İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Günaylı Başvurusu (B. No: 2014/18344)

1. Başvuru, aile konutu olan taşınmaz üzerindeki ipoteğin

Başvuru No2014/18344Tarih22 Eylül 2016Okuma17 dk · 3.463 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Murat Günaylı Başvurusu

Karar tarihi
22 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/18344
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.463 kelime·17 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, aile konutu olan taşınmaz üzerindeki ipoteğin

kaldırılması talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma

ile özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/11/2014 tarihinde Denizli 2. Aile Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun eşi 5/7/2010 tarihinde boşanma davası açmış,

Denizli 3. Aile Mahkemesinin 23/2/2011 tarihli kararıyla dava reddedilmiştir.

Karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir.

6. Başvurucunun eşi, K. Bankası lehine, çekilen krediye teminat

olarak tapuda kendisi adına kayıtlı olan Denizli ili Bağbaşı

Mahallesi'nde bulunan dairesi üzerine 22/4/2011 tarihinde ipotek tesis

ettirmiştir.

7. Borcun ödenmemesi nedeniyle ilgili Banka tarafından, Denizli

2. İcra Müdürlüğünün 2011/3486 sayılı dosyası ile söz konusu ipotek hakkına

istinaden icra ve satış işlemleri başlatılmıştır.

8. Başvurucu, rızası olmadan eşinin aile konutu üzerinde Banka

lehine ipotek koydurduğundan bahisle 12/3/2012 tarihinde ipoteğin kaldırılması

davası açmıştır. Denizli 2. Aile Mahkemesinin 9/10/2012 tarihli ve E.2012/238,

K.2012/831 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili

bölümleri şöyledir:

"...22/4/2011 tarihinde davalı M. nin ....borcuna karşılık olarak adına kayıtlı davaya konu

taşınmaz üzerinde ....borca teminat olarak ipotek verildiği görülmüştür.

İpotek işlemleri sırasında davalı M.nin Topraklık Mahallesi Denizli ve Muratdede

Mah. Denizli adreslerini bildirdiği, davalının bu adreslerine ihtarname

gönderildiği, 16/8/2011 tarihli tebligatlarda muhatabın adres değiştirmesi

nedeniyle tebligatın yapılamadığı anlaşılmıştır.

Muhtarlıktan gelen cevabi yazıda davaya konu

taşınmazın tarafların aile konutu olduğu ve burada oturdukları bildirilmiş

olmasına rağmen, nüfus müdürlüğünden tarafların nüfustaki mernis

kayıtları ve müracaat tarihleri sorulmuş, tarafların 8/1/2008 tarihinde mernis adresi olarak Topraklık Mahallesi ...Denizli

adresini ikamet adresi olarak beyan ettikleri, 13/6/2011 tarihinde ise nüfusa Bağbaşı mahallesi, Denizli adresini ikamet adresi olarak

belirttikleri görülmüştür.

Davanın konusu evlilik birliği sırasında aile

konutu olarak kullanılan taşınmazda eşin rızası alınmadan konulmuş olan

ipoteğin kaldırılmasına ilişkin olup, dosyaya gelen nüfus kayıt bilgilerinden,

boşanma dosyasından, ipotek tesis edilirken beyan edilen adresten anlaşıldığı

üzere tarafların arasında Denizli 3. Aile Mahkemesinde 5/7/2010 ile 23/2/2011

tarihleri arasında boşanma davası görüldüğü, ipoteğin boşanma davasının

sonuçlanmasından sonra 22/04/2011 tarihinde tesis edildiği, nüfustan gelen ve

tarafların beyanına göre tarafların 08/01/2008 tarihi ile 13/6/2011 tarihleri

arasında aile konutu olarak Topraklık Mahallesi ...Denizli adresini

kullandıkları, boşanma davasının reddinden ve ipoteğin tesisinden sonra davalı

M. adına kayıtlı Bağbaşı'ndaki evlerine taşındıkları,

ipoteğin tesis edildiği dönemde gerek nüfus kaydına gerekse davacının kardeşi

M. G.'nın da beyanına göre tarafların davaya konu

taşınmazı aile konutu olarak kullanmadıkları anlaşılmış olup, TMK.nundaki düzenlemenin amacı evlilik birliğinin devamı

sırasında eşlerden birinin diğerini mağdur edecek şekilde ve aile konutundan

çıkartılmasına sebep olacak muamelelerde bulunmasını engellemek amacıyla

getirilmiş olup, tarafların o dönem aile konutu olarakbaşka

konutta ikamet etmeleri karşısında davacının iddiaları yerinde görülmeyerek

ipoteğin kaldırılması talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm

kurulmuştur..."

9. Denizli 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 21/2/2013 tarihli ve

2013/75 sayılı kararıyla, Denizli 2. Aile Mahkemesinin E.2012/238 sayılı kararının

Yargıtay incelemesi sonuçlanıncaya kadar Denizli 2. İcra Müdürlüğünün 2011/3486

sayılı dosyasında yürütülen icra ve satış işlemlerinin tedbiren

durdurulmasına hükmedilmiştir.

10. İpoteğin kaldırılması davasının reddine dair Denizli 2. Aile

Mahkemesinin 9/10/2012 tarihli ve E.2012/238, K.2012/831 sayılıkararı,

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15/5/2014 tarihli ve E.2014/7856, K.2014/11340

sayılı ilamıyla onanmıştır. Onama kararı gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı

delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı bankanın kötüniyetli olduğunun ispatlanamadığının anlaşılmasına

göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun

olan hükmün onanmasına,"

11. Başvurucunun karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin

22/9/2014 tarihli ve E.2014/18608, K.2014/17996 sayılı kararıyla

reddedilmiştir.

12. Söz konusu karar başvurucu vekiline 28/10/2014 tarihinde

tebliğ edilmiş ve başvurucu 24/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

1. İlgili Mevzuat

13. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

194. maddesi şöyledir:

"Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası

bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu

devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.

Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep

olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir.

Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın

maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu

müdürlüğünden isteyebilir.

Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile

sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle

sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur."

2. İlgili Yargı Kararları

14. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11/3/2013 tarihli ve

E.2012/14380, K.2013/6484 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Dava konusu taşınmazın tapu kaydında ipotek tesisine ilişkin işlemden

önce aile konutu olduğuna ilişkin bir şerh bulunmadığına göre, lehine ipotek

tesis edilmiş olan banka iyi niyetli ise bu kazanımının korunacağında kuşku

yoktur (TMK md.1023). Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda aıl olan iyi niyetin varlığıdır (TMK md.3/1)…”

15. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/4/2015 tarihli ve

E.2013/2-2056, K.2015/1201 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“…Dava, aile konutu üzerindeki ipoteğin

kaldırılması istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkili ile davalının

15.06.1982 tarihinden bu yana evli olduklarını, davalı eş adına tapuda kayıtlı

olup 1997 yılından itibaren müşterek çocukları ... ile birlikte yaşadıkları ve

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 194. maddesi

anlamında aile konutu niteliğinde bulunan taşınmazın, davalı eş tarafından

müvekkilinin bilgisi ve muvafakati dışında, dava dışı ... Makine Boya San. Tic.

Ltd. Şti. ile diğer davalı ... Bankası arasında imzalanan kredi sözleşmesinin

teminatı olarak davalı banka lehine ipotek ettirildiğini, kredi borcunun

ödenmemesi üzerine davalı bankaca başlatılan icra takibi üzerine bu durumdan

haberdar olunduğunu, davalıların kötüniyetli

olduklarını, müvekkilinin ipotek işlemine açıkça muvafakatinin bulunmadığını

ileri sürerek, aile konutu üzerine konulan ipoteğin kaldırılmasını ve icra

takibinde taşınmazın satışının teminatsız olarak durdurulmasını talep ve dava

etmiştir.

Davalı ...Bankası vekili, dava konusu

taşınmazın tapu kaydında aile konutu olduğuna dair bir şerhin bulunmadığını,

müvekkili bankanın iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, TMK’nın

194/1. maddesinde eşlerin fiil ehliyetine getirilen sınırlamanın aile konutuna

şerhin konulması ya da konulmaması koşuluna bağlanmadığı, üçüncü kişinin

iyiniyetli olup olmamasının herhangi bir öneminin bulunmadığı, eldeki davada

davacı eşin rızası alınmaksızın aile konutunun ipotek olarak davalı eş

tarafından gösterilmesinin TMK’nın 194/1 maddesine

aykırılık teşkil ettiğinden bahisle davanın kabulü ile dava konusu aile konutu

üzerindeki ipoteğin kaldırılmasına dair verilen karar, davalı ...Bankası

vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yukarıda açıklanan

nedenlerle oyçokluğu ile bozulmuştur.

Mahkemece, önceki gerekçelerle ipoteğin

kaldırılmasına dair ilk kararda direnilmiştir. Direnme kararı, davalı

...Bankası vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;

ipotek işleminin davacı ve ipotek veren davalı ile aynı çatı altında oturan

müşterek çocukların kullandığı krediye teminat teşkil etmek üzere kurulmuş

bulunmasına göre, bu hususun davacının ipotek işleminden haberdar olup bu

işleme muvafakat ettiği anlamına gelip gelmediği noktasında toplanmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 194/1. maddesine göre, “Eşlerden biri, diğer

eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini

feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları

sınırlayamaz.” Bu madde hükmü ile aile konutu şerhi konulmuş olmasa da eşlerin

birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri

sınırlandırılmıştır.

Sınırlandırma aile konutu şerhi konulduğu için

değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi

verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Anılan madde hükmü ile

getirilen sınırlandırma, emredici niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden

feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık

rıza ancak “belirli olan” bir işlem için verilebilir.

TMK'nın 193. maddesi ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki

işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte TMK'nın

194. madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin

diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem

özgürlüğü, “aile birliğinin” korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre,

eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira

sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki

hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki olan eş aile

konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun ipotek edilmesi

gibi tek başına bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğer

eşin açık rızası alınarak yapılabilir.

TMK'nın 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli

öngörmemiştir. Bu nedenle sözkonusu izin bir şekle

tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de

anlaşılacağı üzere, iznin “açık” olması gerekir (GÜMÜŞ, Mustafa Alper, Türk

Medeni Kanununun Getirdiği Yeni Şerhler; Vedat Kitapçılık, İstanbul 2007,

Birinci Basıdan İkinci Tıpkı Bası, 41-42 sh.).

Her ne kadar ipotek doğrudan doğruya aile

konutundan faydalanma ve oturma hakkını engellemiyorsa da, hak sahibi eşin kötüniyetli ve muvazaalı işlemleri ile aile konutunun elden

çıkarılma tehlikesi nedeniyle ipotek işlemine diğer eşin açık rızası şarttır.

Somut olayda, davalı eş dava konusu aile

konutu üzerinde diğer davalı banka lehine ipotek tesis etmiş, bu işlem sırasında

davalı banka tarafından davacı eşin açık rızası alınmamıştır. Yukarıda

açıklanan kurallar çerçevesinde ipotek işleminin, davacı ve davalı eş ile aynı

çatı altında oturan müşterek çocukların kullandığı krediye teminat teşkil etmek

üzere kurulmuş bulunmasının da önemi bulunmamaktadır. Bu durumda, TMK'nın 194/1 maddesi eşin açık rızasını aradığından,

yapılan işlemin geçerli olduğunu kabul etmek imkansızdır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler

sırasında bir kısım üyelerce; ipotek işleminin kurulmasına neden olan, davacı

ve davalı eş ile aynı çatı altında oturan müşterek çocukların kullandığı

krediden ve dolayısıyla da ipotek işleminden davacı eşin haberdar olmadığını

kabul etmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de

yukarıda açıklanan nedenlerle bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Hal böyle olunca, mahkemece, yukarıda

açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davanın

kabulüne karar verilmesi ve bu kararda direnilmesi usul ve yasaya uygun olup;

direnme kararının onanması gerekir…”

16. Yargıtay 2.

Hukuk Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve E.2015/26117, K.2016/6947 sayılı kararının

ilgili kısmı şöyledir:

“ Davacı malik olmayan eş, aile konutu niteliğinde bulunan taşınmazın,

malik olan davalı eş tarafından “açık rızası bulunmadan" davalı banka

lehine ipotek ettirildiğini ileri sürerek, aile konutu üzerine konulan ipoteğin

kaldırılmasını talep etmiş, davalı banka ise dava konusu taşınmazın tapu

kaydında aile konutu olduğuna dair bir şerhin bulunmadığını, bankanın

iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan

yargılama neticesinde, bankanın kötü niyetinin ispatlanamadığı gerekçesi ile

talebinin reddine karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu “emsal davalarda"

gerekçesi aşağıya “aynen" alınan 2013/2- 2056 esas, 2015/1201 karar ve

15.04.2015 günlü kararı ile “yeni bir uygulamaya” geçmiştir. Hukuk Genel

Kurulunun benzer davalarda da sürdürülen yeni uygulaması Dairemiz tarafından da

benimsenmiş olup Dairemiz emsal bütün davalarda Hukuk Genel Kurulunun aşağıdaki

görüşlerine aynen katılmaktadır. Emsal Hukuk Genel Kurulu kararında yer alan

yerel mahkemenin “direnme gerekçesinde" açıkça belirtildiği üzere Türk

Medeni Kanununun 194. madde hükmü ile eşlerin fiil ehliyetine getirilen sınırlama

aile konutuna şerhin konulması ya da konulmaması koşuluna bağlanmadığı gibi

işlem tarafı olan üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmamasının da herhangi bir

önemi bulunmamaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 194/1. maddesine

göre, “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile

ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu

üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu madde hükmü ile aile konutu şerhi “konulmuş

olmasa da” eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki ehliyetleri

sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma aile konutu şerhi konulduğu için değil,

zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi

verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerh

konulmasa dahi aile konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu

olmamakta aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle

aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh “kurucu” değil “açıklayıcı” şerh

özelliğini taşımaktadır.

Anılan madde hükmü ile getirilen

sınırlandırma, “emredici” niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat

edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak

“belirli olan” bir işlem için verilebilir.Türk Medeni

Kanununun 193. hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki

işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte Türk Medeni Kanununun

194. madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin

diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem

özgürlüğü, “aile birliğinin korunması" amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna

göre, eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça" aile konutu ile ilgili

kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu

üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki

olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun

ipotek edilmesi gibi tek başına" bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu

sınırlandırma “ancak diğer eşin açık rızası alınarak" yapılabilir.

Türk Medeni Kanununun 194. maddesi yetkili

eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin

bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin

ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "açık" olması gerekir

(Mustafa Alper GÜMÜŞ, Türk Medeni Kanununun Getirdiği Yeni Şerhler; Vedat

Kitapçılık, İstanbul 2007, Birinci Basıdan İkinci Tıpkı Bası, s. 41-42). Her ne

kadar ipotek doğrudan doğruya aile konutundan faydalanma ve oturma hakkını

engellemiyorsa da, hak sahibi eşin kötüniyetli ve

muvazaalı işlemleri ile aile konutunun elden çıkarılma tehlikesi nedeniyle

ipotek işlemine diğer eşin “açık rızası" şarttır.

Yukarıda açıklanan kurallar çerçevesinde eşin

"açık rızası" alınmadan yapılan işlemin Hukuk Genel Kurulunca da

açıkça ifade edildiği üzere "geçerli olduğunu" kabul etmek

imkansızdır. Eş söyleyişle eşin "açık rızası alınmadan" yapılan

işlemin "geçersiz olduğunu" kabul etmek zorunludur. Hal böyle olunca,

mahkemece Hukuk Genel Kurulunca benimsenen yukarıda açıklanan yasal düzenleme

ve ilkelere uygun değerlendirme yapılarak aile konutu üzerindeki ipoteğin

kaldırılmasına ve taşınmaz üzerine aile konutu şerhi konulmasına karar

verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret hükmü kurulması usul ve yasaya

aykırıdır.…”

17. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 16/2/2010 tarihli ve

E.2009/21405, K.2010/3267 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“…Mahkemece, gayrimenkul üzerine aile konutu

şerhi konduktan sonra eşin muvafakati alınmadan haciz konduğu ve bu yerin şikayetçi

eş ile iki çocuğunun ikametine özgülendiğinden T.M.K.194. maddesi gereğince

haczin kaldırılması ile satışın durdurulmasına karar verilmiştir. T.M.K'nun 194.maddesi aynen “Eşlerden biri, diğer eşin açık

rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile

konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” hükmünü

içermektedir. Yasal bu düzenleme, aile konutunun tapu sicilinde maliki olan

borçlunun borcundan dolayı alacaklıların yapacakları icra takibi sonucu

satışına engel teşkil etmez.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 22/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu, 4721 sayılı Kanun'un 194. maddesinin birinci

fıkrasına göre rızası olmaksızın aile konutu üzerine ipotek koydurulması imkânı

bulunmamasına rağmen Derece Mahkemesinin yaptığı yorumla aile kurumunu ticari

unsurlar karşısında ikincil duruma düşürdüğünü, ayrıca Yargıtayın

onama kararındaki gerekçesinde Bankanın kötü niyetli olduğunun ispat

edilememesi nedenine yer verildiğini, buna göre Yargıtayın

dava konusu konutun aile konutu olduğunu dolaylı olarak kabul etmiş olmasına

rağmen bozma yerine kararı onadığını, bu nedenle gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğini, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığını belirterek adil

yargılanma ve ailenin korunması haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve

yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

21. Başvurucu, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı ve

yargılama sürecindeki mahkeme kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediği

hususunun yanı sıra Anayasa'nın 41. maddesinde tanımlanan ailenin korunması

hakkının da ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ailenın

korunması hakkına ilişkin iddiasını ipotek konusu evin aile konutu olduğu ve

rızası olmaksızın aile konutunun ipotek edilemeyeceği tezine dayandırmaktadır.

Bununla birlikte derece mahkemesi kararında ipotek işlemi tarihinde söz konusu

konutun aile konutu olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla uyuşmazlık,

ipotek konulan evin, ipotek tarihinde "aile konutu" olarak korunması

gereken nitelikte olup olmadığı hususundan kaynaklanmakta olup başvurucunun

ailenin korunması hakkına yönelik müdahale iddiasını münhasıran yargılamanın

sonucuna dayandırdığı anlaşılmaktadır. Bu yüzden başvurucunun iddialarının

Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkı çerçevesinde

değerlendirilmesi uygun görülmüştür (İsmet

Yağcı, B. No: 2013/6712, 26/6/2014, § 13).

1. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

22. Başvurucu, aile konutu olduğunu iddia ettiği taşınmaz

üzerindeki ipoteğin kaldırılması talebinin mahkemece reddedildiği ve bu ret

kararında taşınmazın aile konutu olmamasına dayanıldığını, Yargıtay onama

kararında ise bankanın kötü niyetli olduğunun ispat edilememesi gerekçesine yer

verildiğini, buna göre Yargıtayın dava konusu konutun

aile konutu olduğunu dolaylı olarak kabul etmiş olmasına rağmen bozma yerine

kararı onadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

23. Anayasa’nın 36. ve 141. maddeleri uyarınca her türlü mahkeme

kararının gerekçeli olması gerekir. Ancak bu hak, yargılamada ileri sürülen tüm

iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu

nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre

değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No:

2013/2995, 20/2/2014, § 51). Kanun yolu incelemesi yapan merciin yargılamayı

yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya

aynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından

yeterlidir (Yasemin Ekşi, B. No:

2013/5486, 4/12/2013, § 57).

24. Başvuru konusu olayda tapuda başvurucunun eşi adına kayıtlı

olan taşınmaz üzerinde bir banka adına ipotek tesis edildiği, Denizli 2. İcra

Müdürlüğünün 2011/3486 sayılı dosyası ile belirtilen ayni hakka istinaden icra

işlemlerinin başlatıldığı, başvurucunun rızası olmadığı hâlde eşi tarafından

aile konutu üzerine ipotek koydurulduğundan bahisle ipoteğin kaldırılması

talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. Denizli 2. Aile Mahkemesinin 9/10/2012

tarihli ve E.2012/238, K.2012/831 sayılı kararıyla "...tarafların arasında Denizli 3. Aile Mahkemesinde 05/07/2010

ile 23/02/2011 tarihleri arasında boşanma davası görüldüğü, ipoteğin boşanma

davasının sonuçlanmasından sonra 22/4/2011 tarihinde tesis edildiği, nüfustan

gelen ve tarafların beyanına göre 8/1/2008 tarihi ile 13/6/2011 tarihi arasında

aile konutu olarak Topraklık Mahallesi ...Denizli adresini kullandıkları,

boşanma davasının reddinden ve ipoteğin tesisinden sonra davalı M. adına

kayıtlı Bağbaşındaki evlerine taşındıkları, ipoteğin

tesis edildiği dönemde gerek nüfus kaydına gerekse davacının kardeşinin

beyanına göre tarafların davaya konu taşınmazı aile konutu olarak

kullanmadıkları anlaşılmış olup, Türk Medeni Kanunu’ndaki düzenlemenin

amacının, evlilik birliğinin devamı sırasında eşlerden birinin diğerini mağdur

edecek şekilde ve aile konutundan çıkartılmasına sebep olacak muamelelerde

bulunmasını engellemek olduğu, tarafların o dönem aile konutu olarak başka

konutta ikamet etmeleri karşısında dava konusu taşınmazın ipoteğin tesis

edildiği aşamada tarafların aile konutu olmadığının tespit edildiği" belirtilerek

davanın reddedildiği görülmüştür. Bu karar, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin

15/5/2014 tarihli ve E.2014/7856, K.2014/11340 sayılı ilamıyla onanmıştır.

Yargıtay onama kararında “Dosyadaki

yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve

özellikle davalı bankanın kötüniyetli olduğunun

ispatlanamadığının anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının

reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına” gerekçesine

yer verilmiştir.

25. Yargıtay kararlarında somut olayda olduğu gibi tapu kaydına

aile konutu şerhinin konulmadığı durumlarda, aile konutunun üçüncü şahıslarca

edinilmesi yönünden Türk Medeni Kanunu'nun iyi niyete dair hükümleri dikkate

alınmakta iken Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/4/2015 tarihli ve E.2013/2-

2056, K.2015/1201 sayılı kararı ile yeni bir uygulamaya geçildiği, buna göre

aile konutunun maliki olan eşin, aile konutu üzerinde yapacağı tasarruflara

diğer eşin açık rızasının bulunduğunun ispatlanmasının gerekli olduğu

yaklaşımının benimsendiği anlaşılmıştır. Ancak söz konusu kararda, bu koşulun

uygulanabilmesi için öncelikle üzerinde tasarruf edilen konutun "aile

konutu" niteliğinde olduğunun ortaya konulması gerektiği belirtilmiştir.

26. Somut olayda başvurucu, Yargıtay onama kararında bankanın

kötü niyetli olduğunun ispat edilememesi gerekçesine yer verildiğini, buna göre

Yargıtayın dava konusu konutun aile konutu olduğunu

dolaylı olarak kabul etmiş olduğunu belirtmek suretiyle gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de ilk derece mahkemesince söz konusu

konutun ipoteğin tesisi aşamasında aile konutu niteliğinde olmadığı ve

tarafların daha önce bu nitelikte kullandıkları başka bir konut bulunduğu

gerekçesiyle ipoteğin kaldırılması davası reddedilmiştir. Yargıtay onama

kararında ilk derece mahkemesi kararının gerekçesi isabetli bulunarak ve bu

gerekçeye ek olarak o tarihte Yargıtay tarafından kabul edilen "iyi

niyet" hükümlerine dair açıklamalar da yapılarak hüküm onanmış ve karar

düzeltme istemi de reddedilmiştir. Bu nedenle yerel mahkeme gerekçesini benimsediği

anlaşılan Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğu iddialarının yerinde olmadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

27. Açıklanan nedenlerle, temyiz makamı kararlarının

gerekçelerinde açık bir ihlal saptanmadığından, başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil

Olmadığına İlişkin İddia

28. Başvurucu rızası olmaksızın aile konutu üzerine ipotek

koydurulması imkânı bulunmamasına rağmen mahkemenin, yaptığı yorumla aile

kurumunu ticari unsurlar karşısında ikincil duruma düşürdüğünü, ipoteğin

kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken adil olmayan bir yargılama sonucu

davanın reddine hükmedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

29. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve

sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

30. Somut olayda, başvurucunun belirtilen iddiasının özünün

derece mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince aile konutunun tekliği

prensibinden hareket edilen ve bu nedenle ipoteğin tesisi tarihinde başvurucu

ve eşinin aile konutu olmadığı tespit edilen taşınmaz üzerindeki ipoteğin

kaldırılması talebinin reddiyle sonuçlanan yargılamada, derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açıkça keyfîlik

içermediği anlaşılmıştır.

31. Açıklanan nedenlerle başvurucunun belirtilen iddiasının

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesi

kararlarının bariz bir takdir hatası da içermediği anlaşıldığından başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

22/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Şermin BİRTANE

Başvurucu

:

Murat

GÜNAYLI

Vekili

:

Av. Hüseyin

ŞİMŞEK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/18344, 22 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. M. G.'nın da beyanına göre tarafların davaya konu
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. Yıldırım
  13. Özgüldür
  14. Topal
  15. M. Emin KUZ
  16. Günaylı
  17. Şimşek
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/18344
Tarih
22 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • S.s. Okumuşlar Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2014/5326)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2015/19152
  • Mehmet Şah Araş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/798)
  • Cevdet Genç Başvurusu (B. No: 2014/9043)
  • Mehmet Letif Karatay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2870)
  • Cevat Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/9018)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.