İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

M.ı. Başvurusu (B. No: 2012/1268)

1. Başvurucu, bir internet

Başvuru No2012/1268Tarih30 Aralık 2014Okuma19 dk · 3.777 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm M.I. Başvurusu

Karar tarihi
30 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2012/1268
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.777 kelime·19 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, bir internet

sitesinde hakkında çıkan birtakım iddialar üzerine başka bir birime atanması

nedeniyle subaylık onur ve şerefinin zedelendiğini, peşinen suçlu kabul

edildiğini, hakkında haber çıkan diğer subayların atama işlemine tabi

tutulmadığını, ileri sürdüğü hususların Mahkemece göz önüne alınmadığını

belirterek Anayasa’nın 10., 17., 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan

eşitlik ilkesinin, özel hayata saygı ve adil yargılanma hakları ile masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlallerin tespiti ile maddi ve

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/12/2012

tarihinde İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona

sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca,

27/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu hakkında, İstanbul

Atatürk Havalimanı Jandarma Koruma Bölük Komutanlığı görevini yürüttüğü sırada "müteaddit memuriyet görevini sair suretle

kötüye kullanmak" ve "müteaddit ast'a

müessir fiil" suçlarından dolayı 15/12/2009 tarihinde kamu

davası açılmıştır.

6. Söz konusu davanın

açılmasından yaklaşık bir yıl sonra ulusal bir gazetede başvurucunun emri

altındaki erlere çıplak hijyen kontrolü yapmak suretiyle "müteaddit memuriyet görevini sair suretle

kötüye kullanmak" suçundan yargılandığı davaya ilişkin savcılık

iddianamesindeki bazı ayrıntılara yer veren bir haber yayınlanmıştır. Bu

haberden yaklaşık altı ay sonra başvurucu 2011 yılı genel atamalarıyla İstanbul

İl Jandarma Komutanlığı KOM Şube Müdürlüğü

Mali Suçlar Kısım Amirliğine atanmıştır.

7. Anılan birimdeki görevini

sürdürmekte iken 29/9/2011 tarihinde, mahkeme kararıyla erişimi engellenmiş

olan bir internet sitesinde hakkında devam eden yargılamaya ilişkin ve

başvurucuya yönelik ağır isnatlar içeren ifadelere yer verilmesi üzerine

başvurucu 30/9/2011 tarihli işlemle İstanbul İl Jandarma Komutanlığı Hrk.Eğt.Şb.Md.lüğü Bilgi Destek

Kısım Amirliği görevine atanmıştır.

8. Başvurucunun, söz konusu

atama işleminin iptali istemiyle açtığı dava, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

Birinci Dairesinin 15/5/2012 tarih ve E.2011/1617, K.2012/628 sayılı kararıyla

reddedilmiştir. Kararın gerekçe kısmı şöyledir:

“… İdare, atama işlemini tesis ederken ‘hizmetin

aksatılmadan yürütülmesi’ ilkesini gözetmek durumundadır. Dolayısıyla hizmetin

gerektirdiği yani idari asayiş ve zaruri nedenlerin mevcut olması durumunda

garnizon hizmet süresine ve genel atama dönemine bağlı kalınmaksızın kişinin

görevinden alınıp başka bir garnizona ya da göreve atanması mümkündür.

Yasal ve idari düzenlemelerde hizmetin zorunlu kıldığı

durumların ( idari, asayiş ve zaruri sebeplerin )

neler olduğu belirtilmediğinden bunların hukuki ve maddi olay olarak ne zaman

gerçekleşmiş sayılacağı ve böylece atama işlemi tesis etmenin gerekip gerekmediği

konusunda idareye takdir yetkisi tanındığı açıktır. Kuşku yok ki, diğer bütün

kamusal yetkilerde olduğu gibi idarenin takdir yetkisi de kamu yararı amacı ve

hizmet gerekleriyle sınırlı bulunmaktadır.

Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında dava konusu işlem

değerlendirildiğinde, davacı hakkında İstanbul Atatürk Hava Limanı J. Koruma

Bl. K.lığı görevini yürüttüğü esnada İstanbul 3. Kor.

K.lığı As. Savcılığının 15/12/2009 tarih ve 2009/745

-1121 E-K sayılı iddianamesiyle ‘2008 yılı ve 2009 yılı Temmuz ayına kadar’ suç

tarihlerinde ‘müteaddit memuriyet görevini sair suretle kötüye kullanmak’ ve

‘müteaddit ast’a müessir fiil’ suçlarından dolayı

kamu davası açıldığı ve yargılamasının devam etmekte olduğu; davacının

‘müteaddit memuriyet görevini sair suretle kötüye kullanmak’ suçuna konu

eylemlerinin niteliği ve niceliği ile bahse konu eylemlerine ilişkin olarak

davalı idare savunması ekinde yer alan ve bazı internet sitelerinde çıktığı

anlaşılan haber ve isnatlar nazara alındığında, vatandaşlarla sürekli muhatap

olmayı gerektiren ve aktif bir görev yeri olan bulunduğu KOM Şb Müdürlüğü Mali Suçlar Kısım Amirliği görevine devam

etmesi hizmet açısından önemli sakıncalar doğuracağı değerlendirilen davacının,

‘hizmetin aksatılmadan yürütülmesi’ çerçeve normu dikkate alınmak suretiyle

atama işlemine tabi tutularak aynı garnizon ve İl J. K.lığı

bünyesinde sınıfına ve rütbesine uygun bir kadro ve görev yeri olan Hrk. Eğt. Şb. Md.lüğü

Bilgi Destek Ks. Amirliği görevine atanmasında

idarece takdir yetkisinin, takip edilen kamu yararı amacına ve hizmet

gereklerine uygun, objektif kıstaslara bağlı kalınarak ve kamu yararı ile kişi

yararı arasında bir denge gözetilerek kullanıldığı kanaatine varıldığından

tesis edilen atama işleminin hukuka ve mevzuata uyarlı olduğu sonucuna

varılmıştır.”

9. Başvurucunun karar düzeltme

talebi de aynı Dairenin 1/11/2012 tarih ve E.2012/1384, K.2012/1153 sayılı

kararıyla reddedilmiştir. Bu karar 22/11/2012 tarihinde başvurucu vekiline

tebliğ edilmiştir.

10. Öte yandan, başvurucunun, "müteaddit memuriyet görevini sair suretle

kötüye kullanmak" suçunu işlediği iddiasıyla hakkında açılan

kamu davasında ilk derece Askeri Mahkemesince 26/9/2012 tarihli kararla suçun

unsurları itibarıyla oluşmadığı gerekçesiyle beraatına; “müteaddit ast'a müessir

fiil" suçundan ise mahkumiyetine karar verilmiştir.

11. Başvurucu tarafından,

11/12/2012 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili

Hukuk

12. 17/12/1983 tarih ve 18254

sayılı Resmi Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri

Yönetmeliği’nin “Atama ve Yer Değiştirmede

Uygulanacak Esaslar” başlıklı 183. maddesi şöyledir:

“Jandarma Subay, Astsubay ve Uzman jandarmaların atanma ve

yer değiştirmeleri; hizmetin aksatılmadan yürütülmesine bağlı olarak memleketin

ekonomik, sosyal, iklim, ulaştırma, kültür ve sağlık durumları ile bunlara

benzer yer ve bölge şartları gözönüne alınarak

belirlenen bölge ve garnizonlara;

…

Türk Silahlı Kuvvetlerine Mensup Subay ve Astsubayların

Atanma ve Yer Değiştirmeleri Hakkındaki Yönetmelik ile buna dayalı olarak

çıkartılacak yönerge esaslarına göre yapılır.”

13. 18/12/2005 tarih ve 26027

sayılı Resmi Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Subay ve Astsubay Atama Yönetmeliğinin “Atamalarda dikkate alınacak esaslar”

başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Subay ve astsubayların atamaları, hizmetin aksatılmadan

yürütülmesi esasına ve hizmet ihtiyacı prensibine uygun olarak aşağıdaki

kriterler dikkate alınarak Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve

Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından atama yönergelerinde belirtilen

garnizonlar arasında sıra ile yapılır.

…”

14. Anılan Yönetmeliğin “Garnizon hizmet süresinin tamamlanması ilkesi”

başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“Subay ve astsubayların atandığı garnizonda hizmet süresini

tamamlamaları esastır. Subay ve astsubaylar bu Yönetmeliğin 23 ve 24 üncü maddelerde belirtilen sebepler hariç olmak üzere

garnizon değiştirmek suretiyle atamaya tabi tutulmazlar.”

15. Aynı Yönetmeliğin “Garnizon hizmet süresine ve genel atama dönemine

bağlı kalınmaksızın atama yapılabilecek haller” başlıklı 23. maddesi

şöyledir:

“Aşağıdaki hallerde, genel atama dönemine bakılmaksızın her

zaman atama yapılabilir.

…

h) Görev ihtiyaçları,

…

k) Diğer idari, asayiş ve zaruri sebepler.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 30/12/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 11/12/2012 tarih ve 2012/1268

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu, mahkeme kararıyla

kapatılmış bir internet sitesinde şahsına ilişkin hakaretler ve uydurma

bilgiler içeren bir haber çıkması üzerine görev yerinden alınarak pasif bir

göreve atandığını, peşinen suçlu kabul edildiğini, oysa atanmasına gerekçe

gösterilen suçtan beraat ettiğini, söz konusu atama nedeniyle subaylık onur ve

şerefinin zedelendiğini, aynı internet sitesinde daha kritik görevlerde bulunan

başka subaylar hakkında da iddialar yer almasına rağmen yalnızca kendisinin

görev yerinin değiştirilmesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, açtığı iptal

davası duruşmasında söylediklerinin Mahkemece ciddiye alınmadığını, idarenin

ileri sürdüğü hususlar ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kararında dayandığı

gerekçeleri maddi delillerle çürüttüğü halde davanın aleyhine sonuçlandığını

belirterek Anayasa’nın 10., 17., 36. ve 38. maddelerinde düzenlenen haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal

Edildiği İddiası

18. Başvurucu, mahkeme kararıyla

erişimi engellenmiş olan bir internet sitesinde hakkında yer alan uydurma

isnatların akabinde pasif bir göreve atandığını, dolayısıyla bu isnatların

doğru olma ihtimaline binaen başka bir göreve atandığı izleniminin oluşmasına

neden olunduğunu, söz konusu atama nedeniyle subaylık onur ve şerefinin

zedelendiğini belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

19. Anayasa'nın 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

20. Anayasa'nın 17. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.”

21. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin 8. maddesi şöyledir:

"1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve

yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi,

ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal

güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç

işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu

olabilir."

22. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca,

Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden kişilere

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır.

23. 6216 sayılı Kanun'un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını

kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara

ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin

meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden

ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (B. No: 2012/665,

13/6/2013, § 20).

24. Başvurucu tarafından,

hakkındaki uydurma isnatlara dayanılarak daha pasif bir göreve atanması

nedeniyle onur ve şerefinin zedelendiği ileri sürülmüştür. Kişisel kimliğin ve

manevi bütünlüğün bir parçasını oluşturan şeref ve itibarın korunması hakkı,

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “manevi varlık” ve AİHS'in

8. maddesinde yer alan özel yaşama saygı hakkı kapsamındadır (bkz. Axel Springer AG/Almanya [BD], B.

No. 39954/08, 7/2/2012 §83; Haralambie/Romanya, B. No. 21737/03, 27/10/2009 §79;

Özpınar/Türkiye, B. No. 20999/04, 19/10/2010

§47).

25. Bu durumda incelenmesi

gereken husus kişinin manevi varlığının korunması hakkı kapsamında yer alan

şeref ve itibarın korunması hakkına kamu gücünün işlem, eylem veya ihmali

nedeniyle doğrudan bir müdahalenin söz konusu olup olmadığıdır. Eğer doğrudan

bir müdahalenin varlığı tespit edilirse bu müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 17.

maddelerinde öngörülen şartlara uygun olup olmadığının değerlendirilmesi; bu

çerçevede müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru bir amacının olup olmadığı

ile ölçülü ve demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususları

tartışılarak ihlal iddiası hakkında bir sonuca varılması gerekmektedir.

26. Kişinin kamu görevlisi

olması, kendisine sağladığı bir takım ayrıcalıklar ve

avantajların yanında, bir takım külfet ve sorumluluklara katlanmayı ve diğer

kişilerin tabi olmadığı bir takım sınırlamalara tabi olmayı gerektirmektedir.

Kişi, kamu görevine kendi isteği ile girmekle, bu statünün gerektirdiği

ayrıcalıklardan yararlanmayı ve külfetlere katlanmayı kabul etmiş sayılmakta

olup, kamu hizmetinin kendine has özellikleri, bu avantaj ve sınırlamaları

zorunlu kılmaktadır (B.No:

2012/606, 20/2/2014, § 38).

27. Başvuru konusu olayda,

göreviyle ilgili iki ayrı suçtan başvurucu hakkında kamu davası görülmekte iken

bu suçlamalardan biriyle ilgili olarak ulusal bir gazetede yayınlanan bir

haberde iddianamedeki bazı ifadelere yer verilmiş ve başvurucunun halen aynı

yerdeki görevini sürdürdüğü belirtilmiştir. Başvurucu anılan haberden yaklaşık

altı ay sonra genel atama döneminde tedbiren başka

bir göreve atanmıştır. Bu atamadan yaklaşık dört ay sonra bu kez mahkeme

kararıyla erişimi engellenmiş olan bir internet sitesinde yargılamaya konu

eylemler üzerinden başvurucuya yönelik ağır ithamlar içeren ifadelere ve

başvurucunun fotoğrafına yer verilmesi üzerine başvuruya konu atama işlemi

tesis edilmiştir.

28. Başvuruya konu atama

işleminin, başvurucunun özel ve mesleki yaşamına yönelik ağır ithamlara yer

veren internet sitesindeki iddialar üzerine gerçekleştirildiği ve dolayısıyla

başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkına yapılmış bir müdahalenin var

olduğu kabul edilebilir ise de, anılan atama işleminin yasal düzenlemelere

dayandığı (§§12-15) ve idareye belirli bir takdir yetkisi tanıyan bu

düzenlemelerin, takdir yetkisinin yargı denetimine tabi olması nedeniyle öngörülebilir

nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, başvuruya konu atama işleminin

iptali istemiyle açılan davada, davalı idarece, mezkur

iddia ve ithamlar nedeniyle başvurucu hakkında karalama kampanyası yürütüleceği

öngörülerek başvurucuyu koruma amacıyla vatandaşlarla muhatap olmasını

gerektirmeyen bir göreve atandığı savunulmuştur. Buna göre, başvurucuyu ve aynı

zamanda kamu düzenini de koruma amacıyla yapılan atama işleminin meşru bir

temelinin olduğu görülmektedir.

29. Somut olayda, mahkeme kararıyla

erişimi engelli bir internet sitesinde yer alan iddia ve ithamlar üzerine idare

tarafından başvurucu hakkında herhangi bir soruşturmanın açılmadığı, bu durumun

idarenin söz konusu iddiaları ciddi bulmadığını gösterdiği, bununla birlikte,

aynı olay nedeniyle ikinci kez ve dozajı artan şekilde ileri sürülen iddiaların

muhtemel etki ve sonuçları düşünülerek birtakım tedbirler öngörülmesinin de

idarenin takdirinde olduğu muhakkaktır. Bu bakımdan, başvurucu hakkındaki

görevini de kapsayan ağır ithamlar karşısında, başvurucunun yalnızca il içinde

görev yerinin değiştirilmesi şeklinde ve mesleki kariyerine uygun olarak

gerçekleştirilen atama işleminin başvurucunun şeref ve itibarının korunması

hakkı ile kamu düzeninin korunması meşru menfaati arasındaki denge bakımından

ölçüsüz olduğu söylenemez.

30. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlali iddialarına

ilişkin olarak açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından, başvurunun bu

bölümünün diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

31. Başvurucu, atama işleminin

iptali istemiyle açtığı davanın reddedildiğini, yargılama aşamasında ileri

sürdüğü iddia ve olguların dikkate alınmadan karar verildiğini belirterek, bu

durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

32. Başvurucu aynı zamanda,

kendisinin bir internet sitesinde hakkında yer alan iddialar nedeniyle başka

göreve atanırken aynı internet sitesinde hakkında yayın yapılan başka

subayların atama işlemine tabi tutulmadığını belirterek eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmekte ise de iddianın özü söz konusu kararın adil

olmadığına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bu iddiası adil

yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir.

33. Anayasa'nın 36. maddesi

şöyledir:

"Herkes, meşrû

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan

kaçınamaz."

34. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes

davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai

alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,

yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık

olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar

alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni

veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf

olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil

yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun

kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince

veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."

35. Anayasa'nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Maddede geçen "adil yargılanma hakkı"nın kapsamı Anayasa'da açık

bir şekilde düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, AİHS'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar

başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 22).

36. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) ilke olarak kamu görevlileri ile ilgili uyuşmazlıkların

AİHS'nin "adil yargılanma hakkı"

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde adil yargılanma hakkı kapsamında ele

alınabileceğini kabul etmektedir. Ancak devlet ile ona özel bir güven ve

sadakat bağı ile bağlı olan kamu görevlileri (asker, polis vb.) açısından

konuyu ayrı değerlendirmekte olup, bu kişiler ile idare arasında olan

uyuşmazlıkların adil yargılanma hakkının kapsamı dışında tutulabilmesi için söz

konusu uyuşmazlığa ilişkin iç hukukunda mahkemeye başvuru hakkını tanımamış

olmalı ve bu yoksun bırakma devletin menfaatiyle ilgili objektif sebeplerle

haklı kılınmalıdır. Başka bir ifadeyle, devlet uyuşmazlık konusunun kamu

gücünün icrası ve devlete özel bir sadakat ve güven bağı ile alakalı olduğunu

açıkça ortaya koymalıdır (B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 28).

37. Dolayısıyla, Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer alan başvuru konusu uyuşmazlık adil

yargılanma hakkı kapsamında yer almaktadır.

38. Bireysel başvuruya konu

davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve

değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından

getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru

incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa'da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe derece

mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

takdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B.No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

39. Başvurucu, hakkında tesis

edilen atama işleminin mahkeme kararıyla erişimi engellenmiş olan bir internet

sitesindeki uydurma bir habere dayandığını, atanmasını gerektirir somut

nedenlerin bulunmadığını, söz konusu atamanın hukuksuz ve keyfi olduğunu, bir

önceki görev yeriyle ilgili devam eden kamu davasının yaklaşık üç yıl sonra

atamaya gerekçe gösterildiğini, yargılama aşamasında ileri sürdüğü iddia ve

olguların Mahkemece dikkate alınmadığını ileri sürmektedir.

40. Yapılan atama işleminin

iptali istemiyle açılan davada AYİM, dosyada yer alan bilgi, belge ve deliller

çerçevesinde değerlendirmesini yapmış, netice itibarıyla “başvurucunun ‘müteaddit memuriyet görevini sair

suretle kötüye kullanmak’ suçuna konu eylemlerinin niteliği ve niceliği ile

bahse konu eylemlerine ilişkin olarak davalı idare savunması ekinde yer alan ve

bazı internet sitelerinde çıktığı anlaşılan haber ve isnatlar nazara

alındığında, vatandaşlarla sürekli muhatap olmayı gerektiren ve aktif bir görev

yeri olan bulunduğu görevine devam etmesi hizmet açısından önemli sakıncalar

doğuracağı değerlendirilen davacının, ’hizmetin aksatılmadan yürütülmesi’

çerçeve normu dikkate alınmak suretiyle atama işlemine tabi tutularak aynı

garnizon ve İl J. K.lığı bünyesinde sınıfına ve

rütbesine uygun bir kadro ve görev yerine atanmasında idarece takdir

yetkisinin, takip edilen kamu yararı amacına ve hizmet gereklerine uygun,

objektif kıstaslara bağlı kalınarak ve kamu yararı ile kişi yararı arasında bir

denge gözetilerek kullanıldığı kanaatine varıldığından tesis edilen atama

işleminin hukuka ve mevzuata uyarlı olduğu sonucuna varıldığı”

gerekçesine yer vermek suretiyle davanın reddine karar vermiştir.

41. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe

ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somut olayda başvurucunun

yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge

sunmadığı, aksine delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet

olmadığı ve yargılama sonucunda verilen kararın içeriğinin adil olmadığı

şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır.

42. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararında bariz takdir hatası veya açık

bir keyfilik de bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu bölümünün diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

43. Başvurucu, hakkındaki kamu

davası devam etmekte iken peşinen suçlu sayılarak pasif bir göreve atandığını

belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

44. Bireysel başvuru

incelemesinde, bir ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki

alanına girip girmediğinin tespitinde Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) ortak koruma alanı esas alınmaktadır (B. No: 2012/1049, § 18,

26/3/2013).

45. Başvurucunun ihlal iddiasına

konu olan masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü, Sözleşme’nin

ise 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenmektedir.

46. Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz”

47. Sözleşme’nin 6. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal

olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”

48. Masumiyet (suçsuzluk)

karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan

suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak,

kişinin masumiyeti “asıl”

olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup, kimseye

suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu

olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (B. No: 2012/665,

13/6/2013, § 26).

49. Bu çerçevede, masumiyet

karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet

kararı hükmen sabit olmayan kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı

kesinleşmiş mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise, artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde

olmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı

kalmamaktadır (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 27).

50. Bu kapsamda, ceza davasını

takip eden “ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada” da (hukuk, disiplin gibi),

masumiyet karinesine özen gösterilmelidir. Bununla birlikte ceza yargılamasında

mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin disiplin

cezası alması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet karinesini

otomatik olarak ihlal etmez. Bu kapsamda “karar vericilerin kullandıkları dil” kritik önem taşır (B. No:

2013/3175, 20/2/2014, § 36). Bunun için kararın gerekçesinin bütün halinde

dikkate alınarak mahkemece kişinin suçlu olduğuna dair bir yargıda ya da imada

bulunulup bulunulmadığının incelenmesi gerekir.

51. Öte yandan, ceza muhakemesi

hukuku ve idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Kamu görevlisinin

davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu

gerektirebileceği gibi sicil, terfi, atama gibi işlemlerin tesisinde de idarece

takdir yetkisi çerçevesinde göz önünde bulundurulabilir. Böyle durumlarda ceza

muhakemesi ile idarece yürütülen işlemler farklı süreçlere tabidir. Ceza

muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi işlemediğine dair hükümler

dışında, ceza mahkemesi hükmü idare makamları açısından doğrudan bağlayıcı

değildir (Bkz. B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 30).

52. Bireysel başvuruya konu olan

AYİM kararının gerekçesi şöyledir:

“…davacı hakkında İstanbul Atatürk Hava Limanı J. Koruma Bl.

K.lığı görevini yürüttüğü esnada İstanbul 3. Kor. K.lığı As. Savcılığının 15/12/2009 tarih ve 2009/745 -1121

E-K sayılı iddianamesiyle ‘2008 yılı ve 2009 yılı Temmuz ayına kadar’ suç

tarihlerinde ‘müteaddit memuriyet görevini sair suretle kötüye kullanmak’ ve

‘müteaddit ast’a müessir fiil’ suçlarından dolayı

kamu davası açıldığı ve yargılamasının devam etmekte olduğu; davacının

‘müteaddit memuriyet görevini sair suretle kötüye kullanmak’ suçuna konu

eylemlerinin niteliği ve niceliği ile bahse konu eylemlerine ilişkin olarak

davalı idare savunması ekinde yer alan ve bazı internet sitelerinde çıktığı

anlaşılan haber ve isnatlar nazara alındığında, vatandaşlarla sürekli muhatap

olmayı gerektiren ve aktif bir görev yeri olan bulunduğu KOM Şb Müdürlüğü Mali Suçlar Kısım Amirliği görevine devam

etmesi hizmet açısından önemli sakıncalar doğuracağı değerlendirilen davacının,’hizmetin aksatılmadan yürütülmesi’ çerçeve normu

dikkate alınmak suretiyle atama işlemine tabi tutularak aynı garnizon ve İl J. K.lığı bünyesinde sınıfına ve rütbesine uygun bir kadro ve

görev yeri olan Hrk. Eğt.

Şb. Md.lüğü Bilgi Destek Ks.

Amirliği görevine atanmasında idarece takdir yetkisinin, takip edilen kamu

yararı amacına ve hizmet gereklerine uygun, objektif kıstaslara bağlı kalınarak

ve kamu yararı ile kişi yararı arasında bir denge gözetilerek kullanıldığı

kanaatine varıldığından tesis edilen atama işleminin hukuka ve mevzuata uyarlı

olduğu sonucuna varılmıştır.”

53. Buna göre AYİM kararında,

dava konusu atama işleminin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılırken, devam

eden ceza yargılamasından ve suça konu eylemlerin niteliği ve niceliğinin

nazara alındığından söz edilmekle birlikte anılan ifadeler ile ceza

yargılamasına ilişkin bir yorumda bulunulmadığı ve başvurucunun suçlu olduğu

yönünde bir inancın yansıtılmadığı, yalnızca başvurucu hakkındaki kamu davası

ile ilgili sürece ve başvurucunun yargılanmasına neden olan suçun vasıf ve

mahiyetine atıfta bulunulduğu; diğer başka nedenlerle birlikte idare hukuku

alanına ait “kamu yararı ve hizmet

gerekleri” çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde varılan

kanaate göre hüküm kurulduğu görülmektedir.

54. Sonuç olarak, başvuruya konu

davada, idare hukuku ilkeleri çerçevesinde karara varıldığı, başvurucunun cezai

sorumluluğu ile ilgili bir yargıda bulunulmadığı ve dolayısıyla başvurucunun

suçlu olduğuna dair bir ima ya da inancın yansıtılmadığı, Mahkemenin ulaştığı

sonuç bakımından masumiyet karinesine yönelik bir müdahale olmadığı açıktır.

55. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun iddiaları çerçevesinde masumiyet karinesinin ihlal edilmediğinin

açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Maddi ve manevi varlığını koruma hakkının

ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2. Yargılamanın

sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3. Masumiyet karinesinin ihlal edildiği

yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

30/12/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Elif KARAKAŞ Başvurucu : M. I.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/1268, 30 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Kaleli
  16. Dursun
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/1268
Tarih
30 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Özgür Çapkın Başvurusu (B. No: 2014/2546)
  • Abdullah Aydar Başvurusu (B. No: 2013/64)
  • Murat Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/1313)
  • Halil Aslan Başvurusu (B. No: 2014/3038)
  • Laden Elbezyan Başvurusu (B. No: 2013/4551)
  • Abdülkerim Babir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2550)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.