İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Meral Özata Özgürol Başvurusu (B. No: 2015/2326)

1. Başvuru, itiraz dilekçesinde kullanılan ifadeler nedeniyle

Başvuru No2015/2326Tarih26 Aralık 2018Okuma20 dk · 4.002 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Meral Özata Özgürol Başvurusu

Karar tarihi
26 Aralık 2018
Başvuru Numarası
2015/2326
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.002 kelime·20 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, itiraz dilekçesinde kullanılan ifadeler nedeniyle

cezalandırılmanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. 1960 doğumlu olan başvurucu 1988 ile 2014 yılları arasında

bir kamu kurumunda avukat olarak çalışmıştır. Başvurucunun iddiasına göre 2002

ile 2014 arası dönemde O.P. isimli bir şahıs, başvurucu hakkında ilgili kamu kurumlarına

300 civarında şikâyet dilekçesi vermiştir.

9. Başvurucu 2014 yılından itibaren serbest avukat olarak

çalışmaya başlamıştır. Başvurucunun iddiasına göre O.P. isimli şahıs bu dönemde

de Bakanlığa, Giresun Barosuna ve Giresun Cumhuriyet Başsavcılığına kendisi

hakkında pek çok şikâyette bulunmuştur.

10. Başvurucunun O.P. hakkında yaptığı bir şikâyet üzerine

yapılan soruşturmada 22/11/2013 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmiştir. Başvurucu bu karara karşı 26/12/2013 tarihli itiraz dilekçesi

sunmuştur. Dilekçede "...[O.P.] tam anlamıyla sapkınlık derecesinde şikayet

dilekçeleri vermeye başlamış,...sapkınlık derecesinde verdiği şikayet

dilekçeleri ile taciz etmekten çekinmeyen sanık [O.P.]..."

ibarelerine yer vermiştir.

11. Anılan dilekçedeki ifadeler üzerine O.P. (müşteki) hakaret

suçundan işlem yapılması talebiyle şikâyette bulunmuştur. Şikâyet üzerine

yapılan soruşturma sonucunda başvurucunun hakaret suçundan cezalandırılması

istemiyle iddianame düzenlenmiştir. Soruşturma esnasında başvurucu şu şekilde

ifade vermiştir:

"... [O.P.] devlet memuruyken ..., Ağır

Ceza Mahkemesinde yargılandı ve kendisine ceza verildi, konusu sigorta

yolsuzluğudur, bu dosyada kurumu ben savundum keza tahkikat dosyasının da

tanığıydım, 2002 yıllarında başlayan bu olaylardan dolayı kendisi vatanını

milletini seven biri rumuzu ile veya benzeri rumuzlar ile tarafımı 300'ü aşkın

şikayet dilekçesi ile şikayet etti, 5 kez müfettiş geldi, müfettişlerden ... bu

dilekçelerin [O.P.]'ın tarafımı yıldırmak ve

sindirmek amaçlı verildiğini tespit etti ve suç duyurusunda bulunmamı önerdi,

şikayet dilekçelerinin içeriğinde vücudumda bulunan dövmelere kadar konu vardı,

koridorlarda küfür ederek gezmem bileğimin ve omzumun görünüyor olması şeklinde

görevim ve mesleğim ile alakasız boyutlara ulaşmıştı, kurumca hakkımda çok

tahkikat yapıldı, yeri geldi haftada iki kez savunma hazırlamak zorunda kaldım

ancak hepsinden aklandım,...

... benim görevimi yapmam [O.P.]'ın usulsüz olarak kazanç sağlamasını engellediği için

tarafımı hedef aldı,taciz etmek, sindirmek ve

yıldırmak amaçlı 300'e yakın şikayet dilekçesi verdi, hiçbir insanın

psikolojisinin buna tahammül etmesi mümkün değildir, ... 10 yıllık süreç

boyunca taciz edildiğime, kişilik haklarıma saldırıldığına dair suç

duyurularında bulundum, delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verildi yani

adalet beni koruyamadı, emekli olduktan sonra bile halen [O.P.]'ın hakkımda verdiği şikayet dilekçeleri vardır, bu

dilekçeler kurumda mevcuttur, altında isim ve imzaları vardır, bu dilekçelerin

Giresun Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünden celbedilebilir,

içeriği kimin kimi taciz ettiğini gösterecektir, ben devleti temsil ettim,

kendisi benim temsil görevimi yerine getirmemi engellemek amaçlı olayı şahsi

platforma çekti ve tarafımı ziyadesi ile taciz etti, suç duyurularımın da

neticesiz kalması ve korumasız olmam nedeniyle sert ifadeler kullanmış

olabilirim, bu da 10 yıl boyunca taciz olmamın neticesidir..."

12. Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda

30/10/2014 tarihli kararla başvurucu suçlu bulunarak hakaret suçundan 1.500 TL

adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümleri şöyledir:

"Sanık Meral ÖZATA alınan savunmasında

özetle; 'Sanık beni 2002 yılından beri şikayet

dilekçeleriyle sürekli olarak taciz etmektedir. Aynı zamanda sahte isimli ve

sahte imzalı dilekçelerle beni şikayet etmektedir.

Benim müsnet olayda herhangi bir şekilde hakaret

kastım bulunmamaktadır. Sadece niteleme olarak böyle bir kelime kullandım.

Müştekinin hakkımdaki şikayet dosyalarının Giresun

Cumhuriyet Başsavcılığından, SGK'dan ve Hukuk

Mahkemelerinden celplerini istiyorum...' Şeklinde beyanda bulunmuştur.

...

Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre;

Sanık Meral ÖZATA'nın Giresun Cumhuriyet

Başsavcılığı'nın 2013/4464 soruşturma sayılı dosyasında müşteki olarak yer

aldığı, aynı dosyada [O.P.]'ın ise şüpheliler

arasında yer aldığı, söz konusu dosyada 22/11/2013 günlü 2013/4464 soruşturma

sayılı 2013/3531 karar sayılı takipsizlik kararının verildiği, sanık Meral ÖZATA'nın söz konusu takipsizlik kararına karşı 26/12/2013

günlü (27/12/2013 havale tarihli) itiraz dilekçesini yazarak dosyaya ibraz

ettiği, söz konusu itiraz dilekçesinde sanığın katılan [O.P.]'ı kast ederek

'...[O.P.] tam anlamıyla Sapkınlık derecesinde şikayet dilekçeleri vermeye

başlamış,...Sapkınlık Derecesinde Verdiği Şikayet Dilekçeleri ile Taciz

Etmekten Çekinmeyen Sanık [O.P.] ile...' hususlarını yazarak katılan [O.P.]'a

hakarete bulunduğu, sanığın dilekçede ki sözlerinin savunma sınırını aştığı,

itirazlarında ve savunmasında yardımcı olmak için dahi bu kelimenin

kullanılamayacağı, hiç kimseye sapkınlık yakıştırmasının yapılamayacağı,

sanığın katılanın 'onur, şeref ve saygınlığını' kullandığı bu kelimelerle

rencide ettiği, kullanılan kelimenin TCK'nun 125/1 ve

125/12 maddesinde yer alan hakaret suçuna vücut vereceği sabit olmakla, sanık

üzerine atılı hakaret suçundan cezalandırılma yoluna gidilmişve

aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur".

13. Başvurucunun anılan karara itirazı Giresun Ağır Ceza

Mahkemesince 17/12/2014 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya

15/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 9/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun

15.26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı 125.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide

edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...) veya sövmek

suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki

yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır...

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı

veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen

cezaya hükmolunur.”

2. Yargıtay İçtihadı

16. Yargıtayın kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile hak arama hürriyeti ve şikâyet hakkı

arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiğine ilişkin yerleşik içtihadı

şöyledir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21/12/2017 tarihli ve E.2016/938,

K.2017/8564 sayılı; 18/12/2017 tarihli ve E.2016/2768, K.2017/8377 sayılı

kararları):

"...Şikayet

hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde;

'Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde

davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına

sahiptir' şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına

alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde

gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar

verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve

cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.

Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama

özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın 'Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği'

başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz,

devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten

başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve

manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme

altına alınmış bulunmaktadır...

Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının

karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda

koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün

tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının

uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu

gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak

için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde

kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikâyet edilenin cezalandırılmasını

veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da

zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve

dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay

karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikâyet hakkının

kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama

özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı

oluşturduğu sonucuna varılmalıdır..."

B. Uluslararası Hukuk

17. İlgili uluslararası hukuk kaynakları için bkz. Koray Çalışkan, B. No: 2014/4548,

5/12/2017, §§ 17-19.

18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre maddi olgular

ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilirse

de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda

tutulmalıdır (Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, §

46). AİHM, değer yargılarının doğruluğunu ispat etmenin yerine getirilmesi

imkânsız bir talep olduğunu ve böyle bir yükümlülüğün kendiliğinden Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinde korunan hakkın temel bir bileşeni

olan görüş sahibi olma özgürlüğünü ihlal edeceğini belirtmektedir. AİHM,

bununla birlikte bir açıklamanın değer yargısı düzeyine ulaştığı durumlarda

dahi -kendisini destekleyen bir olgusal temel olmayan değer yargıları aşırı

görülebileceğinden- müdahalenin orantılılığının değer yargısı niteliğindeki

sözlerin yeterli bir olgusal temele sahip olup olmadığına dayanabileceğini

ifade etmiştir (Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001, §§

42, 43).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 26/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, "sapkınlık

derecesinde şikayet dilekçeleri verme" ifadesini

hakaret kastıyla değil kendisi hakkında üç yüz civarında şikâyet dilekçesi

veren bir kişinin psikolojik durumunu nitelemek amacıyla kullandığını, buna

rağmen anılan ibare hakaret kabul edilerek yaptırıma maruz bırakıldığını

belirtmiştir. Başvurucuya göre derece mahkemelerince delillerin takdiri ve

değerlendirilmesinde ciddi hataya düşülmüş olup mahkeme kararlarında müştekinin

Anayasa'nın 14. maddesinde düzenlenen "temel

hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması" ilkesine rağmen

dilekçe hakkını ziyadesiyle kötüye kullanmak suretiyle kendisini taciz etmiş

olması değerlendirilmemiştir. Başvurucuya göre delillerin tamamının

toplanmaması ve tanıkların dinlenmemesi nedeniyle eşitlik ilkesi, müştekinin

taciz edici davranışları ile kendisinin manevi varlığına zarar verdiğinin

dikkate alınmaması nedeniyle de maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile hak

arama hürriyeti ihlal edilmiştir.

B. Değerlendirme

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının bir bütün olarak

Anayasa'nın 26. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Bu incelemede -başvurucu hakkındaki kararın şikâyet dilekçesinde kullanılan

bazı ifadelere dayandırılması nedeniyle- Anayasa'nın hak arama hürriyetini

düzenleyen ilgili maddelerinin de dikkate alınması gerekir.

22. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya

başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.

Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da

vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,...

başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla

sınırlanabilir…”

23. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

24. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin korunması" kenar başlıklı 40. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri

ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının

sağlanmasını isteme hakkına sahiptir."

25. Anayasa'nın "Dilekçe,

bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı" kenar başlıklı

74. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Vatandaşlar ve

karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar

kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili

makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına

sahiptir."

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

27. Başvurucu hakkında, itiraz dilekçesinde kullandığı ifadeler

nedeniyle 1.500 TL adli para cezasına hükmedilmiş ve HAGB kararı verilmiştir.

Söz konusu mahkeme kararı ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale

yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

28. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın

ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ...

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

29. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

30. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı

sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

31. Başvurucunun adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin

kararın başkalarının şöhret veya haklarının

korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç

taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel

İlkeler

(a)

Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi

32.Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında demokratik toplum düzeninin gerekleri

ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır.

İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe

ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek

başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,

anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına

gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü

araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi

gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu

çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir.

Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin

barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın

[GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel

Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

(b)Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun

Olması

33. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun

kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı

bir müdahale olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın

amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki

üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın

13. maddesinde "demokratik toplum

düzeninin gereklerine aykırı olmama" ve "ölçülülük ilkesine aykırı olmama"

biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir

bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM,

E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017,

§ 18).

34. İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir

toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve

istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya

elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem

olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (bazı

farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun,

§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51).

35. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin fikirlerini

ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp

sağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı

ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında

olayın şartları içinde bir denge kurmaktır ( bkz. Bekir Coşkun, § 44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017,§§

58, 61, 66).

36. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile

başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına

işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan organların

düşüncelerin açıklanmasına ve yayılmasına müdahale ederken ifade özgürlüğünün

kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan korunması gereken bir

menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların varlığını somut

olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, §§ 57; Tansel Çölaşan, §§

46, 49, 50; Hakan Yiğit, §§ 59,

68).

37. Buna göre ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya dazorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

(c) Bireyin

Şeref ve İtibarının Korunmasında Devletin Pozitif Yükümlülüğü

38. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi

bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44) Devlet, bireyin şeref ve itibarına

keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle

yükümlüdür (Nilgün Halloran,

B. No: 2012/1184, 16/7/2014, §

41; Adnan Oktar (3), B. No:

2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun,

§ 45; Önder Balıkçı, B. No:

2014/6009, 15/2/2017, § 44).

39. Devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında

bulunan tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal

makamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet

bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten

korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).

40. Devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yapılan

müdahaleler bakımından söz konusu pozitif yükümlülüğü; müdahalelere karşı

etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan

yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların

bireylerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir

karar vermesini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Hüdayi Ercoşkun, B. No: 2013/6235,

10/3/2016, § 94).

(d) Hak

Arama Hürriyeti

41. Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin

birinci fıkrasında, kişilerin hak arama özgürlükleri güvence altına alınmıştır.

Hak arama özgürlüğü, toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri olmasının

yanında bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme

yoludur. İnsanın varlığını soyut ve somut değerleriyle koruyup geliştirmek

amacıyla hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda tüm yollardan

yararlanma hakkını içeren hak arama özgürlüğü hukuk devletinin ve çağdaş

demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biridir (AYM, E.2014/86, K.2015/109,

25/11/2015, § 91).

42. Hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği

taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir

(AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § 123).

43. Öte yandan Anayasa'nın 36., 40. ve 74. maddeleri birlikte

değerlendirildiğinde hak arama hürriyeti sadece yargısal başvuru yollarını

değil idari başvuru yollarını ve duruma göre Türkiye Büyük Millet Meclisine

başvuruyu da içeren siyasi başvuru yollarını kapsamaktadır (Ali Abbas Yalman, B. No: 2015/11456,

19/4/2018, § 30).

(e) Çatışan

Haklar Arasında Dengeleme

44. Mevcut başvuruya benzer başvurularda, başvurucunun

Anayasa'nın 36. ve ilgili diğer maddelerinde güvence altına alınan hak arama

hürriyeti ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına

alınan ifade özgürlüğü ile davacının Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında koruma altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi

gerekir. Bu, soyut bir değerlendirme değildir (Ali

Abbas Yalman, § 32).

45. Maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile hak

arama hürriyetiyle bağlantılı olarak ifade özgürlüğünün karşı karşıya geldiği

durumlarda çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut olaya

uygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şöyledir:

i. Hak arama hürriyetinin kullanılmasını haklı gösterecek

-oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- emarelerin varlığı,

ii. Hak arama hürriyetinin sırf üçüncü kişilere zarar vermek

amacıyla kullanılıp kullanılmadığı,

iii. Hak arama hürriyetinin kamu görevlilerine karşı

görevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili konularda kullanılıp kullanılmadığı,

iv. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında hedef alınan

kişiye yönelik isnatların taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla -oldukça

zayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunup bulunmadığı ve uyuşmazlığın

çözümüne katkısının olup olmadığı,

v. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında kullanılan

ifadeler ve bunların hedef alınan kişinin yaşamına etkileri (Ali Abbas Yalman, § 33).

(f) Maddi Olgular ile Değer Yargısı Arasındaki Fark

46. Öte yandan dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması

veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktada maddi olgular

ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular

ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı

hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç [GK],

B. No: 2013/6617, 8/4/2015, § 57; İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 64).

Ancak bir açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile

müdahalenin orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince

desteklenip desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla

desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (Cem Mermut, B. No: 2013/7861,

16/4/2015, § 48).

(g) İfade

Özgürlüğüne Yapılan Müdahalenin Gerekçesi

47. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin

temel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarında

dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır. İfade

özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan

kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 26.

maddesini ihlal edecektir.

(2)

İlkelerin Olaya Uygulanması

48. Başvuru konusu olayda başvurucu gerek soruşturma gerek

kovuşturma aşamasındaki savunmalarında (bkz.§§ 11, 12) istikrarlı bir biçimde, "sapkınlık derecesinde şikayet

dilekçeleri verme" ve

"sapkınlık derecesinde verdiği şikayet dilekçeleri" şeklindeki

ifadeleri müştekinin kendisi hakkında sayısı üç yüzü bulan şikâyet dilekçesi

verdiğini açıklamak amacıyla kullandığını belirtmiştir. Başvurucu, derece

mahkemelerinden müştekinin kendisi hakkında çok sayıda şikâyette bulunduğunu

ispat etmek için şikâyet dosyalarının ilgili idari ve adli makamlardan

getirtilmesi talebinde de bulunmuştur.

49. Derece mahkemesi kararlarında başvurucunun müştekinin

kendisi hakkında çok sayıda şikâyette bulunduğu konusundaki iddiaları

bakımından herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu bağlamda derece

mahkemeleri; başvurucu tarafından söz konusu ifadelerin kullanılmasına sebep

olduğu ileri sürülen önceki olayların varlığı konusunda herhangi bir

araştırmada bulunmaksızın, başka bir ifadeyle başvurucunun "sapkınlık derecesinde şikayet

dilekçeleri verme" ve "sapkınlık

derecesinde verdiği şikayet dilekçeleri" şeklindeki değer

yargısı içeren ifadelerinin olgusal bir temelinin olup olmadığını tespit

etmeksizin anılan ifadelerin hakaret suçunu oluşturduğu sonucuna varmıştır.

50. İlk derece mahkemesine göre itiraz ve savunmada yardımcı

olmak için dahi "sapkınlık"

kelimesi kullanılamaz ve hiç kimseye sapkınlık yakıştırması yapılamaz. Sapkınlık kelimesinin Türk Dil Kurumu

Güncel Sözlüğü'nde anlamı "sapkın olma durumu"; sapkın kelimesinin anlamı ise "doğru yoldan ayrılmış olan"

şeklindedir. "Sapkınlık"

şeklindeki ifadeyi başvurucunun -kendi görüşüne göre- müştekinin meşru olmayan

bir tutumunu yani çok sayıda şikâyet dilekçesi vermesini betimlemek için

kullandığı görülmektedir.

51. Hak arama hürriyetinin kullanılması esnasında hedef alınan

kişiye yönelik ifadelerin taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla -oldukça

zayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunduğu durumlarda, kullanılan

ifadelerde belli düzeyde abartıya kaçılmış olması makul görülebileceğinden

(bkz. § 45) derece mahkemelerinin itiraz ve savunmada yardımcı olmak için dahi

"sapkınlık" kelimesinin

kullanılamayacağı ve hiç kimseye sapkınlık yakıştırması yapılamayacağı

şeklindeki değerlendirmeleri kabul edilemez. Somut olay bağlamında söz konusu

ifadenin hakaret oluşturup oluşturmayacağının taraflar arasında yaşandığı ileri

sürülen geçmişteki olgulardan bağımsız olarak ele alınması mümkün değildir.

52. Somut olayda derece mahkemeleri, müştekinin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile başvurucunun hak arama hürriyeti ile

bağlantılı olarak ifade özgürlüğü arasında bir denge kurma işlemi yapmış ancak

davaya konu itiraz dilekçesinde yer verilen ifadeleri, müşteki ile başvurucu

arasında önceden yaşandığı ileri sürülen olgularla birlikte

değerlendirmemiştir.

53. Bir başka ifadeyle; başvuruya konu olay bakımından derece

mahkemeleri "sapkınlık derecesinde şikayet dilekçeleri verme" ve "sapkınlık derecesinde verdiği şikayet

dilekçeleri" şeklindeki değer yargısı içeren ifadelerin olgusal

bir temelinin bulunup bulunmadığı konusunda bir değerlendirme yapmamıştır.

54. Bu sebeple derece mahkemelerinin karar gerekçeleri

başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda

zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olduğunu

göstermek bakımından ilgili olmakla birlikte yeterli bir gerekçelendirme

sayılamaz.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 26.

maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

57.Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 57-60) kararında, Anayasa Mahkemesince bir temel

hakkın ihlal edildiği sonucuna varıldığında ihlalin ve sonuçlarının nasıl

ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkelere yer verilmiştir.

58.Başvurucu, ihlalin tespiti ile birlikte yeniden yargılama

yapılmasını istemiştir.

59. Başvurucunun itiraz dilekçesinde kullandığı ifadeler

nedeniyle derece mahkemeleri tarafından hakaret suçundan 1.500 TL para cezası

ile cezalandırılması ve HAGB kararı verilmesinin demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun düşmediği ve bu nedenle başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

60. Bu durumda ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereGiresun 3. Asliye Ceza Mahkemesine (E. 2014/82, K.

2014/241)GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

26/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Recep KAPLAN

Başvurucu

:

Meral ÖZATA

ÖZGÜROL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/2326, 26 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2012/1184, 16/7/2014, §
  13. A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade
  15. C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin
  16. D. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  17. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  18. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Yıldırım
  20. Akıncı
  21. Topal
  22. M. Emin KUZ
  23. Özgürol
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/2326
Tarih
26 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • U.s.e. ve Cemal Bozkurt Başvurusu (B. No: 2015/1549)
  • Cafer Fidanoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/27932)
  • Selime Akyar Başvurusu (B. No: 2015/10313)
  • Mehmet Güneş Başvurusu (B. No: 2015/16417)
  • Hasan Yeşildağ Başvurusu (B. No: 2015/2653)
  • Erdal Pektaş Başvurusu (B. No: 2015/1771)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.