İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Çolakoğlu Başvurusu (B. No: 2014/15355)

1. Başvuru, tıbbi ihmal sebebiyle görme kaybı yaşanması üzerine

Başvuru No2014/15355Tarih21 Şubat 2018Okuma19 dk · 3.818 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Çolakoğlu Başvurusu

Karar tarihi
21 Şubat 2018
Başvuru Numarası
2014/15355
R.G. Tarih ve Sayı
28/3/2018-30374
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.818 kelime·19 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sebebiyle görme kaybı yaşanması üzerine

talep edilen tazminatın reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, kalp rahatsızlığı nedeniyle 1/11/2007 tarihinde

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde (Hastane) muayene

olmuştur. 6/11/2007 tarihinde koroner anjiyografisi yapılan başvurucuya koroner arter hastalığı tanısı konmuştur.

Hastalığının tedavisi için başvurucuya koroner arter by-pass

ameliyatı yapılması önerilmiş ve başvurucu 7/11/2007 tarihinde taburcu edilmiştir.

10. Başvurucu 19/11/2007 tarihinde ameliyat yapılması için

Hastanenin Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Servisine yatırılmış, 22/11/2007

tarihinde de başvurucuya açık kalp ameliyatı yapılmıştır. Ameliyatı takip eden

beş gün süresince Yoğun Bakım Servisinde başvurucunun tedavisi ve takibi

yapılmıştır.

11. Başvurucu, bu ameliyattan sonra sağ gözünde görme kaybı

yaşadığı şikâyetiyle -başvuru formu ve eklerinde belirtilmeyen bir tarihte-

özel bir göz polikliniğinde muayene olmuş; kendisine sağ gözünü tamamen

yitirdiği, sol gözünde de görme sorunları yaşayabileceği bildirilmiştir.

12. Başvurucu, bunun üzerine tıbbi ihmal sebebiyle uğradığı

maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle 20/5/2008 tarihinde Akdeniz

Üniversitesi (Üniversite) aleyhine Antalya 2. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam

yargı davası açmıştır.

13. Dava dilekçesinde, başvurucunun ameliyat sonrası görme kaybı

şikâyetinin sağlık görevlilerince dikkate alınmadığı ve ayrıca ameliyattan önce

görme ile ilgili bir ön muayene ve tetkik de yapılmadığı vurgulanmıştır.

Başvurucu bunun yanında, ameliyat öncesi bu ameliyat sebebiyle görme kaybı

yaşanabileceği yönündeki bir riskten kendisine söz edilmediğini ve bu yönde bir

bilgilendirmenin yapılmadığını da belirtmiştir.

14. Yargılama sırasında davalı Üniversite, Hastanede görevli üç

uzman doktor tarafından düzenlenen 10/3/2008 tarihli raporu Mahkemeye

sunmuştur. Bu raporda, ameliyat öncesi başvurucunun gözle ilgili herhangi bir

notunun olmadığı ve ameliyat sonrası herhangi bir göz muayenesinin bulunmadığı

açıklanmıştır. Rapora göre başvurucunun koroner

arter hastalığı da bulunduğu gözetildiğinde santral retinal arter oklüzyonuna neden

olabilecek bir embolinin ameliyata bağlı olarak

ortaya çıktığı söylenemez. Ayrıca başvurucu hastaya yapılan bütün girişimlerin

başvurucunun yazılı ve imzalı onayı doğrultusunda ve bilgisi dâhilinde

uygulandığı ifade edilmiştir.

15. Mahkeme, konu hakkında Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporu

almıştır. Mahkeme, aşağıda belirtilen şu hususlar hakkında rapor düzenlenmesini

talep etmiştir:

i. Başvurucunun ameliyat sonrasında gözünde meydana gelen görme

kaybının oluşma sebebinin belirlenmesi

ii. Yeterli önlem, gözetim, tedavi ile bu durumun önlenip

önlenemeyeceğinin ve görme kaybının doktor hatası nedeniyle ortaya çıkmış olup

olmadığının saptanması

iii. Görme kaybının ameliyat sonrası başka etkenler yüzünden

gelişip gelişmediğinin tespit edilmesi

16. Adli Tıp Kurumunun 15/6/2009 tarihli raporunda, koroner by-pass ameliyatından sonra emboliler

görülebileceği, bu durumun ise komplikasyon olarak değerlendirildiği

bildirilmiştir.

17. Mahkeme 26/3/2010 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde, Adli Tıp Kurumunun raporuna atıfta bulunularak davalı

idareye atfı kabil bir ihmal ve kusurun bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, bu

sebeple davalı idarenin tazmin sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varmıştır.

18. Başvurucunun temyiz ettiği karar, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 29/5/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır.

19. Nihai karar, başvurucu vekiline 20/8/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

20. Başvurucu 18/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

21. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 12. maddesi şöyledir:

“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari

işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi

mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı

davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın

karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına

başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası

sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde

tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci

madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”

22. 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı

İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler

yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise

veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar.

Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin

tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya

üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat

şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli

Türk Lirası idarî para cezası verilir.”

23. 1/2/1999 tarihli Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın

26. maddesi şöyledir:

“Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve

konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi

yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların

kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi

durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri

konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve

ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta

tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında

bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü

girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam,

baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.

Acil durumlar ile hastanın reşit olmaması veya

bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal

temsilcisinin izni alınır. Hekim temsilcinin izin vermemesinin kötü niyete dayandığını

düşünüyor ve bu durum hastanın yaşamını tehdit ediyorsa, durum adli mercilere

bildirilerek izin alınmalıdır. Bunun mümkün olmaması durumunda, hekim başka bir

meslektaşına danışmaya çalışır ya da yalnızca yaşamı kurtarmaya yönelik

girişimlerde bulunur. Acil durumlarda müdahale etmek hekimin takdirindedir.

Tedavisi yasalarla zorunlu kılınan hastalıklar toplum sağlığını tehdit ettiği

için hasta veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onamı alınmasa da gerekli

tedavi yapılır.

Hasta vermiş olduğu aydınlatılmış onamı

dilediği zaman geri alabilir.”

24. 1/8/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği’nin (Yönetmelik)

8/5/2014 tarihli değişiklikten önceki hâliyle 15. maddesi şöyledir:

“Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak

tıbbî işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbî

müdahale usûlleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde

ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçlan ve hastalığın seyri ve neticeleri

konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir.

Sağlık durumu ile ilgili gereken bilgiyi,

bizzat hasta veya hastanın küçük, temyiz kudretinden yoksun veya kısıtlı olması

halinde velisi veya vasisi isteyebilir. Hasta, sağlık durumu hakkında bilgi

almak üzere bir başkasına da yetki verebilir. Gerek görülen hallerde yetkinin

belgelendirilmesi istenilebilir.”

25. Yönetmelik’in 22. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak

üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde

tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.”

2. Yargısal İçtihatlar

26. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

14/2/2017 tarihli ve E.2016/2124, K.2017/665 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

"... Alerji yapabileceği bilinen

ilaçların verilmesi durumunda, hastaya muhtemel sağlık geçmişinin sorulması,

tedavi, fiziksel bütünlükle ilgili tahmin edilemez olası bir risk taşıdığında,

hekimlerin, hastalarını aydınlatarak rıza göstermelerine imkân sağlayacak

şekilde kendilerini önceden bu tedavi hakkında bilgilendirmeleri gerekmektedir

...

Dosyanın incelenmesinden, İdare Mahkemesince,

tedaviyi düzenleyen ve uygulayan sağlık ekibinin, anamnez

çerçevesinde kendi sağlık geçmişi hakkında hastaya ya da yakınlarına soru

sormadığı, ilgiliyi penisilin tedavisinin muhtemel risklerine dair

bilgilendirmediği ve yürürlükte olan mevzuat ve düzenlemeye rağmen hastanın

rızasını almadığı yönünde davacı tarafça ileri sürülen başlıca iddiaların ele

alınmadığı görülmektedir ...

Hemşire gözlem notu ile hasta epikrizi

arasındaki çelişkiler ile hastanın penisilin alerjisi geçmişine ilişkin hasta

öyküsünün alındığına ilişkin kayıtların ve hastanın penisilin uygulamasının

olası risklerine ilişkin bilgilendirildiğine ilişkin kayıtların

sunulamamasının, sunulan kamu hizmetinin kötü işlediğini ve ortada bir hizmet

kusurunun bulunduğunu gösterdiğinden davacıların bu olay nedeniyle maruz

kaldıkları manevi elem ve ızdırabı giderecek şekilde

olayın meydana geliş şekli de dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir manevi

tazminata hükmedilmesi gerekirken, manevi tazminatın reddedilmesinde hukuka

uyarlık bulunmamaktadır..."

B. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesi

şöyledir:

"(1)

Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi

hakkına sahiptir.

(2) Bu

hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), tıbbi ihmaller

yönünden yaşam hakkına ilişkin devletin pozitif yükümlülüklerinin kişilerin

ruhsal ve fiziksel bütünlüklerinin korunması ile ilgili olarak Sözleşme'nin 8.

maddesi kapsamında da uygulanması gerektiğini kabul etmektedir (Codarcea/Romanya, B. No: 31675/04, 2/6/2009, §

103).

29. AİHM'e göre kişilerin yaşam veya

fiziksel bütünlüklerinin korunması hakkının devlete yüklediği pozitif

yükümlülükler, devlet tarafından özel hastanelere ya da kamu hastanelerine

hastaların fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini koruyacak nitelikteki tedbirleri

alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını

gerektirmektedir. Bu yükümlülük, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana

getirebileceği ağır sonuçlardan hastaları mümkün olabildiğince koruma

gerekliliğine dayanmaktadır (Codarcea/Romanya,

§ 102).

30. AİHM'e göre taraf devletlerin;

uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili

olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında hekimlerin

sorgulanmaları, hastaları aydınlatmaları ve tıbbi müdahale hakkında önceden

bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almak yönünde

pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır (Codarcea/Romanya, § 105). Bunun bir sonucu olarak özellikle hastanın

kendi hekimleri tarafından önceden gerektiği gibi bilgilendirilmediği

durumlarda bu türden öngörülebilir bir tehlikenin gerçekleşmesi hâlinde ilgili

taraf devlet, bu bilgilendirme eksikliği nedeniyle doğrudan sorumlu

tutulabilmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 21/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu; görme kaybının yaşanmasına bir tıbbi ihmalin yol

açtığını ileri sürmekte, bu sebeple açtığı tam yargı davasının ise

reddedildiğinden yakınmaktadır. Başvurucu özetle;

i. Öncelikle yapılan tıbbi müdahalenin idarenin sorumluluğuna

yol açacak şekilde yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi ve bu çerçevede

"tıbbi hata-komplikasyon" ayrımının tartışılması gerektiğini

belirtmiştir.

ii. Bu kapsamda hastada bir zararla sonuçlanan ve hatalı olduğu

kabul edilen tıbbi uygulamaların tıbbi müdahale hatası olarak kabul edilmesi

gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucuya göre somut olayda yapılan tıbbi

müdahale, hekimlerin kusurlu davranışları neticesinde hatalı olarak

nitelendirilmelidir. Kendisinin bu yönde iki iddiası bulunmaktadır:

- Ameliyat sonrası gözünün görmediği yönündeki şikâyetlerini

hekimlerin dikkate almadıkları

- Hekimlerin söz konusu ameliyat neticesinde gözde görme kaybı

şeklinde komplikasyon gerçekleşebileceğini öngörmelerine rağmen gerekli dikkat

ve özeni göstermeyerek ağır ihmalî davranış

sergiledikleri

iii. Olayda açık kalp ameliyatının görme kaybı gibi bir

komplikasyona sebep olduğu hususunun öngörülebilir bir nitelik taşıdığını ve bu

hususun ameliyatı yapan doktorlar tarafından da öngörülebileceğini ifade

etmiştir.

iv. Tıbbi müdahale neticesinde meydana gelen komplikasyondan

sorumluluğun doğmaması için öngörülebilen zararlı sonuç hakkında hastanın

bilgilendirilmiş olması ve rızasının alınması gerektiğini vurgulamış, bu

bağlamda Yargıtay içtihatlarına atıfla nadir olarak gerçekleşebilecek

komplikasyonlar yönünden dahi hastanın bilgilendirilmesi gerekmekle birlikte

açık kalp ameliyatı neticesinde görme kaybı gerçekleşmesi komplikasyonu

riskinin yüksek bir ihtimal olduğunu ifade etmiştir. Somut olayda ise görme

kaybı riskinin mevcut olduğu yönünde ameliyat öncesi kendisine bir bilgilendirme

yapılmadığını ve bu riske rağmen ameliyatın yapılması yönünde rızasının da

alınmadığını belirtmiştir.

33. Başvurucu, bu gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

34. Bakanlık görüşünde, Sözleşme'nin 2. ve 8. maddeleri

bakımından devletin yükümlülüğünün yalnızca iç hukuktaki güvencelerin teorik

olarak mevcut olması değil aynı zamanda bu güvencelerin uygulamada da etkin bir

şekilde işlemesi gerektiği ifade edilmiştir. Bakanlık, AİHM içtihatlarına göre

bilirkişi raporlarının konunun uzmanı kişiler tarafından hazırlanması ve teknik

bilgiler içermesi gerektiğini belirtmiştir. Bakanlık; somut olayda başvurucunun

tıbbi ihmale dayalı iddialarını, yapılan yargılamada avukatı aracılığıyla ileri

sürebildiğine dikkat çekmiştir. Bakanlık ayrıca, gelişebilecek komplikasyonlar

konusunda ameliyat öncesinde başvurucunun bilgilendirilip

bilgilendirilmediğinin ilgili kurumdan sorulması gerektiğini bildirmiştir.

B. Değerlendirme

35. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbi deneylere tabi tutulamaz.”

36. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

37. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden

planlayıp hizmet vermesini düzenler."

38. Kişilerin vücut ve ruhsal bütünlükleriyle ilgili konular,

onlara sağlanan tıbbi tedavi seçimindeki katılımları ve bu tedavilere olan

rızaları ile ilgili hususlar, Anayasa'nın 17. maddesinin sınırları içinde yer

almaktadır (Ahmet Acartürk, B.

No: 2013/2084, 15/10/2015, § 56). Bu çerçevede başvurucular tarafından yaşam

hakkı ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamıştır.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

40. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı esas olarak bireylerin

maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî

müdahalelerin önlenmesidir. Vücut bütünlüğüne ve ruhsal bütünlüğe yönelik

fiziksel ve cinsel saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibarı etkileyen

saldırılar karşısında devletin kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili

olarak koruma ve bunlara saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de

bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, §

49). Anayasa’nın söz konusu 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif

yükümlülük sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No:

2013/1943, 9/9/2015, § 44).

41. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık

kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların

yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli

tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet Acartürk, § 51).

42. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı

kapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu

ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının da

makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece

mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp

yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda

gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya

çıkabilecek benzer ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar

görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır,

B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57).

43. Bu ilkeler kural olarak Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında,

tıbbi ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olayları ile maddi ve

manevi varlığa verilen zarar hâlleri için de geçerlidir (Ahmet Acartürk, § 55).

44. Diğer taraftan bireylerin maddi ve manevi bütünlükleri,

kendilerine sağlanan tıbbi tedavinin seçimine katılmaları, bu konuda

rızalarının alınması ve maruz kalabilecekleri sağlık risklerini

değerlendirebilmeleri için gerekli bilgiyi edinebilmeleri Sözleşme’nin 8.

maddesi kapsamındaki koruma hakkı kapsamına girer. Tıbbi müdahaleden önce

kişinin gerektiği şekilde rızasının alınmaması, kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkına bir müdahale oluşturabilir. İstisnai hâller dışında

tıbbi müdahale, ilgili kişinin ancak bilgilendirilip özgür rızası alındıktan

sonra yapılabilir. Hastaların durumun farkında olarak karar verebilmelerini

sağlamak için uygulanması düşünülen tedavi ve bununla bağlantılı riskler

hakkında kendilerine bilgi verilmiş olmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan

bilgilendirme ile tıbbi müdahale arasında hastanın sağlıklı bir kanaate

varmasını sağlayacak kadar uygun bir zaman aralığı bırakılmalıdır (Ahmet Acartürk, § 56).

45. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların

ödevidir (Murat Atılgan, B. No:

2013/9047, 7/5/2015, § 44). Anayasa Mahkemesinin kural olarak bilirkişilerin

vardığı sonuçları mevcut tıbbi bilgilerden hareketle birtakım tahminlere yer

vererek sahip olduğu bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığı yönünden

irdeleme görevi de bulunmamaktadır (Yasin

Çıldır, § 65). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda

yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi için

ilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış

takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir.

Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve

yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat

Atılgan, § 44).

46. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların

kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak

surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli

açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere

dayandırılmalıdır (Murat Atılgan,

§ 45).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

47. Başvurucu, ilk olarak yapılan tıbbi müdahalede görme

kaybının oluşabileceği öngörüldüğü hâlde hekimlerin gerekli tedbirleri

almadıklarını öne sürmüştür. Başvurucu, bunun yanında tıbbi müdahale sonrasında

dile getirmesine rağmen zamanında teşhis ve tedaviye başlanmadığından, bunun da

görme kaybının oluşmasında etkili olduğundan yakınmaktadır. Nitekim yargılama

aşamasında Hastane tarafından Mahkemeye gönderilen inceleme raporunda da

başvurucuda göz kaybı ile ilgili emboli oluşumu için

ameliyat öncesi dahi yeterli sebeplerin mevcut olduğu belirtilmiştir. Ayrıca

inceleme raporunda, başvurucunun ameliyat sonrası dönemde göz muayenesinin

yapılmadığı açık olarak belirtilmiştir. Mahkeme, olayda idarenin kusurunun

bulunmadığı yönünde görüş bildiren Adli Tıp Kurumu raporuna dayanarak davanın

reddine karar vermiştir. Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda tarafların

iddialarına ve kişi hakkında düzenlenen tıbbi belgelerdeki bulgulara yer

verilmiş ve sonuç olarak koroner by-pass

ameliyatından sonra emboliler görülebileceği, bu

durumun komplikasyon olarak değerlendirildiği yönünde görüş bildirilmiştir

(bkz. § 16). Bu aşamada belirtmek gerekir ki başvuru dosyasında bulunan tıbbi

bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu

hakkında fikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir.

48. Diğer taraftan başvurucunun söz konusu tıbbi müdahaleden

önce kendisinin yeterince aydınlatılmadığı ve gerektiği şekilde rızasının

alınmadığı yönünde bir şikâyeti de bulunmaktadır.

49. Hukukumuzda hasta hakları, tıbbi işlemlerden önce kişilerin

bu işlemler ve sonuçları hakkında aydınlatılması yükümlülüğü ve Sağlık

Bakanlığının tıbbi hizmetler sunan kurumlar üzerindeki denetim görevi konusunda

oldukça ayrıntılı ve yeterli düzenlemelerin mevcut olduğu anlaşılmaktadır (bkz.

§§ 22-25; Ahmet Acartürk, § 66).

Ancak bu düzenlemelerin teorik olarak mevcut olması yeterli olmayıp Anayasa'nın

17. maddesindeki güvencelerin sağlanabilmesi için pratikte de etkin bir şekilde

uygulanması gerekmektedir.

50. Somut olayda başvurucu, yapılan tıbbi müdahale neticesinde

görme kaybı riskinin olabileceğinin sağlık görevlilerince öngörülebildiği hâlde

kendisine ameliyat öncesinde bu konuda bilgi verilmediğini ve bu sebeple

rızasının usulüne uygun olarak alınmadığını belirtmiştir. Hastane uzmanları

tarafından düzenlenen ve yargılama sırasında Mahkemeye sunulan raporda ise

başvurucuda oluşan görme kaybının ameliyata bağlı olarak ortaya çıktığının

söylenemeyeceği belirtilmiştir. Ancak konuya ilişkin Adli Tıp Kurumu raporunda,

ameliyattan sonra görme kaybına yol açan embolilerin

görülebileceği ve bu durumun ise komplikasyon olarak değerlendirilmesi

gerektiği belirtilmiştir. Derece mahkemelerinin de -bu raporu hükme esas

alarak- somut olayda başvurucuda oluşan görme kaybının açık kalp ameliyatı

neticesinde bir komplikasyon olduğunu kabul ettiği anlaşılmaktadır.

51. Bu durumda ameliyat sonucu oluşabilecek görme kaybı riski

yönünden başvurucunun ameliyat öncesinde bilgilendirilmesinin gerekip

gerekmediği hususu yargılama sürecinde açıklığa kavuşturulamamıştır. Diğer bir

deyişle derece mahkemelerinin kararlarında, başvurucunun -dava dilekçesinde

açıkça belirtmesine karşın- ameliyat öncesinde yeterli bir biçimde aydınlatılıp

aydınlatılmadığı ve yöntemince rızasının alınıp alınmadığı hususları da

tartışılmamıştır.

52. Sonuç olarak başvurucunun vücut bütünlüğüne yönelik tıbbi

müdahale yönünden öncesinde yeterli bir biçimde aydınlatılması iddiası yönünden

derece mahkemelerince konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulmadığı

anlaşılmaktadır. Üstelik başvurucunun belirtilen iddia ve şikâyetleri,

yargılamanın sonucuna doğrudan etki edebilecek mahiyettedir. Dolayısıyla

yargısal makamlarca bu değerlendirmelerin yapılmaması nedeniyle kişinin maddi

ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bakımından kamu

makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanaatine

varılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

55. Başvurucu, yeniden yargılama ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

56. Başvuruda, maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

57. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama

yapılmak üzere Antalya 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

58. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal açısından yeterli bir tazmin

oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Rıdvan GÜLEÇ'in karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve

manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Rıdvan GÜLEÇ'in karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Antalya 2. İdare Mahkemesine (E.2008/824,

K.2010/357) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/2/2018 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Başvurucu Mehmet Çolakoğlu'nun tıbbi ihmal sebebiyle görme kaybı

yaşaması üzerine talep edilen tazminatın reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi

varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine dair sayın

çoğunluk tarafından verilen ihlal kararına aşağıdaki gerekçelerle

katılmamaktayım.

Gerçekten de, kişilerin vücut ve ruhsal bütünlükleri ile ilgili

konular, onlara sağlanan tıbbi tedavi seçimindeki katılımları ve bu tedavilere

olan rızaları Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında Mahkememiz tarafından ele

alınmaktadır.

17. madde kapsamında Devletin, bireylerin maddi ve manevi

bütünlüklerine karşı bizzat devlet tarafından yapılabilecek keyfi müdahalelerin

önlenmesinin yanında vücut ve ruhsal bütünlüğe yönelik fiziksel ve cinsel

saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibarı etkileyen girişimler karşısında

kişilerin maddi ve manevi varlıklarını koruma ve bunlara saygı gösterme

şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Bu kapsama sağlık hizmetlerinin sunulmasında hastaların

yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli

tedbirlerin alınmasını sağlayacak şekilde özen gösterilmesi de girmektedir.

Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında

hukuki sorumluluğu tespit açısından adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarının makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi elzemdir.

Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda,

Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir

inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa

Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Buraya kadar ifade ettiğim hususlarda sayın çoğunluğun

düşüncelerine katılmaktayım.

Ancak; somut olayda derece mahkemesi idarenin kusurunun

bulunmadığı yönünde görüş bildiren Adli Tıp Kurumu raporuna dayanarak davanın

reddine karar vermiştir.

Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda tarafların

iddialarına ve kişi hakkında düzenlenen tıbbi belgelerdeki bulgulara yer

verilmiş ve sonuç olarak koroner py-pass

ameliyatından sonra emboliler görülebileceği, bu

durumun komplikasyon olarak değerlendirildiği yönünde görüş bildirmiştir.

Başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle

bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek, derece

mahkemelerinin yerine geçerek değerlendirme ve yorumda bulunmak Anayasa

Mahkemesi'nin görevi değildir.

Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar mahkemelerce

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup,

mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik oluşturan

hususlar bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikayeti

niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Mehmet

ÇOLAKOĞLU

Vekili

:

Av. Erdal

TAŞ

Üye Rıdvan GÜLEÇ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/15355, 21 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Karşı Oy
  15. Necipoğlu
  16. Çolakoğlu
  17. Taş
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/15355
Tarih
21 Şubat 2018

İlgili Kararlar

  • Hüseyin Şahin Başvurusu (B. No: 2014/10262)
  • Hüseyin Demir Başvurusu (B. No: 2014/5310)
  • Kıvılcım Erpolat Başvurusu (B. No: 2015/4998)
  • Hasan Gevez Başvurusu (B. No: 2015/553)
  • Emine Vural Başvurusu (B. No: 2015/4499)
  • Kamil Bedir Başvurusu (B. No: 2015/14289)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.