İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Berat Kürşat Tosun Başvurusu (B. No: 2013/8437)

1. Başvurucu, tutukluluğunun

Başvuru No2013/8437Tarih30 Aralık 2014Okuma17 dk · 3.427 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Berat Kürşat Tosun Başvurusu

Karar tarihi
30 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2013/8437
R.G. Tarih-Sayı
28/3/2015-29309
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.427 kelime·17 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğunun

kanunda öngörülen azami sınırı aşması nedeniyle hukuka aykırı hâle geldiğini,

ayrıca makul süreyi de aştığını ileri sürerek Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 7/11/2013 tarihinde

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 24/12/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 6/2/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 6/2/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir.

6. Adalet Bakanlığı, görüşünü

7/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 14/3/2014 tarihinde

bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevap vermemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru dilekçesi, Bakanlık

görüşü ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucu, 1/9/2008

tarihinde gözaltına alınmış, Silivri 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 4/9/2008 tarih

ve 2008/88 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır.

10. Başvurucu hakkında, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 20/2/2009 tarih ve E.2009/198 sayılı

iddianameyle haksız çıkar sağlamak için kurulan suç örgütüne üye olmak, yağma,

hırsızlık ve 10/7/1953 tarih ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile

Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet suçlarını işlediği iddiasıyla kamu

davası açılmıştır.

11. Başvurucu, E.2009/64 sayılı

dosya kapsamında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmıştır. Mahkeme

16/10/2012, 27/12/2012, 13/3/2013, 10/5/2013, 10/7/2013, 2/10/2013 ve

17/12/2013 tarihli duruşmalarda başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Sanıklar BERAT

KÜRŞAT TOSUN, Ş.T. ve S.K.'ın üzerlerine atılı suçun

yasal yaptırımı olan sevk maddelerinin alt ve üst sınırlarına, suç ve tutuklama

tarihine nazaran kaçma şüphesi devam ettiğinden atılı suçun CMK. 100/3 maddesinde

yazılı suçlardan olması, kuvvetli suç şüphesini gösteren olgu kriterinin mevcut

dosyada devam etmesi, delilleri karartma ihtimalinin bulunması bu nedenle

koruma tedbirlerinin de uygulanması yeterli olmayacağından tutuklama sebepleri

kalkmadığından TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA”,

12. Başvurucu, 23/9/2013

tarihinde Kanun’da öngörülen beş yıllık azami tutukluluk süresinin dolduğundan

bahisle tahliye talebinde bulunmuş, bu talep İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin 24/9/2013 tarih ve 2013/590 Değişik İş sayılı kararıyla

reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkememizin 2009/64 esas sayılı dosyasında sanık

BERAT KÜRŞAT TOSUN’un üzerine atılı suçların

niteliği, kovuşturmanın gelinen aşaması ve esas hakkındaki mütalaada tatbiki

istenen madde ve tekabül eden cezaların miktarı nazara alınarak TAHLİYE

TALEBİNİN REDDİNE,”

13. Anılan karara karşı yapılan

itiraz, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/10/2013 tarih ve 2013/237

Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 5/11/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Sanık Berat Kürşat Tosun'un üzerine atılı suçun vasıf

ve mahiyeti, mevcut delil durumu, sanığın üzerine atılı suçun işlendiği yönünde

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması nedeniyle

İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesinin tutukluluğun devamına ilişkin verilen

kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından;

Sanığın itirazının REDDİ ile sanık Berat Kürşat Tosun'un

TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA”

14. Başvurucu 7/11/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Başvurucu, 17/12/2013 tarih

ve E.2009/64 sayılı oturumda da tutukluluk süresinin beş yılı aştığı

gerekçesiyle tahliye talebinde bulunmuştur. Mahkeme tutukluluk halinin devamına

karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Sanıklar BERAT KÜRŞAT TOSUN, Ş.T. ve S.K.'nın üzerlerine atılı suçun yasal yaptırımı olan sevk

maddelerinin alt ve üst sınırlarına, suç ve tutuklama tarihine nazaran kaçma

şüphesi devam ettiğinden atılı suçun CMK. 100/3 maddesinde yazılı suçlardan

olması, kuvvetli suç şüphesini gösteren olgu kriterinin mevcut dosyada devam

etmesi, delilleri karartma ihtimalinin bulunması bu nedenle koruma

tedbirlerinin de uygulanması yeterli olmayacağından tutuklama sebepleri

kalkmadığından TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA,”

16. Anılan karara karşı yapılan

itiraz, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/1/2014 tarih ve 2014/1 Değişik İş

sayılı kararı ile reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Sanıklar hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince

verilen tutukluluk halinin devamına ilişkin kararda usul ve yasaya aykırı bir

yön bulunmadığı ve itirazın yerinde olmadığı anlaşıldığından sanıkların

itirazlarının REDDİ ile sanıklar BERAAT KÜRŞAT TOSUN ve S.K'nın TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA,”

17. İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesi 25/2/2014 tarihli oturumda da başvurucunun tutukluluk halinin

devamına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Sanıklar BERAT KÜRŞAT TOSUN…'nın

üzerlerine atılı suçun yasal yaptırımı olan sevk maddelerinin alt ve üst

sınırlarına, suç ve tutuklama tarihine nazaran kaçma şüphesi devam ettiğinden

atılı suçun CMK. 100/3 maddesinde yazılı suçlardan olması, kuvvetli suç

şüphesini gösteren olgu kriterinin mevcut dosyada devam etmesi, delilleri

karartma ihtimalinin bulunması bu nedenle koruma tedbirlerinin de uygulanması

yeterli olmayacağından tutuklama sebepleri kalkmadığından TUTUKLULUK HALLERİNİN

DEVAMINA,”

18. İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesi 6/3/2014 tarih ve E.2009/64 sayılı kararla başvurucunun tahliyesine

karar vermiştir.

19. İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesi 10/3/2014 tarih ve E.2009/64, K.2014/49 sayılı kararıyla 6526 sayılı

Kanun’un 1.maddesi gereğince dava dosyasının Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmesine karar vermiştir.

20. Bakırköy 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 16/10/2014 tarih, E.2014/115 sayılı karar ile yetkisizlik kararı

vererek dava dosyasını İstanbul Anadolu Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine

göndermiştir.

B. İlgili

Hukuk

21. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde,

şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa.

b) Şüpheli

veya sanığın davranışları;

1.

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık,

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki

suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,

tutuklama nedeni var sayılabilir:

a)

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

…

7. (Ek

bent: 06/12/2006 - 5560 S.K.17.md) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

…”

22. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez..”

23. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

24. 26/9/2004 tarih ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi

şöyledir:

“(1) Hırsızlık

suçunun;

b) Herkesin

girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri

içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,

İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi

yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

25. 5237 sayılı Kanun’un 149.

maddenin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yağma suçunun;

a) Silâhla,

b) Kişinin

kendisini tanınmayacak bir hâle koyması

suretiyle,

c) Birden fazla kişi tarafından

birlikte,

d) (Değişik

bent: 18/06/2014-6545 S.K./64. md) Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,

....

f) Var olan

veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

...

h) Gece vaktinde,

İşlenmesi hâlinde,

fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar

hapis cezasına hükmolunur.”

26. 5237 sayılı Kanun’un 220.

maddenin (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan

üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Örgütün silâhlı olması hâlinde,

yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar

artırılır.”

27. 10/7/1953 tarih ve 6136

sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkındaki Kanun’un 13.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli

silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar

veya bulunduranlar hakkında bir yıldan

üç yıla kadar

hapis ve otuz günden yüz

güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 30/12/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 7/11/2013 tarih ve 2013/8437

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

29. Başvurucu, azami tutukluluk

süresinin aşıldığını, tutukluluk süresinin makul olmadığını, ayrıca 5271 sayılı Kanun'da belirlenen azami beş yıllık sürenin

aşılmış olmasının Anayasa'da yer alan suç ve cezaların kanuniliği ilkesini

ihlal ettiğini belirterek, Anayasa’nın 19. ve 38. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespit edilerek

dosyanın gereği yapılmak üzere İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi

ile 10.000,00 TL. maddi ve 100.000,00 TL. manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

30. Başvurucunun kanuni

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası, tutukluluk süresinin makullüğü ile ilgili şikâyetinin ise

yedinci fıkrası açısından değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca başvurucunun Anayasa'nın 38. maddesinin ihlal edildiği

yönündeki şikâyetinin de, tutuklamanın kanuniliğinin

değerlendirilmesi yönünden incelenmesi gerekir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

31. Başvurucunun iddiaları

dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Kanunda

Öngörülen Azami Tutukluluk Süresinin Aşıldığı İddiası

32. Başvurucu, öncelikle,

Kanun’daki azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle tutulmasının hukuka

aykırı olduğunu iddia etmiştir.

33. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvuruya konu yargılamada başvurucunun 1/9/2008 tarihinde gözaltına alındığı

ve halen tutuklu olarak yargılandığı, buna göre başvurucunun yaklaşık beş yıl

altı ay tutuklu kaldığını, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanun’un 10. maddesinin

beşinci fıkrası hükmüne göre bir kısım suçlar bakımından 5271 sayılı Kanun’un

102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilen tutukluluk süresinin iki

katı olarak uygulanacağının hükme bağlandığı, anılan madde hükmüne göre

başvurucunun yargılandığı suç itibariyle azami tutukluluk süresinin 10 yıl

olduğu, Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013 tarih ve E.2012/100, K.2013/84 sayılı

kararı ile 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrasının iptal

edildiğini, ancak iptal hükmünün yürürlüğünün bir yıl ertelendiğini ifade

etmiştir.

34. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

karşı beyanda bulunmamıştır.

35. Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.

36. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir.

37. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı

13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak

ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (B.

No: 2012/239, 2//7/2013, § 44).

38. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece

mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk

kurallarına uymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi

keyfi bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede

öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların

maddenin amacına uygun olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu

nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten

yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince,

başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni”

dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin

verdiği hâllerde ise, kanunun hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek

için, uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (B. No: 2012/239,

2//7/2013, § 45).

39. Tutukluluk, 5271 sayılı

Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi

ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli veya

sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular

varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme

veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı

verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması

halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste halinde

belirtilmiştir.

40. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin

(2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde

tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hallerde

gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam üç yılı

geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk

süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

41. Somut olayda başvurucu

1/9/2008 tarihinde gözaltına alınmış ve 4/9/2008 tarihinde tutuklanmıştır.

Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca

tutukluluk için öngörülen azami sürenin dolduğu iddiasıyla tahliye talebinde

bulunmuştur. Davaya bakan mahkeme ile itiraz mercii, azami beş yıllık süre

konusunda herhangi bir değerlendirme yapmadan diğer gerekçelerle talebi reddetmiş

ve tutukluluğun devamına karar vermişlerdir (Bkz. §§ 13-17).

42. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve

somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline

sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.

Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz. Dolayısıyla

incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir (B. No: 2012/239, 2//7/2013, § 49).

43. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami

kanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevine

giren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Bireyler hakkındaki

birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden

yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve

kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında,

uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı

açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin

kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl

olması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından

aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı

hesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibi

etkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede

ele alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde

esas alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama tedbirinin

ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindeki

düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların dar yorumlanması

hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak mümkün

görünmemektedir (B. No: 2012/239, 2//7/2013, § 50).

44. Diğer taraftan, Anayasa'nın

19. maddesinin yedinci fıkrası tutuklulukta makul süreyi güvence altına

almıştır. Dolayısıyla kanunla tutukluluk süresi için getirilen üst sınırlar

makul sürenin aşılmadığı istisnai durumlar için geçerli olabilir ve hiçbir

şekilde kişinin bu süre doluncaya kadar tutulabileceği anlamına gelmez. Aksine,

üst sınırın aşılmadığı durumlarda dahi, tutukluluk makul süreyi aşmışsa,

anayasal hakkın ihlal edildiği sonucuna varılacaktır (B. No: 2012/239,

2//7/2013, § 51).

45. Başvurucunun 1/9/2008

tarihinde gözaltına alındığı ve 4/9/2008 tarihinde tutuklandığı

anlaşılmaktadır. Buna göre 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında öngörülen azami tutukluluk süresi 1/9/2013 tarihinde dolmuştur. Bu

durumda başvurucunun bu tarihle tahliye tarihi olan 6/3/2014 arasındaki 6 ay 5

gün süren tutukluluk halinin kanunda öngörülen şekil ve şartlara uymadığı

sonucuna varılmıştır.

46. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Tutuklulukta Makul Sürenin Aşıldığı İddiası

47. Başvurucu tutukluluk

süresinin uzunluğundan şikâyet etmiştir.

48. Adalet Bakanlığı görüşünde,

söz konusu şikâyete benzer nitelikteki başka başvurular ile ilgili olarak

Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar dikkate alındığında, somut başvuru

açısından bahsi geçen kararlarda varılan sonuçlardan farklı bir neticeye

ulaşılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığını ifade etmiştir.

49. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

50. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,

yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında

serbest bırakılmayı isteme hakkı güvence altına alınmıştır.

51. Tutukluluk süresinin makul

olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha

ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir

(B. No: 2012/239, 2//7/2013, § 61).

52. Bir davada tutukluluğun

belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin

görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm

olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir

(B. No: 2012/239, 2//7/2013, § 62).

53. Tutuklama tedbirine

kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanısıra

bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için

yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya

ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle

birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü takdirde,

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/239, 2//7/2013,

§ 63).

54. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı

ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında

sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup

olmadığı göz önüne alınmalıdır (B. No: 2012/239, 2//7/2013, § 64).

55. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye

kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir (B. No: 2012/239,

2//7/2013, § 65).

56. Makul sürenin

hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına

alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama

tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir

(B. No: 2012/239, 2//7/2013, § 66).

57. Somut olayda başvurucu

gözaltına alındığı 1/9/2008 tarihi ile tahliye edildiği 6/3/2014 tarihi

arasında tutuklu kalmıştır. Buna göre süre 5 yıl 6 ay 5 gün olarak tespit

edilmektedir.

58. Dava toplam altı sanık

hakkında çok sayıda suç isnadına dayalı olarak görülmüştür. Bu itibarla davanın

nispeten karmaşık olduğu söylenebilir.

59. Ancak, kuvvetli suç şüphesi

ile birlikte tutukluluğun devamını haklı gösteren nedenlerin belirtilmesi

şartıyla soruşturma veya kovuşturmanın tutuklu sürdürülmesi mümkün olabilir. Somut

olayda, derece mahkemelerince verilen tutukluluğun devamı ve tutukluluğa

itirazın reddine dair kararların gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı

gösterecek özen ve içerikte olmadığı ve aynı hususların tekrarı niteliğinde

olduğu görülmektedir (Bkz. § 12).

Dahası, kanundaki azami sürenin dolmuş olduğu iddiasıyla

başvurucu tahliye talebinde bulunmuş, beş yıllık süre dolmasına rağmen, davayı

gören ve itirazı inceleyen mahkemeler kararlarında tahliye talebini

reddetmişler, fakat beş yıllık azami süre konusundaki iddiaya hiçbir şekilde

değinmemişlerdir (Bkz. §§ 13-17). Beş yılı aşan bir

tutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu

söylenemez.

60. Açıklanan

nedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

61. Başvurucu,

10.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

62. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

63. Başvuruda Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü ve yedinci fıkralarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

Başvurucu hakkında tahliye kararı verilmekle tutukluluk hali sona ermiştir. Bu durumda, başvurucunun özgürlük ve güvenlik

hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek

ölçüdeki manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren

net 9.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

64. Başvurucu, uğradığını iddia

ettiği maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge

sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için,

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasında

illiyet bağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan

başvurucunun maddi tazminat talebi reddedilmelidir.

65. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “Kanun’da

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması” iddiası ile ilgili olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. “Tutukluluğun

makul süreyi aşmış olması” iddiası ile ilgili olarak

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 9.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35

TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

30/12/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucu : Berat Kürşat TOSUN Vekili : Av. Ali DÜZEL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/8437, 30 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. Talebinin Reddine,”
  11. Tutukluluk Halinin Devamına”
  12. Devamına,”
  13. B. İlgili
  14. IV. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucunun
  17. B. Değerlendirme
  18. B. “Kanun’da
  19. C. “Tutukluluğun
  20. E. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca
  21. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  22. M. Emin KUZ
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/8437
Tarih
30 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Hatice Şule Gölçüklü Başvurusu (B. No: 2013/1838)
  • Halil Güneş Başvurusu (B. No: 2014/3594)
  • Mehmet Reşit Arslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/583)
  • Bekir Dündar Başvurusu (B. No: 2014/3540)
  • Kadri Temel Başvurusu (B. No: 2013/9129)
  • Erdal Tekin Başvurusu (B. No: 2013/9117)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.