İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Güneş Başvurusu (B. No: 2015/16417)

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin toplumsal bir olaya müdahalesi

Başvuru No2015/16417Tarih11 Aralık 2018Okuma24 dk · 4.710 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Güneş Başvurusu

Karar tarihi
11 Aralık 2018
Başvuru Numarası
2015/16417
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.710 kelime·24 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin toplumsal bir olaya müdahalesi

sırasında gaz bombası kapsülüyle yaralanma olayının meydana gelmesi ve bu

nedenle yapılan adli soruşturma sonucu kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmesi nedenleriyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/10/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. 1/1/1951 doğumlu olan başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı

olayları olarak bilinen süreçte Taksim Meydanı’ndaki protesto eylemlerine

katıldığını belirtmiştir.

10. Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından Ekim 2014’te

yayımlanan Gezi Parkı Olayları Raporu’nda yer alan bazı tespitlere Anayasa

Mahkemesi, Özge Özgürengin

(B. No:2014/5218, 19/4/2018, § 10) kararında yer vermiştir.

11. Başvurucu 31/5/2013 tarihinde katıldığı protesto eyleminde

İstiklal Caddesi’nin Taksim girişinde yürürken ayağına gelen gaz kapsülü ile

yaralanması üzerine aynı tarihte Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Hastane)

Acil bölümüne müracaat etmiştir. Başvurucu hakkında Hastane tarafından

düzenlenen ilk sağlık raporunda, darp şikâyetiyle gelen başvurucunun sağ ayak

bileği arka yüzeyinde 2-3 cm’lik kesi bulunduğu ve

bunun sütüre

(dikiş) edildiği belirtilmiştir.

12. Belirtilen protesto eylemlerine katılması nedeniyle hakkında

herhangi bir adli ya da idari işlem yapılarak cezalandırıldığından bahsetmeyen

başvurucu 26/11/2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet

Başsavcılığı) suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu verdiği şikâyet

dilekçesinde; kolluk görevlilerince göstericilere gaz bombası ile yakın

mesafeden ve orantısız şekilde müdahale edildiğini, bu nedenle gazdan

etkilenerek yere düştüğünü, atılan gaz fişeklerinden birinin sağ ayak topuğuna

gelerek yaralanmasına neden olduğunu, çevrede bulunanların yardımı ile

hastaneye gittiğini iddia etmiştir. Başvurucu, yaralanmasına ilişkin sağlık

raporunun Hastane kayıtlarında mevcut olduğunu ve eylemi gerçekleştiren ilgili

polis memurları ile müdahale emrini veren polis amirlerinden şikâyetçi olduğunu

belirtmiştir.

13. Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun 26/11/2013 tarihli

şikâyeti üzerine adli soruşturma başlatılmış, başvurucunun belirttiği tarihte

ve yerde toplumsal olaya müdahalede bulunan kolluk görevlilerinden gaz tüfeği

kullanmaya yetkili olanların kimlik bilgileri İstanbul Emniyet Müdürlüğünden

(Emniyet Müdürlüğü) 4/12/2013 tarihinde istenerek temin edilmiştir. Cumhuriyet

Başsavcılığınca 24/1/2014 ile 11/2/2014 tarihleri arasında toplam kırk iki

kolluk görevlisinin şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Cumhuriyet

Başsavcılığı olay anına ilişkin MOBESE kamera kayıtlarını da Emniyet

Müdürlüğünden 5/12/2013 tarihinde istemiştir. Emniyet Müdürlüğü cevap

yazısında; göstericiler tarafından tahrip edilene kadar MOBESE kameralarının

yaklaşık 4 terabayt veri depoladığını, bu kaydın daha önce başka bir adli

soruşturma kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini belirtmiştir.

Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca Hastaneden başvurucunun tedavi kayıtlarını

30/1/2014 tarihinde isteyerek temin etmiş ve bu kayıtlara göre Adli Tıp

Kurumunca (ATK) 24/4/2014 tarihinde düzenlenen kesin adli raporunu dosyaya

almıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı çağrı kâğıdı ile bildirim sonrası

başvurucunun iki kez müşteki sıfatıyla ifadesini almıştır.

14. Şüpheli sıfatıyla ifadelerine başvurulan polis memurlarının

bir kısmı olay anında gaz tüfeği kullanmakla görevli olmadığını, yaklaşık 3-5

metre mesafeden kullanılan, model 3 olarak isimlendirilen sıvı gaz cihazı

kullanmakla görevli olduğunu belirtmiştir.Kolluk

görevlilerinin bir kısmı ise gaz tüfeği kullanma konusunda eğitimleri olmasına

karşın olay günü gaz tüfeği kullanmakla görevli olmadığı için bu silahları

kullanmadığını ifade etmiştir. Bazı polis memurları da olay günü gaz tüfeği

kullandıklarını ancak başvurucunun bahsettiği alanda kullanmadıklarını

belirtmişlerdir. Bazı polis memurları ise olay günü şikâyete konu yerde

görevleri gereği gaz tüfeği kullandıklarını ancak aldıkları eğitim gereği uzak

mesafeden, hedef gözetmeksizin ve belirli bir açıyla bu silahları

kullandıklarını söylemişlerdir.

15. Emniyet Müdürlüğünce gönderildiği söylenen olay anına

ilişkin kamera kayıtlarının başvurucunun şikâyetine konu soruşturma kapsamında

Cumhuriyet Başsavcılığınca incelenip incelenmediğine ilişkin bir bilgi ya da

belgeye ulaşılamamıştır.

16. Hastane tarafından düzenlenen rapora dayanılarak ATK’dan alınan adli raporda ise başvurucunun yaralanmasının

yumuşak doku yaralanması olduğu, bunun hayati tehlikeye neden olmadığı, basit

bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu ve kemik kırığına neden

olmadığı tespitleri yapılmıştır.

17. Cumhuriyet Başsavcılığınca 22/1/2014 tarihinde alınan ilk

ifadesinde başvurucu; şikâyet dilekçesini tekrar ettiğini, İstiklal Caddesi’nin

Taksim girişinde yürürken ayağına gaz fişeği isabet etmesi sonrası

yaralandığını, kendisini yaralayan kişi ya da kişileri görmediğini, tedavi

kayıtlarının ilgili hastanede olduğunu ve sorumlu kolluk görevlilerinden

şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığınca

21/7/2015 tarihinde alınan ikinci ifadesinde ise belirttiği tarihte protesto

eylemlerine katıldığını, kolluk görevlileri tarafından yaralandığını ve

şikâyetinin devam ettiğini ifade etmiştir.

18. Cumhuriyet Başsavcılığı 22/7/2015 tarihinde şüpheli sıfatı

ile ifadesi alınan toplam kırk iki polis memuru hakkında ek kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…

Olay mahalinde görev

yaptığı tespit edilen şüpheli polis memurları … [42 polis

memurunun ismi] nın

Cumhuriyet Savcılığında ifadelerinin alındığı, şüphelilerin eylemi

gerçekleştirdiklerine dair delil elde edilemediğinden evrakın Daimi Aramaya alınmasına karar verildiği,

21/07/2015 tarihinde savcılık tarafındanifadesi alınan şikayetçi Mehmet Güneş’in [Başvurucu] yaralanmasına sebep olan polis memurlarından

şikayetçi olduğunu bildirdiği anlaşılmakla,

Şüphelilerin kasten yaralama suçunu

işlediklerine dair hakkında şikayetçi Mehmet Güneş’in mücerret iddiası dışında

dava açılmasını gerektirir nitelikte delil elde edilemediğinden, EK KOVUŞTURMA

YAPILMASINA YER OLMADIĞINA

…”

19. Cumhuriyet Başsavcılığınca 10/9/2015 tarihinde faili meçhul şüpheli hakkında daimî arama

kararı verilmiş, 28/9/2015 tarihinde ise daimî arama kararında yer alan şüpheli

kısmı İstanbul Emniyet Müdürlüğünde çalışan

ilgili kolluk görevlileri şeklinde düzeltilmiştir.

20. Başvurucu, söz konusu kovuşturmaya yer olmadığı kararına

karşı itirazda bulunmuş; Cumhuriyet Başsavcılığınca kamera kayıtlarının

incelenmesi ve tanıklarının dinlenmesi yollarına başvurulmaksızın yeterli delil

olmadığından bahisle kovuşturmasızlık kararı

verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. İtirazı inceleyen İstanbul

10. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) 31/8/2015 tarihli kararıyla kovuşturmaya yer

olmadığı kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazı

reddetmiştir.

21. Anılan karar başvurucuya 10/9/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucu 6/10/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

23. Daimî arama kararı kapsamında soruşturma dosyası derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının

görevi” kenar başlıklı

160. Maddesi şöyledir:

“(1) Cumhuriyet

savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir

hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek

üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2) Cumhuriyet

savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi

için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve

aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin

haklarını korumakla yükümlüdür.”

B. Uluslararası Hukuk

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. Maddesi

şöyledir:

“Hiç

kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi

tutulamaz.”

26. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni

ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 7. Maddesi şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye ya da zalimane, insanlık

dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruz bırakılamaz.

Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da bilimsel deneylere

tabi tutulamaz.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 11/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

28. Başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı olayları olarak bilinen

protesto eylemleri kapsamında Taksim Meydanı’nda 31/5/2013 tarihinde düzenlenen

gösteriye barışçıl bir biçimde demokratik hakkını kullanmak maksadıyla

katıldığını, ancak gösterinin kolluk görevlilerinin orantısız müdahalesi ile

dağıtıldığını belirtmiştir. Başvurucu, kolluk görevlilerinin söz konusu

gösteriye gaz bombası ile yaptığı müdahale sırasında sağ ayak topuğuna gaz

kapsülünün isabet etmesi nedeniyle yaralandığını, kolluk görevlilerinin kasten

ve hedef alarak yakın mesafeden gaz fişeği attığını, Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülen adli soruşturmada gerekli delillerin toplanmadığını, kolluk

görevlilerini korumacı bir tavırla haklarında kovuşturmaya yer olmadığı kararı

verildiğini belirterek etkin soruşturma yapma yükümlülüğüne aykırı

davranıldığını da iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca kovuşturmaya yer olmadığı

kararına itirazı üzerine Hâkimlikçe verilen ret kararının gerekçesiz olduğunu

belirterek adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı, kötü muamele

yasağı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Bakanlık görüşünde ilk olarak başvurucunun şikâyetlerinin

Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele

yasağı çerçevesinde incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlığa göre

başvurucunun suç duyurusu sonrası Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan

soruşturmanın derdest olması başvuru yollarının tüketilmesi açısından

değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bakanlık; adli soruşturma sürecinde

Cumhuriyet Başsavcılığının başvurucunun ve olay yerinde gaz fişeği kullanan

polis memurlarının ifadelerini aldığını, olay anına ilişkin kamera kayıtlarını

temin etmeye çalıştığını, başvurucu hakkında adli rapor tanzim ettirdiğini ve

başvurucunun yaralanma olayından yaklaşık beş ay sonra Cumhuriyet

Başsavcılığına müracaatta bulunmuş olmasının delillerin toplanması açısından

başvurucuya düşen özen yükümlülüğüne aykırı olduğunu belirtmiştir. Bakanlığa

göre başvurucunun yaralanmasının polis müdahalesi sonrası gerçekleştiği iddiası

da makul delillerle desteklenememiştir. Bakanlık tüm bu nedenlerle başvurunun

açıkça dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir.

30. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel

başvuru yapmak için daimî arama kararı verilen soruşturma dosyasında

zamanaşımını tüketmenin gerekmediğini ve başvuru için gerekli olan nihai bir yargısal

kararın da bulunduğunu belirtmiştir. Başvurucu suç duyurusunu geç yapmış

olmasının yaşı, hastalığı gibi geçerli mazeretlerden kaynaklandığını, ayrıca

Cumhuriyet Başsavcılığına geç başvurmuş olmasının -Taksim Meydanı’nı kaydeden

birçok kamera ve kendisinin tanıkları olması gözetildiğinde- delillerin

toplanmasına olumsuz bir etkisinin olmadığını savunmuştur. Başvurucu, olay günü

yaralanmasına ilişkin devlet hastanesi tarafından düzenlenen raporun makul bir

kanıt olduğunu, bu kapsamda etkin bir soruşturma yürütülmesi gerektiği hâlde

bunun yapılmadığını belirterek hak ihlali iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

31. Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Kimseye işkence ve

eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz.”

32. Başvurucu; adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar

hakkı, kötü muamele yasağı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

33. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul

boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem

bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını (soruşturma

yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu,

negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün

alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır (benzer

yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve

diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, §64; Mustafa Rollas,

B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).

34. Somut olayda başvurucu, ayağından yaralanmasıyla sonuçlanan

olayın etkili bir şekilde soruşturulmadığının yanı sıra söz konusu yaralanmaya

neden olan eylemin bir devlet görevlisi tarafından gerçekleştirildiğini, başka

bir deyişle devletin maddi yükümlülüğünü de ihlal ettiğini ileri sürmüş ise de

başvuru formu ve ekleri ile hâlen devam eden soruşturmadaki deliller, söz

konusu iddiayı bu aşamada incelemeye imkân vermemektedir. Bu nedenle somut

olaya ilişkin değerlendirme, başvuruya konu olayın kendine özgü koşulları

dikkate alınarak Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında, sadece

devletin pozitif yükümlülüğüne bağlı olarak ve etkili soruşturma yükümlülüğü

bakımından yapılmıştır.

35. Başvurucu ayrıca yaralanma olayı ile ilgili olarak etkili

bir soruşturma yürütülmeyerek daimî arama kararı

alındığını, bu karar nedeniyle de Anayasa’nın 40. Maddesinde güvence altına

alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini, kovuşturmaya yer olmadığı

kararına itiraz üzerine verilen Hâkimlik kararının gerekçesiz olması nedeniyle

de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun gerekçeli karar verilmediği ve

etkili soruşturma yürütülmediğine ilişkin iddiaları Anayasa’nın 17. Maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı çerçevesinde

incelendiğinden Anayasa’nın 36. Ve 40. Maddelerinden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Somut başvuruda, başvurucunun yaralanmasıyla sonuçlanan olay

hakkında kasten yaralama suçundan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yürütülmekte olan ceza soruşturması derdesttir. Bu nedenle başvuru yollarının

tüketilmesi kuralı açısından ayrıca bir değerlendirme yapılması gerekir.

38. Anayasa’nın 148. Maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

“…Başvuruda

bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. Maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

40. Anılan Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen kanun

yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini

önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir

ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

41. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

42. Diğer taraftan etkili bir başvurudan söz edilebilmesi için

başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun

uygulamada da fiilen etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü

ele alma yetkisine sahip bulunması gerekir. Başvuru yolunun ancak bir hak

ihlali iddiasını önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona

ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi, bunun için uygun bir giderim

(tazminat) sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine

vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusu olduğunda tazminat ödenmesinin

yanı sıra sorumluların ortaya çıkarılması bakımından da usule ilişkin yeterli

güvencelerin sağlanması gerekir (Şafak Pınar

ve diğerleri, B. No: 2013/6945, 16/9/2015, § 61).

43. Öncelikle başvuru

yollarının tüketilmesi kuralı, bir soruşturmanın etkili olup

olmadığı yönünden inceleme yapılabilmesi için mutlak surette gerekli olmasa da

yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu

makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi bireysel başvuru ile

getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

44. Bir soruşturmanın açılmayacağını, soruşturmada ilerleme

olmadığını, etkili bir ceza soruşturması yapılmadığını, ileride de böyle bir

soruşturmanın yürütüleceği konusunda en ufak gerçekçi bir şans olmadığının

farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren başvurucuların

yaptığı bireysel başvurular kabul edilebilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 77).

45. Somut olayda, başvurucunun Cumhuriyet Başsavcılığına suç

duyurusunda bulunmasının ardından yapılan soruşturma sonucunda olayla ilgisi

olabileceği değerlendirmesi ile kimlikleri tespit edilen ve ifadeleri alınan

polis memurları hakkında yeterli delil elde edilmediği gerekçesi ile ek

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir (bkz. § 18). Başvurucuyu yaralayan

kişi ya da kişiler açısından ise 28/9/2015 tarihinde daimî arama kararı

verilmiştir (bkz. § 19). Bu tarihten sonra şüpheli araştırmasına dair herhangi

bir bilgi ya da belgenin soruşturma dosyasına girdiği tespit edilememiştir.

Buna göre daimî arama kararından sonra soruşturmada herhangi bir ilerleme

olduğu söylenemeyeceğinden Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası bağlamında etkili

bir başvuru yolunun somut olay özelinde bulunmadığı değerlendirilmektedir.

46. Dolayısıyla başvurucunun Anayasa’nın 17. Maddesinin ihlal

edildiği iddiasına dair başvuru yollarının tüketildiği sonucuna varılmıştır.

Başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

47. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün bir de usul boyutu bulunmaktadır. Bu usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının

sorumlularının belirlenmesini, gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın

temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde

uygulanmasını güvenceye almak, kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı

olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap

vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 110).

48. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. Maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. Maddesi “Devletin temel amaç

ve görevleri” kenar başlıklı 5. Maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa madde,

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

49. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir

şekilde Anayasa’nın 17. Maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç

nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı, tüm yargılamaları mahkûmiyetle

ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına

gelmemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 113).

50. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın

etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının

resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine

yarayabilecek bütün delilleri toplaması gerekir. Dolayısıyla kötü muamele

iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve derinlikli

yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle

öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek

için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır. Bu kapsamda yetkililer

diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik

bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için

alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

51. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması yahut yeterli soruşturma yapılmamış olması da kötü

muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun yetkililer,

resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile

işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren belirtiler bulunduğunda soruşturma

açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız

biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün

olarak etkili olması gerekir (Tahir Canan,

§ 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §

116).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

52. Yukarıda belirtilen ilke kararlarında da vurgulandığı üzere

Anayasa’nın 17. Maddesinin gerektirdiği soruşturma, kural olarak olayın

gerçekleştiği koşulların belirlenmesini sağlayacak nitelikte olmalı; ayrıca

soruşturmada olay ve olgular ciddiyetle öğrenilmeye çalışılmalı ve soruşturmayı

sonlandırmak için aceleci bir tavırla temelden yoksun sonuçlara

dayanılmamalıdır.

53. Başvuru konusu olayda, kolluk kuvvetinin müdahalesi ile

meydana geldiği iddia edilen yaralanmaya ilişkin olarak 31/5/2013 tarihinde

Hastane tarafından bir adli rapor tanzim edilmiştir. Söz konusu raporda

başvurucunun darp şikâyetiyle müracaatta bulunduğu bilgisine yer verilmiş,

sadece sağ ayak arka yüzeyinde 2-3 cm’lik bir kesi

bulunduğu ve bunun sütüre edildiği belirtilmekle

yetinilmiştir (bkz. § 11). Buna göre kamu makamlarının kötü muamele iddiasını

söz konusu sağlık raporunun düzenlendiği 31/5/2013 tarihinde ilk kez öğrendiği

kabul edilmelidir. Cumhuriyet Başsavcılığının ise başvurucu hakkında düzenlenen

adli raporun hemen akabinde değil başvurucunun yapmış olduğu suç duyurusu

tarihinde (yaklaşık beş ay sonra) adli soruşturma başlattığı görülmektedir.

UYAP kanalı ile yapılan kontrolde Hastane tarafından başvurucu hakkında

düzenlenen adli rapora ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

-başvuruda belirtilmeyen- başka bir adli soruşturma yürütülüp yürütülmediği hususunda

bir bilgi ya da belgeye de ulaşılamamıştır. Dolayısıyla soruşturmanın derhâl

başlatılma ilkesine uygun olarak yürütüldüğü söylenemeyecektir.

54. Cumhuriyet Başsavcılığı yapılan suç duyurusunun ardından

4/12/2013 tarihinde adli kolluğa yazdığı müzekkere ile şüpheli kimlik

bilgilerinin tespiti yönünde çalışma yürütmüştür. 5/12/2013 tarihinde ise

soruşturma dosyası için en esaslı delil olması muhtemel olan, olay anına

ilişkin kamera kayıtlarının temini için Emniyet Müdürlüğüne müzekkere

yazılmıştır. Bunun dışında başvurucunun tedavi kayıtları 30/1/2014 tarihinde

Hastaneden istenmiş ve söz konusu kayıtlar doğrultusunda ATK’dan

24/4/2014 tarihinde kesin adli rapor alınmıştır. Şüpheli olarak kırk iki polis

memurunun ifadesi suç duyurusundan yaklaşık iki ay sonra alınmaya başlanmış ve

iki hafta içinde ifade alım işlemleri tamamlanmıştır (bkz. § 13). Başvurucunun

ifadesi ise ilk olarak 22/1/2014 tarihinde alınmıştır (bkz. § 17).

55. Başvurucunun iddiasına konu ettiği yaralanma eyleminden

yaklaşık beş ay sonra kamu makamlarını olaydan haberdar etmesi başvurucuya

düşen özen yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmemesi noktasında

değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmede başvurucunun kendi özensiz hareketi

ile kamu makamlarını olaydan geç haberdar etmesi nedeniyle soruşturmada

delillerin en kısa sürede toplanması açısından güçlük ya da imkânsızlık ortaya

çıkması hâli gözetilmelidir. Diğer bir ifadeyle başvurucunun bu özensizliği

nedeniyle soruşturmada toplanması güç ya da imkânsız hâle gelen delillerin varlığı

durumunda kamu makamlarının yükümlülüklerini yerine getirmedikleri artık

söylenemeyecektir. Somut olayda başvurucunun olayı kamu makamlarına beş ay

kadar geç bildirmesinin adli soruşturmada hangi delilin toplanmasında güçlüğe

ya da imkânsızlığa neden olduğu -mevcut bilgi ve belgeler dâhilinde- Anayasa

Mahkemesince tespit edilememiştir. Kaldı ki başvurucu hakkında düzenlenen ilk

sağlık raporunun darp şikâyetine bağlı olarak düzenlenen bir adli rapor olduğu

hususu da gözetildiğinde başvurucunun özensiz tutumu nedeniyle ortaya

çıkabilecek delil kaybından bahsetmek zorlaşmaktadır.

56. Öte yandan başvurucunun iddialarının temelini oluşturan

olaya ait kamera kayıtları için adli kolluğa yazılan müzekkereye verilen cevap

sonrası herhangi bir işlem yapıldığına dair bir bilgi ya da belgeye soruşturma

dosyasında rastlanmamıştır. Somut olay özelinde maddi gerçeğin ortaya

çıkarılması açısından objektif delil niteliğindeki kamera kayıtları soruşturma

sonucunda yapılacak yargısal değerlendirmeye doğrudan etki etme potansiyeline

sahiptir. Buna göre Cumhuriyet Başsavcılığının söz konusu kamera kayıtlarını

adli kolluğun cevap yazısında bildirdiği ilgili adli soruşturma dosyasından

istemesi, söz konusu kayıtları izleyerek tutanağa bağlaması ya da bilirkişi

vasıtasıyla inceleterek bir raporla sonucunu tespit ettirmesi yollarını

denemediği görülmektedir. Ayrıca başvurucunun şikâyetine konu ettiği Taksim

Meydanı’ndaki gösteriye ilişkin olarak basın ajanslarında kamera ve/veya

fotoğraf kaydı olup olmadığı, olay yerine yakın güvenlik kamerası olup olmadığı

yönünde de bir araştırmaya Cumhuriyet Başsavcılığınca gidilmediği

anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucunun olaya dair görgüsü bulunduğunu iddia

ettiği tanıklarının da tespiti ile dinlenmesine gayret gösterilmesi maddi

gerçeğin ortaya çıkarılması açısından önem arz etmektedir. Söz konusu deliller

incelenmediği veya toplanmadığı için başvurucunun söz konusu gösteriye katılıp

katılmadığı bile yapılan adli soruşturmada açıklığa kavuşturulamamıştır.

Dolayısıyla Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmada gerekli delilleri

toplayarak bunun sonucunda bir yargısal değerlendirme yoluna gitme hususunda

özensiz davrandığı anlaşıldığından başvuru konusu olayda etkin soruşturma yapma

yükümlülüğüne uygun hareket edildiği söylenemeyecektir.

57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

58. Başvurucu, katılmış olduğu gösteriye kolluk kuvvetinin

orantısız güç kullanarak müdahalede bulunduğunu ve bu nedenle yaralandığını

belirterek hem kötü muamele yasağının hem de toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

59. Anayasa Mahkemesi Ali

Rıza Özer ve diğerleri ([GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 62) ve Onur Cingil (B. No: 2013/7836, 16/4/2015,

§ 62) başvurularına dairkararlarında, kolluk

kuvvetinin orantısız güç kullanarak bir toplantıya veya gösteri yürüyüşüne

müdahalede bulunması nedeniyle hem kötü muamele yasağının hem de toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarını içeren

başvuruları nasıl inceleyeceğini belirtmiştir. Anılan kararlarda kolluk

kuvvetinin kötü muamelesine maruz kalındığı şikâyeti sonrası adli makamlarca

yürütülen ceza yargılaması süreci ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının ihlaline ilişkin iddianın bir bütün hâlinde incelenmesi gerektiği

vurgulanmıştır.

60. Kötü muamele yasağına ilişkin olarak yukarıda yapılan

değerlendirmede (bkz. § 57) etkin soruşturma yükümlülüğünün yerine

getirilmemesine bağlı olarak kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla

ihlal edildiği sonucuna varıldığından toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkı açısından bu aşamada ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

C. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

61. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

62. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi ile

maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

63. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

64. Mehmet Doğan

kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa İçtüzüğü’nün 79. Maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin

ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet

Doğan, §§ 57, 58).

65. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla

yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında

düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın

yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması

hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira

ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği

hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden

Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken

işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

66. Başvuruda, Anayasa’nın 17. Maddesinde düzenlenen kötü

muamele yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin yargısal bir karara varmak için gerekli

olan deliller (özellikle kamera kayıtları) toplanmadan Cumhuriyet

Başsavcılığınca verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

67. Bu durumda kötü muamele yasağı ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden etkin bir adli soruşturma yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden soruşturma ise 6216 sayılı

Kanun’un 50. Maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığınca

yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan ek kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararın ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun kamera

kayıtları üzerinde gerekli incelemeler yapıldıktan sonra yeniden karar

vermekten ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma

yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2015/67628)

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

68. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

69. Başvuruda, kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla

ihlal edildiği sonucuna varılarak yeniden etkin bir adli soruşturma yürütülmesi

amacıyla kararın bir örneğinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesinin yeterli bir giderim oluşturduğu

değerlendirildiğinden manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla İHLAL EDİLDİĞİNE

OYBİRLİĞİYLE,

C. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İNCELENMESİNE

GEREK OLMADIĞINA Engin YILDIRIM’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağı ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/12/2018 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. İlgili başvuruda Mahkememiz çoğunluğu Anayasanın 17.

maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu yönüyle

ihlal edildiği sonucuna ulaştığından başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkı açısından ayrı bir inceleme yapmayı gerekli görmemiştir.

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ifade

özgürlüğü ile olan yakın ilişkisini dikkate aldığımızda ve bu iki hak ve

özgürlüğün demokrasi için taşıdığı önemi de düşündüğümüzde, somut başvuruda

olduğu gibi başka bir hakkın usul boyutundan ihlali sonucuyla yetinilmesi

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik müdahalelerin yeterince

incelenmemesi sonucunu doğurabilecektir.

3. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, çoğulcu ve

özgürlükçü bir demokratik düzenin ortaya çıkması, sürdürülmesi ve

geliştirilmesi bakımından şart olan düşüncelerin, özellikle de azınlık ve

muhalif görüşlerin korunması ve yayılmasını güvence altına almaktadır.

4. Bireylerin, sivil toplum kuruluşlarının ve çeşitli grupların

herhangi bir konuyla ilgili olarak tepkilerini, eleştirilerini ve taleplerini

barışçıl yöntemlerle ortaya koymaları çoğulcu demokrasilerin temel

özelliklerinden birini oluşturmaktadır. Toplantı veya gösteri yürüyüşüne

katılanların bir kısmının şiddete başvurmaları diğerleri açısından bu hakka

müdahaleyi meşru kılmaz. Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasadışı olması

veya yasalara aykırı olarak düzenlenmesi de tek başına toplantı veya yürüyüşün

barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz.

5. Somut olayımızda bir toplu gösteriye katılan başvurucu kolluk

kuvvetlerinin bu toplumsal olaya müdahale etmesiyle yaralanmıştır. Kolluk

kuvvetlerinin bu müdahalesinin kanuni dayanağı ve meşru amacı olmakla beraber,

demokratik toplum düzeni ve ölçülülük ilkeleri açısından gerekli olup,

olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

6. Bilindiği gibi ölçülülük ilkesi, müdahalenin gerekli

olmasını; gerekli olması halinde ulaşılması istenen amaca elverişli araçların

kullanılmasını ve bu araçların kullanılmasında orantılı davranılmasını

içermektedir.

7. Somut başvuruda, bir kısım göstericilerin şiddete başvurması

nedeniyle yapılan kolluk müdahalesinin gerekli ve bu müdahalenin araçlarının

ulaşılmak istenen amaç açısından elverişli olmakla birlikte bu araçların

(olayımızda gaz bombası) orantılı bir şekilde kullanıldığını kabul etmek mümkün

değildir. Nitekim başvurucu atılan gaz bombasının kapsülüyle ayağından

yaralanmıştır. Gerçekleştirilen orantısız müdahale, bireylerin toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı üzerinde caydırıcı bir etkiye neden

olabileceğinden demokratik toplum düzeni gereklerini de aşmıştır.

8. Sonuç olarak, başvurunun Anayasanın 34. maddesinde güvence

altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden de kabul

edilebilir olduğu ve başvurucunun söz konusu hakkının ihlal edildiği kanaatine

ulaşılmıştır.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Hüseyin KAYA

Başvurucu

:

Mehmet GÜNEŞ

Vekili

:

Av. Gülizar

TUNCER

Başkan Engin YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/16417, 11 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. Yapılmasına Yer Olmadığına
  7. IV. İlgili Hukuk
  8. A. Ulusal Hukuk
  9. B. Uluslararası Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Kötü Muamele Yasağının
  12. B. Toplantı ve Gösteri
  13. C. 6216 Sayılı Kanun’un
  14. A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  15. B. Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
  16. C. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İNCELENMESİNE
  17. D. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağı ihlalinin
  18. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  19. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Karşıoy Gerekçesi
  21. Yıldırım
  22. Akıncı
  23. Topal
  24. M. Emin KUZ
  25. Tuncer
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/16417
Tarih
11 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • Hasan Yeşildağ Başvurusu (B. No: 2015/2653)
  • Erdal Pektaş Başvurusu (B. No: 2015/1771)
  • Beyza Metin Başvurusu (B. No: 2014/19426)
  • Zümrüt Ağapınar Başvurusu (B. No: 2015/3747)
  • Hüseyin Onur Akyüz Başvurusu (B. No: 2014/15494)
  • Mahmut Oğuz Başvurusu (B. No: 2014/13516)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.