İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yavuz Kumru Başvurusu (B. No: 2014/1082)

1. Başvurucu, yargılandığı dava

Başvuru No2014/1082Tarih30 Aralık 2014Okuma17 dk · 3.397 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yavuz Kumru Başvurusu

Karar tarihi
30 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2014/1082
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.397 kelime·17 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, yargılandığı dava

kapsamında 5 yılı aşan bir süre tutuklu bulunması ve makul sürede yargılama

yapılmaması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı ile 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 24/1/2014 tarihinde

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca

22/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 27/6/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı tarafından dosyaya

ilişkin görüş sunulmayacağı belirtilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade

edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul 12. Ağır Ceza

Mahkemesinin 28/4/2008 tarih ve 2008/40 sorgu sayılı kararıyla “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, suç

örgütüne yarar sağlamak amacıyla yağma” suçlarından tutuklanmıştır.

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

düzenlenen 11/6/2008 tarih ve E.2008/813 sayılı iddianame ile başvurucu ve

diğer şüpheliler hakkında "suç işlemek

için örgüt kurmak, örgüt faaliyeti çerçevesinde yağma, kasten insan öldürmek,

kasten yaralamak, hırsızlık, 6136 sayılı Kanuna muhalefet etmek"

suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

9. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi,

2/12/2013 tarih ve E.2008/192, K.2013/118 sayılı kararıyla başvurucunun suç

işlemek için örgüt kurma ve tehdit suçlarından beraatına, yağma, kasten öldürmeye

teşebbüs ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarından toplam 40 yıl 30 ay hapis ve

3.000,00 TL. adli para cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin

devamına hükmetmiştir.

10. Başvurucu, mahkûmiyet kararı ile

birlikte verilen tutukluluğun devamına ilişkin karara itiraz etmiş, İstanbul

14. Ağır Ceza Mahkemesi 2/1/2014 tarih ve 2014/1 Değişik İş sayılı kararı ile

başvurucunun itirazını reddetmiştir.

11. Başvurucu, bu kararı 20/1/2014

tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir.

12. Başvurucu 24/1/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

13. Temyiz üzerine, dosya Yargıtay'a

gönderilmiştir. Dava temyiz aşamasında derdesttir.

14. UYAP sisteminde başvurucu ile

ilgili olarak yapılan araştırmada hakkında kesinleşmiş ve infaz edilmiş başkaca

mahkûmiyet ilamları tespit edilmekle, başvurucunun İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2008/192 sayılı dosyasında tutuklu kaldığı sürenin tespiti

amacıyla İstanbul 9.Ağır Ceza Mahkemesine yazılan yazıya verilen 18/6/2014 tarihli

yazı cevabı ekindeki belgede; “Kurumumuz

tutuklusu Yavuz Kumru'nun infaz dosyasının tetkikinde adı geçenin yukarıda

adlandırılan İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesinin 28/04/2008 tarih 2008/40 sorgu

sayılı tevkif müzekkeresi ile tutuklanarak aynı gün kapatılan Bayrampaşa Kapalı

Ceza İnfaz Kurumuna alındığı ve sözü edilen tevkif müzekkeresiyle halen daha

Kurumumuzda tutuklu olarak bulunduğu görülmüştür.

Tutuklu Yavuz Kumru Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı zaman içerisinde

03/05/2011 tarihi ile 31/12/2011 tarihleri arası Kartal 4.Asliye Ceza

Mahkemesinin 05/03/2008 tarih 2008/78 esas sayılı ilamı ile almış olduğu 1

yıllık hapis cezasını,12/10/2012 tarihi ile 14/11/2012 tarihleri arasında

İstanbul 34.Sulh Ceza Mahkemesinin 29/06/2012 tarih 2011/1660 esas sayılı ilamı

ile almış olduğu 1 ay 20 günlük hapis cezasını infaz ettiğinden dolayı şahsın

bahsi geçen tevkif müzekkeresinden dolayı önce 28/04/2008 tarihi ile 03/05/2011

tarihleri arası, ikinci sefer 31/12/2011 tarihi ile 12/10/2012 tarihleri arası

tutuklu kaldığı,14/11/2012 tarihinde sözü edilen tevkif müzekkeresinin infazına

yeniden başladığı ve halen daha devam etmekte olduğu görülmüştür.” şeklinde ifadelere yer

verilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

15. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Kanun’un 82. maddenin (1) numaralı fıkrasının (h) ve (i) bentleri şöyledir:

“ Kasten öldürme suçunun;

….

h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini

kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,

i) (Ek bend: 29/06/2005-5377 S.K./9.mad)Bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle,

…

İşlenmesi hâlinde, kişi

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.”

16. 5237 sayılı Kanun’un 149. maddenin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yağma suçunun;

a) Silâhla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) (Değişik bent: 18/06/2014-6545 S.K./64. md) Yol kesmek suretiyle ya

da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,

…

f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu

güçten yararlanılarak,

…..

İşlenmesi hâlinde, fail hakkında on yıldan onbeş

yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

17. 5237 sayılı Kanun’un 220. maddenin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya

yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç

bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması hâlinde, iki yıldan altı yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye

sayısının en az üç kişi olması gerekir.”

18. 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkındaki Kanun’un 13.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait

mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç

yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”

19. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde,

şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa.

b) Şüpheli

veya sanığın davranışları;

1.

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık,

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a)

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

…

2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83),

…

7. (Ek bent: 06/12/2006 - 5560 S.K.17.md)

Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar

hariç, Madde 220)

…”

20. Aynı Kanun’un 102. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 30/12/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/1/2014 tarih ve 2014/1082 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu, 28/4/2008 tarihinde

tutuklandığını, 28/4/2013 tarihinde tutukluluk süresinin 5 yılı doldurmasına

karşın tahliye edilmeyerek tutuklu olarak yargılanmasına devam edildiğini,

hakkındaki davanın 27/6/2008 tarihinde açılmış olmasına karşın yaklaşık 6

yıldır davanın halen derdest durumda olması nedeniyle makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini belirterek, Anayasa'nın 19., 36. ve 141. maddelerinde

belirtilen haklarının ihlal edildiğini iddia ederek, ihlal iddiasının tespiti

ile tahliyenin sağlanması ve 10.000,00 TL. maddi, 100.000,00 TL. manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Başvurucunun, kanuni tutukluluk

süresinin aşıldığına ilişkin şikayetinin Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası, uzun süren yargılamaya ilişkin şikayetinin ise Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

24. Başvurucunun, tutukluluk süresinin

5 yılı, makul sürede yargılanma süresinin ise 6 yılı aştığına ilişkin

şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Kanuni

Tutukluluk Süresinin Aşıldığı İddiası

25. Başvurucu, Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle tutulmasının hukuka aykırı olduğunu

iddia etmiştir.

26. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde

hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim

kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.”

27. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke

olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda

gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar

sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 42).

28. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.

maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki

temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile

uyumludur (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 43).

29. Kişi hürriyeti ve güvenliğine

ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama

yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir. İdare

organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk kurallarına uymakla

yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde

özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk

durumunun “kanuni” dayanağının

bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği

hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 44).

30. Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun’un

100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi ancak

hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların

ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama

nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli veya

sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular

varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme

veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı

verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması

halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste halinde

belirtilmiştir.

31. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin

(2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde

tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hallerde

gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam üç yılı

geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk

süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

32. Tutukluluk süresinin hesabında ilk

derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması

gerekir. Kişi yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm

edilmişse, bu kişinin hukuki durumu “bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmakta ve tutmanın

nedeni ilk derece mahkemesince verilen “hükme

bağlı olarak tutma” haline dönüşmektedir. Bu bakımdan temyiz

aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin değerlendirmesinde göz önünde

bulundurulamaz (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41).

33. Başvurucu, İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2008/192 sayılı dosyasında tutukluluğu devam etmekte iken,

Kartal 4. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2008/78 sayılı ilamı ile verilen 1 yıl

hapis cezasını ve İstanbul 34. Sulh Ceza Mahkemesinin E.2011/1660 sayılı ilamı

ile verilen 1 ay 20 gün hapis cezalarını infaz etmiştir. Başvuruya konu

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/4/2008 tarih ve 2008/40 sorgu sayılı

tutuklama müzekkeresinin, 28/4/2008-3/5/2011, 31/12/2011-12/10/2012 ve

14/11/2012-2/12/2013 tarihleri arasında infaz edildiği görülmektedir (bkz.§ 14)

34. Bu aşamada, bireysel başvuruya konu

yargılaması devam eden başvurucunun diğer yargılamaları neticesinde aldığı

cezaları nedeniyle özgürlüğünden mahrum kaldığı sürelerin, başvuruya konu

yargılamadaki ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihe kadarki tutukluluk

süresinden indirilip indirilemeyeceğinin tespiti gerekir.

35. Başvuru konusu yargılama kapsamında

birleşen E.2011/45 sayılı dosyada 21/3/2008 tarihinde, E.2008/192 sayılı

dosyada ise 24/4/2008-28/4/2008 tarihlerinde gözaltına alınan, 28/4/2008 tarihinde

ise tutuklanan başvurucu, işlediği iki ayrı suçtan dolayı hakkında verilen

hükümler gereğince kesinleşen cezaları başvuru konusu yargılama sırasında

tutuklu bulunduğu süre içerisinde infaz edilmiştir (bkz:

§ 32). Başvurucu, gözaltında kaldığı 21/3/2008 ve 24/4/2008-28/4/2008 ve

tutuklu kaldığı 28/4/2008 - 3/5/2011, 31/12/2011 -

12/10/2012 ve 14/11/2012 - 2/12/2013 tarihleri arasında bir “suç isnadına bağlı olarak”, 3/5/2011 –

31/12/2011 ve 12/10/2012-14/11/2012 tarihleri arasındaki sürede “ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmü”

nün infazı, 2/12/2013 tarihinden itibaren geçen sürede ise “hükme bağlı olarak tutma” anlamında

özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır.

36. Bu çerçevede başvuru konusu

yargılaması devam ettiği sırada, başvurucunun 24/4/2008 tarihinde başlayan

tutulma hali, başka derece mahkemelerince verilen iki farklı kararın infaz

edildiği dönemlerde kesintiye uğramıştır. Bir tutukluluk kararı ile mahkûmiyet

kararının kesişmesi durumunda, mahkûmiyet kapsamında infaz edilen cezalara ilişkin

süreler toplam tutukluluk süresinin hesabına dâhil edilmez (B. No: 2012/348,

4/12/2013, § 49).

37. Buna göre, başvurucunun başvuru

konusu yargılama kapsamında “suç isnadına

bağlı olarak” tutulma süresi, birleşen E.2011/45 sayılı dosyada

21/3/2008 tarihinde, E.2008/192 sayılı dosyada ise 24/4/2008 tarihinde

gözaltına alınması ile başlamış ilk derece mahkemesinin 2/12/2013 tarihli

kararı ile sona ermiştir. Bu süre toplam olarak 5 yıl 7 ay 9 gündür. Ancak bu

süre zarfında başvurucunun kesinleşmiş başka cezaları nedeniyle toplam 9 ay

hapis yattığı anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun toplam tutukluluk süresi 4

yıl 10 ay 9 gündür.

38. Başvurucunun, “bir suç

isnadına bağlı olarak” tutulduğu

süre ilk derece mahkemesinin kararını verdiği 2/12/2013 tarihi itibarıyla 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında öngörülen beş yıllık azami süreyi aşmamıştır.

39. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

“Kanun’da öngörülen azami tutukluluk

süresinin aşıldığı” yönündeki iddiası ile ilgili olarak Anayasa’nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

40. Başvurucu, yargılamasının makul

olmayan bir süredir devam ettiğinden şikâyetçi olmuştur.

41. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşme’sinin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

42. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde

göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41–45).

43. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6.

maddeleri uyarınca kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların yanı sıra, cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının makul

sürede karara bağlanmasını talep hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir kişiye suç

işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi olup, kişiye cezai

alanda yöneltilen iddianın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının tespitinde;

iddia olunan suçun pozitif düzenlemelerdeki tasnifinin, suçun gerçek

niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ile ağırlığının

değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç

olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları

uygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın, adil

yargılanma hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B. No: 2012/625,

9/1/2014, § 31).

44. Başvuru konusu olayda, başvurucu

hakkında, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma,

yağma, ruhsatsız silah bulundurma ve kasten öldürme” suçlarını

işlediği iddiasıyla dava açılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar

5237 sayılı Kanun’da hapis ve adli para cezasını gerektirir şekilde

tanımlanmışlardır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı

yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda

kuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

45. Cezai alanda yöneltilen suç

isnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili

makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama

veya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı an olup, somut başvuru açısından bu

tarih, başvurucunun gözaltına ve böylece isnattan haber olduğu anlaşılan

21/3/2008 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, suç isnadına ilişkin nihai

kararın verildiği tarihtir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama

faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan,

değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara

bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34). Bu kapsamda, somut

yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, bireysel başvurunun

karara bağlandığı tarih olan 30/12/2014 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

46. Başvuru konusu olayda başvurucu,

hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 21/3/2008 ve 24/4/2008 tarihlerinde

gözaltına alınmış, 28/4/2008 tarihli karar ile tutuklanmıştır. İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığı 11/6/2008 tarihinde başvurucunun da aralarında

bulunduğu on şüpheli hakkında kamu davası açmıştır.

47. Başvurucunun yargılandığı dava

dosyası 24/9/2010, 17/11/2011 ve 2/5/2012 tarihlerinde farklı üç dava dosyası

ile birleştirilmiştir.

48. Başvurucunun yargılandığı dosya

kapsamında toplam on iki katılan ve on dört sanık bulunmaktadır. İlk Derece

Mahkemesince başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü kurulana kadar toplam on sekiz

duruşma yapıldığı, duruşmaların ortalama olarak dört ay aralıklarla

gerçekleştirildiği, başvurucunun yargılamanın uzamasına neden olacak eyleminin

olmadığı tespit edilmiştir.

49. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi

yargılama sonucunda, 2/12/2013 tarihli kararıyla başvurucunun yağma, kasten

öldürmeye teşebbüs ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarından toplam 40 yıl 30

ay hapis ve 3.000,00 TL. adli para cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk

hâlinin devamına hükmetmiştir. UYAP sisteminde yapılan araştırmada 18/4/2014

tarihinde dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderildiği tespit

edilmiştir.

50. Somut olayda yürütülen soruşturma

kapsamında 21/3/2008 tarihinde gözaltına alınan başvurucu hakkındaki dava,

Anayasa Mahkemesince yapılan bireysel başvuru incelemesi sırasında Yargıtayda temyiz aşamasındadır. Başvurucuya bir suçun

isnat edildiği 21/3/2008 tarihi ile bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih

arasında geçen süre yaklaşık altı yıl dokuz aydır.

51. Bu belirlemelere göre somut olayda

yargılamanın uzamasındaki esas etkenin makul olmayan aralıklarla duruşmaların

yapıldığı, sanık ve müşteki sayısının yargılamanın uzamasını makul gösterecek

nitelikte olmadığı, İlk Derece Mahkemesinde geçen sürenin 5 yıl 5 ay 5 gün

olduğu, kararın temyiz inceleme safhasının halen devam ettiği belirlenmiştir.

52. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü

yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-44).

53. Başvuruya konu davada yer alan kişi

sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği

başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya

bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini

gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık altı yıl dokuz aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

54. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

55. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

56. Başvuruda Anayasa'nın 36.

maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

57. Başvurucu,

10.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

58. Başvurucu, uğradığını iddia ettiği

maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge

sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için,

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasında

illiyet bağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan

başvurucunun maddi tazminat talebi reddedilmelidir.

59. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık altı yıl dokuz aylık yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren net 3.750,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

60. Başvurucu tarafından yapılan ve

dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

61. Başvuruya konu yargılamanın

yaklaşık altı yıl dokuz aydır devam ettiği ve bu hususun makul sürede

yargılanma hakkını ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği

açık olan bir yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven

ilkesinin gördüğü zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın

mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını teminen,

kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

Başvurucunun, Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin aşıldığı ve makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun,

1. Anayasa’nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 3.750,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE

ve tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin Mahkemesine gönderilmesine,

30/12/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucu : Yavuz KUMRU Vekili : Av. İlyas MERAL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/1082, 30 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. C. Başvurucuya net 3.750,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE
  15. D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/1082
Tarih
30 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Mahmut Tanal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18803)
  • Suat Turan Başvurusu (B. No: 2013/387)
  • Salman Aceleci Başvurusu (B. No: 2013/73)
  • Cem Furuncu Başvurusu (B. No: 2012/774)
  • Ertuğrul Atalay Başvurusu (B. No: 2013/9442)
  • Ali Efe Başvurusu (B. No: 2013/2860)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.