İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Lokman Ateş Başvurusu (B. No: 2013/7920)

1. Başvuru, evliliğin nispi butlana bağlı fesih talebiyle 1982

Başvuru No2013/7920Tarih10 Mart 2016Okuma15 dk · 2.993 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Lokman Ateş Başvurusu

Karar tarihi
10 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/7920
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.993 kelime·15 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, evliliğin nispi butlana bağlı fesih talebiyle 1982

yılında açılan bir davaya ilişkin yargılamanın yenilenmesi talebinin

reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/10/2013 tarihinde Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde belirtilen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 21/3/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 24/7/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü tanınan ek süre içerisinde

19/9/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

29/9/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 13/10/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile başvuruya konu dosya

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu ile N. 22/3/1982 yılında evlenmiştir.

9. Başvurucunun 4/5/1982 tarihinde açtığı davada, N.nin evlenmeden önce başkası ile cinsel ilişkiye

girdiğini, evlilikten bir süre sonra N.nin beş aylık

hamile olduğunu öğrendiğini, bu sebeple eşinin vasfında hataya düştüğünü iddia

ederek Seydişehir Asliye Hukuk Mahkemesindenispi

butlan sebebiyle evliliğin feshi talebinde bulunmuştur.

10. Seydişehir Asliye Hukuk Mahkemesi 28/9/1984 tarihli ve

E.1982/228 ve 1984/484 sayılı karar ile açılan davayı kabul etmiş, eşin

vasfında hata nedeniyle başvurucu ile N.nin

evliliklerinin feshine karar vermiştir. Anılan karar, adli tıptan rapor

alınmaması nedeniyle Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 3/12/1984 tarihli kararı ile

bozulmuştur.

11. Bozma üzerine yapılan yargılama bu sefer aynı mahkemenin

1984/709 sayılı dosyasına kaydedilmiştir. Yargılama sonucunda, Seydişehir

Asliye Hukuk Mahkemesi 25/5/1988 tarihli ve E.1984/709, K.1988/136 sayılı karar

ile davanın reddine hükmetmiştir. Söz konusu kararın gerekçesi özetle şu

şekildedir:

"...

Yapılan yargılama sonunda; 28.9.1984 gün ve

1982/228 E. 1984/484 K. sayılı kararla eşin vasfında hata nedeniyle evliliğin

feshine karar verilmiş, bu kararın Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 3.12.1984

tarihli kararı ile bozulması üzerine bozmaya uyularak yapılan yargılamada; Adli

Tıp Kurumu Başkanlığının tarafların ilişkisinden dünyaya geldiği davalı tarafça

savunulan küçük S.'in tarafların ve küçüğün kan

gruplarına göre tarafların müşterek çocukları olabileceğine dair 21.3.1986

tarihli raporu ile, yine Adli Tıp Kurumu Başkanlığının taraflar ile, küçük S.'in yapılan benzerlik muayenesinde Anatomik ve Fizyonomik olarak benzer taraflarının bulunduğuna dair

22.4.1987 tarihli rapora ve tüm dosya kapsamına istinaden davacının kendisinden

olmayıp evlilik öncesi gayrimeşru ilişkiden dünyaya geldiği iddia ettiği küçük

S.'nin yukarıda anılan raporlara istinaden davacı ile

davalının ilişkilerinden dünyaya gelmiş olduğunun anlaşılmasına bu nedenle

davalı eşin vasfında hataya düşülmediğinin subut

bulmasına istinaden davanın reddi ... cihetine gidil(miştir.) "

12. Yukarıdaki paragrafta belirtilen kararın ne zaman ve ne

suretle kesinleştiği belli olmamakla beraber, başvurucu evliliğin feshine

ilişkin talebin reddinden sonra 31/10/1988 tarihinde boşanma davası açmıştır.

13. Seydişehir Asliye Hukuk Mahkemesi 4/5/1988 tarihli ve 3444

sayılı Kanun'un geçici 1. maddesine ve evlilik birliğinin temelinden

sarsılmasına dayalı boşanma davasında, 18/4/1990 tarihli ve E.1988/449,

K.1990/179 sayılı karar ile başvurucu ve N.nin

boşanmalarına karar vermiştir. Söz konusu boşanma kararı temyiz edilmeksizin

kesinleşmiştir. Boşanma kararı verilmesinin gerekçesi Mahkeme tarafından şöyle

belirtilmiştir:

"...

Dava

evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve 3444 sayılı yasanın geçici birinci

maddesine dayalı boşanma davası olup dinlenen tanık beyanlarından davalının

hamileliği nedeniyle tarafların evlilikten 35-40 gün sonra ayrıldıkları ve bu

nedenle geçinemedikleri sabit olmuş böylece Mart 1982 de evlendiklerinden

ayrılıkları Mayıs 1982 sonlarına tekabül etmekte dava tarihinde de fiili

ayrılık süresi 5 yılı çoktan geçmiş olup ve ayrılığın taraflar arasındaki

şiddetli geçimsizliğe dayalı olduğu da anlaşılmaktadır. Hamilelik nedeniyle

taraflar arasında geçimsizlik çıkıp evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı ve

bir araya gelmelerinin eşler ve çocuk açısından bir yararı olmayacağı

anlaşılmakla bu yönden de boşanmaya karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar

çocuğun davacıdan olabileceği adli tıp kurumu raporu ile ve evliliğin feshi

davası sonunda verilen kesinleşmiş kararla belirlenmiş ise de daima davacı

açısından bir şüphenin bulunduğu bu durumun da evlilik birliğinin iyi bir

şekilde yürümesine engel olacağı açıktır. Tüm bu nedenlerle tarafların

boşanmalarına karar vermek gerekmiştir. ..."

14. Başvurucu bu karardan yaklaşık 20 yıl sonra, nispi butlan

sebebiyle evliliğin feshi davasına ilişkin Seydişehir Asliye Hukuk Mahkemesinin

25/5/1988 tarihli ve E.1984/709, K.1988/136 sayılı kararına yönelik olarak

Seydişehir Asliye Hukuk Mahkemesinden 26/3/2010 tarihinde yargılamanın

yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu yargılamanın yenilenmesi talebinde

bulunurken özetle kan örneklerinden yararlanarak ihtimallere dayalı düzenlenen

adli tıp raporlarının bulunduğunu, gelişen teknolojik gelişmelerle DNA testi

ile gerçek durumun tam olarak ortaya çıkacağını, bunun hem kendisinin hem de S.nin yararına olduğunu ileri sürmüş; 18/6/1927 tarihli ve

1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 445. maddesinin birinci

bendine göre yeniden yargılama talep etmiştir.

15. Seydişehir Asliye Hukuk Mahkemesi 1/7/2010 tarihli ve

E.2010/113, K.2010/259 sayılı karar ile talebin reddine karar vermiştir.

16. Kararın başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerine

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 23/2/2012 tarihli ve E.2010/17167, K.2012/3660 sayılı

ilam ile Yerel Mahkeme kararın bozulmasına karar vermiştir. Bozma gerekçesi şu

şekildedir:

"Yargılamanın iadesi

bir dava olarak dilekçe ile iptali istenen hükmü veren mahkemeden istenir. Dava

dilekçesinde aranan koşulların bu dilekçede de bulunması ve mahkemece de yeni

bir dava gibi yeni esas numarası verilmesi gerekir. Hükmü veren mahkemenin

idari veya kanuni bir tasarrufla kaldırılması veya işin esası ile ilgili kararı

vermek görevinin değiştirilmesi durumunda bunun yerine geçen mahkemeye bu

başvurunun yapılması gerekir. 5133 Sayılı Yasa ile değişik 4787 Sayılı Aile

Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4/1.maddesi

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun üçüncü kısmı hariç

olmak üzere ikinci kitabından kaynaklanan davaların Aile Mahkemesinin görevi

içerisine girdiğini belirtmiştir. Aynı Kanunun 2/2. maddesinde ise Aile

mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemelerinin Aile Mahkemesi

sıfatıyla bu işlere bakacağı düzenlenmiştir. Mahkemenin görevi kamu düzeni ile

ilgilidir. Açıklanan nedenlerle görev konusu nazara alınarak davaya Aile

Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, Asliye Hukuk Mahkemesi olarak işin esası

hakkında karar verilmesi doğru olmamıştır."

17. Bozma üzerine bakılan davada bozmaya uyulmuş, Seydişehir

Adliyesinde müstakil bir aile mahkemesi olmaması nedeniyle dosyaya Aile

Mahkemesi sıfatıyla bakılmasına karar verilmiş ve yargılamaya devam olunmuştur.

18. Başvurucunun talebi, Seydişehir Asliye Hukuk Mahkemesinin

Aile Mahkemesi sıfatıyla baktığı davada da reddedilmiştir. Talebin reddedilme

sebebi ile bozma öncesi verilen kararın gerekçesi aynıdır. Ret gerekçesi özetle

şöyledir:

"...

HUMK'un bahse konu yargılamanın yenilenmesini düzenleyen maddelerinde

yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasındabilimsel gelişmelerherhangi bir şekilde işlenmemiştir. Diğer

taraftan bahse konugelişmeleryeni gelişmeler

değildir. DavacıSeydişehir ilçe Merkezinde yaşamakta olupbilimsel gelişmelerden haberdar olmayacakbir

kişi de değildir. Hemyargılamanın yenilenmesi sebepleridavamız bakımındandavacının

iddia ettiğisebepyönü ileoluştuğusöylenemez,

hem de yargılamanın yenilenmesisüreyetabidir.

Yenilenme sebepleriöğrenildikten sonra ilgili yasa

maddelerinde belirlenen süre içerisinde davanın açılması gerekir. Davacının

iddia ettiği bilimsel gelişmelerden yeni haberdar olması hayatın olağan

akışından değildir. İki yönü ile dedava şartları oluşmadığındanreddi gerekmiştir."

19. Seydişehir Asliye Hukuk Mahkemesinin Aile Mahkemesi

sıfatıyla verdiği bu kararın temyizi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

6/5/2013 tarihli ve E.20086, K.2013/12641 sayılı karar ile hükmün onanmasına

karar vermiştir.

20. Başvurucunun karar düzeltme isteği 23/9/2013 tarihli ve

E.2013/15823, K.2013/21509 sayılı kararla reddedilerek Yerel Mahkeme kararı

belirtilen tarihte kesinleşmiştir.

21. Anılan ilam başvurucuya 24/10/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucu 31/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

23. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun geçici 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"(1) Bu Kanunun yargı

yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte

açılmış olan davalarda uygulanmaz."

24. 1086 sayılı Kanun'un 445. maddesi şöyledir:

"Katiyen verilen veya katiyet iktisap etmiş olan kararlar hakkında

aşağıdaki sebeplere binaen iadei muhakeme talep

olunabilir:

1 – Muhakeme esnasında esbabı mücbireye veya lehine hükmolunan tarafın fiiline binaen

elde edilemiyen bir senet veya vesikanın hükmün

itasından sonra ele geçirilmiş olması,

2 – Hükme esas ittihaz olunan senedin

sahteliğine karar verilmiş veyahut senedin sahte olduğu mahkeme veya bir mevkii

resmide ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki karar hükümden evvel ittihaz

olunup iadei muhakeme talebinde bulunan kimsenin,

hüküm zamanında bundan haberi bulunmamış olması,

3 – Hükme esas ittıhaz

olunan bir ilam hükmü fesih ve nakzolunarak kaziyei muhkeme teşkil etmek suretiyle külliyen mürtefi

olması,

4 – Şahadeti hükme esas ittihaz olunan şahidin

hükümden sonra yalan şahadetle mahküm edilmiş olması,

5 – Ehlihibrenin kasten hilafı hakikat ihbaratta bulunduğunun hükmen tahakkuk etmesi,

6 – Mahkümunlehin

yalan yere yemin ettiği ikrarı veya beyyinei

tahririye ile sabit olmuş olması,

7 – Mahkümunleh

tarafından hükme müessir diğer bir hile ve hud'anın

kullanılmış olması,

8 – Vekil ve mümessil olmıyan

kimseler huzuriyle davanın rüyet ve hükmedilmiş

olması,

9 – Davayı rüyetten istinkaf etmeğe kanunen

mecbur olan hakim huzuriyle

muhakemenin rüyet ve hükmedilmiş olması,

10 – İki tarafı ve sebebi müddehit

bir dava hakkında sadır olan bir ilama mugayir yeni bir ilam suduruna sebep olabilecek bir madde yokken yine o mahkeme

veya diğer bir mahkeme tarafından evvelki ilamın hükmü hilafında bir hüküm ve

karar verilmiş olup da her iki ilamın katiyet kesbetmesi.

11- (Ek: 23/1/2003 – 4793/1 md.) Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya

Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması.

(Ek: 16/7/1981 -

2494/33 md.) Birinci fıkranın 4, 5 ve 6 ncı bentlerindeki hallerde

yargılamanın iadesinin istenebilmesi, bu sebeplerin kesinleşmiş bir ceza mahkümiyet kararı ile belirlenmiş olması şartına bağlıdır.

Delil yokluğundan başka bir sebeple ceza kovuşturmasına başlanamamış veya karar

verilememiş ise, ceza mahkemesi kararı aranmaz. Bu takdirde yargılamanın iadesi

sebeplerinin varlığının, yargılamanın iadesi davasında öncelikle ispat edilmesi

gerekir.

25. 3/12/2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk

Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9.

maddesi şöyledir:

"Evliliğin kurulması ve

sona ermesi, Türk Medenî Kanunu hükümlerine tâbidir.

Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden

önce eski hukuka göre kurulmuş olan evlilikler, Türk Medenî Kanununa göre de

geçerliliğini korur; eski hukuka göre sona ermiş olan evlilikler, bu Kanuna

göre de sona ermiş sayılır.

Eski hukuka göre geçerli olmayan evlenmenin

iptali, Türk Medenî Kanunu hükümlerine tâbidir.

Türk Medenî Kanununun evliliğin genel

hükümlerine ilişkin düzenlemeleri, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce

kurulmuş olan evlilikler hakkında da geçerlidir."

26. 3444 sayılı 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin Bazı

Maddelerinin ve 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinin Değiştirilmesine

Dair Kanun ile değişik 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin

134. maddesi şu şekildedir:

"Evlilik birliği, müşterek hayatı sürdürmeleri kendilerinden

beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa eşlerden her biri boşanma

davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde,

davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır.

Bununla beraber ıbu itiraz, hakkın kötüye

kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar

bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Evlilik en az bir yıl sürmüşse, eşlerin

birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde

evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı

verilebilmesi için, hâkimin bizzat tarafları dinleyerek iradelerin serbestçe

açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların

durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır.

Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini nazara alarak bu anlaşmada gerekli

gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü

halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde 150 nci maddenin (3) numaralı bendi hükmü uygulanmaz.

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış

bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten

itibaren üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun müşterek hayat

yeniden kurulamamışsa eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar

verilir."

27. 3444 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi şu şekildedir:

" Bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten önce;

a)

Açılan boşanma davaları devam etmekte olanlar,

b)

Açılan boşanma davaları karara bağlanmış olmakla birlikte henüz kesinleşmemiş

olanlar,

c) Açılan boşanma davaları reddedilmiş ve bu karar kesinleşmiş olmakla

birlikte, kesinleşme tarihinden itibaren henüz üç yıl geçmemiş olanlar,

d) Boşanma davası açmamış olanlar,

Boşanma sebeplerinden birine dayalı olarak (a), (b) ve (c)

bentlerindeki hallerde üç yıl, (d) bendindeki halde beş yıl fiilen ayrı kalmış

ve eşleriyle aralarında müşterek hayat yeniden kurulamamış ise, bu Kanunun

yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde başvurmaları halinde

mahkemece boşanma kararı verilir."

28. 743 sayılı Kanun'un 125. maddesi şöyledir:

"Feshine hükmolunan bir evlenmeden doğan çocukların nesebi, baba ve

anaları hüsnü niyet sahibi olmasalar bile sahihtir. ,

Çocuklar

ile ana ve baba arasındaki haklar ve borçlar, boşanma hükümlerine tabidir."

29. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

157. maddesi şöyledir:

"Mahkemece butlanına

karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyiniyetli olmasalar

bile evlilik içinde doğmuş sayılırlar.

Çocuklar ile ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin

hükümler uygulanır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin

10/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu; 1982 yılında açılan davada Yerel Mahkemenin 1986

tarihli ve ihtimale dayalı adli tıp raporuna dayanarak talebini kabul

etmediğini ve evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesiyle

boşandıklarını, Türk Medeni Kanunu'nun 287. maddesi ve mülga Medeni Kanun'un

243. maddelerinin yok sayıldığını, bilimsel gelişmeler sonucunda artık DNA

testi ile S.nin babasının kendisi olup olmadığının

kesin olarak mümkün hâle geldiğini ancak bilimsel gelişmenin HUMK kapsamında

yargılamanın yenilenmesi sebebi görülmediğini ve DNA testi bilimsel olarak

keşfedilmeden önce babalığa ilişkin biyolojik tespit yaptıramamış başvurucuya

şu anda bu imkânın verilmediğini, 18/4/1990 tarihinde kesinleşen kararla

sonuçlanan davaya ilişkin olarak yeniden yargılama talebinde bulunduğunu,

talebinin kabul edilmediğini, Yargıtay tarafından karar düzeltme isteğinin

reddedilerek kararın kesinleştiğini, kimsenin kendisinden olduğuna şüphe

duyduğu bir çocuğa babalık yapmaya zorlanamayacağını, isteğinin DNA testi

yapılması olduğunu, gerçek babanın kim olduğunun yaşadığı yerde de bilindiğini,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) daha önce benzer bir konuda Türkiye

ile ilgili bir kararının bulunduğunu, aynı zamanda mevcut duruma göre öldüğünde

nüfus kayıtlarında çocuğu gözüken kişinin kendisinin mirasçısı olacağını belirterek

Anayasa'nın 17. ve 20. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden

yargılama yönünde karar verilmesini ve yaşanılan manevi zarardan dolayı

tazminat verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

32. Başvurucu, eski eşi N.den doğan

çocuğun kendisinden olmadığını, daha önce bu sebeple 1982 yılında dava

açtığını, açılan davanın yaklaşık 30 yıl önceki adli tıp raporuna dayanarak

reddedildiğini, doğan çocuğun kendisinden olmadığından emin olduğunu, mevcut

teknolojik gelişmeler ışığında bu hususu ispatlama imkânının elinden alındığını

iddia ederek yeniden yargılama talep etmiştir.

33. Bakanlık görüşünde, başvurunun esasına ilişkin olarak görüş

bildirilmiş ve devletin ulusal düzenlemelere ilişkin tanınan takdir marjı ile

hukuki kesinlik ilkesi arasında izlenen meşru amaçla orantılı, hakkın özünü

zedelemeyecek şekilde uygun bir dengenin kurulması gerektiğini belirtmiştir.

34. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında ifadelerini

yinelemiştir.

35. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği

iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un, "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir."

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 19-20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

38. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne de şeklî olarak uygulanabilir bir kuraldır. Bu

kurala riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate

alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde bir takım başvuru

yollarının varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile

başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması

gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının

tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin

başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A, B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28).

39. Somut olayda başvurucunun dile getirdiği şikâyetlerinin

temelinde, N.den doğan çocuğun babasının kendisi

olmadığı hususu ve evliliğin nispi butlan nedeniyle feshi talebiyle 1982

yılında açtığı davanın kabul edilmemesine ilişkin olmak üzere yeniden yargılama

talebinin reddedilmesi yatmaktadır.

40. Başvuruya konu olan bu davanın 1988 yılında reddedilmesine

müteakiben başvurucu bu sefer evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı

gerekçesiyle N.ye boşanma davası açmış; yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı

üzere (bkz. § 13) Mahkeme, başvurucunun talebini 1990 yılında kabul ederek

tarafların boşanmasına hükmetmiştir.

41. Başvurucunun yeniden yargılama talebiyle başvurduğu davanın

niteliği nispi butlan nedeniyle evliliğin feshi olmasına rağmen başvurucunun

amacı evlilik birliği içinde doğduğu kabul edilen ve nüfus kayıtlarında babası

olarak gözüktüğü S.nin kendisinden olmadığını ispat

etmektir.

42. Yapılan incelemeler sırasında başvurucu, gerek 2010 yılında

yazdığı gerekse de bireysel başvuru dilekçesinde belirttiği olaylarda neden soy

bağının reddi davası açmadığını belirtmemiştir. Başvurucu sadece 1990 yılında

boşanmaya hükmeden Mahkemenin, Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümlerini göz

ardı ettiğini belirtmekle yetinmiştir. Hatta başvuru formunda kamu gücünün

işlemlerine dair olayların tarih sırasına göre özetinin doğru bir

nitelendirmeyle yapılmadığı söylenebilir (bkz. § 31). Bu kapsamda, başvurucunun

1990 yılında boşanmasına rağmen neden evliliğin feshi davasına ilişkin bir

davada verilen karara yönelik olarak yeniden yargılama talep ettiği

anlaşılamamaktadır.

43. Bunun yanında başvurucunun, 2010 yılında yeniden yargılama

talebinde bulunmak yerine, soy bağının reddi davası yoluyla eski eşi N.ye ve

S.ye bir dava açmasının önünde kesin hüküm nedeniyle bir engel de yoktur.

Nitekim maddi anlamda kesin hüküm niteliğinde bir itirazla karşılaşılması için

oluşması gereken şartlar somut olayda bulunmamaktadır. Keza yeniden yargılama

talebi kabul edilse dahi daha sonra tarafların boşanmasına karar verildiği

dikkate alındığında başvurucunun şikâyet ettiği hususa yönelik bir sonuç

alınması mümkün değildir.

44. Bu kapsamda" Hem yargılamanın

yenilenmesi sebepleri davamız bakımından davacının iddia ettiği sebep yönü ile oluştuğu

söylenemez, hem de yargılamanın yenilenmesi süreye tabidir" şeklindeki

Yerel Mahkemenin gerekçesine bakıldığında bu konuya işaret edilmektedir. Yine

başvurucunun konuya ilişkin belirttiği AİHM kararı da davaların niteliği

itibarıyla uyuşmamaktadır (Tavlı/Türkiye,

B. No: 11449/02, 9/11/2006, § 6). AİHM önünde sonuçlandırılmış bu davanın

temelinde, soy bağının reddine ilişkin taleple açılan bir dava söz konusudur.

45. Sonuç olarak başvurucunun evliliğin nispi butlan nedeniyle

feshine yönelik açılan davaya müteallik yeniden yargılama talebinin kabul

edilmemesi üzerine yaptığı başvurunun, ileri sürülen şikâyetler açısından bir

çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili bir yol olmadığı

anlaşılmaktadır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için tüm başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği

söylenemez.

46. Açıklanan nedenlerle başvurunun, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

10/3/2016 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Hikmet Murat AKKAYA Başvurucu : Lokman ATEŞ Vekili : Av. Ümit OLGUN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7920, 10 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7920
Tarih
10 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Hamit Yıldız ve Halit Yıldız Başvurusu (B. No: 2013/7720)
  • Mustafa Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/8663)
  • Gülli Dağhan ve Mehmet Nesih Dağhan Başvurusu (B. No: 2013/1951)
  • Şebap Bayam ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5769)
  • Lütfi Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5531)
  • Abdulbaki Korkmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9643)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.