe sokulan

667 sayılı KHK'nın 6/1-d maddesinde bu amaçla yeni düzenlemeler getirilmiştir.

667 sayılı KHK'nın 6/1-d maddesi uyarınca

OHAL'e neden olan olaylara katıldığı tespit edilen kişiler yönünden 5275 sayılı

yasanın 59. Maddesinin OHAL süresince farklı bir uygulamasının yapılmasına

karar verildiği ve fakat 59. Maddenin ilga edilmediği, bu süre zarfında 667

sayılı KHK hükümlerinin uygulandığı anlaşılmıştır.

Hükümözlünün 12/02/2018 tarihli dilekçesine

konu ettiği sıkıntı ve şikayetin 667 sayılı KHK ile getirilen düzenlemenin

uygulanması nedeni ile kaynaklandığı görülmektedir.

İzmir 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı

Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından hakimliğimize gönderilen yazı cevabına

ekli ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca kararlaştırılan 19/2/2018 tarihli

yazıya göre 667 sayılı KHK ile getirilen kısıtlamaların aradan geçen süre

nedeni ile ve silahlı kalkışmaya karışan tespit edilen kişilerin deşifre edilmesi

büyük oranla soruşturmaların açılıp tamamlanması nedeni ile kaldırılmasının

uygun görüldüğü ve ceza infaz kurumu tarafından da bu yazı sonrası kurumca bu

konularla yapılan iş ve işlemler hakkında 5275 sayılı yasa ve bu yasaya göre

çıkartılan kurumların yönetmeliğine ilişkin tüzük, ilgili yönetmelikler,

genelgeler ve kurum iç yönetmeliğine göre uygulamaya geçildiği bildirilmiştir.

İzmir 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı

Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce bu uygulamanın kaldırılmasına yönelik İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığının 667 sayılı KHK'ya dayalı olarak uygulamaya soktuğu

ve kaldırılan düzenleme sonrası kurumca 5275 sayılı yasa ve ilgili mevzuata

göre uygulamaya geçildiği anlaşıldığından dolayısıyla hükümözlünün 12/02/2018

tarihli dilekçesine konu süre sınırlaması ve 667 sayılı KHK ile getirilen diğer

kısıtlamaların sona erdiği görülmekle 26/03/2018 tarihli dilekçesinde de yer

alan 12/2/2018 tarihli dilekçesinde ayrıntılı belirttiği mağduriyetin bu

aşamada konusuz kaldığı, nitekim hükümözlünün 23/02/2018 tarihli görüşmede de

sürenin bu kısıtlamanın kaldırılmasına göre uygulandığı, bu aşamada

kısıtlamanın kaldırılması karşısında 12/02/2018 tarihli dilekçeye konu olan

sıkıntılar ile ilgili verilebilecek bir karar bulunmadığı kanaatine varılmakla

karar verilmesine yer olmadığına hükmetmek gerekmiştir..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

47. Mahkemenin 12/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

ve Bakanlık Görüşü

48. Başvurucu; tutuklama kararının gerekçesiz olduğunu, olayda

kuvvetli suç şüphesinin bulunmamasına rağmen tutuklanmasına karar verildiğini,

tutuklama kararı verilirken ölçülülük ilkesinin gözönüne alınmadığını, adli

kontrol uygulamasının neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Bakanlık görüşünde öncelikle 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen tazminat yolunun tüketilmesi gerektiğinden başvurunun

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği

belirtilmiştir. Esasa ilişkin olarak ise tutuklama kararında kuvvetli suç

şüphesini gösteren olgulara yer verildiği ve tutuklama nedenlerinin kararda

gösterildiği, dolayısıyla tutuklamanın hukuki olduğu ifade edilmiştir.

b. Değerlendirme

50. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

51. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

52. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

53. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

(1) Genel İlkeler

54. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak

genel ilkeler için bkz. Özcan Güney,

B. No: 2017/20709, 15/11/2018, §§ 57-62.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

55. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, FETÖ/PDY'nin

Manisa Belediyesi yapılanması içinde yer aldığı iddiasıyla yürütülen bir

soruşturma kapsamında 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır

(bkz. § 16). Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

56. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi

gerekir.

57. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararında bilirkişi raporuna,

başvurucunun da içinde bulunduğu şüphelilerin FETÖ/PDY'ye finans

sağladıkları yönündeki tanık beyanlarına dayanılmıştır. İddianamede ise

başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna dair tanık anlatımlarına,

FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock uygulamasının kullanıcısı olmasına

ve FETÖ/PDY içinde üst düzey görevlerde olduğu belirtilen birtakım kişilerle

yaptığı telefon görüşmelerinin sıklığına dayanılmıştır (bkz. §§ 16, 25).

58. Anayasa Mahkemesi ByLock

uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

hâkimliklerce FETÖ/PDY yöneticisi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının somut

olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın özellikleri

itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,

26/7/2017, § 74).

59. Öte yandan iddianamede; birtakım kişilerin verdikleri

ifadelerde başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya

mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulundukları görülmektedir (bkz. § 25). Bu

itibarla da başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin

bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir başvurusunda; FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan

bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının bulunduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 75).

60. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını

doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.

61. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

62. Somut olayda Manisa 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken suçlara ilişkin kanunda öngörülen ceza

miktarına, isnat edilen suçun katalog suçlar arasında olmasına ve adli

kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 16).

63. FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 272). Ayrıca başvurucunun tutuklanmasına esas alınan

terör örgütü yöneticisi veya üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içindeki ağır

cezai yaptırım öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suçlar 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Gülser

Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

64. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Manisa 2. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden -suçların ağırlığına atfen- kaçma tehlikesine yönelen

tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.

65. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser

Yıldırım (2), § 151).

66. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). FETÖ/PDY'nin

özellikleri de -gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi-

dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

67. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Manisa 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suçlar için öngörülen

cezanın miktarını da gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

sonucuna varmasının (bkz. § 16) keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

ve Bakanlık Görüşü

69. Başvurucu, tutukluluğunun devamına dair kararlar ile bu

kararlara itirazı üzerine verilen kararların gerekçelerinin matbu cümlelerin

tekrarından ibaret olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

70. Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkında verilen tutukluluğa

ilişkin tüm kararlarda gösterilen gerekçeler incelendiğinde başvurucunun

tutukluluğunun keyfî olarak devam ettirildiğinin savunulamayacağı

belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

71. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:

2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

72. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

73. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 21/2/2019

tarihinde mahkûmiyeti ile birlikte tahliyesine karar verilen başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak

dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti

hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu

başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur

ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi

bireysel başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmamaktadır.

74. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutukluluk

İncelemelerinde Alınan Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

ve Bakanlık Görüşü

75. Başvurucu; tutukluluk incelemeleri sırasında alınan Savcılık

görüşlerinin kendisine tebliğ edilmediğini, bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

76. Bakanlık görüşünde, söz konusu şikâyetin anayasal ve kişisel

önemden yoksun olduğu belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

77. Anayasa Mahkemesi Devran

Duran (aynı kararda bkz. §§ 106-112) kararında; tutukluluk

incelemeleri sırasında alınan Savcılık görüşünün şüpheli veya sanıklara

bildirilmemesinin anayasal önem taşımadığını, içeriğinde başvurucunun cevap

vermesini gerektirmeyen ve daha önce ileri sürülmemiş yeni bir olgudan

bahsedilmeyen durumlarda Savcılık görüşünün başvurucuya bildirilmemesinin

önemli bir zarara da neden olmadığını ifade etmiştir.

78. Somut olayda tutukluluk incelemeleri sırasında alınan

Savcılık görüşünün bildirilmediği ileri sürülmüşse de başvuru formu ve

eklerinde bu görüş yazısında başvurucunun cevap vermesini gerekli kılan ve daha

önce haberdar olmadığı yeni bir olgunun bulunduğu dile getirilmemiştir. Ayrıca

tutukluluğun devamı kararlarının Savcılık görüşüne dayanılarak verildiği yönünde

bir tespit de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun iddiaları bakımından

anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

79. Açıklanan gerekçelerle

anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle başvurunun bu

kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası ve Bakanlık Görüşü

80. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz ve tutukluluğun

devamına ilişkin kararların dosya üzerinden duruşma açılmaksızın incelendiğini

ileri sürmüştür.

81. Bakanlık; başvurucunun bu şikâyeti bakımından 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının etkili bir

kanun yolu olduğunu, dolayısıyla etkili hukuk yolları tüketilmeden yapılan

başvuruyla ilgili olarak başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bakanlık ayrıca Anayasa

Mahkemesinin esas incelemesi yapması durumunda olağanüstü dönemin koşullarında

başvurucunun tutukluluk incelemelerinin dosya üzerinden yapılmasının hukuka

uygun olduğu görüşündedir.

b. Değerlendirme

82. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16,

17).

83. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu

olduğunu kabul etmiştir (Salih Sönmez,

B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 162-177).

84. Somut olayda Manisa 2. Sulh Ceza Hâkimliğince resen ve

duruşmalı olarak yapılan tutukluluk incelemesi sonucunda başvurucu, tutukluluk

hâlinin devamına karar verildiği 22/7/2016 tarihinden sonra ilk kez kovuşturma

aşamasında 7/8/2018 günü yapılan duruşmada mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını

etkili bir biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur. Başvurucunun

hâkim/mahkeme önüne çıkmadığı süre yaklaşık 2 yıl 15 gündür. Dolayısıyla somut

başvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

86. Başvurucu; soruşturma mercileri tarafından kısıtlama kararının kanunda öngörülen

kapsamı aşılarak yorumlandığını, bu bağlamda örnek almaya yetkili olduğu

belgelere yönelik erişiminin engellendiğini, sonuç olarak tutuklamaya karşı

etkili bir şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

87. Bakanlık görüşünde; başvurucuya hakkındaki suçlamaların

ayrıntılı olarak anlatılmak suretiyle müdafi huzurunda savunma yapma imkânının

verildiği, tutuklanmasına temel teşkil eden iddiaların somutlaştırılarak

sorulduğu, başvurucunun da bu iddialarla ilgili olarak gerekli gördüğü

değerlendirmeyi yaptığı belirtilmiştir. Bakanlık bu nedenlerle şikâyetin açıkça

dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

b. Değerlendirme

88. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

89. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

90. Genel ilkeler için bkz. Turhan

Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, §§ 102-106.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

91. Başvurucu tarafından yapılan 5271 sayılı Kanun'un 153.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında belirtilen belgelerden fotokopi almaya ilişkin

talep, 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin (l) bendi uyarınca 15/8/2016 tarihinde Başsavcılıkça reddedilmiştir.

92. Anılan ret kararı ile birlikte kısıtlama kararının

kaldırılması için başvurucunun yapmış olduğu itirazları, son olarak Manisa 1.

Sulh Ceza Hâkimliğince 5/12/2016 tarihinde reddedilmiştir.

93. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 12/1/2018

tarihi itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı

fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır (bkz. § 26).

94. Başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan suçlamalar

ile buna ilişkin olguların ifade alma işlemi sırasında Başsavcılık tarafından

başvurucuya açıklandığı ve başvurucunun ifadesinde anılan suçlamalarla ilgili

ayrıntılı bir şekilde beyanda bulunduğu görülmektedir (bkz. §§ 12, 13).

95. Öte yandan başvurucu, Hâkimliğin tutuklama kararında da

tutuklamaya konu edilen suçlamalarla (eylemlerle) ilgili Savcılık savunmasını

tekrar ederek değerlendirmelerde bulunmuştur (bkz.

§ 15). Ayrıca tutukluluğa itiraz dilekçesinde başvurucu müdafileri tarafından

usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir şekilde savunma yapılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafilerinin

isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu

öncesinde gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

96. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma

aşamasında uygulanmış olan kısıtlama nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı

etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir.

97. Diğer taraftan başvurucu kısıtlama kararının kapsamında

bulunmayan belgelere erişiminin kısıtlanması nedeniyle tutukluluğa etkili bir

şekilde itirazda bulunamadığını genel bir ifadeyle ileri sürmüşse de anılan

belgelerin neler olduğunu ve bunun tutukluluğa etkin bir şekilde itiraz

etmesini kısıtladığını ortaya koymuş değildir.

98. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe

katılmamışlardır.

6. Tutukluluğun

Hukukiliğine Etkili İtiraz Etme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

ve Bakanlık Görüşü

99. Başvurucu, avukatıyla görüşmesinin teknik araçlarla kayda

alınması nedeniyle tutukluluğa itiraz bağlamında savunma hakkının

kısıtlandığını ve etkili bir şekilde müdafi yardımından yararlandırılmadığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

100. Bakanlık görüşünde, başvurucunun hakkındaki soruşturma

sürecinde yapılan söz konusu uygulama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkin şikâyetlerini kanun yollarında ilerisürebilme ve

ileri sürmüş ise şikâyetlerinin bu aşamalarda incelenme imkânı bulunduğu,

dolayısıyla başvurucu tarafından istinaf/temyiz süreçlerinin sonuçlanması

beklenmeden ileri sürülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

şikâyetlerin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

b. Değerlendirme

101. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

102. 4675 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre bu Kanun; ceza infaz

kurumları ile tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan

işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlere yönelik şikâyetleri incelemek,

karara bağlamak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere

kurulan infaz hâkimliklerine ilişkin hükümleri kapsamaktadır. Yine 4675 sayılı

Kanun'un 5. maddesinde, ceza infaz kurumları ile tutukevlerinde hükümlü ve

tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlerin kanun

ya da diğer mevzuat hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle bu işlem veya

faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren on beş gün, her hâlde yapıldığı

tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyet yoluyla infaz hâkimliğine

başvurulabileceği belirtilmiştir.

103. Başvurucu, avukatıyla görüşmesinin teknik araçlarla kayda

alınması nedeniyle tutukluluğa itiraz bağlamında savunma hakkının

kısıtlandığını ve etkili bir şekilde hukuki yardımdan yararlandırılmadığını

ileri sürmüştür. Başvurucunun şikâyetinin dayanağı olan hüküm, 667 sayılı KHK'nın

"Soruşturma ve kovuşturma

işlemleri" kenar başlıklı 6.maddesidir. Bu hükme göre

olağanüstü hâl ilan edilmesi ile ilişkili bulunan belirli suçlardan tutuklu

olanların olağanüstü hâl süresince avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve

ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi, terör örgütü veya

diğer suç örgütlerinin yönlendirilmesi, bunlara emir ve talimat verilmesi veya

yorumlarıyla gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletilmesi ihtimalinin varlığı

hâlinde görüşmeler Cumhuriyet savcısının kararıyla teknik cihazla sesli veya

görüntülü olarak kaydedilebilir; tutuklu ile avukatın yaptığı görüşmeleri

izlemek amacıyla görevli hazır bulundurulabilir, tutuklunun avukatına veya

avukatın tutukluya verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki

konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara el konulabilir veya görüşmelerin gün

ve saatleri sınırlandırılabilir.

104. Bu hüküm, otomatik olarak tüm tutukluların avukat ile

görüşmelerinin teknik cihazla sesli veya görüntülü araçlarla kayda alınmasına

ve görüşmeleri izlemek amacıyla görevli hazır bulundurulmasına imkân

sağlamamaktadır. Bu hükmün uygulanabilmesi için hükümde belirtilen suçlardan

tutuklu olanların toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye

düşürülmesi, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirilmesi, bunlara

emir ve talimat verilmesi veya yorumlarıyla gizli, açık ya da şifreli mesajlar

iletilmesi ihtimalinin varlığı ve Cumhuriyet savcısının kararı gereklidir.

Başvurucunun şikâyeti de doğrudan söz konusu KHK hükmüne değil bu hükmün

uygulanmasına yöneliktir (bkz. § 30). Başvurucunun avukatla görüşmesinin kayda

alınmasının anılan KHK hükmünün aradığı şartlara uygun yapılıp yapılmadığının

4675 sayılı Kanun'un 5. maddesi gereğince infaz hâkimliğine iletilebileceği ve

bu hususun infaz hâkimliğince incelenebileceği anlaşılmaktadır. Ayrıca infaz

hâkimliğinin verdiği karara karşı da ağır ceza mahkemesi nezdinde itiraz etmek

mümkündür.

105. Nitekim yukarıda yer verilen derece mahkemesi kararları

dikkate alındığında anılan yolun başvurucunun şikâyetleri açısından telafi

imkânına sahip ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte olduğu görülmektedir (bkz.

§§ 41-45). Ancak bireysel başvuru dosyası kapsamında başvurucunun bu yola

başvurduğuna ilişkin herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaktadır.

106. Buna göre 4675 sayılı Kanun'un 5. maddesinde belirtilen

infaz hâkimliğine şikâyet yolunun bu kapsamda kalan iddiaları bakımından

başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu

olduğu anlaşılmaktadır. Bu olağan başvuru yolları tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

107. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

108. Başvurucu; ceza infaz kurumunda avukatıyla görüşmelerinin

sınırlandırılması ve kayda alınması nedenleriyle adil yargılanma hakkı

kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkının, soruşturma dosyasına

erişim imkânı verilmeyerek de savunma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

109. Bakanlık görüşünde; başvurucunun hakkındaki soruşturma

sürecinde yapılan söz konusu uygulamalar nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyetlerini kanun yollarında ilerisürebilme

ve ileri sürmüş ise şikâyetlerinin bu aşamalarda incelenme imkânı bulunduğu,

dolayısıyla başvurucu tarafından istinaf/temyiz süreçlerinin sonuçlanması

beklenmeden ileri sürülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

şikâyetlerin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

2. Değerlendirme

110. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine

başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (bkz. §

31).

111. Somut olayda başvurucu hakkındaki yargılamanın

sonuçlanmadığı, istinaf aşamasında derdest olduğu, adil yargılanma hakkı

kapsamında ileri sürülen bu tür iddiaların yargılama sürecinde ve kanun yolunda

incelenmesi imkânının bulunduğu anlaşılmaktadır.

112. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Tutukluluk incelemelerinde alınan Savcılık görüşünün

bildirilmediğine ilişkin iddianın anayasal

ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

5. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in

karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

6. Tutukluluğun hukukiliğine etkili bir şekilde itiraz

edilememesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

7. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

12/2/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü tarafından bu dosyaya

ilişkin olarak başvurucunun diğer talepleri hakkında varılan sonuçlara

katılmaktayım. Buna karşın kararda 5 numaralı başlıkta incelenen “soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddia” yönünden başvurunun kabul

edilemez olduğuna ilişkin sonuca, açıklayacağım hukuki nedenlerle

katılamamaktayım.

2. Başvurucunun 15.8.2016 tarihinde CMK 153/3. maddesi uyarınca

soruşturma dosyasındaki belgelerden örnek alma talebi C. başsavcılığı

tarafından 668 sayılı KHK’nın 3. maddesinin 1/L. bendi gerekçe gösterilerek

reddedilmiştir. Söz konusu kuralda soruşturma dosyasına erişimi kısıtlamayla

ilgili olarak CMK’nın 153/2. maddesine istisna getirilerek, C. savcısına yetki

verilmektedir. Başvurucunun yaptığı itiraz sulh ceza hakimi tarafından kabul

edilmemiştir. Sonuçta başvurucuya iddianamenin düzenlenip kabul kararı

verildiği tarihe kadar hiçbir soruşturma belgesi verilmemiş, başka deyişle

savcılık kararıyla konulan bu kısıtlılık 2 yıl 5 ay sürmüş, başvurucu ise bu

süre içinde 2 yıl 1 ay tutuklu kalmıştır.

3. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca,

hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Böyle bir yolun

etkili olabilmesi için hakimin hukuka aykırılığı tespit etme ve salıverme

yetkisini haiz bulunması gerekir. Ayrıca tutuklu yönünden etkililiğin temini

bakımından, suç isnadıyla ilgili olgu ve belgelere erişiminin bulunması, başka

deyişle tutuklanmasına temel alınan olgu ve belgilere karşı kendisini savunma

olanağının var olması zorunludur. Anılan fıkrada öngörülen başvuru usulünde

adil yargılanma hakkının bütün güvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia

edilen tutmanın koşullarına uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir

kararla sağlanması gerekir (bkz. Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013,

par. 122, 123). Ancak tutuklunun soruşturma dosyasına erişim hakkı mutlak

olmayıp belirli koşullarda kısıtlanabileceği kabul edilmektedir. Kanunun 153/3.

maddesinde tutulan kişinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve

hazır bulunmaya yetkili oldukları adli işlemlere ilişkin tutanaklarda

kısıtlamaya gidilemeyeceği belirtilmektedir.

4. Anayasa Mahkemesi daha önce, ifadesi ya da savunması

alınırken başvurucuya erişimi kısıtlanan belgelerin içeriğine ve suçlamaya dair

olgulara ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucunun tutukluluk kararına yönelik

itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş olması durumunda

başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere erişiminin olduğunun,

içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve bu nedenle de

tutukluluk halinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme imkânını elde

ettiğinin söylenebileceğini, zira böyle bir durumda kişinin, tutukluluğa temel

teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunun kabul

edilebileceğine karar vermiştir (Hidayet Karaca, par. 107 vd.). Buna karşın

Anayasa Mahkemesi kısıtlama kararının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edilmediğine karar verdiği başvurularda, somut olayda kısıtlama

kapsamında olmayan tutuklamaya temel belgelere erişimin engellenmediğine dikkat

çekmiştir (bkz. Aydın Yavuz ve diğ. Par. 317; Hidayet Karaca, par. 106).

5. Anayasanın 19. maddesi uyarınca kuvvetli suç şüphesine

ilişkin belirtinin ve tutuklama nedenlerinin bulunduğu kabul edilerek

tutuklanan kişiye, aynı maddenin 8. maddesi uyarınca yetkili hakime etkili bir

biçimde itiraz etme hakkının tanındığından söz edilebilmesi için, tutuklamaya

temel olan belgelere erişme imkanının tanınması gerekir. Soyut ve sözlü olarak

birtakım sorulardan hareketle hangi isnat ve olgulara dayanıldığının

anlaşılabileceği gerekçesiyle tutuklunun tüm soruşturma dosyasına erişiminin

uzun bir süre kısıtlanması etkili başvuru hakkını ihlal edebilecektir.

6. Diğer taraftan tutuklamanın anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya yönelik faaliyetleri bulunan bir terör örgütünün üyesi olma

iddiasına dayandığı ve tutukluluğun 5. ayından itibaren olağanüstü hal ilan

edildiği gözetildiğinde, soruşturma belgelerine erişimin kısıtlanmasının

Anayasanın 15. maddesi yönünden de değerlendirilmesi gerekebilir. Anayasa

Mahkemesi tutuklamanın hukukiliğinin incelendiği bazı başvurularda Anayasanın

15. maddesi yönünden de değerlendirme yapmış ve “olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan

tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olarak kabul edilemez”

gerekçesiyle ihlal kararları vermiştir (bkz. Mustafa Baldır, par. 87; Şahin

Alpay, par. 109; Mehmet H. Altan, par. 156; Turhan Günay, par. 88).

7. Olağanüstü yönetim koşullarında somut soruşturmanın selameti

gerekçesiyle soruşturma evraklarına erişimin kısıtlanmasının gerekli olduğu

savunulabilir. Ancak 668 sayılı KHK ile kısıtlanamayacak belgelerle ilgili CMK

153/3. madde hükmüne bir istisna getirilmediğinden, anılan kural Ohal döneminde

de geçerlidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtildiği gibi ihlal

bulmadığı kararlarında, somut olayda kısıtlama kapsamında olmayan tutuklamaya

temel belgelere erişimin engellenmediğine dikkat çekerek bu sonuca ulaşmıştır

(bkz. Aydın Yavuz ve diğ. Par. 317; Hidayet Karaca, par. 106). Diğer taraftan

kısıtlama kararının makul olmayan bir süre devam etmesi de ölçülülüğü etkileyen

bir nedendir. Somut olaydaki gibi bu kısıtlamanın tüm belgelere yönelik olarak

ve başvuranın tutuklu kaldığı 2 yıl 1 ay boyunca sürmesi halinde kısıtlamanın,

Anayasanın 19/8. maddesinde düzenlenen güvenceyi ihlal etmediğini savunmak

mümkün olmayacaktır. Sonuç olarak soruşturma dosyasına yönelik böyle bir

kısıtlama kanuni olmadığı gibi, uzun süre devam ettirilmesi de hakime etkili

bir şekilde başvuru güvencesini büyük ölçüde zedelemekte ve ölçüsüzce ihlal

etmektedir. Bu nedenlerle çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Abdullah UÇAR

Başvurucu

:

İsmail SOLMAZ

Vekili

:

Av. Emrah DERTLİ

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Bu başvuruda Anayasa Mahkemesi kararındaki soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlanması iddiası dışındaki diğer ihlal iddialarına

ilişkin sonuçlara katılmaktayım.

2. Çoğunluk görüşüne katılmadığım kısım soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu; soruşturma mercileri tarafından

kısıtlama kararının kanunda öngörülen kapsamı aşılarak yorumlandığını, bu

bağlamda örnek almaya yetkili olduğu belgelere yönelik erişiminin

engellendiğini, sonuç olarak tutuklamaya karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

3. Türkiye genelinde FETÖ/PDY’ye ilişkin olarak yürütülen

soruşturmalar kapsamında aralarında başvurucunun da bulunduğu bir kısım şüpheli

hakkında Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY'nin Manisa

Belediyesindeki örgütlenmesine yönelik bir soruşturma başlatılmıştır.

Başsavcılık 14/8/2015 tarihinde, anılan soruşturma kapsamında isnat edilen

suçların kanunda belirtilen niteliğini ve dosyadaki mevcut bulguları dikkate

alarak şüpheli ve müdafileri ile diğer soruşturma süjelerinin soruşturma

dosyasını incelemeleri ve dosyalardan örnek almalarının soruşturmanın

selametini tehlikeye düşüreceği değerlendirmesi ile 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

soruşturma dosyasının incelenmesinin ve örnek alma yetkisinin kısıtlanmasına

karar verilmesini talep etmiştir. Bahse konu kısıtlama talebi Manisa 1. Sulh

Ceza Hâkimliğinin 14/8/2015 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.

4. Akabinde başvurucu 2/2/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı; ifade alma işlemi sonrasında aynı gün

tutuklanması istemiyle başvurucu ile birlikte yedi şüpheliyi Manisa 2. Sulh

Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Soruşturma dosyası içindeki bilgi ve belgeler

ile ifade tutanakları sorgu işlemi sırasında Manisa 2. Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından başvurucunun avukatı da hazır bulunduğu bir ortamda başvurucuya

okunmuş ve 5/2/2016 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir.

5. Başvurucu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında belirtilen “ifadelerini

içeren tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer

adli işlemlere ilişkin tutanaklar”dan hangisini veya hangilerini

istediğini belirtmeksizin fotokopi alma talebinde bulunmuştur. Bu talep, Cumhuriyet

Başsavcılığınca 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin (l) numaralı bendindeki “Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden

örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise

Cumhuriyet savcısının kararıyla kısıtlanabilir.” hükmü gerekçe

gösterilerek 15/8/2016 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucunun anılan ret

kararına ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması kararına karşı itirazı

da Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 5/12/2016 tarihinde reddedilmiştir.

6. Başvurucunun dosyaya erişiminin kısıtlanması Manisa 4. Ağır

Ceza Mahkemesince iddianamenin kabulüne karar verildiği 12/1/2018 tarihine

kadar devam etmiş; iddianamenin mahkeme tarafından kabulü ile birlikte 5271

sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca dosyaya erişim

kısıtlılığı kendiliğinden sona ermiştir. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun

kısıtlama kararı nedeniyle yaklaşık 2 yıl 5 ay boyunca soruşturma dosyasındaki

hiçbir belgeye erişimi mümkün olmamıştır. Başvurucu dosyaya erişiminin mümkün

olmadığı sürenin iki yıldan fazla olan kısmını da tutuklu halde geçirmiştir.

7. Çoğunluk kararında başvurucunun bu iddiası bağlamında,

başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan suçlamalar ile buna ilişkin

olguların ifade alma işlemi sırasında Başsavcılık tarafından başvurucuya

açıklandığı ve başvurucunun ifadesinde anılan suçlamalarla ilgili ayrıntılı bir

şekilde beyanda bulunduğu, başvurucunun Hâkimliğin tutuklama kararında da

tutuklamaya konu edilen suçlamalarla (eylemlerle) ilgili Savcılık savunmasını tekrar

ederek değerlendirmelerde bulunmuş olduğu; ayrıca tutukluluğa itiraz

dilekçesinde başvurucu müdafileri tarafından usul ve esasa ilişkin ayrıntılı

bir şekilde savunma yapıldığı belirtilerek başvurucunun ve müdafilerinin isnat

edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu

öncesinde gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu; suçlamalara dayanak

olan temel unsurların ve tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas

olan bilgilerin başvurucuya veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya

bunlara karşı savunma ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması

dikkate alındığında soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlama nedeniyle

başvurucunun tutukluluğuna karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının

kabulünün mümkün görülmediği kanaatine ulaşılmıştır (Bkz. §§ 94-96).

8. Oysa “Müdafiin dosyayı

inceleme yetkisi” başlıklı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında “Yakalanan

kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı

geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin

tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.” hükmüne yer

verilerek bu fıkrada belirtilenlerle ilgili olarak kısıtlama kararı

verilemeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Kanunun bu açık hükmü karşısında

başvurucunun dosyadan fotokopi alma talebinin Cumhuriyet Başsavcılığı ve Sulh

Ceza Hakimliğince bu hüküm dikkate alınarak karara bağlanması ve başvurucuya

(3) numaralı fıkrada sayılan ve kısıtlamaya konu yapılamayacak olan belgeler

bakımından erişim imkânının sağlanması gerekmektedir.

9. Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliği başlıklı 19.

maddesinin sekizinci fıkrasına göre hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede

durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde

hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine

başvurma hakkına sahiptir. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında,

serbest bırakılmayı sağlamak amacıyla başvurulacak yerin bir yargı mercii

olması öngörülmüş olduğundan işin doğası gereği burada yapılacak incelemenin

yargısal bir niteliği bulunmaktadır. Yargısal nitelikteki bu inceleme sırasında

adil yargılanma hakkının tutmanın niteliğine ve koşullarına uygun

güvencelerinin sağlanması gerekir (Mehmet

Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 123; Hikmet Yayğın, B. No: 2013/1279,

30/12/2014, §§ 29, 30).

10. Başvurucunun tutuklu olduğu soruşturma veya dava dosyasına

erişiminin sağlanması Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında

tutuklamaya etkili bir şekilde itiraz edebilmesi bakımından büyük önem

taşımaktadır. Bununla birlikte soruşturma aşamasında belirli durumlarda dosyaya

erişimin kısıtlanması mümkündür. Ancak bu kısıtlamanın söz konusu olduğu

durumlarda dahi kişiye tutulmasına karşı itirazlarını dile getirmesine yeterli

olacak ölçüde suçlamaya esas temel olguların bildirilmesi gerekmektedir. Bu

bağlamda ifadesi ya da savunması alınırken başvurucuya erişimi kısıtlanan

belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucunun tutukluluk

kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunulmuş olması

durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere erişiminin

olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve bu nedenle

de tutukluluk halinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme imkanını elde

ettiğinin kabulü mümkündür (Turhan Günay

[GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, § 106).

11. Buna karşılık somut dosyada erişimi kısıtlamaya konu

yapılamayacağı 5271 sayılı Kanun’da açıkça öngörülen bazı bilgi ve belgelerin

talep edilmiş olmasına rağmen başvurucuya verilmediği görülmektedir. Erişiminin

kısıtlanmasına konu yapılamayacak belgelerin verilmemesi yanında ayrıca

kısıtlama kararının iki yıl dört aydan daha fazla sürmüş olması ve erişimin kısıtlandığı

bu sürenin iki yıldan fazla bir kısmını tutuklu olarak geçirdiği dikkate

alındığında kısıtlama kararı nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili

bir şekilde itirazda bulunmasının büyük ölçüde kısıtlandığı söylenebilir.

Nitekim soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasıyla ilgili bazı bireysel

başvurularda Anayasa Mahkemesi kısıtlama kararının kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkını ihlal etmediğine karar verirken başvurucuların kısıtlama kapsamında

olmayan bu belgelere erişimlerinin engellenmediğine özellikle dikkat çekmiştir

(bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §

317). Mahkeme bir kararında tutuklu olarak sürdürülen bir yargılamada suçlamaya

esas olan temel delile (bir dijital veriye) erişimin kısıtlanmasının

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasını ihlal ettiği sonucuna varmıştır

(bkz. Yavuz Pehlivan ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/2312, 4/6/2015, § 87).

12. Dolayısıyla başvurucunun tutuklanma işlemine karşı etkili

biçimde itiraz edemediği için Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki

güvencelerden etkili biçimde yararlandırılmadığı ve soruşturma dosyasına

erişiminin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiği kanaatine ulaşılmıştır.

13. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin olağanüstü halin

geçerli olduğu bir dönemde de sürdürüldüğü ve delillere erişime yönelik

kısıtlamanın bu süreçte de devam ettiği dikkate alındığında, bu tedbirin aynı

zamanda Anayasa’nın 15. maddesi ile uyumlu olup olmadığını da değerlendirmek

gerekir. Olağanüstü hallerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen

veya tamamen durdurulması ya da bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere

aykırı tedbirler alınabilmesine imkân sağlayan Anayasa’nın bu hükmü yönüyle

değerlendirildiğinde; olağanüstü hâl döneminde çıkarılan 668 sayılı KHK’nın

5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (3) numaralı fıkrası yönünden bir istisna

getirmediği hatırda tutulmalıdır. Bu bağlamda anılan KHK’nın 3. maddesinin (l)

bendinde “Müdafiin dosya içeriğini inceleme

veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının kararıyla kısıtlanabilir.”

denilerek kısıtlama kararının hâkim tarafından verilmesi gerektiği yönündeki

5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası yönünden ayrıksı bir

durum oluşturulmuştur. Ancak olağanüstü hâl döneminde de Kanun’un (3) numaralı

fıkrası yürürlükte kalmaya ve uygulanmaya devam olunmuştur. Bu durumda

olağanüstü hâl KHK’ları ile yapılan düzenlemeler itibarıyla; başvurucuya

kanunen erişimi kısıtlanamayacak belgelerin verilmemesinin olağanüstü dönemin

gerektirdiği bir önlem olarak kabulü mümkün görülmemiştir. Kaldı ki Savcılık

tarafından başvurucunun talebinin reddine karar verilirken veya Sulh Ceza

Hâkimliğince itirazın reddi yoluna gidilirken bunun olağanüstü hâl döneminden

kaynaklanan nedenlerle meşru veya gerekli olduğu yönünde bir gerekçe öne

sürülmemiştir.

14. Sonuç olarak yukarıda sıralanan nedenlerle soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlanması konusundaki Anayasa Mahkemesi çoğunluk kararına

katılmamaktayım. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki güvenceler

bağlamında başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

kanaatindeyim. Başkan Hasan Tahsin GÖKCAN Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/15251, 12 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Tutuklamaya İlişkin
  7. B. İlgili Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. İlgili Mevzuat
  10. B. Mahkeme Kararları
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  13. B. Adil Yargılanma
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Karşıoy Gerekçesi
  16. Karşıoy Gerekçesi
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/15251
Tarih
12 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Halide Demirel Başvurusu (B. No: 2017/17378)
  • Sinan Gül Başvurusu (B. No: 2016/7628)
  • Serhat Soysalan Başvurusu (B. No: 2017/16903)
  • Erenkum İnş. Taah. Nak. Gıda Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/6462)
  • Mustafa Berberoğlu Başvurusu (B. No: 2015/3324)
  • Yasin Akdeniz Başvurusu (B. No: 2016/22178)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.