İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Koca Başvurusu (B. No: 2014/19791)

1. Başvuru, taşınmazların tapusunun bir bölümünün mükerrer

Başvuru No2014/19791Tarih19 Aralık 2017Okuma23 dk · 4.627 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Koca Başvurusu

Karar tarihi
19 Aralık 2017
Başvuru Numarası
2014/19791
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.627 kelime·23 dk okuma·27 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, taşınmazların tapusunun bir bölümünün mükerrer

kadastro gerekçesine dayanılarak iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1949 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir.

9. Başvurucu Ankara ili Sincan ilçesi Ücret Mahallesi'nde

(eskiden Polatlı'ya bağlı bir köydür) kâin 1624 ve 1625 parsel numaralı

taşınmazların malikidir.

A. Başvurucuya Ait

Taşınmazların Mülkiyet Durumuna İlişkin Arka Plan

10. 1624 parsel numaralı taşınmaz 11/6/1945 tarihli ve 4753

sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu uyarınca yapılan toprak dağıtımı sonucu

13/1/1959 tarihinde Hü. K. adına tapuya tescil

edilmiştir. Söz konusu taşınmaz 19/1/1967 tarihinde düzenlenen tapulama

tutanağıyla 31.100 m² yüz ölçümüyle Hü.K. adına

tespit edilmiştir. Başvurucu 24/10/1995 tarihinde 1624 numaralı parseli Hü.K.dan satın almıştır.

11. 1625 parsel numaralı taşınmaz 19/1/1967 tarihli tapulama

tutanağıyla 2.850 m² yüz ölçümüyle zilyetlik hükümlerine istinaden Ha. K.nın

mirasçıları sıfatıyla başvurucu (1/6), S.K. (3/6), M.K. (1/6) ve Ht.K. (1/6) adına tespit edilerek 25/5/1972 tarihinde

tapuya tescil edilmiştir. Söz konusu taşınmaz 24/10/1995 tarihinde yapılan

taksim sonucu tamamıyla başvurucu adına tescil edilmiştir.

B. Hazine Adına Tespit ve

Tescil Edilen Taşınmaz

12. Ankara ili Gölbaşı ilçesi Kötek köyünde kâin 1182 parsel

numaralı taşınmaz 20/5/1956 tarihli tapulama tutanağında 21.600 m² yüz

ölçümüyle Hazine adına tespit edilerek 13/12/1962 tarihinde tapuya tescil

edilmiştir.

C. Başvurucuya Ait

Tapuların Kısmen İptal Edilmesi

13. Altındağ Kadastro Müdürlüğüne bağlı teknik personel

tarafından düzenlenen 20/12/2004 tarihli raporda; 1624 parsel numaralı

taşınmazın 17.638 m²lik bölümünün, 1625 parsel numaralı taşınmazın ise 1.069

m²lik bölümünün 1956 yılında yapılan kadastro çalışması sonucu Hazine adına

tespit ve tescil edilen Ankara ili Gölbaşı ilçesi Kötek köyünde kâin 1182

parsel numaralı taşınmaz ile çakıştığı ve mükerrer kadastro nedeniyle bu bölüme

isabet eden tapu kaydının düzeltilmesi gerektiği belirtilmiştir.

14. Polatlı Tapu Sicil Müdürlüğünce; bu rapora istinaden

16/5/2006 tarihli işlem ile 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro

Kanunu'nun 22. maddesi uyarınca 1624 parsel numaralı taşınmazın 17.638 m²lik

bölümünün, 1625 parsel numaralı taşınmazın ise 1.069 m²lik bölümünün tapusunun

iptal edildiği başvurucuya bildirilmiştir.

D. Tapuların Kısmen İptal

Edilmesine İlişkin İşleme Karşı Açılan Dava

15. Başvurucu tarafından 16/4/2009 tarihinde Sincan 2. Asliye

Hukuk Mahkemesinde tapunun kısmen iptaline ilişkin işleme karşı dava

açılmıştır.

16. Mahkemece keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

Bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda 1624 parsel numaralı taşınmazın

17.638 m²lik bölümünün, 1625 parsel numaralı taşınmazın ise 1.069 m²lik

bölümünün Ankara ili Gölbaşı ilçesi Kötek köyünde kâin 1182 parsel numaralı

taşınmaz ile çakıştığı tespit edilmiştir.

17. Mahkemece 19/11/2009 tarihli kararla davanın reddine karar

verilmiştir. Mahkeme 3402 sayılı Kanun'nun 22.

maddesinin birinci fıkrasında yer alan ikinci defa yapılan kadastronun bütün

sonuçlarıyla hükümsüz olduğu yolundaki kurala dayanmıştır. Mahkeme, ikinci

kadastro sonucu yapılan kaydın iptalinin hukuka uygun olduğu sonucuna

ulaşmıştır.

18. Mahkeme kararı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 4/5/2011

tarihli kararıyla onanmıştır.

E. Tapuların Kısmen İptal

Edilmesi Nedeniyle Açılan Tazminat Davası

19. Başvurucu 6/9/2011 tarihinde Gölbaşı Asliye Hukuk

Mahkemesinde (Mahkeme) taşınmazların tapusunun kısmen iptal edilmesi nedeniyle

tazminat davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; iyi niyetle edindiği

taşınmazların tapusunun terkin edilen bölümünün yeniden adına tesciline karar

verilmesi, bunun mümkün olmaması durumunda tapuların kısmen iptal edilmesi

nedeniyle uğradığı zararın 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu'nun 1007. maddesi uyarınca tazmini isteminde

bulunmuştur.

20. Mahkeme 14/11/2012 tarihli kararla tescil talebine ilişkin

istem yönünden davanın 3402 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ikinci fıkrasında

belirtilen on yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesiyle reddine

karar vermiştir. Mahkeme, tazminat talebini ise 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca devletin sorumluluğunu gerektiren herhangi

bir zararın söz konusu olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.

21. Mahkeme kararı, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin (Daire) 6/5/2014

tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi de Dairenin 29/9/2014

tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 12/12/2014 tarihinde başvurucuya

tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucu 19/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

23. 3402 sayılı Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“ Evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması

yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Bu gibi yerler ikinci defa

kadastroya tâbi tutulmuşsa, ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır

ve Türk Medenî Kanununun 1026 ncı

maddesine göre işlem yapılır. Süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defa

yapılan kadastro, tapu sicil müdürlüğünce re’sen

iptal edilir.”

24. 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi

şöyledir:

“Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün

zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan

görevlilere rücu eder.”

25. 4721 sayılı Kanun’un 1026. maddesi

şöyledir:

“Bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her

türlü hukukî değerini kaybettiği takdirde, yüklü taşınmaz maliki, terkini

isteyebilir.

Tapu memuru bu istemi yerine getirirse, her

ilgili, bu işlemin kendisine tebliği tarihinden başlayarak otuz gün içinde

terkine karşı dava açabilir.”

2. Yargıtay Kararları

26. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 18/11/2015 tarihli ve

E.2015/2184, K.2015/11402 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

“Dava, mükerrer kadastro gerekçesiyle iptal

edilen tapu nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nın

1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.

Mülkiyet hakkı, Anayasanın 35. maddesi ve bu

maddeye uygun olarak çıkarılan kanunlarla korunduğu gibi,5170 sayılı Kanun ile

değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen,Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle degüvence

altına alınmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM),

Turgut Ve Diğerleri-Türkiye davasıkararında, Devlet

tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir

müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai

şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki

adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, Köktepe-Türkiye

davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine

gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 noluEkProtokol’ün 1. maddesi anlamında kamuyararı

kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma

halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve

bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi

için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini

hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden,

mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğiniifade

etmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 gün

ve 2009/4 - 383 E. - 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve

2010/4 - 349 E. 2010/318 Ksayılı kararlarında davurgulandığı gibi; tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden

işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri

ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan

TMK m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada

Devletin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar

görenler, Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi

gereğince, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava

açabilirler.

Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi

uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin

bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından, aynî hakkının saptanması,

herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına

dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk

olduğundan zarara uğrayan, zararının ödetilmesini doğrudan Devletten

isteyebilir.

Anılan madde uyarınca Devletin sorumluluğunun

kapsamı, tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini

izleyen işlemler olup tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri

ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bukayıtlarda

oluşan hataları da kapsamaktadır. Bir başka deyişle, kadastro işlemleri, tapu

kütüğünün oluşumuna dayanak oluşturduğundan, bu işlemler nedeniyle tapu

kütüğünde oluşacak yanlışlıklar nedeniyle doğacak zararlar da TMK'nın 1007. maddesi

kapsamındadır. Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluk niteliğinde olup, tapu

siciline bağlı çıkarların ve mal varlığına ilişkin (aynî) hakların, yanlış

tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi, bu

haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını

üstlenen Devlet, sicillerdeki yanlış kayıtlardan doğan zararları ödemeyi de

üstlenmektedir. Dayanaksız ya da hukuki duruma uymayan kayıtlar düzenlemek,

taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmüştür.

4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle

zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının

iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı

da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu

malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı,zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı,

zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis

edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.03.2003

gün ve 2003/19-152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E.,2010/427

K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara

uğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esas

alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın

meydana geldiği tarihtir. Zararın meydana geldiği tarihe göre, tapusuiptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri

belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile,

arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal

satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.

Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında,

... Tapu Müdürlüğünün 10.01.2012 tarihli işlemi ve bu işleme karşı ... Asliye

Hukuk Mahkemesi'nde açılan ... Esas - ... Karar sayılı dosyada davanın reddine

karar verilmesi ile davacıların hissedarı olduğu 6625 m2 yüzölçümlü ... ada ...

parsel sayılı taşınmazın 1.985,26 m2'lik kısmına ait tapunun mükerrer kadastro

işlemi nedeniyle iptal edildiği, her ne kadar mükerrer yapılan kadastro yok

hükmünde bulunsa da, genel arazi kadastrosu sırasında taşınmazlar hakkında kadastro

tesbiti düzenlenerek gerçek kişiler adına tapu

kütüğünün oluşturulduğu, bu şekilde tapu sicilinin hatalı olarak tutulduğu, TMK'nın 1007. maddesi kapsamında

Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacıların gerçek zararının

tespit edilerek tazminine karar verilmesi gerekirken, mahkemece, davacıların

herhangi bir zarara uğramadığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde hüküm

kurulması doğru değildir. Bu nedenle mahkemece, zararınmeydanageldiğitarihe

göre, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmeli,

taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile, arsa ise

değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre

hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmeli ve tapu sahibinin oluşan

gerçek zararı neyse o miktarda tazminatın davacılara ödenmesine karar

verilmelidir.”

27. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 9/9/2013 tarihli ve

E.2013/9108, K.2013/13601 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

“Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden;

davacının 07.02.2008 tarihinde 29200 m2 yüzölçümlü olarak satın aldığı Topaklı

... Köyü 690 parsel sayılı taşınmazın, ... Kadastro Müdürlüğü tarafından 3402

sayılı Yasanın 22. maddesi uyarınca uygulamaya tabi tutularak, taşınmazın

22.079,02 m2'lik kısmının İkizce Köyü 1 nolu parsele

binmeli (mükerrer) olması nedeni ile yüzölçümü ve sınırları düzeltilerek,

7120,98 m2 olarak yeniden davacı adına tescil edildiği, yapılan bu işlemin ilan

edilerek kesinleşmesi üzerine, davacının tazminat istemli iş bu davayı açtığı

anlaşılmıştır.

4721 sayılı TMK.nun

sorumluluk kenar başlığını taşıyan 1007. maddesinde

"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder." hükmü yer

almakta olup, tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak

birbirini takip eden sıralı işlemler olup, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki

kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda

yapılan hatalardan da TMK.nun 1007. maddesi anlamında Devlet sorumludur. (HGK.nun

16.06.2010 gün ve 2010/4-349/318 sayılı kararı)

Hal böyle olunca; 1950 yılında yapılan

tapulama çalışmalarında 29200 m2 olarak tespit ve tescile tabi tutulan

taşınmazın, sonradan yüzölçümü ve sınırlarının Kadastro

Kanununun 22/a maddesi uyarınca, başka bir parsele binmeli olması

nedeniyle düzeltilmesi sırasında oluşan zararın da kadastro işlemlerinden

kaynaklandığı ve TMK.nun 1007. maddesi

anlamında tazmini gerektiği muhakkak olup, işin esasına girilerek, taşınmazın

niteliği tespit edilip, arazi ise gelir metodu esas alınarak; arsa ise emsal

incelemesi yapılarak davacının zararının kapsamı belirlenerek talebin kabulüne

karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle davanın reddine karar

verilmesi,

Doğru görülmemiştir."

B. Uluslararası Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme/AİHS) ek 1

No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin

korunması" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu

yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir başvurucunun

tazminat ödenmeksizin taşınmazının elinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Kasım

2009 tarihinde daha önceki içtihadında değişikliğe gittiğini, AİHM'in bu konudaki içtihatlarına dayanarak tapu

kayıtlarındaki yanlış kayıtlardan kaynaklanan ayni hak veya menfaatleri

kaybolmuş ya da kısıtlanmış olanların tapu kayıtlarındaki düzensizliklerden

dolayı devleti sorumlu tutabileceğine hükmettiğini, tazminat miktarının söz

konusu arazinin kullanılma şekli, niteliği ve değeri temelinde muhtemel

getirisi ve emsal değerlerin dikkate alınarak değerlendirme yapılması

gerektiğine dikkat çektiğini, bu başvuru yolunun düzenli olarak kullanılmakta

olduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarını

ve AİHS'e ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesine

dayanarak ilgili mevzuat hükümlerini uyguladıklarını, başvurucunun tapu

belgesinin iptali yönündeki kararın kesinleşmesinden itibaren on yıl içinde

tazminat talebinde bulunabileceğini belirterek iç hukuk yolları tüketilmediği

gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir (Altunay/Türkiye (k.k.),

B. No: 42936/07, 17/4/2012, §§ 36-38).

30. AİHM'in Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye (B. No:

40896/05,7/7/2015, §§ 5-22) kararına

konu olayda, başvurucu Şirket tapu kayıtlarına göre 485.200 m² büyüklüğünde

olan taşınmazın bir kısım hissesini üçüncü kişiden satın almıştır. Kadastro

Bölge Müdürlüğü, 1955 yılında yapılan kadastro çalışması sırasında taşınmazın

büyüklüğünün aslında 202.000 m² olarak ölçüldüğü hâlde bir sonraki satırda yer

alan taşınmazın yüz ölçümü olan 485.200 m² şeklindeki ölçümün hatalı olarak

tapuya tescil edildiğini ve taşınmazın yüz ölçümünün 202.000 m² olarak

düzeltildiğini başvurucuya bildirmiştir. Başvurucu Şirketin, devletin tapu

sicilinin tutulmasından kaynaklanan sorumluluğuna ilişkin hükümler uyarınca

açtığı davada ilk derece mahkemesince başvurucu lehine tazminata hükmedilmiş

ise de Yargıtay tarafından bu karar bozulmuştur. Yargıtay, kadastro çalışması

sonucu taşınmazın sınırlarının doğru bir biçimde tespit edildiğini ve

taşınmazın haritasında bir yanlışlığın bulunmadığını belirtikten sonra yüz

ölçümünün maddi yazım hatası sonucu yanlış yazıldığını vurgulamıştır. Yargıtay,

başvurucu tarafından satın alınan taşınmazın haritadaki yüz ölçümünden bir

buçuk kat daha büyük gösterilmesinin yüzeysel olarak bakıldığında fark

edilebilecek bir hata olduğunun altını çizmiş ve bu nedenle devletin

sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. İlk derece mahkemesi tarafından

Yargıtay kararına uyularak dava reddedilmiştir.

31. AİHM, başvurucunun gerçekte 202.000 m² olan bir taşınmaz

için 485.200 m²ye karşılık gelen bir fiyat ödediğine işaret etmiş ve bu nedenle

zarara uğradığının tartışmasız olduğunu ifade etmiştir (Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye,

§ 46). Başvuruyu pozitif yükümlülükler kapsamında inceleyen AİHM; 4721 sayılı

Kanun'un 1007. maddesinde devletin tapu sicilinin

tutulmasına ilişkin hatalarından doğan zararın tazminine imkân tanındığı hâlde

somut olayda, taşınmazın herhangi bir hata içermeyen haritasının başvurucuyu

sicilde yazılı olan yüz ölçümünün hatalı olduğunu tespit etmeye muktedir

kıldığı gerekçesiyle başvurucunun tazminat talebinin reddedildiğini

vurgulamıştır (Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama

A.Ş./Türkiye, §§ 56-58). AİHM, özellikle emlak işiyle iştigal eden

alıcıdan belli ölçüde özenli davranmasının beklenmesinin kabul edilebilir

olduğunu belirtmekle birlikte somut olaydaki taşınmazın doğal bir bağlantı

içinde bulunduğu daha geniş bir alanın parçası olduğuna ve bitişik parsellerden

ihtilaflı parseli ayırt etmeye imkân veren herhangi bir fiziki sınırın

bulunmadığına dikkat çekmiştir. AİHM; bu koşullarda ulusal mahkemenin alıcının

bütünüyle tapu siciline dayanmaması ve harita ile sicil arasında çelişki

bulunup bulunmadığının tespiti bakımından ayrıca danışman görüşüne de

başvurması gerektiği yönündeki yaklaşımının idare tarafından yapılan hatanın

sonuçlarına başvurucunun katlanmasına neden olmak suretiyle başvurucuya ölçüsüz

bir külfet yüklediği kanaatine varmıştır (Gürtaş

Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye, § 59).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 19/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu, tapu siciline güven ilkesi uyarınca edindiği

taşınmazlarının tapusunun kısmen ve tazminat ödenmeksizin iptal edilmesinin

mülkiyet hakkını ihlal ettiğini öne sürmektedir. Başvurucu; mülkiyet hakkının

ihlali nedeniyle açılan davalarda zamanaşımının söz konusu olmayacağını, bu

nedenle uğradığı zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı sebebiyle

reddedilmesinin mülkiyet hakkını zedelediğini belirtmektedir. Başvurucu,

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 1/4/2014 tarihli ve E.2013/24348, K.2014/9133

sayılı kararındaki, mükerrer tapu kaydının terkini sebebiyle uğranılan zararın

4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca tazmini

gerektiği yolundaki içtihadın göz ardı edildiği ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

34. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu; tapuların terkin edilen bölümünün

yeniden adına tesciline karar verilmesi, bunun mümkün olmaması durumunda

tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur. Kararın gerekçesinde, tescil istemine

ilişkin talep yönünden davanın 3402 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen on yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı; tazminat

talebi yönünden ise 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi

uyarınca devletin sorumluluğunu gerektiren herhangi bir zararın söz konusu

olmadığı nedenleriyle davanın reddi gerektiği ifade edilmiştir. Ancak hüküm,

her iki talep bakımından bir ayrım yapılmaksızın davanın süre aşımı nedeniyle

reddi biçiminde kurulmuştur. Gerekçeli kararın yazımındaki bu özensizlik ve

ciddiyetsizlik her iki talebin de süre aşımı nedeniyle reddedildiği izlenimi

uyandırmakta ise de karar bir bütün olarak dikkate alındığında tazminat

ödenmesine ilişkin talep yönünden davanın 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca koşulları oluşmadığından esastan

reddedildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle başvuru konusu şikâyet mahkemeye

erişim hakkı kapsamında değil mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

a. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

37. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarak değerlendirilmesi

gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların

üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası

kabil olan her türlü hak ve alacaklar da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:

2014/11441, 1/2/2006, § 60).

38. Somut olayda Ankara ili Sincan ilçesi Ücret Mahallesi'nde

kâin 1624 ve 1625 parsel sayılı taşınmazların büyüklüğü, 1967 yılında yapılan

tapulama çalışmasında sırasıyla 31.100 m² ve 2.850 m² olarak ölçülmüştür.

31.100 m² büyüklüğündeki 1624 parsel numaralı taşınmazın 17.638 m²lik bölümü

ile 2.850 m² büyüklüğündeki 1625 parsel numaralı taşınmazın ise 1.069 m²lik

bölümü daha önce 1956 yılında yapılan tapulama çalışması sonucu Ankara ili

Gölbaşı ilçesi Kötek köyünde kâin 1182 parsel numaralı taşınmazın parçası

olarak Hazine adına tespit edilmiştir. Satın alma ve taksim sonucu 24/10/1995

tarihinde başvurucunun mülkiyetine geçen taşınmazların 1956 yılındaki tapulama

çalışmasında Hazine adına tespit edilen bölümlerine ilişkin tapu kaydı,

mükerrer kadastro gerekçesiyle 16/5/2006 tarihinde iptal edilmiştir.

Taşınmazların tapularının Hazine lehine iptal edilen bölümlerinin işlem

tarihinde başvurucunun mülkiyetinde bulunduğu hususunda tartışma bulunmadığı ve

dolayısıyla Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında güvence altına alınan bir mülkün

var olduğu açıktır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü

39. Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural

ihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle "mülkten

barışçıl yararlanma hakkı"na yer verilmiş,

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. "Mülkten yoksun bırakma" ve "mülkiyetin

kontrolü", mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksun

bırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetin

kullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkının

malike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplum yararı gözetilerek

belirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma ve

mülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahalenin

mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınması

gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,

B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

40. Başvurucuya ait taşınmazlara ilişkin tapuların kısmen Hazine

lehine iptal edilmesi mülkiyet hakkına müdahale oluşturmaktadır. Tapunun iptal

edilmesi mülkten yoksun bırakılması amacını taşıdığından "mülkten yoksun

bırakma" biçimindeki ikinci kural kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

41. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

42. Mülkiyet hakkı mutlak olmayıp hakkın sınırlandırılması

mümkündür. Ancak Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca

ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

43. Başvurucunun taşınmazlarının tapusunun kısmen iptal

edilmesi, 3402 sayılı Kanun'un 22. maddesine dayandırılmıştır. 3402 sayılı

Kanun'un 22. maddesinin birinci fıkrasında evvelce tespit, tescil veya

sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden

kadastrosunun yapılamayacağı kurala bağlanmış; bu gibi yerler ikinci defa

kadastroya tabi tutulmuşsa ikinci kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz

sayılacağı ve ikinci defa yapılan kadastronun iptal edileceği belirtilmiştir.

44. Somut olayda başvurucuya ait 1624 parsel numaralı taşınmazın

17.638 m²lik bölümünün, 1625 parsel numaralı taşınmazın ise 1.069 m²lik

bölümünün ikinci kez kadastro gördüğü ihtilafsızdır. Dolayısıyla bu bölümlere

isabet eden tapunun iptal edilmesinin yasal dayanağının bulunduğu

anlaşılmaktadır.

(2) Meşru Amaç

45. İkinci yapılan kadastro tespiti hükümsüz sayılıp bu tespite

dayanılarak oluşturulan tapunun iptal edilmesi, birinci kadastroda lehine

tespit yapılan malikin mülkiyet hakkının korunması amacına yöneliktir. Birinci

kadastroda lehine tespit yapılanın mülkiyet hakkının korunmasının kamu yararına

dönük olduğu açıktır. Dolayısıyla başvurucunun tapusunun kısmen iptal edilmesi

meşru bir amaca dayanmaktadır.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

46. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki, ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin, somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

47. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012

E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32, K.2013/112, 10/10/2013; E.2013/15,

K.2013/131, 14/11/2013; E.2013/158, K.2014/68, 27/3/2014; E.2013/66, K.2014/19,

29/1/2014; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015;

E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 38).

48. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı

değerlendirilirken tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların

yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin

varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin

bulunup bulunmadığı da gözönünde bulundurulmalıdır (Besime Çetin, B. No: 2014/17809,

8/11/2017, § 43).

49. İdarenin "iyi yönetişim" ilkesine uygun hareket

etme yükümlülüğü bulunmaktadır. "İyi yönetişim" ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu

söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her

şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:

2013/711, 3/4/2014, § 68). Öte yandan idarelerin hatalı tesis ettiği işlemleri

geri alma hakkı bulunmakla birlikte kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri

ve bireylere yüklememeleri gerekir.

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

50. Başvurucunun taşınmazlarının daha önce 1956 yılında yapılan

tapulama çalışması sonucu Ankara ili Gölbaşı ilçesi Kötek köyünde kâin 1182

parsel numaralı taşınmazın parçası olarak Hazine adına tespit edilen bölümünün

tapusunun iptal edilmesinin Hazinenin menfaatlerinin korunması amacı bakımından

elverişli ve gerekli olmadığı ifade edilemez.

51. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi

bakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır. Öngörülen tedbirin maliki

olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve

dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, uygulanan tedbirle

başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespiti

gerekmektedir.

52. Başvurucuya ait Ankara ili Sincan ilçesi Ücret Mahallesi'nde

kâin 1624 parsel numaralı taşınmazın 17.638 m²lik bölümü ile 1625 parsel

numaralı taşınmazın 1.069 m²lik bölümünün 1956 yılında yapılan tapulama

faaliyeti sonucu Hazine adına tespit ve tescil edildiği sabittir. Dolayısıyla

taşınmazların bu bölümü yönünden 1967 yılında yapılan tapulama faaliyeti sonucu

oluşturulan tapu kaydının mükerrer olduğu açıktır. Mükerrer tapu kaydı

oluşturulmasının bütünüyle idarenin aynı yerde kanunen yasak olduğu hâlde

ikinci kez tapulama (kadastro) çalışması yapmasından kaynaklandığı

görülmektedir.

53. Kanun koyucu iki defa kadastro yapılması sonucu mükerrer

oluşturulan tapu kayıtlarından ilk kadastroya dayalı olanının gerçeği

yansıttığını aksi ileri sürülemez bir karine olarak kabul etmiş ve buna bağlı

olarak ikinci kadastro sonucu oluşan tapunun iptal edilmesini öngörmüştür.

Diğer bir ifadeyle kanun koyucu, ilk kayıt malikinin mülkiyet hakkını daha

üstün değerde görmüştür. İkinci kadastro sonucu oluşturulan tapunun malikinin

ilk kadastro neticesinde yapılan tescile karşı kadastro tutanaklarının

kesinleşmesinden itibaren on yıl içinde dava açması teorik olarak mümkün ise de

iki kadastro arasında on yıldan fazla sürenin geçtiği durumlarda mükerrer kayıt

malikinin böyle bir imkânı da bulunmamaktadır.

54. Somut olayda başvurucunun taşınmazlarının daha önce 1956

yılında Hazine adına tespit ve tescil edilen taşınmaz ile çakışan bölümlerine

ilişkin tapu iptal edilmiştir. Başvurucunun 1956 yılında ilan edilen birinci

kadastro tespitine itiraz etmesi veya bu tespit neticesinde yapılan tescile

karşı dava açması da mümkün değildir. Bu durumda kamu makamları tarafından

oluşturulan tapuyu ifraz ve satın alma yoluyla edinen başvurucunun tapularının

Hazineye ait tapu ile çakışan bölümünün iptal edilmesi başvurucuya ağır bir

külfet yüklemiştir. Önceki kadastroya istinaden lehine tapu oluşturulan

Hazinenin menfaatlerinin korunmasında kamu yararı bulunmakta ise de devletin

verdiği tapuya dayanarak mülkiyet hakkı sahibi olan başvurucunun da menfaatinin

gözetilmesi ve bu çerçevede idarenin hatalı işleminin bütün sonuçlarının

başvurucuya yüklenmemesi gerekmektedir. Bu bağlamda tapularının kısmen iptal

edilmesi karşılığında başvurucuya tazminat ödenmesinin başvurucuya yüklenen

külfeti hafifletecek ve kamu yararı ile bireysel menfaatlerin dengelenmesini

sağlayacak önemli bir araç olduğu söylenebilir.

55. Türk hukukunda tapu sicilinin hatalı tutulmasından

kaynaklanan zararların devlet tarafından tazmin edilmesini öngören düzenleme,

4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde yer almıştır.

Anılan maddede; tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin

sorumlu olduğu, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere devletin rücu

edebileceği hüküm altına alınmıştır. Yargıtay tapu kütüğünün oluşumu

aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemlerinin bir bütün oluşturduğu ve

bu kayıtlarda yapılan hatalardan da 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca devletin sorumlu olduğunu içtihat etmiştir

(Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012,

16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter,

B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§ 41, 42; Hatice

Avcı ve diğerleri, B. No: 2014/9788, 22/9/2016, §§ 74-76). Öte

yandan Yargıtay 3402 sayılı Kanun'un 22. maddesi uyarınca mükerrer (binmeli)

tapuların düzeltilmesi sırasında oluşan zararın da kadastro işlemlerinden

kaynaklanması nedeniyle 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi

kapsamında devlet tarafından tazmini gerektiği sonucuna ulaşmıştır (bkz. §§ 26,

27).

56. Somut olayda başvurucunun 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine istinaden devlet aleyhine açtığı tazminat davası,

anılan hüküm uyarınca devletin sorumluluğunu gerektiren herhangi bir zararın

söz konusu olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Mahkemenin Yargıtay

içtihadıyla çelişen bu yorumu nedeniyle tapusu iptal edilmek suretiyle

başvurucuya yüklenen külfetin orantılı hâle getirilmesi önlenmiş ve

başvurucunun idarenin hatasından doğan zarara katlanması sonucunu doğurmuştur.

Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkı ile Hazinenin menfaatlerinin

korunmasındaki kamu yararı arasında kurulması gereken makul dengenin başvurucu

aleyhine bozulduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz

olduğu kanaatine varılmıştır.

57. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun’un 50. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

59. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanın

yenilenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

60. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

61. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Gölbaşı Asliye Hukuk

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Gölbaşı

Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2011/620) GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Mehmet KOCA

Vekili

:

Av. Osman

ERYILMAZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/19791, 19 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucuya Ait
  7. B. Hazine Adına Tespit ve
  8. C. Başvurucuya Ait
  9. D. Tapuların Kısmen İptal
  10. E. Tapuların Kısmen İptal
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. B. Uluslararası Hukuk
  14. V. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Başvurucunun İddiaları
  16. B. Değerlendirme
  17. E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012
  18. B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§ 41, 42; Hatice
  19. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  20. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  21. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  22. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  23. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  24. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  25. Yıldırım
  26. Özgüldür
  27. Kömürcü
  28. M. Emin KUZ
  29. Eryılmaz
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/19791
Tarih
19 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • A.z.ö. Başvurusu (B. No: 2014/546)
  • Ömer Bayram Başvurusu (B. No: 2014/11788)
  • Sefer Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/14380)
  • Süleyman Koç Başvurusu (B. No: 2014/14482)
  • Cihat Başerli ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/8276)
  • İnan Çoban Başvurusu (B. No: 2014/15208)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.