İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Meltem Sukan Başvurusu (B. No: 2013/9459)

1. Başvuru, zorunlu hizmet süresi tamamlanmadan istifa edilmesi

Başvuru No2013/9459Tarih21 Nisan 2016Okuma27 dk · 5.334 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Meltem Sukan Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/9459
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.334 kelime·27 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, zorunlu hizmet süresi tamamlanmadan istifa edilmesi

gerekçesiyle tıp hekimliği diploması ile uzmanlık belgesinin verilmemesi ve

doktorluk mesleğinin icra edilememesi nedenleriyle zorla çalıştırma yasağı,

çalışma ve sözleşme hürriyeti ile ailenin korunması ilkesinin ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/12/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 20/4/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 1/10/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/11/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

8/12/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 23/12/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden

1998 yılında mezun olmuş 5/1/2001 tarihinde Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh

Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uzmanlık

eğitimine başlamıştır.

9. 6/7/2005 tarihinde girdiği ihtisas sınavını başarıyla

tamamlayan başvurucu 3/10/2005 tarihinde Mardin Devlet Hastanesine ruh sağlığı

ve hastalıkları uzmanı olarak atanmış 1/11/2005 tarihinde göreve başlamıştır.

10. Başvurucu, ailevi sebepler ve psikolojik rahatsızlığını

gerekçe göstererek birçok kez İstanbul iline tayinini talep etmiş ancak tayin

talepleri reddedilmiştir.

11. Başvurucu majör depresyon teşhisiyle yaklaşık on dört ay

istirahat raporu kullanmıştır.

12. Tayin taleplerinin reddedilmesi nedeniyle başvurucu

25/10/2007 tarihinde istifa etmiş ve uzmanlık belgesinin kendisine verilmesini

talep etmiştir.

13. Sağlık Bakanlığının anılan talebi zımnen reddetmesi üzerine

başvurucu, Ankara 1. İdare Mahkemesinde zımnen ret işleminin iptali istemiyle

dava açmış, Mahkemenin 12/11/2008 tarihli ve E.2008/458, K.2008/1891 sayılı

kararıyla 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun,

21 Haziran 2005 tarih ve 5371 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık

Personelinin Tazminat ve Çalısma Esaslarına Dair

Kanun, Devlet Memurları Kanunu ve Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık

Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile getirilen ek 3. ve 4. maddelerine

atıfla dava reddedilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

"3359 sayılı Sağlık

Hizmetleri Temel Kanunu'nun ek 3.maddesinde "İlgili mevzuata göre yurt

içinde veya yurt dışında öğrenimlerini tamamlayarak tabip, uzman tabip ve yan

dal uzmanlık eğitimini tamamlayarak uzman tabip unvanını kazananlar, her

eğitimleri için ayrı ayrı olmak kaydı ile Devlet Planlama Teşkilatı

Müsteşarlığı tarafından hazırlanan İlçelerin Sosyo-Ekonomik

Gelişmişlik Sıralamasında yer alan;....Gün, Sağlık Bakanlığı veya Sağlık

Bakanlığınca uygun görülen diğer kuruluşlarda Devlet memuru veya ilgililerin

talebi halinde 10.7.2003 tarihli ve 4924 sayılı Kanuna tâbi sözleşmeli sağlık personeli olarak Devlet

hizmeti yapmakla yükümlüdürler. Bu süreler ihtiyaca göre Sağlık Bakanlığının

teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile kısaltılabilir. Sürelerin hesabında

fiilen çalışma esas olup, hafta sonu ve resmi tatil

günleri fiili çalışmadan sayılır. Yıllık, mazeret ve hastalık izinli geçirilen

günler ise yükümlülük süresine ilave edilir. "hükmüne Ek4.maddesinde

"Devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamındaki personel, bu görevlerini

tamamlamadan mesleklerini icra edemezler."hükmüne

yer verilmiktedir.

Davalı Bakanlıkça Devlet hizmet yükümlülüğü

uygulamasını gösteren29/8/2005 gün ve 20785 sayılı Bakanlık "Onay"ının ve bu "Onay"da

değişiklik yapan7/10/2005 tarih ve 24312 sayılı Bakanlık "Onay"ının 28.maddesinde "Bakanlıkça tescil

edilmiş olan tıp diplomalarının tescil edildikten sonrailgili

Tıp fakültelerine gönderilmesi, ana dal ve yan dal tamamlayıp uzman olanların

uzmanlık belge tescil işlemleri tamamlandıktan sonra Personel Genel

Müdürlüğü'nce muhafaza edilmesi, Devlet hizmet yükümlülüğü olan tabiplere,

yükümlülüğünü tamamladıktan ve Devlet hizmet yükümlülüğünü tamamladığına dair

yazının Bakanlığımızca ilgili tıp fakültesine gönderildikten sonra tıp

diplomasının ilgililere teslim edilmesi, uzmanlık belgesinin ise uzman olarak

Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamladıktan sonra ilgililere teslim edilmesi"öngörülmüştür.

Yukarıda belirtilen Davalı Bakanlık "Onay"ının 28.maddesinin iptali istemiyle Danıştay

5.Dairesi'nin açılan dava,28/2/2007 gün ve E:2006/625 K:2007/834 sayılı kararla

reddedilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden, İstanbul

Üniversitesi Cerrahpaşa TıpFakültesi'nden 1998

yılında mezun olan davacının Tıpta Uzmanlık Sınavında başarılı olarak Prof.Dr.Mahzar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları

Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde uzmanlık eğitimine başladığı, 6/7/2005

tarihinde yapılan ihtisas sınavında başaılı olarak

uzman hekim unvanını almaya hak kazandığı, sonrasında da zorunlu devlet hizmet

yükümlülüğü kuralları uyarınca 3/10/2005 tarihinde "Ruh Sağlığı ve

Hastalıkları Uzmanı" olarak Mardin Devlet Hastanesi'ne atandığı ve 1/11/2005

tarihinde bu görevine başladığı, ancak görevine başlamasından sonra 2006 yılıl temmuz ayından başlama üzere farklı tarihlerdeeş durumu, ruhsal rahatsızlık ve babasının

hastalığı gerekçeleriyle davalı idareye başvurarak yer değiştirilmesi talebinde

bulunmasına karşılık bu isteminin yerinde görülmediği, bunun üzerine de

25/10/2007 tarihli dilekçesiyle görevinden istifa eden ve uzmanlkı

belgesinin gönderilmesini isteyen davacınıntalebinin

de cevap verilmemek suretiyle reddedilmesi üzerine bu işlemin iptali istemiyle görülmemte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda; yukarıda belirtilen mevzuat hükümleriuyarınca tıp fakültesinden mezun olan ya da tıpta

uzmanlık eğitimini tamamlayarak uzman unvanını almaya hak kazanan hekimlerin bu

mesleklerini icra etmeleri zorunlu devlet hizmeti yükümlülüklerini yerine

getirmeleri şartına bağlanmış olduğu ve söz konusu Kanun hükmünün anayasaya

aykırı olduğu iddiasıyla başvurulan Anayasa Mahkemesi'nin 13/3/2006 gün ve

E:2006/21 K:2006/38 kararıyla da; belirtilen Kanun hükümlerinin anayasaya

aykırı olmadığı sonucuna varıldığı dikkate alındığında davacı hakkında tesis

edilen dava konusu işlemde hukuka aykılık

görülmemiştir."

14. Temyiz istemi üzerine anılan karar, Danıştay 5. Dairesinin

12/6/2012 tarihli ve E.2009/1536, K.2012/4343 sayılı ilamıyla onanmıştır.

15. Başvurucunun karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin

13/9/2013 tarihli ve E.2012/10777, K.2013/5919 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

16. Nihai karar başvurucuya 13/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiş,

başvurucu 13/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 3359 sayılı Kanunu'nun ek 3. maddesi(Ek: 21/6/2005 – 5371/1 md.) şöyledir:

"İlgili mevzuata göre yurt içinde veya

yurt dışında öğrenimlerini tamamlayarak tabip, uzman tabip ve yan dal uzmanlık

eğitimini tamamlayarak uzman tabip unvanını kazananlar, her eğitimleri için

ayrı ayrı olmak kaydı ile Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından

hazırlanan İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik

Sıralamasında yer alan;

...

Gün, Sağlık Bakanlığı veya Sağlık Bakanlığınca

uygun görülen diğer kuruluşlarda Devlet memuru veya ilgililerin talebi halinde

10.7.2003 tarihli ve 4924 sayılı Kanuna tâbi sözleşmeli sağlık personeli olarak

Devlet hizmeti yapmakla yükümlüdürler. Bu süreler ihtiyaca göre Sağlık

Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile kısaltılabilir.

Sürelerin hesabında fiilen çalışma esas olup, hafta sonu ve resmi

tatil günleri fiili çalışmadan sayılır. Yıllık, mazeret ve hastalık izinli

geçirilen günler ise yükümlülük süresine ilave edilir.

..."

18. 3359 sayılı Kanunu'nun ek 4. maddesi(Ek: 21/6/2005 – 5371/1 md.) şöyledir:

"Tıp fakülteleri dekanlıkları ve eğitim

hastaneleri baştabiplikleri mezun olan veya uzmanlık ve yan dal uzmanlık

öğrenimini tamamlayan tabip ve uzman tabiplerin isim ve adreslerini onbeş gün içinde Sağlık Bakanlığına bildirmekle

yükümlüdürler. Diploma ve uzmanlık belgelerinin Sağlık Bakanlığınca tescil

işlemlerini müteakip en geç iki ay içerisinde, Devlet hizmeti yükümlülüğü olan

personel, atama yerleri ve atama işlemine ilişkin süreç internet sayfasında

ilân edilir. Bu ilân tebligat yerine geçer.

Eş durumu ve sağlık mazereti nedeniyle

yapılacak atamalar hariç personelin görev yerleri, tercih hakkı verilmek sureti ile kurayla belirlenir.

(Ek cümle: 2/1/2014-6514/43 md.) Ancak beşinci ve

altıncı grup ilçe merkezlerine bağlı yerleşim yerleri ile Bakanlar Kurulunca

tespit edilecek il merkezi ve il merkezlerine bağlı yerleşim yerlerinde Devlet

hizmeti yükümlülüğünü yerine getirenler, tekrar Devlet hizmeti yükümlüsü

olduklarında istekleri dışında bu yerlere atanamazlar. Atama sonuçlarının

internet sayfasında ilânını müteakip, gerekli hallerde belgelerini tamamlamak

üzere ilgili personele yirmi gün süre verilir. Devlet hizmeti yükümlülük

süresi, personelin atandığı yerde göreve katılması ile başlar...

Devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamındaki

personel, bu görevlerini tamamlamadan mesleklerini icra edemezler."

19. 10 Temmuz 2003 tarihinde yürürlükten kaldırılan 21 Ağustos

1981 tarihli ve 2514 sayılı Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti

Yükümlülüğüne Dair Kanun'un “Devlet hizmeti yükümlülüğü ”

baslıklı 3. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Tabipler pratisyenlikte iki yıl ve uzmanlıkta

iki yıl olmak üzere toplam fiilen dört yıl süre ile Saglık

ve Sosyal Yardım Bakanlıgının kanunlara göre tabip

atamakla yükümlü oldugu kurum ve kuruluslarda

ve diger bakanlıkların, yüksekögretim

kurumları ve diger kurulusların

Saglık ve Sosyal Yardım Bakanlıgınca

tasvip edilen kadrolarında devlet hizmeti yapmakla yükümlüdürler.”

20. 2514 sayılı mülga Kanun'un “Devlet

Hizmeti Yükümlülügünü Yerine Getirmeyenler”

baslıklı 5. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kanun kapsamına giren kisiler

devlet hizmeti yükümlülügünü yerine getirmeden

mesleklerini serbest olarak icra edemezler."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu; zorunlu hizmet süresini tamamlamaması nedeniyle

diplomasının ve uzmanlık belgesinin kendisine verilmediğini, uzmanlık eğitimine

devam ettiği sırada bulunmayan zorunlu hizmet yükümlülüğünün eğitimini

bitirmesinden sonra yapılan mevzuat değişikliği ile getirilmiş olduğunu,

hastalık ve ailevi sebeplerle yaptığı yer değişikliği taleplerinin

reddedildiğini, zorunlu hizmet yükümlülüğünün zorla çalıştırma yasağına

aykırılık oluşturduğunu, uzmanlık eğitimi almış olmasına karşın pratisyen

hekimlik dahi yapamadığını ve mesleğini hiçbir şekilde icra edemediğini

belirterek zorla çalıştırma yasağı, çalışma ve sözleşme hürriyeti, ailenin

korunması ilkesi ile hukuk güvenliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş,

adli yardım ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun çalışma ve sözleşme hürriyeti

ile hukuk güvenliği ilkesinin ihlal edildiği iddiaları maddi ve manevi varlığın

korunması hakkı kapsamında incelenmiştir. Başvurucunun zorla çalıştırma yasağı

ile aile hayatının korunması ilkelerinin ihlal edildiği iddiaları ise ayrıca

incelenmiştir.

1. Adli Yardım Talebi

Yönünden

24. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 30/4/2013 tarihli ve 28633 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un 22. maddesi ile değişik 334. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma

düşürmeksizin gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen

ödeme gücünden yoksun kimselerin, iddia ve savunmalarında taleplerinin açıkça

dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilecekleri

düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 337. maddesinin (3) numaralı fıkrasında ise

adli yardımın daha önce yapılan yargılama giderlerini kapsamayacağı

belirtilmiştir.

25. Somut olayda başvurucunun, dilekçesinde adli yardım

talebinde bulunduğunu belirtmiş olmasına karşın bireysel başvuru harcını

yatırdığı tespit edilmiştir. Bireysel başvuru yolunda harç dışında başvurucu

tarafından ödenmesi gereken yargılama gideri bulunmamaktadır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvuru harcının yatırılmış olması ve

adli yardımın daha önce yapılan giderleri kapsamaması nedeniyle başvurucunun

bireysel başvuru yönünden adli yardım talebi hakkında karar verilmesine yer

olmadığına karar verilmesi gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Zorla Çalıştırma

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu doktorların zorunlu hizmete tabi tutulmaları

nedeniyle zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

28. Anayasa'nın "Zorla

Çalıştırma Yasağı" başlıklı 18. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse zorla

çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.

Şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere

hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde

vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke

ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi

niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz."

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 4. maddesi

şöyledir:

" 1. Hiç kimse köle ya da kul durumunda tutulamaz.

2. Hiç

kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz.

3.

Aşağıdaki haller, bu madde anlamında “zorla çalıştırma ya da zorunlu çalışma”

sayılmaz:

a) Bu Sözleşme’nin 5. maddesinde öngörülen

koşullara uygun olarak tutulu bulunan bir kimseden, tutulu bulunduğu sırada

veya şartlı tahliyeden yararlandığı süre içinde olağan olarak yapması istenilen

bir iş;

b) Askeri nitelikli herhangi bir hizmet veya

vicdanî reddin meşru sayıldığı ülkelerde, vicdanî reddi seçen kişilere zorunlu

askerlik hizmeti yerine gördürülebilecek başkaca bir hizmet;

c) Toplumun hayat veya refahını tehdit eden

kriz veya afet hallerinde gerekli görülen her hizmet;

d) Olağan yurttaşlık yükümlülükleri kapsamına

giren her türlü çalışma veya hizmet."

30. Anayasa'nın 18. maddesi angarya yasağını ve zorla çalıştırma

yasağını düzenlemektedir. Anayasa'nın 18. maddesinin gerekçesinde ve Anayasa

Mahkemesi kararlarında angarya, kişinin emeğinin karşılığını almadan zorla

çalıştırılması ya da bir maldan veya bir kişinin çalışmasından karşılıksız

yararlanılması olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda devlet hizmeti

yükümlülüğüne tabi tabiplere hizmetlerinin karşılığında ücret ödendiğinden

anılan yükümlülük kapsamındaki çalışmaların angarya olarak nitelendirilmesi

mümkün değildir (AYM, E.2006/21, K.2006/38, 13/3/2006; AYM, E.2011/150,

K.2013/30, 14/2/2013).

31. Anayasa'da angarya yasağından farklı olarak ayrıca

"zorla çalıştırma" yasaklanmakla birlikte bu kavramın tanımı

yapılmamıştır. Bu kavramın tanımı ve içeriği belirlenirken temel insan

haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden ve ilgili uluslararası

otoritelerin yorum ve uygulamalarından yararlanılabilir. Zorla çalıştırma

yasağına ilişkin uluslararası kurallar, 29 No.lu Cebri ve Mecburi Çalıştırmaya

İlişkin ILO Sözleşmesi'nde düzenlenmiştir. Anılan Sözleşme'nin 2. maddesinde

yapılan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) de Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin 4. maddesinde yer alan zorla çalıştırma yasağının kapsamının

belirlenmesinde esas alınan tanıma göre zorla çalıştırma "herhangi bir kişinin

ceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiği tüm iş

veya hizmetleri" ifade etmektedir. Buna göre zorla çalıştırmadan söz

edilebilmesi için kişinin ceza tehdidi altında ve rızası bulunmaksızın

çalıştırılması gerekmektedir (AYM, E.2011/150, K.2013/30, 14/2/2013).

32. Anayasa Mahkemesi kararlarında herkesin sağlıklı ve dengeli

bir çevrede yaşama hakkına sahip olması ve ülkenin her yöresinde sağlık

hizmetlerinden yararlanabilmesinin sağlanması amacıyla doktorlar için devlet

hizmeti yükümlülüğünün öngörülmüş olduğu gözetilerek Anayasa'nın 18. maddesinde

yer alan “ülke ihtiyaçlarının zorunlu

kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir

çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.” hükmü gereğince doktorlar

için getirilen zorunlu çalışma yükümlülüğünün zorla çalıştırma olarak da

nitelenemeyeceği tespit edilmiştir (AYM, E.2006/21, K.2006/38, 13/3/2006).

33. Anayasa’nın 148. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel

hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi

birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir …”

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre de bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından

ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının

yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye

ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalanhak ihlali iddiasını içeren

başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18).

35. Doktorlar için öngörülen zorunlu hizmet yükümlülüğünün

Anayasa ve Sözleşme'de koruma altına alınan zorla

çalıştırma yasağı kapsamına girmediği anlaşılmaktadır.

36. Açıklanan nedenlerle başvuru konusunun Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Aile Hayatının Korunması

İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucu,eşinin

başka bir ilde çalışıyor olmasına ve babası ile kendisinin sağlık durumlarının

belgelenmesine karşın tüm tayin taleplerinin reddedilmesi nedeniyle aile

hayatının korunması ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

38. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

39. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

40. Başvuru yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun

temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal

sonucudur. Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların

ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, başvuru yollarının

tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

41. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

42. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin yetkili idari ve yargısal mercilerce düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

43. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının

varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle

başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

44. 3359 sayılı Kanunun ek 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer

alan “Eş durumu ve sağlık mazereti nedeniyle

yapılacak atamalar hariç, personelin görev yerleri, tercih hakkı verilmek

suretiyle kurayla belirlenir” ve ek 6. maddesinin birinci fıkrasında

yer alan “Devlet hizmeti yükümlülügünü

yapmakta olan personel, mazeret ve zorunlu haller dışında başka yere atanamaz”

hükümleri dikkate alındığında başvurucu tarafından idarece tesis edilen eş

durumu ve sağlık problemleri nedeniyle yer değişikliği istemlerinin reddine

ilişkin işlemlere karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usul

Kanunu hükümleri uyarınca iptal davası açılmasında bir engel olmadığı

değerlendirilmektedir.

45. Başvuruya konu olayda anılan idari dava yolunun

tüketilmediği anlaşılmaktadır.

46. Açıklanan nedenlerle başvurucunun aile hayatının korunması

ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

c. Maddi ve Manevi

Varlığını Koruma ve Geliştirme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

48. Başvurucu zorunlu hizmet yükümlülüğünü yerine getirmemesi

nedeniyle on üç yıl eğitim almış olduğu doktorluk mesleğini icra edememesinin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını ihlal ettiğini ileri

sürmektedir.

49. Bakanlık tarafından başvurucunun belgelerinin kendisine

verilmemesi nedeniyle doktorluk mesleğini icra edememesinin Sözleşme'nin 8.

maddesinde koruma altına alınan, özel yaşama saygı hakkı kapsamında korunan,

fiziksel ve zihinsel bütünlük ile bireyin kendini gerçekleştirme hakkına kaşılık gelen, Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında korunan maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkına bir

müdahale olarak görülebileceği ancak müdahalenin kanunla öngörülme şartını

yerine getirdiği, genel sağlık gibi meşru bir amacının olduğu ve müdahalenin

meşru amaçla orantılı olduğu şeklinde görüş bildirilmiştir.

50. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyanında

uzmanlık eğitimi aldığı sırada zorunlu hizmet yükümlülüğünün bulunmadığını,

zorunlu hizmet yükümlülüğünün getirilmesi ile uzmanlık eğitimini tamamlaması

arasında yalnızca bir gün olduğunu belirterek yasallık koşullunun yerine

getirilmediğini belirtmiştir.

a. Genel İlkeler

51. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

52. Sözleşme'nin "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi

şöyledir:

"(1)

Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi

hakkına sahiptir.

(2) Bu

hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."

53. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 26).

54. Özel yaşama saygı hakkı alt kategorisinde geçen "özel hayat" kavramı AİHM tarafından

da oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım

yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

55. "Bireyin kişiliğini

geliştirmesi ve gerçekleştirmesi" kavramının, özel yaşama saygı

hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel

yaşamın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği

karşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar

bu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir (Halime

Sare Aysal, B. No: 2013/1789, 11/11/2015,

§ 46).

56. Özel hayat alanına dâhil olan tüm hukuksal çıkarlar

Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında güvence altına alınmakla birlikte söz konusu

hukuksal çıkarların Anayasa'nın farklı maddelerinin koruma alanına girdiği

görülmektedir. Bu bağlamda Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve

geliştirme hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı

kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı ile bireyin

kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına

karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, § 30).

b. Müdahalenin Mevcudiyeti

57. Özel hayata saygı hakkı, iş ve mesleki nitelikteki

faaliyetleri dışlamamakla birlikte kişinin dilediği alanda çalışmasına yönelik

bir koruma da sağlamamaktadır. Bununla birlikte, mesleğin icrasına getirilen

geniş kısıtlamaların, mesleğin özellikleri de dikkate alınarak bireyin

kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi üzerinde etkili olacabileceği

kabul edilmelidir.

58. AİHM tarafından bireyin on yıllık bir zaman zarfında kamu

alanında ve özel sektörün bazı alanlarında çalışmasına getirilen kısıtlama,

anılan kısıtlamanın bireyin dış dünyayla ilişkilerini geliştirmesi üzerindeki

önemli etkisi ve bireyin hayatını kazanması yönünde doğurduğu ciddi zorluklar

değerlendirilerek özel hayat kavramı kapsamında görülmüştür (Sidabras ve Dziautas/ Litvanya,

55480/00, 59330/00, 27/10/2004, § 48 ).

59. Yine AİHM tarafından kişinin hâkimlik mesleğinden

çıkarılmasının, mesleki ilişkileri dahil geniş bir ilişki çevresini

etkilemesinin yanı sıra kendisi ve ailesinin maddi refahı üzerinde de olumsuz

somut sonuçlar doğurması nedeniyle özel yaşama saygı hakkı kapsamında müdahale

teşkil ettiği değerlendirilmiştir (Oleksandr Volkov/Ukrayna, 21722/11,

27/5/2013, § 166).

60. Somut olayda başvurucunun zorunlu hizmet yükümlülüğünü

yerine getirmemesi nedeniyle idarece diploma ve uzmanlık belgelerinin

verilmemesinin on üç yıl eğitimini aldığı ve bağımsız olarak icrası mümkün

olmayan hekimlik mesleğini icra edememesi sonucunu doğurduğu anlaşılmış olup

anılan sonucun başvurucunun yakın ve geniş çevresi ile toplumsal konumu ve

maddi refahı üzerindeki doğrudan etkisi dikkate alındığında bireyin maddi ve

manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına yönelik bir müdahale teşkil

ettiği değerlendirilmiştir.

c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

61. Anayasa'nın "Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

62. Anayasa'nın 17. maddesinde, maddi ve manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkı açısından herhangi bir sınırlama nedeni

öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün

olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş

olan hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul

edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine

yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir. Bu noktada Anayasa'nın

13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki,

§ 33).

63. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa'da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde

bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın

bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun

genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması

zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama

kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa'nın 17. maddesinde yer

verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki,

§ 35).

i. Kanunilik

64. Hak ve özgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü Anayasa

hukukunda önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu

olduğunda öncelikle tespiti gereken husus müdahaleye yetki veren bir kanun

hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Ekşi, § 36).

65. Başvurucu, uzmanlık eğitimini sürdürdüğü ve tamamladığı

sırada zorunlu hizmet yükümlülüğünün bulunmadığını daha önceki tarihlerde ise

yasal olarak yükümlülük bulunmasına karşın zaman zaman bu yükümlülüklerin

uygulanmadığını ya da sürelerin kısaltıldığını, uzmanlık sınavına girmesinden

yalnızca bir gün önce zorunlu hizmet yükümlülüğünün tekrar yürürlüğe girdiğini

belirterek yasallık koşulunun ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

66. Yapılan incelemede başvurucunun 5/1/2001 tarihinde uzmanlık

eğitimine başladığı 6/7/2005 tarihinde girdiği uzmanlık sınavı ile uzmanlık

eğitimini tamamladığı ve 25/7/2005 tarihinde uzmanlık belgesinin tescil

edildiği anlaşılmıştır.

67. Başvurucunun uzmanlık eğitimine başladığı 5/1/2001 tarihinde

yürürlükte olan 2514 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında zorunlu

devlet hizmeti düzenlenmekte olup aynı Kanun'un 5. maddesinde devlet hizmeti

yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerin mesleklerini serbest olarak icra

edemeyecekleri belirtilmektedir.

68. 7/6/2000 tarihli ve 4576 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle 2514

sayılı Kanun'a eklenen geçici 6. madde ile anılan 2514 sayılı Kanun

hükümlerinin 27/3/2000 tarihinden itibaren iki yıl süreyle pratisyen ve uzman

tabiplere uygulanmayacağı düzenlemiştir.

69. Başvurucunun uzmanlık eğitimine başladığı 5/1/2001 ve

bitirdiği 6/7/2005 tarihleri gözönünde

bulundurulduğunda başvurucunun uzmanlık eğitimine başladığı tarihte uzmanlık

eğitimini tamamlayacağını öngördüğü tarihin, geçici 6. madde ile getirilen

düzenlemenin kapsamı dışında kaldığı anlaşılmaktadır.

70. Başvurucunun uzmanlık eğitimine devam ettiği süreçte

10/7/2003 tarihine kadar devlet hizmeti yükümlülüğünün yürürlükte kaldığı,

anılan tarihte kaldırılan yükümlülüğün 21/6/2005 tarihinde kabul edilen 5371

sayılı Kanun'un yayınlanarak yürürlüğe girdiği 5/7/2005 tarihinde yeniden

getirildiği anlaşılmaktadır.

71. Başvurucu gerek 10/7/2003 tarihinde kaldırılan devlet

hizmeti yükümlülüğünün kaldırılmadan önce de uygulanmaması gerekse uzmanlık

sınavına girmesinden yalnızca bir gün önce zorunlu hizmet yükümlülüğünün

yeniden yürürlüğe girmesi nedenleriyle yasallık koşulunun ihlal edildiğini

ileri sürmüştür. Ancak hem zorunlu hizmet yükümlülüğünün hem de yaptırımının

başvurucunun uzmanlık eğitimine başladığı tarihte yürürlükte olduğu anlaşılmış

olup başvurucunun uzmanlık sınavına girerek uzman olmaya hak kazandığı ve

uzmanlık belgesinin tescil edildiği tarihlerden önce de zorunlu hizmet

yükümlülüğünün yeniden yürürlüğe girmiş olduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun

uzmanlık eğitimine devam ettiği süreç içinde iki yıla yakın bir sürede anılan

yükümlülüğün kaldırılmış olmasının, başvurucunun uzmanlık eğitimi almak ve

uzman olmak yönünde irade gösterdiği tarihlerde öngörülmüş olan yükümlülük

açısından yasallık koşulunu ihlal etmeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

72. Anayasa kuralları etki ve değer bakımından eşit olup hangi

nedenle olursa olsun birinin ötekine üstün tutulmasına olanak bulunmadığından

bunların bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde

tutularak uygulanmaları zorunludur (AYM, E.2007/24, K.2010/113, 16/12/2010).

73. Anayasa'nın 56. maddesi şöyledir:

"Herkes, sağlıklı ve

dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

...

Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık

kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.

Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki

sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine

getirir.

..."

74. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti

ilkesini sağlık hizmetleri alanında somutlaştıran Anayasa'nın 56. maddesinde

herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin

herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve

madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla

sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği ve

devletin bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından

yararlanarak onları denetleyerek yerine getireceği belirtilmiştir (AYM,

E.2007/24, K.2010/113, 16/12/2010)

75. Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan devlet

hizmeti yükümlülüğü kapsamındaki personelin, bu görevlerini tamamlamadan

mesleklerini icra edemeyeceklerini öngören düzenlemenin Anayasa'nın diğer

maddeleri ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. (AYM, E.2007/24,

K.2010/113, 16/12/2010)

76. Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına

sahip olma hakkı karşısında, ülkenin her yöresinde sağlık hizmetlerinden

yararlanılabilmesini sağlamak için tabipler devlet hizmeti ile yükümlü

kılınmışlardır. Bu amaca ancak anılan yükümlülüğün yerine getirilmesi ile

ulaşılabileceği açıktır (AYM, E.2007/24, K.2010/113, 16/12/2010). Bu nedenle

yasa koyucu tarafından anılan yükümlülüğün yerine getirilmesinin sağlanması

için alınan önlemler ve öngörülen yaptırımlar da aynı amacı taşımaktadırlar.

77. Nitekim 5371 sayılı Kanun ile devlet hizmeti yükümlülüğünün

getirilmesine gerekçe olarak hekim ihtiyacı yüksek olan yörelerde yeterli uzman

ve pratisyen hekim istihdamının sağlanamamış olması gösterilmektedir.

78. Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı

kapsamında hekim ihtiyacı yüksek olan yörelerde yeterli uzman ve pratisyen

hekim istihdamının temini doğrultusunda tabipler için getirilen zorunlu hizmet

yükümlülüğünün yerine getirilmesinin sağlanabilmesi için yasa koyucu tarafından

zorunlu hizmet yükümlülüğünü tamamlamayan tabiplerin mesleklerini icra

edemeyecekleri düzenlemiştir.

79. Anılan amaç çerçevesinde zorunlu hizmet yükümünü

tamamlamadan istifa eden başvurucunun uzmanlık belgesinin kendisine verilmesi

talebi reddedilmiştir.

80. Bu kapsamda başvurucunun maddi ve manevi varlığın korunması

ve geliştirilmesi hakkına yapılan müdahalenin Anayasal bütünlük ilkesi

çerçevesinde yurt çapında dengeli ve adil bir şekilde tabip istihdamının

sağlanması amacına hizmet ettiği anlaşılmaktadır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

81. Bireyin temel haklarına yapılan müdahale ile bu müdahaleyle

korunan hukuksal çıkar arasında bir orantı bulunması zorunludur. Anayasa'nın

13. maddesinde, bu orantının değerlendirilmesi noktasında nazara alınmak üzere

demokratik toplumda gereklilik, hakkın özü ve ölçülülük unsurlarına riayet

edilmesi şeklinde üç ayrı güvence ölçütüne daha yer verilmiştir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,

§ 36).

82. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş

ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin

özüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hâle

getiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığı

kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı kişilerin hak ve

özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasal

düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu

nedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil koşulları, nedeni, yöntemi

ve kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi unsurların tamamı demokratik

toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK], B. No:

2013/5126, 2/7/2015, § 71).

83. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü

anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak

açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu

çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz hâle

getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabul

edilmelidir. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı

bağlamında da bu hakkın ortadan kaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi

veya kullanılmasının aşırı derecede güçleştirilmesi sonucunu doğuran

müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği açıktır. Ölçülülük ilkesinin amacı

da temel hak ve özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının

önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama

için kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade

eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından

zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk ve araçla amacın orantısız bir ölçü

içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesi anlamına

gelen orantılılık unsurlarını içermektedir (Marcus Frank Cerny, § 72; AYM,

E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013).

84. Sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı

arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırma ile ulaşılabilecek genel yarar

ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir

denge kurulmasına özen gösterilmelidir. Bu noktada, belirtilen ölçütlere

riayetle bir sınırlandırma yapılıp yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil

ettiği ve maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkını ihlal

ettiği iddia edilen eylem ve işlemlerin temelini oluşturan meşru amaç

karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde

bulundurulması ve gözetilen genel yararın gerekleri ile bireyin temel hakkının

korunması arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi

zorunludur (Marcus Frank Cerny, §

73).

85. Tabipler ve uzman tabipler için öngörülen devlet hizmeti

yükümlülüğünün amacı gözetildiğinde bu amaca ancak bu yükümlülüğün yerine

getirilmesi ile ulaşılabileceği açıktır. Bu nedenle yasa koyucu tarafından bu

yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlayıcı önlemler alınması doğaldır (AYM,

E.2007/24, K.2010/113, 16/12/2010).

86. Tabip ve uzman tabiplerin devlet hizmeti yükümlülüğünü

tamamlamadan mesleklerini icra edemeyecekleri yolunda getirilen kural, devlet

hizmeti yükümlülüğünün ülke çapında eksiksiz bir şekilde uygulanması amacını

gerçekleştirmeye yöneliktir. Bu yönüyle Anayasaya uygunluk denetiminde

'ölçülülük ilkesi' bakımından gözetilen, bir yasa kuralıyla ulaşılmak istenen

amaç ile bu amacı gerçekleştirmeye yönelik araç ilişkisi çerçevesinde

tabiplerin devlet hizmeti yükümlülüklerini tamamlamadan mesleklerini icra

edemeyecekleri yolunda getirilen kuralın, bu kuralla ulaşılmak istenen amaç

için elverişsiz ve gereksiz olduğundan söz edilemez (AYM, E.2007/24,

K.2010/113, 16/12/2010).

87. Zorunlu hizmet yükümünün düzenlendiği ek 4. madde kapsamındazorunlu hizmet yükümü kapsamında eş durumu ve

sağlık mazeretlerinin dikkate alınacağı düzenlenmiş olup anılan yöndeki

taleplerin idarece reddedilmesi durumunda dahi idari davaya konu

edilebilecektir. Zorunlu hizmet yükümü kapsamında ülke genelinde herhangi bir

şehirde ve kurumda görev yapmakla yükümlendirilebilecek olan doktorların eş

durumu ya da sağlık mazeretlerinin gözetilecek olması anılan yükümlülük

kapsamında temel hakkına müdahale edilen birey açısından getirilmiş olan

güvencelerden biridir ve müdahalenin ölçülüğünün

değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.

88. Müdahale ile amaç arasında yapılacak adil denge testi

yönünden değerlendirilmesi gereken bir başka husus ise zorunlu devlet hizmeti

yükümlülüğünü yerine getirmeyerek istifa eden tabiplerin, her aşamada Sağlık

Bakanlığına başvurarak zorunlu hizmetlerini tamamlamak koşuluyla mesleğe

dönebilmelerinin mümkün olmasıdır.

89. Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına

sahip olduğundan ülkenin her yöresinde sağlık hizmetlerinden

yararlanılabilmesini sağlamak amacıyla tabiplerin devlet hizmeti ile yükümlü

kılındığı ve niteliği gereği sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesinde ortaya

çıkacak eksiklik ve gecikmelerin telafisi olanaksız sonuçlara yol açacağı

hususları dikkate alındığında ülke ihtiyaçlarının söz konusu devlet hizmeti

yükümlülüğünü zorunlu kıldığı kabul edilmiştir (AYM, E.2007/24, K.2010/113,

16/12/2010). Anılan yükümlülüğün, yeterli düzeyde ifasının başka türlü

sağlanamayacak olmasından dolayı başvurucunun zorunlu hizmet yükümlülüğünü

bilerek mesleğe başladığı, zorunlu hizmet yükümünün ifası sırasında eş durumu

ya da sağlık mazereti nedeniyle tayin talep edebileceği, anılan taleplerinin

reddi durumunda yargı yoluna başvurma hakkının bulunduğu, zorunlu hizmet

süresini tamamlamak koşuluyla her aşamada mesleğe dönmesinin mümkün olduğu

hususları birlikte değerlendirildiğinde zorunlu hizmet yükümü için getirilen

yaptırımın başvurucunun yaşamına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve

yoğunluk derecesine ulaşmadığı, hakkın özüne dokunmadığı ve netice itibarıyla müdahalenin

demokratik bir toplumda gereklilik ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu kanaatine

varılmıştır.

90. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun adli yardım talebine ilişkin karar verilmesine

YER OLMADIĞINA,

B. 1. Zorla

çalıştırma yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Aile hayatının korunması ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör Yrd.

:

Gizem Ceren

DEMİR KOŞAR

Başvurucu : Meltem SUKAN Vekili : Av. Oya Meriç EYÜBOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9459, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. E.2007/24, K.2010/113, 16/12/2010)
  12. K.2010/113, 16/12/2010)
  13. A. Başvurucunun adli yardım talebine ilişkin karar verilmesine
  14. B. 1. Zorla
  15. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Yıldırım
  17. Özgüldür
  18. Kömürcü
  19. Altan
  20. Demir Koşar
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9459
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Hakki Aslan Başvurusu (B. No: 2013/6145)
  • Münire Betül Cords ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4820)
  • O.y. Başvurusu (B. No: 2013/6899)
  • İsmail Yıldırım ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9332)
  • Fatma Nalan Akdoğan Başvurusu (B. No: 2013/3538)
  • Nejla Özer ve Müslim Özer Başvurusu (B. No: 2013/3782)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.