İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2013/9131Tarih: 12 Temmuz 2016

Levent Karaca Başvurusu (B. No: 2013/9131)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

LEVENT KARACA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/9131)

Karar Tarihi: 12/7/2016

R.G. Tarih ve Sayı: 13/10/2016-29856

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, vazife malullüğü

aylığı bağlanmaması işleminin iptali istemiyle açılan davanın Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi (AYİM) tarafından reddedilmesi nedeniyle Anayasa'nın 10.

maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ve 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/12/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 30/6/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

11/1/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir

örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık,

görüşünü 9/3/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 17/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Askerlik görevini yapmak

üzere 21/5/1998 tarihinde askere sevk edilen başvurucu 20/9/1998-18/11/1998

tarihleri arasında icra edilen iç güvenlik harekatına

katıldığını, görevin son günlerinde düşmesi sonucunda kulağında kanama ve

şiddetli ağrı oluştuğunu, görev dönüşünde revirde yapılan muayene ve tedavi

sonucunda kulağından 1,5-2 cm civarında bir çubuk çıkarıldığını ifade etmiştir.

9. Başvurucu 7/3/1999

tarihinde işitme kaybı şüphesiyle birliğinde yapılan muayenesinin ardından

Kayseri Asker Hastanesine buradan da Ankara Mevki Asker Hastanesine sevk

edilmiş, Ankara Mevki Asker Hastanesinin 17/3/1999 tarihli sağlık kurulu

raporuyla ''Sağ total işitme kaybı''

teşhisiyle başvurucu hakkında ''B/19

Askerliğe elverişli değildir'' kararı verilerek 18/3/1999 tarihinde terhis

edilmiş ve terhis belgesine ekli açıklamalar kısmında başvurucunun

20/9/1998-18/11/1998 tarihleri arasında Van OHAL Bölgesinde iç güvenlik

harekatına katıldığı ve sağlık kurulu raporu uyarınca terhis edildiği ifade

edilmiştir.

10. Başvurucu 25/9/2001 ve

2/8/2012 tarihlerinde maaş bağlanması için yaptığı başvurulara cevap

verilmemesi üzerine vazife malullüğü aylığı bağlanmamasına ilişkin işlemin

iptali istemiyle 30/11/2012 tarihinde dava açmış, Sosyal Güvenlik Kurumu

Başkanlığı ise 11/2/2013 tarihli işlemi ile başvurucunun vazife malullüğü

aylığı bağlanması talebinin reddine yönelik işlem tesis etmiştir.

11. Başvurucu, vazife

malullüğü aylığı bağlanmaması işleminin iptali istemiyle 30/11/2012 tarihinde

dava açtıktan sonra 29/3/2013 tarihli dilekçesi ekinde AYİM Üçüncü Dairesine iç

güvenlik harekatı sırasında kulağından yaralandığına

ilişkin noter onaylı imza sirkülerini haiz tanık beyanı sunmuştur.

12. AYİM Başsavcılığı

22/3/2013 tarihli düşüncesinde dava konusu işlemin iptali gerektiği yönünde

görüş bildirmiştir. Görüşün ilgili kısmı şöyledir:

“Davalı kurum, davacının maluliyetine yol açan rahatsızlığın

askerlik hizmeti sırasında ve bu hizmetin sebep ve tesiri ile ortaya çıktığını

kabule elverişli belge ve kayıt bulunmadığından talebi reddetmiştir. Gerçekten

davacının maruz kaydığı işitme kaybının askerlik hizmeti ile irtibatını kurmaya

elverişli bir belge ve kayıt bulunmamaktadır. Ancak davacının askerliğe

elverişli olmadığına ilişkin sağlık kurulu raporunda, bu rahatsızlığın iç

güvenlik görevinde görevli olduğu döneme denk gelen bir tarihte düşmesinden

kaynaklandığını beyan ettiği yönünde açıklama yer almaktadır. Davacı da ısrarla

iç güvenlik operasyonu sırasında düştüğünü, kulağına bir cisim girdiğini, bu cismin

operasyon dönüşü çıkarılabildiğini ve kulağındaki rahatsızlığın bu suretle

başladığını ileri sürmektedir. Davacının ısrarlı beyanının aksini ortaya koyan

bir delil mevcut değildir. Bu itibarla davacının askerlik hizmet aşamaları ile

uyumlu olan ve aksi ortaya konamayan beyanına itibar edilmesi hakkaniyet

gereğidir. Dolayısıyla davacı hakkında vazife maluliyeti hükümlerinin

uygulanmamış olması, hukuka uygun düşmemektedir.

13. AYİM Üçüncü Dairesi

25/4/2013 tarihli ve E.2013/539, K.2013/610 sayılı kararıyla davayı

reddetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

“Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi

neticesinde: Davacının 21.05.1998 tarihinde askere sevk edildiği, davacının

Kayseri 1’inci Komd.Tug. 2'nci Komd.

Tb. K.lığında askerlik vazifesini yaparken beyanına

göre 20.09.1998-18.11.1998 tarihlerinde Van bölgesinde icra edilen iç güvenlik

harekâtına katıldığı, davacının ilk olarak 07.03.1999 tarihinde işitme kaybı (vertigo) teşhisiyle birliğinde yapılan muayene sonrasında

Kayseri Asker Hastanesi KBB Polikliniğine sevk edildiği, 08.03.1999 tarih ve

6338 kayıt numara ile buradan da Ankara Mevki Asker Hastanesine sevk edildiği,

Ankara Mevki Asker Hastanesinde yapılan muayenesi ve tedavisi sonunda, Ankara

Mevki Asker Hastanesinin 17.03.1999 tarih ve 1778 numaralı Sağlık Kurulu Raporu

ile "Sağ total işitme kaybı" teşhisiyle "B/19 Askerliğe

elverişli değildir." kararı verildiği, 18.03.1999 tarihinde terhis

edildiği, davacının Van-Gevaş ilçesinde yapılan operasyon sırasında düşme

sonucu sağ kulağına çalıların girmesi sonucu kulağını kaybettiğini belirterek

kendisine maaş bağlanması için 25.09.2001 tarihinde davalı kurum kayıtlarına

giren dilekçesi ile idari müracaatta bulunduğu, davacı vekilinin 02.08.2012

tarihli dilekçesi ile müvekkiline maaş bağlanması için yeniden idari müracaatta

bulunduğu, davalı kurum tarafından bu müracaata da cevap verilmemesi üzerine

30.11.2012 tarihinde bu davanın açıldığı, davalı kurumun 11.02.2013 tarih ve

134 numaralı işlemi ile davacının vazife malûllüğü

aylığı bağlanmasına ilişkin talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır.

…

Belirtilen hükümlere göre bir kimsenin vazife malûlü kabul

edilerek kendisine aylık bağlanabilmesi için malûllüğün

vazifenin yapıldığı sırada ve vazifenin sebep ve etkisiyle meydana gelmesi

gerekmektedir.

Dava konusu uyuşmazlığın maluliyetin vazifenin sebep ve

tesiri ile oluşup oluşmadığı noktasın odaklandığı anlaşılmaktadır.

Davacı tarafından her ne kadar Van-Gevaş bölgesindeki

20.09.1998-18.11.1998 tarihleri arasında icra edilen operasyon görevi sırasında

yere düşmesi sonucu kulağına çubuk girmesine bağlı olarak kulağında meydana

gelen kanama sebebiyle kulağında işitme kaybı meydana geldiği ileri sürmüş ve

davacı hakkında düzenlenen söz konusu 17.03.1999 tarihli askerliğe elverişli

olmadığına ilişkin raporda "Şikayeti 5 ay önce geçirdiği kaza sonrasında

başlamış, sağ kulağından kan geldiğini tarif ediyor." ibarelerine Mevki

Hastanesinde düzenlenen Hasta Müşahade kağıdında da

"kulak yolunda yabancı cisim çıkarılma ve kulak akıntısı olma” ibarelerine

yer verilmiş ise de;

Davacının 25.09.2001 tarihinde yaptığı idari müracaatı

üzerine yapılan araştırma sırasında davacının görev, yaptığı 5'inci Komd. BI.K.lığının

10.06.2002 tarih ve SAYI:3050-0202/165 sayılı yazısı ile Bölüğün OH bölgesinde

görev yaptığı süreler içerisinde yaralanan ve şehit olan personel ilgili

belgelerin tutulduğu, ancak davacının yaralandığına dair belgenin olmadığının

tespit edildiği bildirilmiştir.

Kayseri 1’inci Komd.Tug.K.lığının 13.11.2012 tarih ve PER:9690-2307-12 sayılı

yazısı ile de Tugay Komutanlığı kayıtlarında yapılan araştırmada davacı

hakkında herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı bildirilmiştir.

Davacı hakkında düzenlenen ve davacının askerliğe elverişli

olmadığına dair 17.03.1999 tarih 1778 numaralı söz konusu sağlık kurulu

raporunda davacının KBB muayenesinde her iki dış kulak yolu ve kulak zarlarının

doğal olduğu belirtilmiştir.

Tüm bu açıklamalar ile davacının operasyon görevi sırasında

veya bu görevin hemen bitiminde kulağından rahatsızlandığına ve herhangi bir muayenesinin

yapıldığına dair hiçbir kaydın mevcut olmadığı, kulak rahatsızlığı sebebiyle

ilk başvurusunun operasyon görevinin bitiminden yaklaşık 3 ay sonra olduğu,

kulağından kan gelecek şekilde yaralanan bir kimsenin uzun süre muayene ve

tedavi olmadan beklemesinin hayatın olağan akışına da uygun olmadığı, davacının

ileri sürdüğü gibi bir olayın meydana geldiğine ilişkin olarak davacının soyut

beyanları dışında davacının beyanlarını destekler nitelikte hiçbir belgenin

bulunmadığı, raporda yer alan olaya ilişkin kayıtların sadece davacının soyut

beyanlarına dayandığı, davacının beyanlarını destekler nitelikte raporda

herhangi bir bulguya da yer verilmediği hususları birlikte

değerlendirildiğinde, maluliyetin oluşumunda askerlik hizmetinin sebep ve

tesirinin bulunmadığı, vazife malûllüğü aylığı

bağlanabilmesi için 5434 sayılı Kanunun öngördüğü koşulların davacı yönünden

oluşmadığı, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

sonuç ve vicdani kanaatine varılmıştır.”

14. Başvurucu bu karara

3/6/2013 tarihinde karar düzeltme yoluna başvurmuş ve 9/7/2013 tarihli

dilekçesi ekinde AYİM Üçüncü Dairesine iç güvenlik harekatı

sırasında kulağından yaralandığına ilişkin noter onaylı imza sirkülerini haiz

iki tanık beyanı sunmuştur.

15. AYİM Başsavcılığı

12/9/2013 tarihli düşüncesi karar düzeltme isteminin kabulü gerektiği

yönündedir.

16. AYİM Üçüncü Dairesi

31/10/2013 tarihli ve E.2013/1348, K.2013/1276 sayılı kararıyla düzeltme

talebini reddetmiştir.

17. Karar, başvurucuya

19/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 17/12/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

19. 8/6/1949 tarihli ve 5434

sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun mülga 44. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında

hasıl olan arızalar veya düçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamıyacak duruma giren iştirakçilere (Malül)

denir ve haklarında bu kanunun malüllüğe ait

hükümleri uygulanır."

20. 5434 sayılı Kanun'un

mülga 45. maddesi şöyledir:

"44 üncü maddede yazılı malüllük;

a) İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada

vazifelerinden doğmuş olursa;

b) Vazifeleri dışında kurumların verdiği her

hangi bir kuruma ait başka işleri yaparken, bu işlerden doğmuş olursa;

c) Kurumların menfaatini korumak maksadiyle

bir iş yaparken o işten doğmuş olursa (Maksadın ilgili kurumlarca kabul

edilmesi şartiyle);

ç) Fabrika, atelye ve

benzeri işyerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında veya işi bitirdikten

sonra, o işyerinde husule gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma

konusundan ileri gelen kazadan doğmuş olursa;

Buna (Vazife malüllüğü) ve bunlara

uğrıyanlara da (Vazife malülü)

denir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 12/7/2016

tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu; olağanüstü

hâl kapsamında bölücü terör örgütü mensuplarına yönelik düzenlenen operasyon

sırasında yaşadığı ve maluliyetine neden olan olayın komutanlarınca tutanağa

bağlanmamasının kendi kusuru olmadığını, askerî hiyerarşi içinde tutanak

tutulmaması yahut bilgi ve belgeye rastlanmaması hâlinde sorumluluğun güçsüz ve

mağdur konumda olan tarafa yükletilemeyeceğini, ilerleyen yıllarda mağduriyet

yaşayacağını düşünerek kulağındaki yabancı nesneyi çıkaran revir

görevlilerinden müşahede raporu düzenlemelerini istemenin de hayatın normal

seyrine uymadığını, olayın canlı şahidi olan üç arkadaşının imza sirküleriyle

desteklenen beyanlarının iddialarını doğruladığını, AYİM'in

bir kararında maddi vakıa ile ilgili bilgi ve belge temin edilmemesinin veya

zamanında belge düzenlenmemesinin davacının aleyhine sonuç doğuracak şekilde

değerlendirilmemesi gerektiğini ifade ettiğini belirterek Anayasa'nın 10.

maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ve 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; kararın iptali ve vazife

malullüğü aylığı bağlanması yönünde hüküm kurulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp

olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurunun, adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı

yönünden değerlendirilmesi gerekmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

24. Başvurucunun iddiası

açıkça dayanaktan yoksun olmayıp başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

25. M. Emin KUZ bu görüşe

katılmamıştır.

2. Esas Yönünden

26.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti”

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

27.

Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların

gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası

şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır.”

28.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

29.

Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere

delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından

biri olarak görülen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte olup

bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi adil yargılanma

hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi

uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6.

maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle Sözleşmenin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların

eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Ayrıca, hakkaniyete uygun yargılamanın bir

unsuru olan gerekçeli karar hakkı, Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü

fıkrasında yer verilen “Bütün mahkemelerin

her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmüyle mahkemelerin

uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir.

30.

Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından

biri olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve

savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle

gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir.

Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren

usul veya esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline

neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin

Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd.

Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

31.

Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk

derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul

edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber başvurucuların dile getirmesine

rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz

başvurularıyla başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik

somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması gerekçeli karar

hakkının ihlali olarak görülebilir (Faik

Gümüş, B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).

32. Başvurucu; operasyon

sırasında yaşadığı ve maluliyetine neden olan olayın komutanlarınca tutanağa

bağlanmamasının kendi kusuru olmadığını, askerî hiyerarşi içinde tutanak

tutulmaması yahut bilgi ve belgeye rastlanmaması hâlinde sorumluluğun güçsüz ve

mağdur konumda olan tarafa yükletilemeyeceğini, ilerleyen yıllarda mağduriyet

yaşayacağını düşünerek kulağındaki yabancı nesneyi çıkaran revir

görevlilerinden müşahede raporu düzenlemelerini istemenin de hayatın normal

seyrine uymadığını, olayın canlı şahidi olan üç arkadaşının imza sirküleriyle

desteklenen beyanlarının iddialarını doğruladığını, AYİM'in

bir kararında maddi vakıa ile ilgili bilgi ve belge temin edilmemesinin veya

zamanında belge düzenlenmemesinin davacının aleyhine sonuç doğuracak şekilde

değerlendirilmemesi gerektiğini ifade ettiğini belirterek anayasal haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

33. Bireysel başvuru formu

ve başvuruya konu yargılama dosyası ile eklerinde başvurucunun askerlik

hizmetini komando olarak yapmasına engel sağlık sorunun ilk başta olmadığı,

başvurucu beyanı ve birliğin kayıtlarında başvurucunun kulağından yaralandığını

ifade ettiği iç güvenlik harekâtının yapıldığı ve başvurucunun da bu harekâta

katıldığı, harekâtın bitmesinden kısa bir süre sonra başvurucunun kulağındaki

rahatsızlık nedeniyle hastaneye sevkinin yapıldığı, hastane müşahede kâğıdı ve

raporlarının hastalık hikâyesi kısmında kulağa yabancı cisim batması ve bu

cismin çıkarılması ile kulakta kanama olduğu ibarelerine yer verildiği,

başvurucunun maluliyet talebinin askerî birlik kayıtlarında başvurucunun

yaralandığına ilişkin bir kaydın bulunmaması nedeniyle reddedildiği, maluliyet

talebinin reddine ilişkin açılan davada başvurucunun iç güvenlik harekâtı

sırasında kulağından yaralandığına ilişkin noter onaylı imza sirkülerini haiz

tanık beyanları sunulduğu, AYİM Başsavcılığının görüşlerinde de dava konusu

işlemin iptali gerektiğinin ifade edildiği görülmektedir.

34. AYİM Üçüncü Dairesi ise

başvurucu hakkında düzenlenen 17/3/1999 tarihli askerliğe elverişli olmadığına

ilişkin raporda "Şikayeti 5 ay önce

geçirdiği kaza sonrasında başlamış, sağ kulağından kan geldiğini tarif

ediyor." ibarelerine Mevki Hastanesinde düzenlenen hasta

müşahede kağıdında da "kulak yolunda

yabancı cisim çıkarılma ve kulak akıntısı olma” ibarelerine yer

verilmiş ise de başvurucunun 25/9/2001 tarihinde yaptığı idari müracaatı

üzerine yapılan araştırma sırasında görev yaptığı Komutanlığın 10/6/2002

tarihli yazısında başvurucunun görev yaptığı süreler içerisinde yaralanan ve

şehit olan personelle ilgili belgelerin tutulduğu ancak başvurucunun

yaralandığına dair belgenin olmadığının tespit edildiği yine Kayseri 1’inci

Komanda Tugay Komutanlığının 13/11/2012 tarihli yazısında kayıtlarda yapılan

araştırmada başvurucu hakkında herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığının

bildirildiği 17/3/1999 tarih 1778 numaralı sağlık kurulu raporunda başvurucunun

her iki dış kulak yolu ve kulak zarlarının doğal olduğunun belirtildiği, bu

duruma göre başvurucunun operasyon sırasında veya görevin hemen bitiminde

kulağından rahatsızlandığına ve muayenesinin yapıldığına dair hiçbir kaydın

mevcut olmadığı, kulak rahatsızlığı nedeniyle ilk başvurusunun operasyon

görevinin bitiminden yaklaşık üç ay sonraya denk geldiği, kulağından kan

gelecek şekilde yaralanan bir kimsenin uzun süre muayene ve tedavi olmadan

beklemesinin hayatın doğal akışına da uygun düşmediği, iddiaları destekleyen

somut bir belgenin bulunmadığı hususlarını değerlendirerek davanın reddine

karar vermiştir.

35. Somut olayda başvurucuya

askerlik hizmeti, sağlık sorunun olmaması nedeniyle komando olarak

yaptırılmıştır. Başvurucunun kulağından rahatsızlandığını belirttiği iç

güvenlik harekâtı yapılmış ve başvurucu, harekâtın ardından rahatsızlığı

nedeniyle sağlık kuruluşlarına gönderilmiş ise de söz konusu kuruluşlar

raporlarında yalnızca başvurucunun hikâyesine yer vermiştir. Öte yandan sağlık

raporlarında başvurucunun kulağında meydana gelen rahatsızlığın askerlik

hizmetine engel olduğunu tespit etmişlerdir. Bundan başka, dava aşamasında ve

kanun yolu incelemesinde başvurucunun rahatsızlığının yapılan harekât sırasında

olduğu yönünde noter onaylı imza sirkülerini haiz tanık beyanları

bulunmaktadır. Esasa etkili olan ve araştırılması gereken tüm bu hususlar

başvurucu tarafından ileri sürülmesine karşın AYİM bu hususların neden

araştırılmadığına gerekçesinde yer vermemiştir. AYİM yalnızca askerî birlik

kayıtlarında başvurucunun yaralandığına ilişkin bir kaydın olmadığına ve sağlık

raporundaki başvurucunun kulak yolunun normal olduğu ibaresine dayanarak karar

vermiştir. Verilen kararda yeterli gerekçenin bulunduğu söylenemez. Bu bağlamda

yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

36. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

37. M. Emin KUZ bu görüşe

katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

38. 30/3/2011 tarihli ve

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un “Kararlar” kenar

başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

39. Başvurucu, AYİM

kararının iptali ve vazife malullüğü aylığı bağlanması yönünde hüküm

kurulmasını talep etmiştir.

40. Başvuru konusu olayda

tespit edilen ihlal, adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının

ihlal edilmesinden kaynaklandığından ve ihlalin yeniden yargılama yapılarak

ortadan kaldırılmasında hukuki yarar bulunduğundan 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

AYİM Üçüncü Dairesine gönderilmesine ve yeniden yargılama yapılmasına karar

verilmiş olduğundan bu aşamada tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

41. Dosyadaki belgelerden

tespit edilen 198,35 harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35

TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA, M. Emin KUZ’un karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

B.

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

M. Emin KUZ’un karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C.

Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM Üçüncü Dairesine

GÖNDERİLMESİNE,

D.

198,35 harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ

UYGULANMASINA,

F.

Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/7/2016

tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucunun, vazife malullüğü aylığı

bağlanmaması işleminin iptali talebiyle açtığı davanın Askerî Yüksek İdare

Mahkemesi (AYİM) tarafından reddedilmesi sebebiyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin başvurusunun kabul edilebilir olduğuna ve anılan

hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Somut olayda, 1998 yılında askerlik görevi

sırasında yere düştüğünü, revirde kulağından bir cisim çıkarıldığını ve

yaklaşık dört beş ay sonra sevkedildiği askerî

hastanede işitme kaybı teşhisiyle askerliğe elverişli olmadığı yönünde karar

alınarak terhis edildiğini belirten başvurucunun vazife malullüğü aylığı

bağlanması için 2012 yılında yaptığı müracaatın reddine ilişkin işlemin iptali

talebiyle açtığı dava AYİM tarafından reddedilmiştir.

AYİM, karar gerekçesinde, bir kişiye vazife

malulü olarak aylık bağlanabilmesi için malullüğün vazifenin yapıldığı sırada

ve vazifenin sebep ve etkisiyle meydana gelmesi gerektiğini, dosyadaki bilgi ve

belgeler incelendiğinde buna ilişkin bir delile rastlanmadığını, davacının

(başvurucunun) görev yaptığı bölük komutanlığının kayıtlarında yaralanan

personelle ilgili belgelerin tutulmasına rağmen davacının yaralandığına dair

bir belge bulunmadığının bildirildiğini ve askerliğe elverişli olmadığına dair

sağlık kurulu raporunda davacının KBB muayenesinde her iki dış kulak yolu ve

kulak zarlarının doğal olduğunun belirtildiğini, dolayısıyla davacının soyut

beyanları dışında iddialarını destekler nitelikte bir bilgi ve belgeye

rastlanmadığını açıklayarak vazife malullüğü aylığının bağlanabilmesi için

Kanunda öngörülen şartların oluşmadığına ve tesis edilen işlemde hukuka

aykırılık bulunmadığına hükmetmiştir.

Başvurucu, olayla ilgili belge bulunmamasının,

askerî hiyerarşi sebebiyle tutanak ve rapor düzenlenmesini isteyememesi

sebebiyle normal olduğunu, ancak olayın şahidi olan üç arkadaşının imzalarını

taşıyan beyanlarının da AYİM tarafından dikkate alınmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Bilindiği üzere, adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verdiğinden, bu hakkın ihlal edildiğinin

kabul edilebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı

gösterilmediği, karşı tarafın sunduğu delillerden ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı yahut bu iddiaların mahkeme tarafından

dinlenmediği ve kararın gerekçesiz olduğu konusunda bilgi ve kanıt sunulması

veya bariz takdir hatası yahut açıkça keyfilik oluşturan bir durumun

belirlenmesi gerekir.

Oysa AYİM’in

gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde iddiaların özünün, anılan

Mahkeme tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve mevzuatın yorumlanmasında

isabet olmadığına ve yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir. Başvurucu,

olayın canlı şahidi olduğunu belirttiği üç arkadaşının yazılı beyanlarının

bulunduğunu, ancak bunların dikkate alınmadığını ileri sürmekte ise de, olayın üzerinden yaklaşık 7 ilâ 15 yıl sonraki tarihleri

taşıyan mezkûr üç beyanın dikkate alınmamasında yukarıda belirtilen ilkelere

bir aykırılık bulunmadığı düşünülmektedir.

Esasen, maddî olay ve olguların kanıtlanması

bakımından hangi delillere ihtiyaç duyulduğu ve bir delilin gerekli olup

olmadığının ve bildirilen tanıkların dinlenmek üzere çağrılmasının uygun

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi derece mahkemelerinin takdir yetkisi

içindedir. Bu bağlamda olayın niteliğine, yargılamanın bütününe, dosyadaki

delil durumuna ve gerekçeli karara bakıldığında başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Diğer taraftan, Bölümümüz çoğunluğunun ihlal

kararına varmasının gerekçesini oluşturan gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği yönündeki görüşe katılmaya da imkân bulunmamaktadır. Anayasanın 36. ve

141. maddelerine göre mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerekmekte ise de, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilmekte ve gerekçeli karar hakkı yargılamada ileri

sürülen bütün iddialara ayrıntılı şekilde cevap verilmesi gerektiği şeklinde

anlaşılmamaktadır. Somut olayda Mahkemenin yeterli araştırmayı yaptığı ve

ayrıntılı bir gerekçeyle davanın reddine karar verdiği anlaşılmakta; dosyadaki

delillere göre karara varırken, tanıkları dinlememe konusunda takdir yetkisine

sahip olduğu da gözönünde bulundurulduğunda, olaydan

çok uzun bir süre sonra ortaya çıkan yazılı tanık beyanlarına itibar

etmemesinde ve gerekçesinde bunlara değinmemesinde gerekçe hakkı yönünden bir

ihlal olmadığı düşünülmektedir. Nitekim başvuru dilekçesinde de gerekçeli karar

hakkı bakımından bir ihlal iddiasında bulunulmamaktadır.

Başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olması ve AYİM kararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik

içermemesi, kararın gerekçesinin de yeterli ve ayrıntılı olması sebebiyle,

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmasından dolayı kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, çoğunluğun kabul edilebilirlik ve ihlal

kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan

ALTAN

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Raportör

:

Bahadır

YALÇINÖZ

Başvurucu

:

Levent

KARACA

Vekili

:

Av.

Mehmet AZAR

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9131, 12 Temmuz 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2013/9131
  • Tarih: 12 Temmuz 2016

İlgili Kararlar

  • Metro Turizm Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/2481)
  • Cemal Halis Başvurusu (B. No: 2014/118)
  • Mehmet Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/1296)
  • Mehmet Sıddık Güneşoğlu Başvurusu (B. No: 2014/7571)
  • İlknur Yüksel Başvurusu (B. No: 2014/7738)
  • Hüseyin Kaya Başvurusu (B. No: 2014/5788)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.