İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İlknur Yüksel Başvurusu (B. No: 2014/7738)

1. Başvuru; ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden

Başvuru No2014/7738Tarih13 Temmuz 2016Okuma33 dk · 6.539 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İlknur Yüksel Başvurusu

Karar tarihi
13 Temmuz 2016
Başvuru Numarası
2014/7738
R.G. Tarih ve Sayı
2/11/2016 - 29876
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.539 kelime·33 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden

(TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işlemin iptali talebiyle açılan davanın

reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüş

sunulmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7.Başvurucu, sivil memur olarak Kara Kuvvetleri Komutanlığı

emrinde (KKK) görev yapmakta iken 5/12/2011, 12/12/2011 ve 20/12/2011

tarihlerinde bir İnternet sitesinde yayımlanan ve başvurucuya ait olduğu iddia

edilen cinsel içerikli ses kayıtlarının memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak

nitelikte ahlak dışı, yüz kızartıcı ve utanç verici eylem teşkil ettiği

gerekçesiyle hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır.

8.Soruşturma aşamasında temin edilen Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığınca hazırlanan 29/12/2011 tarihli

uzmanlık raporunda, İnternet ortamında yayımlanan ses kayıtlarında anlam

bütünlüğünü bozmak amacıyla konuşulan kelimelerin yerleri değiştirilerek farklı

anlamlar üretmek, farklı sesler eklemek veya çıkarmak gibi herhangi bir

manipülasyon yapılmadığı, ses örneği ile kayıtlardaki seslerin kuvvetle

muhtemel aynı kişiye ait olduğu, başvurucu ile aynı birimde görevli sekiz

kişiye ses kayıtlarının dinletildiği ve kayıtlarda yer alan sesin başvurucunun

sesine benzediğinin bu kişilerin bir kısmı tarafından belirtildiği, ayrıca ses

kayıtlarında yer alan ifadelerin başvurucunun özel yaşantısı ile uyumlu olduğu

sonucuna varılmış ve söz konusu ses kayıtlarının kuvvetle muhtemel başvurucuya

ait olduğu şeklinde bir değerlendirmede bulunulmuştur.

9. Millî Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun 10/7/2012

tarihli ve MÜT-12-665-J dosya numaralı kararıyla başvurucunun ses kayıtları

hakkında bilgilendirilmeden savunma yazısı yazmak zorunda kaldığı, söz konusu

ses kayıtlarının gerçek dışı olduğu ve her durumda kişiler arasındaki

konuşmaların dinlenip kayda alınmasının suç teşkil ettiği, buna rağmen ses

kayıtlarının soruşturma konusu yapılmasının hukuka aykırı olduğu savunması

karşısında her ne kadar İnternet ortamında erişime sunulan ses kayıtlarının

hukuka aykırı olarak elde edilip yayımlandığı değerlendirilebilecek ise de

idare hukukunda her türlü delil ile disiplin soruşturması yapılabileceğinin

yerleşik yargısal uygulamalarla sabit olduğu, bu kapsamda başvurucunun fiilinin

memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç

verici hareketlerde bulunmak şeklinde değerlendirildiği, özel düzenlemelerle

TSK’da görevli devlet memurlarına disiplin hukuku bakımından daha katı

kuralların uygulanmasına yasalarca imkân tanındığı ve başvurucunun şahsi

dosyasında ödül veya başarı belgesi mevcut olmakla birlikte eylemin niteliğinin

TSK’nın itibarını derinden sarsacak nitelikte olduğu belirtilerek başvurucuya

14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin

birinci fıkrasının (E) bendinin (g) alt bendi ve 4/4/1983 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 11/3/1983 tarihli

Türk Silahlı Kuvvetlerinde Görevli Devlet Memurları Disiplin Kurulları ve

Disiplin Amirleri Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 13. maddesinin beşinci

fıkrasının (g) alt bendi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezası

verilmiştir.

10. Hakkında verilen disiplin cezasının iptal edilmesi talebiyle

10/8/2012 tarihinde başvurucu tarafından Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde

(AYİM) dava açılmış ve dava dilekçesi ile yargılama sürecinde verilen

dilekçelerde, söz konusu ses kayıtlarının TSK’yı yıpratma amacı taşıyan ve kim

tarafından yönetildiği bilinmeyen bir İnternet sitesinde yayımlandığı,

kayıtların kendisine ait olmadığı, hakkındaki disiplin soruşturmasının ön yargı

ile ve özensiz olarak yürütüldüğü, ses kayıtları üzerinde eklemeler ve

değişiklikler yapılabileceği gözetilmeden varsayımlar üzerinden kaydın

kendisine ait olduğu sonucuna ulaşıldığı, gizli şekilde kaydedilen ve

yayımlanan kayıtların gerçekliği üzerinde bulunan şüphe bir yana söz konusu

kayıtlar gerçek dahi kabul edilse eylemler ile tesis edilen idari işlem

arasında adil bir denge kurulmadığı, yasal yollardan elde edilmeyen ve

gerçekliği hususunda kesin bir tespit yapılamayan delillerle sonuca gitmenin

hukuka açıkça aykırı olduğu, gerek soruşturmada dayanılan delillerin niteliği

ve soruşturma usulü gerekse aleyhine verilen çıkarma cezası nedeniyle özel

hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiği ve idarenin özellikle bir alt ceza

uygulanması noktasındaki takdir yetkisini doğru kullanmayarak hizmetin

gerekleri ve kamu yararı ile kişisel yarar arasındaki dengeyi tesis edemediği

iddia edilmiştir.

11. Davalı idare savunmasında, söz konusu ses kayıtlarında

başvurucunun eşinin tayininin Gürcistan’a çıktığı ve kendisinin ücretsiz izin

aldığı şeklinde ifadelerin bulunduğu, her ne kadar İnternet ortamında erişime

sunulan söz konusu ses kayıtlarının hukuka aykırı olarak elde edilip

yayımlandığı değerlendirilebilecek ise de kamu görevlilerinin hizmete başlarken

ilgili mevzuatın öngördüğü kurallara uymayı kabul ettikleri ve başvurucunun

disiplin soruşturmasına konu eylemleri memuriyet sıfatı ile bağdaşmayacak

nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici eylemler olduğundan

savunmasında belirttiği hususların hukuki bir geçerliliği bulunmadığı ifade

edilmiştir.

12. Bu arada başvurucu ile beraber toplam on bir kişi farklı

tarihlerde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak birtakım İnternet

sitesinde kendileri hakkında asılsız iftira ve hakaret boyutunda yazılar

yazılmış olması nedeniyle şikâyetçi olmuşlardır. Yapılan soruşturma sonucunda

üç şüpheli tespit edilmiştir. Şüphelilerin ifadeleri alınmış, daha sonra

bunların işlenen suçlarla bir ilişkisi olmadığı sonucuna varılarak Cumhuriyet

Başsavcılığınca 28/12/2012 tarihli ve K.2012/76709 sayılı kararla kovuşturmaya

yer olmadığına karar verilmiştir.

13. AYİM Başsavcılığının 7/2/2013 tarihli ve 2013/178 sayılı

yazısında, kamu hizmetini yürütecek olan kamu görevlisinin bu göreve atandıktan

sonra hangi özellikleri bulundurmaya devam etmesi gerektiği hususunda saptama

yapılmasının idarenin takdir yetkisine girdiği, kamu görevinin devletin

saygınlığını ve güvenilirliğini idame ettirebilecek kamu görevlileri aracılığıyla

yürütülmesinin temini amacıyla çıkarma cezası dahil olmak üzere çeşitli idari

yaptırımların uygulanabileceği, bu doğrultuda başvurucu hakkında tesis edilen

işlemde herhangi bir hukuka aykırılık durumu bulunmadığı, işlem tesisinde ve

bir alt cezanın uygulanmamasında idare tarafından takdir yetkisinin objektif

sınırları içinde kalındığı sonuç ve kanaatiyle davanın reddine karar verilmesi

yönünde görüş bildirilmiştir.

14. AYİM İkinci Dairesinin 25/9/2013 tarihli ve E.2012/827,

K.2013/1120 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir. AYİM’in

ret gerekçesi şöyledir:

“… K.K.K.lığı İstihbarat Başkanlığı emrinde

devlet memuru olarak görev yaptığı anlaşılan davacının, sosyal medyada 06

Aralık 2011, 12 Aralık 2011 ve 20 Aralık 2011 tarihlerinde, memurluk sıfatı ile

bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı konuşmalarına ilişkin üç ses

kaydının yayımlanması nedeniyle, davalı idare tarafından iddia edilen yayınları

tahkik etmek maksadıyla iki ayrı idari tahkikat heyeti oluşturuldu; idari

tahkikat sürecinde davacının eşi A.Y.'nin yazılı

ifadesinde söz konusu iddiaların doğruluğunun tespitine yönelik olarak ses

kayıtlarında manipülasyon ve eklenti olup olmadığına ilişkin kriminal incelemenin yapılmasını, herhangi bir montaj ve

manipülasyon olmadığının anlaşılması durumunda davacı olan eşi İlknur YÜKSEL’in ses kaydı örneği vererek karşılaştırma yapmaya

gönüllü olacağını kabul ettiği, bunun üzerine sosyal medyada yer alan ses

kayıtlarının incelenmek üzere Jandarma Kriminal

Dairesi Başkanlığına gönderildiği, ancak davacının eşi A.Y.'nin

daha sonra eşi davacı İlknur YÜKSEL ile görüşmeyi müteakip ses kaydı örneği

vermeyi ve karşılaştırma yapılmasını reddettiği, ses kayıtlarında yer alan

bayan sesinin davacı İlknur YÜKSEL'e ait olup

olmadığının tespiti maksadıyla İdari Tahkikat Heyeti vasıtasıyla davacının

mesai arkadaşlarının ifadelerinin alındığı, ifadeleri alınan sekiz personelden

beşinin söz konusu ses kayıtlarının davacının sesine benzediğini ifade

ettikleri, davalı idarenin söz konusu ses kayıtlarını Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığına gönderdiği, Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığının 26.12.2012 tarih ve

2011/1683 numaralı “Uzmanlık Raporu”nda ses kayıtları

ile ilgili herhangi biri manipülasyon, eklenti yapılmadığı ve üç ses kaydındaki

(06-12-20 Aralık 2012) bayan sesinin kuvvetle muhtemel aynı kişiye ait

olduğunun belirtildiği, 26 Aralık 2011 tarihinde davacıya ait olduğu iddia

edilen iki ses kaydının daha sosyal medyada yer aldığı ve bu ses kayıtlarının

davalı idare tarafından Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığına

gönderildiği, Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığının

29.12.2012 tarih ve 2011/1718 numaralı “Uzmanlık Raporu”nda

ses kayıtları ile ilgili herhangi bir manipülasyon, eklenti yapılmadığı ve bu

kayıtlarda geçen bayan sesinin kuvvetle muhtemel muhtemel daha önce incelenen

üç ses kaydındaki bayan sesi ile aynı kişiye ait olduğunun tespit edildiği,

dava dosyasındaki son iki ses kaydında yer alan bilgiler ile davacı İlknur YÜKSEL’in ve davaya konu olan erkek şahısların bazı

bilgilerinin birebir örtüştüğü; davacı İlknur YÜKSEL’in

Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edildikten sonra kendi rızasıyla ve bir refakatçi

ile birlikte Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığına

gittiği ve bahse konu ses kayıtları ile ilgili ses kaydının karşılaştırılması

için ses örneği verdiği, Jandarma Kriminal Dairesi

Başkanlığının 25.6.2012 tarih ve 2012/0857 numaralı “Uzmanlık Raporu”nda davacı İlknur YÜKSEL’e

ait ses kaydı ile sosyal medyada yer alan ses kayıtlarının incelenmesi

neticesinde “ses kayıtlarının kuvvetle muhtemel aynı kişiye ait olduğunun”

belirtildiği anlaşılmıştır.

Dava dosyasında yer alan bilgi, belge ve ortaya konulan deliller

ışığında davacıya isnat edilen eylemin 657 sayılı Kanunun 125/E(g) maddesi

kapsamında memuriyet sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı

ve utanç verici bir hareket olarak değerlendirilmesinde ve bu sebeple MSB’lığı Yüksek Disiplin Kurulunca devlet memurluğundan

çıkarılmasında ve bu karar uyarınca ilişiğinin kesilmesinde hukuka aykırılık

olmadığı kanaatine varılmıştır.

Anayasada memurların görev ve sorumluluklarını, disiplin kovuşturma

usulünü düzenleyen 129’uncu maddesinde, “Memurlar ve diğer kamu görevlileri

Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.”

şeklinde genel bir ilke yer aldığı, suç ve cezaya ilişkin ilkeler ile disiplin

hukukuna ilişkin ilkeler arasında temelde farklılıklar bulunduğu, kamu

personeli hakkında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmasa dahi disiplin

soruşturmasının yapılabildiği, nitekim 657 sayılı Kanunun 125 ve 131’inci

maddelerinde disiplin hukukunun bağımsızlığı ilkesinin belirtilmiş olduğu, kamu

görevlisi hakkında yargılama yapılıp beraat kararı verilse dahi bu kurumun,

disiplin cezası verilmesine engel bir hal olmadığı, dava konusu olayda hukuka

aykırı elde edildiği belirtilen delillerin sosyal medyada yayımlandığı, bu

durumdan haberdar olan davalı idarenin, disiplin hukukunun yukarıda belirtilen

özelliklerini ve olayın niteliğini göz önüne alarak disiplin hukuku açısından

bir değerlendirme yapabileceği, kamu hizmetini yürütmekle görevli olan

idarenin, bu hizmeti en iyi şekilde yürütebilmesi için gerekli tedbirleri alma

yetkisi ile donatılmasının zorunlu olduğu, idarenin kamu hizmetini yürütecek

ajanlarını alırken bir takım özelliklere sahip olmasını araması tabii olduğu

gibi; statüye alındıktan sonra da bunları verimli biçimde kullanması, hizmeti

aksatacak, kendisinden artık verim alınması imkanı kalmamış, aksine idare

mekanizmasına ve kamu hizmetinin yürütülmesine zararlı olacak ajanlarını

bünyesi dışına çıkarmasının da doğal bir gelişme olduğu, bunun sonucu olarak da

kamu hizmetinin yürütülmesine zararlı olacak personelini bünyesi dışına

çıkarmasının da kamu hizmeti gereği olduğu, Türkiye Cumhuriyetini korumak ve

kollamak görevini üstlenen Türk Silahlı Kuvvetlerinin temelini oluşturan

disiplin anlayışına uygun davranması ve kamu hizmetinin gerektirdiği saygınlığa

sahip olması gerektiğinden davacı hakkında MSB’lığı Yüksek

Disiplin Kurulunca devlet memurluğundan çıkarılmasında ve bu karar uyarınca

iliğinin kesilmesi şeklinde tesis edilen işlemin hukuka aykırı olmadığı

sonucuna varılmıştır.

Her ne kadar davacı vekili davacının geçmiş başarıları ve disiplin

durumu dikkate alınarak bir alt disiplin cezası verilmesi gerektiğini iddia

etmiş ise de; bu konuda davalı idarenin takdir

yetkisinin olduğu, davacının eylemlerinin vasıf ve mahiyeti ile yoğunluğu

dikkate alındığında davalı idarenin bu konudaki takdir yetkisini hukuka uygun

kullandığı kanaatine varılarak, davacı vekilinin bu iddiasına itibar

edilmemiştir. …”

15. Karara katılmayan bir üyenin karşıoy

yazısında aşağıdaki gerekçelere yer verilmiştir:

“Davacıya isnat edilen eylemlerin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak

nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler olduğu ve devlet

memurluğundan çıkarmayı gerektirdiği; Ayrıca bu eylemlerin vasıf, mahiyet ve

yoğunluğu dikkate alındığında bir alt cezanın uygulanmamasında hukuka aykırılık

bulunmadığı yönündeki sayın çoğunluk görüşüne katılıyorum.

Ancak bu eylemlerin hukuka uygun delillerle ortaya koyulması gerekir.

Davacıya isnat edilen eylemler "[EPOSTA]" isimli kime ait

olduğu belli olmayan internet sitesinde yayımlanan konuşma kayıtlarına

dayanmaktadır. Bu kayıtların kimler tarafından ne şekilde elde edilerek bu

siteye konulduğu konusunda herhangi bir belge bulunmamaktadır. Bu haliyle

anılan kayıtlar hukuka aykırı olarak elde edilip yayımlanan belge

niteliğindedir. Bu husus gerek MSB Yüksek Disiplin Kurulu kararında gerekse

davalı idarenin savunmasında "Her ne kadar internette erişime sunulan ses

kayıtlarının hukuka aykırı elde edilip değerlendirilebilecekse de"

şeklinde belirtilmek suretiyle kabul edilmektedir. Dolayısıyla davacı hakkında

internet sitesinde yayımlanan kayıtların hukuka aykırı olduğu konusunda

taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır.

Gerek MSB Yüksek Disiplin Kurulu kararında

gerekse davalı idarenin savunmasında; internette yayımlanan ses kayıtlarında

yer alan "eşinin tayininin Gürcistan'a çıktığı, kendisinin ücretli izin

aldığı, kızları ...'nın burada kalacağı ..."

yönündeki ifadelerin davacının özel yaşamı ile uyumlu olması nedeniyle anılan

kayıtların davcıya ait olduğu hususunda haklı bir

şüphe oluşturduğu beyan edilmiş ise de, anılan bilgiler davacıyla aynı yerde

çalışan herkes tarafından bilinebilecek genel bilgiler olduğundan, bu bilgiler

hukuka aykırı olarak elde edilen delilleri destekleyerek, anılan çıkarma

işlemini haklı çıkaracak bilgiler değildir.

Dava konusu olayda açıklığa kavuşturulması gereken husus hukuka aykırı

olarak elde edilen delillerin disiplin soruşturmasında delil olarak kabul

edilip edilemeyeceğidir.

T.C. Anayasasının 38'inci maddesine 03/10/2001 tarih ve 4709 Sayılı Kanunun 15'inci maddesiyle eklenen 7'inci fıkrası;

"kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul

edilemez." hükmünü amirdir. Davalı idarece Yargıtay ve Danıştay

içtihatlarından örnekler verilerek, hukuka aykırı olarak elde edilen bulguların

disiplin hukukunda delil olarak kabul edilebileceği beyan edilmiş ise de; Anayasanın "Temel haklar ve ödevler" başlıklı

ikinci kısmında düzenlenen bu hüküm sadece ceza yargısında değil, hukuk yargısı

ve idari yargıda da geçerlidir. Yani sadece ceza yargıcı değil, disiplin hukuku

yönünden yargı denetimi yapan idare hukuku yargıcı da yapacağı yargılamada bu

hükmü esas almak zorundadır. Anayasayı yorumlama konusunda tek yetkili mercii

olan Anayasa Mahkemesi 04.04.1991 tarih ve 1990/12 E, 1991/7 K sayılı kararında

özetle; Anayasanın 38'inci maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım

yapılmadığı belirtilerek disiplin cezalarının Anayasanın 38'inci maddesi

kapsamında olduğu yönünde hüküm vermiştir. Tüm bu nedenlerle hukuka ve kanuna

aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilerek tek başına

davacının ilişiğinin kesilmesine esas kabul edilmesi mümkün değildir.

Diğer bir husus, hukuka aykırı olduğu konusunda ihtilaf bulunmayan bu

kayıtların inandırıcılığı sorunudur jandarma Kriminal

Dairesi Başkanlığının 25.06.2012 tarihli Uzmanlık Raporunda; sosyal medyada yer

alan ses kayıtları ile davacıya ait ses kaydının incelenmesi neticesinde ses

kayıtlarının kuvvetle muhtemel aynı kişiye ait olduğu belirtilmiştir. Yani

anılan uzmanlık raporunda incelenen ses kayıtlarının kesin olarak davacıya ait

olduğuna ilişkin beyanda bulunamamıştır. Yine davacıyla aynı görev yerinde

çalışan mesai arkadaşları da ses kayıtlarının kesin olarak davacıya ait olduğu

yönünde görüş bildirmemişlerdir.

Bu bilgiler ile TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu

bünyesinde kurulan Teknik Alt Komisyonca görüşüne başvurulan Bilkent

Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Enis

Çetin'in "ses sinyallerinin rakamlarla konuşmaya döküldüğü, sinyali

konuşmaya dönüştüren rakamların işlenmesiyle herhangi bir kişiye ait yeni bir

konuşma elde edilebileceği, yeterince ses kaydı olan bir kişiye hecelerin

kes-yapıştır yöntemiyle montajlanmasıyla her şey söylenebilir." Beyanlar

ve bilgisayarda İngilizce konuşan bir kişiyi dinledikten sonra bir program

vasıtasıyla söylemediği halde bu kişinin sesiyle "Ahmet Enis"

dedirtmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde anılan kayıtlar

inandırıcılık yönünden de tek başına çıkarma işlemi için yeterli değildir.

Davacının ilişkide olduğu iddia edilen şahısların kimlikleri ve bu

şahıslardan birine ait mobil telefon numarası davalı idare tarafından

bilinmesine ve bu şahıslardan iki tanesi TSK'lerinde askerlik yükümlülüğünü

yerine getirmesine rağmen, bu şahısların bilgisine başvurulmamıştır.

Mahkememizce de bu husus araştırılmamıştır. Oysa ki, Mahkememizce resen

araştırma ilkesi gereğince en azından bu şahısların talimatla ifadelerinin

tespiti ile bu şahıslar ile davacının kullandığı telefon numaraları tespit

edilerek, GSM kuruluşlarından bu numaraların anılan dönem ait görüşme

kayıtlarının (bu numaraların hangi numaraları aradıkları ve hangi numaralardan

arandıkları) getirilerek birbirleri arasında görüşme yapıp yapmadıklarının

araştırılması ve bu şahıslara ait ses örneklerinin alınarak mevcut ses

kayıtları ile karşılaştırılarak bu konudaki uzman görüşünün alınmasını

müteakip, elde edilecek sonuçlara göre karar verilmesi gerekirken bu hususlar

araştırılmadan sadece hukuka aykırı olduğu sabit olan bir delile dayanılarak

karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluk

görüşüne katılamadım.”

16. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi, aynı

Dairenin 22/4/2014 tarihli ve E.2014/725, K.2014/602 sayılı kararıyla

reddedilmiş ve karar 8/5/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. 30/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

18. 657 sayılı Kanun'un “Disiplin

cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar

başlıklı 125. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin

cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

…

E -

Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere

memurluktan çıkarmaktır.

Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller

şunlardır:

…

g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı

ve utanç verici hareketlerde bulunmak.”

19. 657 sayılı Kanun’un “Disiplin

cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar

başlıklı 125. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları

olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda

bir derece hafif olanı uygulanabilir.”

20. Yönetmelik’nin mülga 13.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin

cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

…

5 - Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak

üzere memurluktan çıkarmaktır.

Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller

şunlardır:

…

g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı

ve utanç verici hareketlerde bulunmak.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 13/7/2016tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, kendisine ait olduğu iddia edilen ses

kayıtlarının rızası hilafına İnternet ortamında yayımlanması üzerine hakkında

disiplin soruşturması başlatıldığını, soruşturma neticesinde kendisine ait

olduğu kanıtlanamayan söz konusu kayıtlara dayanılarak devlet memurluğundan

çıkarma cezası ile cezalandırıldığını, ses kayıtlarının kendisine ait

olmadığını, kendisine ait olduğu varsayılsa dahi hukuka aykırı şekilde

kaydedilen ve yayımlanan kayıtların herhangi bir idari ya da yargısal süreçte

delil olarak kabul edilemeyeceğini, tüm bu süreçte şeref ve haysiyetinin hiçe

sayıldığını, kendisine atılan iftiranın gerçek olmadığını ispat etmek zorunda

bırakıldığını, hakkındaki disiplin cezasının tesisinde yalnızca söz konusu

gerçek dışı ve hukuksuz ses kayıtlarının dikkate alındığını, kendisine ait

olduğu iddia edilen konuşmaların nasıl ve kim tarafından kaydedilip İnternet

ortamında paylaşımının yapıldığının belli olmadığını dolayısıyla rızası ve

bilgisi dışında yayımlanan ses kayıtlarının yasa dışı yollarla elde edilmiş

delil niteliğinde olmasına rağmen hakkındaki idari tahkikat ve yargılamada

delil olarak kabul edildiğini, önceden kayda alınan sesler kullanılarak

elektronik ortamda bir kişinin sesinin ve konuşmasının gerçeğinden ayırt

edilemeyecek şekilde manipüle edilebilmesinin mümkün olduğunu, bu şekilde

manipüle edilmiş olması ihtimalinin mevcut olduğunu ve bu şüphenin giderilmesi

gerektiği yönündeki talebin yargılama aşamasında karşılanmadığını, olumlu sicil

geçmişine rağmen hakkında memuriyetten çıkarma cezası verilmesinin hukuk

devleti ilkesi ile bağdaşmadığını, eylemine karşılık uygulanan disiplin

cezasının ölçülülük ilkesine uygun olmadığını ve özel hayatının gizliliği

ilkesine saygı gösterilmediğini belirterek Anayasa’nın 20., 22. ve 36.

maddelerinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı, haberleşme

hürriyeti ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin

tespiti ile yargılamanın yenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından Anayasa’nın 20., 22. ve

36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla

beraber ihlal iddialarının mahiyeti gereği başvurunun özel hayatın gizliliği

hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1.Kabul Edilebilirlik Yönünden

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

25. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren

kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma

kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

26. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bu

koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel

bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de,

diğer taraftan özel hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde

sürdürme ve dış dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği

açıktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 45). Bu açıdan

Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına

almaktadır (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).

27. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp, bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).

28. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bu

mahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari

düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet

hakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkı

bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,

bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altında

korunmasını mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).

29. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”

kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş

yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle

kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

30. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi

ve gerçekleştirmesi” kavramının, özel hayata saygı hakkının kapsamının

belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının

sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin

serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına

dâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinsel

içerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğunda kuşku yoktur (Serap Tortuk, §

35).

31. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayatına saygı

gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence

altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bu

alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamında

olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin

korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında

değerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011; E.1986/24,

K.1987/8, 31/3/1987).

a. Müdahalenin Varlığı

32. Başvuruya konu disiplin soruşturması sürecinden, devlet

memurluğundan çıkarma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere

başvuruya konu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki

davranışları belirleyici olmuştur. Bu şartlar altında, özel hayatına ait

unsurlar gerekçe gösterilerek verilen devlet memurluğundan çıkarma kararının,

başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

33. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkı

açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları

bulunmakta; ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada

Anayasanın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir

(Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

34. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın

ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum

düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz.”

35. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde

bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın

bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun

genel kuralları dikkate alınarak uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen

düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence

ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

36. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin

var olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içinde

değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

37. Hak ve özgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, §

36).

38. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısal

sürecin 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının(E) bendinin (g)

alt bendi ile Yönetmelik'in 13. maddesinin beşinci fıkrasının (g) alt bendi

temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

39. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

40. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilat

düzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde

çalışmasını sağlamak, onur ve saygınlığını korumak amacıyla tesis edildikleri

açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından disiplin cezalarının

amacı kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir. Disiplin

cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşik

düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 657 sayılı

Kanun’un 124. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile ...”

ifadesi de disiplin cezalarının belirtilen amacını ortaya koymaktadır. Bu

bağlamda disiplin hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu

görevlilerinin işlem ve eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi

belirtilen meşru temellere dayanmaktadır.

41. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin, askerî disiplinin

korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla

millî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesi

çerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

42. Belirtilen meşru temellere rağmen bireyin temel haklarına

yapılan müdahale ile bu müdahaleyle güdülen meşru amaç arasında adil bir denge

bulunması zorunludur. Bu dengenin sağlanabilmesi hususunda dikkate alınmak

üzere Anayasa’nın 13. maddesinde, demokratik toplumda gereklilik, hakkın özü ve

ölçülülük unsurlarına riayet edilmesi şeklinde üç ayrı güvence ölçütüne daha

yer verilmiştir.

43. Başvurucu, özel hayatı hakkında yürütülen soruşturmanın ve

bunun sonucunda devlet memurluğundan çıkarılmasının Anayasa’nın 20. maddesinde

güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkına orantısız bir müdahale

oluşturduğunu iddia etmekte; hakkında başlatılan disiplin soruşturması dosyasında

yer alan belgelerden de anlaşılacağı üzere bu soruşturmanın görevi kapsamındaki

faaliyetleri kapsamadığını, söz konusu soruşturmanın temelinde mahremiyet

alanında gerçekleştiği iddia edilen konuşmalar gibi özel hayata ilişkin

unsurlar bulunduğunu belirtmektedir. Bu yönüyle söz konusu soruşturmanın

doğrudan özel hayatını konu aldığını, ayrıca kendisine uygulanan idari

yaptırımın türünün yani devlet memurluğundan çıkarılmasının fazlasıyla ağır bir

ceza teşkil ettiğini ve koşulları bulunmasına rağmen bir alt ceza uygulanması

seçeneğinin de göz ardı edildiğini belirtmektedir.

44. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş

ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin

özüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hâle

getiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığı

kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı kişilerin hak ve

özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasal

düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu

nedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni,

yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi unsurların tamamı

demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir (Serap Tortuk, §

46).

45. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü

anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak

açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu

çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz

hale getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların,hakkın

özüne dokunduğu kabul edilmelidir. Özel hayatın gizliliği hakkı bağlamında da

bu hakkın ortadan kaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya

kullanılmasının aşırı derecede güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin

bu hakkın özünü zedeleyeceği açıktır. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve

özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa

Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın

sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik,

sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına

işaret eden zorunluluk ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması

ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini ifade eden oranlılık

unsurlarını içermektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013).

46. Bu noktada belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma

yapılıp yapılmadığının tespiti için, müdahale teşkil ettiği ve özel hayatın

gizliliği hakkını ihlal ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan meşru

amaç karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önünde

bulundurulması ve gözetilen genel yararın gerekleri ile bireyin temel hakkının

korunması arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi

zorunludur. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel

hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, özel

hayatın gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da gözönünde

bulundurulmalıdır. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında

orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırma

ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan

bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir (Serap Tortuk, §

48).

47. Kamusal makamların bir hakkın sınırlandırılması sürecinde

iki ayrı aşamada takdir yetkisi bulunmaktadır. Bunlardan ilki sınırlama

ölçütünün seçimidir. İkincisi ise ilgili sınırlama ölçütü çerçevesinde izlenen

meşru amacı gerçekleştirmek üzere yapılan sınırlamanın gerekliliğidir. Ancak

kamusal makamlara tanınan bu takdir yetkisi sınırsız olmayıp, ihlal iddiasına

konu önlemin anayasal temel hak ve özgürlüklerle bağdaşır olması, yani

müdahaleyi meşrulaştırmak üzere kullanılan argümanların elverişli, zorunlu ve

orantılı olması gerekir (Serap Tortuk, § 49).

48. Belirtilen takdir yetkisi, her bir vakıa özelinde ayrı bir

kapsama sahiptir. Güvence altına alınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği

ve bunun birey bakımından önemi gibi unsurlara bağlı olarak bu yetkinin kapsamı

daralmakta veya genişlemektedir.

49. Mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına veyahut

kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğunda,

takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda, özel hayatın gizliliği hakkının

cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu olduğunda, takdir

yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara yönelik müdahaleler

için özellikle ciddi nedenlerin varlığı şarttır (Benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. Dudgeon/Birleşik Krallık, B. No: 7525/76,

22/10/1981, § 52). Zira kişinin mahremiyet alanının gizliliği ve bu alana saygı

gösterilmesi hakkının, bireyin kişisel güvenliği, varlığı ve kimliği için

gerekli ve en temel haklardan biri olduğu açıktır (Serap Tortuk, § 51).

50. Öte yandan personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi

bir alanda, kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre

değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip, bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle

kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat

unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla birlikte

bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu gibi,

asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir. Özellikle bireyin temel

haklarından biri olan özel hayatın gizliliği hakkı ile kamu hizmetinin yukarıda

belirtilen temellere uygun yürütülmesini gözetmek konusundaki meşru menfaat

arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının göz önünde bulundurulması

zorunludur.

51. Başvuruya konu disiplin işleminin yukarıda belirtilen meşru

temellere dayandığı açık olmakla birlikte, başvurucunun özel hayatına bir

müdahale teşkil ettiği anlaşılan sınırlamanın belirtilen hakkın özüne dokunarak

onu anlamsız kılacak ölçüde olmaması gerekmektedir. Bu noktada somut başvuru

özelinde başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesi çerçevesindeki bireysel yararı

ile kamunun yararı ya da yine bir başka bireyin yararı arasında adil bir

dengenin kurulup kurulmadığı incelenmelidir.

52. Başvuruya konu idari ve yargısal sürecin

değerlendirilmesinden kim tarafından yönetildiği bilinmeyen bir İnternet

sitesinde başvurucuya ait olduğu iddia edilen ahlaka aykırı ses kayıtlarının

yayımladığı duyumu üzerine hakkında disiplin soruşturması yapıldığı, disiplin

soruşturması sürecinde alınan bilirkişi raporunda, söz konusu ses kayıtlarının

incelenmesi ve başvurucu ile aynı birimde çalışan kişilerden kayıtların

başvurucuya ait olup olmadığı hususunda bilgi talep edilmesi neticesinde

hazırlanan rapor sonucunda ses kaydının kuvvetle muhtemel başvurucuya ait

olduğu yönünde kanaat bildirildiği, Millî Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin

Kurulunun 10/7/2012 tarihli kararı ile soruşturmaya konu ses kayıtlarının her

ne kadar hukuka aykırı olarak elde edilerek İnternet ortamında yayımlandığı

değerlendirilebilecek ise de idare hukukunda her türlü delil ile disiplin

soruşturması yapılabileceğinin yerleşik yargısal uygulamalarla sabit olduğu, bu

kapsamda başvurucunun fiilinin memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve

derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak şeklinde

değerlendirildiği belirtilerek başvurucunun devlet memurluğundan çıkarma cezası

ile cezalandırıldığı görülmektedir.

53. Başvurucu tarafından ilgili işlemin iptali talebiyle açılan

dava kapsamında sunulan Başsavcılık düşüncesinde, başvurucunun durumunun

memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç

verici hareketlerde bulunmak kapsamı içinde kaldığından tesis edilen işlemde

herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı, bir alt cezanın verilmemesinde ise

idarenin takdir yetkisinin bulunduğu; AYİM İkinci Dairesinin 25/9/2013 tarihli

kararında ise başvurucuya ait ses kaydı ile İnternet ortamında yer alan ses

kayıtlarının incelenmesi neticesinde hazırlanan uzmanlık raporlarında herhangi

bir manipülasyon veya ekleme yapılmadığı ve ses kayıtlarının kuvvetle muhtemel

başvurucuya ait olduğunun belirtildiği, ifadeleri alınan sekiz personelden

beşinin söz konusu ses kayıtlarının başvurucunun sesine benzediğini ifade ettikleri,

hukuka aykırı elde edildiği belirtilen ses kayıtlarının bir İnternet sitesinde

yayımlandığı, bu durumdan haberdar olan davalı idare tarafından disiplin

hukukunun özellikleri ve olayın niteliği dikkate alınarak disiplin hukuku

açısından bir değerlendirme yapılabileceği, kamu hizmetini yürütmekle görevli

olan idarenin bu hizmeti en iyi şekilde yürütebilmesi için gerekli tedbirleri

alma yetkisi ile donatılmasının zorunlu olduğu, ayrıca idarenin kamu hizmetini

yürütecek ajanlarını alırken birtakım özellikler aramasının doğal olduğu, bu

statüye alındıktan sonra hizmeti aksatan, kendisinden artık verim alınması

imkânı kalmayan ve idarenin işleyişine ve kamu hizmetinin yürütülmesine zararlı

olan ajanların bu statüden çıkarılmasının da olağan bir gelişme olduğu, bu

özellikleri taşıyan çıkarma işlemlerinin kamu hizmetinin bir gereği olduğu

dolayısıyla tesis edilen çıkarma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı

belirtilerek başvurucunun talebinin reddedildiği ve yapılan karar düzeltme

talebinin de kabul edilmediği anlaşılmaktadır.

54. Başvuruya konu idari ve yargısal süreçlerde alınan karar

gerekçelerinin hemen hemen tamamında, her ne kadar söz konusu ses kayıtlarının

hukuka aykırı olarak yayımlandığı değerlendirilebilecek ise de kamu

görevlilerinin hizmete başlarken ilgili mevzuatın öngördüğü kurallara uymayı

kabul ettikleri ve başvurucunun disiplin soruşturmasına konu eylemleri

memuriyet sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç

verici eylemler olduğundan savunmasında belirttiği hususların hukuki bir

geçerliliği bulunmadığının ifade edildiği ve kuvvetle muhtemel başvurucuya ait

olduğu anlaşılan ses kayıtlarında yer alan gayri ahlaki konuşmaların vasıf ve

mahiyeti ile yoğunluğu dikkate alındığında kanunda yer alan çıkarma cezasını

gerektirecek eylemlerden olduğunun belirtildiği görülmektedir.

55. Devlet memuru olarak belirli bir sorumluluk taşıyan

başvurucu, bu görevi kabul etmek suretiyle kamu görevlisi olmaktan kaynaklanan

disiplin ve tutum istemine kendi iradesiyle dâhil olmuştur. Yukarıda belirtilen

temellere dayanan bu sistem doğası gereği kişinin hak ve özgürlüklerine

herhangi bir vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirmektedir. Zira kamu

yararı, kamu görevlilerinden uymaları gereken meslekî ve etik kurallar

açısından tam bir uyum beklemektedir. Özellikle mesleki yaşamı ile bağlantısı

olabilecek bazı özel hayat unsurları açısından başvurucunun mesleki ve etik

kurallara aykırı davranışlarının kamu görevlilerinin ve bu bağlamda kamu

hizmetinin saygınlığı üzerinde belirli bir etkiye sahip olabileceği açıktır.

Ancak her ne kadar AYİM kararında bir İnternet sitesinde yayımlanan ses

kayıtlarından haberdar olan idare tarafından disiplin hukuku açısından bir

değerlendirme yapılabileceği belirtilerek ilgili disiplin kurulu kararının ve

yargı kararlarının gerekçelerinde başvurucunun taşıdığı kamu görevlisi sıfatına

vurgu yapılmış ise de somut başvuruya konu eylem ve davranışların başvurucunun

mahremiyet alanında cereyan eden ve rızası ile alenileştirildiğine dair bir

bulgu bulunmayan özel yaşam eylemlerine ilişkin olduğu, ayrıca başvurucuya ait

olduğu hususunda kesin olarak bir tespitin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.

56. Başvurucu, devlet memurluğundan çıkarma cezası ile

sonuçlanan disiplin soruşturması sürecinde mesleki hayatını değil özel hayatını

ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda kalmıştır. Bu kapsamda başvurucuya

yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyla değil, daha çok mahremiyet alanında

gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgili olduğu görülmektedir. Dolayısıyla

ihtilaf konusu soruşturmanın kapsamı mesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu

bağlamda idarenin ve yargısal makamların karar gerekçelerinde, gayri ahlaki

unsurlar içeren konuşmalar gerçekleştirilmesi ve bu konuşmaların kaydedilerek

İnternet ortamında başkalarının erişimine açık hâle gelecek şekilde

yayımlanması suretiyle işlenen fiilin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik

ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler kapsamında olduğu

tespitlerine yer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı,

sonuç olarak başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen

davranışların esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan mahremiyet alanına

dâhil özel yaşam eylemleri olduğu anlaşılmaktadır.

57. Özellikle kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da

bütünleşen bazı özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi

tutulabilecekleri açıktır. Bununla birlikte 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinde

yer verilen disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâller kapsamında, devlet

memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmanın uyarma cezasını,

hizmet dışında devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte

davranışlarda bulunmanın kınama cezasını, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak

nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmanın ise

devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektirdiği yönündeki düzenlemede,

aralarındaki ağırlık ve önem düzeyi idarece takdir edilmek suretiyle

öngörülecek disiplin cezasının belirlenebileceği benzer mahiyette eylem

biçimlerine yer verilmiş olması ve benzer düzenlemelerin ilgili Yönetmelik

hükümlerinde de yer alması karşısında, hakkındaki disiplin süreci sonucunda

başvurucunun devlet memurluğundan çıkarma cezası almış olmasının, meslekî

hayatı üzerinde olduğu kadar, temel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle

ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki oluşturmakla daha önemli hâle

geldiği anlaşılmaktadır (Serap Tortuk, § 60).

58. Başvurucunun söz konusu özel yaşamına ilişkin gerek disiplin

kararında gerekse yargı kararlarında isnat edilen eylemlerinin mesleki hayatı

üzerindeki etkilerine dair karar gerekçelerinde yeterli ve ikna edici

gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi

üzerindeki etkisi ve risklerinin de açıklanmadığı, soruşturmaya konu ses kayıtlarının

hukuka aykırı şekilde dinlenerek kayda alındığı ve manipülasyon yapılarak elde

edildiği konusunda ileri sürülen iddialara ilişkin olarak bir araştırma

yapılmadığı, hukuka aykırı delillerin yürütülen disiplin soruşturmasında

geçerli delil olarak kabul edilemeyeceği ve hukuka aykırı delillere dayanılarak

işlem tesis edilemeyeceği hususunun gözetilmediği, soruşturma usulünün hukuka

aykırı yöntemler içerdiğine yönelik iddianın incelenmediği, ayrıca anılan

hususlar öncelikle değerlendirildikten sonra isnat edilen disiplin suçuna konu

eylemler ile soruşturma neticesinde verilen devlet memurluğundan çıkarma cezası

dikkate alınarak hizmet geçmişi olumlu olan, ödül ve başarı belgeleri bulunan

başvurucu hakkında Anayasa’nın 20. maddesi çerçevesindeki bireysel yararı ile

kamunun yararı arasında adil ve ölçülü bir dengenin gözetilmesi hususunda bir

değerlendirme yapılmadığı, başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı

üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu

veya başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde

olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı ve bu hususta gerekli özenin

gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

59. Yukarıda belirtilen disiplin süreci ile idari ve yargısal

makamların karar gerekçeleri gözönünde

bulundurulduğunda başvurucuya verilen disiplin cezası kapsamında sınırlandırma

ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan

bireyin kaybı arasında adil bir dengenin sağlanmadığı anlaşıldığından

başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun

50. Maddesi Yönünden

60. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

61. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte tazminat talep

etmiştir.

62. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

63. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

İkinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

64. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİM

İkinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/7/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

İlknur

YÜKSEL

Vekili : Av. Ergün Hakan KELEMCİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/7738, 13 Temmuz 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. E -
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  13. C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  14. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Necipoğlu
  17. Gökcan
  18. Yüksel
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/7738
Tarih
13 Temmuz 2016

İlgili Kararlar

  • Hüseyin Kaya Başvurusu (B. No: 2014/5788)
  • Saniye Çolakoğlu Başvurusu (B. No: 2014/5702)
  • Nagihan Beken Başvurusu (B. No: 2014/9998)
  • Abdulhakim Yürek Başvurusu (B. No: 2014/8860)
  • Şamil Camekan Başvurusu (B. No: 2014/928)
  • Delil İldan Başvurusu (B. No: 2014/2498)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.