İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Kocaman Başvurusu (B. No: 2013/9836)

1. Başvurucu, tutukluluğun

Başvuru No2013/9836Tarih11 Aralık 2014Okuma24 dk · 4.873 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İbrahim Kocaman Başvurusu

Karar tarihi
11 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2013/9836
R.G. Tarih-Sayı
12/5/2015-29353
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.873 kelime·24 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğun

Kanun’da öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuka aykırı hale geldiğini, ayrıca

tahliye taleplerinin soyut gerekçelerle reddedildiğini ileri sürerek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 6/12/2013 tarihinde

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 23/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm tarafından

18/2/2014 tarihinde yapılan toplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 18/2/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet

Bakanlığı, 17/3/2014 tarihli yazısı ile başvuruya ilişkin olarak görüş

sunulmayacağını bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 10/3/2008 tarihinde

gözaltına alınmış, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/3/2008 tarih ve

2008/50 Sorgu sayılı kararıyla “yağma,

kasten öldürme, tehdit, ruhsatsız silah bulundurma ve suç işlemek amacıyla

örgüt kurma” suçlarını işlediğinden bahisle tutuklanmıştır.

8. Başvurucu hakkında İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/6/2008 tarihinde "korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme, yağma,

tehdit, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kasten öldürme, basit yaralama,

hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri

satın alma veya taşıma veya bulundurma" suçlarını işlediği

iddiasıyla İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

9. Başvurucu tutukluluk

süresinin beş yılı geçtiğini ve 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 102. maddesi uyarınca tahliye edilmesi gerektiğini ileri sürerek

4/10/2013 tarihinde tahliye talebinde bulunmuştur.

10. Başvurucunun talebini

yerinde görmeyen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, anılan talebi 21/10/2013

tarih ve E.2008/190 sayılı kararı ile reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı

şöyledir; “Tutuklu sanıklar … İBRAHİM

KOCAMAN ve … 'nin üzerlerine atılı suçu işledikleri

hususunda olay ve yakalama tutanakları, müşteki ifade ve teşhisleri, tanık

anlatımları, ekspertiz raporları, iletişimin tespitine dair görüşme kayıtları

içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesini gösteren olgular

bulunması, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde gösterilen suçlardan bulunması

ayrıca tutuklama nedenlerine göre de adli kontrol hükümlerinin uygulanması

yetersiz kalacağı ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu anlaşılmakla; TUTUKLULUK

HALLERİNİN DEVAMINA,”

11. Başvurucu bu karara karşı

itirazda bulunmuş ve itirazı yerinde görmeyen Mahkeme 5/11/2013 tarihli kararı

ile itirazın karara bağlanması için dosyayı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine

göndermiştir.

12. Başvurucunun itirazını

inceleyen İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 11/11/2013 tarih ve 2013/533 Değişik

İş sayılı kararı ile itirazın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı

şöyledir; “İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi’nin 2008/190 esas sayılı dava dosyası sanıklarından İbrahim Kocaman

hakkında 21/10/2013 tarihli verilen sanığın tutukluluk halinin devamına dair

kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, sanık müdafiinin vaki itirazının REDDİNE,”

13. Bu karar başvurucuya

3/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu, 6/12/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Davanın görüldüğü İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesi, 26/12/2013 tarih ve E.2008/190, K.2013/221 sayılı

kararıyla başvurucunun suç işlemek için

örgüt kurma, kasten öldürme, yağma, hürriyetten yoksun bırakma, görevi

yaptırmamak için direnme, tehdit ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet etmek suçlarından toplam 44 yıl 80 ay 10 gün hapis ve 2.490

TL adli para cezası cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına

hükmetmiştir.

16. Temyiz üzerine, dosya Yargıtaya gönderilmiş olup, dava hâlen temyiz aşamasında

derdesttir.

17. Başvurucu, İstanbul 5. Ağır

Ceza Mahkemesinin 14/3/2014 tarih, 2014/273 değişik iş sayılı kararı ile

tahliye edilmiştir.

18. UYAP sisteminde başvurucu

ile ilgili olarak yapılan araştırmada hakkında kesinleşmiş ve infaz edilmiş

başkaca mahkûmiyet ilamları tespit edilmekle, başvurucunun İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin E.2008/190 sayılı dosyasında tutuklu kaldığı sürenin tespiti

amacıyla İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine yazılan yazıya verilen 18/9/2014

tarihli yazı cevabı ekindeki belgede; “İbrahim

KOCAMAN'ın "Suç örgütüne yarar sağlamak

maksadıyla yağma, silahla yağma, kasten öldürme, halk arasında korku ve panik

yaratmak amacıyla tehdit, ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya

taşıma veya bulundurma, suç örgütlerinin isimlerini kullanarak tehditte

bulunmak, birden fazla kişi ile birlikte tehdit, suç işlemek amacıyla örgüt

kurma, birden fazla kişi tarafından birlikte yağma" suçundan İstanbul

10.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 15/03/2008 tarih ve 2008/50 Sorgu, 2007/636

Soruşturma sayılı Tutuklama Müzekkeresinden dolayı 15/03/2008 - 08/10/2009

tarihleri ile 01/04/2010 - 11/11/2013 tarihleri arasında tutuklu kaldığı,

08/10/2009 - 01/04/2010 tarihleri arasında Kadıköy 4.Asliye Ceza

Mahkemesinin 24/12/2007 tarih ve 2007/763 Dosya,2007/1050 Karar sayılı 6.000,00

TL (Bakiye: 3500,00 TL) Adli para cezası yerine 26/10/2009 tarih ve 2008/1426 İlamat sayılı Hapse Çevirme Kararı ile verilen 175 Gün

Hapis cezasının infaz edildiği,

11/11/2013 tarihinden

itibaren ise Edirne 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 27/10/2009 tarih ve 2009/314

esas, 2009/794 karar sayılı ilamı ile verilen 1 Yıl 15 Gün HAPİS cezasının

infazına başlandığı,

Bu hapis cezasından

dolayı infaz sırası bekleyen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 15/03/2008

tarih ve 2008/50 Sorgu, 2007/636 Soruşturma sayılı Tutuklama Müzekkeresinden

dolayı İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/03/2014 tarih ve 2014/273 D.İş sayılı Tahliye Müzekkereleri

ile tahliyesine karar verildiği,

İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin 2008/190 esas sayılı dava dosyasına konu İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesi'nin 15/03/2008 tarih ve 2008/50 Sorgu, 2007/636 Soruşturma

sayılı Tutuklama Müzekkeresinden dolayı tutuklu kaldığı 15/03/2008-08/10/2009

tarihleri ile 01/04/2010-11/11/2013 tarihleri arasındaki sürelerin 1 Yıl 15 Gün

hapis cezasından mahsubuna karar verildiğinin Edirne 1. Sulh Ceza Mahkemesinin

24/03/2014 tarih ve 2009/314 esas, 2009/794 karar sayılı Ek Kararı ile

bildirildiği,

Mahsup Kararı

doğrultusunda tanzim edilen müddetname gereğince de

24/03/2014 tarihinde bihakkın tahliye edilerek serbest bırakıldığı …”,

Yazı

ekindeki müddetname belgesinde de Edirne 1. Sulh Ceza

Mahkemesine ait 1 yıl 15 gün hapis cezasının infazı ile ilgili olarak

27/10/2012 tarihinde cezaevine giriş yaptığı, hak ederek tahliye tarihinin ise

11/11/2013 olduğu belirtilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

19. 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 8. ve 9. maddeleri şöyledir:

“Bağlantı kavramı

Madde 8 – (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya

bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var

sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç

delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç

sayılır.

Davaların birleştirilerek açılması

Madde 9 – (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik

mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle

yüksek görevli mahkemede dava açılabilir.”

20. Aynı Kanun’un 100. maddesi

şöyledir;

“(1) Kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya

sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde

bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme,

gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur

veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların

işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve

5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

2. Kasten öldürme (Madde

81, 82, 83),

...

7. (Ek

bent: 06/12/2006 - 5560 S.K.17.md) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki,

yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, Madde 220),

...”

21. Aynı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

22. Anılan Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli

veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

23. 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesi şöyledir:

“(1) Bir insanı kasten

öldüren kişi, müebbet hapis cezası

ile cezalandırılır.”

24. Aynı Kanun’un 106.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bir başkasını,

kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel

dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden

bahisle tehdit eden kişi, altı

aydan iki yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından

veya sair bir kötülük edeceğinden

bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti

üzerine, altı aya kadar hapis

veya adlî para cezasına hükmolunur.

(2)Tehdidin;

...

c) Birden fazla kişi tarafından

birlikte,

d) Var olan veya

var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

İşlenmesi hâlinde,

fail hakkında iki yıldan beş yıla

kadar hapis cezasına hükmolunur.”

25. Aynı Kanun’un 109.

maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir;

“(1) Bir kimseyi

hukuka aykırı olarak bir yere

gitmek veya bir yerde kalmak

hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş

yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişi, fiili işlemek için

veya işlediği sırada cebir, tehdit

veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla

kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Bu suçun;

a) Silâhla,

b) Birden fazla kişi tarafından

birlikte,

....,

İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat

artırılır.”

26. Aynı Kanun’un 149. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yağma suçunun;

a) Silahla,

....

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) (Değişik: 18/6/2014-6545/64 md.) Yol kesmek

suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,

....

f) Var olan veya

var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

....

İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla

kadar hapis cezasına hükmolunur.”

27. Aynı Kanun’un 220. maddesinin

(1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile

araç ve gereç

bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması hâlinde, iki yıldan

altı yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye

sayısının en az üç kişi

olması gerekir.

(3) Örgütün

silâhlı olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.”

28. Aynı Kanun’un 265. maddesinin

(1), (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“ (1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit

kullanan kişi, altı aydan üç

yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere

karşı işlenmesi hâlinde, iki yıldan

dört yıla kadar hapis cezasına

hükmolunur.

(3) Suçun,

kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle

veya birden fazla kişi tarafından

birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte biri

oranında artırılır.”

29. 10/7/1953 tarihli ve 6136

sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkındaki Kanun’un 13.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli

silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar

veya bulunduranlar hakkında bir yıldan

üç yıla kadar

hapis ve otuz günden yüz

güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 11/12/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/12/2013 tarih ve 2013/9836

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

31. Başvurucu, 14/3/2008

tarihinden beri tutuklu bulunduğunu, kovuşturma süreci içerisinde yaptığı

tahliye taleplerinin hukuka aykırı ve genel geçer gerekçelerle geçiştirilmek

suretiyle reddedildiğini, 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinde düzenlenen 5

yıllık tutukluluk süresini doldurması üzerine yaptığı tahliye talebinin

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini belirterek ihlalin tespiti ve ortadan

kaldırılması ile 50.000,00 TL manevi tazminat, iş hayatının sekteye uğraması

nedeniyle ise 100.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

32. Başvurucunun azami

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü, tutukluluk süresinin makullüğü ve tutukluluğun devamı ve tahliye

taleplerinin reddine ilişkin kararların gerekçelerinin ilgili ve yeterli

olmaması ile ilgili şikâyetinin ise Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası

kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

33. Başvurucunun

iddiaları dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni

de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

İnceleme

a. Azami

Tutukluluk Süresinin Aşıldığı İddiası

34. Başvurucu, Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle tutulmasının hukuka aykırı olduğunu

iddia etmiştir.

35. Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.”

36. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 42).

37. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.

maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki

temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile

uyumludur (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 43).

38. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece

mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk

kurallarına uymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi

bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen

istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına

uygun olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil

ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk

durumunun “kanuni” dayanağının

bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği

hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 44).

39. Tutukluluk, 5271 sayılı

Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi

ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme,

gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa

tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste

halinde belirtilmiştir.

40. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami

kanuni süreler düzenlenmiştir. Buna göre, kişi hakkında birden fazla suça

ilişkin aynı dosya kapsamındaki yargılamada tutukluluk süresinin her bir suç

için ayrı ayrı değil, soruşturma ve kovuşturmanın tamamı açısından sonuç

doğuracağı anlaşılmaktadır (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 37).

41. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

42. Tutukluluk süresinin

hesabında ilk derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin

dikkate alınması gerekir. Zira kişi yargılanmakta olduğu davada ilk derece

mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse, bu kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma

kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen “hükme bağlı olarak tutma” haline

dönüşmektedir. Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin

değerlendirmesinde göz önünde bulundurulamaz (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41).

43. Başvurucu, İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin E.2008/190 sayılı dosyasında tutukluluğu devam etmekte iken,

Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2007/763, K. 2007/1050 sayılı ilamı ile

adli para cezasından çevrilen 175 gün hapis cezası ve Edirne 1. Sulh Ceza

Mahkemesinin E.2009/314, K.2009/794 sayılı ilamı ile verilen 1 yıl 15 gün hapis

cezalarını infaz etmiştir. Başvuruya konu İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin

15/3/2008 tarih ve 2008/50 sorgu sayılı tutuklama müzekkeresinin,

15/03/2008-8/10/2009, 1/4/2010-27/10/2012 ve 11/11/2013-14/3/2014 tarihleri

arasında infaz edildiği görülmektedir (Bkz.§ 18)

44. Bu aşamada, bireysel

başvuruya konu yargılaması devam eden başvurucunun diğer yargılamaları

neticesinde aldığı cezaları nedeniyle özgürlüğünden mahrum kaldığı sürelerin,

başvuruya konu yargılamadaki ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihe

kadarki tutukluluk süresinden indirilip indirilemeyeceğinin tespiti gerekir.

45. Başvuru konusu yargılama

kapsamında 10/3/2008 tarihinde gözaltına alınan, 15/3/2008 tarihinde ise

tutuklanan başvurucu, işlediği iki ayrı suçtan dolayı hakkında verilen hükümler

gereğince kesinleşen cezaları başvuru konusu yargılama sırasında tutuklu

bulunduğu süre içerisinde infaz edilmiştir (Bkz: §

43). Başvurucu, gözaltında kaldığı 10/3/2008-15/3/2008 ve tutuklu kaldığı 15/3/2008 - 8/10/2009, 1/4/2010 - 27/10/2012 ve 11/11/2013 -

26/12/2013 tarihleri arasında bir “suç

isnadına bağlı olarak”, 8/10/2009 – 1/4/2010 ve

27/10/2012-11/11/2013 tarihleri arasındaki sürede “ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmü”nün infazı, 26/12/2013 -

14/3/2014 tarihleri arasındaki sürede ise “hükme

bağlı olarak tutma” anlamında özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır.

46. Bu çerçevede başvuru konusu

yargılaması devam ettiği sırada, başvurucunun 10/3/2008 tarihinde başlayan

tutulma hali, başka derece mahkemelerince verilen iki farklı kararın infaz

edildiği dönemlerde kesintiye uğramıştır. Bir tutukluluk kararı ile mahkûmiyet

kararının kesişmesi durumunda, mahkûmiyet kapsamında infaz edilen cezalara

ilişkin süreler toplam tutukluluk süresinin hesabına dâhil edilmez (B. No:

2012/348, 4/12/2013, § 49).

47. Buna göre, başvurucunun

başvuru konusu yargılama kapsamında “suç

isnadına bağlı olarak” tutulma süresi, 10/3/2008 tarihinde gözaltına

alınması ile başlamış ilk derece mahkemesinin 26/12/2013 tarihli kararı ile

sona ermiştir. Bu süre toplam olarak 5 yıl 9 ay 16 gündür. Ancak bu süre

zarfında başvurucunun kesinleşmiş başka cezaları nedeniyle toplam 1 yıl 6 ay 7

gün hapis yattığı anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun toplam tutukluluk

süresi 4 yıl 3 ay 9 gündür.

48. Başvurucunun, “bir suç isnadına

bağlı olarak” tutulduğu

süre ilk derece mahkemesinin kararını verdiği 26/12/2013 tarihi itibarıyla 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında öngörülen beş yıllık azami süreyi aşmamıştır.

49. Açıklanan gerekçelerle,

başvuru kapsamında “Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin

aşılması” iddiasına

ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

b. Tutukluluk

Süresinin Makul Olmadığı İddiası

50. Başvurucu tutukluluk

süresinin uzunluğundan ve tutukluluğun devamına ve tahliye taleplerinin reddine

ilişkin kararların gerekçelerinin soyut ifadelerle reddedilmesinden şikâyet

etmiştir.

51. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

52. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,

yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında

serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

53. Tutukluluk süresinin makul

olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha

ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir

(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).

54. Bir davada tutukluluğun

belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin

görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm

olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir

(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 62).

55. Tutuklama tedbirine

kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu

kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri

belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de

bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda

tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü takdirde,

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 63).

56. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 64).

57. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye

kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 65).

58. Ayrıca kişi özgürlüğü, adli

makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimde

yorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının

(c) bendinin, Sözleşme’ye taraf devletlerin güvenlik

görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzere suçlulukla etkili olarak

mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde

uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (B. No. 2014/85, 3/1/2014, § 45).

59. Makul sürenin

hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına

alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama

tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk

derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §

66).

60. Somut olayda başvurucu

10/3/2008 tarihinde gözaltına alınmış, 15/3/2008 tarihinde tutuklanmış,

26/12/2013 tarihinde ise İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile hapis

ve adli para cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar

verilmiştir. Buna göre başvurucu yaklaşık 4 yıl 3 ay 9 gün boyunca bir suç

isnadına bağlı olarak özgürlüğünden mahrum kalmıştır (Bkz:

§ 47).

61. Somut olayda İstanbul 10.

Ağır Ceza Mahkemesi E.2008/190, 28/11/2008, 26/3/2009, 30/7/2009, 1/4/2010,

19/8/2010, 22/2/2011, 28/6/2011, 29/11/2011 ve 20/3/2012 tarihli oturumlarda “atılı suçu işledikleri hususunda kuvvetli suç

şüphesini gösteren olgular bulunması, suçun niteliği, delil durumu, tutuklama

tarihleri ve CMK 100 maddesindeki şartların devam etmesine binaen,” gerekçesiyle,

20/9/2012 ve 20/12/2012 tarihli oturumlarda “üzerlerine

atılı suçu işledikleri hususunda olay ve yakalama tutanakları, müşteki ifade ve

teşhisleri, tanık anlatımları, ekspertiz raporları, iletişimin tespitine dair

görüşme kayıtları içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesini

gösteren olgular bulunması, suçların niteliği, delil durumu, tutuklama tarihleri,

atılı suçların CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olması ve CMK 100

maddesindeki şartların devam etmesi” gerekçesiyle tutukluluk halinin

devamına karar vermiştir.

62. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 7/3/2013 tarihli oturumda “atılı suçu

işledikleri hususunda olay ve yakalama tutanakları, müşteki ifade ve

teşhisleri, tanık anlatımları, ekspertiz raporları, iletişimin tespitine dair

görüşme kayıtları içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesini

gösteren olgular bulunması, suçların niteliği, delil durumu, tutuklama

tarihleri, sanıklar hakkında birden fazla ağır cezayı gerektirir suç isnadının

bulunması, her suçun ayrı bir kamu davası olarak değerlendirilerek CMK 102

maddesinin dikkate alınması gerekliliği, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde

sayılan katalog suçlardan olması ve CMK 100 maddesindeki şartların devam

etmesine binaen tutukluluk hallerinin devamına” gerekçesiyle, 7/5/2013

tarihli oturumda ise “atılı suçu işledikleri

hususunda olay ve yakalama tutanakları, müşteki ifade ve teşhisleri, tanık

anlatımları, ekspertiz raporları, iletişimin tespitine dair görüşme kayıtları

içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesini gösteren olgular

bulunması, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde gösterilen tutukluma nedenlerinin

bulunduğu, ayrıca tutuklama nedenlerine göre de adli kontrol hükümlerinin

uygulanması yetersiz kalacağı ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu

anlaşılmakla; yine CMK.nun 102 maddesinde Ağır Ceza

Mahkemesinin görevine giren işlerde tutuklu süresinin en çok 2 yıl olduğu, bu

sürenin zorunlu hallerde gerekçesi gösterilmek suretiyle 3 yıl daha

uzatılabileceği, diğer suçlarda tutuklama süresinin 1 yıl olduğu, zorunlu

hallerde 6 ay daha uzatılabileceği düzenlendiği, sanıklara atılı suçlar gerek

765 Sayılı gerek 5237 Sayılı TCK'nunlarında bağımsız

olarak düzenlenmiş, her biri subutu halinde ayrı

cezayı gerektirdiği, Ceza Muhakemesi Kanununa göre her suç ayrı bir kamu

davasına konu olup, kişisel, hukuki ve fiili bağlantılar nedeniyle kamu

davalarının birleştirilerek görülmesi mümkün bulunduğu, dosyamızda da sanıklara

atılı suçlar fiili, kişisel ve hukuki bağlantı nedeniyle birlikte kamu davasına

konu edilmiş ve aynı dosyada da yargılamaları sürdürüldüğü, davaların

birleştirilmesi halinde de suçlar bağımsızlıklarını koruduğundan her suç için

tutukluluk süresinin bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilerek

bu nedenle sanıkların birden çok Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren

suçlardan tutuklanmış olmaları ve kamu davasının kapsamı, sanık sayısı dikkate

alınarak yargılamanın alacağı zaman nedeniyle kanunda belirtilen tutukluluk

sürelerinin uzatılmasında zorunluluk bulunması, her suç yönünden gerekli olan

tutukluluk sürelerinin dolmamış olması” gerekçesiyle tutukluluk

halinin devamına karar vermiştir.

63. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 16/7/2013 tarihli oturumda “… atılı

suçu işledikleri hususunda olay ve yakalama tutanakları, müşteki ifade ve

teşhisleri, tanık anlatımları, ekspertiz raporları, iletişimin tespitine dair

görüşme kayıtları içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesini

gösteren olgular bulunması, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde gösterilen

suçlardan bulunması ayrıca tutuklama nedenlerine göre de adli kontrol

hükümlerinin uygulanması yetersiz kalacağı ve tutuklama tedbirinin ölçülü

olduğu anlaşılmakla; tutukluluk müzekkeresinin 5 yıl infazda kalma süresi

dolmayan sanıklar İbrahim Kocaman, ….'ün

tutukluluk hallerinin devamına” karar vermiştir.

64. Dava toplam otuz sekiz sanık

hakkında çok sayıda suç isnadına dayalı olarak görülmüştür. Bu itibarla davanın

nispeten karmaşık olduğu söylenebilir. Yargılama boyunca yirmi dört duruşma

yapılmış olup, duruşmaların ortalama olarak üç ay aralıklarla yapıldıkları

tespit edilmiştir.

65. Ancak, kuvvetli suç şüphesi ile

birlikte devamını gösteren haklı nedenlerin gösterilmesi şartıyla soruşturma

veya kovuşturmanın tutuklu sürdürülmesi mümkün olabilir. Somut olayda, derece

mahkemelerince verilen tutukluluğun devamı ve tutukluluğa itirazın reddine dair

kararların gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin tutukluluğun devamının

hukuka uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte

olmadığı ve aynı hususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Somut

olaydaki tutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu

söylenemez. İlgili ve yeterli olmayan gerekçelere dayanılarak başvurucunun

özgürlüğünden mahrum bırakıldığı dikkate alındığında söz konusu tutukluluk

süresi makul olarak değerlendirilemez.

66. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun “tutukluluk süresinin makul

olmadığı ve tutukluluğun devamı ve bu kararlara yapılan itirazlar üzerine

verilen kararların gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı”

yönündeki şikâyeti yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir. Üye Hicabi DURSUN

bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması

67. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

68. Başvuruda Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu

hakkında tahliye kararı verilmekle tutukluluk hali sona ermiştir. Bu durumda,

ihlalin tespiti dışında sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gereken bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır.

69. Başvurucu,

100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

70. Başvurucu, uğradığını iddia

ettiği maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge

sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için,

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasında

illiyet bağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan

başvurucunun maddi tazminat talebi reddedilmelidir.

71. Başvurucunun

özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararı karşılığında somut olayın

özelliklerini dikkate alarak başvurucuya takdiren net

4.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

72. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

B. Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin aşıldığı iddiasına

ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C. Tutukluluğun makul süreyi aştığı ve tutukluluğun devamı ve bu

kararlara yapılan itirazlar üzerine verilen kararların gerekçelerinin ilgili ve

yeterli olmadığı iddiası ile ilgili olarak Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 4.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harç yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin yargılamayı yapan İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesine gönderilmesine,

Üye Hicabi DURSUN'un karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

H. Tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

11/12/2014

tarihinde karar verildi.

KARŞIOY

GEREKÇESİ

1. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma sonucu “suç

örgütüne yarar sağlamak. maksadıyla yağma, silahla

yağma, kasten öldürme, halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit,

ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma,

suç örgütlerinin isimlerini kullanarak tehditte bulunmak, birden fazla kişi ile

tehdit, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, birden fazla kişi tarafından birlikte

yağma” suçlarından İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/3/2008 tarih ve 2008/50 Sorgu sayılı kararıyla

tutuklanmıştır.

2. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca 19/6/2008 tarihinde “Korku, Kaygı veya

Panik Yaratabilecek Tarzda Silahla Ateş Etme. Silahla Yağma, Suç Örgütlerinin

İsimlerini Kullanarak Tehditte Bulunmak, Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak

Amacıyla Tehdit, Var Olan Suç Örgütlerini Oluşturdukları Korkutucu Güçten

Yararlanarak Yağma, Birden Fazla Kişi Tarafından Birlikte Yağma, Suç İşlemek

Amacıyla Örgüt Kurma, Kasten Öldürme, Suç Örgütüne Yarar Sağlamak Maksadıyla

Yağma, Basit Yaralama, Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma, Ruhsatsız

Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma, Birden

Fazla Kişi İle Tehdit"

suçlarını işlediği iddiasıyla başvurucu hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

3. Yargılama sonucunda başvurucunun suç işlemek için örgüt kurma, kasten öldürme, yağma,

hürriyetten yoksun bırakma, görevi yaptırmamak için direnme, tehdit ve 6136

sayılı Kanuna muhalefet etmek suçlarından toplam 44 yıl 80 ay 10 gün hapis ve 2.490 TL adli para

cezası cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir.

4. Başvurucunun, tutukluluğunun makul süreyi aştığı iddiasıyla ilgili

olarak, başvurucunun toplam tutukluluk süresinin 4 yıl 3 ay 9 gün olduğu,

davanın kapsamının, dosyadaki delillerin çokluğunun, dosya kapsamındaki

sanıklara yüklenen suçların sayısı, niteliği ve ağırlığının, sanık sayısının,

dava dosyasının karmaşıklığının, başvurucunun kaçma ihtimalinin olup

olmadığının ve çarptırılacağı cezanın ağırlığının başvurucunun kaçma riski

üzerindeki etkisinin tutukluluk süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken kriterler olduğu Anayasa

Mahkemesinin önceki içtihatlarında belirtmiştir.

5. Dava dosyasının incelenmesinde,

İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun tutukluluğunun devamına ilişkin kararların

gerekçelerinde, delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme, tanıklar üzerinde baskı kurma ihtimaline,

başvurucunun üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyetine, kuvvetli suç şüphesinin

varlığına, atılı suç için yasada öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezaların

miktarına değinmiştir. Derece mahkemelerince verilen tutukluluğa itiraz ve

itirazın reddine dair kararların gerekçeleri, tutukluluğun devamının hukuka

uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içeriktedir. Somut

olaydaki tutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçeler ilgili ve yeterlidir.

İlgili ve yeterli gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum

bırakıldığı dikkate alındığında tutukluluk süresinin makul olduğu

görülmektedir.

6. Nitekim Anayasa Mahkemesi,

benzer nitelikteki bir dosyada (B. No: 2012/152) 4

yıl 8 ay 22 günlük tutukluluk süresinin, yukarıda izah ettiğimiz gerekçelerle makul

olduğuna karar vermiştir.

7. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği şeklindeki

çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucu : İbrahim KOCAMAN Üye Hicabi DURSUN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9836, 11 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. Hallerinin Devamına,”
  11. B. İlgili
  12. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR
  16. B. Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin aşıldığı iddiasına
  17. E. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca
  18. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. Karşıoy
  20. Gerekçesi
  21. Kaleli
  22. Dursun
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/9836
Tarih
11 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Fatih Uyalım Başvurusu (B. No: 2012/1025)
  • Ebru Aslan Başvurusu (B. No: 2013/8464)
  • Berat Kürşat Tosun Başvurusu (B. No: 2013/8437)
  • Hatice Şule Gölçüklü Başvurusu (B. No: 2013/1838)
  • Halil Güneş Başvurusu (B. No: 2014/3594)
  • Mehmet Reşit Arslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/583)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.