İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdülkerim Babir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2550)

1. Başvurucular, hisse sahibi oldukları taşınmazın TOKİ

Başvuru No2013/2550Tarih10 Aralık 2014Okuma22 dk · 4.432 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Abdülkerim Babir Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
10 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2013/2550
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.432 kelime·22 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucular, hisse sahibi oldukları taşınmazın TOKİ

tarafından kamulaştırılması amacıyla açılan bedel tespiti ve tescil davasının

makul süreyi aşması, dava tarihine göre belirlenen bedelin dava sonunda faiz

işletilmeden kendilerine ödenmesi ve bedelin olması gerekenden düşük tespit edilmesi nedenleriyle mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuşlardır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 9/4/2013 tarihinde

İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 7/10/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 30/9/2014

tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 27/10/2014

tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yer

aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucularla beraber çok sayıda kişinin hisse sahibi

olduğu Tuzla İlçesi, Orhanlı beldesi, 2 pafta, 871 parsel sayılı 17.500 m2

alanlı taşınmaz hakkında kentsel hizmet alanı olarak kullanılmak üzere TOKİ

Başkanlığı tarafından 7/5/2004 tarihinde kamulaştırma

kararı alınmıştır.

8. Uzlaşma sağlanamaması üzerine TOKİ Başkanlığı, 22/9/2005 tarihinde Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesinde

(Mahkeme) bedel tespiti ve tescil davası açmıştır.

9. Mahkeme, 5/7/2006 tarih ve

E.2005/784, K.2006/545 sayılı kararı ile davayı kabul ederek arazi olarak kabul

ettiği taşınmazın m2’si 35 TL bedelle TOKİ adına tesciline karar vermiştir.

Kararla başvuruculardan Abdülkerim BABİR’e 12.740,00

TL, Bahattin YILDIZ’a 9.240,00 TL ve Ali KESKİN’e 8.890,00 TL kamulaştırma bedeli ödenmiştir.

10. Mahkemenin kararı temyiz edilmiş, temyiz talebinde

değerin olması gerekenden düşük tespit edildiği, daha önce var olan 1/5000 lik imar planının dava tarihi itibariyle iptal edilmesi

nedeniyle idarenin kötü niyetli olduğu ileri sürülmüştür.

11. Dosya birkaç defa eksik evrak gerekçesiyle iade

edilmiştir. Dosyanın ikmali sonrası Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 18/1/2010 tarih ve E.2009/17732, K.2010/528 sayılı kararıyla

taşınmazın arsa olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece

mahkemesi kararını bozmuştur.

12. Davayı tekrar ele alan Mahkeme, bozma kararına uyarak

mahallinde tekrar keşif yapmış ve uzman bilirkişilerden rapor alınmasına karar

vermiştir. 14/3/2011 tarihli yeni bilirkişi raporuyla

m2’si 70 TL üzerinden arsa niteliğindeki taşınmazın değeri belirlenmiştir.

13. Başvurucu vekili m2’si 70 TL üzerinden belirlenen bedelin

de düşük olduğunu, yeni bir bilirkişi raporu daha alınmasını istediklerini,

ayrıca faiz talep ettiklerini Mahkemeye beyan etmiştir.

14. Mahkeme, 25/5/2011 tarih ve

E.2010/465, K.2011/362 sayılı kararıyla davacıların itirazlarını

değerlendirmiş, ancak bilirkişi raporunun dosyanın kapsamı ve Yargıtay

içtihadına uygun olduğu gerekçesiyle itirazları reddederek m2’si 70 TL

üzerinden arsa niteliğindeki taşınmazın TOKİ adına tesciline ve ilk kararı

temyiz eden davalılara fark bedellerinin hisseleri oranında ödenmesine karar

vermiştir. Mahkeme faiz talebini ise hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle

reddetmiştir. Kararla başvuruculardan Abdülkerim BABİR’e

12.740,00 TL, Bahattin YILDIZ’a 9.240,00 TL ve Ali KESKİN’e 8.890,00 TL fark bedeli olarak ödenmiştir.

15. Temyiz taleplerini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi,

bu defa 16/4/2012 tarih ve E.2011/20912, K.2012/7865

sayılı kararıyla bir kısım davalılar yönünden kararı bozmuş, başvurucular

yönünden ise kararı onamıştır.

16. Başvurucuların karar düzeltme talebi Yargıtay aynı

Dairesinin, 13/12/2012 tarih ve E.2012/19400,

K.2012/26495 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar başvurucular yönünden aynı

tarihte kesinleşmiştir.

17. Kesinleşen karar başvurucuların vekiline 13/3/2013 tarihli duruşmada tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucular 9/4/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

19. Davanın temyizde bozulan kısmı ile ilgili yargılama

Mahkemede E.2013/36 sayısı ile devam etmektedir.

B. İlgili Hukuk

20. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu’nun “Kamulaştırma bedelinin mahkemece

tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili” kenar başlıklı 10.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile

yapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesine

müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar verilmesini ister.

Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren en

geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malın malikine … bildirerek duruşmaya

katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.

…

Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde

anlaşamamaları halinde hâkim, en geç on gün içinde keşif ve otuz gün sonrası

için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede sayılan bilirkişiler

marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerini tespit için

mahallinde keşif yapar…

Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin

beyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz

malın değerini belirten raporlarını onbeş gün içinde

mahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara

tebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hâkim, taraflar veya vekillerini ve

bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi raporlarına varsa

itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı beyanları alınır.

Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde

gerektiğinde hâkim tarafından onbeş gün içinde sonuçlandırılmak

üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hâkim, tarafların ve

bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve

hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilen

bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir.

… İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına… dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare

adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir

ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil

hükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

(Ek fıkra: 11/04/2013-6459

S.K./6. md) Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde

sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden

itibaren kanuni faiz işletilir.

…”

21. 2942 sayılı Kanun’un 24/4/2001

tarih ve 4650 sayılı Kanunla değişik 11. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Taşınmaz malın değerinin tespitinde,

kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer

artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr

dikkate alınmaz.”

22. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 10/12/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 9/4/2013 tarih ve 2013/2550 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

24. Başvurucular, hisse sahibi

oldukları taşınmazın TOKİ Başkanlığı tarafından kamulaştırılması amacıyla

açılan bedel tespiti ve tescil davasının 7 yılı aşan sürede tamamlanması, dava

tarihine göre belirlenen bedelin dava sonunda faiz işletilmeden kendilerine

ödenmesi ve dava sürecinde bedelin olması gerekenden düşük tespit edilmesi

nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürerek düşük değer tespiti nedeniyle toplam 114.660,00 TL, faiz ödenmemesi

nedeniyle toplam 215.000,00 TL maddi ve her birine 10.000,00 TL manevi tazminat

ödenmesi taleplerinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

25. Başvurucular, somut başvuruya konu bedel tespiti ve

tescil davasının 7 yılı aşan sürede tamamlanması, dava tarihine göre belirlenen

bedelin dava sonunda faiz işletilmeden kendilerine ödenmesi ve dava sürecinde

bedelin olması gerekenden düşük tespit edilmesi nedenleriyle mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Anayasa Mahkemesi,

başvurucuların ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp,

somut dava ve buna bağlı olayların özelliklerine göre olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder.

26. Başvurucuların bedelin olması gerekenden düşük tespit

edilmesi ve bu nedenle maddi zarara uğradıklarına dair şikâyetlerinin özü,

nihai Mahkeme kararının sonucunun hakkaniyete uygun olmadığına ilişkin olup, bu

şikâyet yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiası kapsamında

değerlendirilecektir. Başvurucuların makul süre ve faiz ödenmemesi nedeniyle

mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetleri ise ayrıca incelenecektir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

i. Yargılamanın

Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

27. Başvurucular aleyhlerine açılan kamulaştırma bedelinin

tespiti ve tescil davasında, taşınmazın değerinin olması gerekenden ve yakın

çevredeki taşınmazların önceki kamulaştırma davalarında belirlenen m2 birim

değerinden düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürerek maddi tazminat talep etmişlerdir.

28. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

29. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

30. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

31. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

32. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun yukarıdaki iddiaları

incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına,

derece mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği çözümün âdil olmamasına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

33. 2942 sayılı Kanun’un 10. ve 11. maddeleri uyarınca

tarafların kamulaştırma kararı sonrasında bedel hususunda anlaşamamaları

halinde dava tarihine göre taşınmazın bedelinin mahkemece adil ve hakkaniyete

uygun bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir.

34. Başvuruya konu davada davalıların

arsa vasıflı taşınmazın arazi olarak bedelinin belirlenmesi nedeniyle temyiz

talepleri haklı görülerek Yargıtay’ca bozulmuş, davayı tekrar ele alan Mahkeme,

2942 sayılı Kanun’un 10. maddesi doğrultusunda kamulaştırmaya konu taşınmaza

ilişkin tapu kayıtlarını, kroki bilgilerini ve emsal satış bedellerini gösterir

belgeleri temin etmiş, yerinde keşif yapmış, Yargıtay bozma ilamında gösterilen

şekilde bilirkişi raporuyla bedel tespiti yaptırmış, başvurucular dâhil

taraflara itiraz hakkı tanımış ve usulüne uygun olarak ve gerekçesini

açıklayarak kamulaştırma bedelini tespit etmiştir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi ise,

yaptığı temyiz incelemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti konusunda bir

isabetsizlik olmadığına karar vermiştir.

35. Başvurucu, yargılama sürecinde

karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi

delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan

delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi

Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik oluşturan

herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

36. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun belirtilen

iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu ve derece

mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik de içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Makul Süre ve Mülkiyet Hakkına İlişkin

Şikâyetler

37. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda,

başvurucuların makul süre ve faiz ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkına ilişkin

şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu şikâyetler yönünden kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

i. Mülkiyet Hakkı

38. Başvurucular dava tarihi itibarıyla tespit edilen

kamulaştırma bedelinin dava sonunda faiz işletilmeden ödenmesinden şikâyet

etmekte ve kamulaştırma bedeline dava tarihinden ödeme tarihine kadar kamu

alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanarak belirlenecek meblağın

tazminat olarak ödenmesini talep etmektedirler.

39. Anayasa’nın “Mülkiyet

Hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu

haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet

hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

40. Anayasa'nın “Kamulaştırma”

kenar başlıklı 46. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde,

gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz

malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre,

kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma

bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. …

Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş

yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.

…

İkinci

fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş

kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz

uygulanır.”

41. Anayasa'nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın

ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum

düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

42. Somut başvuruda başvurucu, kamulaştırmanın kamu yararı

şeklinde meşru bir amaca yönelik olmadığı yönünde bir şikâyette

bulunmamaktadır. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucularla beraber çok

sayıda kişinin hisse sahibi olduğu taşınmazın kentsel hizmet alanı olarak

kullanılmak üzere kamulaştırıldığı ve kamulaştırma sürecinin 2492 sayılı

Kanun’a uygun olarak sürdürülerek tamamlandığı görülmektedir. Bu durumda

mülkiyetten yoksun bırakmanın meşru amacının bulunduğu ve kanuna uygun olarak

yapıldığı anlaşıldığından başvurucuların faiz ödenmemesine yönelik şikâyetleri

Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri kapsamında ölçülülük ilkesi yönünden

incelenecektir.

43. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyetleri

ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı ödenmek

suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük

ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde elde edilmek

istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında

adil bir denge kurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 37).

44. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilen

kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızası

olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafından

sona erdirilmesidir. Kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasada

gösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden

ödenmesi kamulaştırmanın anayasal öğeleridir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008).

45. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden

arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihi

arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz

uygulanması gerekir (Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 258).

46. Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre;

kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım reformunun

uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve

turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesi

taksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarına

uygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazanan

içtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen faiz oranı ancak

kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için işletilebilir (Yargıtay 18.

Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752, 15/10/2002).

Dolayısıyla dava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava tarihinden

itibaren devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesi talebinin

yasal bir dayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar kazanmış bir

uygulaması bulunmamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 50).

47. Bununla beraber uzun süren kamulaştırma bedelinin tespiti

davalarında dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedeli, dava sonunda

faiz işletilmeden taşınmazı kamulaştırılan bireylere ödenerek bireylerin

almaları gereken bedelin enflasyon karşısında aşınmasına neden olunmaktadır.

Taşınmazı kamulaştırılan kişilere ödenen kamulaştırma bedelinin kişinin

uğradığı zararı telafi edebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığı olması

yanında ayrıca ödenen bedelin tespitiyle ödenmesi arasında geçen dönemde

gözlemlenen enflasyona nispetle hissedilir derecede değer kaybetmemiş olması

gerekir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 59).

48. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra

ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerinde

oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin

tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da

bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa

uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, K.T. 10/2/2011).

49. Nitekim kanun koyucu bahsedilen husustaki yasal eksikliği

gidermek ve kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında davanın zamanında

sonuçlandırılamaması halinde yargılama sürecinde kamulaştırma bedelinin

enflasyon etkisiyle uğrayacağı değer kaybını telafi ederek benzer

mağduriyetlerin önlenmesi maksadıyla 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 2942

sayılı Kanun’un 10. maddesine fıkra ekleyerek “Kamulaştırma

bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması

hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz

işletilir.” hükmünü getirmiş ve zamanında tamamlanamayan

kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında ödemenin yapıldığı tarihe kadar kamulaştırma

bedeline faiz ödenmesi imkânını tanımıştır (B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 53).

50. Somut başvuruya konu kamulaştırma işleminde ise dava,

bahsedilen kanun hükmünün yürürlüğe giriş tarihinden önce sonuçlandığından

yasal faiz ödemesi yapılmamıştır. Bu durumda kamulaştırma sürecinde kamu

yararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ile izlenen amaç arasında makul bir

orantılılığın ve mülkünden mahrum bırakılan başvurucunun orantısız ve aşırı bir

yüke maruz kalıp kalmadığının araştırılması gerekmektedir.

51. Başvuru konusu kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili

davası, 22/9/2005 tarihinde Tuzla Asliye Hukuk

Mahkemesinde açılmış, Mahkemenin 5/7/2006 tarihli kararıyla başvuruculardan

Abdülkerim BABİR’e 12.740,00 TL, Bahattin YILDIZ’a 9.240,00 TL ve Ali KESKİN’e

8.890,00 TL kamulaştırma bedeli ödenmiştir. Mahkemenin ilk kararının

Yargıtay’ca bozulmasından sonra davayı tekrar ele alan Mahkemenin 25/5/2011 tarihli kararıyla davalılar adına bankaya bloke

edilen aynı miktarlı fark bedellerinin ödenmesine karar verilmiştir. Bu durumda

dava tarihi esas alınarak tespit edilen kamulaştırma bedeli başvuruculara ilki

dava tarihinden 10 ay sonra diğeri ise 5 yıl 8 ay sonra olmak üzere iki aşamada

ödenmiştir. Merkez Bankası verilerine göre davanın açıldığı ve bedel tespitinde

esas alınan Eylül 2005 ile ilk ödemenin yapıldığı Temmuz 2006 tarihi arasında

enflasyonda meydana gelen artış % 9,63, dava tarihiyle ikinci ödemenin

yapıldığı Mayıs 2011 tarihi arasında enflasyonda meydana gelen artış ise %

61,25’tir.

52. Dava tarihine göre belirlenerek başvurucular Abdülkerim

BABİR, Bahattin YILDIZ ve Ali KESKİN yapılan ödemelerin enflasyon karşısında

uğradığı değer kaybını telafi edecek fark sırasıyla 9.030,00 TL, 6.549,00 TL ve

6.301,00 TL’dir.

53. Yukarıdaki tespitler doğrultusunda, kamulaştırma

bedelinin dava açıldığı tarihteki değeri ile ödendiği tarihteki değeri arasında

gözlemlenen farkın kamulaştırma bedeline faiz eklenmemesinden kaynaklandığı

anlaşılmaktadır. Ödenmeyen enflasyon farkı, bireylerin mülkiyet hakkının

korunması ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozarak ve

Anayasa’da yer alan ölçülülük ilkesine aykırı bir şekilde başvurucular üzerinde

orantısız ve aşırı bir yük oluşturarak, başvurucuların mülkiyet hakkını ihlal

etmektedir.

54. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti davasında dava

tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedelinin başvurucuya ilki 10 ay ikincisi

ise 5 yıl 8 ay sonra olmak üzere iki aşamada ve faiz işletilmeden ödendiği, bu

süre zarfında Merkez Bankası verilerine göre enflasyonda meydana gelen artışın

% 9,63 ve % 61,25 olduğu, bahsedilen değer kaybı oranı dikkate alındığında,

başvurucuların üzerine idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı

gösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı yüke sebep olduğu sonucuna

ulaşılmıştır.

55. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkı

56. Başvurucular, 2005 yılında hisse sahibi oldukları

taşınmazla ilgili olarak açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil

davasının kendileri yönünden 2012 yılı sonunda kesinleşmesi nedeniyle makul

sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

57. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18)

58. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir.”

59. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması,

yargının görevidir.”

60. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,

kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul

bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına

sahiptir.”

61. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır.

Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

62. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

63. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

40).

64. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41–45).

65. Ancak, belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

66. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

67. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, asliye hukuk mahkemesi

nezdinde açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescile ilişkin bir davanın

söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 49).

68. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 22/9/2005

tarihidir.

69. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi

olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel

başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş

tarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında Yargıtay 5. Hukuk

Dairesine E.2012/19400, K.2012/26495 sayılı kararın verildiği 13/12/2012 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

70. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın

başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

71. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusunun hisseli taşınmaza ilişkin kamulaştırma bedelinin tespiti

ve tescil talebi olduğu, 22/9/2005 tarihinde açılan

davanın yargılama sürecinde ilk derece mahkemesince verilen ilk kararın temyiz

incelemesi neticesinde bozulduğu, bozma kararını takiben mahkemenin E.2010/465

sırasına kaydı yapılan davanın yargılaması sonucunda verilen kararın tekrar

temyiz edildiği ve Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin E.2012/19400, K.2012/26495

sayılı kararı ile başvurucular yönünden kesinleştiği anlaşılmaktadır.

72. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi

önünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları

konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu

olduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi

gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 22).

73. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64),

başvuruya konu davada yer alan kişi (193 davalı) sayısı ve davanın mahiyeti

nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın

karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında,

somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön

bulunmadığı ve söz konusu yedi yılı aşan yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

74. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

75. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma

bedelinin dava sonunda kendisilerine enflasyon farkı

uygulanmaksızın ödenmesi ve bedelin olması gerekenden düşük tespit edilmesi

nedenleriyle maddi tazminata hükmedilmesini

talep etmişlerdir. Başvurucular ayrıca yargılamanın makul süreyi aştığını dile

getirerek manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

76. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

77. Başvuruculara dava tarihine göre

belirlenen kamulaştırma bedelinin başvurucuya ilki 10 ay ikincisi ise 5 yıl 8

ay süren davalar sonunda iki aşamada ve faiz işletilmeden ödendiği, faiz

işletilmeden yapılan ödemeler sonucu kamulaştırma bedelinde bu sürede

gerçekleşen %9,63 ve %61,25 oranındaki enflasyon nedeniyle ciddi bir değer

kaybı oluştuğu, bu durumun başvurucular üzerinde idarenin ulaşmak istediği

meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı bir yük

oluşturduğu anlaşıldığından, bahsedilen maddi değer kaybını telafi edebilmek

için başvuruculardan Abdülkerim BABİR’e net 9.030,00

TL, Bahattin YILDIZ’a net 6.549,00 TL ve Ali KESKİN’e net 6.301,00 TL maddi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

78. Başvurucular tarafından bedelin olması gerekenden düşük

tespit edilmesi nedeniyle maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber,

tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı

bulunmadığı anlaşıldığından ve başvurucunun bu iddiası açıkça dayanaktan

yoksunluk nedeniyle kabul edilemez bulunduğundan, başvurucuların diğer maddi

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

79. Başvuruya konu asliye hukuk mahkemesinde görülen ve çok

sayıda davalısı bulunan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasının,

yedi yıl aşan sürede sonuçlandırılması sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuların her birine takdiren net 2.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

80. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1. Yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet ve makul sürede yargılanma haklarına ilişkin

iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucuların,

1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculardan Abdülkerim BABİR’e net 9.030,00 TL, Bahattin YILDIZ’a

net 6.549,00 TL ve Ali KESKİN’e net 6.301,00 TL maddi

ve başvurucuların her birine net 2.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucuların tazminata ilişkin

diğer taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucular tarafından yapılan

198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine,

10/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Selami ER Başvurucular : 1- Abdülkerim BABİR 2- Bahattin YILDIZ 3- Ali KESKİN Vekili : Av. Ramazan GÖNEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2550, 10 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. D. Başvurucuların tazminata ilişkin
  12. E. Başvurucular tarafından yapılan
  13. F. Ödemelerin, kararın tebliğini
  14. G. Kararın bir örneğinin ilgili
  15. Paksüt
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2550
Tarih
10 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Şaban Yeşil ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7039)
  • İbrahim Kocaman Başvurusu (B. No: 2013/9836)
  • Fatih Uyalım Başvurusu (B. No: 2012/1025)
  • Ebru Aslan Başvurusu (B. No: 2013/8464)
  • Berat Kürşat Tosun Başvurusu (B. No: 2013/8437)
  • Hatice Şule Gölçüklü Başvurusu (B. No: 2013/1838)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.