İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Çakar Başvurusu (B. No: 2014/11637)

1. Başvuru, terörle mücadele sonucu ağabeyi, kız kardeşi,

Başvuru No2014/11637Tarih21 Eylül 2016Okuma17 dk · 3.375 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Osman Çakar Başvurusu

Karar tarihi
21 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/11637
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.375 kelime·17 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terörle mücadele sonucu ağabeyi, kız kardeşi,

dayıları öldüğü dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli

ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete

uygun yargılanma ve mülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılan davaya

ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/7/2014 tarihinde Adana 1.

İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 18/9/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 25/12/2014

tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu; Şırnak ili Güneyce köyünde ikamet etmekte iken

terör nedeniyle yaşadığı köyün boşaltıldığını, ayrıca ağabeyinin, kız

kardeşinin ve dayılarının terörle mücadelede öldüğünü, 1994 yılında köyden

ayrılarak Adana'ya yerleştiklerini, bu özel durumundan kaynaklanan güvenlik

kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir. Ancak

sehven Siirt ili Pervari ilçesi Okçular köyünde yaşadığına yönelik başvuru

yaptığını belirtmiştir.

8. Başvurucu 10/5/2005 tarihinde 5233

sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Siirt Valiliği

Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

9. Komisyon 19/2/2010 tarihli ve

2010/1-4364 sayılı kararında, dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca

Pervari ilçesi Okçular köyünün boşaltılmadığı, köyde nüfus istikrarının sürekli

korunduğu, her beş yılda bir köyde muhtarlık seçiminin yapıldığı, köyde

korucuların bulunduğu ve korucuların dışında da vatandaşların ikamet ettiği,

idarece boşaltılan köy, mezra ya da beldenin olmadığı, köy okulunun 1989’dan

itibaren eğitime açık olduğu, kadrolu din görevlisinin bulunduğu ve 1990

yılında 753, 1997 yılında 899, 2000 yılında ise 1.002 kişinin yaşadığı

belirtilerek talebin reddine karar vermiştir.

10. Başvurucu tarafında belirtilen işlem aleyhine Diyarbakır 2.

İdare Mahkemesinde açılan dava 27/12/2011 tarihli

yetkisizlik kararıyla Batman İdare Mahkemesine devredilmiştir.

11. Batman İdare Mahkemesinin 8/5/2012

tarihli ve E.2012/1653, K.2012/3175 sayılı kararı ile davanın reddine

hükmedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“...Siirt İli Pervari İlçesi Okçular Köyü'nün

boşalan ve/veya boşaltılan yerleşim yerlerinden olmadığı, nüfus sayımlarında

köyde bulunan askeri birlik personelinin sayısı konusunda açık ve net bir bilgi

bulunmamakla birlikte, köyde askeri personel ve geçici köy korucuları dışında

yaşayan/ikamet eden sivil vatandaşların bulunduğunda, köyün tamamen

boşalmadığı/boşaltılmadığındakuşku ve duraksamaya yer

bulunmamaktadır.

Bu durumda, asgari

güvenlik düzeyinin var olduğu sonucuna ulaşılan Pervari/Okçular Köyü'nde köy halkının bir kısmının subjektif güvenlik kaygısıyla ya da ekonomik ve sosyal

sebeplerle göç etmelerinden dolayı uğradıkları zararın,5233 sayılı Yasa

hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından,

davacının isteminin reddi yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka

aykırılık görülmemiştir...”

12. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 15/5/2013 tarihli ve E.2012/9150,

K.2013/3398 sayılı ilamı ile kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede

ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte

görülmediği belirtilerek onanmasına karar verilmiştir.

13. Başvurucu karar düzeltme talebinde bulunmuş; aynı Dairenin 19/3/2014 tarihli ve E.2014/145, K.2014/1990 sayılı ilam ile

reddedilmiştir. Karar düzeltme kararı, başvurucuya 10/6/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 10/7/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4.,

6., 7., 8., geçici 1., geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve

2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay

Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı,

Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733

sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679,

K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28).

16. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013

tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve

üçüncü fıkraları şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek

üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı

tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı

tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen

nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa

ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 21/9/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, ağabeyinin, kız kardeşinin ve

dayılarının terörle mücadelede öldüğünü, göçe zorlanması ve memleketinden

sürgün edilmesi nedeni ile işinden olduğunu, buna neden olan devlet

yetkililerinin zararını tazmin etmediğini, ret kararına ilişkin açmış olduğu

davanın gereksiz şekilde uzatıldığını, yargılamanın dokuz yıl sonra

sonuçlandığını, makul bir sürede sonuçlanmadığını, talebinin reddine ilişkin

kararın hukuksuz olduğunu, temyiz ve karar düzeltmede davasının yeterince

incelenmediğini, bu başvuru yollarının etkili bir hukuk yolu olmadığını, ayrıca

devletin kişilerin yaşam hakkını korumak ve özgürlük ve güvenliğini sağlamak

durumunda olduğunu ancak pek çok yakınını devletin yükümlülüğünü yerine

getirmemesi sonucu kaybettiğini belirterek, Anayasa’nın 17.,

19., 35., 36. ve 40.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia

etmiş; 1.000.000 TL maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Hakkaniyete

Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

19. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun

ve açtığı davanın abisinin, kız kardeşinin ve dayılarının terörle mücadelede

öldüğü noktasındaki özel durumu nazara alınmaksızın kendisine yönelik bir terör

tehdidi ya da saldırısının bulunmaması gerekçesiyle reddedildiğini belirterek

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

20. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır."

21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda

öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru

yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

22. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya

eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması

gerekir.

23. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır.

24. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 18).

25. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde

düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke

uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, §

19).

26. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak

olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar

Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere

sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).

27. Başvuru konusu olayda başvurucunun dava dilekçesi, temyiz

talebi ve karar düzeltme talebi incelendiğinde başvurucunun dava dilekçesinde

ağabeyinin, kız kardeşinin ve dayılarının terörle mücadelede öldüğüne dair

herhangi bir husustan bahsetmediği tespit edilmiştir. Anılan iddia hakkında

herhangi bir dava açmamış olması neticesinde iddiaların Anayasa Mahkemesince

incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği mümkün değildir.

28. Açıklanan nedenlerle anılan ihlal iddialarının başvuru

yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Çelişmeli

Yargılama ve Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu; zarar tespitinde sadece

adli, idari ve askerî makamlar tarafından düzenlenen belgelerin kullanıldığını

ve bu belgelerin İlk Derece Mahkemesi tarafından hükme esas alındığını, bölge

genelinde ve başvurucunun zararına neden olan olay özelinde hiçbir adli

tahkikatın yapılmadığını yahut yapılmış olsa dahi sonucundan haberdar

edilmediğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir. Başvurucunun

anılan şikayetlerinin çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkeleri kapsamında değerlendirmeye tabi tutulması uygun

görülmüştür.

30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan

“yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden

yararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idari birimden gelen

tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da

İlk Derece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve

içeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu

tespit edilmiştir. Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep

dilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve

savunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz

edilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular

tarafından sunulan belgelerin değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine

ilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede

başvuru dosyaları kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek

usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014 §§ 74-76;

Cahit Tekin, B. No: 2013/2744,

16/7/2014, §§ 70-72).

31. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın

Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia

33. Başvurucu, Komisyonca verilen

kararın akabinde açtığı davadan sonuç alamadığını, göç etmeye mecbur kalması

nedeni ile mal varlığına ulaşamadığını, tarım, hayvancılık ve diğer köy geçim

kaynaklarından mahrum kaldığını, evini kullanamadığını, göç nedeni ile kira,

taşınma gibi zararlarının olduğunu anılan zararlara köy boşaltma eylemleri ile

sebebiyet verilmiş olmasına rağmen zararlarının tazmin edilmediğini belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuş; yargılama sürecinde

yapılan incelemeler ve lehine olmayan yargı kararı temeline dayandırıldığı

tespit edilen bu iddiaların Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında

değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

34. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin

incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi

tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz

ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 24).

35. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu

şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir

hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa

Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).

36. Başvurucu, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdiri

neticesinde davasının reddedildiğini, bu kapsamda Derece Mahkemesince

delillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunu

belirtmekte olup başvurucunun iddialarının özünün Derece Mahkemesince

delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet

olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

37. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, Batman İdare

Mahkemesinin E.2012/1429, 1266, 1277 sayılı dava dosyalarında ve Mahkemenin bu

köye ait muhtelif dava dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerden; Pervari İlçe

Jandarma Komutanlığının 28/1/2010 tarih ve 417 sayılı

yazısı ekinde bulunan Pervari İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı köy ve

mezralara ait çizelgede, Siirt ili Pervari ilçesi Okçular köyünün tamamen

boşalan/boşaltılanköyler arasında yer almadığı, köyün

durumunun dolu olarak ifade edildiği, genel nüfus sayımları ve tespitlerine

göre Okçular köyünde 1990 yılında 753, 1997 yılında 899, 2000 yılında ise 1.002

kişinin yaşadığı, köyde 1989, 1994, 1999, 2004 ve 2009 yıllarında muhtarlık

seçiminin düzenli olarak yapıldığı, köye geçici köy koruculuğu sisteminin

getirildiği, başvurucu vekili tarafından Okçular köyünde askerî bir üssün

bulunduğu ve nüfus sayımı sonuçlarının bu nedenle fazla çıktığı iddia edilmekte

ise de bu hususun açıklığa kavuşturulması için Mahkemenin E.2012/1429 sayılı

dava dosyası veDiyarbakır 2. İdare Mahkemesinin

2010/1924 esasına kayıtlı davada ara kararı ile Türkiye İstatistik Kurumu

Başkanlığından köy halkından olup köyde yaşayan şahısların sağlıklı olarak

tespit edilebilmesi amacıyla Pervari ilçesi Okçular köyünde bulunan jandarma

karakolunda sayım yapılan 1990, 1997 ve 2000 yılında görevli personel ve asker

sayılarına ilişkin bilgi ve belgelerin istendiği, Türkiye İstatistik Kurumu

Başkanlığının ara kararına cevap yazısında ara kararıyla talep edilen düzeyde

bilgi derlenmediği, bu nedenle istenen bilgilerin gönderilemeyeceğinin

bildirildiği, bunun yanı sıra Mahkemenin E.2012/1429 esasına kayıtlı dosyasında

13/1/2011 tarihli ara kararı ile davalı idareden köy korucusu (ve ailesi) ve

asker (ve ailesi) olanlar dışında köyde yaşayanların bulunup bulunmadığı, varsa

sayısına ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği, ara kararına cevaben

gönderilen 2/2/2011 tarihli jandarma tutanağında 1990 yılına ait istenilen

belgelere ulaşılamadığı, 1997 yılında köyde 90 korucunun bulunduğu, bunlar

dışında 20 hanenin korucu olmadığı ve korucu olmayanların ise yaklaşık 250 kişi

olduğu, 2000 yılında ise köyde 85 korucunun bulunduğu, korucu hariç köyde 13

hanenin, yaklaşık 100 kişinin yaşadığının belirtildiği tespit edilmiştir.

38.

Yukarıda yer verilen açıklamalara göre Siirt ili Pervari ilçesi Okçular köyünün

boşalan ve/veya boşaltılan yerleşim yerlerinden olmadığı, nüfus sayımlarında

köyde bulunan askeri birlik personelinin sayısı konusunda açık ve net bir bilgi

bulunmamakla birlikte, köyde askeri personel ve geçici köy korucuları dışında

yaşayan/ikamet eden sivil vatandaşların bulunduğunda, köyün tamamen

boşalmadığı/boşaltılmadığındakuşku ve duraksamaya yer

bulunmamaktadır.

39. Bu

durumda asgari güvenlik düzeyinin var olduğu sonucuna ulaşılan Pervari/Okçular

köyünde köy

halkının bir kısmının subjektif güvenlik kaygısıyla

ya da ekonomik ve sosyal sebeplerle göç etmelerinden dolayı uğradıkları

zararın5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak

bulunmadığından başvurucunun isteminin reddi yönünde tesis edilen dava konusu

işlemde hukuka aykırılık görülmediği belirtilerek davanın reddine karar

verilmiştir. Başvurucunun iddiaları, temyiz merciince de incelenip

reddedilmek suretiyle yerel Mahkeme kararı onanmıştır. Başvurucunun anılan

iddialarına yönelik olarak bu çerçevede Derece Mahkemesinin kararında açık bir keyfîlik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

40. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

41. Başvurucu, temyiz ve karar düzeltme aşamalarında ileri

sürdüğü taleplerin üstünkörü bir incelemeye tabi tutularak yeterli gerekçeye

yer verilmeden reddedildiğini iddia etmiş, bu nedenle anılan başvuru yollarının

etkili olmadığından şikâyetçi olmuştur. Anılan şikâyetlerin gerekçeli karar

hakkına ilişkin olduğu tespit edildiğinden bu iddiaların Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

42. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan

başvurularda, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan

özel durumlarının değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından

ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece

mahkemeleri kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

43. Somut başvurunun incelenmesi

neticesinde başvurucunun taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip

edilmeyeceği noktasında yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup

olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler

kapsamında Derece Mahkemesince değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri

sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak

reddedildiği (bkz. § 13), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve

gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu denetiminden geçerek (bkz.

§§ 14, 15)kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun, hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

44. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Makul

Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

45. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurucunun makul sürede

yargılanma hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle,

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

47. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile

davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde

Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak,

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 61-69; Mahmut

Can Arslan, B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014,

§§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66).

Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği

ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı

durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır (İsmet Kaya, B. No:

2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

48. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

49. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyona

başvuru tarihi (10/5/2005)ile nihai karar tarihi olan

temyiz karar tarihi (19/3/2014) arasında geçen ve toplam süresi 8 yıl 10 ay

olan yargılama süresinde başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren

bir yön bulunmadığı ve söz konusu yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

50. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

51. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

52. Başvurucu,

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve bu nedenle

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

53. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

54. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/9/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Tuğba YILDIZ Başvurucu : Osman ÇAKAR Vekili : Av. Sevil ARACI BEK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/11637, 21 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  12. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/11637
Tarih
21 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • Ömer Aktaş Başvurusu (B. No: 2014/14915)
  • Yavuz Özgenç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5006)
  • Sabri Oruç Başvurusu (B. No: 2014/4863)
  • Ferhat Yağcı Başvurusu (B. No: 2013/2493)
  • İmer Enerji Üretim Anonim Şirketi Başvurusu (B. No: 2014/6249)
  • Fatma Parıltı Başvurusu (B. No: 2014/10785)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.