İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Kaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6979)

Celal

Başvuru No2013/6979Tarih20 Mayıs 2015Okuma38 dk · 7.544 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Kaya Ve Diğerleri Başvurusu İkinci Bölüm

Karar tarihi
20 Mayıs 2015
Başvuru Numarası
2013/6979
R.G. Tarih- Sayı
10/8/2015-29441
Başkan
Alparslan ALTAN
Üyeler
Serdar ÖZGÜLDÜR
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.544 kelime·38 dk okuma·12 bölüm

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Raportör : Cüneyt DURMAZ

Başvurucular : 1. Mehmet KAYA

2.

Ayşe Gürsel KAYA

3.

Yüksel BOZKUŞ

4.

Ümmü İMER

5.

Doğan KAYA

6.

Erdal KAYA

7.

Göksel CAYNALI

8.

Melek VARTÜRK

9.

Erdoğan KAYA

Vekilleri : Av. Adnan KAYA

I.

BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular,

ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan yakınlarının görevlilerin ihmali

sonucu hayatını kaybettiğini, olay hakkında etkin bir soruşturma yürütülmeyerek

kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, müteveffaya infaz koruma

memurları tarafından kötü muamelede bulunulduğunu belirterek; yaşam hakkının,

adil yargılama hakkının, etkili başvuru hakkının ve kötü muamele ve işkence

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru,

başvurucuların vekili tarafından 3/9/2013 tarihinde yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvuruda Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci

Bölüm Üçüncü Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm

tarafından 29/1/2014 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet

Bakanlığı tarafından 31/3/2014 tarihinde başvuru hakkında Anayasa Mahkemesine

sunulan görüş, başvuruculara 1/4/2014 tarihinde bildirilmiş, başvurucular

Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 24/4/2014 tarihinde sunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

1. Başvuru

formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

6. Başvurucuların

ikisinin çocuğu ve diğerlerinin kardeşi olan Erkan Kaya, 2009 yılından beri

Muğla E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Cezaevi) hükümlü olarak cezasını

çekmekte iken başvuruculardan baba Mehmet Kaya, 29/8/2012 tarihli dilekçesiyle

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuş ve oğlunun bir kısım hükümlü ve infaz

koruma memuru tarafından haraca bağlandığını, haraç vermemesi üzerine mahkumlar

tarafından dövüldüğünü, infaz koruma memurları tarafından işkenceye tabi tutulduğunu

ve hücreye atıldığını belirterek, oğlunun Aliağa Şakran Ceza İnfaz Kurumuna

naklinin yapılması talebinde bulunmuştur. Bu talep reddedilmiştir.

7. Erkan

Kaya, 7/1/2013 tarihinde kalmakta olduğu kısımda bulunan yatağı yakmış ve

yatağın alev alması sonucunda vücudunda yanıklar oluşmuştur. Bunun üzerine

hastaneye kaldırılan Erkan Kaya sevk edildiği İzmir Bozkaya Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde tedavisi devam ederken 19/1/2013 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

8. Olayın

meydana gelmesini müteakip Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık),

2013/290 sayılı dosyayla resen soruşturma başlatmıştır. Başvurucular da

4/2/2013 tarihli dilekçeyle, dosyanın tekemmülü ve delillerin toplanması

açısından önem arz edecek hususların dikkate alınması ve ölüm olayında kusurları

bulunan kişilerin tutuklanması talebinde bulunmuşlardır.

9. Müteveffanın

ağabeyi olan başvuruculardan Erdoğan Kaya’nın müracaatı üzerine, Başsavcılık

17/1/2013 tarihinde kendisinin ifadesini almıştır. Erdoğan Kaya ifadesinde

özetle; kardeşi ile aynı kurumda kaldığını, kardeşinin kendisini ve yatağını

yakmasının sebebinin verilen haksız disiplin cezaları olduğunu belirtmiştir.

Anılan kişi ifadesinde ayrıca, ilk dönemlerde kardeşi ile aynı koğuşta

kaldığını, koğuşta bulunan diğer kişiler ve infaz koruma memurlarıyla sorun

yaşadıklarını, idareye şikâyette bulunduklarını, şikâyetlerinin gereğinin

yerine getirilmediğini belirtmiştir.

10. Soruşturma kapsamında alınan

tanık beyanlarında, müteveffanın psikolojik sorunlarının bulunduğu ve daha önce

de benzer yatak yakma eylemlerinde bulunduğu belirtilmiştir.

11. Başsavcılık, 8/5/2013

tarihli ve Soruşturma No:2013/290, K.2013/1168 sayılı kararıyla; görevlilerce

yangına çok kısa sürede müdahale edildiği ve yangının kontrol altına alındığı,

olayda kurum personelinin ihmal ya da gecikmesinin söz konusu olmadığı ve ölüm

olayının İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığının 24/4/2013 tarihli raporuna göre

yanık ve komplikasyon olarak gelişen akut pnömoni sonucu meydana geldiğinin

anlaşıldığı gerekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığına (KYO) karar vermiştir.

12. Başvurucuların anılan karara

yaptığı itiraz, Fethiye Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 19/7/2013 tarihli ve

2013/1082 Değişik İş No’lu kararıyla, KYO kararında usul ve yasaya aykırı bir

yön bulunmadığından bahisle reddedilmiştir.

13. Bu karar, 6/8/2013 tarihinde

başvurucuların vekiline tebliğ edilmiş ve 3/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

2. Bakanlık

görüşünde ifade edildiği şekliyle başvuru konusu olay öncesi ve sonrası yaşanan

gelişmeler

14. 2012 yılının Ağustos ayında

infaz koruma görevlileri tarafından tutulan bir tutanakta; diğer tutuklu ve

hükümlülerin kendisinden duydukları rahatsızlığı cezaevi idaresine dile

getirmeleri ve bu hususta dilekçe vermeleri üzerine hastane dönüşü hükümlü

Erkan Kaya ile başmemurlukta görüşülerek nasihatlerde bulunulduğu, ancak

hükümlünün saldırgan davranışlar sergilediği, herhangi bir olaya sebebiyet

verilmemesi için hükümlü ile ağabeyi Erdoğan Kaya’nın müşahede kısmına

alındığı, her iki hükümlü ile tekrar konuşulup telkinlerde bulunulmaya çalışılırken

hükümlü Erkan Kaya’nın nereden elde ettiği bilinmeyen jilet parçasıyla koridora

fırlayarak görevli memurlara saldırmak istediği, etkisiz hale getirilerek

elindeki jilet parçasının alındığı, saldırgan tavırlarına devam eden hükümlünün

tehditlerde bulunduğu ve sakinleştirildikten sonra tekrar C Blok sağ müşahede

kısmına verildiği belirtilmiştir.

15. Cezaevi Disiplin Kurulu

Başkanlığı, Ağustos 2012 tarihli kararıyla, hükümlünün bir ay ziyaretçi

kabulünden yoksun bırakma ve 5 gün hücreye koyma cezası ile cezalandırılmasına

karar vermiştir. Hücre cezasına ilişkin bu karara yapılan itiraz, İnfaz

Hâkimliğinin 10/9/2012 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

16. Hükümlü, olay öncesinde

27/8/2012 tarihinde de kalmakta olduğu C Blok Sol Müşahede kısmında bulunan

odasındaki yatağını ateşe vermiştir. 27/8/2012 tarihinde, ceza infaz koruma

memurları tarafından bir tutanak tutulmuştur. Anılan tutanakta, hükümlü Erkan

Kaya’nın doktora muayene olmak için dilekçe verdiği, aynı zamanda sözlü olarak

da hastaneye gitmek istediğini söylediği, dilekçenin görevli infaz koruma

memuru tarafından onaylanarak kurum revirine gönderildiği, durumu hakkında

bilgi almak için görevli memur tarafından revire telefon açıldığında,

hükümlünün önceki hafta hastanedeki randevusunu kendi isteği ile dilekçe

yazarak iptal ettiği ve hastaneye gidebilmesi için kurum doktoru tarafından

sevk edilmesi ve tekrar hastaneden randevu alınması gerektiğinin söylendiği

belirtilmiştir. Tutanakta ayrıca, saat 11.00 sıralarında durum hükümlüye

bildirilmek için Müşahede kısmına çıkılıp anlatıldığında, hükümlünün görevli

memurlara hakaret ve küfür ettiği, “ben başmemurla görüşmek istiyorum,

sizinle işim olmaz, gidin bana müdürü çağırın, başmemuru çağırın.” dediği,

vardiya sorumlusuna durum anlatılıp tekrar hükümlünün yanına çıkıldığında

hükümlünün yatağı ateşe verdiğinin görüldüğü belirtilmiştir. Tutanağa göre,

görevli memurlarca hemen müdahale edilerek ateş söndürülmüş, yakmış olduğu

yatak odadan çıkarılmaya çalışılırken hükümlü orada bulunan müdür, başmemur ve

memurlara küfür, tehdit ve hakaretlerde bulunmuş, hükümlünün odası temizlenerek

tekrar odasına verilmiştir.

17. Bu eyleminden dolayı hükümlü

Erkan Kaya, Cezaevi Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 6/9/2012 tarihinde,

15 gün hücrede kalma cezası ile cezalandırılmış, hükümlünün başvurusu sebebiyle

Muğla İnfaz Hâkimliğince verilen 24/9/2012 tarihli ret kararına hükümlünün

itirazı üzerine, Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 9/10/2012 tarihinde, itirazın

reddine karar vermiştir. Hükümlü hakkındaki ceza infaz edilmiştir.

18. Ayrıca hükümlü hakkında,

Başsavcılığın 25/9/2012 tarihli ve 2012/4609 soruşturma, E.2012/1952 sayılı

iddianamesiyle, yakarak kamu malına zarar verme ve infaz koruma memurlarına

yönelik hakaret suçlarını işlediği iddiasıyla Muğla Asliye Ceza Mahkemesinde

kamu davası açılmıştır.

19. Hükümlü hakkında ayrıca,

Başsavcılığın 2/10/2012 tarihli iddianamesiyle, 13/8/2012 tarihinde infaz

koruma memurlarına yönelik jiletle yaralamaya teşebbüs, görevli memurlara

hakaret, tehdit suçlarını işlediği gerekçesiyle Sulh Ceza Mahkemesinde kamu

davası açılmıştır. Bir kısım infaz koruma memurları hakkında ise, görevi kötüye

kullanma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Bu

kararda, hükümlü Erkan Kaya’nın 17/7/2012 tarihli dilekçesi ve Cezaevi İdare ve

Gözlem Kurulu Başkanlığının kararına istinaden idari nedenlerle tekrar D-7 nolu

odaya yerleştirildiği, kurum yetkilileri üzerine atılı bir suç ve suç unsuru

bulunmadığı belirtilmiştir.

20. 9/11/2012 tarihinde, Cezaevi

Disiplin Kurulu Başkanlığı, hükümlü hakkında, 30/10/2012 tarihinde tutulan bir

tutanağa istinaden birtakım disiplinsiz davranışları sebebiyle, 1 ay ziyaretçi

kabulünden yoksun bırakma, 10 gün hücrede kalma cezası ile cezalandırılması

kararı vermiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz da, İnfaz Hâkimliğinin

28/11/2012 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

21. Hükümlü Erkan Kaya’nın

Cezaevi Müdürlüğüne sunduğu 28/12/2012 tarihli dilekçesinde, 18/12/2012 ila

28/12/2012 tarihlerinde hücre cezasını yattığını, kendi isteği ile bir hafta

daha Müşahede kısmında kalmak istediğini belirterek, gereğinin yapılmasını

talep ettiği görülmektedir.

22. 4/1/2013 tarihinde infaz

koruma memurları tarafından tutulan bir tutanakta, Cezaevi sol Müşahede kısmı 5

no’lu odada kendi isteğiyle kalmakta olan hükümlü Erkan Kaya’ya kalmakta olduğu

kısımdan alınarak koğuşa verileceği ve eşyalarını hazırlaması söylendiğinde,

hükümlünün nöbetçiye “kaldığım müşadiye kısmından çıkmayacağım, bununla

ilgili dilekçe de yazmayacağım, kimseyle görüşmeyeceğim” demesi üzerine

Erkan Kaya’nın bu kısımdan çıkarılmadığı belirtilmektedir.

23. 28/12/2012 tarihinde

bitirmiş olduğu hücre cezası sonrasında bir hafta daha müşahedede kalmak

istediğine dair talebinin idarece uygun görülmesi üzerine ve bu sürenin

bitiminde de 4/1/2013 günü kalmakta olduğu müşahede kısmından çıkmayacağına,

dilekçe yazmayacağına ve kimseyle görüşmeyeceğine dair beyanı üzerine tanzim

edilen tutanağa istinaden C Blok Sol Müşahede kısmındaki 5 no’lu bölümde

cezasının infazına devam edilirken, hükümlü Erkan Kaya 7/1/2013 tarihinde saat

08.38’de yatağını yakmak suretiyle yangına sebebiyet vermiştir.

24. Bu hususta infaz koruma

memurları tarafından 7/1/2013 tarihli bir tutanak imza altına alınmıştır. Bu

tutanağa göre, hükümlü odadan dışarı alınmaya çalışılırken sağ elinde demir

kısmı 3,5 cm tahta sapı 8,5 cm olan ucu sivri alet görüldüğü ve elinden

alınarak muhafaza altına alındığı, ayrıca yanan oda kontrol edildiğinde

hükümlünün lavabo ve fayansları kırdığının tespit edildiği belirtilmiştir.

25. 15/1/2013 tarihinde,

Cumhuriyet Savcısı tarafından yangına ilişkin görüntülere dair bir tutanak

tutulmuştur.

26. 17/1/2013 tarihinde, İnsan

Hakları Derneği İzmir Şubesi, Başsavcılık ile Ceza ve Tevkifevleri Genel

Müdürlüğüne (CTEGM) bir dilekçe göndermiştir. Bu dilekçede, başvurucu Mehmet

Kaya’nın kendilerine müracaat ettiği ve oğluna işkence yapıldığı, doktora

çıkarılmadığı, oğlunun tek kişilik hücreye atıldığı ve yatağını ateşe verdiği,

gardiyanların kapıları kilitlediği beyanlarında bulunduğu belirtilmiş ve

başvurucunun bu beyan ve iddiaları doğrultusunda gerekli tahkikatın yapılması

istenmiştir.

27. 18/1/2013 ve 20/1/2013

tarihlerinde, Cumhuriyet Savcısı, yangın olayıyla ilgili cezaevi görevlisi

dokuz kişinin tanık sıfatıyla beyanlarını almıştır.

28. 18/1/2013 tarihinde,

Başsavcılık, başvurucu Erdoğan Kaya’nın cezaevi görevlileri hakkında işkence

iddiası ile yaptığı şikayet üzerine başlatılan ve 2013/287 soruşturma nolu

dosya üzerinden yürütülen soruşturmada, kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermiştir. Kararda, Erdoğan Kaya’nın alınan ifadesinde, işkence yapılmasının

söz konusu olmadığını, ailesinin İzmir’de olması sebebiyle İzmir’e nakil

talebinin olduğunu belirttiği, kurum kayıtlarından kardeşi Erkan Kaya’nın

değişik tarihlerde kurum revirine çıkarıldığının belirlendiği, dolayısıyla

işkence iddiasının asılsız olduğu, can güvenliğinin sağlanmasına yönelik olarak

kuruma gerekli talimatın verildiği, adı geçenin herhangi bir problemi

olmadığının kendi beyanından anlaşıldığı, işkence iddiası ile ilgili olarak

yapılan soruşturma sonucunda herhangi bir suç ve suç unsuru bulunmadığı

belirtilmiştir.

29. Hükümlü Erkan Kaya’da olay

günü ele geçen sivri uçlu alet üzerinde yaptırılan kriminal inceleme sonucu

düzenlenen 28/1/2013 tarihli uzmanlık raporunda, örgü ve dantel işlerinde

kullanılan tığ olduğu, 6136 sayılı Kanun’a göre memnu olmadığı belirtilmiştir.

30. 30/1/2013 tarihinde, CTEGM,

İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi tarafından verilen dilekçede belirtilen

hususların titizlikle araştırılması için Başsavcılığa bir yazı göndermiştir.

31. İnsan Hakları Derneği İzmir

Şubesinin bu dilekçesi üzerine başlatılan soruşturma, ölüm olayına ilişkin

olarak Başsavcılık nezdinde yürütülen 2013/290 sayılı soruşturma dosyası ile

birleştirilmiştir.

32. 19/2/2013 tarihinde de aynı

Cezaevinde bulunan başka bir hükümlü olan İsmail Bulut’un tanık sıfatıyla

beyanı alınmıştır.

33. Hükümlü Erkan Kaya’nın 19/1/2013

tarihinde ölmesi sebebiyle, 20/2/2013 tarihinde, 27/8/2012 tarihinde yatak

yakma suretiyle kamu malına zarar verme, infaz koruma memurlarına yönelik

hakaret eylemleri nedeniyle hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine karar

verilmiştir.

34. 26/2/2013 tarihinde de,

hükümlü hakkında 13/8/2013 tarihinde infaz koruma memurlarına yönelik

yaralamaya teşebbüs, hakaret, tehdit suçlarından açılan kamu davasının sanığın

ölmüş olması sebebiyle düşmesine karar verilmiştir.

35. Başvurucuların yakını Erkan

Kaya psikolojik sorunları nedeniyle zaman zaman kurum revirine çıkarak muayene

olmuş ve tabip tarafından anksiyete bozukluğu, polinöropati, depresif nöbet

teşhisleri konularak kendisine çeşitli ilaçlar verilmiş ve kullandırılmıştır.

Cezaevinde bulunduğu son 5 aylık revir kayıtlarına göre hükümlü, çeşitli

rahatsızlıkları nedeniyle muhtelif tarihlerde toplam 24 defa kurum revirinde

muayene edilmiş, bu süre içinde 4 defa Muğla Üniversitesi Eğitim ve Araştırma

Hastanesine, 4 defa da İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülüp

getirilerek gerekli muayene ve tedavisi yaptırılmıştır.

36. Cezaevinde bulunduğu son

yedi ay içinde birçok kere hükümlü Erkan Kaya’nın Cezaevi idaresi tarafından

odası değiştirilmiş, son altı ayda kendisi hakkında verilmiş yedi ayrı disiplin

cezası kararı infaz edilmiştir.

37. Hükümlünün 7/1/2013

tarihinde müşahedede kaldığı odasındaki yatağı ile kaldığı yeri ateşe vermesi

sonucu ölümü ile ilgili olarak, Cezaevi görevlileri hakkında idari soruşturma

başlatılmış ve sonucunda 22/1/2013 tarihli ve 01 sayılı; 25/1/2013 tarihli ve

02 sayılı kararlarla cezaevi görevlilerinin ihmal ve kusurlarının bulunmadığı,

aksine tam zamanında ve doğru müdahalede bulundukları anlaşıldığından bahisle “disiplin

cezası verilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

38. 5275

sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapis

cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6. maddesi

şöyledir:

“ (1) Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda

gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:

a) Hükümlüler ceza infaz kurumlarında güvenli bir

biçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirler alınarak düzen, güvenlik ve

disiplin çerçevesinde tutulurlar.

b) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli bir

yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer

hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.

c) Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi

hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün kanun, tüzük ve

yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın

infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas

alınır.

d) İyileştirmeye gereksinimleri olmadığı saptanan

hükümlülere ilişkin infaz rejiminde, bu hükümlülerin kişilikleriyle orantılı

bireyselleştirilmiş programlara yer verilmesine özen gösterilir ve bu hususlar

yönetmeliklerde düzenlenir.

e) Cezanın infazında adalet esaslarına uygun hareket

edilir. Bu maksatla ceza infaz kurumları kanun, tüzük ve yönetmeliklerin

verdiği yetkilere dayanarak nitelikli elemanlarca denetlenir.

f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları

ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin

alınması zorunludur.

g) Hükümlünün infazın amacına uygun olarak kanun,

tüzük ve yönetmeliklerin belirttiği hükümlere uyması zorunludur.

h) Kanunlarda gösterilen tutum, davranış ve eylemler

ile kurum düzenini ihlâl edenler hakkında Kanunda belirtilen disiplin cezaları

uygulanır. Cezalara, Kanunda belirtilen merciler, sürelerine uygun olarak

hükmederler. Cezalara karşı savunma ve itirazlar da Kanunun gösterdiği

mercilere yapılır.”

39. 5275

sayılı Kanun’un “Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi”

kenar başlıklı 16. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“ (1) Akıl hastalığına tutulan hükümlünün cezasının

infazı geriye bırakılır ve hükümlü, iyileşinceye kadar Türk Ceza Kanununun 57

nci maddesinde belirtilen sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınır.

Sağlık kurumunda geçen süreler cezaevinde geçmiş sayılır.

(2) Diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmî sağlık

kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile

hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa

mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır.”

40. Anılan

Kanun’un “Akıl hastalığı dışında ruhsal rahatsızlığı olan hükümlülerin

cezalarının infazı” kenar başlıklı 18. maddesi şöyledir:

“(1) Hapsedilme ve diğer nedenlerden kaynaklanan akıl

hastalığı dışında ruhsal rahatsızlıkları bulunup da ruh ve sinir hastalıkları

hastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerek infaz kurumlarına geri

gönderilenlerin cezaları, belirlenen infaz kurumlarının mahsus bölümlerinde

infaz edilir.

(2) Birinci fıkrada belirtilenlerin cezalarının infazı

için belirlenen infaz kurumlarının ihtiyaç duyduğu uzman ve diğer tıp

görevlileri, Sağlık Bakanlığınca karşılanır.”

41. Anılan

Kanun’un “Hastalık nedeniyle nakil” kenar başlıklı 57. maddesi şöyledir:

“ (1) Hastaneye sevki zorunlu görülen hükümlü,

bulunduğu yere en yakın tam teşekküllü Devlet veya üniversite hastanesinin

hükümlü koğuşuna yatırılır.

(2) Bu hastanelere gönderilen hükümlülerin başka

yerlerdeki hastanelere sevki, sağlık kurulu raporuyla, acil ve yaşamsal

tehlikesi bulunması hâlinde, varsa biri hastalığın uzmanı olmak üzere iki uzman

hekim tarafından verilip, başhekim tarafından onaylanan ve hastalığın sebebi,

tedavinin hangi sebeple bulunduğu hastanede gerçekleştirilemediği, hastaya

nerede ve ne tür bir tedavi gerektiğini açıkça belirten bir raporla mümkündür.

Bu durumda da en yakın ve hükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversite hastaneleri

tercih edilir.

(3) Hükümlünün bu hastanelerde kontrol ve tedavisinin

devam edip etmeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi gerekir;

aksi hâlde hükümlü ait olduğu kuruma iade edilir.

(4) Hükümlü, acil hâller dışında özel sağlık kuruluşlarında

tedavi edilemez. Acil hâllerin varlığı hâlinde Adalet Bakanlığına bilgi

verilir.

(5) Hükümlü, sağlık nedenleriyle bulunduğu kurumda

kalmasının uygun olmadığı, kurum hekiminin önerisi ve en üst amirinin isteği

üzerine alınacak sağlık kurulu raporuyla belirlendiği takdirde, başka kurumlara

nakledilebilir.”

42. Anılan

Kanun’un “Hükümlünün muayene ve tedavi istekleri” kenar başlıklı 71.

maddesi şöyledir:

“ (1) Hükümlü, beden ve

ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi

olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için

hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya

üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.”

43. Anılan Kanun’un 78 ila 82. maddelerinde,

hükümlülerin muayene ve tedavisi, sağlık denetimi, hastaneye sevki ve infazı

engelleyecek hastalık hâline ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.

44. 6/4/2006 tarihli ve 26131

sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza

ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük” ile 5275 sayılı Kanun’da

belirlenen esaslar daha ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

45. Mahkemenin 20/5/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 3/9/2013 tarihli ve 2013/6979

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

46. Başvurucular, yakınlarının

psikolojik sorunu bulunmasına ve daha önceden de benzer yatak yakma

eylemlerinde bulunmasına rağmen, görevlilerin gerekli tedbirleri almaması sonucu

yaşamını yitirdiğini, müteveffaya infaz koruma memurları tarafından kötü

muamelede bulunulduğunu ve işkence yapıldığını, müteveffaya kötü muamelede

bulunan görevliler hakkında soruşturma başlatılmadığını ve müteveffanın

ölümünde ihmali bulunan görevliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiğini, bu karara yaptıkları itiraz üzerine Mahkeme tarafından Başsavcılıktan

mütalaa alındığını, fakat alınan mütalaanın kendilerine tebliğ edilmediğini, Mahkeme

tarafından duruşma yapılmadan ve kendileri dinlenilmeden karar verildiğini

belirterek, yaşam hakkının, kötü muamele ve işkence yasağının, adil yargılama

hakkının, etkili başvuru hakkının ve iki dereceli yargılama hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a.

İşkence ve Eziyet Yasağının İhlal Edildiği İddiası

47. Başvurucular, yakınları

Erkan Kaya’ya ölmeden önce infaz koruma memurları tarafından kötü muamelede

bulunulduğunu ve işkence yapıldığını, müteveffaya kötü muamelede bulunan

görevliler hakkında soruşturma başlatılmadığını iddia etmektedirler.

48. Bu iddialara yönelik olarak

Bakanlığın görüşünde, Erkan Kaya’nın 19/1/2013 tarihinde İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığınca yapılan ölü muayenesinde, cesette haricen müessir fiile emare

olabilecek travmatik darp, cebir ve şiddet bulguları ile ateşli silah, kesici

delici alet yarası bulunmadığının görüldüğü belirtilmiştir.

49. Yine benzer şekilde,

hükümlünün 20/1/2013 tarihinde İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığında yapılan klasik

otopsisi sonucunda düzenlenen rapor incelendiğinde, göbek çukurunun sol

tarafında 1x0.7 cm’lik belli belirsiz ekimoz dışında başka bir bulguya, bu

arada ateşli silah yarası ile kesici-delici alet yarasına rastlanmadığı

belirtilmiştir.

50. 18/1/2013 tarihinde,

başvurucu Erdoğan Kaya’nın iddiaları üzerine Başsavcılığın, cezaevi görevlileri

hakkında işkence iddiası ile başlattığı soruşturmada, kovuşturmaya yer

olmadığına karar verdiği görülmektedir. Kararda, işkence iddiası ile ilgili

olarak yapılan soruşturma sonucunda herhangi bir suç ve suç unsuru bulunmadığı

belirtilmiştir.

51. Başvurucu Mehmet Kaya’nın

İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi vasıtasıyla Başsavcılık ve CTEGM’ye

gönderdiği ve işkence iddialarının yer aldığı dilekçesinin ölüm olayına ilişkin

yürütülen soruşturma ile birleştirildiği, ölüm olayına ilişkin olarak 8/5/2013

tarihinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, herhangi bir kötü

muamele bulgusunun bulunmadığı belirtilmiştir.

52. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma

ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

53. Bireyin, bir devlet

görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder

biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının

bulunması halinde, olay hakkında etkili resmi bir soruşturmanın yürütülmesi

gerekmektedir (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25). Ancak, bu

konuda bir soruşturmanın başlayabilmesi için öncelikle işkence ve kötü muamele

konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. İddia edilen olayların

gerçekliğini tespit etmek için her türlü makul şüpheden uzak kanıtların varlığı

gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt, yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden

ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir. Ancak bu uygun

koşulların tespiti halinde bir soruşturma yükümlülüğünün bulunduğundan

bahsedilebilir (C.D., B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28).

54. Söz konusu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Şayet bu mümkün olmazsa, bu madde, sahip olduğu öneme rağmen

pratikte etkisiz hale gelecek ve bazı hallerde devlet görevlilerinin fiili

dokunulmazlıktan yararlanarak, kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında

bazen tek başına soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma

yapılmamış olması da kötü muamele teşkil edebilmektedir. Bu bağlamda

soruşturmanın derhal başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Tahir

Canan, § 25).

55. Başvuru konusu olay hakkında

yürütülen Başsavcılık soruşturmasında ifadeleri alınan cezaevi görevlilerinin ve

cezaevinde bulunan bir diğer mahkûmun ifadelerinde, Erkan Kaya’nın

başvurucuların iddia ettiği gibi bir muameleye maruz kaldığına yönelik herhangi

bir açıklama yapmadıkları veya bu kapsamda değerlendirilebilecek bir olaydan

bahsetmedikleri görülmektedir. Olay sonrasında yapılan ve Bakanlık görüşünde

değinilen, ölü muayene ve klasik otopsi işlemlerinde de bu yönde herhangi bir

bulgu bulunmadığı anlaşılmaktadır. Müteveffanın toplam 24 defa kurum revirinde

muayenesi yaptırılmış, bu süre içinde 4 defa Muğla Üniversitesi Eğitim ve

Araştırma Hastanesine, 4 defa da İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine

götürülüp muayene ve tedavisi yaptırılmıştır. Gerek başvuru dosyasında gerekse

soruşturma dosyasında, başvurucunun cezaevinde kaldığı sırada Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasına aykırılık teşkil edecek bir kötü muameleye maruz

kaldığı izlenimi doğuracak herhangi bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır.

56. Bir kimsenin, özellikle

içinde bulunduğu hassas durum da göz önüne alındığında, cezaevinde şiddete

maruz kaldığını kanıtlayacak doktor raporu elde etmesinin zor olabileceği

düşünülebilir. Bununla birlikte, müteveffanın ya da aynı Cezaevinde kalan ağabeyinin

tedavi işlemleri sırasında darp ve kötü muameleye ilişkin muayene ve rapor

talebinde bulunduğu veya başka bir doktor tarafından muayene edilmeyi istediği

hususunda da bir tespit yapılamamıştır. Başvurucuların, ilgili kötü muamele

iddialarını hem ceza soruşturması aşamasında sundukları şikâyet ve itiraz

dilekçelerinde hem de bireysel başvuru dilekçelerinde sadece genel olarak

açıkladıkları ve müteveffanın kendilerine anlattığı şekliyle olanlar hakkında

hiçbir ayrıntılı bilgi sunmadıkları görülmektedir.

57. Müteveffanın ağabeyi olan

Erdoğan Kaya’nın, kardeşinin ölümü öncesinde 16/10/2012 tarihinde, Muğla

Cumhuriyet Başsavcılığında incelendiği anlaşılan konu hakkındaki şikayetleri

hakkında da “Erkan Kaya’nın kurumunda sürekli olarak sorun yarattığı, görevli

personele hakaretlerde bulunduğu, koğuşun huzur ve düzenini bozmaya çalıştığı,

hücreye koyma cezası olmak üzere 2 ayrı ceza verildiği, görevli personelin

yasalar ve talimatlar çerçevesinde görevini yerine getirdikleri anlaşıldığından”

bahisle personel hakkında işlem yapılmadığı bilgisine yer verilmiştir. Bakanlık

görüşünde ifade edildiği üzere, 18/1/2013 tarihinde, Muğla Cumhuriyet

Başsavcılığı, başvurucu Erdoğan Kaya’nın kurum görevlilerinin işkence yaptığı

şikayeti üzerine başlatılan 2013/287 sayılı soruşturmada da, herhangi bir suç

ve suç unsuru bulunmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

vermiştir (§ 28).

58. Bu açıklamalar ışığında

somut başvuru değerlendirildiğinde, başvurucuların yakınının cezaevinde işkence

ya da kötü muamele gördüğünün ispat edilmesini mümkün kılar nitelikte her türlü

makul şüpheden uzak hiçbir kanıtın bulunmadığı, dolayısıyla Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki iddialarının soyut ve kanıtlanmamış

şikâyetlerden oluştuğu açıkça anlaşıldığından, başvurunun bu bölümünün “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b.

Yaşam Hakkının İhlal Edildiği İddiası

59. Başvurucuların Anayasa’nın

17. maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde,

şikâyetlerin kabul edilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken, bireysel

başvuru yoluna başvurmadan önce, kişilere, ihlale neden olduğunu ileri

sürdükleri işlem, eylem ya da ihmal için “kanunda öngörülmüş idari ve yargısal

başvuru yollarının” tamamını tüketmiş olmaları zorunluluğu getirildiği, başvuru

formunda, başvurucuların ceza soruşturması hariç kalmak üzere, şikayet konusu

edilen olay nedeniyle ilgili kişiler veya idare aleyhine tazminat davası

açtıklarına dair bir bilgi bulunmadığı, yetkililerce ihlalin tespit edilmesi ve

verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi halinde

mağdur sıfatının ortadan kalkacağı, ölüm olayının kasten meydana gelmemesi

durumunda, hukuki veya idari bir prosedür aracılığıyla sorumluların belirlenmesi

ve tazminat ödenmesinin yeterli olabileceği, bu hususta iç hukukta ilgili idare

kusurlu bulunarak hükmedilen tazminat kararlarının da bulunduğu ifade

edilmiştir.

60. Başvuru konusu olayda

yaşanan ölümün kasıtlı bir eylem sonucu meydana gelmediği ortadadır. Bu

durumda, yaşanan olayda yetkili ve sorumlu olan kişilerin muhakeme hatasını

veya dikkatsizliği aşan bir ihmalinin, yani olası sonuçların farkında

olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek olayda ortaya

çıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almama gibi bir

durumun bulunup bulunmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Çünkü bu gibi

durumlarda, birey kendi inisiyatifiyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olursa

olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine

hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin

ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 60-62).

61. Bu nedenle, başvurucuların,

Bakanlık görüşünde ileri sürülen, Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetleri

açısından başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği konusunda karar verebilmek

için somut olayda devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkını

korumak için sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem kurma” pozitif

yükümlülüğünün kapsamının ve başvuru konusu olayda eğer varsa bu yükümlülüğün

ne ölçüde yerine getirildiğinin tespiti gerekmektedir.

62. Açıklanan nedenlerle

başvurunun bu kısmının esas bakımından incelenmesi gerekmektedir.

c.

Etkili Başvuru ve Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

63. Başvurucuların, yaşam hakkı

ve işkence ve eziyet yasağına ilişkin iddialarının yanı sıra, Mahkeme

tarafından Başsavcılıktan mütalaa alındığı, fakat alınan mütalaanın kendilerine

tebliğ edilmediği, Mahkeme tarafından duruşma yapılmadan ve kendileri dinlenilmeden

karar verildiği ve iki dereceli yargılama yapılmadığından bahisle Anayasa’nın

36. ve 40. maddeleri ile AİHS’nin 13. maddelerinin ihlal edildiği yönünde

iddiaları bulunmaktadır. Başvurucuların bu yönlerdeki iddiaları yaşam hakkı

kapsamında yapılan incelemelerde değerlendirildiği için bu haklar kapsamında

ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

2. Esas Bakımından

İnceleme

a.

Yaşamı Korumak İçin Gerekli Tedbirlerin Alınmadığı İddiası Yönünden

64. Başvurucular, yakınları

Erkan Kaya’nın psikolojik sorunları bulunmasına ve daha önce de benzer yatak

yakma eylemlerinde bulunmasına rağmen görevlilerin gerekli tedbirleri almaması

sonucu yaşamını yitirdiğini iddia etmektedirler.

65. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın

17. maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, AİHM’nin

devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü devletin egemenlik alanında bulunan

kişileri intihara karşı korumayı kapsayacak şekilde yorumladığı belirtildikten

sonra konuya ilişkin AİHM kararlarına yer verilmiştir. Bakanlık, AİHM’nin bu

konudaki kararlarında, bireyin kendisine karşı bir risk oluşturduğunu biliyor

olması veya bilmesi gerektiği halde makul tedbirleri almamasının devletin

sorumluluğunu doğurabileceğini, bu itibarla, her türlü özgürlükten

mahrumiyetin, doğası gereği, tutuklu veya hükümlü kişinin psikolojisinin

bozulmasına neden olduğunu ve dolayısıyla bunun kırılgan ve korumasız bir

kişinin intihar etme riskini artırabileceğini, bu yüzden ulusal mevzuatın

cezaevi yetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatli olma görevi

yüklediğini ve tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının gereksiz yere

tehlikeye atılmasını önleyici tedbirler getirdiğini, bununla birlikte, intihar

olaylarında devletin yerine getirmesi gereken pozitif yükümlülüklerin

kapsamının belirlenmesinde, insan davranışlarının “öngörülemezliği”

ilkesinin de gözden kaçırılmaması gerektiğini belirttiğini ifade etmiştir.

66. Bakanlık görüşünde, somut

olayla ilgili şu değerlendirmeler yapılmıştır: Hükümlünün yatak yakma eylemi

dışında cezaevinde koğuş arkadaşlarıyla geçimsizliğinin olduğu, cezaevi

idaresine karşı saldırgan ve disiplinsiz davranışlarda bulunduğu, bu

hareketleri sebebi ile başta hücre cezası olmak üzere hakkında çok sayıda

disiplin cezası kararı verildiği ve bunların infaz edildiği, kurum

görevlilerine karşı eylemleri nedeni ile hakkında davalar açıldığı, ayrıca

hükümlünün pek çok kez odasının değiştirildiği, dolayısıyla, Erkan Kaya’nın

şiddetli bir ruhsal bozukluk içerisinde olduğu, ilgili şahsın sıkı bir şekilde

gözetim altında tutulması gerektiği, sağlığının korunması açısından yetkili

makamlar tarafından gerekli önleyici tedbirlerin alınması gerektiği, konu ile

ilgili görüşleri sorulan Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün

(CTGM) cevabî yazısında; hükümlünün psikolojik sorunları nedeniyle zaman zaman

kurum revirinde muayenesinin yapıldığı ve kurum tabibi tarafından anksiyete

bozukluğu, polinöropati, depresif nöbet teşhisleri konularak kendisine çeşitli

ilaçların reçete edildiği ve bu ilaçların kullanımının sağlandığı, ilgilinin

kendisine veya başkalarına zarar vermemesi için gerekli özenin gösterildiği,

ancak bu hususta kararlı olanların eylemlerini önleyebilmenin imkânsız olduğu, ayrıca,

hasta ve rahatsız olduğunu beyan eden hükümlü ve tutukluların kurumda tam gün

görev yapan aile hekimine gerekli muayene, tetkik ve tedavilerinin

yaptırıldığı, tabibin gerekli gördüğü durumlarda ise ilgili hastanelere

sevklerinin yapıldığının belirtildiği bilgilerine yer verilmiştir.

67. Bakanlık görüşünde ayrıca, başvurucuların,

tam olarak yakma olayının başlaması ile kurum görevlilerinin müdahalesinin

hangi saatlerde olduğu meselesinin kesin olarak belirlenemediği, müdahalede geç

kalındığı iddiasının her türlü şüpheyi kesin olarak ortadan kaldıracak şekilde

yanıtlanmadığı iddialarına karşılık gelmek üzere, CTEGM’nin cevabî yazısında,

yangına bir dakika on üç saniye içerisinde müdahale edilerek söndürüldüğü ve

hükümlünün odasından çıkarıldığı, ellerinde, dizinde ve sırt kısmında

yanıkların görülmesi üzerine vakit kaybedilmeden 112 Acil Servisin çağrılarak

hükümlünün İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldığı, olayın

kamera kayıtlarının da mevcut olduğu belirtilmiştir.

68. Başvurucular, başvurunun

esası hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, özetle, iddialarının açıkça itiraza

uğramadığını, yaşam hakkının ihlal edildiği hususundaki istemlerini

yinelediklerini ifade etmişlerdir.

69. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve

manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

70. Kişinin yaşam hakkı ile

maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,

devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif

yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki

alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son

vermeme, bunun yanı sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların ve diğer

bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

50,51).

71. Anayasa Mahkemesinin yaşam

hakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından

benimsediği temel yaklaşıma göre, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek

şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete,

elindeki tüm imkânları kullanarak, bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari

çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi

uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını

sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu

yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği

her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

52).

72. Bu kapsamda, bazı özel

koşullarda devletin kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de

bulunmaktadır (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, §

74). Cezaevlerinde gerçekleşen ölüm olayları için de geçerli olabilecek bu

yükümlülüğün ortaya çıkması için cezaevi yetkililerinin, kendi kontrolleri

altındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu

bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek; böyle

bir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler

çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her

şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekmektedir (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Keenan/Birleşik Krallık, B. No:

27229/95, 3/4/2001, § 90 ve 91, Tanrıbilir/Türkiye, B. No: 21422/93,

16/11/2000, § 74). Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine

aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 53; Sadık Koçak ve diğerleri,

§ 74). Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede, basit bir

ihmali veya değerlendirme hatasını aşan bir kusurun cezaevi yetkililerine

atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.

73. Tutuklanan veya hürriyeti

bağlayıcı cezasının infazına başlanan kişilerin, daha önce sahip oldukları pek

çok özgürlükten mahrum kalmaları ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte bir

değişim yaşamalarının doğal bir sonucu olarak, psikolojik sağlıkları

bozulabilmekte, dolayısıyla kırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bu kişilerin

intihar etme riski artabilmektedir. Bu nedenle, yasal ve ikincil

düzenlemelerin, cezaevi yetkililerine, bu kişiler hakkında daha duyarlı ve

dikkatli olma görevi yüklemesi ve tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının

tehlikeye atılmasını önleyici tedbirler alınmasını sağlaması gerekmektedir. Bu

amaçla, öncelikle, cezaevinde kalan kişilerin davranışlarının ve sağlık

durumlarının takip edilmesi ve gerektiğinde doktor muayenesine başvurulması,

diğer yandan, bu konuda meyli olduğu anlaşılanlar açısından, kendileri için en

uygun yerlerde kalmalarının temin edilmesi ve intihar eylemlerinde

kullanılabilecek kesici/delici eşyalara, kemer, çamaşır ipi veya ayakkabı

bağcıkları gibi eşyalara el konulması şeklinde bu tip risklerin azaltılmasına

yönelik önlemlerin alınması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Keenan/Birleşik Krallık, § 90 ve 91; Tanrıbilir/Türkiye, § 74).

74. Bu bağlamda, kişi

özgürlüğüne aşırı bir sınırlama getirmeyecek bir ölçüde, bir tutuklunun veya

hükümlünün kendine zarar verme ihtimalini en aza indirecek tedbirlerin alınması

yetkililerden beklenebilecektir. Bir hükümlü veya tutuklu açısından daha sıkı

tedbirlerin gerekip gerekmediği ve bunların uygulanmasının makul olup olmadığı,

başvuru konusu yapılan her bir somut olayın koşullarına göre değişecektir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.

Keenan/Birleşik Krallık, § 92).

75. Yaşam

hakkı kapsamında devletin, öncelikle yaşamı tehlikeye girebilecek kişilerin

yaşamını korumak için yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması

gerekmektedir (§ 71). Aynı yükümlülük cezaevlerinde bulunan kişilerin

yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir. Bu

kapsamda cezaevi yetkililerince yerine getirilecek takip, kontrol ve denetim

işlemleri ile bu konuda alınacak diğer tedbirlerin yukarıda yer verilen

mevzuatta ayrıntılı olarak düzenlendiği görülmektedir (§§ 38-44). Başvurucular

tarafından bu konuda ileri sürülen bir eksiklik bulunmadığı gibi, başvuru

konusu olay açısından, Anayasa Mahkemesi tarafından resen gözetilmesi ve

incelenmesi gereken bir hususun da bulunmadığı anlaşılmıştır.

76. Dolayısıyla mevcut

başvuruda, yukarıda yer verilen ilkeler çerçevesinde, öncelikli olarak cezaevi

yetkililerinin Erkan Kaya’nın kendini öldürme riskini bilip bilmediklerinin

veya bilmeleri gerekip gerekmediğinin ortaya konulması gerekmektedir.

77. Erkan Kaya’nın daha önce de,

ölümüne sebep olan 7/1/2013 tarihinde meydana gelen yatak yakma eylemine benzer

yatak yakma eyleminde bulunduğu, ayrıca psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle

tedavi için doktora gittiği anlaşılmaktadır (§§ 14-35).

78. Bakanlık görüşünde de ifade

edildiği üzere, Erkan Kaya’nın yatak yakma eylemi dışında cezaevinde koğuş

arkadaşlarıyla geçimsizlik yaşadığı, cezaevi görevlilerine karşı saldırgan ve

disiplinsiz davranışlarda bulunduğu, bu hareketleri sebebi ile Muğla Cezaevinde

bulunduğu süre içinde başta hücre cezası olmak üzere hakkında çok sayıda

disiplin cezası kararı verildiği ve bunların infaz edildiği, kurum

görevlilerine karşı eylemleri nedeni ile hakkında davalar açıldığı tespit

edilmiştir. Ayrıca hükümlünün bu süreçte pek çok kez odası değiştirilmiştir.

79. Erkan Kaya’nın özellikle de cezaevinde

geçirdiği son altı ayında saldırgan tavırlar sergilediği, görevliler ve

cezaevinde kalan diğer kişilerle sorunlar yaşaması nedeniyle çok sayıda ceza

aldığı ve koğuşunun değiştirildiği, 2009 yılından beri kendisine uygulanan

tedavi ve kullandığı ilaçları gösteren tablonun incelenmesinden de ilk bakışta

ortaya çıktığı üzere, aynı dönem içerisinde, yaşadığı psikolojik rahatsızlıklar

nedeniyle kendisine ilaç tedavisi uygulandığı ve yine aynı zaman dilimi içinde

bulunan Ağustos 2012’de aynı şekilde yatak yakma girişiminde bulunduğu dikkate

alındığında, daha sıkı bir şekilde gözetim altında tutulması gerektiği ve

kendisine ya da diğer kişilere zarar verme ve ölümüne neden olma riskinin

bulunduğunun cezaevi yetkililerince bilindiğinin, en azından bilinmesi

gerektiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

80. Bu durumda, somut olayın

koşullarında, Erkan Kaya’nın sağlığının korunması ve kendisine veya diğer

kişilere zarar vermemesi açısından yetkililer tarafından gerekli önleyici

tedbirlerin alınması gerektiği açıktır.

81. 5275 sayılı Kanun’da, ceza

infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini

korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması ve ayrıca, hapsedilme ve

diğer nedenlerden kaynaklanan ruhsal rahatsızlıkları bulunup da ruh ve sinir

hastalıkları hastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerek infaz kurumlarına

geri gönderilenlerin cezalarının, belirlenen infaz kurumlarının mahsus

bölümlerinde infaz edilmesi zorunluluğu öngörülmüştür.

82. Cezaevinde bulunan veya

askerlik vazifesini yerine getiren bir kişinin sağlığı ve güvenliği açısından

gerekli tedavi türünün ve kalması uygun olan yerin belirlenmesinin, o kişinin

bu konulardaki muhakeme yeteneğinin somut olayın şartları içerisinde sağlıklı

olmadığının açık olduğu durumlarda, sadece kendi tercihlerine göre yapılması

mümkün değildir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kılınç ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 40145/98, 7/6/2005, § 51, Kılavuz/Türkiye,

B. No: 8327/03, 21/10/2008, § 94).

83. Somut olayda, hükümlünün

Muğla Cezaevinde bulunduğu süre içinde pek çok kez kurum revirine çıktığı ve

psikolojik tedavi gördüğü, fakat bir defasında, revire çıkmak istemekle

birlikte, hastane randevusunu kendi isteği ile dilekçe yazarak iptal ettirdiği tespit

edilmiştir. Diğer yandan, Başsavcılık soruşturmasında ifadesi alınan

müteveffanın ağabeyi Erdoğan Kaya, daha önceki yatak yakma eyleminin nedeninin

kendisinin revire gönderilme talebinin reddi olduğunu ileri sürmüştür. Erkan

Kaya’nın, ölümünden hemen önce, Cezaevi Müdürlüğüne sunduğu 28/12/2012 tarihli

dilekçesinde, 18/12/2012 ila 28/12/2012 tarihlerinde hücre cezasını yattığını,

kendi isteği ile bir hafta daha cezaevinde “müşadiye” olarak adlandırılan

kısımda kalmak istediğini belirterek gereğinin yapılmasını talep ettiği ve bir

haftalık sürenin sonunda da Müşahede kısmından çıkarılmayı reddettiği

görülmektedir (§§ 21-22).

84. Erkan Kaya’nın cezaevinde

kalacağı yer konusundaki tercihleri ve tedavi taleplerinde sergilediği

tutarsızlıklar ile psikolojik sorunları bir arada değerlendirildiğinde,

yatağını yakarak ölümüne neden olmasında, bulunduğu yerin ve psikolojik

sağlığının yerinde olmamasının sadece kendisine bağlanması mümkün

görünmemektedir. Yukarıda değinildiği ve ilgili mevzuatta imkân tanındığı

üzere, sadece kendi iradesine bırakılmayacak şekilde, sağlık durumunun kontrol

altında tutulması ve kalacağı yerin belirlenmesi konularında bir tutuklunun

veya hükümlünün kendine zarar verme ihtimalini en aza indirecek tedbirleri

almaları yetkililerden beklenebilecektir. Erkan Kaya açısından, kendisinin

sürekli gözlem altında tutulması, uzman bir doktorun görüşleri doğrultusunda

gerektiğinde bir psikiyatri servisinde tedavi edilmesi, kendisine zarar vermek

veya intihar etmek için kullanabileceği nesneleri temin etmesinin engellenmesi

için cezaevinde kaldığı bölümün belirlenmesi ve günlük hayatının buna göre

düzenlenmesi gibi daha sıkı tedbirler alınması cezaevi yetkililerinden ve

ilgili sağlık birimlerinden beklenebilecektir.

85. Erkan Kaya’nın kalacağı

yerin belirlenmesi konusunda sağlıklı olmadığı ortada olan kendi

değerlendirmelerine göre kararlar verildiği, psikolojik rahatsızlıkları konusunda

sadece ilaçla tedavi öngören bir tedavinin takip edildiği, tedavi yöntemi

konusunda cezaevinin idari personeli ile cezaevinde ve diğer kurumlarda görevli

ilgili doktorlar arasında tedavinin şekli ve yerine ilişkin hükümlünün hastalık

derecesi dikkate alınarak birlikte bir değerlendirme yapıldığına dair bir

bilginin yer almadığı ve daha önce yaptığı gibi hükümlünün yatağı tutuşturmak

amacıyla kullandığı anlaşılan çakmağa ulaşmasının cezaevi görevlilerince

engellenememesi gibi somut olayın gerçekleşme koşulları birlikte

değerlendirildiğinde, cezaevi görevlileri tarafından yetkileri çerçevesinde

Erkan Kaya’nın ölümünün önlenmesi için gerekli tedbirlerin alındığı

söylenemeyecektir.

86. Açıklanan nedenlerle, yaşam

hakkının gerektirdiği yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

b.

Ceza Soruşturması Sürecine İlişkin İddialar Yönünden

87. Başvurucular, müteveffanın

ölümünde ihmali bulunan görevliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiğini, bu karara yaptıkları itiraz üzerine Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi

tarafından Başsavcılıktan mütalaa alındığını, fakat alınan mütalaanın

kendilerine tebliğ edilmediğini, Mahkeme tarafından duruşma yapılmadan ve

kendileri dinlenilmeden karar verildiğini belirterek, etkin soruşturma

yapılmadığını iddia etmektedirler.

88. Bakanlığın konu hakkındaki

görüşünde, öncelikli olarak, AİHM içtihatları uyarınca yaşam hakkı kapsamında

yürütülecek ceza soruşturmasının etkili olabilmesi için yetkililerin resen

harekete geçmesi, soruşturmakla görevli olan ve soruşturmayı yürüten kişilerin

olaylara karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olmaları, soruşturmanın,

ölenin ailesinin meşru çıkarlarının korunması için yeterli ölçüde kendilerine

açık olması, makul bir hızlılık içinde yürütülmesi, sorumluların

belirlenmelerine ve gerekirse cezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte

olması gerektiği ifade edilmiştir.

89. Bakanlık görüşünde, yine

AİHM kararlarına dayanılarak; somut olayda varılan sonuçla ilgili değil ancak,

bu sonucu doğuran araçlarla ilgili bir yükümlülüğün söz konusu olduğu, yetkililerin

somut olaya ilişkin delillerin toplanabilmesi için kendilerinden beklenen bütün

makul önlemleri almaları gerektiği, soruşturmada sorumlu kişi ya da kişilerin

tespit edilmesini engelleyebilecek nitelikteki her eksikliğin onun etkinliğine

zarar verebileceği, etkili bir yargısal denetim oluşturma şeklindeki pozitif

yükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası açılmasını veya her ceza davasında

mahkûmiyet kararı verilmesini gerektirmediği, mağdurlara idari ve hukuki dava

yollarının açık olmasının da yeterli görülebileceği belirtilmiştir.

90. Bakanlık görüşünde mevcut

başvuru ile ilgili olarak, başvurucuların yakını Erkan Kaya’nın ölümü sonrasında

Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir soruşturma yürütüldüğü, bu

soruşturma çerçevesinde kurum görevlilerinin tanık sıfatıyla beyanlarının

alındığı, adli soruşturma sonucunda; görevlilerce yangına çok kısa sürede

müdahale edildiği ve yangının kontrol altına alındığı, olayda kurum

personelinin ihmal ya da gecikmesinin söz konusu olmadığı ve ölüm olayının

yanık ve komplikasyon olarak gelişen akut pnomoni sonucu meydana geldiğinin

anlaşıldığı belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, bu karara

karşı başvurucular tarafından yapılan itirazın da, Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi

tarafından reddedildiği, yürütülen soruşturmada, kurum görevlilerinin olayın

çıkması sonrası olaya en kısa sürede müdahale ederek gerekli tedbirleri

aldıkları üzerinde durulduğu, ölüm olayıyla ilgili kurum personeli hakkında

ayrıca disiplin soruşturması yürütüldüğü, herhangi bir ihmal ve kusurlarının

bulunmadığından bahisle disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar

verildiği, başvurucuların ayrıca ihmali olduğunu ileri sürdükleri kurum

görevlileri hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik

itirazını inceleyen Fethiye Ağır Ceza Mahkemesinin duruşma yapmadan ve

kendilerini dinlemeden karar verdiği, Başsavcılıktan alınan mütalaanın

kendilerine tebliğ edilmediği iddialarının da yaşam hakkı kapsamında yürütülen

soruşturmanın etkililiği incelenirken değerlendirilebileceği ifade edilmiştir.

91. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı, özetle, bu bölüme ilişkin iddialarına tam karşılık gelecek

yanıtlar alamadıklarını, soruşturmayı yürütenlerin olaya karışmış kişilerden

bağımsız kişiler olmadıklarını ve soruşturma sürecine kendilerinin katılımının

sağlanmadığını ileri sürmüşlerdir.

92. Anayasa’nın 17. maddesinde

düzenlenen yaşam hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu

pozitif yükümlülüklerin (§ 71) usulî boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm

yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan

bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesini gerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğü

çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmi

bir soruşturma yürütmek durumundadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi halinde devletin

negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığının tam olarak tespit

edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, soruşturma yükümlülüğü, devletin bu madde

kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini oluşturmaktadır (Salih

Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

93. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülük her olayda mutlaka ceza soruşturması yürütülmesini

gerektirmemektedir. İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında mağdurlara

hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli

olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

Ancak, ihmal sonucu meydana geldiği ortada

olan somut olay açısından, yetkili ve sorumlu kişilerin muhakeme hatasını veya

dikkatsizliği aşan bir ihmalinin, yani olası sonuçların farkında olmalarına

rağmen kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek, olayda ortaya çıkan

riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almama gibi bir

durumun bulunup bulunmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Çünkü bu gibi

durumlarda, bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş

olursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler

aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17.

maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§

60-62).

94. Yaşam hakkı kapsamında

yürütülmesi gereken ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat

hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa

sorumluları ve sorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncü

tarafları belirli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı

verdiği, tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma

yükümlülüğü verdiği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 56).

95. Soruşturmanın etkililik ve

yeterliliğini temin adına soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve

ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün

delillerin toplanması gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57;

Sadık Koçak ve diğerleri, § 94 ).

96. Yürütülecek ceza

soruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de, teoride olduğu gibi

pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının

kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin

yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde

katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve Diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 58).

97. Yaşanan bir ölüm olayının

oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların

ödevidir. Ancak Anayasa Mahkemesinin, başvuru konusu olayın gelişim şeklini

anlayabilmek ve başvurucuların yakınlarının ölümünün “şüpheli” olduğuna

dair iddialarının soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından

karşılanıp karşılanmadığını nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın

oluşum şeklini incelemesi gerekebilmektedir.

98. Başvuru konusu olayda,

yürütülen soruşturma işlemlerine bakıldığında, başvurucuların yakını Erkan Kaya’nın

7/1/2013 günü yattığı yatağı yakması ve yaralanması, akabinde tedavi gördüğü

hastanede 19/1/2013 günü hayatını kaybetmesi olayı ile ilgili olarak Muğla

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen bir soruşturma yürütüldüğü, bu

soruşturma çerçevesinde, kurum görevlilerinin tanık sıfatıyla beyanlarının

alındığı, adli soruşturma sonucunda; görevlilerce yangına çok kısa sürede

müdahale edildiği ve yangının kontrol altına alındığı, olayda görevli kurum

personelinin ihmal ya da gecikmesinin söz konusu olmadığı ve ölüm olayının

yanık ve komplikasyon olarak gelişen akut pnömoni sonucu meydana geldiğinin

anlaşıldığı belirtilerek, kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği

görülmektedir.

99. Hâlbuki olayda,

başvurucuların da ileri sürdüğü ve yaşamı koruma yükümlülüğü konusunda inceleme

yapılan bölümde (§§ 64-86) ortaya konulduğu üzere, Erkan Kaya’nın ölümüne neden

olan eyleminden önce bu şekilde bir eylemde bulunabileceğine dair pek çok

belirti olduğu ve bu belirtiler dikkate alınarak yetkililerin daha ileri

düzeyde tedbirler almalarının kendilerinden beklenebileceği ortaya çıkmıştır.

Yürütülen soruşturmada da Erkan Kaya’nın önceki yatak yakma girişimi, cezaevi

görevlileri ve diğer mahkûmlarla yaşadığı sorunlar ve bunlara bağlı olarak

gerçekleşen yer değişimleri ve aldığı disiplin cezaları ile aynı dönemde

yaşadığı psikolojik sorunların, hem tutanaklarla cezaevi yönetimince kayda

alındığı, hem de soruşturma sürecinde başvurucular ve ifadeleri alınan cezaevi

görevlileri ve diğer bir mahkûm tarafından ifade edildiği tespit edilmiştir.

100.

Soruşturma kapsamında, ölüm olayının tüm yönlerini aydınlatabilmek ve

olası sorumluların tespiti açısından kritik öneme sahip olan; Erkan Kaya’nın

olay öncesi sağlık durumunun tespiti, kendisine uygulanan tedavi sürecinin

incelenmesi, uygulanan tedavi yöntemi ve yeri ile cezaevinde kalacağı bölümün

ne şekilde belirlendiğinin ve bu belirlemelerde Erkan Kaya’nın önceki yatak

yakma eylemi ile psikolojik sorunlarının ne derecede dikkate alındığının

araştırılması ve son olarak Erkan Kaya’nın yatağı tutuşturmak için kullandığı

çakmağı kimden ve ne şekilde elde ettiği ve bu durumdan görevi gereği olası sorumlu

kişilerin tespit edilmesi gibi konularda bir araştırma ve değerlendirmenin

yapılmamış olduğu görülmektedir.

101.

Olayın yukarıda yer verilen yönlerinin bulunmasına rağmen olaya ilişkin

olarak sadece yaşanan yangından sonra olaya müdahale noktasında yetkililerin

bir ihmallerinin bulunup bulunmadığı yönünden bir değerlendirme yapılıp KYO

kararı verilmesi nedeniyle, yürütülen soruşturmanın, ölüm olayının tüm

yönlerinin ortaya konulmasına ve olası sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân

tanıması zorunluluğunu karşılamaktan uzak olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

102.

Bununla bağlantılı olarak, soruşturma ve itiraz aşamasında,

başvurucuların, yukarıda değinilen olayın farklı yönlerine ilişkin iddialarının

KYO kararında ve itiraz üzerine verilen kararda karşılanmamış olması,

başvurucuların meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde

katılmalarına engel olmuştur.

103.

Soruşturmanın etkililiği konusunda bu bölümde

yer verilen değerlendirmeler bir bütün halinde ele alındığında, Başsavcılık

tarafından yürütülen soruşturmada yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya

konulamadığı, olası sorumlu kişilerin belirlenmediği ve ölenin yakınlarının

meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının

sağlanamadığı, dolayısıyla somut olayda yürütülen soruşturmanın teoride olduğu

gibi uygulamada da hesap verilebilirliği temin edemediği kanaatine varılmıştır.

104.

Açıklanan nedenlerle, yaşam hakkının gerektirdiği etkili soruşturma

yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216

Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

105. 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:

"Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin

ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde

mümkünse dosya üzerinden karar verir."

106.

Mevcut başvuruda yaşamı koruma ve etkili bir soruşturma yürütülmesi yükümlülükleri

yönlerinden Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için dosyanın ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

107.

Başvurucular, yaşam hakkının, kötü muamele ve işkence yasağının, adil

yargılama hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlali nedeniyle, anne ve babanın

her biri için 50.000 TL olmak üzere, toplamda 100.000 TL maddi tazminat ile

anne babanın her biri için 100.000 TL ve kardeşlerin her biri için 25.000 TL

olmak üzere, toplamda 375.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

108.

Başvurucular, uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile ilgili

olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin

maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucuların uğradıklarını iddia ettiği

maddi zarar ile tazminat talebi arasında illiyet bağı kurulması gerekir.

Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan başvurucuların maddi tazminat

taleplerinin reddi gerekir.

109.

Yaşam hakkı kapsamında etkili bir soruşturma yürütülmesi yükümlülüğünün,

ihlal edildiğinin tespit edilmesinin yanı sıra kararın gereğinin yerine

getirilmesi için dosyanın ilgili Başsavcılığa gönderilmesine karar verilmesinin,

başvurucuların ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu kanaatine

varılmakla birlikte, yaşamı koruma yükümlülüğünün de ihlal edildiğine

hükmedilmesi nedeniyle, başvuruculardan ölen Erkan KAYA’nın anne babası ve kardeşleri

için takdiren toplam net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

110.

Başvurucular, ayrıca yargılama ve avukatlık ücretinin kendilerine

ödenmesini talep etmişlerdir. Başvurucular tarafından yapılan harç ve vekalet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar

verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.

Başvurunun,

1.

İşkence

ve eziyet yasağının ihlal edildiği iddiası yönünden, KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2.

Başvurunun,

yaşam hakkının ihlal edildiği iddiaları yönünden, KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.

Başvuru

konusu olayda, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında,

yaşamı koruma yükümlülüğü ile etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C.

Başvurucuların

Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlali yönündeki şikâyetlerinin ayrıca İNCELENMESİNE

GEREK OLMADIĞINA,

D.

6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince, başvuruculara

müştereken ve takdiren toplam net 30.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

E.

Ödemelerin,

kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden

itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin

sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına,

F.

Başvurucuların

fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin REDDİNE,

G.

Başvurucular

tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

H.

Kararın

bir örneğinin gereği için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,

20/5/2015 tarihinde

OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6979, 20 Mayıs 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Topal
  4. Başvurunun
  5. Konusu
  6. II. Başvuru
  7. Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6979
Tarih
20 Mayıs 2015

İlgili Kararlar

  • Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2013/1822)
  • Durmaz Oto. Petrol Ürünleri İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/1020)
  • Akün Gıda Maddeleri Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/1993)
  • Pervim Eşsiz Başvurusu (B. No: 2013/4771)
  • Özkan Kart Başvurusu (B. No: 2013/1201)
  • Muzaffer Akkanat Başvurusu (B. No: 2013/2339)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.