İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kırca Mühendislik İnş. Turz. Tic. ve San. A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/6241)

1. Başvuru, hukuka aykırı olarak kum ve çakıl taşı çıkarma

Başvuru No2014/6241Tarih29 Eylül 2016Okuma35 dk · 7.010 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kırca Mühendislik İnş. Turz. Tic. Ve San. A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
29 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/6241
R.G. Tarih ve Sayı
20/10/2016-29863
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.010 kelime·35 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hukuka aykırı olarak kum ve çakıl taşı çıkarma

faaliyetinin durdurulması, idari para cezası verilmesi ve faaliyetin

durdurulduğu tarihe kadar ocaktan çıkarılmış malzemeye el konulmasının mülkiyet

hakkının; itiraz üzerine idari para cezasının mahkemece kaldırılmasına rağmen

el konulma işleminin iptali için açılan davanın gerekçesiz şekilde ve kesin

hükmün bağlayıcılığına uyulmayarak reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 29/3//2016 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 23/5/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık başvuru hakkında bir görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Ordu İli ve İlçelerini Geliştirme Vakfı (Or-Ge), Melet

Irmağının 0-11 km arasının Turnasuyu ve Melet Dere ağızlarının temizlenmesi ve

malzeme çekilmesi için kendisine tahsisini talep etmiş ve Ordu İl Encümeninin

30/6/2005 tarihli ve 2005/159 sayılı kararı ile bualanlar bir yıllığına

Or-Ge'ye tahsis edilmiştir.

8. Or-Ge, 30/6/2005 tarihli ve 9 sayılı kararıyla Melet

Irmağı'ndan malzeme alım hakkının 12/8/2005 ila 12/2/2007 tarihleri arasında

375.000 TL bağış karşılığında başvurucuya devredilmesine karar vermiştir. Bu

karar doğrultusunda Or-Ge ile başvurucu arasında aynı yılın Ağustos ve Kasım

aylarında protokol ve ek protokol imzalanmış, bu protokoller 15/8/2005 ve 14/11/2005

tarihlerinde Ordu Valisince uygun bulunmuştur.

9. Protokol ile belirlenen bedel Or-Ge adına düzenlenen çeklerle

ödenmiş, başvurucu şirkete İl Özel İdaresi gelir Müdürlüğü tarafından farklı

tarihlerde tutanakla maden sevk fişleri teslim edilmiştir. Başvurucu, Protokol hükümleri çerçevesinde faaliyete

başlamış ve İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğinin talebiyle 4/6/1985 tarihli ve

3213 sayılı Maden Kanunu'nun 31. maddesi gereğince çıkarılan malzeme bedelinin % 4'ünü Devlet Hakkı olarak Ordu İl Özel İdaresi hesabına

yatırmıştır.

10. İl Encümeni 13/4/2006 tarihli, 66 sayılı kararıyla başvurucu

şirketin protokol hükümlerine aykırı davrandığı gerekçesiyle alandaki

faaliyetlerinin durdurulmasına ve konunun araştırılarak rapor hazırlanması için

bir komisyon kurulmasına karar vermiştir. İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğinin

18/4/2006 tarihli kararıyla başvurucu şirketin faaliyetleri geçici olarak

durdurulmuştur.

11. İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğinin 14/8/2008 tarihli

kararıyla Defterdar Yardımcısı M.K. Tarafından hazırlanan raporda başvurucu

şirketin sözleşme ile kendisine verilen hakkı kötüye kullandığı, işletme

ruhsatı olmadan faaliyet gösterdiği, basiretli bir iş adamı gibi davranmadığı

belirtilerek 3213 sayılı Kanun'un 12. ve 03/02/2005 tarihli ve 25716 sayılı

Resmî Gazetede yayımlanan Maden Kanunu'nun I (a) Grubu Madenleri İle İlgili

Uygulama Yönetmeliğinin (Yönetmelik) 18. maddesi gereğince stokta bekletilen

233.800 m3 malzemeye el konulmasına karar verilmiştir. Bu

karar doğrultusunda 15/8/2008 tarihinde malzemeye el konulmuştur.

12. İl Encümeninin 4/9/2008 tarihli, 126 sayılı kararıyla

değişik komisyonlar tarafından yerinde yapılan incelemelerde başvurucu şirketin

sözleşme ile kendisine verilen hakkı kötüye kullandığı, amir hükümlere rağmen

ruhsat almadan faaliyet gösterdiği ve basiretli bir iş adamı gibi davranmadığı

belirtilerek başvurucuya çıkarılan 233.800 m² malzeme bedelinin beş katı

11.690.000 TL ceza uygulanmasına karar verilmiştir.

13. Öte yandan ruhsatsız faaliyet sonucunda çıkarıldığı ileri

sürülen 233.800 m3 malzemenin miktarı dikkate alınarak, başvurucu hakkında 3213

sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca kesilen idari para cezasının iptali

istemiyle açılandavada Ordu 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 27/12/2010 tarihli,

2010/305 Değişik İş esas sayılı kararı ile hukuka aykırı bulunan idari yaptırım

kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"İtiraza konu maddi olay ile yukarıda yer

alan yasal hükümlerin birlikte değerlendirilmesi sonucu Ordu İl Encümenince Melet

Irmağından malzeme alımının Ordu valisinin de başkanı olduğu OR-GE vakfına

tahsis olunup buradan malzeme alımının da OR-GE vakfı ile İl Encümeninin

başkanı olan Ordu Valisince uygun bulunan protokol ve ek protokol hükümlerine

göre işletim hakkının muteriz şirkete 12.08.2005-12.02.2007 tarihleri arasında

tahsis olunduğu, ancak daha sonra protokol hükümlerine aykırı davranıldığı

gerekçesiyle İl Encümenince şirketin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulup

defterdar yardımcısınca hazırlanan rapora göre şirket hakkında protokol

hükümlerine aykırı davranıp mahallinden ruhsatsız olarak 1 a grubu maden

alındığı gerekçesiyle idari para cezasının uygulandığı; ancak öncelikli olarak

3213 sayılı yasaın 12. Maddesi ve Maden Kanununun ı (A) Grubu Madenleri İle İlgili

Uygulama Yönetmeliği hükümlerine göre idari para cezasının uygulanabilmesi için

yönetmeliğin 18. maddesine göre '...Bu tutanakta üretimin yapıldığı yer,

üretimi yapan kişi, taşıyan aracın plakası, aracı kullanan kişi, tartılması

mümkün ise sevk edilen maden cinsi ve miktarı ya da yaklaşık miktarı tespit

edilir...'bir tespit yapılmasının gerektiği fakat iptale konu idari yaptırım

kararı öncesinde böyle bir tespitin yapılmadığı, kaldı ki böyle bir tespitin

yapılmadığının da Ordu İl Özel İdaresinin 12.11.2010 tarihli yazısında da karşı

tarafça kabul olunduğu ve muteriz şirketin beyanları ile sunduğu belgelere

itibar olunarak cezanın uygulandığı bu yönüyle muteriz hakkında uygulanan idari

yaptırım kararının dayanağını teşkil edecek bir tespit tutanağı olmayıp idari

para cezasının olaya uygun olup olmadığını denetleyecek olan itiraz merciinin

(Sulh Ceza Mahkemesinin ve Ağır Ceza Mahkemesinin) bu durumu tespit etmesinin

mümkün olmayıp ceza hukukunda hakim prensip olan şüpheden sanık yararlanır

ilkesi uyarınca bu yönüyle idari para cezasının iptalinin gerektiği; ayrıca

Maden Kanununun I(A) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliğine göre

ruhsat verme yetkisinin il özel idaresinde olup il özel idaresi organlarının İl

Özel İdaresi Yasasına göre İl Encümeni ve vali olup taraflar arasında yapılan

tahsis, protokol, ek protokol hükümlerinin il encümeninin başkanı sıfatıyla

vali tarafından onaylandığı, protokol ve ek protokolün imzalanması aşamasında

itiraz eden şirketin ruhsatının olmamasının ruhsat vermeye yetkili İl Özel

İdaresi ve vali tarafından bilinmemesinin mümkün olmadığı, yine OR-GE vakfının

30.06.2005 tarih 9 karar sayılı toplantısında KIRCA Mühendislik A.Ş nin

toplantı tarihi itibarıyla her hangi bir sıkıntı yaratmadıkları gerekçesiyle

vakıf ile şirket arasıında yapılan protokol hükümlerine göre işlem yapılıp

malzeme alımına rıza gösterildiği, kaldı ki muteriz şirket tarafından araziden

malzeme alım sıralarında 07.11.2005-31.12.2005 tarihli ödeme formu ile Ordu İl

Özel İdaresi 1 (a) grubu madenler için sevk fişlerinin düzenlenip OR-GE vakfı

hesabına ödeme yapıldığı gibi özel idare sevk irsaliyelerinin muteriz şirket

tarafından zimmetli olarak il özel idaresi müdürlüğüne teslim olunması ve Ordu

Valiliği İl Özel İdaresi Genel Sekreteterliğinin 14.04.2006 tarih 1047 sayılı

yazısında 3213 sayılı yasanın 31. Maddesine göre hesaplanan bedelin Nisan ayı

sonuna kadar İl Özel İdaresi hesabına yatırılması istemine ilişkin yazının

içeriği de dikkate alındığında burada çalışıldığının yetkili organlarca

işletmenin faaliyetlerinin durdurulması öncesinde bilindiği ve daha sonra

muteriz şirketin protokol hükümlerine aykırı davranılıp ruhsatsız malzeme

alındığı gerekçesiyle idari para cezasının uygulanmasının iyiniyet kurallarıyla

da bağdaşmayacağı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ise esasen protokol

hükümlerinin uygulanmasından kaynaklanıp bu uyuşmazlığın da Türk Borçlar

Kanunu'nda yer alan sözleşmeler hukukuna göre çözümlenmesinin gerektiği; tüm bu

açıklamalar ışığı altında uygulanan idari yaptırım kararının usul ve yasaya aykırı

olduğu anlaşılmakla..."

14. Karara karşı yapılan itiraz, Ordu Ağır Ceza Mahkemesinin

28/1/2011 tarihli, 2011/106 Değişik İş esas sayılı kararı ile reddolunarak

karar kesinleşmiştir.

15. Başvurucu malzemeye el konulması işleminin iptali için Ordu

İdare Mahkemesinde iptal davası açmış, Mahkeme 10/9/2008 tarihli kararıyla

davayı görev yönünde reddetmiş, Danıştay 8. Dairesinin 23/12/2009 tarihli bozma

kararı sonrasında davayı tekrar esastan ele almıştır.

16. Mahkeme 28/12/2011 tarihli ve E.2011/68, K.2011/1624 tarihli

kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"Bakılan davada;davacı şirket tarafından

Ordu İl Encümeni'nce Melet Irmağından malzeme alımının Ordu valisinin de

başkanı olduğu OR-GE vakfına tahsis olunup, OR-GE vakfı ile İl Encümeninin

başkanı olan Ordu Valisince uygun bulunan protokol ve ek protokol hükümlerine

göre buradan malzeme alım hakkının 12.08.2005-12.02.2007 tarihleri arasında

taraflarına devredildiği, OR-GE vakfına şekli anlamda işletme ruhsatı verilip

verilmemesinin idarenin takdirinde olduğu, maden çıkarma faaliyeti ile ilgili

bütün işlemlerin OR-GE Vakfı adına özel bir hasılat kira sözleşmesi türü olan

rödovans sözleşmesi niteliğindeki protokoller karşılığında ve İl Özel

İdaresinin bilgisi dahilinde yapıldığına ilişkin bilgi ve belgeler davacı

tarafça dosyaya sunulmuş ise de; I (a) Grubu madenlerin, il özel idaresince

ihale yolu ile ruhsatlandırılacağı ve ihale sonrası işletme ruhsatı ve izni

alan kişilerce maden üretim ve sevkiyatının yapılabilmesi olanaklı olup bu

konuda davacı şirkete verilen bir işletme ruhsatı ve işletme izninin olmaması

karşısında mahallinden ruhsatsız olarak çıkarılan I(a) grubu 233.800 m3

malzemeye idarece el konulabileceği sonucuna varılmıştır.

Diğer yandan;3213 sayılı Maden Kanunu'nun 12.

maddesi ve Maden Kanununun I(a) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliği

hükümlerine göre çıkarılan malzemeye el konulabilmesi için üretimin yapıldığı

yer, üretimi yapan kişi, taşıyan aracın plakası, aracı kullanan kişi,

tartılması mümkün ise sevk edilen maden cinsi ve miktarı ya da yaklaşık

miktarını tespit eden bir tutanak düzenlenmesi gerekmekte ise de; el konulan

malzemenin işletme ruhsatı ve izni olmadan çıkarılarak stoklanması nedeniyle

sözkonusu bu durum dava konusu işlemi sakatlar nitelikte asli bir şekil

eksikliği olarak görülmemiştir.

Bu durumda; davacı şirketin, maden işletme

ruhsatı almadan faaliyet gösterdiğinden bahisle Melet Irmağından çıkarılan ve

Bayadı Köyü, Kurul Mevkiinde stokta bulunan 233.800 m3 1(a) grubu malzemeye

3213 sayılı Maden Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca el konulmasına ilişkin olarak

tesis olunan 14.08.2008 tarih ve 7566 sayılı dava konusu işlemde hukuka

aykırılık bulunmamıştır."

17. Bahsedilen karar Danıştay 8. Dairesinin 19/10/2012 tarihli

ve E.2012/2124, K.2012/7913 sayılı kararıyla onanmış, aynı Dairenin 5/3/2014

tarihli ve E.2013/2726, K.2014/1693 sayılı karar düzeltme talebini ret kararı

ile kesinleşmiştir.

18. Kesinleşen karar başvurucuya 10/4/2014 tarihinde başvurucuya

tebliğ edilmiş, başvurucu 8/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 3213 sayılı Kanun’un 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı

Kanun'la değişik 12. maddesinin somut başvuruya konu davada uygulandığı dönemde

şöyledir:

“Üretilen madenin sevk fişi ile sevkiyatı

zorunludur.

Konveyör ve boru hattı ile sevkiyat, ocak ve

tesis mesafesi, nakil güzergahının durumu, cevherin tüvanan, konsantre, yarı

mamul ve mamul olarak taşınması göz önüne alınarak sevk fişi kullanımı ile

altın, gümüş, platin gibi kıymetli metallerin entegre tesislerinde ve

zenginleştirme tesisleri ile bu tesislerden elde edilen ürünlerin sevk fişi

kullanımı ve denetimi ile ilgili hususlar yönetmelikle belirlenir.

Ruhsat sahibi tarafından sevk fişi olmaksızın

maden sevk edildiğinin mülkî idare amirliklerince tespit edilmesi halinde, söz

konusu madenin ocak başı satış bedelinin üç katı tutarında idarî para cezası

verilir.

Denetim

ve inceleme sonucunda, yaptığı üretim ve sevkiyatı bildirmediği tespit edilen

ruhsat sahiplerine, ödenmesi gereken Devlet hakkına ilaveten bildirilmeyen

miktar için hesaplanacak Devlet hakkının on katı tutarında idarî para cezası

verilir.

Ruhsat veya işletme izni olmadan üretim

faaliyetinde bulunulduğunun tespiti halinde, üretilen madene mülkî idare

amirliklerince el konulur. Bu kişilere, bu fıkra kapsamında üretilmiş olup el

konulan ve el konulma imkânı ortadan kalkmış olan tüm madenin, ocak başı satış

bedelinin beş katı tutarında idarî para cezası uygulanır. Bu şekilde maden

çıkartılması ve/veya sevk edilmesi Devlet malına karşı işlenmiş fiil sayılır.

Bu fiili işleyenler adlî takibat yapılmak üzere ilgili makamlara bildirilir. El

konulan madenler, mülkî idare amirliklerince satılarak bedeli özel idareye

aktarılır.

Ticarî

amaç taşımayan ve köylülerin kendi zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak üzere köy

muhtarının yazılı izni ile üretilip sevk edilen yapı hammaddeleri için bu madde

hükmü uygulanmaz. Harç ve Devlet hakkı alınmaz.”

20. 3213 sayılı Kanun’un 26/5/2004 tarihli ve 5177 sayılı

Kanunla değişik 30. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk

edilmiş veya taksir edilmiş alanlar ihale yolu ile aramalara açılır. İhale

ilânı Resmi Gazetede yayımlanır."

21. 3213 sayılı Kanun'a 10/6/2010 tarihli ve 5995 sayılı

Kanun'la eklenen Ek 7. maddesi şöyledir:

“Maden ruhsat sahiplerinin, ruhsat sahalarının

bir kısmında veya tamamında üçüncü kişilerle yapmış oldukları rödövans

sözleşmelerinde, bu alanlarda yapılacak madencilik faaliyetlerinden doğacak İş

Kanunu, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili idari, mali ve hukuki sorumluluklar

rödövansçıya aittir. Ancak bu durum ruhsat sahibinin Maden Kanunundan doğan

sorumluluklarını ortadan kaldırmaz."

22. Yönetmeliğin 6. maddesinin somut başvuruya konu davada

uygulandığı dönemde ilgili kısımları şöyledir:

“ I (a) Grubu madenler, il özel idaresince ihale yolu ile

ruhsatlandırılır. İhaleler il özel idaresinin tabi olduğu mevzuata göre

yapılır. Özel mülkiyet içerisinde bulunan I (a) Grubu maden sahaları ihale

edilemez.”

23. Yönetmeliğin 9. maddesinin somut başvuruya konu davada

uygulandığı dönemde ilgili kısımları şöyledir:

“I (a) Grubu maden ruhsatı almak için, ihale

sonrası gerekli bedellerin yatırılmasını veya özel mülkiyetindeki alan içinde

de talebin uygun bulunmasını takiben en geç on beş gün içerisinde işletme

ruhsatı talep harcı, yıllık işletme ruhsat harcı ile teminatı yatırılarak, Ek

Form-1'e uygun hazırlanmış taahhütnameyi, bir ay içerisinde de Ek Form-2'ye

uygun olarak hazırlanmış işletme projesini valiliğe vermek zorunludur. Gerekli

izinlerin alınmasını takiben Ek Form-3'deki işletme ruhsatı verilir. Alınmış

izinler ruhsata işlenir...”

24. Yönetmeliğin 18. maddesinin somut başvuruya konu davada

uygulandığı dönemde ilgili kısımları şöyledir:

“Ruhsat olmadan I (a) Grubu bir madenin

üretilip sevk edilmesinin, Genel Müdürlüğün veya mülki amirin yetkilendirdiği

kişiler tarafından tespit edilmesi halinde, durum bir tutanak ile tespit

edilir. Bu tutanakta üretimin yapıldığı yer, üretimi yapan kişi, taşıyan aracın

plakası, aracı kullanan kişi, tartılması mümkün ise sevk edilen maden cinsi ve

miktarı ya da yaklaşık miktarı tespit edilir. Üretilen madene mülki idare

amirliğince el konulur. Bu kişilere, bu fıkra kapsamında üretilmiş olup el

konulan ve el konulma imkanı ortadan kalkmış olan tüm

madenin, ocak başı satış tutarının beş katı miktarında idari para cezası

uygulanır. Bu şekilde maden çıkartılması ve/veya sevk edilmesi Devlet malına

karşı işlenmiş fiil sayılır. Bu fiili işleyenler adli takibat yapılmak üzere

ilgili makamlara bildirilir. El konulan madenlermülki idare amirliğince

satılarak bedeli il özel idaresine aktarılır.” kuralları yer almıştır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 29/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, işlemi yapan İdarece öyle nitelenmemiş olsa dahi

dere yatağının Orge Vakfına tahsis işleminin işletme ruhsatı niteliğinde

bulunduğunu, ruhsat işleminin şekli şartlarına uyulmamış olsa dahi idari

işlemin yargı tarafından iptal edilene veya işlemi yapan İdarece geri alınana

kadar hüküm ve sonuç doğuracağını, dolayısıyla Orge Vakfı ile Başvurucu şirket

arasında imzalanan protokolün rodövans sözleşmesi niteliğinde olup geçerli

olduğunu, İdarenin söz konusu protokol çerçevesinde tahakkuk eden Devlet

Hakkının ödenmesini firmadan talep etmesinin ve satış bilgi fişi verilmesinin

maden mevzuatına uygun üretim yapıldığını gösterdiğini, İl Encümeni kararı ve

protokoller kaldırılmadığı için firmanın dere yatağından çıkarılan malzemenin

mülkiyetini geçerli olan protokol çerçevesinde kazandığını, hukuken geçerli

protokollere dayanarak işletme faaliyetini yürüttüklerini, İl Özel İdaresi ile

Or-Ge arasında alanın tahsisine ilişkin olarak hukuki eksikliklerin sonucunun

kendilerine yüklenemeyeceğini, bahsi geçen malzemeye İdarece el konulmasının

mülkiyet hakkına hukuka aykırı müdahale olduğunu, idari para cezasına karşı

açılan dava sonucunda verilen iptal hükmü ile uyuşmazlığın kesin olarak

sonuçlandırıldığını, bu kararın idari yargı yerlerini de bağlaması gerektiğini,

ayırca aynı suçun iki defa cezalandırılamayacağını, idari yargıdaki davada

rödövans sözleşmesiyle ilgili sunduğu hukuki mütaalalar ve iddiaların mahkeme

kararlarında karşılanmadığını, kararların gerekçesiz olduğunu belirterek Anayasa'nın

2., 10., 35., 36., 123. ve 141. maddelerinde yer alan hak ve ilkelerin ihlal

edildiğini ileri sürerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasına, ayrıca el konulan malzeme için tedbir kararı

verilmesine hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu yapılan protokole dayanarak

İdarenin bilgisi dahilinde gerçekleştirdiği maden çıkarma faaliyeti sonucu

çıkardığı malzemeye ruhsatı olmadığı gerekçesiyle el konulmasının aynı konuda

verilmiş adli yargı kararına rağmen idare mahkemesince reddedilmesinin ve idari

yargıda ileri sürdüğü iddiaları ve sunduğu deliller tartışılmadan karar

verilmesi nedenleriyle yargılamanın hakkaniyete uygun sonuçlanmadığını,

kararların gerekçesiz olduğunu ayrıca eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

28. Başvurucu eşitlik ilkesinin ihlal ediliğini ileri sürmekle

beraber, Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan hangi nedenle kendisine ayrı bir

muamelede bulunulduğunu açıklamamaktadır. Başvurucu ayrıca bir suçtan iki defa

cezalandırıldığını ileri sürmektedir. Başvurucuya verilen idari para cezasının

adli yargıda kaldırıldığı dolayısıyla el konulma işlemi bir ceza işlemi olarak

görülse dahi ortada ikinci bir cezanın kalmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle

bahsedilen şikâyetler incelenmeyecektir.

29. Yine başvurucu kesin hükme saygı ilkesinin ihlal ediliğini

ileri sürmekle berber kesin hükme dayanak olarak gösterdiği adli yargıda

görülen para cezasının iptaline ilişkin dava ile somut başvuruya konu idari

yargıdaki dava aynı alanda maden çıkarma faaliyetinden kaynaklandığı ancak

farklı konuların ele alındığı görülmektedir. Bununla beraber gerek adli

yargıdaki davanın idari yargıdaki davaya etkisi gerekse idari yargıdaki

davalarda kararların gerekçesiz olduğuna ilişkin iddialar mülkiyet hakkı

kapsamında yapılan incelemede irdeleneceğinden bu konularda da ayrıca inceleme

yapılmaya gerek görülmemiştir.

30. Başvurucunun şikâyetinin özü idarenin bilgisi dahilinde ve

hukuka uygun olduğunu ileri sürdüğü gerçekleştirilen faaliyeti sonucu elde

ettiği malzemeye el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

olduğundan başvuru bu hak yönünden incelenecektir.

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

32. Başvurucuidarenin bilgisi dahilinde ve hukuka uygun olduğunu

ileri sürdüğü gerçekleştirilen faaliyeti sonucu elde ettiği malzemeye el

konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

33. Anayasa’nın “Mülkiyet

hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

34. Anayasa'nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.lu

Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

36. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir

haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla

sınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlak

bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir

(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32).

a. Mülkün ve Müdahalenin

Varlığı

37. Anayasa ve Sözleşmenin ortak koruma alanındaki mülkiyet

hakkı özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı

kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup, bu alanlarda kabul

edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız

olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin

Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31).

38. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir

kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,

kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve

Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir. Bu hususun istisnası

olarak belli durumlarda, bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir

"alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti",

Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı

güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve

Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36,37).

39. Somut başvuruya konu olayda yetkili makamların bilgisi ve

onayıyla yapılan protokol çerçevesinde çıkarılan malzemelerin başvurucu şirkete

ait olduğu ve deposunda bulunurken İdarece ruhsatsız çıkarıldığı gerekçesiyle

el konulduğu sabittir. Bu durumda başvurucunun yapılan protokol kapsamında

çıkarılan söz konusu malzemeye bağlı mülkiyet hakkı kapsamında mülk olarak

ifade edilecek korunmaya değer bir menfaatinin bulunduğu ve el koyma işlemi ile

bu menfaate müdahale edildiği açıktır.

b. Müdahalenin Türü

40. Anayasa’nın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi

benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenleme de üç

kural ihtiva etmektedir. Sözleşmenin ilk cümlesi herkese mülkünden barışçıl

yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş manada mülkiyet hakkını

tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise kişilerin hangi koşullarda

mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere ait mülkiyetin hangi

koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 46).

41. Her iki düzenlemenin üçüncü cümlelerinde ise mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35.

maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken

Sözleşme'ye Ek (1)No.lu protokolün birinci maddesinin ikinci fıkrası devletlere

mülkiyeti kamu yararına düzenleme ve vergiler ve diğer katkılar ile cezaların

tahsili konusunda gerekli gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını

saklı tutarak taraf devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin

kullanımını kontrol” yetkisine sahip olduklarını kabul etmektedir. Bununla

beraber Anayasa’nın birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti düzenleme yetkisi vermektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 47).

42. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ikinci ve

üçüncü kurallar, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen

birinci kuralın özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle ikinci ve üçüncü

kuralların genel nitelikli birinci kuralın ışığındaanlaşılması gerekmektedir

(James ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 37).

43. AİHM'in el koyma ve müsadere yoluyla yapılan müdahalelere

ilişkin genel yaklaşımı; bu müdahaleler mülkten yoksun bırakmayı içerse dahi

Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı kapsamında

mülkiyetin kullanımının kontrolü olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündedir

(Frizen/Rusya, B. No: 52824/00,

24/3/2005, § 31; Veits/Estonya,

B. No: 12951/11, 15/1/2015, § 70 ve AGOSI/Birleşik

Krallık, B. No: 9118/80, 24/1/1986, § 51).

44. Başvurucunun mülkiyetinde bulunan malzemeye el konulması, bu

mülklerin başvurucunun hüküm ve tasarrufundan çıkmasına ve elinden alınmasına

yol açmış ise de bu yoksun bırakma işlemi, mülkün gerekli izinler alınmadığı

gerekçesine dayalı olarak mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolü

amacıyla yapılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun mülkiyetinde bulunan malzemeye

el konulmasının mülkiyetin kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kural

çerçevesinde incelenmesi gerekir.

c. Müdahalenin İhlal oluşturup Oluşturmadığı

i.Kanunilik

45. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, onun ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir

haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla

sınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlak

bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir

(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§

28, 32).

46. Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri birlikte okunduğunda

mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla

yapılması gerektiği hüküm altına alınmaktadır. AİHM; yasada öngörülen

koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış

yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik

şartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malone/Birleşik

Krallık, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tüm

sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme’den

daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet

Akdoğan ve Diğerleri, § 31).

47. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki

belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik

koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 56).

48. 3213 sayılı Kanun’un 12. maddesinin somut olaya uygulandığı

dönemde "Ruhsat veya işletme izni

olmadan üretim faaliyetinde bulunulduğunun tespiti halinde, üretilen madene

mülkî idare amirliklerince el konulur." hükmünü içerdiği

görülmektedir. Maddenin güncel hâli de benzer bir hüküm içermektedir.

Bahsedilen hüküm açık ve net ifadeler içermekte olup anlaşılabilir olduğunda

tereddüt bulunmamaktadır. Ayrıca resmî gazete ve ilgili kurumların internet

sitelerinden yayınlanan hükümlerin ulaşılabilir olduğu ve ruhsatsız maden

çıkaran kişilere uygulanacak yaptırımların öngörülebilir olduğu da açıktır.

49. Başvurucunun dile getirdiği protokolün de ruhsat ve/veya

izin kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, maden çıkarma izninin Valilik

başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarının bilgisi ve bunlarla yapılan

protokoller çerçevesinde gerçekleştirildiği, dolayısıyla malzemeye el koyma

gerekçesinde gösterilen ruhsatsız çalışma olmadığından kanunsuz bir müdahale

olduğu yönünde şikayetleri bulunmakla beraber bu husustaki tartışmanın

ölçülülük incelemesiyle birlikte ele alınması uygun görülmüştür.

ii. Meşru Amaç

50. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireysel

çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütün

kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirme hedefine yönelmek

durumundadır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde, açıkça

temelden yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu

yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz. Müdahalenin

kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§ 34, 35,

36).

51. Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır. Neyin

toplumun genel çıkarına olduğu konusunda da çok farklı görüşlerin ortaya

çıkması kaçınılmazdır. Neyin kamu yararına olduğu, yasama ve yürütme

organlarının siyasi, ekonomik ve sosyal tercihlerine göre farklılaşabileceği

gibi değişen ekonomik, sosyal ve siyasi koşullar kamu yararı amacı ile yapılan bir

iş ya da hizmetin nitelik veya niceliğinin değiştirilmesini gerekli kılabilir (Habibe Kalender ve diğerleri, B. No:

2013/3845, 1/12/2015, § 33). Bunun yanında düzenleme yetkisinin kullanıldığı

durumlarda mülkiyetin devlete geçtiği durumlara göre devletin daha geniş takdir

yetkisi bulunmaktadır.

52. Anayasa'nın 168. maddesinde; "Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu

altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu

hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî

servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle

ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun

açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken

şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler

kanunda gösterilir." denilmektedir. Buna göre tabiî servetler

ve kaynaklar kapsamında bulunan madenlerin aranması ve işletilmesi ile ilgili

olarak gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları koşulların, Devletçe yapılacak

gözetim, denetim usul ve esasları ile yaptırımların yasada düzenlenmesi

gerekmektedir (AYM, E.2004/70, K.2009/7, 1/6/2009).

53. Madenler Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunduğundan, buna

ilişkin hakların kullanımı Maden Kanunu hükümlerine dayanarak verilecek

ruhsatla mümkün olmaktadır. Madenler, Maden Kanunu'nun 2. maddesine göre beş

grupta sınıflandırılmakta, maden arama ve işletme ruhsatları da belirtilen bu

gruplara göre verilmektedir (AYM, E.2004/70, K.2009/7, 1/6/2009).

54. 5177 sayılı Kanun'un 3213 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile

değiştirilen 6. maddesinin gerekçesinde

"Bu düzenleme ile Genel Müdürlükçe yapılan tetkikler sonucunda ruhsat

sahibinin sahasında yaptığı üretimini beyan etmemesi halinde yapılacak işlem

ile ruhsatsız alanda kaçak maden üretimi tespit edildiğinde yapılacak işlemler

ayrı belirlenmiştir. Böylece hem üretilen hammaddenin kayıt altına alınması

sağlanmış, hem de kaçak üretimin önüne geçilerek sektörün ülke ekonomisine

katkısının arttırılması amaçlanmıştır." denilerek getirilen

idari yaptırım niteliğindeki el koyma işlemi ve para cezalarının amacı

açıklanmıştır.

55. Gerek devletin hüküm ve tasarrufunda olan dolayısıyla

izinsiz çıkarılması yasaklanmış olan madenlerin üzerinde bulunan devlet hakkı

gereği, izinsiz çıkaranların elinden alınarak devlete geri kazandırılması

amacı, gerekse çıkarılan hammaddeyi kayıt altına alma ve ülke ekonomisine

katkıyı arttırma amacıyla uygulanan caydırıcı etkiye sahip bir idari yaptırım

mahiyetinde olan el koyma işleminin meşru kamu yararı amacı bulunduğu açıktır.

iii.Ölçülülük

56. Bu durumda başvuruya konu alanda ruhsatsız olduğu

gerekçesiyle başvurucu tarafından çıkarılan malzemeye el konulması suretiyle

mülkiyet hakkına yapılan müdahale nedeniyle başvurucunun mülkiyet hakkı ile

kamunun yararı arasında ölçülülük ilkesi gereği kurulması gereken adil dengenin

gözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.

Genel İlkeler

57. Anayasa'nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyetleri ancak

kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı ödenmek suretiyle

ellerinden alınabilir. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi

gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde elde edilmek istenen

kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında adil bir

denge kurulması gerekmektedir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 37).

58. Anayasa ve Sözleşme devlete mülkiyetin kullanımı veya

mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisi

vermektedir. Mülkiyeti sınırlamaya göre daha geniş takdir yetkisi veren

düzenleme yetkisinin kullanımında da kural olarak yasallık, meşruluk ve

ölçülülük ilkelerinin gereklerinin karşılanması aranmaktadır. Bunun yanında

ölçülülük ilkesi gereği mülkiyetten yoksun bırakmada aranan tazminat ödeme

yükümlülüğü, somut olayın koşullarına bağlı olarak düzenleme/kontrol yetkisinin

kullanıldığı durumlarda gerekmeyebilmektedir (Depalle/Fransa

[BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010, §§ 83, 84, 91).

59. Ölçülülük ilkesi, "elverişlilik",

"gereklilik" ve "orantılılık" olmak üzere üç alt

ilkeden oluşmaktadır. "Elverişlilik",

öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, "gereklilik",

ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca

daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, "orantılılık" ise bireyin hakkına

yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin

gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 38).

60. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin bireyin çıkarları ile

kamunun genel yararı arasında bulunması gereken adil dengeyi bozmaması

gerekmektedir. Müsadere veya el koyma yoluyla yapılan müdahalenin ölçülülüğü;

bir yandan takip edilen meşru amacın önemi ile başvurucuya yüklenen külfet

diğer yandan da-müdahalenin doğası gereği- her somut olay bakımından

başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları dikkate alınarak

diğerlendirilmelidir (bkz. Lavrechov/Çek

Cumhuriyeti, B. No: 57404/08, 20/6/2013, 44).

61. AİHM, müsaderenin bir suç isnadına bağlı olarak uygulandığı

durumlarda yöntemince yapılan ceza soruşturması ve kovuşturması neticesinde

davanın mahkûmiyet ile sonuçlanması gerekmekle birlikte (bkz. Phillips/Birleşik Krallık, B. No:

41087/98, 5/7/2001 § 52-54)mülkün yasa dışı olarak ele geçirildiği (bkz. Riela ve diğerleri/İtalya, B. No:

52439/99, 4/9/2001; Arcuri ve

diğerleri/İtalya, B. No: 52024/99, 5/7/2001) ya da yasa dışı

aktivitelerde kullanıldığı (bkz. Butler/Birleşik

Krallık; B. No: 41661/98, 27/6/2002) durumlarda mahkûmiyetten

bağımsız olarak da müsadere kararı verilebileceğini ifade etmektedir.

62. Bu ilkeler el koyma işlemlerine uygulandığında ilgili

düzenlemelere aykırı olduğu gerekçesiyle çıkardığı malzemeye el konulan

kişilere aynı zamanda uygulanan idari cezanın mahkemelerce uygun bulunması

gerekmekle birlikte olayın koşullarına göre bu iki işlem birbirinden bağımsız

olarak da uygulanabilecektir.

63. AİHM'e göre Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi;

kural olarak usule ilişkin güvenceleri içermemekle beraber kişilere, keyfî

müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden bu

önlemlerin yasa dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına

ilişkin sav ve itirazlarını yetkili makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya

koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır (AGOSİ/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80,

24/1/1986, § 60; Saccocia/Avusturya,

69917/01, B. No: 18/12/2008, § 89; Microintelect

Ood/Bulgaristan, B. No: 34129/03, 4/3/2014, § 48; Ünsped Paket Servisi/Bulgaristan, B. No:

3503/08, 13/1/2015, § 38).

64. AİHM, el koyma uygulamasına benzeyen müsaderenin bireyin

menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozmaması

için suça konu eşyanın malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında bir illiyet

bağının olması ve ayrıca "iyi niyetli" eşya malikine müsadere edilen

eşyaları -tehlikeli olmamak kaydıyla- geri kazanabilme olanağının tanınması (AGOSİ/Birleşik Krallık, § 53) veya iyi

niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi (Microintelect Ood/Bulgaristan, § 48)

gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de Bekir

Yazıcı kararında, müsadereye ilişkin genel ilkeleri AİHM'in

yaklaşımına benzer şekilde ortaya koymuştur (Bekir

Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 31-80).

İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

65. Başvurucu, İdarenin bilgisi dahilinde bir Kamu Vakfı ile

yaptığı protokol dahilinde ilgili düzenlemelere uygun bir şekilde sürdürdüğü

faaliyetleri sonucu çıkardığı malzemeye ruhsatı bulunmadığı gerekçesiyle el

konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

66. Başvuru konusu olayda Ordu İl Özel İdaresi bir kamu vakfı

olan Or-Ge'ye Melet Irmağı temizlemesi ve malzeme çekmesi için tahsis kararı

almış, bahsedilen Vakıf ise 30/6/2005 tarihli kararıyla Melet Irmağından

malzeme alım hakkını 12/8/2005 ila 12/2/2007 tarihleri arasında 375.000 TL

bağış karşılığında başvurucu şirkete devretmiştir. Bu amaçla başvurucu ve Or-Ge

arasında 2005 yılı Ağustos ve Kasım aylarında imzalanan protokoller 15/8/2005 ve

14/11/2005 tarihlerinde Ordu Valisince uygun bulunmuştur.

67. Protokol tarafından öngörülen bedel Or-Ge adına düzenlenen

çeklerle ödenmiş, İl Özel İdaresi gelir Müdürlüğü tarafından tutanakla maden

sevk fişleri başvurucuya teslim edilmiş ve başvurucu faaliyete başlayarak İl

Özel İdaresi Genel Sekreterliğinin talebiyle 3213 sayılı Kanun'un 31. maddesi

gereğince çıkarılan malzeme bedelinin % 4'ünü Devlet

Hakkı olarak Ordu İl Özel İdaresi hesabına yatırmıştır. Başvurucunun bahsedilen

faaliyetlerine başlaması başta İl Özel İdaresi ve Valilik olmak üzere ilgili

kamu idarelerinin bilgisiyle gerçekleştiği gibi faaliyetleri de bu kurumların

gözetim ve denetimi altında yürütülmüştür. Bahsedilen kamu kurumlarının bu

faaliyetleri bilmediği veya bilgisi dahilinde gerçekleşmediği hususunda bir

iddia da bulunmamaktadır.

68. Bahsedilen şekilde faaliyetler devam ederken İl Encümeninin

başvurucunun protokol hükümlerine aykırı davrandığı yönündeki kararı sonrasında

İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğinin 18/4/2006 tarihli kararıyla başvurucu

şirketin faaliyetleri geçici olarak durdurulmuştur. Defterdar Yardımcısı M.K.

Tarafından hazırlanan raporda başvurucu şirketin sözleşme ile kendisine verilen

hakkı kötüye kullandığı, işletme ruhsatı olmadan faaliyet gösterdiği, basiretli

bir iş adamı gibi davranmadığı tespitlerine dayanılarakİl Özel İdaresi Genel

Sekreterliğince 14/8/2008 tarihinde stokta bekletilen 233.800 m3 malzemeye el konulmasına karar verilmiş ve bu

karar doğrultusunda 15/8/2008 tarihinde malzemeye el konulmuştur. Akabinde İl

Encümeninin 4/9/2008 tarihli kararıyla değişik komisyonlar tarafından yerinde

yapılan incelemelerde başvurucu şirketin sözleşme ile kendisine verilen hakkı

kötüye kullandığı, amir hükümlere rağmen ruhsat almadan faaliyet gösterdiği ve

basiretli bir iş adamı gibi davranmadığı belirtilerek başvurucuya çıkarılan

233.800 m3 malzeme bedelinin beş katı 11.690.000 TL ceza

uygulanmasına karar verilmiştir.

69. Başvurucu malzemeye el konulması işleminin iptali için İdare

Mahkemesinde iptal davası açmış, Mahkeme 28/12/2011 tarihli kararıyla

başvurucunun idarenin bilgisi ve izni dahilinde yapılan rödövans sözleşmesi ile

faaliyetlerini sürdürdüğü iddiası bulunduğunu, ancak Kanun gereği I (a) grubu

madenlerin ihale yolu ile ruhsatlandırılabileceği, ruhsat ve izin alan

kişilerce üretim ve sevkiyat yapılabileceği, başvurucunun ise ruhsat ve işletme

izni bulunmadığı, ayrıca el koyma işleminde usulüne uygun tutanak düzenlenmesi

gerektiği ve dava konusu olayda usulüne uygun bir tutanak bulunmamakla beraber

bu eksikliğin idari işlemi sakatlar nitelikte asli bir eksiklik olmadığı

gerekçesi ile el koyma işlemini hukuka uygun bulmuştur. Bahsedilen karar

derecattan geçerek kesinleşmiştir.

70. Öte yandan aynı maddi olaya dayanılarak başvurucu hakkında

uygulanan idari para cezasının iptali istemiyle açılandavada Sulh Ceza

Mahkemesi, 3213 sayılı Kanunun 12. maddesi gereği ruhsatsız faaliyetler sonucu

elde edilen malzemeye el konulmasını teminen usulüne uygun bir tutanakla

durumun tespit edilmesi gerektiği, aksi halde mahkemelerce işlemin denetiminin

mümkün olmayacağı, dava konusu olayda usulüne uygun bir tutanakla tespitin

yapılmadığı ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği işlemin iptali

gerektiği, ayrıca 3213 sayılı Kanun gereği I (a) grubu madenlerde ruhsat verme

yetkisinin özel idarelerde olduğu, başvurucuyla Or-Ge arasında imzalanan

protokole istinaden malzeme çıkarıldığı, bu süreçlerin özel idarenin organları

olan il encümeni ve valiliğin bilgisi dahilinde gerçekleştirildiği, malzeme

alınmasına idarenin rıza gösterdiği, özel idarece verilen sevk fişleriyle

malzemenin kayda alındığı ve yine özel idarenin talebiyle devlet payının

yatırıldığı, dolayısıyla başvurucunun faaliyetlerinin önceden bilindiği hâlde

ruhsatsız olduğu ve protokol hükümlerine aykırı davrandığı gerekçesiyle ceza

uygulanmasının iyiniyet kurallarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal

edilmiştir. Bu kararda Ağır Ceza Mahkemesinin itirazı ret kararı ile

kesinleşmiştir.

71. Başvurucu başvuru formu ekinde sunduğu hukuki mütalaalara

dayanarak Özel İdarenin Or-Ge'nin talebi ile tahsis kararı vermesinin ruhsat

mahiyetinde, Or-Ge ile yaptığı protokolün ise rödövans sözleşmesi mahiyetinde

olduğunu ileri sürmektedir. Başvuru ekinde sunulan alanda çalışan

akademisyenlerce hazırlanan mütaalalarda rödövans sözleşmesine dayanılarak

yürütülen faaliyetler için ayrıca bir ruhsat alınmasına gerek olmadığı,

rödövansçının zaten madencilik faaliyetleri için verilmiş ruhsata dayanarak

faaliyette bulunduğu ve faaliyetlerinin izinsiz sayılamayacağı yönünde görüşler

bulunmaktadır.

72. Rödövans sözleşmesiyle ilgili görüşün sonraki dönemde

yasakoyucu tarafından da benimsendiği anlaşılmaktadır. 3213 sayılı Kanuna

10/6/2010 tarihli ve 5995 sayılı Kanunla eklenen Ek 7. madde ile rödövans

sözleşmelerine açıkça yer verilerek hukuki zemin tamamlanmış ve rödövans

sözleşmesi yoluyla devredilen işlerde sorumluluğun esas olarak rödövansçıda

olduğu ancak ruhsat sahibinin de sorumluluğunun devam ettiği şeklinde hüküm

getirilmiştir.

73. Gerek İdarenin Or-Ge'ye yaptığı tahsis işleminin mahiyeti

ile bu işlemin ruhsat niteliğinde olup olmadığı gerekse rödövans sözleşmesinin

mahiyeti ile somut olaydaki protokolün rödövans sözleşmesi olup olmadığı ve

olay tarihinde bunun geçerli olup olmadığı konularında hukuki yorum yaparak

karar vermeye yetkili organlar derece mahkemeleridir.Anayasa Mahkemesinin bu

konuda derece mahkemelerince verilen kararlarda açıkça keyfîlik ve/veya bariz

takdir hatası olmadıkça müdahale etmesi söz konusu olamaz. Bununla birlikte

Anayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemede somut

olayın koşullarında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle ulaşılmak

istenen amaç arasında adil bir denge kurulup kurulmadığı ve başvurucu üzerine

aşırı bir yüke sebep olunup olunmadığı yönünden değerlendirme yapılacaktır.

74. "İyi yönetişim"

ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda, kamu

otoritelerinin, uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak

hareket etmelerini gerektirir (Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No. 2013/711, 3/4/2014, § 68).

75. Kamu idarelerinin de zaman zaman hatalı işlem yapmaları

olağan kabul edilmelidir. İdarelerin bu hatalı işlemlerinden dönmeleri ve doğru

işlem tesis etmeleri görevlerinin gereğidir. Bununla birlikte hatalı işlemin

düzeltilmesinde muhatabı olan kişi üzerinde aşırı bir yüke sebep olunmamalıdır.

İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

ölçülü olup olmadığının tespitinde; hatalı işlemde idarenin payı, idarenin

hatalı işlem karşısındaki tutumu, işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı

işlemin düzeltilmesinde takip edilen yöntem ile hatanın sorumluluğunu

paylaştırma ve muhataba ceza uygulanması gibi hususların değerlendirilmesi

gerekmektedir.

76. Bütün bu değerlendirmeler çerçevesinde hatalı idari işlemin

oluşmasında idarenin kendisinin de payının bulunduğu durumlarda farklı bir

ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız

bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi gerekir (Tevfik Baltacı, § 76). Özellikle hatanın

önemli ölçüde idarelerden kaynaklandığı durumlarda muhatap üzerindeki yük

konusunda daha hassas olunması gerekir.

77. Başvurucunun faaliyetlerini durduran, malzemeye el konulması

ve idari para cezası uygulanmasını öngören idari işlemlerin gerekçeleri

incelendiğinde soyut biçimde hakkın kötüye kullanılması, basiretli iş adamı

gibi davranılmaması ve protokol hükümlerine aykırı davranılması ile

başvurucunun ruhsatının bulunmamasına dayanıldığı görülmektedir. Ancak

protokolün hangi maddesine ne surette uyulmadığı, hakkın ne surette hangi

işlemlerle kötüye kullanıldığı, hangi işlem veya faaliyetlerin basiretli iş

adamının faaliyetleri kapsamında yer almadığı, ayrıca basiretli iş adamı gibi

davranmama ile maden çıkarma faaliyetine ilişkin düzenlemelere aykırılık arasında

nasıl bir bağ bulunduğu hususlarında bir açıklama yapılmamakta, somut bir olay

veya olguya dayanılmamaktadır. Bu durumda bahsedilen idari işlemlerin asıl

gerekçesinin başvurucunun ruhsatsız faaliyette bulunması olduğu, diğer

gerekçelerin ise ruhsatsız faaliyette bulunmasına bağlı olarak kullanıldığı

anlaşılmaktadır.

78. 3213 sayılı Kanun'a göre I (a) grubu maden sahaları için

ihale ile ruhsat verilmekte ve ruhsat ve izin olmadan malzeme çıkarılması

hâlinde çıkarılan malzemeye el konulması ve idari para cezası yaptırımı

öngörülmektedir. Bu açık düzenlemeler karşısında başvurucunun ruhsatsız

faaliyetleri sonucunda maruz kalacağı yaptırımı öngörebilmesi gerektiği de

açıktır. Bununla birlikte maden ruhsatı vermeye yetkili İl Özel İdaresinin

Or-Ge'ye Melet Irmağının bir bölümünden malzeme çıkarmak için yaptığı tahsise

dayanılarak Or-Ge ile başvurucu arasında imzalanan protokole istinaden

başvurucu, protokolde öngörülen bedeli ödeyerek malzeme alımına başlamıştır.

Or-Ge vakfı bir kamu vakfı olup, idarecileri başta İl Valisi olmak üzere, İl

Belediye Başkanı gibi kamu görevlileri yanında İl Ticaret ve Sanayi Odası

Başkanı gibi kamusal nitelikteki meslek odaları başkanları ile iş adamlarından

oluşmaktadır. Ayrıca başvurucu ile Or-Ge arasında imzalanan protokoller İl

Valisince onaylanmıştır. Dolayısıyla sulh ceza mahkemesi kararında ifade

edildiği gibi başvurucunun bir ruhsat olmadan ırmaktan malzeme alacağının en

başından itibaren maden işletimi konusunda ilgili kamu kurumlarınca bilindiği

konusunda şüphe bulunmamaktadır.

79. Bunun ötesinde başvurucudan sözleşme karşılığı 375.000 TL

bedelin tahsil edildiği, İl Özel İdaresi tarafından başvurucuya çıkardığı

malzemeyi kaydetmek için 3213 sayılı Kanun'da öngörülen sevk fişlerinin

tutanakla teslim edildiği ve çıkarılan malzemenin devlet payının İdarece

başvurucudan istendiği konusunda da bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumda

başvurucunun Melet Irmağından malzeme alımının İdarenin sadece bilgisi

dahilinde olmadığı, yine sulh ceza mahkemesi kararında ifade edildiği gibi

İdarenin açık rızası, gözetim ve denetimi altında bu faaliyetlerin yürütüldüğü

anlaşılmaktadır.

80. Or-Ge'nin 30/6/2005 tarihli kararı doğrultusunda başvurucu

ile aynı yılın Ağustos ve Kasım aylarında protokol ve ek protokol imzalanmış,

bu protokoller 15/8/2005 ve 14/11/2005 tarihlerinde Ordu Valisince uygun

bulunmuştur. Or-Ge'nin devir kararının üzerinden on ay, İl Valisinin ilk onayı

üzerinden sekiz aylık bir süre geçtikten sonra İl Özel İdaresi Genel

Sekreterliğinin 18/4/2006 tarihli kararıyla başvurucu şirketin faaliyetleri

geçici olarak durdurulmuştur. Arada geçen süre hatalı durumun tespiti için

oldukça uzun bir süre olup, aynı zamanda ilk protokolden üç ay sonra başvurucu

ile ikinci protokolün de imzalandığı gözetildiğinde İdarenin inceleme ve denetim

sorumluluğunu uygun bir şekilde yerine getirdiği söylenemez.

81. Somut olayda bir kamu vakfı olan Or-Ge'ye yapılan tahsisin

ruhsat niteliğinde olduğu İdarece kabul edilmiyorsa bu işlemin sorumluluğunun

başvurucuya yükletilmesi mümkün değildir. Zira Or-Ge'ye yapılan tahsis, vakfın

talebi üzerine İl Özel İdaresince gerçekleştirilmiş olup bu aşamada

başvurucunun dahil olduğu bir süreç bulunmamaktadır. Devamında Or-Ge ile

başvurucu arasında yapılan protokolün ise Or-Ge'nin mevcut yönetimi

düşünüldüğünde kamu idarelerince bilindiği ve rıza gösterildiği açıktır. Ayrıca

protokollerin İl Valisince imzalandığı ve malzeme çıkarma sürecinin yukarıda ve

sulh ceza mahkemesi kararında anlatıldığı gibi idarenin rızası, denetim ve

gözetimi altında gerçekleştiği açıktır. Bu durumun iyi yönetişim ilkesi ile

bağdaşmadığı eğer maden çıkarmada bir hukuka aykırılık varsa bunda idarenin

kusurunun bulunduğu anlaşılmıştır.

82. Somut olayın koşullarındaki açıklığa rağmen İdarenin

18/4/2006 tarihli kararıyla başvurucu şirketin faaliyetlerini geçici olarak

durdurduktan sonra çıkarılan malzemeye el koyması ve başvurucu hakkında idari

para cezası uygulaması gözönünde bulundurulduğunda kamu kurumlarınınuygun

zamanda, uygun yöntemle ve tutarlı olarak hareket etme sorumluluğunda başarısız

olduğu görülmektedir.Ayrıca 3213 sayılı Kanun'a göre alınması gereken ruhsat ve

izinler alınmaksızın madencilik faaliyeti gerçekleştirildiği gerekçesi ile

başvurucunun faaliyetleri durdurularak malzemeye elkonulmuş ve idari para

cezası uygulanmış olmakla beraber Kanuna aykırı işlemlerde sorumluluğu bulunan

kamu görevlileri hakkında işlem yapıldığına dair bir bilginin bulunmaması da

idarenin tutarlı olarak hareket etme sorumluluğunu yerine getirmediğini

göstermektedir.

83. Sonuç olarak yönetiminde kamu idarecilerinin bulunduğu bir

kamu vakfı olan Or-Ge'ye başvurucunun dahli olmaksızın ihalesiz yapılan tahsis

sonrasında başvurucu ile bahsedilen vakıf arasında imzalanan, bedeli ödenen ve

İl Valisince onaylanan protokollere dayalı olarak sulh ceza mahkemesinin

tespitiyle idarenin bilgisi, rızası, gözetim ve denetimi altında

gerçekleştirilen madencilik faaliyetleri kapsamında çıkarılan malzemeye

başvurucunun ruhsatı bulunmadığı gerekçesiyle üzerinden sekiz ay geçtikten

sonra el konulmasında iyi yönetişim ilkesine uygun hareket edilmediği, idarenin

eylem ve işlemlerinin tutarlı olmadığı ve ulaşılmak istenen kamu yararı ile

kıyaslandığında başvurucu üzerinde aşırı bir yüke sebep olunduğu anlaşılmıştır.

84. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde

güvence altına mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

85. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

86. Başvurucu ihlalin tespitiyle sonuçlarının giderilmesi için

yeniden yargılanmayapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

87. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

88. Başvuruya konu dava, bir kamu vakfı ile yapılan protokol

kapsamında başvurucu tarafından madencilik faaliyeti kapsamında çıkarılan

malzemeye 3213 sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca el konulması yönündeki

idari işlemin iptaline ilişkin olup bu dava bir tazminat istemi içermemektedir.

Somut olay bakımından ise el koyma işleminin niteliğini ve ilgili mevzuata

uygun olup olmadığını belirleme yetkisi derece mahkemelerinin takdirinde olup

Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının özensiz tutum ve işlemleri sonucu

başvuruya konu el koyma işleminin başvurucu üzerinde aşırı bir yüke sebep

olduğunu tespit ederek mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir. Dolayısıyla

başvuruya konu olayın mahiyeti, el koymaya yol açan işlemler bakımından

başvurucu da dahil olmak üzere ilgililerin kusur durumları ve verilen ihlal

kararının niteliği dikkate alınarak belirlenebilecek tazminat ile mülkiyet

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması mümkün olabilecektir. Bu

nedenle iptal davasında yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.İhlal nedeniyle uğranılan zararların

giderimi için öngörülen bir başka giderim yolu olan tazminata hükmedilebilmesi

bakımından ise bireysel başvuru dosyası kapsamında yeterli bilgi ve belgenin

bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurunun değerlendirilmesi sonucunda,

başvurucunun mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle uğradığı zararların tazmini

için genel mahkemelerde dava açılması yolunun gösterilmesine

karar verilmesi gerekir.

89. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle uğradığı

zararların tazmini için genel mahkemelerde dava açma yolunun GÖSTERİLMESİNE,

başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden toplam 2.006,10

TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Kırca

Mühendislik İnş. Turz.Tic. ve San. A.Ş.

Vekili

:

Av. Yasemin

ŞİŞMANOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/6241, 29 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 12951/11, 15/1/2015, § 70 ve AGOSI/Birleşik
  12. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  13. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle uğradığı
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Dursun
  18. Gökcan
  19. Şişmanoğlu
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/6241
Tarih
29 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • Engin Bulut Başvurusu (B. No: 2014/516)
  • Zafer Bozbey Başvurusu (B. No: 2014/6423)
  • A.n.s. Başvurusu (B. No: 2014/6079)
  • M.a. Başvurusu (B. No: 2014/3298)
  • Hüseyin Güneş Özmen Başvurusu (B. No: 2014/1514)
  • I.s. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15824)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.