İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Meltem Keleş Başvurusu (B. No: 2014/4793)

1. Başvuru, öğretmenlik mesleğine yeniden atanma talebinin reddi

Başvuru No2014/4793Tarih29 Eylül 2016Okuma17 dk · 3.405 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Meltem Keleş Başvurusu

Karar tarihi
29 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/4793
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.405 kelime·17 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, öğretmenlik mesleğine yeniden atanma talebinin reddi

üzerine açılan davada masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/4/2014 tarihinde Eskişehir Bölge İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 11/4/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ortamından elde edilen bilgi ve belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, devlet okulunda aday İngilizce öğretmeni olarak

görev yapmakta iken 20/11/2005 tarihinde MLKP terör örgütü üyesinin mezarı başında

yapılan anma törenine katıldığı, bununla ilgil CD görüntülerinin olduğu, "Devrim ve komünizm şehitleri ölümsüzdür."

ibareli pankartı tutarken resminin bulunduğu iddialarıyla ilgili olarak yapılan

soruşturma sonucu başvurucunun memuriyetle ilişiği kesilmiş; bu işlemin iptali

istemiyle Eskişehir İdare Mahkemesinde açılan dava reddedilerek karar

kesinleşmiştir.

8. Başvurucu ve anılan eyleme katılan kişiler hakkında söz

konusu eylemler nedeniyle suçu ve suçluyu övmek suçunu işledikleri iddiasıyla

ceza davası açılmıştır.Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi 19/12/2008 tarihli ve

E.2006/667, K.2008/1124 sayılı kararıyla "...

sanık fiilerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin iç hukukumuzda da

uygulanması gereken yerleşik uygulamalarına göre 'ifade özgürlüğü' kapsamını

aşan mahiyette olduğu yolunda ve eylemlerinin suç oluşturacak boyuta ulaştığına

yönelik mahkûmiyetleri için yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği"

gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Karar, temyiz edilmeden kesinleşmiştir.

9. Başvurucu, 1/7/2009 tarihinde Millî Eğitim Bakanlığına

başvurmuş ve ceza davasından beraat ettiğini belirterek yeniden atanmasını

istemiştir. Başvurucunun atanma talebi "Öğretmenlik

göreviniz sırasında yaptığınız fiilinizden dolayı yeniden öğretmenliğe atanmanız

uygun bulunmamıştır." gerekçesini içeren10/7/2009 tarihli

işlemle reddedilmiştir.

10. Başvurucu, belirtilen işlemin iptali istemiyle 11/9/2009

tarihinde dava açmıştır. Ankara 3. İdare Mahkemesi 24/2/2010 tarihli ve

E.2009/1193, K.2010/297 sayılı kararıyla davayı oyçokluğuyla reddetmiştir.

Kararın gerekçesi şöyledir:

"657 sayılı Devlet

Memurları Kanununun 48. maddesinin A ve B fıkralarında; Anayasanın sözü geçen

hükümlerine uygun olarak, Devlet memurluğuna atanmanın genel ve özel koşulları

objektif kriterler halinde sayılmış olup, “Özel Şartlar” başlıklı B fıkrasının

2. bendinde kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartları

taşımak koşuluna yer verilmiştir.

1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun

“Genel Amaçlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, Türk Milli Eğitiminin

genel amacının; Atatürk İnkılap ve ilkelerine ve Anayasa'da ifadesini bulan

Atatürk Milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi

ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını,

milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan hakları ve Anayasa'nın

başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk

Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve

bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek olduğuna işaret

edilmiş; aynı Kanununun 43. maddesinde ise, öğretmenliğin, Devletin eğitim,

öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas

mesleği olduğu, öğretmenlerin bu görevlerini Türk Milli Eğtiminin amaçlarına ve

temel ilkelerine uygun olarak ifa etmekle yükümlü bulunduğu hükmüne yer

verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının Bilecik

Merkez Osmangazi İlköğretim Okulunda aday İngilizce öğretmeni olarak görev

yapmakta iken, yasadışı MLKP terör örgütü paralelinde faaliyette bulunan ve

örgütün legal uzantısı olan www.atilim.org isimli internet sitesinde yapılan

incelemeler neticesinde,bu internet sitesinin 21.11.2005 tarihli sayfasında

20.11.2005 tarihinde Eskişehir İlinde terörist Ahmet Metin Koyuncu'nun mezarı

başında yapılan anma törenine katıldığı,bununla ilgil CD görüntülerinin

olduğu,ayrıca "KOYUNCU ANMASINA TAHAMMÜLSÜZLÜK" VE "METİN

KOYUNCU'YA DEVRİM SÖZÜ" başlıklı iki farklı haberde de kırmızı zemin üzerine

sarı harflerle "DEVRİM VE KOMÜNİZM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR." ibareli

pankartı tutarken resminin bulunduğu, yine internet sitesinde değişik

tarihlerde isminin geçtiği, kendisinin de internet sitesinde Meltem Şahin

(Türk-Antalya) ismiyle yazı yazdığı iddialarıyla ilgili olarak yapılan

soruşturma neticesinde 657 sayılı Kanunun 56. maddesi hükmü kapsamında

09.03.2006 tarih ve 3158 sayılı onayla davacının memuriyetle ilişiğinin

kesildiği, söz konusu işlemin iptali istemiyle Eskişehir İdare Mahkemesi

nezdinde açılan davanın reddine hükmedildiği, Danıştay Onikinci Dairesinin

E:2007/780,K:2009/2473 sayılı kararı ile teyiz isteminin reddedilerek Eskişehir

İdare Mahkemesinin kararının onandığı, davacı hakkında Eskişehir 3. Sulh Ceza

Mahkemesi nezdinde anılan fiil kapsamında suçu ve suçluyu övmek suçlamasıyla

açılan ceza davasında ise üzerine atılı suçun tüm yasal unsurları ile oluşacak

şekilde mahkumiyeti için yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı

delil bulunmadığından beraat ettiği,davacının son olarak açıktan öğretmen olarak

atanmak suretiyle görevine dönme istemli başvurusunun ise dava konusu

işlemlereddedildiği anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlıkta;davacının öğretmenlik görevi

esnasında gerçekleştirdiği fiili de göz önünde bulundurulmak suretiyle yukarıda

yer verilen 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun genel amaçları dahilinde

öğretmenlik mesleğinin önemi dikkate alınarak davalı İdare tarafından tesis

olunan dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır."

11. Söz konusu karar, Danıştay Onikinci Dairesinin 6/2/2013

tarihli ve E.2010/8279, K.2013/214 sayılı kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme

istemi de aynı Dairenin 5/12/2013 tarihli ve E.2013/6259, K.2013/9784 sayılı

kararıyla reddedilmiştir. Bu karar 10/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

12. Başvurucu 1/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

13. Başvurucu, Anayasa Mahkemesine verdiği 18/3/2016 tarihli

dilekçesi ile 11/2/2016 tarihinde Mardin ili Nusaybin ilçesinde bir devlet

okuluna İngilizce öğretmeni olarak atamasının yapıldığını beyan etmiştir. Söz

konusu atamanın, Millî Eğitim Bakanlığının 2016 yılı Şubat dönemi genel ataması

kapsamında ve ilk atama niteliğinde yapıldığı anlaşılmaktadır.

B. İlgili Hukuk

14. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun

48. maddesi şöyledir:

"Devlet memurluğuna

alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır.

A) Genel şartlar:

...

B) Özel şartlar:

...

2. Kurumların özel kanun veya diğer

mevzuatında aranan şartları taşımak.”

15. 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel

Kanunu’nun 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Türk Milli Eğitiminin

genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini,

1. Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada

ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki,

insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren;

ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan

haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik

ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve

sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak

yetiştirmek;

16. 1739 sayılı Kanun’un 43. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Öğretmenlik, Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim

görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir. Öğretmenler bu

görevlerini Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak

ifa etmekle yükümlüdürler.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 29/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu, ceza davasından beraat ettiğine ilişkin kararın

İdare Mahkemesi tarafından yok sayıldığını, masum olduğu kesinleşmiş mahkeme kararı

ile ortaya konulmuş olmasına rağmen suçlu muamelesi gördüğünü, İdare Mahkemesi

kararında ceza davasına konu edilmeyen bilgilerin hükme esas alındığını,

idarenin bir yandan atama talebini reddederken bir yandan kendisini ücretli

öğretmen olarak çalıştırdığını, bu durumun yargı makamlarınca dikkate

alınmadığını, terör suçu ile bağlantılı iddialar nedeniyle ayrımcılık yapılarak

beraat kararının dikkate almadığını, bu ayrımcı muamele nedeniyle yargılamanın

da adil yapılmadığını, ayrıca yargılamanın uzun sürdüğünü oysa davanın karmaşık

nitelikte olmadığını belirterek Anayasa'nın 10. maddesinde güvence altına

alınan eşitlik ilkesinin, 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ve 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesi ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun eşitlik ilkesinin idari yargı

makamlarınca ihlal edildiği iddiasının adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Başvurucunun

masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiği iddiası da ayrıca incelenmiştir.

a. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

20. Başvurucu, ceza davasından beraat ettiğine ilişkin kararın

İdare Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığını ve masum olduğu kesinleşmiş

Mahkeme kararı ile ortaya konmuş olmasına rağmen suçlu muamelesi gördüğünü

belirterek masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

21. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç

isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz

sayılır.”

23. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş

bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır.

Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat

külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti

yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama

makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu

muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol,

B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

24. Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir

suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir

ilkedir. Suç isnadı kesin hükümle mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise

artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları için masumiyet

karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası

sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu

işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında

beraat kararı verilen durumlarda ise kişi hakkında masumiyet karinesinin devam

ettiğinin kabulü gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişinin

suçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle kişi suçlu sayılamaz (Uğur Ayyıldız, B. No: 2012/574, 6/2/2014,

§ 76).

25. Masumiyet karinesi, ceza yargılaması kapsamında bir usul

güvencesi olmasına rağmen buna ilişkin korumanın uygulanabilir olması ve etkili

şekilde sağlanabilmesi için beraat eden veya bir şekilde hakkındaki ceza

yargılaması devam etmeyen kişilerin kamu görevlileri veya otoritelerince suçlu

muamelesi görmelerini önlemelidir. Bu kapsamda ceza davasını takip eden “ceza

yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada” damasumiyet

karinesine özen gösterilmelidir. Bununla birlikte ceza yargılamasında

mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin disiplin

suçundan suçlu bulunması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet karinesini

otomatik olarak ihlal etmez. Bu kapsamda karar vericilerin“kullandıkları dil”

kritik önem taşır (Mustafa Akın,

B. No: 2013/2696, 9/9/2015, § 38).

26. Ceza davası dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler

nedeniyle devam eden idari uyuşmazlıklarda, kişi hakkında beraat kararı

verilmiş olmasına rağmen bu karara esas teşkil eden yargılama sürecine

dayanılması ve bu şekilde beraat kararının sorgulanması masumiyet karinesi ile

çelişir. Buna karşılık idari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından

kişi beraat etmiş olsa dahi yargılanmış olması olgusundan veya buna ilişkin

karardan söz edilmesi; kişinin suçlu muamelesi gördüğünden, dolayısıyla

masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli

değildir. Bunun için kararın gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması ve

nihai kararın münhasıran kişinin yargılandığı ve sonuçta beraat ettiği fiilleri

işlediği kabulüne dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir (Kürşat Eyol,§ 29).

27. Ayrıca ceza ve ceza muhakemesi hukuku ile disiplin hukuku

farklı kural ve ilkelere tabi disiplinler olup kamu görevlisinin davranışı, suç

tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu da gerektirebilir. Böyle

durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrı yürütülür ve ceza

muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi işlemediğine dair hükümler

dışında ceza mahkemesi hükmü disiplin makamları açısından doğrudan bağlayıcı

değildir (Kürşat Eyol, § 30).

28. Masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği

değerlendirilirken özellikle hukuk ve idari yargılama bakımından üzerinde

durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı yapan makamın ilgili

kişiye suç isnat edip etmediği ve beraat kararını sorgulayıp sorgulamadığıdır.

29. Somut başvuru, başvurucunun aday öğretmen olarak çalışırken

anılan eylemleri nedeniyle görevine son verilmesine ilişkin olmayıp

öğretmenliğe yeniden atanma talebinin reddine dair işlemin iptali istemiyle

açılan idari davayı ilişkindir. Başvurucunun görevine son verilmesine ilişkin

eylemler nedeniyle suçu ve suçluyu övmek suçundan yargılandığı davada Eskişehir

Sulh Ceza Mahkemesi, yargılamaya konu fiillerin Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin iç hukukumuzda da uygulanması gereken yerleşik uygulamalarına göre

ifade özgürlüğü kapsamını aşan mahiyette olduğu yolunda ve eylemlerinin suç

oluşturacak boyuta ulaştığına yönelik mahkûmiyet için yeterli, kesin ve

inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Ceza

Mahkemesi söz konusu eylemlerin sabit olmadığından değil ifade özgürlüğü

kapsamında kaldığından suç oluşturmayacağı gerekçesiyle beraat kararı

vermiştir. İdare Mahkemesi kararında (bkz. § 10) ise başvurucunun öğretmenlik

görevi esnasında içinde bulunduğu söz konusu eylemlere dikkat çekilerek ve 1739

sayılı Kanun'un genel amaçları dâhilinde öğretmenlik mesleğinin önemini dikkate

alarak idare tarafından tesis olunan işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

gerekçesine yer verilmiştir.

30. İdare Mahkemesi, ceza hukuku kapsamında suç oluşturmadığı

sonucuna varılan eylemlerin öğretmenlik mesleğinin önemi ve 1739 sayılı

Kanun'un genel amaçlarıyla bağdaştıramadığından dava konusu yeniden atanma

talebinin reddine ilişkin işlemi hukuka aykırı bulmamıştır. Söz konusu kararda

Ceza Mahkemesi kararına aykırı şekilde başvurucuyu suçlayıcı veya masumiyetine

aykırı düşecek herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir.

31. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde başvurucunun masumiyet

karinesine yönelik açık ve görünür bir ihlal saptanamadığından başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin Diğer İddialar

i. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığına

İlişkin İddia

32. Başvurucu; İdare Mahkemesi kararında ceza davasına konu

edilmeyen bilgilerin hükme esas alındığını, İdarenin bir yandan atama talebini

reddederken bir yandan kendisini ücretli öğretmen olarak çalıştırmaya devam

ettiğini, bu durumun yargı makamlarınca dikkate alınmadığını, terör suçu ile

bağlantılı iddialar nedeniyle ayrımcılık yapılarak beraat kararının dikkate

alınmadığını, bu ayrımcı muamele nedeniyle yargılamanın da adil yapılmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

33. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması

ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel

başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere

müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve

sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

34. Somut olayda yeniden öğretmenlik görevine atanma

başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada İdare

Mahkemesi, başvurucunun öğretmenlik görevi esnasında içinde bulunduğu eylemlere

dikkat çekerek ve 1739 sayılı Kanun'un genel amaçları dâhilinde öğretmenlik

mesleğinin önemini dikkate alarak idare tarafından tesis olunan işlemde hukuka

aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir (bkz. § 10). Mahkemenin

gerekçesinde, öğretmenlik mesleğinin önemi ile 1739 sayılı Kanun'un Atatürk

İnkılap ve ilkelerine ve Anayasa'da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine

bağlı, Türk milletinin millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen,

koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye

çalışan, insan hakları ve Anayasa'nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan

demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı

görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar

olarak yetiştirmek olduğu amacına vurgu yapılarak idari işlem hukuka uygun

bulunmuş olup bu durumun başvurucuya yönelik bir ayrımcılık yapıldığı anlamına

gelmeyeceği açıktır.

35. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.

36. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi ya

da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık bir

keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

37. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucu, makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

40. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalar ile hukuk

sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince "kamu hukuku" alanına

dâhil olan ancak sonucu itibarıyla medeni haklar ve yükümlülükler üzerinde

belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davaların makul sürede tamamlanmadığı

yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa

Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki yargılama süresinin makul

olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli

olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi

hususların dikkate alınacağı belirtilmiştir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64; Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 54-60).

41. Başvurucunun, öğretmenlik görevine atanmasına ilişkin

yaptığı başvurunu reddi üzerine açtığı iptal davasının medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur.

42. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber bazı özel durumlarda girişimin

niteliği dikkate alınarak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih

başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (Selahattin Akyıl, § 45). Bu çerçevede idari yargıda dava

açılabilmesi için öncelikle idari makamlara başvurulmasının zorunlu olduğu

durumlar ile idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılmasını

sağlamak amacıyla idari makamlara yapılan başvurular üzerine açılan davalar

bakımından sürenin başlangıcı idareye başvuru tarihi olup (Fevzi Kayacan, B. No: 2013/6066, 10/3/2015,

§ 23) somut başvuru açısından bu tarih, başvurucu tarafından atanma talebinin

Millî Eğitim Bakanlığına iletildiği 1/7/2009'dur.

43. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltme talebinin

Danıştay Onikinci Dairesince reddedildiği 5/12/2013'tür.

44. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinden 1/7/2009

tarihinde Millî Eğitim Bakanlığına atanma istemiyle başvurulmasıyla sürecin

başladığı, istemin reddedilmesi üzerine Ankara 3. İdare Mahkemesinde 11/9/2009

tarihinde açılan davanın 24/2/2010 tarihli kararla reddedildiği, kararın

20/9/2010 tarihinde temyiz edilmesi sonrasında usule ilişkin işlemlerin

tamamlanarak dosyanın 15/10/2010 tarihinde Danıştaya gönderildiği ve kararın

Danıştay Onikinci Dairesinin 6/2/2013 tarihli kararıyla onandığı, karar

düzeltme talebinin de aynı Dairenin 5/12/2013 tarihli kararıyla reddedilerek

İlk Derece Mahkemesi kararının kesinleştiği ve yargılamanın bu tarih itibarıyla

sonlandığı görülmektedir. Bu çerçevede dosyanın İlk Derece Mahkemesinde karar

verildikten yaklaşık yedi ay sonra Danıştaya gönderildiği ve Danıştayda temyiz

ve karar düzeltme istemlerinin toplamda üç yılı aşkın bir sürede tamamlandığı,

böylece 1/7/2009 tarihinden 5/12/2013 tarihine kadar 4 yıl 5 ay 4 gün geçtiği

anlaşılmaktadır.

45. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda başvuruya konu

davanın hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun

tutum ve davranışlarıyla ve usule ilişkin haklarını kullanırken özensiz

davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirecek bir

yön bulunmadığı ve söz konusu dört yıl beş ay dört günlük yargılama sürecinde

makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

46. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

48. Başvurucu, 50.000 TL maddi; 120.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

49. Yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

50. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 2.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

51. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi

zarar arasında illiyet bağı bulunmadığından başvurucunun maddi tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

52. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Masumiyet karinesi

ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılamanın sonucunun

adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 2.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Ankara 3. İdare Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Danıştay Onikinci Daire Başkanlığına

GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu

:

Meltem KELEŞ

Vekili

:

Av. Ali

ÇUVALCI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/4793, 29 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Masumiyet karinesi
  12. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. F. Kararın bir örneğinin Ankara 3. İdare Mahkemesine
  14. G. Kararın bir örneğinin Danıştay Onikinci Daire Başkanlığına
  15. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Dursun
  17. Gökcan
  18. Yamlı
  19. Çuvalcı
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/4793
Tarih
29 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Elarslan Başvurusu (B. No: 2014/1371)
  • Murat Günaylı Başvurusu (B. No: 2014/18344)
  • S.s. Okumuşlar Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2014/5326)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2015/19152
  • Mehmet Şah Araş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/798)
  • Cevdet Genç Başvurusu (B. No: 2014/9043)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.