İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kamil Bedir Başvurusu (B. No: 2015/14289)

1. Başvuru, işyeri sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat

Başvuru No2015/14289Tarih21 Şubat 2018Okuma18 dk · 3.543 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kamil Bedir Başvurusu

Karar tarihi
21 Şubat 2018
Başvuru Numarası
2015/14289
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.543 kelime·18 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, işyeri sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat

davasında müddeabihin ıslahla artırılan kısmının

zamanaşımından reddi nedeniyle mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/8/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Tekstil işi yapmakta olan başvurucu Diyarbakır'da bulunan

depo nitelikli işyerini ''Mağazam Paket Sigorta Poliçesi'' ile sigortacıya

sigortalamıştır.

8. Depoda 8/6/2009 tarihinde meydana gelen yangından sonra

başvurucu rizikonun gerçekleştiği gerekçesiyle yok olan malların KDV dâhil

bedeli olan 2.832.103,18 TL'nin ödenmesi isteğiyle sigortacıya 10/9/2009

tarihinde noter vasıtasıyla ihtarname çekmiştir.

9. Hasar bedelinin sigortacı A. A.Ş. tarafından ödenmemesi

üzerine başvurucu, 13/10/2009 tarihli dilekçe ile elektrik kontağı nedeniyle

çıkan yangın sonucunda işyerinde bulunan, toplam değeri2.832.103,18 TL olan ve

davalı şirket tarafından sigortalanan ticari emtianın zayi olduğunu belirterek

fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 200.000 TL'nin temerrüt

faiziyle tahsiline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır.

10. Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafların delillerinin

tespitinden sonra zararın tespiti amacıyla dosyayı bilirkişiye göndermiştir.

Zararın miktarı hususunda iki ayrı bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Zarar

miktarı 8/2/2011 havale tarihli bilirkişi raporunda 1.946.040,86 TL olarak

belirlenmiş ancak başvurucu vekilinin rapora yönelik itirazı nedeniyle dosya

yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilmiştir. 20/10/2011 tarihli ikinci raporda

zarar 2.091.190,53 TL olarakbelirlenmiştir.

11. Başvurucu, ikinci bilirkişi raporunu esas alarak 29/11/2011

tarihli dilekçeyle talebini ıslah ederek toplam 2.091.190,53 TL tazminata karar

verilmesini talep etmiştir.

12. Davalı A. A.Ş. vekili 15/12/2011 tarihli ıslaha cevap

dilekçesiyle mal sigortalarında zamanaşımı süresinin iki yıl olup hasarın

meydana geldiği tarih itibarıyla bu sürenin dolduğunu belirterek ıslah ile

artırılan kısmın reddine karar verilmesini istemiştir.

13. Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 22/12/2011 tarihli

kararla başvurucuya ait kumaş deposunun davalı şirketçe ''Mağazam Paket Sigorta

Poliçesi'' ile sigortalı bulunduğu ve 8/6/2009 tarihinde çıkan yangında meydana

gelen hasarın teminat kapsamında olduğugerekçesiyle

20/10/2011 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen 2.091.190.53 TL'ninbaşvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

14. Karar, başvurucu ve davalı şirket vekili tarafından temyiz

edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 1/11/2012 tarihli kararla sair temyiz itirazlarını

reddetmiş ancak davalı vekili ıslah edilen miktarla ilgili olarak zamanaşımı

definde bulunduğu hâlde Mahkemece bu hususta olumlu ya da olumsuz bir karar

verilmediğine işaret ederek ıslah edilen miktar yönünden hükmü bozmuştur.

Başvurucunun bu karara ilişkin karar düzeltme isteği 19/4/2013 tarihinde

reddedilmiştir.

15. Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, bozmaya uymuş ve

3/10/2013 tarihli karar ile önceki kararındaki gerekçeye benzer şekilde

sigortalı emtianın yangında yok olması nedeniyle sigortacının poliçe kapsamında

sorumlu olduğunu ancak ıslah tarihinde iki yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş

olduğu kanaatiyle ıslah ile talep edilen 1.891.190,53 TL yönünden davanın

reddine karar vermiştir.

16. Karar,başvurucu

tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi duruşmalı olarak

yapmış olduğu inceleme sonucunda 23/9/2014 tarihinde anılan karar onanmış,

karar düzeltme isteği aynı Daire tarafından 8/6/2015 tarihinde reddedilmiştir.

17. Nihai karar başvurucu vekiline 28/7/2015 tarihinde tebliğ

edilmiş, başvurucu 25/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

18. 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ''Sigorta sözleşmesi'' kenar başlıklı

1401. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir

prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir menfaatini zarara uğratan tehlikenin,

rizikonun, meydana gelmesi halinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç

kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar

dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği

sözleşmedir.''

19. 6102 sayılı Kanun'un

''Zamanaşımı'' kenar başlıklı 1420. maddesi

şöyledir:

"(1) Sigorta sözleşmesinden doğan bütün

istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak

üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemlerd

her hâlderizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren

altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar."

20. 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret

Kanunu'nun ''Mürüruzaman''

kenar başlıklı 1268. maddesi şöyledir:

"Sebepsiz yere ödenmiş bulunan primin

veya sigorta bedelinin geri alınması alacakları dahil sigorta mukavelesinden

doğan bütün mutalebeler, iki yılda müruruzamana

uğrar.''

21. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun ''Belirsiz alacak davası ve tespit

davası'' kenar başlıklı 107. maddesininilgili

kısmı şöyledir:

''(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın

miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden

beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hâllerde,

alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle

belirsiz alacak davası açabilir.

(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat

sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin

mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın

davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir."

22. 6100 sayılı Kanun'un 176. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''(1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul

işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.''

23. 6100 sayılı Kanun'un ''Islahın

zamanı ve şekli'' kenar başlıklı 177. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şu şekildedir:

'' Islah, tahkikatın sona ermesine kadar

yapılabilir.''

2. Yargıtay Kararları

24. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 28/9/2017 tarihli ve

E.2016/5646, K.2017/8285 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

''2-) Dava, konut sigorta

poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

6100 sayılı HMK’nin

belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesinde” (1) Davanın açıldığı

tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak

belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu

hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek

suretiyle belirsiz alacak davasıaçabilir.(2)Karşıtarafınverdiğibilgiveya tahkikat sonucu alacağın

miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu

anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında

belirtmiş olduğu talebini artırabilir.” hükmüne yer verilmiştir.Bu

hükme göre belirsiz alacak davasının alacakmiktarının

veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenemediği ya da imkansız olduğu

hallerde belirsiz alacak davası açılabilecektir.

...

6102 sayılı. TTK.nun

1420. maddesi (6762 S.TTK.nun

1268. maddesi) gereğince genel kural olarak, sigorta

sözleşmelerinden doğan bütün taleplerin iki yılda zamanaşımına uğrayacağı

hükmünü getirmiştir.6102 Sayılı.TTK.md 1446 ve 1427 (6762 S.TTK.nun

1292 ve 1299.) maddelerive6098 s. TBK’nun,

zamanaşımının alacağınmuaccelolduğutarihtenbaşlayacağını

belirten md. 149 (mülgaBorçlar

Kanununun 128/1) maddesindeki genel hükmü uyarınca zamanaşımı süresinin

başlangıcı alacağın muaccel olduğu gün yani sigortalının rizikonun

gerçekleştiğini öğrendiği günden itibaren başlayan 5 günlük ihbar tarihinin son

günüdür. Dosyadaki belgelere göre heyelan, 16/06/2011 tarihinde meydana gelmiş

olup sigortacıya başvuru 09.08.2011 olup genel şartlardaki hükümlerde dikkate alındığında

ıslah tarihi olan 25/06/2015 tarihi itibariyle ıslah edilen kısım için iki

yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunun kabulü gerekir. Dosya içeriğine göre

zamanaşımını kesen ve durduran nedenlerin bulunmadığı, davalı şirket tarafından

tazminatın ödeneceği intiba yaratılarak zamanaşımı süresinin dolmasına neden

olunduğuna dair bilgi ve belge sunulmadığı anlaşılmıştır. Kısmi davada,

zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için kesildiğinden ve geriye kalan meblağ

için işlemeye devam ettiğinden, ıslahla arttırılacak miktar için de zamanaşımı

süresinin dolmamış olması gerekir.O

halde mahkemece, davalı sigorta şirketinin ıslah dilekçesine karşı süresinde

bulunduğu zamanaşımı def'inin kabulü ile ıslah edilen kısım yönündendavanın

reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru

görülmemiştir."

25. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 3/11/2015 tarihli ve

E.2014/16561, K.2015/11486 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

''Davanın belirsiz alacak davası türünde

açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın

miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi

gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine

rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi

durumuna yada objektif olarak imkansızlığa

dayanmalıdır.

...

Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi

hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma

yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın

özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. 6100 sayılı HMK’nın 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici

mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın

verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin

olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın

genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu

talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı

tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve

tahkikat işlemleri sonucu (örneği bilirkişi ya da keşif incelemesi

sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır.

...

Alacağın miktarının belirlenebilmesinin,

tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya

keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz

alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi

incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli

değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken

alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz. Kategorik

olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan

belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak

davasının, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi

gerekir. Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde

takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn:6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50,

51,56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale

gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın

miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız

olduğu kabul edilmelidir.

6100 sayılı HMK ile birlikte, belirsiz alacak

davası açma imkanı tanınmak suretiyle belirsiz

alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı

olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı da

sınırlandırılmıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı HMK ile birlikte kabul edilen

belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam

olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir.

Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya

belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi

dava açılması mümkündür. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte

tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için,

belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları

oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi

halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası

açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman

da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen

uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü belirsiz alacak davası, zaten

belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak açılabilecek; şayet

alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası

açılabilecektir.

Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır

ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası

olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar

yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi

mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir

durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava

reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu

sebeple 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin uygulanarak süre verilmesi

mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası

açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek

tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki

hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü

dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça

mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir.

Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı

tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya

ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar

arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır. Bunun yanında, şayet açılan

davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu

anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla

birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanun'un

119/1-ğ. maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş

olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep

muğlaksa, aynı kanunun 119/2. maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin

süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı

olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının

talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından

belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz

alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket

edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra

talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre,

talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava

yürütülerek karar verilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde;

Davacı, davalı tarafından sigortalanan iş yerinden hırsızlık yapıldığını ileri

sürerek zararının tahsilini talep etmiştir. Davaya dayanak teşkil eden sigorta

poliçesinde, rizikonun gerçekleşmesi halinde ödenecek tazminatın, sigortalı

mahalde sadece faturalı olarak bulunan kıymetleri kapsayacağı, ayrıca hasar

günündeki envanterin de bu kıymetleri tutmasının esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Nitekim zarar miktarına ilişkin dosyaya sunulan bilirkişi

raporlarında da, davacının ticari kayıtları ve deposunda

mevcut olan mal miktarı gözetilerek değerlendirme yapılmıştır. Bu durumda,

davacının dava konusu ettiği sigorta tazminatının tam ve kesin olarak

belirlenmesinin mümkün olmadığı ya da alacağın miktar veya değerinin

belirlenebilmesi için davacının elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere

sahip olmadığı söylenemez. Diğer bir deyişle davacının, elinde bulundurduğu

ticari defter ve kayıtlar çerçevesinde alacağını belirlemesi mümkün olup böyle

bir durumda belirsiz alacak davası açılabileceğinin kabulü mümkün değildir. Bir

an için davanın kısmi dava olarak açıldığı düşünülebilir ise de yukarıda

yapılan açıklamalar çerçevesinde, davacı tarafça dosyaya sunulan 14.04.2014

tarihli dilekçede, açıkça davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı

bildirildiğinden artık davanın kısmi dava olarak kabulü de mümkün

görülmemektedir. Bu itibarla, mahkemece davacının belirsiz alacak davası

açmakta hukuki yararının bulunmadığının kabulü ile davanın reddine karar

verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanılgılı değerlendirme ile davanın

kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması

gerekmiştir."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından davasının ... görülmesini

istemek hakkına sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin 1. fıkrasında; açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim

hakkından söz edilmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak dikkate

alındığında mahkemeye erişim hakkının da garanti altına alındığı sonucuna

ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,

21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim

hakkı Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama,

Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp 6.

maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve

hedefleri ile hukukun genel prensipleriningözetilerek

birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarakSözleşme'nin

6. maddesinin birinci fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili

iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

28. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye

erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını

gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak

AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek

şekilde ve genişlikte kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade

etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya

da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık

ilişkisi kurmayansınırlamalar Sözleşme'nin 6.

maddenin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer

Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,

§ 19; Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).

29. AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk

hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle

mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı

olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet

yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu

kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru

yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini

değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun

özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının amaç ve

hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20).

30. AİHM, bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi

için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin

zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda

öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı

esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM, kuralların belirliliği

ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi

hâlinde ve davaların esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasını önleyecek

birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmeleri durumunda mahkemeye erişim

hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir (Eşim/Türkiye,

§ 21).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 21/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu; fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğu davada müddeabihin ıslah ile artırılan kısmının zamanaşımı

nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, kaldı ki bu hususun

duruşma günlerinin kısa aralıklarla verilmemesi, dilekçe ve evraklarının

tebliğinde acele edilmemesi ve bilirkişi incelemesinin sonuçlanmasının bir yılı

aşkın bir süre alması gibi kendisine atfedilemeyecek nedenlerle gerçekleştiğini

iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca, davanın 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesinde

tanımlanan belirsiz alacak davası niteliğinde olup bu tür davalarda

zamanaşımının uygulanamayacağını ve yapılan yargılama sonucunda derece

mahkemelerince verilen kararların yeterli gerekçe içermediğini ya da tümden

gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü sözleşmeye

dayalı alacak isteğinin ıslahla artırılan kısmının zamanaşımı nedeniyle

reddedilmesine ilişkin olduğundan ihlal iddialarının mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan

AİHM, Sözleşme'nin6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim

hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).

35. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini, kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya

mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını

önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,

B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

36. Dava açmayı imkânsız kılacak ya da aşırı zorlaştıracak

ölçüde kısa olmadıkça dava açma ya da kanun yollarına başvurma için belli

sürelerin öngörülmesi, hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve tek başına

bu durum mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz (Remzi Durmaz, B. No: 2013/1718, 2/10/2013,

§ 27). Bu nedenle usul kurallarını uygularken mahkemelerin yargılamanın

hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten ve kanunla öngörülmüş

usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak aşırı esneklikten kaçınmaları

gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

37. Somut olayda başvurucu, davalı sigorta şirketince ''Mağazam

Paket Sigorta Poliçesi'' ile sigortalı bulunan işyerinde 8/6/2009 tarihinde

meydana gelen yangın sonucu oluşanzararı nedeniyle

21/10/2009 tarihinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 200.000 TL alacak

isteğiyle dava açmış ve 29/11/2011 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini

1.891.190,53 TL artırmıştır. Mahkemece, sigortalının rizikonun gerçekleştiğini

öğrendiği tarih ile ıslah tarihi arasında 6762 sayılı mülga Kanun'un 1268. maddesinde öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresi

dolduğundan davalı sigorta şirketinin zamanaşımı savunmasına değer verilerek

ıslahla artırılan kısım yönünden davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 15).

38. Başvurucunun ıslah ile talep etmiş olduğu miktarın

zamanaşımı defi nedeniyle reddine karar verilmesi mahkemeye erişim hakkına

müdahale teşkil etmektedir. Anılan müdahale 6762 sayılı mülga Kanun'un 1268. ve 6102 sayılı Kanun'un 1420. maddelerine

dayalı olup müdahalenin kanuni bir dayanağı mevcuttur. Öte yandan hukuki

güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleri Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk

devletinin temel ilkelerindendir. Bu ilkelerin sağlanması amacıyla adil

yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkına sınırlama

getirilebilir. Bu çerçevede sözleşmeden doğan bir hak nedeniyle muhatabın

sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek,

uyuşmazlıkların kısa sürede ve sağlıklı bir biçimde çözümünü sağlamak amacıyla

hakkın ileri sürülebilmesinin belli sürelerle sınırlandırılması mümkündür.

39. Kanun koyucu sigortacı ile sigortalının menfaatlerini

dengelemek amacıyla sigorta poliçesinden kaynaklanan talepler için iki yıllık

bir zamanaşımı süresi öngörerek mahkemeye erişim hakkına ilişkin bir sınırlama

getirmiştir. Sigorta kapsamındaki emtianın niteliği, miktarı, sigorta primi ve

poliçe kapsamındaki zararlar ile ödenecek hasar bedelini taraflar arasında

düzenlenen sigorta poliçesinden kısa sürede ve yaklaşık bir değerle belirlemek

mümkün olduğundan anılan sürenin mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirdiği veya

önemli ölçüde zorlaştırdığı söylenemez.

40. İşyeri sigorta poliçesine dayalı tazminat alacağına ilişkin

istikrar kazanmış yargısal içtihatlarda bu tür alacakların 6762 sayılı mülga

Kanun'un 1268. ve 6102 sayılı Kanun'un 1420. maddeleri uyarınca alacağın muaccel hâle geldiği rizikonun

sigortalı tarafından öğrenildiği günden itibaren iki yıl geçmekle zamanaşımına

uğradığı kabul edilmektedir (bkz. §§ 24,25). Başvurucu, ıslahın iki yıllık süre

içinde yapılmamasının Mahkemenin usul işlemlerini kısa sürede yapmamasından

kaynaklandığını ileri sürmüştür. Başvurucu ile davalı Sigorta Şirketi arasında

düzenlenen poliçede sigorta kapsamındaki işyerinin niteliği ve emtianın tamamen

zayi olmasında ödenecek hasar bedelinin üst limiti açıkça belirtilmiştir.

Başvurucu 10/9/2009 tarihli ihtarnamesi ile 8/6/2009 tarihinde meydana gelen

yangında zayi olan emtianın bedelinin toplam 2.832.103,18 TL olduğunu işyerine

ait stok listesini de ekleyerek davalı Şirkete bildirmiştir. Yine 13/10/2009

tarihli dava dilekçesinde de toplam zararının 2.832.103,18 TL olduğunu ifade

etmiş ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 200.000 TL alacak isteğinde

bulunmuştur. Öte yandan 8/2/2011 havale tarihli bilirkişi raporunda, oluşan

zarar bedeli 1.946.040,86 TL olarak belirlenmiş ancak başvurucunun itirazı nedeniyle

ikinci bir bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Açıklanan bu hususlar ışığında

zararın davanın açıldığı tarihten itibaren belirlenebilir olduğu ve zamanaşımı

süresi dolmadan yapılan ilk bilirkişi incelemesi sonucunda büyük oranda tespit

edildiği anlaşılmaktadır. Başvurucu davanın açılması ve hatta davanın

açılmasından önce profesyonel olarak hukuki yardım almakla, sözleşmeden

kaynaklanan alacağın belli bir süre sonra zamanaşımına uğrayacağı hususunun

başvurucu için öngörülemez olduğunu söylemek de mümkün değildir.

41. Bu itibarla anılan yargısal içtihatlar ve yapılan

açıklamalar ışığında; iki yıllık zamanaşımı süresinin kanuni bir dayanağının ve

meşru bir amacının bulunduğu, derece mahkemelerince kanun hükümlerinin hangi

nedenlerle uygulandığının somut uyuşmazlık ve delillerlerle

bağlantı kurularak gerekçesiyle birlikte açıklandığı, usul kurallarının

yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı bir şekilde

uygulanmadığı ve varılan sonucun gözetilen meşru amaç ile korunmak istenen hak

açısından orantılı olduğu görüldüğünden mahkemeye erişim hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

21/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucu

:

Kamil BEDİR

Vekilleri

:

Av. Ayşe

GÜLDİKEN

Av. Ahu

DENİZLİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/14289, 21 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Başvurunun açıkça
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Necipoğlu
  15. Güldiken
  16. Denizli
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/14289
Tarih
21 Şubat 2018

İlgili Kararlar

  • İbrahim Aytekin Başvurusu (B. No: 2015/9444)
  • Doğan Bacaksız ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/19468)
  • Hayrettin Akar Başvurusu (B. No: 2015/1751)
  • B.u. Başvurusu (B. No: 2015/3127)
  • Orhan Kılıç Başvurusu (B. No: 2014/4704)
  • Binali Özkaradeniz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4686)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.