İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2017/27177 Tarih:

Mahmut Macit Başvurusu (B. No: 2017/27177)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

MAHMUT MACİT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/27177)

Karar Tarihi: 13/2/2020

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, istinaf talebinin süre yönünden reddedilmesi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık başvuruya ilişkin olarak görüş

bildirilmesine gerek görülmediğini belirtmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu aleyhine Ankara 13. İcra Hukuk Mahkemesinde

(Mahkeme) açılandavada icra takibine konu senedin kambiyo senedi vasfını haiz

olmadığı iddia edilerek takibin iptali talep edilmiştir.

9. Mahkeme 15/11/2016 tarihli kararında davanın kabulü ile icra

takibinin iptaline karar vermiştir. Mahkemenin kısa kararı ve gerekçeli

kararında sadece hüküm sonucu tefhim edildiğinden karara karşı tebliğden

itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.

10. Mahkemenin gerekçeli kararı 15/12/2016 tarihinde tebliğ

edilmiş ve başvurucu 19/12/2016 tarihinde istinaf dilekçesini sunmuştur.

11. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 18. Hukuk Dairesi

24/2/2017 tarihli kararında, hükmün başvurucuya 15/11/2016 tarihinde tefhim

edildiğini, istinaf talebinin 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas

Kanunu'nun 2/3/2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değişik

363. maddesi gereğince tefhimden itibaren on günlük süre geçtikten sonra yapıldığını

belirterek istinaf talebini reddetmiştir.

12. Temyiz üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (Daire) 9/5/2017

tarihli kararında, mahkeme kararının başvurucuya 15/11/2016 tarihinde tefhim

edildiğini, istinaf dilekçesinin2004 sayılı Kanun'un 363. maddesi gereğince on

günlük süre geçtikten sonra sunulduğunu belirterek istinaf kararını onamıştır.

13. Onama kararı 12/6/2017 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu

19/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

14. İlgili hukuk için bkz. Nihal Uslukol, B. No: 2016/73086,

25/9/2019, §§ 16-22.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 13/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu, gerek kısa kararda gerekse gerekçeli kararda

sadece hüküm sonucu tefhim edildiğinden hükme karşı tebliğinden itibaren on gün

içinde istinaf yolunun açık olduğu belirtildiği hâlde BAM 18. Hukuk Dairesi ve

Yargıtay tarafından tebliğ yerine tefhim tarihi esas alınarak istinaf talebinin

süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

17. Anayasa’nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

18. Başvurucunun şikâyetinin özü istinaf ve temyiz taleplerinin

esasının BAM 18. Hukuk Dairesi ile Yargıtayca incelenmemesine yönelik olduğundan

iddia, adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim

hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı ve

Hakkın Kapsamı

20. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin

eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil

edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşme'sini (Sözleşme)

yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).

21. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen,

B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

22. Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına yönelik

uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması kanun yoluna başvurma olarak

nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak

arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı bir mahkeme

kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altına almamakla

birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına

başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil yargılanma hakkı

kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (Hasan

İşten, B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 37).

23. Süre yönünden istinaf talebinin reddedilmesi ve bu kararın

da temyiz merciince onanması suretiyle kanun yolu başvurularının esasının

incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

24. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

25. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

26. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

27. 2004 sayılı Kanun'un 5311 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile

değişik 363. maddesi hükmü esas alınarak BAM 18. Hukuk Dairesi ve Yargıtay

Dairesince verilen kararlarınkanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı

sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

28. Yargısal başvuruların bir süreye bağlanmasının meşru

amacının ne olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi

tarafından incelenmiştir. Bu incelemelerde, kanun yolu başvurularında süre

koşulu öngörülmesinin en genel ifadesiyle hukuki güvenlik ve istikrarın

sağlanması şeklinde bir meşru amacının bulunduğuna işaret edilmiştir (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz.Ertuğrul

Dalbaş, B. No: 2014/7805, 25/10/2017, § 59).

iii. Ölçülülük

29. İstinaf incelemesi yapılmaması nedeniyle başvurucunun

mahkemeye erişimine getirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığı, başvurucuya

ağır bir yük getirip getirmediği hususlarının değerlendirilmesi gerekir.

(1) Genel İlkeler

30. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkı mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak Anayasa'nın 13.

maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi uyarınca anılan sınırlamaların mahkemeye

erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir.

Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen hukuki veya fiilî sınırlamalar

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan

Şen, § 52).

31. Yargısal başvuruların birtakım usul kurallarına tabi kılınması

tek başına mahkemeye erişim hakkını zedelemez. Bununla birlikte yargısal

başvuru usullerinin belirli ve öngörülebilir olması gerekir. Dava açılmasına

veya diğer kanun yollarına başvurulmasına ilişkin dilekçelerin yetkili

mahkemelere sunulma yöntemine dair kanuni veya fiilî belirsizliklerin

bulunması, kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Hasan İşten, § 45).

32. Öte yandan mahkemelerin dilekçelerin sunulması yöntemine

ilişkin usul kurallarını uygularken kişilerin mahkemeye erişimlerini

engelleyecek veya aşırı derecede zorlaştıracak ölçüde şekilcilikten kaçınmaları

gerekir. Ayrıca mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve

hatalardan kaynaklanan sorumluluk, yargısal koruma talep eden bireylere

yüklenmemelidir. Bu bakımdan yargısal başvurulara dair dilekçelerini ilgili

mevzuatta öngörülen usule uygun olarak yetkili yargı merciine sunan kişilerin

kendilerine atfedilemeyen, tamamen mahkemelerin iç işleyişinden kaynaklanan

hata ve aksamalardan sorumlu tutularak mahkemeye erişimlerinin engellenmesi bu

hakka yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılabilir. Özellikle kanun yoluna başvurma

yönündeki istek ve iradesini ortaya koymuş olan başvurucular yönünden bu tür

müdahaleler, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim

hakkının ihlaline sebep olabilir (Hasan

İşten, § 46).

33. Anayasa Mahkemesi somut başvuruya benzer birçok başvuruda

verdiği kararlarda dava açma sürelerini düzenleyen, son derece karışık ve

dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumunun mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebileceğini belirtmiştir. Bu kapsamda, özellikle derece mahkemesi

kararında gösterilen başvuru mercii ve süresine ilişkin bilgiye güvenilerek

buna uygun yapılan kanun yolu başvurularının süre aşımından reddedilmesinin

başvurucu üzerinde öngörülemez ağır bir yüke sebep olduğu, başvurucunun

katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olduğu,

dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

34. Başvurucu, yasal süre içinde istinaf talebinde bulunmasına

rağmen başvurusunun esasının

incelenmediğini belirterek kanun yoluna başvuru hakkının engellendiğini iddia

etmiştir.

35. Somut olayda değerlendirilmesi gereken mesele, başvurucunun

istinaf talebinin kanun yolu incelemesine konu yapılmamasının mahkemeye erişim

hakkına orantısız bir müdahale oluşturup oluşturmadığıdır.

36. Başvurucu 19/12/2016 tarihli dilekçesinde ayrıntılı bir

şekilde itirazlarını dile getirerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. Ankara

BAM 18. Hukuk Dairesi, başvurucunun talebini tefhim tarihine göre süresinde

ileri sürmediğini belirterek reddetmiştir.

37. Olay tarihinde de yürürlükte olan 2004 sayılı Kanun'un 5311

sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değişik 363. maddesinde, icra mahkemesi kararlarına

karşı tefhim veya tebliğden itibaren on gün içinde istinaf talebinde

bulunulabileceği belirtilmiştir.

38. Mahkeme kısa ve gerekçeli kararlarında; kısa kararla sadece

hüküm sonucu tefhim edildiğinden tarafların karara karşı tebliğden itibaren on

gün içinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yoluna başvurabileceğini

belirtmiştir.

39. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatın

yorumlanması ve uygulanması derece mahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu

yorum ve uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanında bulunan hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa

Mahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye erişim hakkı yönünden

yapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşulları çerçevesinde yapılacaktır

(Kemal İnan, B. No: 2013/1524,

6/10/2015, § 49). Somut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin görevi, usul

kurallarının uygulanması konusunda derece mahkemelerinin takdir ve

değerlendirmelerini denetlemek olmayıp usule ilişkin uygulamanın başvurucunun

mahkemeye erişim hakkını Anayasa'ya aykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığını

denetlemektir.

40. Somut olayda istinaf süresinin yukarıda yer verilen Kanun

hükmüne göre tefhim veya tebliğden itibaren on gün olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır. Sorun, sürenin hangi durumda tefhim ya da tebliğden

başlatılacağından kaynaklanmaktadır. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde sayılan unsurları taşımayan hükmün

geçerli olarak tefhim edilmiş bir hüküm olarak sayılmayacağı, dolayısıyla

gerekçeli karar tebliğ edilmeden kanun yoluna başvurma süresinin başlamayacağı

açıktır.Bu durum kanun yollarına başvurunun etkililiğinin sağlanması yönünden

de gereklidir. Nitekim başvuruya konu olayda ilk derece mahkemesi buna uygun

olarak gerekçesi açıklanmadığı için hükme karşı tebliğinden itibaren on gün içinde kanun

yoluna başvurulabileceğini belirtmiştir.

41. Yukarıda belirtilen tespitler ışığında başvurucunun -ilk

derece mahkemesinin kısa kararı ve gerekçeli kararında belirtildiği üzere-

istinaf süresinin kararın tebliğinden itibaren işlemeye başlayacağına güvenerek

kanun yoluna müracaat etmesinin -mahkemelerin kanun yolunu ve süresini ilgili

kanun ve içtihatlara uygun olarak taraflara doğru gösterme yükümlülüğü altında

olduğu dikkate alındığında- makul görülmesi gerekmektedir. Bu durumda kanun

yolu mercilerinin somut olayın koşullarında istinaf süresinin ilk derece

mahkemesi tarafından gerekçesi açıklanmadığı hâlde tefhimden itibaren

başlamasına ilişkin yorumlarının öngörülemez nitelikte olup başvurucu üzerinde

ağır bir yüke sebep olduğu, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin

hedeflenen meşru amaçla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü

olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

44. Başvurucu, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinin

tespitiyle yargılamanın yenilenmesi ve tazminat talebinde bulunmuştur.

45. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir(Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

46. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale

neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

47. Başvurucunun istinaf isteğinin süreden reddine karar

verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin istinaf ve Dairenin kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

48. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

Daire tarafından yapılması gereken iş, temyiz isteminin süre aşımı nedeniyle

reddi yolundaki kararını kaldırarak temyiz istemini -usule ilişkin diğer

meselelerde de bir eksiklik söz konusu değilse- esastan incelemekten ibarettir.

Bu sebeple kararın bir örneğinin dosyanın ilgili Yargıtay Dairesine

gönderilmesini sağlamak üzere Ankara 13. İcra Hukuk Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

49. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla

ilgili Yargıtay dairesine gönderilmek üzere Ankara 13. İcra Hukuk Mahkemesine

(E.2016/567, K.2016/898) GÖNDERİLMESİNE,

D. Yeniden yargılama kararı verildiğinden başvurucunun tazminat

talebinin REDDİNE,

E. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Fatma Burcu NACAR YÜCE

Başvurucu

:

Mahmut MACİT

Vekili

:

Av. Mahmut BAYRAM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/27177, 13 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası