İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muhammed Furkan Duran Başvurusu (B. No: 2013/687)

1. Başvurucu, devlet hastanesinde doğumu sırasında yaşanan

Başvuru No2013/687Tarih30 Aralık 2014Okuma15 dk · 3.073 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Muhammed Furkan Duran Başvurusu

Karar tarihi
30 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2013/687
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.073 kelime·15 dk okuma·8 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, devlet hastanesinde doğumu sırasında yaşanan

kusurlu hizmet sebebi ile sakat kaldığını, uğradığı zararın tazmini istemiyle

açtığı davada ikinci bilirkişi raporuyla ortaya konulan maddi zararın idari

yargıda ıslah müessesesi olmadığı için dikkate alınmadığını belirterek

Anayasa’nın 17. ve 36. maddesi ile tanınan maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı ile hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürerek

maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu vekili tarafından 16/1/2013 tarihinde

Konya Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 22/4/2013 tarihinde

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm tarafından 19/12/2013 tarihinde yapılan

toplantıda, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 23/12/2013 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 20/1/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 27/1/2014 tarihinde

bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne cevaplarını içeren dilekçesini

7/2/2014 tarihinde sunmuştur.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

8. Başvurucu, 25/6/2000 tarihinde Sağlık Bakanlığına bağlı

Adıyaman Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesinde doğumu sırasında beyninin

oksijensiz kalması nedeniyle “hipoksik iskemik ensefalopati” olarak adlandırılan beyin

rahatsızlığına yakalanmıştır.

9. Başvurucunun doğum esnasında ve sonrasında uğramış olduğu

zararlarının karşılanması talebiyle 2001 yılında Sağlık Bakanlığı’na başvuruda

bulunulmuştur.

10. Başvurunun süresinde cevaplanmaması üzerine Gaziantep 1.

İdare Mahkemesine 18/5/2001 tarihinde 11.000 TL maddi, 3.000 TL manevi tazminat

istemli tam yargı davası açılmıştır.

11. Mahkemece, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk

Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Ünitesinden aldırılan 12/10/2001

tarihli raporda özetle, çocuğun arız olan hastalığa doğum öncesinde mi, doğum

sırasında mı, yoksa doğum sonrasında mı maruz kaldığı hakkında ve hastalığın

nedeni konusunda yorum yapılamayacağı sonucuna varıldığı belirtilmiştir.

Mahkemenin iş güç kaybına yönelik avukat bilirkişiden aldırdığı 24/5/2004

tarihli bilirkişi raporunda ise, özetle, mahkemece davalı Bakanlığa bağlı

hastane personelinin ağır hizmet kusurunun bulunduğu, başvurucunun ömür boyu

%100 oranında malul kaldığı kabul edildiği takdirde iş gücü kaybından

(maluliyetten) kaynaklanan maddi tazminatın 138.246,96 TL olduğu

bildirilmiştir.

12. Başvurucu, avukat bilirkişinin iş güç kaybına ilişkin

raporunu öğrendikten sonra 20/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama

Usulü Kanunu’nun 13. maddesi kapsamında 8/12/2004 tarihli dilekçesi ile Sağlık

Bakanlığına başvurarak bilirkişi raporu ile ortaya çıkan toplam zarardan kalan

127.246,00 TL maddi zararın tazminini istemiştir. İdare, 27/12/2004 tarihli

cevabında konuyla ilgili olarak Gaziantep 1. İdare Mahkemesinde görülmekte olan

dava olması sebebiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.

13. Bunun üzerine başvurucu 28/2/2005 tarihli dilekçesi ile

Gaziantep 2. İdare Mahkemesinde 127.246,00 TL maddi tazminatın ödenmesi

talebiyle ikinci bir dava açmıştır.

14. Gaziantep 1. İdare Mahkemesinde görülen davada, mahkeme

7/3/2005 tarih ve E.2001/995, K.2005/386 sayılı kararında, doğumun icap

nöbetçisi ve kadın doğum uzmanına haber verilmeksizin hastanede görevli ebeler

tarafından gerçekleştirildiğini, doğum esnasında başvurucu çocuğun fazla

zorlandığını, tüm bunların sonucunda başvurucunun beyninin hasar gördüğünü bu

nedenle kamu hizmetinin kötü işlediğinin kabul edilmesi gerektiğini belirtmiş,

tazmin istemi hakkında 10.000 TL maddi ve 3.000 TL manevi tazminata

hükmetmiştir.

15. Gaziantep 2. İdare Mahkemesi ise 27/3/2006 tarih ve

E.2005/385, K.2006/711 sayılı kararında “aynı

uyuşmazlığın yeniden dava konusu edilerek mahkemece reddedilen 127.246 YTL

tutarındaki maddi zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın kesin hüküm

nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmamaktadır” gerekçesiyle

davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar vermiştir.

16. Gaziantep 1. İdare Mahkemesinin kararı başvurucu

tarafından temyiz edilmemiştir. Davalı idare tarafından temyiz edilen karar

Danıştay Onuncu Dairesinin 15/2/2008 tarih ve E. 2005/8148 K. 2008/676 sayılı

kararında “…dava konusu uyuşmazlığın çözümü

için davalı idarenin tazmin yükümlülüğü açısından olayda hizmet kusuru bulunup

bulunmadığının tespiti amacıyla, bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucunda

hazırlanacak raporun değerlendirilmesi gerekir. …esas itibariyle adalet

işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere kurulan Adli Tıp Kurumuna, niteliği

belirtilen şekilde inceleme yaptırıldıktan sonra karar verilmesi gerekirken

bilirkişi incelemesi yaptırılmadan verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka

uygunluk bulunmamaktadır” gerekçesine dayanılarak bozulmuştur.

17. Başvurucu tarafından temyiz edilen Gaziantep 2. İdare

Mahkemesinin kararı, Danıştay 10. Dairesinin 17/12/2010 tarih, E.2007/707,

K.2010/10822 sayılı kararıyla onanmıştır. Onama kararında, davanın, idari

eylemin ve oluşan zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde idareye

başvurulduktan sonra açılması gerekirken, bu sürenin dolmasından sonra

açılmasından dolayı, süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği şeklinde farklı bir

gerekçeye yer verilmiştir. Onama kararı üzerine karar düzeltme isteminde

bulunan başvurucunun bu istemi Danıştay 10. Dairesinin 2/11/2012 tarih ve

E.2011/8131, K.2012/5365 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

18. Bu karar başvurucuya 17/12/2012 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

19. Bozma kararından sonra Gaziantep 1. İdare Mahkemesi

dosyayı yargı yetkisi bakımından yetkili Şanlıurfa İdare Mahkemesine

göndermiştir. Şanlıurfa İdare Mahkemesi E.2009/502 sayılı dosya kapsamında

yaptığı yargılamada, bozma kararı doğrultusunda Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas

Kurulundan rapor almıştır. 25/9/2009 tarihli raporda özetle, mevcut tablonun

yeni doğan sepsisine bağlı olduğu, doğumda davalı

idareye atf-ı kabil kusur bulunmadığı belirtilmiştir.

Mahkeme bilirkişi raporu doğrultusunda 19/3/2010 tarih ve K.2010/445 sayılı

kararıyla davalı idareye atf-ı kabil kusur

bulunmadığından davanın reddine karar vermiştir.

20. Kararın başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerine,

Danıştay 10. Dairesi 17/2/2010 tarih ve E.2010/12346, K.2010/10823 sayılı

kararıyla maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmın onanmasına, sunulan

sağlık hizmetinin yetersizliği nedeniyle duyulan acı, elem ve üzüntünün kısmen

de olsa hafifletilebilmesi amacıyla manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğinden

manevi tazminat isteminin reddine yönelik kısmın bozulmasına karar vermiştir.

21. Davalı idarenin karar düzeltme istemi, Danıştay 10.

Dairesinin 27/4/2012 tarih ve E.2011/8741, K.2012/1890 sayılı kararıyla

reddedilmiştir.

22. Şanlıurfa İdare Mahkemesi manevi tazminat yönünden

bozulan karar nedeniyle yaptığı E.2012/3108 sayılı yargılama sonunda verdiği

20/12/2012 tarih ve K. 2012/3059 sayılı kararla manevi tazminat yönünden

bozulan kararında ısrar ederek davanın reddine hükmetmiştir.

23. Bu karar başvurucu tarafından 25/4/2013 tarihinde temyiz

edilmiş ve dosya 12/6/2013 tarihinde Danıştay ilgili daire başkanlığına

gönderilmiştir.

24. UYAP kayıtlarından yapılan sorgulamada dosyanın halen

Danıştay aşamasında olduğu anlaşılmıştır.

25. Başvurucu, 16/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

26. 26/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı

davası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

27. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillerden

doğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise

şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun

değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da,

hukuk hâkimini bağlamaz.”

28. Yargıtayın konu ile ilgili bazı içtihatları

şöyledir:

“…Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal

açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak

HUMK.76.maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir.

Davacı, davalı doktor tarafından yapılan ameliyat nedeniyle ameliyat edilen

bölgede yabancı cisim bırakıldığından yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını

ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekillik

sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (

BK. 386-390 ) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun

elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği

çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından

doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin

sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak

zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (

BK.321/1.md. ) O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün

kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor,

hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın

durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun

gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine

gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir

tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar

yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla

yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın

ve hastalığın özellikleri göz önünde tutularak, onu risk altına sokacak tutum

ve davranışlardan kaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de

müvekkil ( hasta ), mesleki bir iş gören doktor olan

vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini

beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun

394/1.maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise

doktor sorumlu tutulmamalıdır…(Hukuk Genel Kurulunun

13/4/2011 tarih ve E.2010/13-717, K.2011/129 sayılı kararı).”

“Dava, desteğin yanlış tedavi sonucu öldüğü

iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; kamu görevlisi

doktorun eylemi nedeniyle açılan eldeki tazminat davasında husumetin adı geçen

doktora yöneltilip yöneltilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Davacı taraf, davalı doktorun görevi sırasında

kanamalı ve acil durumda olduğu halde destekleri olan hastaya müdahalede

bulunmayıp, dış gebelik olan başka bir hastayla ilgilendiği; böylece,

dikkatsizlik ve tedbirsizliği nedeni ile desteğin ölümüne neden olduğu

iddiasıyla ve doktoru hasım göstererek eldeki tazminat davasını açmıştır.

Davalının görevi dışında kalan kişisel

kusuruna dayanılmadığına, dikkatsizlik ve tedbirsizliğe dayalı da olsa eylemin

görev sırasında ve görevle ilgili olmasına ve hizmet kusuru niteliğinde

bulunmasına göre, eldeki davada husumet kamu görevlisine değil, idareye

düşmektedir. Öyle ise dava idare aleyhine açılıp, husumetin de idareye

yöneltilmesi gerekir. Mahkemece, davalı doktor hasım gösterilerek açılan

davanın husumet yokluğu nedeni ile reddedilmesi hukuka uygundur…(Hukuk Genel Kurulunun 1/2/2012 tarih ve E. 2011/4-592,

K.2012/25 sayılı kararı).”

“…Davadaki ileri sürülüşe ve kabule göre dava

temelini vekillik sözleşmesi oluşturmakta olup, özen borcuna aykırılığa

dayandırılmıştır ( BK. 386-390). Vekil, vekalet

görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil

ise de; bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın

yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan

zararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna

ilişkin kurallara bağlıdır ( BK. 290/2 md.). Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif

kusurundan dahi sorumludur ( BK. 321/1 md.). O nedenle vekil konumunda olan doktorun meslek alanı

içinde olan bütün kusurları, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabul

edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları

yerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizin

saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedavi

yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi

olsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar

yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi

yöntemleri arasında bir tercih yaparken de hastasının ve hastalığının

özelliklerini göz önünde tutmalı, onu risk altına sokacak tutum ve

davranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de hasta,

tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün aşamalarında

mesleğin gerektirdiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini, beden ve ruh

sağlığı ile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven içinde

beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, B.K.'nun 394/1. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa

etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte

sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır…(13.

Hukuk Dairesinin 16/2/2012 tarih ve E.2011/19947, K.2012/3097 sayılı kararı).”

29. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade

Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4.

maddesi ile değişik 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 16. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Taraflar, sürenin geçmesinden sonra

verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler.

Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya

diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı

ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın

artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa

tebliğ edilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 30/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 16/1/2013 tarih ve 2013/687 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

31. Başvurucu ilk olarak, doğumu sırasında yaşanan hizmet

kusuru sebebi ile uğradığı zararların bilirkişi raporuyla sonradan tespit

edilen kısmını, zararın tam olarak davanın açıldığı sırada belli olmaması ve

idari yargıda ıslah kurumunun olmaması nedeniyle isteyemediklerini, maddi

zararın kalan kısmının tazmini isteminin Gaziantep 2. İdare Mahkemesi tarafından

kesin hüküm gerekçe gösterilerek reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini; ikinci olarak da

doğum esnasında ve sonrasında sağlık personelinin gereken önlemleri

almadıklarını, doğumda kadın doğum uzmanının bulunmadığını, doğum kararını dahi

ebelerin aldığını ve doğum sonrasında gerekli müdahalelerde bulunmadıklarını,

bu kamu görevlilerinin kendi kurumları tarafından kusurlu bulunarak

cezalandırıldıklarını belirterek sağlık hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş

ve 127.426,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

32. Adalet Bakanlığı görüşünde şikâyetlerin kabul

edilebilirliği açısından yaşam hakkının ihlali iddiasına ilişkin değerlendirme

yapılırken, öncelikle başvurucunun mağdur sıfatını taşıması gerektiği, söz

konusu başvuruda başvuranın tazminat yoluyla talebi karşılandığı gözetilerek

başvurucunun mağdur sıfatı bulunup bulunmadığı konusunda takdirin Anayasa

Mahkemesine ait olduğu bildirilmiştir.

33. Başvurucu, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındaki

Bakanlık görüşüne karşı, idarenin vermiş olduğu zararı uygun bir şekilde tazmin

etmesi mağdur sıfatını ortadan kaldırsa da kendi durumunda zararın tazmininin

söz konusu olmadığını, mahkeme tarafından uzman bilirkişilerden alınan

raporlara göre ilk dava ile karşılanmayan maddi zararın 127.426 TL olması ve bu

tazminatın başvuruda kabul edilmemesi karşısında mağduriyetinin devam ettiğini

beyan etmiştir.

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder. Bu nedenle başvurucunun adil yargılanma ve sağlık hakkına

bağlı olarak Anayasa’nın 36. ve 56. maddelerinin ihlal edildiği şeklindeki iddiaları

Anayasa’nın 17. maddesi ile ilişkili görülerek, kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

35. Başvurucu, doğum esnasında ve sonrasında sağlık

personelinin gereken önlemleri almadıklarını, doğumda kadın doğum uzmanının

bulunmadığını, doğum kararını dahi ebelerin aldığını ve doğum sonrasında

gerekli müdahalelerde bulunmadıklarını, bu kamu görevlilerinin kendi kurumları

tarafından kusurlu bulunarak cezalandırıldıklarını ileri sürmektedir.

36. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

37. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbi deneylere tabi tutulamaz.”

38. Anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi

varlığının bütünlüğü, gerek kamusal yetkilerle

donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına

alınmıştır. Bu çerçevede devletin, egemenlik alanında yaşayan ve kontrolü

altında bulunan kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleri

önleme, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da gerekli soruşturma, kovuşturma,

failleri tespit edip cezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan zararları etkili

bir şekilde bizzat karşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğü

bulunmaktadır. Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğan

zararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin,

Anayasa’nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği

durumlarda, kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez. (B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 40).

39. Bu çerçevede, devlet hastanesinde doğumu esnasında

verilen kusurlu hizmet sebebiyle sakat kaldığını iddia eden başvurucunun, bu

olay nedeniyle kendisine yeterli ve adil bir tazmin sağlanmadığı iddiası,

Anayasa’nın 17. maddesinin koruma alanı kapsamında yer almaktadır.

40. Başvurucunun devlet hastanesinde doğumu sırasında yaşanan

kusurlu hizmet sebebi ile sakat kalması suretiyle devletin maddi ve manevi

varlığını koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiaları açısından bir ihlal

söz konusu ise bu ihlalin giderilmesi öncelikle idari makamların ve derece

mahkemelerinin yükümlülüğü altındadır (B.No:

2013/2075, 4/12/2013, § 75). Yargıtayın yukarıda (§

28) yer verilen konu hakkındaki içtihatları (B. No: 2013/2839, 3/4/2014, §

24-27) dikkate alındığında, ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve

ihmallere karşı da, husumetin yöneltileceği kişiye bağlı olarak, 2577 sayılı

Kanun ile 6098 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen (§ 26-27) hükümleri uyarınca

kusura ve hatta kusursuz sorumluluğa dayalı olarak idareye veya kişilere

yönelik idare ve hukuk mahkemeleri önünde uğranılan zararları tazmin yolları

düzenlenmiştir (B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 74). Başvurucu da somut olayda

doğum esnasında yapılan yanlış müdahale nedeniyle sakat kaldığını ileri sürerek

ilgili idare aleyhine tazminat davası açmıştır.(§10)

41. Başvurucu, doğumu sırasında yaşanan hizmet kusuru sebebi

ile uğradığı zararların tazmini amacıyla açtığı davada bilirkişi raporuyla

hesaplanan ve karşılanmayan maddi zararının 127.426 TL olduğunu, idari yargıda

ıslah kurumunun olmaması nedeniyle bu maddi zararını talep edemediğini, bunun

üzerine maddi zararın kalan kısmının tazmini amacıyla Gaziantep 2. İdare

Mahkemesine dava açtığını, davanın kesin hüküm gerekçe gösterilerek

reddedildiğini belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama

hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

42. Başvurucunun iddialarına konu edilen yargı süreci

incelendiğinde, başvurucu tarafından Gaziantep 1. İdare Mahkemesine açılan

11.000 TL maddi, 3.000 TL manevi tazminat istemli tam yargı davasında, mahkeme

tarafından avukat bilirkişiden alınan iş güç kaybına ilişkin raporda

başvurucunun kazanç kaybının 138.246,96 TL olduğunun bildirildiği, yargılama

sonunda kamu hizmetinin kötü işlediğinin kabul edilmesi gerektiği belirtilerek

tazmin istemi hakkında talebe bağlı kalınarak 10.000 TL maddi ve 3.000 TL

manevi tazminata hükmedildiği, kararın davalı idare tarafından temyiz edilmesi

sonucu Danıştay 10. Dairesi tarafından hizmet kusuru bulunup bulunmadığı

hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınmadığı gerekçesiyle kararın bozulduğu,

bozmadan sonra Gaziantep 1. İdare Mahkemesinin dosyayı yargı yetkisi bakımından

yetkili Şanlıurfa İdare Mahkemesine gönderdiği, Şanlıurfa İdare Mahkemesince

yapılan yargılamada, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor alındığı, raporda

doğumda davalı idareye atf-ı kabil kusur

bulunmadığının belirtildiği, mahkemenin bilirkişi raporu doğrultusunda davalı

idareye atf-ı kabil kusur bulunmadığı gerekçesiyle

davanın reddine karar verdiği, kararın başvurucu tarafından temyiz edilmesi

üzerine, Danıştay 10. Dairesince maddi tazminat isteminin reddine yönelik

kısmın onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.

43. Başvuru dilekçesinde başvurucu, her ne kadar bireysel

başvuru talebinin sadece Gaziantep 2. İdare Mahkemesinin E.2005/385, K.

2006/711 sayılı kararına ilişkin olduğunu belirtse de,

başvurucu bu davayı Gaziantep 1. İdare Mahkemesinde görülen davada avukat

bilirkişinin sadece iş güç kaybını hesaplayarak verdiği raporundaki tazminat

miktarını esas alarak açmıştır. Yukarıda anlatılan Gaziantep 1. İdare

Mahkemesindeki yargı süreci dikkate alındığında, avukat bilirkişinin sadece iş

güç kaybını hesaplayarak verdiği rapora istinaden verilen kararın olayda hizmet

kusuru bulunup bulunmadığının saptanması için Adli Tıptan rapor alınması

gerektiği gerekçesiyle Danıştayca bozulduğu, bozma

üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor alındığı, raporda mevcut

tablonun yeni doğan sepsisine bağlı olduğu, doğumda

davalı idareye atf-ı kabil kusur bulunmadığının

belirtildiği, bunun üzerine mahkemenin davanın reddine karar verdiği,

başvurucunun kararı temyiz ettiği, temyiz incelemesi sonucu kusur durumuna

ilişkin Adli Tıp raporu yeterli görülerek maddi tazminatın reddine ilişkin

kısmın onanarak kesinleştiği, dolayısıyla başvurucunun ikinci davasına dayanak

yaptığı ilk davadaki bilirkişi raporunun hükümsüz hale geldiği, sonuç olarak

mahkeme kararında herhangi bir keyfilik tespit edilemediği gibi olayda hizmet

kusuru bulunmadığı da kesinleştiğinden başvurucunun maddi tazminata ilişkin

iddialarının dayanaktan yoksun olduğu görülmektedir.

44. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan anayasal hakkına yönelik bir ihlal olmadığının

açık olduğu anlaşıldığından, olayda hizmet kusuru bulunduğu ve ıslah kurumunun

olmaması nedeniyle maddi zararını karşılamadığına dair başvurunun diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle başvurunun “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

bırakılmasına, 30/12/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Recep BENLİ Başvurucu : Muhammed Furkan DURAN Temsilcileri : Zeliha DURAN ve Ramazan DURAN Vekili : Av. Özgür SOLAK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/687, 30 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun
  10. B. Değerlendirme
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/687
Tarih
30 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Osman Aymelek Başvurusu (B. No: 2014/768)
  • Kırmızı Gaa İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/2370)
  • Yavuz Kumru Başvurusu (B. No: 2014/1082)
  • Mahmut Tanal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18803)
  • Suat Turan Başvurusu (B. No: 2013/387)
  • Salman Aceleci Başvurusu (B. No: 2013/73)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.