İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şamil Camekan Başvurusu (B. No: 2014/928)

1. Başvuru, silahlı çatışmada polis memurları tarafından

Başvuru No2014/928Tarih13 Temmuz 2016Okuma27 dk · 5.383 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Şamil Camekan Başvurusu

Karar tarihi
13 Temmuz 2016
Başvuru Numarası
2014/928
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.383 kelime·27 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, silahlı çatışmada polis memurları tarafından

yaralanma sonucu yapılan şikâyet üzerine açılan davada verilen beraat kararı

nedeniyle yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/1/2014 tarihinde İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 28/11/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 13/1/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 8/3/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

16/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 30/3/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) 54241/08 numaralı kararında ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. 1976 doğumlu olan başvurucu, İstanbul’da ikamet etmektedir.

1. Olayla İlgili Yapılan

Soruşturma

9. 10/12/2000 tarihinde saat 03.25’te tanzim edilen ihbar

tutanağında açık kimliği bilinmeyen, sesinden erkek olduğu anlaşılan biri

tarafından Piyalepaşa Mahallesi Ülev

Sokak’ta yüzleri maskeli ve ellerinde silah bulunan dört erkek şahsın duvarlara

yazı yazdığı bildirilmiştir.

10. 10/12/2000 tarihinde saat 09.00’da tanzim edilen tutanağa

göre saat 02.45'tePiyalepaşa Mahallesi ara sokaklarının duvarlarına eli silahlı

maskeli dört şahsın yasa dışı yazı yazdığının telefonla ihbar edilmesi üzerine

olay yerine giden görevli ekiplere silahlı saldırıda bulunulduğu, duvarlara

kırmızı boyayla F tipi cezaevlerine karşı çıkan yasa dışı örgüt sloganlarının

yazıldığı tespit edilmiştir.

11. 10/12/2000 tarihinde on üç polis memuru tarafından “Olaylı

Yakalama ve Zapt Etme Tutanağı” tanzim edilmiştir. Bu tutanakta dört kişinin

bulunduğu grup tarafından polislere silahla ateş edildiği, polisler tarafından

saldırganlardan ateşi keserek teslim olmaları istenmesine rağmen bu kişilerin

ateşe devam etmeleri üzerine karşı taciz ateşi açıldığı, bir kişinin ara sokağa

kaçtığı, diğer üç kişiden birinin yerde hareketsiz olarak yattığı, ikincisinin

polisler tarafından etkisiz hâle getirildiği, üçüncüsünün de silahını atarak

teslim olduğu, yaralı şahısların Taksim İlkyardım Hastanesine götürüldüğü,

nöbetçi Cumhuriyet savcısına olayla ilgili bilgi verildiği, ölen Ö.T. isimli

şahsın Hastane morguna kaldırıldığı, dört sivil araca muhtelif yerlerden mermi

isabet ettiği, olay yerinde yapılan aramada iki adet tabanca ve çok sayıda

mermi, mermi çekirdeği, üç adet kar maskesi ve bir çift eldiven ele geçirildiği

belirtilmiştir.

12. Çatışmada örgüt üyelerinden Ö.T. öldürülmüş, başvurucu ve

Ş.Y. ise yaralanmıştır.

13. 10/12/2000 tarihinde saat 06.45’te düzenlenen “Olay Yeri

İnceleme Raporu”nda olay yerinde bulunan 34 A 86262

kod No.lu ekip aracının radyatöründe mermi giriş deliği olduğu, başvurucudan

elde edilen CZ-75 3444F seri No.lu tabancanın mermisinin boşaltıldığı, yine

olay yerinde bulunan Star marka mod.28.M.165.8105 seri No.lu tabancanın ele

geçirildiği, olay yerinde ayrıca çok sayıda mermi çekirdeği, boş kovan ve

merminin bulunduğu belirtilerek olay yeri krokisi çizilmiştir.

14. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğünün 10/12/2000 tarihinde Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne yazdığı yazıda olay

yerinde yaralı olarak yakalanan başvurucudan (Başvurucu yakalandığında

üzerinden F.B. adına düzenlenmiş sahte kimlik çıkmış, sonradan yakalanan

kişinin başvurucu olduğu anlaşılmıştır.) elde edilen CZ 75 marka 3444F seri

No.lu tabanca ile olay yerinden elde edilen Star marka mod.28.M.165.8105 seri

No.lu tabancalar üzerinde ekspertiz raporu hazırlanması istenmiştir.

15. İstanbul Kriminal Polis

Laboratuvarı Müdürlüğünün 13/12/2000 tarihli raporuna göre olay yerinden elde

edilen bir mermi ve kovanın başvurucuda yakalanan CZ marka tabancadan, yedi

kovan ve iki merminin Star marka tabancadan, yirmi altı kovanın polislere ait

silahlardan çıktığı, dört kovan ve bir merminin ise olay yerinde ele geçirilen

silahlardan çıkmadığı bildirilmiştir.

16. İstanbul Kriminal Polis

Laboratuvarı Müdürlüğünün 13/12/2000 tarihli raporuna göre çatışmada ölen Ö.T.,

başvurucu ve yaralanan Ş.Y.nin ellerinden alınan svaplarda atış artığına rastlanmadığı bildirilmiştir.

17. 16/12/2000 tarihine başka bir olayla ilgili olarak “İfadeli

Yer Gösterme Tutanağı” tanzim edilmiştir. Tutanakta başvurucu; bazı yasa dışı

eylemlerini ikrar ettiği (toplam sekiz eylem), yakalanan tabancaları çatışmada

ölen Ö.T. ile birlikte 5/12/2000 tarihinde Şişli ilçesi Mahmut Şevket Paşa

Mahallesi’nde polise karşı gerçekleştirdikleri başka bir olayda kullandıklarını

söylemiştir. Başvuru konusu olayla ilgili olarak yaptırılan "İfadeli Yer

Gösterme Tutanağı"nda ise başvurucu, kendisinden

sorumlu olan Hasan kod adlı teröristin olayda kullandıkları tabancaları

getirdiğini, duvarlara yazı yazarken polisler olay yerine gelince kendisinin

havaya iki el ateş ettiğini söylemiştir.

2. Başvurucunun Adli

Raporları

18. Taksim Devlet Hastanesinin 10/12/2000 tarihli raporunda

başvurucunun sağ kulak kepçesinde 3 cm’lik kesi

olduğu, diğer tıbbi bulguların normal olduğu, Haseki Devlet Hastanesinin

14/12/2000 tarihli raporunda sağ kulaktaki kesinin kurşun izi olduğu, başkaca

bir darp cebir izinin olmadığı, kulağındaki yara nedeniyle yedi gün iş ve

güçten kaldığı, Fatih Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 17/12/2000 tarihli raporuna

göre ise sağ kulaktaki kesi dışında başka bir darp cebir izi olmadığı

kayıtlıdır.

3. Başvurucunun İfadeleri

ve İşkence ve Kötü Muamele İddialarına İlişkin Soruşturma

19. Başvurucu 14/12/2000 tarihli kollukta ve 17/12/2000 tarihli

Cumhuriyet Savcılığında müdafi bulunmaksızın alınan savunmalarında, eylemden

iki gün önce Hasan kod adlı örgüt mensubu ile Çıksalın

Semti’nde buluşarak cezaevlerinde devam eden ölüm oruçlarına destek vermek ve F

tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla … Terör Örgütü adına duvara yazı

yazma talimatını aldığını, olay gecesi saat 00.00 sıralarında Ö.T., Ş.Y. ve

Ahmet kod adlı kişiyle buluştuklarını, Ö.T.nin

getirdiği Star marka tabancayı kendisinin, CZ marka tabancayı Ş.Y.nin, Ahmet’in ise 9 mm çapında başka bir tabanca

aldığını, saat 02.30’da duvarlara yazmaya başladıklarını, Ö.T. duvarlara

yazarken üçünün de gözcülük yaptığını, Özel Okmeydanı Hastanesinin yanına

gelince polisleri fark ettiklerini, Ahmet kod adlı arkadaşı ile Ö.T.nin bulunduğu yerden tabanca sesi geldiğini,

kendilerinin de polise ateş ettiğini, orada bulunan bir arabanın arkasına

yattığını, kısa bir süre sonra yakalandığını, kulağından yaralandığını,

polislerin kendisini Hastaneye götürdüklerini, Hastanede Ö.T.nin

öldüğünü, Ş.Y.nin yaralı olarak yakalandığını, Ahmet

kod adlı arkadaşının kaçtığını söylemiştir. Başvurucunun her iki ifadesinde de

işkence ya da kötü muamele gördüğüne dair beyanı bulunmamaktadır.

20. Başvurucu 17/12/2000 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik

Mahkemesi (DGM) Başkanlığının 2000/98 Sorgu No.lu dosyasındaki savunmasında,

olay sırasında kendisinde Star marka tabancanın olduğunu, kollukta vermiş

olduğu ifadesinin işkenceyle alındığını söylemiştir.

21. Başvurucu, yargılandığı İstanbul 6 No.lu DGM’nin E.2000/295

sayılı dosyasının 21/9/2001 tarihli duruşmasında, 10/12/2000 tarihinde sokakta

yakalandığında yerde yatarken başlayan dayak, işkence ve zorlamanın tüm gözaltı

süresi boyunca devam ettiğini, bu nedenle ifade tutanağını okumadan imzalamak

zorunda kaldığını söylemiştir. Aynı duruşmada başvurucu dışında başka sanıklar

da işkence iddiasında bulunmuştur.

22. Bunun üzerine Mahkemece Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına

müzekkere yazılarak işkence iddialarına ilişkin yapılan bir soruşturma olup

olmadığı sorulmuştur. Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen cevapta

işkenceden yapılan bir soruşturmanın bulunmadığı bildirilmiştir. Bunun üzerine

Mahkeme tarafından 21/9/2001 tarihli celsede işkence iddialarıyla ilgili olarak

suç duyurusunda bulunulmuştur.

23. Bu iddialarla ilgili olarak yapılan soruşturma sonucunda

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının 16/12/2002 tarihli ve 2001/24110 Hazırlık

sayılı kararıyla polis memurları E.A., N.Z. ve M.A.T. hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“…

Müştekiler Şamil Camekan ve Ş.Y.’nin yasa dışı … Terör Örgütü üyesi olmak suçundan sanık

olarak 10/12/2000 tarihinde ilimiz Beyoğlu ilçesinde, silahlı çatışma

sonucunda, zor kullanarak, yaralı bir halde yakalandıkları, sağlık

muayenelerinin Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yaptırıldığı ve

vücutlarında oluşan yaraların açıklandığı raporların alındığı … müşteki

Şamil’in 17/12/2000 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Tabipliğine

sevk olunduğu, yapılan muayenesi sonucunda, yakalama sırasında oluşan

bulguların yer aldığı, bu bulgular dışında vücudunda darp ve cebir izinin

bulunmadığını gösterir 17/12/2000 gün ve 2000/3741 sayılı rapor düzenlendiği,

17/12/2000 tarihinde İstanbulDGM Cumhuriyet

Başsavcılığına sevk edilen müşteki Şamil’in görevli C.Savcısı

tarafından sanık sıfatıyla alınan ifadesinde, polise verdiği ifadesinin doğru

olduğunu açıkladığı, işkenceye maruz kaldığına ilişkin bir iddiasının

bulunmadığı … müştekilerin sanık sıfatıyla sorgularına katılan kolluk görevlisi

sanıkların üzerlerine atılan suçlamaları kabul etmedikleri anlaşılmış

bulunmakla;

Sanıkların üzerlerine atılan suçu

işlediklerine ilişkin, müştekilerin iddialarından başka, haklarında kamu

davasının açılmasını haklı gösterecek delil elde edilemediğinden, sanıklar

hakkında üzerlerine atılan suçtan TAKİBATA MAHAL OLMADIĞINA… [karar

verilmiştir.]”

24. Bu karara başvurucu tarafından itiraz edildiğine dair bir

bilgi ya da belge sunulmamış ancak başvurucunun AİHM’e

yaptığı 54241/08 sayılı başvuru dosyasında verilen kararda kovuşturmaya yer

olmadığına dair karara itiraz edilmediği belirtilmiştir (bkz. § 37).

4. Tanıkların ve Sanık

Polis Memurlarının İfadeleri

25. Olayda yaralanan örgüt üyesi Ş.Y. 19/12/2000 tarihli şüpheli

sıfatıyla kollukta ve Cumhuriyet Savcılığında müdafi bulunmaksızın verdiği

ifadelerinde; Şamil Camekan, Ö.T. ve tanımadığı Ahmet isimli kişiyle İstanbul Çıksalın Semti’nde buluştuklarını, Şamil’in sonradan gerçek

isminin U.O. olduğunu öğrendiği Ahmet’in de eyleme katılacağını kendisine

söylediğini, üzerindeki Beratta marka tabancayı Ahmet’e, CZ marka tabancayı ise

kendisine verdiğini, Şamil'de de tabanca bulunduğunu, olay sırasında duvar

yazmakta kullanacakları makineyi Ö.T.nin getirdiğini,

Kemal kod adlı Şamil Camekan’ın görev dağılımı

yaparak Ö.T.nin duvarlara yazı yazacağını,

diğerlerinin de gözcülük yapacaklarını, gece saat 01.30’da duvarlara yazmaya

başladıklarını, 45 dakika kadar yazdıktan sonra Şamil’in olay yerinden ayrılma

kararı aldığını, kendisi ve Ö.T.nin önde, diğer

ikisinin de arkadan yürüdükleri sırada sokak başında bir polis aracı görünce

civarda bulunan bir özel hastaneye doğru kaçmaya başladıklarını, kaçarken

sokağın diğer tarafından da polis ekiplerinin geldiğini gördüklerini, Şamil

Camekan ile U.O.nun polislere ateş ettiğini,

kendisinin de havaya ateş ettiğini, Ö.T. ile kendisinin yere yattığını, Şamil Camekan’la U.O.nun ise biraz

ileriye gittiklerini, Ö.T. ile kendisinin iki ateş arasında kaldıklarını, Ö.T.nin yattığı yerden "Durun

ateş etmeyin!" diye bağırdığını, yanında bulunan Ö.T.nin başından kan aktığını gördüğünü, bu sırada silah

seslerinin kesildiğini, polislerin yanlarına geldiğini, silahını yere attığını,

polislerin silahı yerden aldıklarını, kendisinin başından kan aktığını, Ö.T.nin olay yerinde vefat ettiğini, daha sonra polislerin

kendisini Hastaneye götürdüklerini söylemiştir.

26. 10/12/2000 tarihli tutanaklara göre vatandaşlar H.P., O.G.,

D.Ü. ve T.Ö.ye ait araçlarda hasar bulunduğu, bu hasarların 10/12/2000 tarihli

tutanaklarda açıklandığı, araçların muhtelif yerlerinde kurşun delikleri

bulunduğu; cam, ayna, çamurluk, kapı vb. aksamlarında hasar bulunduğu

kaydedilmiş; geceleyin evin balkonundan üç kişinin polislerle çatıştığını

gördüklerine dair müracaat tutanağı tanzim edilmiştir. Bu kişiler 23/1/2001

tarihli ifade tutanaklarında ise evlerinde bulundukları sırada saat 03.00

sıralarında silah sesleri duyduklarını, dışarıdan megafonla dışarı çıkılmaması,

pencerelerden bakılmaması konusunda anons yapıldığını, silah sesleri kesilince

aşağı indiklerini, araçlarının çatışmada hasar gördüğünü söylemişlerdir. Anılan

tanıklar Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2001/398 sayılı dosyasında

27/4/2004 ve 11/11/2004 tarihli celselerdeki beyanlarında çatışmayı

görmediklerini, olay esnasında sokağa bakmadıklarını ifade etmişlerdir.

27. Polis Memuru K.K. muhakkik ve Cumhuriyet Savcılığında

verdiği ifadesinde, olay gecesi Kulaksız bölgesinde ekip hâlinde dar bölge

uygulaması yaparken Kulaksız Polis Karakolundan Piyalepaşa

Mahallesi Avcılar ve Ülev Sokak’ta maskeli ve eli

silahlı dört kişinin yazı yazdıklarının bildirilmesi üzerine bahse konu sokağa

gittiklerini, bu kişilerin Okmeydanı tarafına gittiklerini gördüklerini, Kuzey

Sokak ve Kaan Sokak’ın kesiştiği yerde silah sesi duyduklarını, polis

minibüsünden indiklerini, öndeki araçtan teröristlere yönelik olarak ateşi

kesip teslim olmaları şeklinde anons yapıldığını, kendisinin bu sırada Nüket

Sokak’ta bir binayı siper alarak beklediğini, şahısların kendisini fark edince

ateş ettiklerini, “Polis, ateş etmeyin,

silahlarınızı bırakın, teslim olun!” şeklinde bağırdığını, ateşe

devam etmeleri üzerine kendisinin de hedef gözetmeksizin ateş ettiğini,

şahısların park hâlinde bulunan araçların aralarına saklandıklarını, sonradan

isminin Şamil Camekan olduğunu öğrendiği şahsı gördüğünü, elinde silah

olduğunu, bu kişinin kendisini görünce silahını arkaya doğru attığını

gördüğünü, koşarak şahsın üzerine gidip yakaladığını, şahsın iki aracın

arasında çömelmiş vaziyetteyken omzundan tuttuğunu, bu sırada “Yoldaşlar, ayrıldınız mı? Bizi teslim alamazsınız!”

diye bağırdığı esnada kendisini düşürmeye çalışırken direndiğini, bir müddet bu

şahısla boğuştuğunu, diğer arkadaşlarının da yardımıyla şahsı

kelepçelediklerini, kişinin üzerinden F.B. adına düzenlenmiş sahte kimlik

çıktığını söylemiştir.

28. Polis Memuru Seyfettin K. muhakkik ve Cumhuriyet

Savcılığında verdiği ifadesinde; olay yerine geldiklerinde dört şahsı otoların

arasında gizlenirken gördüklerini, sokak başında kendisinin polis aracından

indiğini, şahıslardan ikisinin resmî otolara ateş ettiğini gördüğünü,

şahısların daha sonra kendi bulunduğu sokağa doğru geldiklerini, kendilerine

doğru ateş ettiklerini, kendisinin de karanlıkta rastgele ateş ettiğini,

şahıslardan birinin duvara tırmandığını sonra duvardan düştüğünü, bu kişiyi

diğer polis arkadaşlarının yakaladığını, yerde kanlar içinde bir şahsın daha

bulunduğunu, üçüncü bir kişinin daha kanlar içinde yakalandığını söylemiştir.

29. Polis Memurları K.G., H.Y., Sabri K., Satılmış K., N.D.,

H.Y., C.D., N.Ö., K.Ö., Ayhan M., M.Y.ve K.G. de muhakkik ve Cumhuriyet

Savcılığında benzer beyanlarda bulunmuşlardır.

5. Başvurucu Hakkında

Açılan Kamu Davası

30. Sanıklar Şamil Camekan ve Ş.Y. hakkında İstanbul DGM

Cumhuriyet Başsavcılığının 11/1/2001 tarihli ve 2000/2570 Hazırlık sayılı

iddianamesi ile anayasal düzeni cebir şiddet yoluyla yıkmaya teşebbüs suçundan

kamu davası açılmıştır.

31. Dava, İstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin

E.2001/398 numarasına kaydedilmiştir. Mahkemece bu dosyanın 17/1/2001 tarihli

ve E.2001/18, K.2001/15 sayılı karar ile İstanbul 6. No.lu DGM’nin E.2000/295

sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği; yapılan yargılama

neticesinde 7/4/2004 tarihli ve E.2000/295, K.2004/850 sayılı kararla sanıklar

Şamil Camekan ve Ş.Y.nin 13/3/1926 tarihli ve 765

sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesinin birinci fıkrası gereğince

cezalandırılmalarına karar verildiği, kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

14/04/2005 tarihli ve E.2005/1228, K.1623 sayılı ilamıyla onandığı

anlaşılmıştır.

6. Polis Memurları

Hakkında Açılan Kamu Davası

32. Polis Memurları N.Ö., Hüseyin Y., Halil Y., K.K., K.G.,

C.D., K.Ö., Ayhan M., Satılmış K., M.Y., Sabri K., Seyfettin K. ve N.D.

hakkında Ş.Y. ve başvurucu Şamil Camekan'a karşı

faili gayrimuayyen şekilde kasten öldürmeye teşebbüs, Ö.T.ye karşı ise faili

gayrimuayyen şekilde kasten öldürme suçlarından Beyoğlu Cumhuriyet

Başsavcılığının 24/10/2001 tarihli ve 2000/39359 Hazırlık, 2001/24872 Esas

sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. İddianame içeriği şöyledir:

“10/12/2000 günü saat

03.00 sıralarında Piyalepaşa mahallesi Avcılar sokak

ve Güler sokak üzerinde silahlı ve maskeli dört şahsın duvarlara yazı

yazdığının telefonla ihbar edilmesi üzerine 86214-86213-86242-86167-86169 ve

8636 No.lu ekiplerde görev yapan sanık polis memurlarına olay yerine gitmeleri

yolunda emir verilir.

Piyalepaşa mahallesi Erdem sokağın başına gelen 86242 kod sayılı ekip sokak

içinde şüpheli dört şahıs görür, kontrol etmek amacıyla yaklaştıkları sırada bu

kişiler tarafından açılan ateş ile karşılaşırlar. Görevliler polis olduklarını

ateşi kesip teslim olmalarını ikaz ederler, şahıslar dinlemeyerek ateş etmeye

devam ederler. Görevliler bunun üzerine taciz ateşi açarlar, tekrar polis

olduklarını ikaz ederler. Çatışma sırasında şahıslardan birisi olay yerinden

kaçar. Ö.T. isimli olanı aldığı kurşun yaraları sonucu ölür. Ş.Y. hayati

tehlike geçirecek ve 45 gün iş ve gücünden kalacak şekilde, Şamil Camekan ise 7

gün iş ve gücünden kalacak şekilde kulağından yaralanır. Yara ateşli silah

mermisinin isabeti ile oluşmuştur.

Ölüm ve yaralanmaların hangi silahtan atılan

mermi ile oluştuğu anlaşılmamıştır.

Sanıkların yargılamalarının yapılarak

eylemlerine uyan … maddeleri uyarınca ayrı ayrı tecziyelerine karar verilmesi

kamu adına talep ve iddia olunur.”

33. Açılan kamu davası Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin

2001/398 sayılı esasına kaydedilmiştir. Beyoğlu Adliyesi kapatıldıktan sonra

dosya, İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin aynı sayılı esasına kaydedilmiştir.

34. Mahkemenin 24/5/2012 tarihli ve E.2001/398, K.2012/175

sayılı kararıyla tüm sanıkların eylemlerinin meşru müdafaa ve zaruret hâli

sonucunda işlenmesi nedeniyle “ceza

verilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir.

35. Kararın başvurucu ve diğer katılanlar tarafından temyiz

edilmesi üzerine Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 13/11/2013 tarihli ve E.2013/1988,

K.2013/6250 sayılı ilamıyla sanıkların beraatlarına karar verilmesi suretiyle

düzeltilerek onanmıştır.

36. Yargıtay ilamı 8/1/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edildiğinden 22/1/2014 tarihinde yapılan başvuruda süre aşımının bulunmadığı

anlaşılmıştır.

7. Başvurucunun Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yaptığı Müracaat

37. Başvurucu 5/11/2008 tarihinde yaşam hakkı ile işkence ve

kötü muamele iddialarına ilişkin olarak AİHM’e

müracaat etmiştir. AİHM, 28/1/2014 tarihinde başvuruyu karara bağlamış; işkence

ve kötü muamele iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna, yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine, yaşam

hakkının usul boyutunun ise ihlal edildiğine, ihlal nedeniyle 6.000 avro manevi

tazminat ve 2.000 avro yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar

vermiştir. Anılan karar 2/6/2014 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu AİHM

kararını 11/12/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bildirmiştir. Kararın ilgili

bölümleri şöyledir:

“…

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA

…

B. Kötü muamele iddiaları hakkında

41. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine

dayanarak, polis memurlarını gözaltında bulunduğu sırada kendisine kötü

muamelede bulunmaları nedeniyle suçlamaktadır. Başvuran, aynı zamanda

soruşturmanın etkin olmadığını ileri sürmektedir.

42. Mahkeme, öncelikle başvuran tarafından

sunulan sağlık raporuna göre başvuranın vücudunda herhangi bir şiddet izine

rastlanmadığını saptamaktadır (yukarıda geçen 14. paragraf). Diğer yandan,

Mahkeme ilgilinin iddiaları hakkında soruşturma yürüten savcılığın kovuşturmaya

yer olmadığına karar verdiğini kaydetmektedir (yukarıda geçen 32. paragraf).

Mahkeme, aynı zamanda, başvuranın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı huzurunda

kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz etmediğini ve savcılığın vardığı

sonuca itiraz etmeye imkân veren herhangi bir belge sunmadığını tespit

etmektedir. Başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve

Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca

reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

II. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ

İDDİASI HAKKINDA

…

1. Başvuranın yakalanması sırasında güç

kullanımı hakkında

45. Somut olayda, Mahkeme dosyaya eklenen

belgeler ve taraflarca sunulan görüşler ışığında ortaya konulan sorunları

inceleyecektir. Mahkeme, bu unsurları değerlendirmek için “her türlü makul

şüphenin ötesinde” kanıt ilkesini benimsediğini, bu tür bir kanıtın ancak bir

dizi emareden veya çürütülemez, yeterince önemli, kesin ve tutarlı karinelerin

sonucunda ortaya çıkabileceğini; ayrıca, kanıtların araştırılması sırasında

tarafların tutumlarının da göz önünde bulundurulabileceğini hatırlatmaktadır

(Seyhan / Türkiye, No. 33384/96, § 77, 2 Kasım 2004).

Ancak, görevinin ikincil nitelik taşıdığını

dikkate alan Mahkeme, belirli bir davanın koşulları kaçınılmaz kılmadığı

takdirde, olayları incelemekle görevli birinci derece mahkemesinin rolünü

üstlenme hususunda ihtiyatlı davranması gerektiğini hatırlatmaktadır (McKerr / Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında

karar), No. 28883/95, 4 Nisan 2000).

Mahkeme, genel olarak, yerel yargılamalar

yürütülürken, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesini, kendileri tarafından

toplanan delillere dayanarak olayları tespit etmesi gereken yerel makamların

değerlendirmelerinin yerine koymakla görevli değildir. Her ne kadar yerel

makamların bulguları, elindeki tüm belge ve deliller ışığında kendi

değerlendirmesini yapmakta özgür olan Mahkeme’yi bağlamasa da,

Mahkeme’nin genel bir kural olarak, ulusal hâkimler tarafından varılan olgusal

tespitlerden sapmasını sağlayacak nitelikte ikna edici verilere sahip olması

gerekmektedir (Klaas / Almanya, 22 Eylül 1993, § 29,

seri A, No. 269).

46. Mevcut davada, Mahkeme, başvuranın 10

Aralık 2000 tarihli bilirkişi raporlarına dayanarak, öldürmek niyetiyle

kendisine ateş eden polislere karşı ateşli silah kullanmadığını ileri sürdüğünü

kaydetmektedir.

47. Mahkeme, somut olayda Ağır Ceza

Mahkemesi’nin, 24 Mayıs 2012 tarihli kararında, olay sırasında ilk ateşin,

görevlerini yerine getirmek için olay yerinde bulunan polislere karşı

açıldığının belirlendiğini varsaydığını ve yine bu mahkemenin polis memurları

tarafından ateşli silah kullanımının ulusal hukuk açısından meşru olduğu

sonucuna vardığını saptamaktadır. Mahkeme, bu sonuca varmak için, Ağır Ceza

Mahkemesi’nin özellikle olay yeri krokilerine, dosyaya eklenen tutanaklara,

sanık ve mağdur beyanlarına ve bilirkişi raporlarına dayandığını ortaya

koymaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme için, Ağır Ceza Mahkemesi’nin şüpheliler

tarafından ilk kez ateş edildiğinin ve dolayısıyla polislerin meşru müdafaa

halinde hareket ettiğinin belirlendiğini varsayması büyük önem taşımaktadır (Perk / Türkiye, No. 50739/99, § 66, 28 Mart 2006).

48. Diğer yandan, Mahkeme, başvuranın 10

Aralık 2000 tarihli bilirkişi raporlarına atıfta bulunarak silahını

kullanmadığını ileri sürse bile, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından 13 Aralık 2000

tarihinde düzenlenen bilirkişi raporuna göre bir kovan ile bir merminin

başvurana ait tabancadan çıktığının anlaşıldığını gözlemlemektedir (yukarıda

geçen 11. paragraf). Ayrıca ilgili, Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda silahın polis

tarafından kullanıldığını ileri sürse bile, yargılamanın hiçbir aşamasında,

olay sırasında bu silahın yanında bulunduğunu inkâr etmemiştir (yukarıda geçen

15, 16 ve 34. paragraflar). Üstelik bu iddia, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

kabul edilmemiştir. Bu bağlamda, AİHM, bu mahkemenin birçok tanıkla birlikte başvuranı

dinlediği ve sırasıyla alınan beyanların inandırıcılık derecelerini bizzat

değerlendirdiği kanısındadır. Ayrıca, başvuran, Mahkeme huzurunda, söz konusu

mahkemenin tespitlerine itiraz etmeye ve kendi iddialarını kanıtlamaya imkân

verecek herhangi bir bilgi veya belge sunmamıştır.

49. Dolayısıyla, Mahkeme, Ağır Ceza

Mahkemesi’nin hâkimleri tarafından yapılan olgusal tespitlerden sapmaya imkân

verecek nitelikte ikna edici herhangi bir bilgiye sahip olmadığı kanaatindedir

(özellikle mutatis mutandis,

Tarkan Yavaş / Türkiye, No. 58210/08, 18 Eylül 2012 ve aynı zamanda Amine Güzel

/ Türkiye, No. 41844/09, 17 Eylül 2013 ile kıyaslayınız, ayrıca diğer birçoğu

arasında bk. Fırat Can / Türkiye, No. 6644/08, 24 Mayıs 2011).

50. Mahkeme, bu koşullarda güç kullanımının,

ne kadar üzücü olursa olsun, “herhangi bir kişiyi şiddete karşı korumak” ve

özellikle “yakalama işlemini yasaya uygun şekilde gerçekleştirmek” amacıyla

“mutlaka gerekli” olduğu ve sınırın aşılmadığı kanısındadır. Dolayısıyla bu

bağlamda, Sözleşme’nin 2. maddesi esas bakımından ihlal edilmemiştir.

2. Soruşturmanın etkinliği hakkında

51. Mevcut davada, Mahkeme, yetkililerin

soruşturma yürüttüklerini kaydetmektedir. Esasen, İstanbul Emniyeti olayın

ardından derhal soruşturma başlatmış ve olay yerindeki delillerin korunması

amacıyla pek çok tedbir alınmıştır. Böylelikle maddi deliller toplanmış,

krokiler çizilmiş ve şüphelilerin ellerinden numuneler alınmıştır. Dahası,

olaya karışan polisler aleyhine ceza davası açılmıştır ve dava Yargıtay önünde

halen derdesttir.

52. Başvuran ulusal yetkilileri olay yerinde

olayların yeniden kurgulanmamasının gerçekleştirilmemesi nedeniyle

suçlamaktadır. Ayrıca başvurana göre, polisler aleyhine açılan ceza davasında

çabukluk ve makul hızlılık koşuluna uyulmamıştır, zira dava 24 Kasım 2001

tarihinde başlamıştır ve sanık Ayhan M.nin dinlenmesi

için birçok kez duruşmaların ertelenmesine karar verilmesi nedeniyle, Ağır Ceza

Mahkemesi, olayların ardından on bir buçuk yıl sonra yani 24 Mayıs 2012

tarihinde kararını vermiştir.

53. Olayların yeniden kurgulanmamasına ilişkin

olarak, Mahkeme, Abik / Türkiye davasında (No.

34783/07, § 49, 16 Temmuz 2013), bu tür bir soruşturma işleminin,

soruşturmacıya veya hâkimlere olayların seyri ve şüphelilerin beyanlarının

inandırıcılığını değerlendirme konusunda olası senaryoları hazırlama imkânı

vermesi nedeniyle büyük bir önem taşıdığı kanaatine varmıştır. Ancak mevcut

dava yukarıda belirtilen davadan görünür biçimde farklılık göstermektedir.

Aslında anılan Abik kararında, Mahkeme, ölümcül atışı

yapan kişinin belirlenmemesi ve polislerden birinin arabanın arkasında iki (2)

kişinin gölgesini gördüğünü beyan etmesi nedeniyle, davaya ilişkin olayların iç

hukukta yeterince tespit edilemediği sonucuna varmıştır. Nitekim somut olayda,

ihtilaflı temel noktanın başvuranın silahını kullanıp kullanmadığı hususuyla

ilgili olması sebebiyle tarafların anlatımlarına olayların seyri bakımından

esasen itiraz edilmemektedir. Ayrıca başvuranın refakatinde ve tutuklanması sırasında

gerçekleştirilen olay yeri keşfi sonucunda olay yeri krokisi çizilmiştir

(yukarıda geçen 13. paragraf). Mahkeme, bu soruşturma işleminin savcının ve

başvuranın avukatının refakatinde gerçekleştirilmesinin daha iyi olabileceği

kanısındadır. Ancak dosyadan, ilgilinin bu duruma yerel mahkemeler önünde

itiraz etmediği ve olayın ardından yaklaşık dört yıl sonra, 11 Kasım 2004

tarihli duruşma sırasında, olayların yeniden kurgulanmasını ilk kez talep

ettiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, yaşanan olay ve söz konusu talep

arasında geçen zamanı dikkate alan savcının, böyle bir talebin yararsız olduğu

kanısına vararak bu talebi reddettiğini kaydetmektedir (yukarıda geçen 25.

paragraf). Dolayısıyla ve elindeki dosyada yer alan belgeleri göz önünde bulunduran

Mahkeme, olayların yeniden kurgulanmasının gerçekleştirilmemesinin ulusal

yetkililerin davaya ilişkin başlıca olayları tespit etmesini ciddi şekilde

engellediği konusunda ikna olmamıştır.

54. Başvuranın polisler aleyhine açılan ceza

davasının ivedi biçimde yürütülmediğine ilişkin iddiası hakkında, Mahkeme,

öncelikle soruşturmanın sonucunda açılan davanın aşırı uzun sürmesine işaret

etmektedir: olayların ardından yaklaşık on bir buçuk yıl sonra, 24 Mayıs 2012

tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi kararını vermiş ve ayrıca olayların ardından on

üç yıl sonra, bu dava Yargıtay önünde halen derdesttir.

Bu bağlamda, Mahkeme şikâyette bulunulmasının

ardından bir yıl sonra, 24 Kasım 2001 tarihinde İstanbul Savcılığı’nın polisler

aleyhine ceza davası başlattığını gözlemlemektedir. İlk derece mahkemesi önünde

yapılan yargılama boyunca, Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi’nin toplam 30 duruşma - ortalama olarak bir yılda üçten daha az -

gerçekleştirmesi nedeniyle özellikle etkin çalışmadığını saptamaktadır. Diğer

taraftan, Mahkeme, sanıkların avukatlarının hazır bulunmaması ve özellikle

sanıklardan Ayhan M.nin dinlenmesi için pek çok

duruşmanın ertelendiğini kaydetmektedir. Ayhan M., ancak olayların ardından

yaklaşık dokuz buçuk yıl sonra 29 Mart 2010 tarihli duruşma sırasında dinlenebilmiştir.

Mahkeme, aynı zamanda Hükümetin, iddia edilen gecikmede başvuranın payının

bulunduğunu ileri sürmediğini saptamaktadır.

55. Sonuç olarak, yerel mahkemelerde yargılama - halen derdest olan - yürütülürken meydana gelen

ciddi gecikmeyi göz önünde bulunduran Mahkeme, Türk yetkililerin yeterli

çabuklukla ve makul özeni göstererek hareket etmediklerini saptamaktadır.

Dolayısıyla bu bağlamda Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan usuli

yükümlülük ihlal edilmiştir.

…”

B. İlgili Hukuk

38. 765 sayılı mülga Kanun’un 448., 463., 62. ve 49. maddeleri

şöyledir:

“Madde 448 -

(Değişik: 6123 - 9/7/1953) Her kim, bir kimseyi kasten öldürürse 24 seneden 30

seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.

Madde 463 - (Değişik:

2787 – 21/1/1983) 448, 449, 450, 456, 457 nci

maddelerde beyan olunan fiilleri iki veya daha çok kimse birlikte yapmış olup

da failin kim olduğu belli olmazsa bunlardan her birisi hakkında, fiil için

tayin edilmiş olan ceza üçte birden yarıya kadar indirilerek hükmolunur.

Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını gerektiren fiillerde yirmi seneden,

müebbet ağır hapis cezasını gerektiren fiillerde onaltı

seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası tayin olunur. Şu kadar ki, bu

hüküm fiili doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlar hakkında uygulanmaz.”

Madde 62 - (Değişik:

3112 – 3/2/1937) Bir kimse işlemeği kasdettiği cürmün

taallûk eden bütün fiilleri bitirmiş, fakat ihtiyarında olmayan bir sebepten

dolayı o cürüm meydana gelmemiş ise kanunda yazılı olmayan yerlerde fiil

ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde

müteşebbis hakkında yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis ve

müebbet ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde on beş seneden yirmi

seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur. Sair hallerde o cürüm için kanunen

muayyen olan ceza altıda birinden üçte birine kadar indirilir.

Madde 49 - …

2 - Gerek kendisinin gerek başkasının nefsine veya ırzına vukubulan haksız bir taarruzu filhal

def'i zaruretinin bais olduğu mecburiyetle,

… işlenilen fiilerden dolayı faile ceza verilemez.

…”

39.4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selâhiyet Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir:

“Zor ve silah kullanma

Madde 16- (Değişik: 2/6/2007-5681/4)

Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları

ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin

hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla

getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde

şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında

silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında

bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı

amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla

ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak

amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak

amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla

saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye

karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş

edebilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 13/7/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu 10/12/2000 tarihinde cezaevlerinde devam eden ölüm

oruçlarına destek olmak ve F tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla Beyoğlu

ilçesinde bulunan sokak duvarlarını üç arkadaşıyla birlikte yazı yazdığı sırada

olay yerine gelen polis memurlarının herhangi bir uyarıda bulunmaksızın aşırı

güç oluşturacak şekilde silahla ateş etmeleri sonucu yanında bulunan Ö.T.nin öldüğünü, Ş.Y. ile kendisinin yaralandığını,

yakalandığı sırada ve gözaltı süresi boyunca dövülmesi ve uykusuz bırakılması

nedenleriyle soruşturmadaki tutanakları imzalamak zorunda kaldığını, yapılan

soruşturmada Cumhuriyet savcısının olaya derhâl el koyarak olay yerine

gitmediğini, civarda bulunan iş yerlerinin güvenlik kamerası kayıtlarının

incelenmediğini, soruşturmanın ve delil toplama işlemlerinin bizzat olaya

katılan kolluk görevlileri tarafından yapılması nedeniyle delil güvenliğinin

sağlanmadığını, telsiz kayıtlarının zamanında istenmemesi nedeniyle temin

edilemediğini, polisler hakkında açılan disiplin soruşturmasının amirleri

tarafından yapılması nedeniyle bağımsızlık ve tarafsızlığın sağlanmadığını,

yargılamanın yapıldığı Mahkeme tarafından hiçbir delilin toplanmadığını, keşif

taleplerinin reddedildiğini, sanıkların beraatlarıyla sonuçlanan yargılamanın

yaklaşık on üç yıl sürdüğünü belirterek Anayasa’nın 17. 36. ve 40. maddelerinde

güvence altına alınan yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, adil

yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş;

ihlallerin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile tazminat taleplerinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

nitelendirmesini kendisi takdir eder (Tahir

Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Yaşam hakkı sadece güç

kullanımına bağlı olarak kişinin hayatını kaybetmesi durumunda değil kullanılan

gücün potansiyel olarak ölüme yol açacak nitelikte olması hâlinde ölüm meydana

gelmese bile uygulanmaktadır. Devlet görevlileri tarafından uygulanan darp ve

cebir eylemleri, mağdurun hayatını kaybetmemesi durumunda sadece istisnai

hâllerde yaşam hakkı kapsamında değerlendirilebilir. Bu bağlamda devlet

görevlilerinin ölümle değil sadece yaralanma ile neticelenen fiillerinin yaşam

hakkı kapsamına girer nitelikteki olay ve olgular olup olmadığının

değerlendirilmesinde -diğer unsurlar arasında- kullanılan gücün derecesi ve

türü dikkate alınabilmektedir (Şat/Türkiye,

B. No: 14547/04, 10/7/2012, § 58). Somut olayda duvarlara yasa dışı yazılar

yazan başvurucu ve arkadaşları ile polis arasında çıkan çatışmada her iki

tarafın kullandığı tabancalar potansiyel olarak ölüm neticesini doğurmaya

elverişli olduğundan başvuru, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında; silahla yaralandıktan sonra kötü

muameleye maruz kaldığı iddiası ise Anayasanın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında

değerlendirilmiştir.

43. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle Anayasa’nın

36. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de makul sürede

yargılanma ve etkili başvuru hakkına ilişkin iddiaların yaşam hakkının usul

yükümlülüğü kapsamında kalması nedeniyle bu maddeler yönünden ayrıca inceleme

yapılmamıştır.

44. Bakanlık kabul edilebilirliğe ilişkin olarak aynı konuda

başvurucunun 5/11/2008 tarihinde AİHM’e yaptığı

müracaatın 28/1/2014 tarihinde neticelendiğini, yargılamanın makul sürede

bitirilmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar

verilerek 6.000 avro tazminata hükmedildiğini, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 46. maddesi uyarınca bu kararın taraf devlet

açısından bağlayıcı olduğunu, 29/8/2004 tarihinde tazminatın başvurucuya fiilen

ödendiğini, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesi uyarınca başvurucunun mağdur

sıfatının ortadan kalktığını, ayrıca hukuksal güvenlik ilkesinin gereği olarak

ulusal ve uluslararası denetimden geçerek kesinleşen kararın tekrar tartışma

konusu yapılmasının mümkün görünmediğini belirterek kişi bakımından yetkisizlik

hususuna dikkat çekmiştir.

45. Bakanlık görüşünde ayrıca, başvuru konusu eylemlerin

23/9/2012’den önce meydana gelmesi nedeniyle Mahkemenin zaman bakımından

yetkisi dışında kaldığı belirtilmiştir.

46. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı AİHM’in,

Ş.Y. kararında (B. No: 4100/10)aynı

olay nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin hem esas hem de usul yönünden ihlal

kararı verdiğini, bu nedenle başvurucu açısından da Sözleşme’nin 2. ve 3.

maddelerinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğini, Bakanlığın zaman

bakımından yetki itirazının yerinde olmadığını ileri sürmüştür.

47. 6216 sayılı Kanun’un

“Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelemesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kabul edilebilirlik şartları ve incelemesinin

usul ve esasları ile ilgili diğer hususlar İçtüzükle düzenlenir.”

48. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) “Düşme kararı” başlıklı

80. maddesi şöyledir:

“(1) Bölümler ya da komisyonlarca yargılamanın

her aşamasında aşağıdaki hallerde düşme kararı verilebilir:

…

ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden

ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden

görülmemesi.

(2) Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki

fıkrada belirtilen nitelikteki bir başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve

yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da

insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilir.”

49. Başvurucu, Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruda F tipi

cezaevlerinin faaliyete geçirilmesini protesto etmek ve buna karşı başlatılan

ölüm oruçlarına destek olmak amacıyla üç arkadaşıyla birlikte 10/12/2000

tarihinde gece saat 03.00 sıralarında Beyoğlu ilçesi sokaklarında bulunan

duvarlara yazı yazdıkları sırada olay yerine gelen polis memurlarının herhangi

bir uyarıda bulunmaksızın aşırı güç oluşturacak şekilde silahla ateş etmeleri

sonucunda kulağından yaralanarak yakalandığını, yakalandıktan sonra ve gözaltı

süresi boyunca dövülüp uykusuz bırakılarak işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını,

olayla ilgili olarak yapılan soruşturmada delil toplama vb. bazı işlemlerin

etkili yapılmadığını, yaklaşık on üç yıl süren yargılama sonucunda sanıkların

beraatlarına karar verildiğini belirterek işkence ve kötü muamele yasağı ile

yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

50. Başvurucu aynı olayla ilgili olarak yaşam hakkı ve işkence

ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla AİHM’e

de başvuruda bulunmuştur. AİHM kararından da anlaşılacağı üzere (bkz. § 37)

Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru ile AİHM’e

yapılan başvurudaki iddia ve taleplerin aynı mahiyette olduğu anlaşılmaktadır.

Bireysel başvuru incelemesi devam ederken AİHM tarafından işkence ve kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemezliğine karar verilmiştir. Terör örgütü mensuplarıyla

çıkan silahlı çatışmanın sonlandırılması ve başvurucunun yakalanması sırasında

kullanılan gücün yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiği iddiası

bakımından kullanılan gücün meşru amaç taşıdığı, zorunlu ve orantılı olduğu

gerekçesiyle reddedilmiştir. Yaşam hakkının usul boyutu yönünden yapılan

incelemede ise AİHM’in karar verdiği 28/1/2014

tarihine kadar geçen süreyi de içerecek şekilde soruşturmanın on üç yıl boyunca

neticelenmemesine dayanılmak suretiyle ihlal kararı verilerek 6.000 avro

tazminata hükmedilmiştir. Etkili soruşturma yükümlülüğüne yönelik başvurucunun

diğer şikâyetleri ise reddedilmiştir. Bakanlığın verdiği bilgiye göre 29/8/2014

tarihinde başvurucuya bu tazminat ödenerek AİHM’in

verdiği ihlal kararı icra edilmiştir.

51. Böylece bireysel başvuruya konu yaşam hakkı ile işkence ve

kötü muamele şikâyetlerinin AİHM tarafından karara bağlandığı, bu karardan

ayrılmayı gerektirecek başvurucu tarafından ileri sürülen farklı bir neden

bulunmadığı gibi bu yönde bir belgenin de ibraz edilmediği anlaşıldığından

başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmadığı tespit

edilmiştir.

52. Öte yandan İçtüzük'ün 80.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen başvurunun incelenmesinin

devamında Anayasa'nın uygulanması veya temel hakların kapsamının ve

sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı

herhangi bir durumun da söz konusu olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

53. Açıklanan nedenlerle başvurunun incelenmesinin

sürdürülmesini haklı kılan bir nedenin kalmadığı anlaşıldığından İçtüzük’ün 80. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi

gereğince başvurunun düşmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir

neden görülmemesi nedeniyle DÜŞMESİNE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

13/7/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Hüseyin

MECEK

Başvurucu

:

Şamil

CAMEKAN

Vekili

:

Av. Keleş

ÖZTÜRK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/928, 13 Temmuz 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Hukuki Değerlendirme
  8. I. Kabul Edilebilirlik Hakkında
  9. B. Kötü muamele iddiaları hakkında
  10. II. Sözleşme’nin 2. Maddesinin İhlal Edildiği
  11. İddiası Hakkında
  12. B. İlgili Hukuk
  13. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucunun İddiaları
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir
  17. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  18. Necipoğlu
  19. Gökcan
  20. Mecek
  21. Camekan
  22. Öztürk
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/928
Tarih
13 Temmuz 2016

İlgili Kararlar

  • Delil İldan Başvurusu (B. No: 2014/2498)
  • I.ı. Başvurusu (B. No: 2014/15876)
  • Ahmet Gül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1182)
  • Veli Aydın Başvurusu (B. No: 2014/3349)
  • Osman Çakar Başvurusu (B. No: 2014/11637)
  • Ömer Aktaş Başvurusu (B. No: 2014/14915)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.