İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mahmut Duran ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/11441)

(Başvuru

Başvuru No2014/11441Tarih1 Şubat 2017Okuma24 dk · 4.706 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mahmut Duran Ve Diğerleri Başvurusu

Başvuru No
2014/11441
Karar tarihi
1 Şubat 2017
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.706 kelime·24 dk okuma·16 bölüm

(Başvuru

Numarası: 2014/11441)

Karar

Tarihi: 1/2/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, fiili zilyedi bulundukları ve tapuda kayıtlı olmayan

taşınmazların mera olarak tescil edilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. 2014/11441, 2014/11442 ve 2014/11444 numaralı bireysel

başvurular 24/6/2014 tarihinde; 2014/10934 ve

2014/10940 numaralı bireysel başvurular ise 25/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm

Başkanı tarafından, başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5.

2014/11442, 2014/11444, 2014/10934 ve 2014/10940 numaralı bireysel başvuru

dosyaları, aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle

2014/11441 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş ve 2014/11442,

2014/11444, 2014/10934 ve 2014/10940 sayılı bireysel başvuru dosyaları

kapatılmıştır. Sonuç olarak inceleme 2014/11441 numaralı bireysel başvuru

dosyası üzerinden yürütülmüştür.

6. 2014/11441

sayılı başvuruda, başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunmayacağını

bildirmiştir.

7. İncelemenin yürütüldüğü 2014/11441 sayılı başvuruda

Bakanlıktan görüş istenmiş olması ve birleşen diğer dosyaların da konu

itibarıyla aynı olması gözönünde bulundurularak

birleşen dosyalar yönünden ayrıca Bakanlıktan görüş istenmesine gerek

görülmeyerek başvurunun incelenmesine geçilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvurucular Mahmut Duran, Niyazi Güler, Muharrem Cam, Kemal

Tütüncü ve Mehmet Şahin sırasıyla 1937, 1946, 1938,1926 ve 1936 doğumlu olup

Seydişehir'de ikamet etmektedirler.

9. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Yargılama Öncesi ve

İlk Derece Aşamasına İlişkin Süreç

1. Başvurucu Mahmut Duran

Yönünden

10. Başvurucunun zilyedi bulunduğu ve Konya ili Seydişehir

ilçesi Taraşçı köyünün Nohuttaş mevkiinde kain olan

taşınmaz, 4/5/1984 tarihinde 2842 parsel numarasıyla

Hazine adına tespit edilmiştir. Kadastro tespit tutanağında, tapuda kaydı

bulunmayan ve kadimden beri devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan taşınmazın

işgal edilerek tarla hâline getirildiğine dair not düşülmüştür.

11. Başvurucu, kadastro tespit tutanağına itiraz etmiş ve

itirazın Kadastro Komisyonunca reddi üzerine 16/6/1988

tarihinde Seydişehir Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası

açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, taşınmazın 1955 yılında babası

tarafından düğün bedeli olarak kendisine verildiğini ve o tarihten beri zilyedi

bulunduğunu belirtmiştir.

12. Mahkeme, 17/7/1989 tarihli duruşmada

dava dosyasının, aralarında irtibat bulunması nedeniyle E.1986/13 sayılı dosya

ile birleştirilerek esas kaydının kapatılmasına ve incelemenin E.1986/13 sayılı

dosya üzerinden yürütülmesine karar vermiştir. Ancak Mahkeme, 12/4/1991 tarihinde birleştirme kararından dönerek dosyaları

tefrik etmiş ve yargılamaya ayrı dosyalar üzerinden devam etmiştir.

13. Mahkeme, 1/7/1992 tarihinde

mahallinde bilirkişilerle birlikte keşif yaptıktan sonra 19/8/1992 tarihinde

davayı kabul ederek taşınmazın başvurucu adına tescil edilmesine karar

vermiştir. Mahkeme, keşifte dinlenen tanık beyanlarından ve bilirkişi

görüşlerinden hareketle başvurucunun kadastro tarihi itibarıyla yirmi yılı

aşkın bir süre taşınmaza nizasız ve fasılasız zilyet bulunduğu gerekçesine

dayanmıştır. Kararın gerekçesinde ayrıca, daha önce aynı bölgede bulunan dört

parselle ilgili davacılar lehine verilen tescil kararlarının kesinleşmiş olduğu

hususu da vurgulanmıştır.

2. Başvurucu Niyazi Güler

Yönünden

14. Başvurucu, Konya ili Seydişehir ilçesi Taraşçı köyünün Nohuttaş mevkiinde kain olan ve tapu kütüğüne kayıtlı

bulunmayan taşınmazı 31/10/1973 tarihli harici satış

senediyle üçüncü kişilerden satın almıştır. Başvurucunun fiili zilyedi

bulunduğu söz konusu taşınmaz, 8/5/1984 tarihinde 2857

parsel numarasıyla Hazine adına tespit edilmiştir. Kadastro tespit tutanağında,

tapuda kaydı bulunmayan ve kadimden beri devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan

taşınmazın işgal edilerek tarla hâline getirildiğine dair not düşülmüştür.

15. Başvurucu, kadastro tespit tutanağına itiraz etmiş ve

itirazın Kadastro Komisyonunca reddi üzerine 1/10/1988

tarihinde Seydişehir Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası

açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, taşınmaza 1973 tarihinden beri zilyet

bulunduğunu, ondan önce de taşınmazın, taşınmazı satın aldığı kişinin fiili

zilyetliğinde olduğunu belirtmiştir.

16. Mahkeme, 17/7/1989 tarihli

duruşmada dava dosyasının, aralarında irtibat bulunması nedeniyle E.1986/13

sayılı dosya ile birleştirilerek esas kaydının kapatılmasına ve incelemenin

E.1986/13 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine karar vermiştir. Ancak Mahkeme, 12/4/1991 tarihinde birleştirme kararından dönerek dosyaları

tefrik etmiş ve yargılamaya ayrı dosyalar üzerinden devam etmiştir.

17. Mahkeme, 1/7/1992 tarihinde

mahallinde bilirkişilerle birlikte keşif yaptıktan sonra 8/7/1992 tarihinde

davayı kabul ederek taşınmazın başvurucu adına tescil edilmesine karar

vermiştir. Mahkeme, keşifte dinlenen tanık beyanlarından ve bilirkişi

görüşlerinden hareketle önceki sahibin ve başvurucunun kadastro tarihi

itibarıyla toplamda yirmi yılı aşkın bir süre taşınmaza nizasız ve fasılasız

zilyet bulundukları gerekçesine dayanmıştır. Kararın gerekçesinde ayrıca, daha

önce aynı bölgede bulunan dört parselle ilgili davacılar lehine verilen tescil

kararlarının kesinleşmiş olduğu hususu da vurgulanmıştır.

3. Başvurucu Mehmet Şahin

Yönünden

18. Başvurucunun zilyedi bulunduğu ve Konya ili Seydişehir

ilçesi Taraşçı köyünün Nohuttaş mevkiinde kain olan

üç taşınmaz 20/12/1983 tarihinde 2788, 2790 ve 2793

parsel numaralarıyla Hazine adına tespit edilmiştir. Kadastro tespit

tutanağında, tapuda kaydı bulunmayan ve kadimden beri devletin hüküm ve

tasarrufunda bulunan taşınmazın işgal edilerek tarla hâline getirildiğine dair

not düşülmüştür.

19. Başvurucu, kadastro tespit tutanağına itiraz etmiş ve

itirazın Kadastro Komisyonunca reddi üzerine 31/12/1985

tarihinde Seydişehir Tapulama (Kadastro) Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz

davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, taşınmazlara elli yıldan beri

murisinin ve sonra da kendisinin zilyet bulunduğunu belirtmiştir.

20. Mahkeme 30/7/1986 tarihinde

mahallinde keşif yapmıştır.

21. Mahkeme, 6/7/1988 tarihli duruşmada

dava dosyasının, aralarında irtibat bulunması nedeniyle E.1986/13 sayılı dosya

ile birleştirilerek esas kaydının kapatılmasına ve incelemenin E.1986/13 sayılı

dosya üzerinden yürütülmesine karar vermiştir. Ancak Mahkeme, 12/4/1991 tarihinde birleştirme kararından dönerek dosyaları

tefrik etmiş ve yargılamaya ayrı dosyalar üzerinden devam etmiştir.

22. Mahkeme, 22/5/1992 tarihinde tekrar

mahallinde bilirkişilerle birlikte keşif yaptıktan sonra, 5/8/1992 tarihinde

davayı kabul ederek taşınmazın başvurucu adına tescil edilmesine karar

vermiştir. Mahkeme, keşifte dinlenen tanık beyanlarından ve bilirkişi

görüşlerinden hareketle başvurucunun kadastro tarihi itibarıyla toplamda yirmi

yılı aşkın bir süre taşınmaza nizasız ve fasılasız zilyet bulunduğu gerekçesine

dayanmıştır. Kararın gerekçesinde ayrıca, daha önce aynı bölgede bulunan dört

parselle ilgili davacılar lehine verilen tescil kararlarının kesinleşmiş olduğu

hususu da vurgulanmıştır.

4. Başvurucu Muharrem Cam

Yönünden

23. Başvurucunun zilyedi bulunduğu ve Konya ili Seydişehir

ilçesi Taraşçı köyünün Nohuttaş mevkiinde kain olan

altı adet taşınmaz 22/12/1983 tarihinde 2787, 2815,

2835, 2847, 3049 ve 3050 parsel numaralarıyla Hazine adına tespit edilmiştir.

Başvurucu, 2815 parsel nolu taşınmazı 1/7/1975 tarihli harici satış senediyle üçüncü kişiden satın

almıştır. 3049 ve 3050 parsel numaralı taşınmazlar ise kendisine miras yoluyla

devredilmiştir. Kadastro tespit tutanağında, tapuda kaydı bulunmayan ve

kadimden beri devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan taşınmazların işgal

edilerek tarla hâline getirildiğine dair not düşülmüştür.

24. Başvurucu, kadastro tespit tutanağına itiraz etmiş ve

itirazın Kadastro Komisyonunca reddi üzerine, 2787, 2815, 2847 sayılı

parsellere ilişkin olarak 14/1/1986 tarihinde; 2835,

3049 ve 3050 sayılı parsellere ilişkin olarak ise 12/9/1988 tarihinde

Seydişehir Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açmıştır.

Başvurucu dava dilekçesinde, taşınmazlara elli yıldan beri murisinin ve sonra

da kendisinin zilyet bulunduğunu belirtmiştir.

25. Mahkeme, 6/7/1988, 14/6/1989 ve

26/61989 tarihlerinde dava dosyalarının, aralarında irtibat bulunması nedeniyle

E.1986/13 sayılı dosya ile birleştirilerek esas kayıtlarının kapatılmasına ve

incelemenin E.1986/13 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.

Ancak Mahkeme, 12/4/1991 tarihinde birleştirme

kararından dönerek dosyaları tefrik etmiş ve yargılamaya ayrı dosyalar

üzerinden devam etmiştir.

26. Mahkeme, 10/7/1992 tarihinde

mahallinde bilirkişilerle birlikte keşif yaptıktan sonra 5/8/1992 ve 9/9/1992

tarihlerinde davaları kabul ederek taşınmazların başvurucu adına tescil

edilmesine karar vermiştir. Mahkeme, keşifte dinlenen tanık beyanlarından ve

bilirkişi görüşlerinden hareketle başvurucunun kadastro tarihi itibarıyla

toplamda yirmi yılı aşkın bir süre taşınmaza nizasız ve fasılasız zilyet

bulunduğu ve taşınmazların mera niteliğinde olmadığı gerekçesine dayanmıştır.

Kararın gerekçesinde ayrıca, daha önce aynı bölgede bulunan dört parselle

ilgili davacılar lehine verilen tescil kararlarının kesinleşmiş olduğu hususu

da vurgulanmıştır.

5. Başvurucu Kemal

Tütüncü Yönünden

27. Başvurucunun zilyedi bulunduğu ve Konya ili Seydişehir

ilçesi Taraşçı köyünün Nohuttaş mevkiinde kain olan

üç adet taşınmaz, 8/5/1984 tarihinde 2849, 2850 ve

2852 parsel numaralarıyla Hazine adına tespit edilmiştir. Kadastro tespit

tutanağında, tapuda kaydı bulunmayan ve kadimden beri devletin hüküm ve

tasarrufunda bulunan taşınmazların işgal edilerek tarla hâline getirildiğine

dair not düşülmüştür.

28. Başvurucu, kadastro tespit tutanağına itiraz etmiş ve

itirazın Kadastro Komisyonunca reddi üzerine 17/10/1988

tarihinde Seydişehir Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası

açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, taşınmazı, uzun yıllardan beri zilyetliğinde

bulunduran murisinden 22/5/1960 tarihli harici satış

senediyle satın alarak fasılasız nizasız zilyetliğinde bulundurduğunu

belirtmiştir.

29. Mahkeme, 17/7/1989 tarihinde dava

dosyasının, aralarında irtibat bulunması nedeniyle E.1986/13 sayılı dosya ile

birleştirilerek esas kaydının kapatılmasına ve incelemenin E.1986/13 sayılı

dosya üzerinden yürütülmesine karar vermiştir. Ancak Mahkeme, 12/4/1991 tarihinde birleştirme kararından dönerek dosyaları

tefrik etmiş ve yargılamaya ayrı dosyalar üzerinden devam etmiştir.

30. Mahkeme, 2/7/1992 tarihinde

mahallinde bilirkişilerle birlikte keşif yaptıktan sonra 8/7/1992 tarihinde davayı kabul ederek taşınmazların

başvurucu adına tescil edilmesine karar vermiştir. Mahkeme, keşifte dinlenen

tanık beyanlarından ve bilirkişi görüşlerinden hareketle başvurucunun kadastro

tarihi itibarıyla toplamda yirmi yılı aşkın bir süre taşınmaza nizasız ve

fasılasız zilyet bulunduğu ve taşınmazların mera niteliğinde olmadığı

gerekçesine dayanmıştır. Kararın gerekçesinde ayrıca, daha önce aynı bölgede

bulunan dört parselle ilgili davacılar lehine verilen tescil kararlarının

kesinleşmiş olduğu hususu da vurgulanmıştır.

B. Yargıtay Aşaması ve

Sonraki Süreç

31. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 26/4/1993,

6/5/1993 ve 3/4/1995 tarihli kararlarıyla Mahkemece kurulan hükümleri

bozmuştur. Yargıtay, Mahkemenin eksik araştırma ve incelemeye dayanarak hüküm

kurduğunu belirtmiştir. Kararlarda, komşu dört parsel hakkında verilen

kararların görülen dava yönünden kesin hüküm oluşturmayacağı vurgulanmış,

dosyada bulunan belgelerden Nohuttaş olarak anılan

bölgenin kadim bir mera olduğu ve Taraşçı köylülerince 1970'li yıllardan

itibaren paylaşılarak kullanılmaya başlandığı yolunda ciddi iddialar

bulunmasına rağmen Mahkemece bunların araştırılmadığı ifade edilmiştir. Kararın

gerekçesinde Mahkemenin ne şekilde bir inceleme usulü izlemesi gerektiği

detaylı bir biçimde açıklanmıştır. Buna göre Mahkemece, bölgeye komşu olan

diğer yerlere ilişkin kararda sayılan bazı parsellerle ilgili tutanaklar ile

dayanağı bilgi ve belgelerin getirtilmesi, ilgili kurumlarca daha önce

düzenlenen haritaların temin edilmesi, mera ile ilgisi bulunmayan komşu köyden

üç mahalli bilirkişi seçilerek mahallinde keşif yapılması, taraf tanıklarının

merayla yarar ilişkisi bulunmayan kişilerden seçilmelerinin sağlanması, üç

kişilik ziraat bilirkişisinden ayrıntılı rapor alınması, Seydişehir Sulh Ceza

Mahkemesince 14/10/1986 tarihinde verilen meraya

tecavüzün meni kararına ilişkin dosyanın getirtilerek incelenmesi gerektiği

ifade edilmiştir.

32. Bozma kararlarına uyan Mahkeme 26/9/1993

ve 29/9/1995 tarihlerinde öncelikle dosyaların birleştirilmesine karar

vermiştir. Mahkeme, Yargıtay bozma kararında belirtilen bilgi ve belgeleri

getirttikten sonra 20/5/2011 tarihinde mahallinde

keşif yapmıştır. Keşif mahalline bir harita mühendisi ve üç ziraat mühendisi

ile komşu köy olan Akçalar köyünden üç mahalli birkişi

götürülmüştür. Mahalli bilirkişiler bazı parseller yönünden, taşınmazların

bundan elli yıl öncesine kadar harman yeri olarak kullanıldığını, mera

olmadığını; diğer bazı parseller yönünden ise taşınmazların bulunduğu yerde

bazı arazilerle birlikte meranın da bulunduğunu, söz konusu merada hayvan

otlattıklarını, ancak aradan uzun zaman geçtiği için hangilerinin tarla

hangilerinin mera olduğunu hatırlamadıklarını beyan etmişlerdir.Başvurucuların tanıkları da, söz konusu

arazilerin mera olmayıp harman yeri olarak kullanıldığı yolunda beyanlarda

bulunmuşlardır. Ziraat mühendisi bilirkişiler tarafından mahkemeye sunulan

raporda özetle, taşınmazların düşük verimli topraklardan olduğu, evveliyatında

çayırlık veya boş alan olarak kullanıldığı, son yıllarda da işlenerek tarım

arazisi hâline getirildiği görüşleri ifade edilmiştir.

33. Mahkeme 21/10/2011 tarihli

kararıyla davayı reddetmiş ve taşınmazların mera olarak tesciline karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde, mahalli bilirkişilerce dava

konusu taşınmazların mera olduğunun beyan edildiği, fen bilirkişisi raporunda

ihtilaflı arazilerin bulunduğu bölgenin Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü

haritasında mera olarak gösterilen alanın sınırları içerisinde kaldığının

belirtildiği, zirai bilirkişilerin söz konusu yerlerin boş alan ve çayırlık

olduğu yolunda görüş bildirdikleri, ayrıca mahalli bilirkişilerin bazı

parsellerin mera olduğu yolunda beyanlarda bulundukları hususları ile Yargıtayın kimi dairelerinin, etrafı merayla çevrili

arazinin meradan dönüştürülmek suretiyle tarla hâline getirildiğinin kabulü

gerektiği yolundaki görüşlerine dayanıldığı açıklanmıştır.

34. Başvurucuların temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 16/5/2013 tarihli kararıyla, ilk derece mahkemesi kararını,

başvurucuların taşınmazları yönünden onamıştır. Bu karar, Mahmut Duran ve

Niyazi Güler isimli başvuruculara 1/8/2013 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

35. Mahmut Duran ve Niyazi Güler isimli başvurucular 6/9/2013 tarihinde, diğerleri ise 1/8/2013 tarihinde kararın

düzeltilmesi isteminde bulunmuşlardır. Yargıtay, 22/4/2014

tarihli kararıyla, kadastro mahkemelerinde sürelerin adli tatilde de

işleyeceğini dikkate alarak Mahmut Duran ve Niyazi Güler yönünden karar

düzeltme isteminin süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Karar düzeltme

istemi diğer başvurucular yönünden ise esas yönünden reddedilmiştir. Bu karar

Mahmut Duran ve Niyazi Güler isimli başvuruculara 27/5/2014

tarihinde; diğerlerine ise 26/5/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

36. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı

Türk Medeni Kanunu’nun 705. maddesi şöyledir:

"Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması,

tescille olur.

Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,

kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden

önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi,

mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır."

37. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı

mülga Türk Medeni Kanunu’nun 633. maddesi şöyledir:

"Gayrimenkul mülkiyetini iktisap için

tapu siciline kayıt, şarttır. Bununla beraber işgal, miras, istimlak, cebri

icra tarikleriyle veya mahkeme ilamı ile bir gayrimenkulü iktisabeden

kimse tescilden evvel dahi ona malik olur.Fakat

tescil merasimi ikmal edilmedikçe temliki tasarrufta bulunamaz."

38. 28/6/1966 tarihli ve 766 sayılı

mülga Tapulama Kanunu’nun 35. maddesi şöyledir:

"Mera, yayla, kışlak, otlak, harman yeri,

pazar ve panayır yerleri gibi ammenin istifadesine tahsis edildiği veya

kadimden beri umumun istifade ve intifa ettiği, belgelerle veya bilirkişi ve

şahit beyanı ile tevsik edilen ortamalı arazi

sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır.

Bu sınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığı

gibi bu suretle belirtilen gayrimenkuller, hususi kanunlarında yazılı hükümler

mahfuz kalmak üzere hususi mülkiyete konu teşkil etmezler."

39. Mülga 766 sayılı Kanun'un 37. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu

hükümlerine göre; Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunup kamu hizmetlerine

tahsis olunmıyan taşlık ve delicelik

araziden 27/3/1950 tarihinden önce masraf ve emek

sarfı ile bağ, bahçe, meyvalık, zeytinlik veya tarla

haline gerilmek suretiyle ihya edilmiş gayrimenkuller, Hazine adına tesbit ve tescil olunur. İhya edenlerle kanuni veya akdi

halefleri tutanakta ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir. Bu gibi yerler

hakkında yetkili mercilerce Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun muaddel geçici

maddesi hükmü uygulanır.

Bu nevi gayrimenkuller üzerinde Hazine

tarafından Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu o yerde tatbik edilinceye kadar ahara

temliki tasarrufta bulunamıyacağı gibi, ihya

edenlerle haleflerinin zilyedlikleri ihlal olunamaz.

Bu cihet tapulama tutanağında belirtilir ve kütüğün şerhler hanesine işaret

olunur.

Bu hükümler dışında ihya edilmiş veya ihyasına

başlanmış olan gayrimenkuller doğrudan doğruya Hazine adına tesbit

ve tescil olunur. Özel kanunlar hükümleri saklıdır."

40. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı

Kadastro Kanunu’nun 16. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Kamunun ortak kullanılmasına veya bir

kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu

altında bulunan sahipsiz yerlerden:

...

B)

Mera, yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır yerleri gibi paralı veya parasız

kamunun yararlanmasına tahsis edildiği veya kamunun kadimden beri yararlandığı

belgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanı ile ispat edilen orta malı taşınmaz

mallar sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır ve bu

gibi taşınmaz mallar özel siciline yazılır.

Bu

sınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığı gibi bu suretle belirlenen taşınmaz mallar,

özel kanunlarında yazılı hükümler saklı kalmak kaydıyla özel mülkiyete konu

teşkil etmezler.

..."

41. 3402 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Orman sayılmayan Devletin hüküm ve

tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf

ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen

taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya

halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir."

B. Uluslararası Hukuk

42. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesine ek (1) Numaralı Protokol’ün 1. maddesi anlamında ancak “mülk”

teşkil eden şeylere müdahale edilmesi koşuluyla anılan hükmün ihlali iddiasında

bulunulabileceğini vurgulamaktadır (Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti, [BD-KK]B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69).(1) Numaralı

Protokol bağlamında “mülk” kavramı iç hukuktaki formel

sınıflandırmadan bağımsız olarak özerk bir anlam taşımaktadır (Beyeler/İtalya, B. No:33202/96, 5/1/2000,

§100; Eski Yunanistan Kralı ve

Diğerleri/Yunanistan, B. No: 25701/94, 23/11/2000, §60). “Mülk”

kavramının özerk yorumlanması, maddi varlığı bulunan şeylerle sınırlı olmaması

anlamına da gelmektedir. Bu bağlamda, mal varlığını oluşturan hak ve menfaatler

de bu hüküm çerçevesinde mülkiyet hakkı kapsamında, diğer bir deyişle “mülk”

olarak değerlendirilebilir (Broniowski/Polonya, B. No: 31443/96, 22/6/2004, §129).

43. AİHM’e göre (1) Numaralı

Protokol’ün 1. maddesi mevcut mülkleri veya varlıkları kapsamakta olup mülk

edinmeyi garanti altına almaz (Kopecky/Slovakya,

§35; Gratzinger ve Gratzingerova,

§ 69). Ayrıca, şarta bağlı taleplerin, koşulların yerine getirilmemesi sonucu

geçerliliğini yitirmesi durumunda “mülk” olarak nitelenmezler (Gratzinger ve Gratzingerova,

§69).

44. Bununla birlikte AİHM, bu hükmün, “mevcut mülk” veya mal

varlığının yanında, mülkiyet hakkından etkili yararlanmanın teminine yönelik en

azından "meşru bir beklenti"nin bulunduğunun

iddia edilebilmesine imkân tanıyan taleplerin de mülk kapsamına girdiğini kabul

etmektedir. Buna karşılık AİHM, mülkiyet hakkının tanınacağı umudunun (1)

Numaralı Protokol’ün 1. maddesi anlamında “mülk” olarak görülmesinin mümkün

olmadığını ifade etmektedir (Kopecky/Slovakya,

§ 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti, § 69; Lihtenştayn

Prensi Hans-Adam II/Almanya, B. No:

42527/98, 12/7/2001, § 83; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003,§32).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

45. Mahkemenin 1/2/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A.Başvurucular Mahmut Duran ve

Niyazi Güler Yönünden

46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten;

başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün

içinde yapılması gerektiği hükme bağlanmıştır.

47.

Bireysel başvurunun ön şartlarından biri de otuz günlük süre kuralıdır. Süreye

uyulması, başvurunun her aşamasında dikkate alınması gereken bir usul şartıdır

(Deniz Baykal, B. No: 2013/7521, 4/12/2013, § 32).

48. Hukuk

davalarında olağan kanun yolları temyiz ve karar düzeltme yoludur. Karar

düzeltme yolu açık olan bir hükmün kesinleşmesi, karar düzeltme istemi sonunda

verilen ret kararıyla veya karar düzeltme yoluna başvurulmamışsa temyiz onama

kararının tebliğinden itibaren karar düzeltme başvuru süresinin sonunda

gerçekleşir (Kudret Başbuğ, B.

No: 2014/4714, 8/6/2016, § 31).

49. Karar

düzeltme yolu olağan bir kanun yolu niteliğinde ise de bu yol, istemin bir üst

mahkeme veya aynı düzeyde başka bir mahkemece değil, temyiz incelemesini yapan

aynı yargı mercii tarafından incelenmesi nedeniyle klasik olağan kanun

yollarından ayrılmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarında karar düzeltme

kurumunun bu niteliği dikkate alınarak bu yolun etkili bir başvuru yolu olup

olmadığı başvurucuların ihtiyarına bırakılmıştır (Fikret Güney, B. No: 2013/1936, 18/9/2013

ve Kudret Başbuğ kararları). Başvurucunun karar düzeltme yolu açık

olan bir hükme yönelik olarak karar düzeltme yolunu etkili görerek bu yola

başvurması durumunda karar düzeltme isteminin reddine ilişkin kararın

tebliğinden itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunması

gerekmektedir. Buna karşılık başvurucunun, karar düzeltme yolunu etkili

görmeyerek bu yola başvurmaması hâlinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru

süresi temyiz onama kararını öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar (Fikret Güney, § 23; Kudret Başbuğ, § 32).

50. Somut

olayda Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin temyiz isteminin reddine ilişkin 16/5/2013 tarihli kararı Mahmut Duran ve Niyazi Güler isimli

başvuruculara 1/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Anılan başvurucuların 6/9/2013 tarihinde ve on beş günlük yasal süresinden sonra

kararın düzeltilmesi isteminde bulunmuş olmaları nedeniyle aynı Dairenin

22/4/2014 tarihli kararıyla karar düzeltme isteminin başvurucular yönünden süre

aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Başvurucular bu kararın kendilerine

tebliğinden sonra 25/6/2014 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuşlardır.

51. Kararın

düzeltilmesi yolunun işletildiğinden söz edilebilmesi için yasal süresi içinde

bu yola başvurulması gerekmektedir. Süresinden sonra başvuru yapılması

durumunda istemin esasının incelenmesi mümkün bulunmadığından hukuken karar

düzeltme yoluna başvurulduğundan söz edilemez. Dolayısıyla somut olayda otuz

günlük bireysel başvuru süresinin, yasal süresi içinde yapılmaması nedeniyle

esasına geçilmeksizin reddedilen kararın düzeltilmesi istemine ilişkin nihai

kararın tebliğ edildiği tarihten değil, temyiz isteminin reddine ilişkin

kararın tebliğ edildiği 1/8/2013 tarihinden itibaren

işlemeye başladığının kabulü gerekmektedir. Bu durumda, 25/6/2014

tarihinde yapılan bireysel başvuru süresinde değildir.

52. Açıklanan

nedenlerle ihlale neden olduğu iddia edilen karara ilişkin olarak otuz gün

geçtikten sonra yapılan başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Diğer Başvurucular Yönünden

1. Başvurucuların İddiaları

53. Başvurucular, fiili zilyedi bulundukları ve tapuda kayıtlı

olmayan taşınmazların mera olarak tespit edilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

54. Başvurucular, bir kısmı kendilerine miras kalan, bir kısmı

ise harici satış senetleriyle üçüncü kişilerden satın alınan ihtilaf konusu

taşınmazların, fasılasız ve nizasız olarak en az yirmi yıldan beri kendilerinin,

murislerinin veya önceki sahiplerinin zilyetliğinde bulunduğunu vurgulamış ve

taşınmazların kain bulunduğu yerin mera vasfına sahip

olmadığını savunmuşlardır. Başvurucular, ihtilaf konusu taşınmazlarla sınırdaş

olan diğer bazı taşınmazların kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla özel mülk

niteliğinde olduklarının hüküm altına alındığı ve ayrıca ihtilaf konusu

taşınmazların da mera niteliğinde olmadığı yolunda tanık beyanları ile

bilirkişi raporları bulunduğu hâlde kendi taşınmazlarına ilişkin olarak farklı

yönde hüküm kurulduğundan yakınmışlardır.

55. Başvurucular, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin bozma kararından

sonra yapılan yargılamada aralarında sınır ihtilafının bulunduğu Akçalar

köyünden seçilen üç mahalli bilirkişinin beyanlarının güvenilir olamayacağını

ifade etmişlerdir.Öte

yandan, başvurucular Mahkemenin gereksiz olarak birçok dosyayı birleştirmiş

olması nedeniyle otuz yılı aşan yargılamanın sağlıklı bir biçimde yapılmış

olmasından söz edilemeyeceğini belirtmişlerdir. Başvurucularca son olarak

kadastro tespit komisyonu kararlarında dahi söz konusu yerlerin mera olduğuna

ilişkin bir saptamada bulunulmamasına rağmen Mahkemece taşınmazların mera

niteliğinde olduğu yolunda hüküm kurulduğundan şikâyet edilmiştir.

2. Değerlendirme

56. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

57. Başvurucuların, Hazine adına yapılan

tespite karşı açılan davaların nesnel hiçbir gerekçeye dayanılmadan

reddedilmesi, söz konusu davada delillerin alenen görmezden gelinmesi,

aralarında husumet bulunan köyden seçilen bilirkişilerin beyanlarına itibar

edilmesi, taşınmazların bitişiğindeki yerlerin özel mülk olarak kabul

edilmesine rağmen kendi taşınmazlarının mera olarak tescil edildiğine yönelik

iddialarının dikkate alınmaması biçimindeki şikâyetlerinin özü, taşınmazların

mera vasfının bulunup bulunmadığına yöneliktir. Taşınmazların mera niteliğinde olup

olmadığı, mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilecek bir "mülk"ün varlığının tespiti bakımından önem

taşımaktadır. Bu nedenle, yargılama sürecine ilişkin iddiaların mülkiyet hakkı

kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

58. Öte yandan başvuru dilekçelerinde yargılama süresinin otuz

yılı aştığı ve otuz yılı aşan bir yargılamada sağlıklı bir inceleme

yapılmasının mümkün olmadığı biçiminde birtakım ifadelere yer verilmiş ise de

bu ifadelerin, yargılamanın sonucunda adil olmayan bir karar verildiği

şikâyetinin desteklenmesi amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucular,

makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkin açık bir iddiada

bulunmadıkları gibi değinilen ifadelere yer verilmiş olmasının, makul sürede

yargılanma hakkının ihlalinden şikâyet edildiği biçiminde yorumlanması da

olanaksızdır. Başvurucular, şikâyet ettikleri hususları açık ve net bir biçimde

ifade etmek hususunda gerekli ciddiyet ve özeni göstermekle yükümlüdürler.

Anayasa Mahkemesi, başvuru dilekçesinde kullanılan ifadelerini görünürdeki

anlamlarına bakarak şikâyet edilen hususları tespit eder. Anayasa Mahkemesinin

yorum yoluyla dilekçede kullanılan ifadelere,görünürdeki

anlamlarından öte bir mana yükleyerek başvurucuların yakınmalarını saptamak

gibi bir görevi ve yetkisi bulunmamaktadır. Bu hususlar dikkate alındığında,

ayrıca makul sürede yargılanma hakkına yönelik bir inceleme yapılmasına gerek

görülmemiştir.

59. Anayasa'nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

60. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye

bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,

ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı

hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015,

§ 20). Bu bağlamda, mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan

menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni

haklar ve fikri hakların yanı sıra, icrası kabil olan her türlü hak ve

alacaklar da mülkiyet hakkının kapsamına dahildir.

61. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"

veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.

Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,

yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma

beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın

varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 36,37).

62. Somut olayda, 1983 ve 1984 yıllarında yapılan kadastro

çalışmaları sonucu, başvurucuların fiili zilyedi olduğu ancak tapu siciline

kayıtlı bulunmayan taşınmazlar Hazine adına tespit edilmiştir. Başvurucular ise

bu taşınmazların kendi mülkiyetlerinde bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.

63. Tespit tarihinde

yürürlükte bulunan 743 sayılı Kanun'un 633. maddesine göre taşınmaz

mülkiyetinin kazanılabilmesi için kural olarak tapu siciline tescil şarttır.

Ancak; miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma hâllerinde

mülkiyet tescilden önce kazanılmaktadır. Benzer hüküm, 4721 sayılı Kanun'un

705. maddesinde de yer almaktadır. Dolayısıyla, Türk hukukunda, miras, mahkeme

kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma hâlleri dışında taşınmaz mülkiyeti,

tapu siciline yapılan tescilin sonucunda kazanılmaktadır.

64. Olayda başvurucular tarafından imar ve ihya suretiyle

üzerlerinde zilyetlik kurulan ihtilaf konusu taşınmazların tapuya kayıtlı

olmadığı hususunda tartışma bulunmamaktadır. Türk hukukunda gayrimenkul

mülkiyeti kural olarak tescil ile kazanılacağından başvurucular adına tapu

kütüğünde tescilli bulunmayan ihtilaf konusu taşınmazların başvurucuların

mülkiyetinde bulunduğundan söz edilemez.

65. Başvurunun mülkiyet

hakkı kapsamında incelenmesi gerekip gerekmediğinin tespiti bakımından ayrıca

zilyetlerin (başvurucuların), imar ve ihya ettikleri taşınmazların mülkiyetini

kazanacaklarına yönelik "meşru bir beklenti" içerisine girmelerine

neden olan bir kanun hükmünün veya açılacak davanın başarılı olma ihtimalinin

yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadının bulunup bulunmadığına

da bakılmalıdır.

66. Anayasa Mahkemesinin norm denetimi kapsamında 3402 sayılı

Kanun'un 46. maddesinin üçüncü fıkrasına yönelik iptal istemini incelediği 1/7/2015 tarihli

ve E.2015/39, K.2015/62 sayılı kararında Türk hukukunda "ihya"

yoluyla taşınmaz mülkiyetinin kazanılması meselesi detaylı bir biçimde ele

alınmıştır. Anayasa Mahkemesinin anılan kararında sonuç olarak Türk hukukunda,

1945 yılından 3402 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 9.10.1987 tarihine kadar

geçen sürede "ihya" suretiyle bir taşınmazın mülkiyetinin iktisap

edilebilmesi imkânının hukuken mümkün bulunmadığı tespiti yapılmıştır (Bkz. §

28-31).

67. 3402 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle

devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan, orman sayılmayan ve kamu hizmetine

tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek

tarıma elverişli hâle getirilen taşınmaz malların imar ve ihya edenler veya

halefleri adına tespit edilmesi mümkün kılınmış ise de aynı Kanun'un 16.

maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi uyarınca meraların imar ve ihyaya konu

edilmesi mümkün değildir. Öte yandan, kadastro tespitlerinin yapıldığı tarihte

yürürlükte bulunan 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun 35. ve 37. maddeleri birlikte

değerlendirildiğinde meraların ihya suretiyle özel mülkiyete konu edilmesine imkan tanınmadığı anlaşılmaktadır.

68. Somut olayda, başvurucuların zilyetliğinde bulunan

taşınmazların Hazine adına tespitine karşı açılan davada yapılan yargılama

sonucu hak iddia edilen taşınmazlarının tamamının mera vasfında olduğu sonucuna

ulaşılarak mera olarak tescillerine karar verilmiştir. Olayda bozma kararlarına

uyan Mahkemece, taşınmazların bulunduğu bölgeye komşu olan diğer bazı

parsellere ilişkin tutanaklarla dayanağı bilgi ve belgeler ile ilgili

kurumlarca daha önce düzenlenen haritalar ile Seydişehir Sulh Ceza Mahkemesince

14/10/1986 tarihinde verilen meraya tecavüzün meni

kararına ilişkin dosya getirtildikten sonra mera ile ilgisi bulunmayan komşu

köyden seçilen üç mahalli bilirkişi ile üç ziraat mühendisi ve bir harita

mühendisiyle birlikte olay yerinde keşif yapılmıştır. Keşif mahallinde

başvurucuların tanıkları da dinlenmiştir. Mahalli bilirkişiler bazı parseller

yönünden, taşınmazların elli yıl öncesine kadar harman yeri olarak

kullanıldığını, mera niteliğinde olmadığını; diğer bazı parseller yönünden ise taşınmazlarınbulunduğu yerde bazı arazilerle birlikte

meranın da bulunduğunu, söz konusu merada hayvan otlattıklarını, ancak aradan

uzun zaman geçtiği için hangilerinin tarla hangilerinin mera olduğunu

hatırlamadıklarını beyan etmişlerdir.Başvurucuların

tanıkları da söz konusu arazilerin mera olmayıp harman yeri olarak kullanıldığı

yolunda beyanlarda bulunmuşlardır. Ziraat mühendisi bilirkişiler tarafından

mahkemeye sunulan raporda özetle, taşınmazların düşük verimli topraklardan

olduğu, evveliyatında çayırlık veya boş alan olarak kullanıldığı, son yıllarda

da işlenerek tarım arazisi hâline getirildiği görüşleri ifade edilmiştir.

Ayrıca fen bilirkişisi raporunda ihtilaflı arazilerin bulunduğu bölgenin Köy

Hizmetleri Genel Müdürlüğü haritasında mera olarak gösterilen alanın sınırları

içerisinde kaldığı belirtilmiştir.

69. Mahkemece, mahalli bilirkişilerce dava

konusu taşınmazın mera olduğunun beyan edilmiş olması, fen bilirkişisi

raporunda ihtilaflı arazilerin bulunduğu bölgenin Köy Hizmetleri Genel

Müdürlüğü haritasında mera olarak gösterilen alanın sınırları içerisinde

kaldığının belirtilmesi, zirai bilirkişilerin söz konusu yerlerin boş alan ve

çayırlık olduğu yolunda görüş bildirmiş olmaları, ayrıca mahalli bilirkişilerin

diğer bazı parsellerin mera olduğu yolunda beyanlarda bulunmaları hususları ile

Yargıtayın kimi dairelerinin, etrafı merayla çevrili

arazinin meradan dönüştürülmek suretiyle tarla hâline getirildiğinin kabulü

gerektiği yolundaki görüşlerine dayanılarak ihtilaf konusu taşınmazların mera

niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. Netice itibarıyla Mahkemece,

davanın reddi ile taşınmazların mera olarak sicile kaydedilmesine karar

verilmiştir. Söz konusu karar temyiz ve kararın düzeltilmesi denetimlerinden

geçerek onanmış ve kesinleşmiştir.

70. Tüm bu

hususlar birlikte dikkate alındığında, Hazine adına yapılan tespitlerin

iptaline ilişkin davada Mahkemece delillerin değerlendirilmesinde ve

yorumlanmasında açık ve bariz bir takdir hatasının bulunmadığı ve yargılama

sonucunda ihtilaf konusu taşınmazların mera vasfını haiz olduğu yolunda

ulaşılan kanaatin keyfîlik içermediği sonucuna

ulaşılmaktadır. Mahkemenin söz konusu taşınmazların mera olduğu yolundaki

kabulünün aksini düşünmeyi gerektirecek başkaca bir neden de bulunmamaktadır.

Dolayısıyla mera vasfında olduğu tespit edilen taşınmazlar üzerinde imar ve

ihya yoluyla mülkiyet tesisi hukuken olanaklı olmadığından ihyanın,

başvurucuları, bu taşınmazların maliki olabilecekleri yolunda meşru bir

beklentiye sevkettiği sonucuna ulaşılması mümkün

değildir.

71. Belirtilen çerçevede, mera niteliğinde olduğu tespit edilen

taşınmazlara zilyet olan başvurucular, hiçbir zaman bu taşınmazlara malik

olmadıkları gibi, mülk edinecekleri yolunda meşru bir beklentiye de sahip

bulunmadıklarından olayda "mülk"ün

varlığından söz edilemez.

72. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların "mülk"lerinin bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir..

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahmut DURAN ve Niyazi GÜLER isimli başvurucuların kamuya

açık belgelerde kimliğinin gizli tutulması taleplerinin REDDİNE,

B. Başvurunun, Mahmut DURAN ve Niyazi GÜLER isimli başvurucular

yönünden süre aşımı nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Diğer başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvenceye

bağlanan mülkiyet haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

1/2/2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Ayhan KILIÇ Başvurucular : 1. Mahmut DURAN 2. Niyazi GÜLER Vekili : Av. Şükrüye Asuman GÜROL TURANBOY 3. Muharrem CAM 4. Kemal TÜTÜNCÜ 5. Mehmet ŞAHİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/11441, 1 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İkinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Yargılama Öncesi ve
  9. B. Yargıtay Aşaması ve
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B)
  13. B. Uluslararası Hukuk
  14. V. İnceleme Ve Gerekçe
  15. B. Diğer Başvurucular Yönünden
  16. C. Diğer başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvenceye
  17. D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/11441
Tarih
1 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Mustafa Çotura ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14245)
  • Faraç Öğredik Başvurusu (B. No: 2014/20409)
  • Cemal Duğan Başvurusu (B. No: 2014/19308)
  • Bayram Sayan Başvurusu (B. No: 2014/2471)
  • Murat Kara ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6042)
  • Cengiz Koç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18188)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.