İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet İlker Başbuğ Başvurusu (B. No: 2014/912)

1. Başvurucu, hakkında

Başvuru No2014/912Tarih6 Mart 2014Okuma32 dk · 6.442 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet İlker Başbuğ Başvurusu

Karar tarihi
6 Mart 2014
Başvuru Numarası
2014/912
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.442 kelime·32 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hakkında

yürütülen soruşturma ve kovuşturma sürecinde 6/1/2012 tarihinden itibaren

tutuklu olması nedeniyle Anayasanın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi

hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu vekili

tarafından 22/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari

yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 22/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Başvuru konusu olay ve

olgular 24/1/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı

başvuruya ilişkin görüşlerini 24/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

5. Adalet Bakanlığı görüşü

25/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 26/2/2014

tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanlarını Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvurucu 2008-2010 yılları

arasında Türk Silahlı Kuvvetlerinde Genelkurmay Başkanlığı görevini yerine

getirdikten sonra orgeneral rütbesiyle emekli olmuştur.

7. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2010/106 Esas sayılı dosyasında görülen ve kamuoyunda “internet andıcı davası”

adıyla bilinen dava kapsamında Mahkeme 30/12/2011 tarihli duruşmada, sanıkların

savunmayla ilgili beyanlarında ve belgelerde adı geçen Genelkurmay eski Başkanı

başvurucu hakkında gereğinin takdir ve ifası için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

yazı yazılmasına karar vermiştir.

8. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu vekiline yapılan

bildirim üzerine 5/1/2012 tarihinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 312. ve

314. maddelerinde düzenlenen “cebir ve

şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya

görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” ve “Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme”

suçlarından başvurucunun ifadesi alınmıştır. Cumhuriyet savcısı başvurucuyu

anılan suçlar nedeniyle tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk etmiştir.

9. Başvurucu, İstanbul 12. Ağır

Ceza Mahkemesinin 6/1/2012 tarih ve 2012/10 Sorgu sayılı kararıyla “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti

Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs”

ve “Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme” suçlarından

tutuklanmıştır.

10. Başvurucu hakkında isnat

edilen suçlarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen

2/2/2012 tarihli iddianame, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmiş

ve 2012/14 Esas sayılı dosyada kamu davası açılmıştır. İddianamede Mahkemenin

2010/106 Esas sayılı dosyasında davanın birleştirilmesi talep edildiğinden dava

aynı Mahkemenin 2010/106 Esas sayılı dosyasında birleştirilmiştir.

11. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2010/106 Esas sayılı dosyasında yargılanan başvurucu ilk kez

26/3/2012 tarihli duruşmaya katılmıştır. Başvurucu yargılama kapsamında

mahkemenin görevine itiraz etmiş, bu itiraz Mahkemece reddedilmiştir.

12. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi başvurucunun da yargılandığı davayı (2010/106 Esas sayılı dosya)

kamuoyunda “Ergenekon davası”

olarak adlandırılan 2009/191 Esas sayılı dosyada birleştirmiştir. Başvurucu

birleştirme kararlarından dönülerek dosyaların tefrik edilmesine karar

verilmesini talep etmiş, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince bu talep reddedilmiştir.

13. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi 2009/191 Esas sayılı dosyada 5/8/2013 tarihli duruşmada hükmü

açıklamış ve başvurucunun eylemlerinin bir bütün halinde “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti

Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs”

suçunu oluşturduğunu belirterek, sadece bu suç yönünden müebbet hapis cezasıyla

cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Başvurucu

ayrıca “silahlı terör örgütü kurma ve

yönetme” suçundan cezalandırılmamıştır.

14. Başvurucu mahkûmiyet

kararıyla birlikte verilen hükmen tutukluluk kararına 12/8/2013 tarihinde

itiraz etmiş, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/8/2013 tarih ve 2013/553

Değişik İş sayılı kararıyla itiraz reddedilmiştir.

15. Açıklanan hükme ilişkin

gerekçeli karar henüz dava dosyasına girmemiştir.

16. Başvurucu mahkumiyet

kararından sonra hükmen tutuklu olduğu dönemde tahliye talebinde bulunmuş,

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 31/12/2013 tarih ve 2013/872 Değişik İş sayılı

kararla “kovuşturma aşaması tamamlandığı ve

hükmen tutukluluk kararına yapılan itirazın reddine karar verildiği”

gerekçesiyle talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

17. Bu karara yapılan itiraz

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/1/2014 tarih ve 2014/99 Değişik İş

sayılı kararıyla reddedilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

18. Anayasa’nın 145. maddesinin

birinci fıkrasının son cümlesi şöyledir:

“Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin

işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.”

19. Anayasa’nın 148. maddesinin

yedinci fıkrası şöyledir:

“Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri

Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı

Yüce Divanda yargılanırlar.”

20. 12/4/1991 tarih ve 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 3. maddesi şöyledir:

“26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında

yazılı suçlar, terör suçlarıdır.”

21. 3713 sayılı Kanun’un 10.

maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar;

Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı

çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde

görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve

üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde

veya işlerde görevlendirilemez.

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın

yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askerî mahkemelerin görevlerine

ilişkin hükümler saklıdır.”

22. 2/7/2012 tarih ve 6352

sayılı Kanun’un 105. maddesi şöyledir:

“Aşağıdaki hükümler yürürlükten kaldırılmıştır:

…

6) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanununun 250, 251 ve 252 nci

maddeleri,”

23. 6352 sayılı Kanun’un Geçici

2. maddesinin (4) ve (7) numaralı fıkraları şöyledir:

“(4) Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlükten kaldırılan 250 nci maddesinin birinci

fıkrasına göre görevlendirilen mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin

hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerce bakmaya devam olunur. Bu

davalarda, yetkisizlik veya görevsizlik kararı verilemez. 12/4/1991 tarihli ve

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun l0 uncu

maddesinin kovuşturmaya ilişkin hükümleri bu davalarda da uygulanır.

(7) Mevzuatta Ceza

Muhakemesi Kanununun 250 nci

maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerine yapılmış olan

atıflar, Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında

belirtilen ağır ceza mahkemelerine yapılmış sayılır.

24. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

…

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

25. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesi şöyledir:

“(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya

salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz

edilebilir.

(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya

geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya

Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde

yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen

de verilebilir.”

26. 5271 sayılı Kanun’un 232.

maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse

açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava

dosyasına konulur.”

27. 5271 sayılı Kanun’un (mülga)

250. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci

Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332

nci maddeler hariç),

Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi

üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili

kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza

mahkemelerinde görülür.

(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve

memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza

mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın

yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askerî mahkemelerin görevlerine

ilişkin hükümler saklıdır”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 6/3/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 22/1/2014 tarih ve 2014/912

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

29. Başvurucu kişi hürriyetiyle ilgili

olarak,

i. Tutuklama ve tutukluluğun devamına karar veren mahkemenin “görevli” mahkeme olmaması, görevli

mahkemenin Anayasa’nın 148. maddesinin yedinci fıkrası gereğince Yüce Divan

sıfatıyla Anayasa Mahkemesi olması nedeniyle, kanuni hâkim güvencesi kapsamında

hürriyetten yoksun bırakmanın “hukukun

öngördüğü usule uygun olmaması” nedeniyle Anayasanın 19. maddesinin

ikinci ve üçüncü fıkralarının ihlal edildiğini,

ii. Hüküm kesinleşinceye kadar kişi sanık olduğundan ve bu nedenle

hukuken “tutuklu” olması

nedeniyle, makul süre aşıldığı gerekçesiyle serbest bırakılma taleplerinin “ilgili” ve “yeterli” gerekçe gösterilmeden kanuni terimlerin tekrarıyla

görevli olmayan yargı merciince reddedilmesinin, adli kontrole tabi olarak

salıverilme imkânının göz önünde tutulmamasının Anayasanın 19. maddesinin

yedinci fıkrasını ihlal ettiğini,

iii. Kesin hüküm verilinceye kadar kovuşturma aşaması devam

ettiğinden hüküm verildikten sonra tahliye talebi hakkında karar verilmemesi

nedeniyle Anayasanın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

B. Adalet

Bakanlığı Görüşü ve Başvurucu Beyanı

30. Adalet Bakanlığının

şikâyetlerin nitelendirilmesi kapsamındaki görüşünün ilgili kısımları şöyledir:

“Başvurucu

ilk olarak “yetkili ve görevli mahkeme tarafından yargılanmadığını” iddia

etmektedir (Başvuru Formu, s. 4-6). İnsan hakları yargılaması açısından işbu

iddia değerlendirildiğinde, başvuranın iddiasının Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinin 1. paragrafında güvence altına alınan

“yasayla kurulmuş bir yargı organı tarafından yargılanma” (established

by law) hakkına ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu iddianın “adil yargılanma hakkı”

kapsamında ve AİHS’nin yukarıda belirtilen hükmü ile işbu hükme karşılık gelen

Anayasa’nın 37. maddesinin 1. paragrafı çerçevesinde incelenmesinin yerinde

olacağı değerlendirilmektedir.

Başvurucu görevli olmayan mahkemece

hürriyetinden mahrum bırakıldığını iddia ederek Anayasa’nın 19. maddesinin 2 ve

3. paragraflarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Bu iddiasına gerekçe

olarak, hakkındaki suçlamaların görev suçu kapsamında olduğunu ve bu suçlardan

dolayı da Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi önünde yargılanması

gerektiğini iddia etmektedir (Başvuru Formu, s. 18-22). Bakanlığımız işbu

iddiaların, yukarıda ifade edilen (paragraf 3, yukarıda) “yasayla kurulmuş bir

yargı organı tarafından yargılanma” hakkına ilişkin iddialarla sıkı sıkıya

bağlı olduğunu ve dolayısıyla birlikte incelenmesinin yerinde olacağı

değerlendirilmektedir.

Başvurucu ilk derece mahkemesince kısa kararın

(hükmün) açıklanmış olmasına rağmen, gerekçesiz bir karara dayanılarak aylardır

tutuklu bulunmasının (hüküm sonrası tutukluluk) Anayasa’nın 19. maddesinin 2.

paragrafına aykırı olduğunu iddia etmektedir (Başvuru Formu, s. 22-23).

Başvurucu CMK m. 232 § 3 hükmü gereği, kısa karar açıklandıktan sonra gerekçeli

kararın 15 gün içerisinde yazılması gerektiği düzenlemesine dayanarak, AİHS’nin

5. maddesinin 1. paragrafında öngörülen “yasanın öngördüğü usule uygun olmadan

hiç kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı” (in accordance

with a procedure prescribed by law ) ilkesinin belirtilen

nedenle ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

Başvurucu, Anayasa’nın 19. maddesinin 2 ve 3.

paragrafları ile AİHS’nin 5. maddesinin 1 a) ve 1 c)

hükümleri ışığında şimdiye kadar yerleşmiş Anayasa Mahkemesi içtihatlarının

değiştirilerek, kendisinin hali hazırdaki hukuki statüsünün Anayasa Mahkemesi

açısından da “tutuklu” sayılmasını talep etmekte ve Anayasa’nın 19. maddesinin

7. paragrafı anlamında “tutuklulukta makul sürenin aşıldığını” iddia etmektedir.

Başvurucuya göre, mahkûmiyet hükmü kesinleşinceye kadar yargılanan kişi,

hakkında ilk derece mahkemesince mahkûmiyet kararı verilmiş olsa dahi,

Anayasa’nın 19. maddesinin 3. paragrafı anlamında “tutuklu” olarak

nitelendirilmeli ve hukuki statüsü “tutuklu” olarak değerlendirilmelidir.

Başvurucu bu tezine alternatif olarak şu gerekçeyi de ileri sürmektedir: [AİHS

m. 5 § 1 a) hükmü anlamında, eklendi] “hükme bağlı bir

tutmanın” başlangıç noktası, “mahkûmiyete ilişkin hükmün kısa kararla tefhimi

tarihi olmamalı; mahkûmiyet hükmünün gerekçesini öğrenme tarihi olmalıdır”.

Sonuç olarak başvurucu maruz kaldığı tutukluluk süresinin makul olmadığını

ileri sürmektedir.

Bakanlığımız yukarıda özetlenen başvurucu

şikâyetlerinin AİHS m. 5 § 1 a), 5 § 1 c) ve 5 § 3

hükümleri ile Anayasa’nın bu hükümlere karşılık gelen 19. maddesinin 2, 3 ve 7.

paragrafları çerçevesinde nitelendirilmesinin AİHM içtihatları ile uyumlu

olacağını değerlendirmektedir. Ancak ifade edilmelidir ki, asıl şikâyet

“tutukluluk süresinin makul olmadığı” (AİHS m. 5 § 3 ve Anayasa m. 19 § 7)

olup, Sözleşme’nin 5 § 1 a) ve 5 § 1 c) hükümleri ile

Anayasa’nın 19 §§ 2 ve 3 hükümlerine ilişkin hukuki sorun, başvurunun yapıldığı

tarih dikkate alındığında, söz konusu şikâyetin incelenebilmesi açısından kabul

edilebilirlik şartı olarak ortaya çıkmaktadır. Başvurucu özet olarak

tutuklulukta makul sürenin aşıldığını ve tutukluluğa ilişkin kararların

gerekçelerinin “ilgili” ve “yeterli” olma koşulunu karşılamadığını,

kişiselleştirilmemiş ve basmakalıp gerekçeler içerdiğini, adli kontrol

tedbirinin neden yetersiz kaldığının açıklanmadığını ve yargılama sürecinin

özenli yürütülmediğini ileri sürmektedir (Başvuru Formu, s. 23-29).

Başvurucu son olarak Anayasa’nın 19.

maddesinin 8. paragrafına dayanarak, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 31

Aralık 2013 tarihli kararının “habeas corpus” güvencesinin (AİHS m. 5 § 4) gereklerini

karşılamadığını ve dolayısıyla belirtilen hükmün ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

Başvurucunun kişi hürriyetinin ihlal edildiği

iddialarının, soruşturma, yargılama ve mahkûmiyet kararı sonrasında olmak üzere

her aşamada verilen tutuklama ve tutukluluğun devamına dair kararların

“görevli” olmayan mahkemelerce verilmesi, serbest bırakılma taleplerinin “ilgili”

ve “yeterli” gerekçe gösterilmeden reddedilmesi ve hüküm verildikten sonra

tahliye talebi hakkında karar verilmemesi kapsamında Anayasa’nın 19. maddesi

çerçevesinde olduğu görülmektedir.

31. Başvurucunun bu kapsamdaki beyanı şöyledir:

“Adalet

Bakanlığının görüşünün aksine “yetkili ve görevli mahkeme tarafından

yargılanmadığı” iddiasıyla adil yargılanma hakkının değil, kişi hürriyeti ve

güvenliğini güvence altına alan Anayasa’nın 19. maddesi hükümlerinin ihlal

edildiği ileri sürülmektedir.

Özgürlükten

yoksun bırakma halen devam ettiğinden ve başvuruda belirtilen hususlar

çerçevesinde zaman bakımından yetkisizlik ve süre aşımına ilişkin itirazların

reddedilmesi gerekir.”

32. Adalet Bakanlığının genel

olarak kabul edilebilirlik kapsamındaki görüşünün ilgili kısımları şöyledir:

“Başvurucunun söz konusu hakka ilişkin

şikâyetlerinin bir kısmının, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruları kabul

etme tarihi olan 23 Eylül 2012 tarihinden (zaman yönünden yetkisinin başladığı

tarihten) önce gerçekleştiği ve bu türden şikâyetlerin “zaman yönünden

yetkisizlik” itirazıyla karşılaştığını Anayasa Mahkemesinin dikkatine

getirmektedir.

Başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle

ilgili olarak AİHM kararları (AİHM, Rahman / Türkiye, no.9572/05, 15 Şubat

2011, par. 22; Zeki Şahin / Türkiye, no.28807/05, 22 Şubat 2011, par. 26;

Tokmak / Türkiye, no.16185/06, 16 Şubat 2010, par. 27; Yiğitdoğan

/ Türkiye, no. 20827/08, 16 Mart 2010, par. 22) ve

Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda daha önce verdiği kararlar ile 5 Ağustos 2013

tarihli ilk derece mahkemesinin esasa ilişkin kararı birlikte değerlendirildiğinde,

başvurucunun [insan hakları yargılaması anlamında] tutukluluğunun 5 Ağustos

2013 tarihinde sona erdiği görülmektedir. Başvuru tarihi dikkate alındığında,

uzun tutukluluk ve buna bağlı diğer şikâyetlerin 30 günlük başvuru süresinde

Anayasa Mahkemesi’ne sunulup sunulmadığı konusunda değerlendirmenin Anayasa

Mahkemesinin takdirinde olduğu düşünülmektedir.”

33. Adalet Bakanlığının görevli

mahkeme şikâyeti kapsamındaki görüşünün ilgili kısımları şöyledir:

“Anayasa’nın 148/3 ve 6216 sayılı Kanun’un

45/2 hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir.

Dolayısıyla, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından

değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır.

Başvurucu söz konusu iddiasını gerek savcılık

gerek ağır ceza mahkemesi önünde dile getirmiştir. Başvurucunun bu iddiası hem

savcılık iddianamesinde (2 Şubat 2012 tarihli İddianame, s. 3-8)

değerlendirilmiş hem de mahkeme tarafından 26 Mart 2012 tarihli celsede

değerlendirilerek reddedilmiştir.

Öte yandan, adil yargılanma (kanunla kurulmuş

mahkeme tarafından yargılanma) hakkına ilişkin boyutları da olan işbu şikâyet

açısından kanun yollarının henüz sonuçlanmadığı düşünülmektedir. Yukarıda

belirtildiği gibi, birbirine sıkı sıkıya bağlı olan bu iki hukuki sorunun

çözümü de ancak temyiz aşamasında Yargıtay tarafından kesin sonuca

kavuşturulacak niteliktedir. Dosyanın henüz temyiz aşaması sonuçlanmadığı için,

bu şikâyet açısından başvuru yollarının henüz tüketilip tüketilmediğinin

Anayasa Mahkemesince değerlendirmesi gerektiği düşünülmektedir.

Ayrıca belirtilmelidir ki, yasaların

uygulanması ve yorumlanması mahkemelerin yetkisinde olup, açıkça keyfi olmadığı

müddetçe derece mahkemelerinin kararlarının beklenmesi, başvuru yollarının

tüketilmesi açısından önemlidir. Benzer bir talep daha önce Yargıtay tarafından

incelenmiş olup, söz konusu talebin Yargıtayca

reddedildiği görülmektedir (9 Ekim 2013 tarihli Yargıtay 9. C.D. Kararı, Esas

No. 2013/9110 – Karar No. 2013/12351). Yargıtay’ın bu kararı da dikkate alınmak

suretiyle, ilk derece mahkemesinin somut olayda yasaları uygulayıp

yorumlamasının görev bakımından ulaştığı sonuç açısından açıkça keyfilik

taşıyıp taşımadığının Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğu düşünülmektedir.

Bilindiği gibi, AİHM içtihatlarına göre, keyfi

olmadığı müddetçe yasaların uygulanması ve yorumlanması yargı organlarının

yetkisinde olup, Sözleşme’nin 6. Maddesi açısından bu konudaki şikâyetler 4.

derece türündendir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin içtihatları da bu yönde

gelişmiştir (Anayasa Mahkemesi’nin 16.4.2013 tarih ve 2012/869 no’lu bireysel başvuru kararı, par. 20).

Sonuç olarak başvurucunun görevli olmayan

mahkeme tarafından özgürlüğünden yoksun bırakıldığı iddiası kabul edilebilirlik

ve esas yönünden incelenirken yukarıdaki bilgilerin de dikkate alınmasında yarar

bulunduğu değerlendirilmektedir.”

34. Başvurucunun bu kapsamdaki beyanı şu

şekildedir:

“Başvuruda

belirtilen şekilde soyut olarak mahkemenin görevli olmadığı yönünden bir itiraz

ileri sürülmediği, iddianamede yüklenen suç fiillerinin isnat edilen suçlar

kapsamında görülemeyeceği, suç fiilleri gerçekten işlenmiş ise bunun görevde

yetkiyi kötüye kullanma olacağı ve yargılama görevinin Yüce Divana ait olduğu

belirtilmektedir. Mahkemece bu hususta yeterli bir değerlendirme yapılmadan

keyfi bir yorumla sonuca ulaşılmıştır.”

35. Adalet Bakanlığının

tutuklulukta makul sürenin aşıldığı şikâyeti kapsamındaki görüşünün ilgili

kısımları şöyledir:

“23 Eylül

2012 tarihinden önce karara bağlanmış tahliye talepleri ile itiraz

incelemelerinin zaman yönünden yetkisizlik itirazı ile karşı karşıya bulunup,

bu duruma söz konusu kararların gerekçesine ilişkin şikâyetlerin de dâhil

olduğu değerlendirilmektedir.

Belirtilen tarihten sonraki duruma gelince,

başvurucu 5 Ocak 2012 tarihinde özgürlüğünden mahrum bırakılmış olup, 5 Ağustos

2013 tarihli ilk derece mahkemesinin esasa ilişkin kararı ile tutukluluğunun

sona erdiği görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun toplam tutukluluk süresi

bir yıl yedi ay olarak ortaya çıkmıştır.

AİHM kararlarına göre, bir suç işlediği

şüphesiyle bir kişinin hürriyetinden mahrum bırakılabilmesi için, ilgilin atılı

suçu işlediği yönünde makul şüphe (reasonable suspicion) ya da inandırıcı nedenlerin (raisons

plausibles) bulunması gerekli olup, bu gereklilik

tutukluluk açısından olmazsa olmaz bir koşuldur. Bu koşul, kişinin

tutukluluğunun devam ettirildiği her aşamada varlığını sürdürmeli ve makul

şüphenin ortadan kalktığı anda ilgili serbest bırakılmalıdır.

Makul şüphenin varlığı, elde edilen deliller,

somut olayın kendine özgü koşulları da dikkate alındığında, olaylara dışarıdan

bakan ve tamamen objektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olmalıdır.

Toplanan deliller objektif bir gözlemciye sunulduğunda, şüpheli ya da sanığın

atılı suçu işlemiş olabileceği yönünde gözlemcide kanaat oluşturmaya yeterli

ise, somut olayda makul şüphe vardır. Diğer bir ifade ile, inandırıcı neden ya

da makul şüphe, “suçlanan kişinin üzerine atılı suçu işlemiş olabileceğine dair

objektif bir gözlemciyi ikna etmeye yeterli olay, olgu veya bilginin varlığını

gerektirmektedir [Fox, Campbell

ve Hartley / Birleşik Krallık, no. 12244/86 12245/86

12383/86, 30 Ağustos 1990, paragraf 32; O’Hara

/ Birleşik Krallık, no:

37555/97, par. 34).

AİHM

kararlarına göre, bir kişinin Sözleşme’nin 5/1-c hükmü kapsamında özgürlüğünden

yoksun bırakılabilmesi için, başlangıçta “makul şüphenin varlığı” yeterli olup,

tutukluluğun devam ettirilmesi açısından “makul şüphenin varlığını sürdürmesi”

gerekmektedir. Ancak, belirli bir sürenin ötesinde tutukluluğun devamı

açısından makul şüphenin varlığı tek başına yeterli olmayıp, özgürlükten yoksun

bırakmayı meşru kılacak gerçek bir kamu yararı gerekliliğinin varlığı

aranmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, tutukluluk süresinin makul

süreyi aştığı iddiasını içeren başvurularda verdiği kararlarda, tutukluluk

süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde

değerlendirilmesi mümkün olmadığını ve bir sanığın tutuklu olarak

bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine

göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır ( 2012/1303

nolu, 21 Kasım 2013 tarihli bireysel başvuru kararı; par.

51; 2012/1272 nolu, 4 Aralık 2013 tarihli bireysel

başvuru kararı).

Tutukluluğunun

makul süreyi aştığı şikayetinin kabul edilebilirlik şartları ve esas yönünden

incelenmesi değerlendirmesinin, başvuranın yargılandığı davanın kapsamı ve

kendine özgü karmaşıklık düzeyi, yargılama makamının yargılamayı kendinden

beklenen her türlü dikkat ve özeni gösterir şekilde sürdürüp sürdürmediği,

başvurucunun tutuklu kaldığı sürenin miktarı, yerel mahkemenin başvurucunun

tutukluluğunun devamına yönelik sunduğu ve özellikle 27 Temmuz 2012 tarihinden

beri kullandığı gerekçelerin, AİHM’ kararları da göz önüne alınmak suretiyle

değerlendirilmesi gerektiğini belirtilmektedir.”

36. Başvurucunun bu kapsamdaki beyanı

şöyledir:

“Başvuruda

belirtilen hususlar tekrar edilerek “ilgili” ve “yeterli” gerekçe

gösterilmeden, gerekçe “kişiselleştirilmeden” tutukluluğun sürdürülmesi kişi

hürriyeti ve güvenliğini ihlal etmektedir.

C. Değerlendirme

37. Başvurucunun kişi hürriyetinin ihlal

edildiği iddialarının, soruşturma, ilk derece yargılaması ve mahkûmiyet kararı

sonrasında olmak üzere her aşamada verilen tutuklama ve tutukluluğun devamına

dair kararların “görevli” olmayan mahkemece verilmesi,

serbest bırakılma taleplerinin “ilgili”

ve “yeterli” gerekçe

gösterilmeden reddedilmesi ve hüküm verildikten sonra tahliye talebi hakkında karar

verilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği kapsamında olduğu

görülmektedir.

38. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci,

üçüncü, yedinci ve sekizinci fıkralarının ihlal edildiği iddialarını

içeren başvurunun ilk derece yargılaması ve mahkûmiyet kararı sonrası aşamalar

kapsamında Adalet Bakanlığı görüşü ve başvurucu beyanları dikkate alınarak

kabul edilebilirlik yönünden incelenmesi gerekmektedir.

1. Kabul

Edilebilirlik

a. İlk Derece Yargılaması Aşamasındaki Tutma Yönünden

39. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir.”

40. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı

47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. …”.

41. Başvurucu özetle, kanunen “görevli” olmayan bir yargı merciince

verilen kararlarla, “ilgili” ve “yeterli” gerekçe gösterilmeden, kanuni

ifadelerin tekrarıyla makul süreyi aşan biçimde tutukluluğun devam ettirildiğini ve adli

kontrole tabi olarak salıverilme imkânının göz önünde tutulmadığını

belirterek kişi hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

42. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak ifade edildikten sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve

şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum

bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin

hürriyetten yoksun bırakılması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında

belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 44). Anayasa’da yer alan kurallara benzer şekilde Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 5. maddesinin 1.

fıkrasında, herkesin özgürlük ve güvenlik hakkına sahip olduğu, anılan fıkranın

(a) ve (f) bentlerinde belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule

uygun olmadan hiç kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı

belirtilmiştir.

43. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.

maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki

temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile

uyumludur (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 44).

44. Kişi hürriyeti ve güvenliğine

ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama

yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir. İdare

organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk kurallarına uymakla

yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde

özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk

durumunun “kanuni” dayanağının

bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği

hâllerde ise hukuk devleti ilkesi gereği keyfiliği önlemek için, kanunun

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (B. No: 2012/239,

2/7/2013, § 45).

45. Buna göre, hürriyetten

yoksun bırakılma ancak Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan birinin varlığı halinde söz konusu olabilir. Kişilerin hürriyetinin

kısıtlanabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Bu çerçevede Anayasa’nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini ve

değiştirilmesini önlemek maksadıyla hâkim kararıyla tutuklanabilir.

Tutuklamanın kanunda öngörülen şekil ve şartlara uygun olması gerekir. AİHS’nin

5. maddesinin 1. fıkrasında ise, (a) ve (f) bentlerinde belirtilen hallerde

yapılabileceği öngörülen özgürlükten yoksun bırakmanın “yasanın öngördüğü usule uyularak” yapılabileceği

belirtilmektedir.

46. Anayasa’nın 19. maddesinde “kanunda öngörülen şekil ve şartlara” ve

AİHS’nin 5. maddesinde “yasanın öngördüğü

usule” uygun olma ölçütü dikkate

alındığında özgürlükten yoksun bırakmada “kanunilik”

koşuluna sıkı biçimde uyulması gerekmektedir.

47. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun

yolunda çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun

olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla

belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma

amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla,

tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726,

2/7/2013, § 30).

48. Ancak kişi hakkında ilk

derece mahkemesinde hüküm verilmiş ise bireysel başvuru açısından talep, “bir suç isnadına bağlı olarak tutukluluğun”

hukuka aykırılığının tespitiyle sınırlı kalacaktır (B. No: 2012/726, 2/7/2013,

§ 31).

49. Kişi serbest bırakılmadan

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa,

mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumda

kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına

bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru

incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi

arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş

olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta

erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya

hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir

tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona ermektedir. Bu açıdan

mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini

tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla

mahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını

AİHS’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma” olarak

değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 33).

50. “Suç

isnadına bağlı olarak” özgürlükten yoksun bırakılma hali AİHS’nin 5. maddesinin 1.

fıkrasının (c) bendi kapsamında, “mahkûmiyet

sonrası tutma” olarak değerlendirilen özgürlükten yoksun bırakma

hali ise 5. maddenin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında değerlendirilmektedir.

Her iki durumda da özgürlükten yoksun bırakma sonucunu doğuran kararların “yasanın öngördüğü usule uygun” olma

koşulunu sağlaması gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır.

51. “Bir suç

isnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen

sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı

durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.

Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece

mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 66).

Belirtilen tarihler arasında geçen süre esas alınarak “bir suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen sürenin makul olup olmadığı

değerlendirmesi yapılacaktır.

52. Somut olayda başvurucu isnat

edilen suçlar nedeniyle 5/1/2012 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından

ifadesinin alınması sonrasında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/1/2012

tarih ve 2012/10 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Tutuklu olarak devam

eden yargılamada mahkûmiyet kararının açıklandığı 5/8/2013 tarihinde tutukluluk

hali bu anlamda sona ermiştir.

53. Başvurucunun 5/8/2013

tarihine kadar “bir suç isnadına bağlı

olarak” özgürlüğünden yoksun bırakıldığı, 5/8/2013 tarihinden sonra

özgürlükten yoksun bırakmanın “mahkûmiyet

sonrası tutma” kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.

54. Bu belirlemeler karşısında, “görevli” olmayan bir mahkemece verilen gerekçesiz

kararlarla “suç isnadına bağlı

olarak” özgürlükten yoksun bırakılma iddialarına dayanan bireysel

başvurunun, ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına karar

verilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra ve serbest bırakılma

dışında, nihayet bu durumun ortadan kalktığı mahkûmiyet kararından itibaren

süresi içinde yapılması gerekir. AİHM de, mahkumiyet

kararından itibaren altı ay içinde yapılmayan “bir

suç isnadına bağlı tutukluluk” kapsamındaki başvurunun süresinde

olmadığını belirtmiştir (Atalay Öztürk /

Türkiye, (KK) B. No: 54890/09, 7/1/2014, § 37-41)

55. Bireysel başvurunun kabul

edilebilirlik şartlarından biri başvuru süresidir. Süre, başvurunun her

aşamasında dikkate alınması gereken bir usul şartıdır.

56. Bireysel başvuruların, 6216

sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün

64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (B. No: 2013/2001, 16/5/2013, § 14,15).

57. Somut olayda tutuklu olarak

devam eden yargılamada mahkûmiyet kararının açıklandığı 5/8/2013 tarihinde “bir suç isnadına bağlı olarak” tutulma

hali sona ermiştir.

58. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci,

üçüncü ve yedinci fıkralarının ihlal edildiği şikâyetleri yönünden başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.

b. Mahkûmiyet

Kararından Sonraki Tutma Yönünden

59. Başvurucu hakkında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya

veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” ve “Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme” suçlarından

açılan davada, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı

dosyasında 5/8/2013 tarihli kararıyla, başvurucunun eylemlerinin bir bütün

halinde “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye

Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs” suçunu oluşturduğu belirtilerek müebbet hapis cezasıyla

cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.

60. Başvurucu yargılama sonunda

mahkûmiyet kararıyla birlikte verilen tutukluluğun devamına dair karara

12/8/2013 tarihinde itiraz etmiş ve itiraz 22/8/2013 tarihinde reddedilmiştir.

61. Açıklanan hükme ilişkin

gerekçeli karar henüz dosyasına konulmamıştır.

62. Başvurucu mahkûmiyet kararı

sonrasında hükmen tutuklu olduğu dönemde tahliye talebinde bulunmuş, İstanbul

13. Ağır Ceza Mahkemesi 31/12/2013 tarihinde talep hakkında karar verilmesine

yer olmadığına karar vermiştir. Bu karara yapılan itiraz İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin 20/1/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

63. Başvurucu, kendisine isnat

edilen suçlamalara konu eylemlerin görevle ilgili olması nedeniyle Anayasa’da

öngörülen Yüce Divan dışında bir mahkemece yürütülen yargılama sonunda verilen

mahkûmiyet kararıyla tutukluluk halinin devam ettiğini belirtmekte, mahkûmiyet

kararından sonraki aşamada “suç şüphesi”

dışında tutuklama nedeni olarak kabul edilen diğer hususlar ile adli kontrol

hükümleri değerlendirilerek tahliye talebi hakkında bir karar verilmesi

gerektiğini ifade etmektedir.

64. Hukukun öngördüğü usule uygun olma şartı

bakımından kanunen “görevli”

olmayan bir yargı merciince verilen mahkûmiyet kararı kapsamında tutulma hali

devam ederken mahkûmiyet kararının gerekçesinin yasal süre aşılmasına rağmen

açıklanmaması ve tahliye talebi hakkında karar verilmemesi nedeniyle kişi

hürriyetinin ihlal edildiği ileri sürülmektedir.

65. Başvurucunun, yargılama makamının

görevine ve mahkûmiyet kararının gerekçesinin yasal süre içinde dava

dosyasına konulmaması nedeniyle tahliye talebi hakkında karar verilmemesine ilişkin

şikâyetlerinin dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Özgürlükten yoksun

bırakmanın “görevli” olmayan

yargı merciince verilen karar nedeniyle “kanuni”

olmadığı yönündeki şikâyete ilişkin başvurunun, tutulma hali devam ettiği

sürece olağan kanun yolları tüketildikten sonra yapılması mümkündür.

66. Mahkûmiyet kararı sonrasındaki hükmen

tutukluluğa ilişkin şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başkaca bir kabul

edilemezlik nedeninin de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

67. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci, ikinci, üçüncü, yedinci ve sekizinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları

kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş

hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;

bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak

ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı

veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine

getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde

veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir

müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun

olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek

isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı

verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden

yoksun bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.

Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

…

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa

sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı

halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı

merciine başvurma hakkına sahiptir.”

68. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin 5. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda

belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse

özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından

verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun

olarak tutulması;”

…

c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için

inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra

kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı

halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;

…

3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca

yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev

yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu

olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince

serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır

bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.

4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun

kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre

içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı

ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”

69. Başvurucu, mahkûmiyetle

birlikte hükmen tutukluluğuna karar verilmesine 12/8/2013 tarihinde itiraz

etmiş, itiraz usulüne göre yapılan değerlendirme sonunda 22/8/2013 tarihli

kararla itiraz kesin olarak reddedilmiştir (§ 14).

70. Başvurucunun 5/8/2013 tarihli mahkûmiyet

kararı sonrasında hükmen tutuklu olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

Dolayısıyla başvurucunun durumu Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

anlamında “suç şüphesine bağlı tutma”

kapsamından çıkmış, ikinci fıkra bağlamında “bir

mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmaya” dönüşmüştür. Bu aşamada

ilgili mevzuat gereği, özgürlükten yoksun bırakmanın dayanağı olan hükmün

gerekçesi hükümle birlikte tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından

itibaren en geç on beş gün içinde dava dosyasına konulmalıdır.

71. Ayrıca 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesi, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya

sanığın salıverilmesini isteyebileceği, şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin

devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verileceği, dosya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki kararın

Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verileceği

hükümlerini içermektedir.

72. İlk derece mahkemesindeki yargılamanın

sona erdiği davada temyiz incelemesinin yapılabilmesi için öncelikle gerekçeli

kararın dava dosyasına konulması, sonrasında temyiz talebinde bulunan

tarafların açıklanan hükme dayanak teşkil eden gerekçeye ilişkin varsa

itirazlarını bildirme imkânına sahip olmaları gerekmektedir.

73. 5/8/2013 tarihinde açıklanan nihai

karara ilişkin gerekçe başvuru tarihi itibarıyla dava dosyasına

konulmadığından, temyiz incelemesinin yapılması için dosyanın Yargıtaya gönderilmesinin ve tahliye talebi hakkında ilgili

Yargıtay Dairesince bir karar verilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir.

74. Başvurucunun şikâyetlerinin temeli,

hürriyetten yoksun bırakılmaya ilişkin kararların “görevli” olmayan mahkemece verilmesi, “ilgili” ve “yeterli” gerekçe olmaksızın

hürriyetten yoksun bırakmanın “makul süreyi”

aşan bir şekilde sürdürülmesidir. Başvurucu Anayasa’nın 36. ve 37. maddeleri

ile AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında güvence altına alınan “yasayla kurulmuş bir yargı organı tarafından

yargılanma” kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmemektedir. Bu aşamada başvurucu hürriyetten yoksun bırakılmaya ilişkin

kararları alan yargılama makamının yetkisizliğinden ve bu kararların anayasal

ilkelere aykırılığından şikâyet etmektedir.

75. Başvurucuya isnat edilen

suçların soruşturma ve kovuşturmayı yürütecek yargı mercilerinin tayinine esas

alındığı, işlendiği iddia edilen suçlar (cebir

ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya

görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurma ve yönetme)

göz önüne alınarak mahkemenin görevine ilişkin itirazların yargılama sürecinde

reddedildiği ve sonuçta yargılamaya devam edilerek nihai kararın verildiği

görülmektedir.

76. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 2/2/2012 tarihli iddianamesiyle “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan

kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” ve “silahlı terör örgütü kurma ve yönetme” suçlarından

başvurucunun 6/1/2012 tarihinden itibaren tutuklu olarak yargılandığı dava

sonunda, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 5/8/2013 tarihli kararla başvurucunun

eylemlerinin bir bütün halinde “cebir ve

şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya

görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçunu oluşturduğunu

belirterek sadece bu suçtan mahkumiyetine karar vermiştir. Başvurucunun ayrıca “silahlı terör örgütü yönetme” suçundan

mahkûmiyetine karar verilmemiştir.

77. İddianamenin sonuç kısmında

yer aldığı şekliyle başvurucunun isnat edilen suçları, “Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün amaçları

doğrultusunda, askeri bir darbe ortamı oluşturmak amacıyla, belirtilen internet

siteleri ve bu siteleri meşrulaştırmak amacıyla düzenlenen andıç

vasıtasıyla kara propaganda ve dezenformasyon faaliyetlerini icra ve organize ederek,

örgütün amaçları doğrultusunda yapmış olduğu basın açıklamaları ve değişik

faaliyetlerle devam eden Ergenekon Silahlı Terör Örgütüne yönelik soruşturma ve

kovuşturmaları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunarak,

Devlet yöneticilerini baskı altına almak, Devlet otoritesini zaafa uğratmak, bu

hususta gerektiğinde kamu düzenini bozup ülkede kaos ve düzensizlik ortamı

oluşturmak, halkı Devlet yöneticilerine karşı kışkırtmak ve anarşi ortamı

oluşturmak, böylece cebir ve şiddet yöntemleriyle hükümetin görevlerini

yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ederek, suç tarihi

itibariyle konumu ve diğer şüpheliler üzerindeki etkisiyle ara yönetici

sıfatıyla psikolojik harekat faaliyetini yöneterek, örgüt üyelerini

yönlendirerek” işlediği ifade edilmektedir.

78. Başvurucunun, eylemlerin

nitelendirilmesine ve bu kapsamda yargılama görevinin Yüce Divan’a ait olduğuna

ilişkin itiraz ve iddialarının yukarıda belirtilen olgular dikkate alındığında

objektif olarak dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Bu kapsamdaki

itirazın özgürlükten yoksun bırakmanın kanunun öngördüğü usule uygun olması

ölçütü yönünden değerlendirilmesi gerekir.

79. Başvuru konusu yargılamada

temyiz süreci sonuçlanmadığından yukarıda belirtilen hususlarda yargısal

başvuru yolları henüz tüketilmemiştir. Bununla birlikte, özgürlükten yoksun

bırakılma kapsamında bu aşamada da anayasal güvencelerin bulunduğu

görülmektedir. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan “Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini

ve kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir” kuralı gereğince özgürlükten

yoksun bırakmanın “kanuni” olup

olmadığının “kısa sürede” incelenmesi

gerekir.

80. Anayasanın bu hükmü uyarınca

hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla

yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Fıkrada kısıtlama sebebi

bakımından bir ayrım yapılmadığından, başvuru hakkı kuvvetli suç şüphesi ve

tutuklama nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılma ile sınırlı değildir.

Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen özgürlükten yoksun

bırakılma hallerinde de bu güvence geçerlidir.

81. Özgürlükten yoksun

bırakmanın hukuka uygunluğu kavramı, buna karar veren merciin kanunen yetkili

olmasını da kapsamaktadır. Bu çerçevede, başvurucunun kendisi hakkında karar

veren mahkemenin görevli olmadığı, yargılama görevinin Yüce Divan’a ait olduğu

yönündeki itirazının özgürlükten yoksun bırakmanın hukukiliğine ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

82. İsnat edilen suçlara ilişkin

eylemlerin nitelendirilmesinin, davanın Yüce Divan’da görülmesi gerektiği

iddiasıyla doğrudan ilgili olduğu, bu çerçevede yargılama merciinin görevli

olmadığıyla ve eylemlerin nitelendirilmesiyle ilgili itirazların temyiz

merciince resen dikkate alınacağı açıktır.

83. Bununla birlikte, bu

hususlara ilişkin kesin bir yargısal karar verilinceye kadar başvurucunun

özgürlüğünün kısıtlanmasının devam edebileceği görülmektedir. Bu süre zarfında

başvurucunun, “hukukun öngördüğü usule uygun

olmadan” özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucu ortaya

çıkabilecektir. Bu nedenle, bu aşamada yargılama merciinin görevine ilişkin

itiraz dikkate alınarak başvurucunun telafi edilemez şekilde mağduriyetinin

ortaya çıkması ihtimalini hukuki çarelerle gidermek gerekir.

84. Hüküm tarihinden itibaren yedi ayı aşan

bir süredir gerekçeli kararın dosyaya konulmamış olması nedeniyle başvurucunun,

mahkûmiyete bağlı olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararın görevli olmayan

bir mahkeme tarafından verildiği, dolayısıyla özgürlükten yoksun bırakmanın

hukuki olmadığı yönündeki iddiasını temyiz mercii önüne götürememesi sonucu

ortaya çıkmıştır. Başvurucunun özgürlüğünden yoksun bırakılmasına ilişkin

kararın hukukiliğini temyiz mercii önünde denetletme hakkını kullanamamasının

hukuk güvenliği ve hukuki belirlilik ilkelerine uygun olduğu söylenemez.

85. İlk derece yargılamasında

verilen nihai karardan sonraki aşamada başvurucu, 31/12/2013 tarihinde

yargılamayı yapan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinden tahliye edilmesi

talebinde bulunmuştur. Bu tarih itibarıyla Mahkemece gerekçeli kararın

açıklanmadığı ve bununla birlikte talep hakkında “kovuşturma aşaması tamamlandığı ve hükmen tutukluluk kararına yapılan

itirazın reddine karar verildiği” gerekçesiyle karar verilmesine yer

olmadığına karar verildiği, bu nedenle işin esasına girilmeksizin talebe

ilişkin olarak etkili bir yargısal inceleme yapılmadığı görülmektedir. Bu durum

Anayasa’nın

19. maddesinin sekizinci fıkrasında güvence altına alınan hakkı işlevsiz hale

getirmektedir.

86. Açıklanan nedenlerle, hükmün

açıklanmasından itibaren geçen sürede gerekçenin açıklanmaması nedeniyle temyiz

incelemesinin yapılamadığı, özgürlükten yoksun bırakmanın hukuki olmadığı

iddiasının ve salıverilme talebinin temyiz merciince incelenemediği dikkate

alındığında adli kontrol hükümleri de değerlendirilerek talep hakkında

yargılamayı yürüten mahkemece bir karar verilmesi gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın

19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

87. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi

yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm

altına alınmıştır.

88. Başvuruda, Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

Başvurucunun manevi tazminat talebi bulunmamaktadır. Kişi hürriyeti ve

güvenliği kapsamındaki ihlalin ortadan kaldırılması amacıyla başvurucunun

tahliye talebinin esası hakkında adli kontrol hükümleri de dikkate alınarak yargılama

makamınca bir karar verilmesi gerekmektedir.

89. Başvurucu tarafından yapılan

206,10 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. İlk derece yargılamasında

devam eden özgürlükten yoksun bırakılma kapsamındaki şikâyetlerinin “süre aşımı” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Mahkûmiyet kararının

gerekçesinin yasal süre içinde dava dosyasına konulmaması nedeniyle tahliye talebi

hakkında karar verilmemesi şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Özgürlükten yoksun bırakmanın hukuki

olmadığı iddiasının Mahkemesince etkili bir şekilde incelenmeden reddedilmesi

ve mahkûmiyete ilişkin gerekçeli kararın açıklanmamasından dolayı Yargıtay

önüne götürülememiş olması nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği kapsamında Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Gereğinin yapılması ve başvurucunun

tahliye talebi hakkında karar verilmesi amacıyla karar örneğinin Mahkemesine

gönderilmesine,

D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

6/3/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Muharrem İlhan KOÇ Başvurucu : Mehmet İlker BAŞBUĞ Vekilleri : Av. Prof. Dr. Fatih Selami MAHMUTOĞLU Av. İlkay SEZER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/912, 6 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Adalet
  15. Aihm
  16. C. Değerlendirme
  17. B. Özgürlükten yoksun bırakmanın hukuki
  18. C. Gereğinin yapılması ve başvurucunun
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/912
Tarih
6 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Can Cemal Pulak Başvurusu (B. No: 2013/5250)
  • Mehmet Çiftlik Başvurusu (B. No: 2013/5733)
  • Cüneyt Kartal Başvurusu (B. No: 2013/6572)
  • Mustafa Bayrı Başvurusu (B. No: 2013/5718)
  • Gülsim Genç Başvurusu (B. No: 2013/4439)
  • Fatih Birol ve Remziye Birol Başvurusu (B. No: 2013/19)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.