İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Efe Başvurusu (B. No: 2013/2860)

1. Başvurucu, Noter olarak görev yapmakta iken yaş haddinden

Başvuru No2013/2860Tarih11 Aralık 2014Okuma21 dk · 4.107 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Efe Başvurusu

Karar tarihi
11 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2013/2860
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.107 kelime·21 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, Noter olarak görev yapmakta iken yaş haddinden

emekli edilmesine yönelik işlemin iptali amacıyla Ankara 6. İdare Mahkemesinde

açtığı davanın reddedildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını

belirterek, çalışma, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 6/5/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 26/11/2013 tarihinde, kabul

edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm

tarafından 19/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru

konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 21/2/2014 tarihli görüş yazısına karşı

başvurucu süresi içinde beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul 20.

Asliye Hukuk Mahkemesinde 13/3/1970 tarihinde Nüfus İdaresi aleyhine açtığı

davada, 15 Eylül 1945 tarihinde doğduğu halde doğum tarihinin nüfus kaydına

sehven 1941 olarak tescil edildiğini ileri sürerek, nüfus kaydının tashihini

talep etmiştir.

8. Mahkemece, 14/12/1970 tarih

ve E.1970/798, K.1970/3915 sayılı kararla; iddiayı doğrulayan şahit beyanı da

dikkate alınarak başvurucunun doğum tarihinin 15 Eylül 1945 olarak

düzeltilmesine karar verilmiş ve kesinleşen karar doğrultusunda nüfus kaydında

düzeltme yapılmıştır.

9. Başvurucu 1973 yılında Hukuk

Fakültesinden mezun olmuş, bir süre avukatlık yaptıktan sonra Noter olarak

atanmıştır.

10. Başvurucu, Noterlik görevini

sürdürürken 1994 yılında Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı olarak emekliye

ayrılmıştır.

11. Adalet Bakanlığının

20/4/2006 tarih ve 9349 sayılı yazısı ile İstanbul 12. Noteri olan başvurucunun

1941 doğumlu olması nedeniyle 5/5/1972 tarih ve 1587 sayılı Nüfus Kanunu’nun

59. maddesi gereği 65 yaşını dolduracağı 1 Temmuz 2006 tarihinde yaş tahdidine

tabi tutulacağı başvurucuya bildirilmiştir.

12. Başvurucu, 1/7/2006

tarihinde yaş tahdidi nedeniyle resen emekliye ayrılmıştır.

13. Başvurucu, Adalet

Bakanlığının 20/4/2006 tarihli işleminin iptali istemiyle 12/5/2006 tarihinde

Ankara 6. İdare Mahkemesine dava açmıştır.

14. Mahkemece, 1/3/2007 tarih ve

E.2006/1304, K.2007/586 sayılı ilâmla; başvurucunun yaş tashihi ile 1941 olan

doğum tarihinin 1945 olarak düzeltilmesinin 18 yaşından sonra yapıldığı, 8/6/1949

tarih ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 105. maddesi uyarınca yaş

düzeltmesinin 18 yaşından sonra yapılması nedeniyle 1941 yılının dikkate

alınmasının ve bu tarihe göre 1/7/2006 tarihinde yaş tahdidine tabi

tutulmasının hukuka aykırı olmadığı, başvurucunun, İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi

kararının yaş düzeltimi davası olmayıp kayıt düzeltme davası niteliğinde olduğu

iddiasının ise Emekli Sandığı Kanunu’nun 105. maddesi gereği bir öneminin

bulunmadığı, zira Kanun’da böyle bir ayrım yapılmadığı, ayrıca İstanbul 20.

Asliye Hukuk Mahkemesince şahit dinlendiği ve yaş tashihi ifadelerine yer

verildiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

15. Temyiz üzerine, Danıştay Onbirinci Dairesinin 15/3/2010 tarih ve E.2007/4232,

K.2010/2141 sayılı ilâmıyla hüküm onanmıştır.

16. Karar düzeltme istemi, aynı

Dairenin 19/2/2013 tarih ve E.2010/6468, K.2013/1431 sayılı ilâmıyla

reddedilmiştir.

17. Karar, 4/4/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu, 6/5/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 18/1/1972 tarihli ve 1512

sayılı Noterlik Kanunu'nun “Yaş tahdidi”

başlıklı 56. maddesi şöyledir:

“Noterler 65 yaşını tamamladıklarında, yaş

tahdidine tabi tutulurlar. Yaşın hesabında Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı

Kanununun hükümleri kıyasen uygulanır.”

20. 31/5/2006 tarihli ve 5510

sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 106. maddesi ile

yürürlükten kaldırılan 5434 sayılı Kanun’un 105. maddesi şöyledir:

“Bu kanunun iştirakçilere ait çeşitli

hükümlerinin tatbikında; emeklilik hakkı tanınan bir

vazifeye ilk defa tayin sırasında kurumlara gösterilen nüfus hüviyet

cüzdanlarında yazılı doğum tarihleri, eğer 18 yaşını tamamladıktan sonra yaş

düzeltilmesi yapılmış ise 18 yaşının doldurulması tarihindeki doğum tarihleri,

dul ve yetimler hakkındaki hükümlerinin uygulanmasında da, dul ve yetim

aylıklarına veya (Toptan ödeme) ye hak kazanıldığı tarihlerde bunların kayıtlı

bulundukları nüfus idarelerindeki doğum tarihleri esas tutulur.

Nüfus hüviyet cüzdanlarındaki doğum tarihleri

ile nüfus kayıtlarındaki doğum tarihleri arasında fark varsa, nüfus

kayıtlarındaki tarih ve birden fazla nüfus kaydı bulunanların bu kayıtları

arasında fark varsa, tarihi eski olan kayıt; sonraki kayıt idare veya kaza

mercilerinden verilmiş bir karar ile yapılmış veya düzeltilmiş ise, kararlar

nüfus kayıtlarına henüz geçirilmemiş olsa bile iştirakçiler için bu karar 18

yaşın doldurulmasından evvel alınmış olmak şartiyle

bu kayıt esas olur.

Ancak, doğum tarihlerinde, iştirakçiler için

18 yaşın doldurulmasından sonra, dul ve yetimler için de aylığa veya toptan

ödemeye istihkak tarihlerinden geriye doğru bir yıl içinde yapılan düzeltmeler,

nazara alınmaz.

Doğum tarihlerinde ay gösterilmemiş ise, o

yılın Temmuz ayının birinci günü, ay yazılı gün

gösterilmemiş ise, o ayın birinci günü, doğum günü sayılır.

Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının bu

Kanunun 40 ncı maddesinde

gösterilen yaş hadleri sebebiyle emeklilik işlemleri; doğum tarihlerinde ay ve

gün yazılı olmayanlar ile doğum günleri 1 Eylülden önce olanlar için 1 Eylül,

doğum günleri 1 Eylül ve daha sonra olanlar için müteakip yılın 1 Eylül

tarihinde yapılır.”

21. 5510 sayılı Kanun’un “5434

sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4. maddesinin

ikinci fıkrası şöyledir:

“Bu

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçiliği sona erenlerden tahsis

talebinde bulunacaklar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434

sayılı Kanun hükümlerine göre tahsis talebinde bulunanlardan işlemleri devam

edenler hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434

sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 11/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 6/5/2013 tarih ve 2013/2860 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, Noter olarak

görev yapmakta iken Adalet Bakanlığının 20/4/2006 tarihli yazısı ile 1/7/2006

tarihi itibarıyla yaş tahdidine tabi tutularak resen emekliye ayrıldığını,

Makedonya’nın Üsküp şehrinde doğduğunu ve 1955 yılında Türkiye’ye geldiğini,

doğum tarihinin 1941 olarak tescil edildiğini, bu tarihin yanlış olması

nedeniyle 1970 yılında İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı dava

sonucunda doğum tarihinin 15/9/1945 olarak düzeltildiğini, dolayısıyla Adalet

Bakanlığının yazısında belirtildiğinin aksine 1/7/2006 tarihinde 65 yaşını

doldurmadığını, Adalet Bakanlığı işleminin iptali istemiyle Ankara 6. İdare

Mahkemesinde açtığı davanın reddedildiğini, hükmün Danıştay tarafından

onandığını, İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin yaş tashihi kararının yok

sayıldığını, 15/9/1945 olarak düzeltilen doğum tarihine göre 15/9/2010

tarihinde emekli edilmesi gerekirken 1/7/2006 tarihinde emeklilik işlemi

yapıldığını, 4 yıl 2 ay 15 gün Noterlik görevini yapamadığı için elde edeceği

gelirden mahrum kaldığını, yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını, hakkında

5434 sayılı Kanun’un 105. maddesinin uygulanamayacağını belirterek, çalışma,

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

24. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, Ankara 6. İdare Mahkemesinde açtığı davanın,

delillerin eksik ve hatalı değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yanlış

yorumlanması sonucu reddedilmesinin çalışma ve adil yargılanma haklarını ihlal

ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun ihlal

iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi

bizzat yapar. İhlal iddiaları, yargılama sonucunda verilen kararın adil olup

olmadığına yönelik olup, bu iddia da adil yargılanma hakkının ihlali iddiası

kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucunun, mülkiyet hakkının ihlali iddiası

ile makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlali iddiası ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

25. Başvurucu, Noter olarak

görev yapmakta iken Adalet Bakanlığınca 1/7/2006 tarihi itibarıyla yaş

tahdidine tabi tutularak resen emekliye ayrıldığını, doğum tarihinin 1941

olarak tescil edildiğini, bu tarihin yanlış olması nedeniyle 1970 yılında

İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı dava sonucunda doğum tarihinin

15/9/1945 olarak düzeltildiğini, dolayısıyla 15/9/1945 olarak düzeltilen doğum

tarihine göre 15/9/2010 tarihinde emekli edilmesi gerekirken 1/7/2006 tarihinde

emeklilik işlemi yapıldığını, 4 yıl 2 ay 15 gün Noterlik yapamadığı için maddi

kayba uğradığını, elde edebileceği kazançtan mahrum kaldığını belirterek,

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında; başvurucunun iddialarının mülkiyet hakkı çerçevesinde incelendiğini,

mülkiyet hakkı iddiasının, başvurucunun açtığı iptal davasının sonucuna bağlı

ve bu davanın olumlu sonuçlanması halinde ileri sürülebilecek bir iddia

olduğunu, başvuruya konu davanın başvurucu aleyhine sonuçlanması nedeniyle bu

iddianın başvurucu tarafından ileri sürülemeyeceğini, başvurucunun maddi bir

menfaate sahip olmadığının yargılama sonucunda ortaya çıktığını, Ankara 6.

İdare Mahkemesi kararı ve Danıştay kararının başvurucuya mülkiyet hakkına

ilişkin bir hak sunmadığını, dolayısıyla başvurucunun hâlihazırda Anayasa

tarafından korunan mevcut bir mülkü bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi

gerektiğini bildirmiştir.

27. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından,

ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

28. 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna

ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller

kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

29. Belirtilen hükümler uyarınca, bir anayasal hak ihlali iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dâhilinde olabilmesi için, başvurucu tarafından dayanılan hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden

olması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında yer alması, ayrıca başvurucunun ihlal iddiasına temel alınan hakkın kapsamına

giren korunmaya değer bir menfaatinin

bulunması gerekir (B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 31).

30. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

31. Sözleşme'ye Ek (1) No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı

1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına

saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı

sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

32. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu,

böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır (B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26). Bu

nedenle, öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunması gereken mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaate sahip olup olmadığı hususunun

değerlendirilmesi gerekir.

33. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal

sonucunu doğuracak bir müdahalenin bulunması gerekmektedir (B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

34. Sahip olunan mülk kavramı, Sözleşme

ve Anayasa'daki düzenlemeler açısından özerk bir kavram olarak

ele alınıp incelenmektedir. Dolayısıyla bu konudaki değerlendirmeler

gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve gerekse Anayasa

Mahkemesi tarafından mevzuattan bağımsız olarak değerlendirilmektedir

(Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. Depalle/Fransa, B. No: 34044/02, 29/3/2010, § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz, B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye, B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Beyeler/İtalya, B. No: 33202/96, 5/1/2000, § 100; B. No:

2013/5660, 20/3/2014, § 27).

35. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları

koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, bu

mülkte gelecekteki değer artışını da içerecek şekilde mülkiyetini kazanma

hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.

Gelecekte elde edileceği iddia edilen bir kazanç, kazanılmadığı veya bu kazanca

yönelik icrası mümkün bir alacak mevcut olmadığı sürece mülk olarak

değerlendirilemez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Denimark Ltd/Birleşik Krallık, B. No:

37660/97, 26/9/2000; Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, §

35).

36. Alacak hakları da mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir. Ancak alacak haklarının

mülkiyet hakkı kapsamında korunabilmesi için, ya bir

mahkeme hükmü, hakem kararı, idari

karar gibi bir işlemle "yeterli derecede icra edilebilir

kılınmış olması"

(Benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 28) ya

da en azından bunlarla bağlantılı olarak "meşru bir beklenti"nin bulunması

gerekmektedir. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir

beklenti olmayıp, bir kanun hükmü,

yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle

ilgili hukuki bir işleme dayalı

beklentidir (Benzer yöndeki

AİHM kararları için bkz. Kopecký/Slovakya, B. No: 44/912/98, 28/9/2004, §§ 45-52; Saghinadze ve Diğerleri/Gürcistan, B. No:

18768/05, 27/5/2010, § 103).

37. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir

bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya

başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir

yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir.

Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı

kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için

yeterli değildir (B. No: 2013/1122,

26/6/2014, § 37).

38. Yukarıda belirtildiği üzere, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucunun, öncelikle böyle bir hakkının var

olduğunu, en azından meşru bir beklenti

içinde olduğunu kanıtlaması gerekmektedir.

39. Somut olayda başvurucu, Noter olarak görev yapmakta iken Adalet Bakanlığınca,

başvurucunun nüfus kaydında Mahkeme kararıyla yapılan düzeltme dikkate

alınmaksızın, 1941 doğumlu olduğu kabul edilerek, bu tarihe göre 65 yaşını

dolduracağı 1/7/2006 tarihi itibarıyla yaş tahdidine tabi tutulmuş ve resen

emekliye ayrılmıştır. Başvurucu, doğum tarihinin 1941 olarak tescil edildiğini,

bu tarihin yanlış olması nedeniyle 1970 yılında İstanbul 20. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı dava sonucunda doğum tarihinin 15/9/1945 olarak

düzeltildiğini, dolayısıyla Adalet Bakanlığının yazısında belirtildiğinin

aksine 1/7/2006 tarihinde 65 yaşını doldurmadığını, 15/9/2010 tarihinde emekli

olabileceğini ileri sürerek, Adalet Bakanlığı işleminin iptali amacıyla Ankara

6. İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Mahkemece, başvurucunun yaş

tashihi ile 1941 olan doğum tarihinin 1945 olarak düzeltilmesinin 18 yaşından

sonra yapıldığı, Emekli Sandığı Kanunu’nun 105. maddesi uyarınca yaş

düzeltmesinin 18 yaşından sonra yapılması nedeniyle 1941 yılının dikkate

alınmasının ve bu tarihe göre 1/7/2006 tarihinde yaş tahdidine tabi

tutulmasının hukuka aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir.

40. Başvurucunun

iddiası, Adalet Bakanlığı işlemiyle, 15/9/2010 tarihinde 65

yaşını doldurduğu için bu tarihte

emekli edilmesi gerekirken 1/7/2006 tarihi itibarıyla emekli edilmesi nedeniyle 4 yıl 2 ay 15 gün

Noter olarak çalışamadığı ve bu sürede gelir

elde edemediği iddiasına dayanmaktadır. Bu durumda mülkiyet

hakkı ihlali iddiasının değerlendirilebilmesi için öncelikle mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilecek bir alacak hakkının

mevcudiyetinin tartışılması

gerekmektedir.

41. 1512 sayılı Kanun’un 112.

maddesine göre Noterler, yaptıkları tüm işlemler üzerinden, Adalet Bakanlığı

tarafından düzenlenecek ücret tarifesine göre ücret alırlar. Bu ücretler her

yıl Noterlik Ücret Tarifesi ile belirlenir.

42. Başvurucu, gelecekte çalışması halinde elde edebileceği

kazançtan mahrum kaldığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucunun, emekliye ayırma işleminin yanlış olduğunu ileri

sürerek Ankara 6. İdare Mahkemesinde açtığı dava sonunda tüm deliller

değerlendirilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiş ve Danıştay

tarafından hüküm onanmıştır. Bu şekilde başvurucunun, Mahkeme kararıyla

kesinleştiği üzere, emekliye ayrılması işleminin doğru olduğu dolayısıyla meşru

beklenti kapsamında dahi bir hak ve alacağının olmadığı ortaya çıkmıştır.

43. Bu durumda başvurucunun, 15/9/2010 tarihi yerine 1/7/2006 tarihinde emekliye ayrıldığı bu nedenle

4 yıl 2 ay 15 günlük Noterlik görevinden elde edebileceği gelirden mahrum kaldığı iddiası, Ankara 6. İdare Mahkemesi ve Danıştay

kararları da dikkate alındığında alacak hakkı doğurucu bir etkiye sahip

olmadığı gibi, bu konuda meşru

beklenti oluşturmak bakımından da yeterli değildir. Dolayısıyla başvurucuyu, iddia ettiği hakkı elde

etme konusunda meşru bir beklentiye

sevkedecek bir kanun hükmü veya

yerleşik yargısal bir içtihat bulunmadığından,

başvurucunun, Anayasa'nın

35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılması mümkün değildir.

44. Açıklanan

nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

45. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda

inceleme yapılamaz.”

46. 6216

sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

47. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

48. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

49. Somut olayda başvurucu,

Noter olarak görev yapmakta iken Adalet Bakanlığınca 1/7/2006 tarihi itibarıyla

yaş tahdidine tabi tutularak resen emekliye ayrıldığını, Makedonya’nın Üsküp

şehrinde doğduğunu ve 1955 yılında Türkiye’ye geldiğini, doğum tarihinin 1941

olarak tescil edildiğini, bu tarihin yanlış olması nedeniyle 1970 yılında

İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı dava sonucunda doğum tarihinin

15/9/1945 olarak düzeltildiğini, dolayısıyla Adalet Bakanlığının yazısında

belirtildiğinin aksine 1/7/2006 tarihinde 65 yaşını doldurmadığını, Adalet

Bakanlığı işleminin iptali amacıyla Ankara 6. İdare Mahkemesinde açtığı davanın

reddedildiğini, bu şekilde İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin yaş tashihi

kararının yok sayıldığını, 15/9/1945 olarak düzeltilen doğum tarihine göre

15/9/2010 tarihinde emekli edilmesi gerekirken 1/7/2006 tarihinde emeklilik

işlemi yapıldığını, hakkında 5434 sayılı Kanun’un 105. maddesinin

uygulanamayacağını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

50. Adalet Bakanlığı,

yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddialarına yönelik olarak görüş

sunmamıştır.

51. Başvurucu tarafından, Adalet

Bakanlığının 20/4/2006 tarihli işleminin iptali talebiyle Ankara 6. İdare

Mahkemesine açılan dava sonunda Mahkemece, başvurucunun yaş tashihi ile 1941

olan doğum tarihinin 1945 olarak düzeltilmesinin 18 yaşından sonra yapıldığı,

5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 105. maddesi uyarınca yaş düzeltmesinin

18 yaşından sonra yapılması nedeniyle 1941 yılının dikkate alınmasının ve bu

tarihe göre 1/7/2006 tarihinde yaş tahdidine tabi tutulmasının hukuka aykırı

olmadığı, başvurucunun, İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının yaş

düzeltimi davası olmayıp kayıt düzeltme davası niteliğinde olduğu iddiasının

ise 5434 sayılı Kanun’un 105. maddesi gereği bir öneminin bulunmadığı, zira

Kanun’da böyle bir ayrım yapılmadığı, ayrıca İstanbul 20. Asliye Hukuk

Mahkemesince şahit dinlendiği ve yaş tashihi ifadelerine yer verildiği

gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Danıştay Onbirinci Dairesinin 15/3/2010 tarihli ilâmıyla hüküm

onanmıştır. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 19/2/2013 tarihli ilâmıyla

reddedilerek hüküm kesinleşmiştir.

52. Ankara 6. İdare

Mahkemesince, başvurucunun açtığı davanın reddedilmesine gerekçe olarak

gösterilen 5434 sayılı mülga Kanun’un 105. maddesinin 8/6/1949 tarihinde kabul

edilip 17/6/1949 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak

yürürlüğe girdiği, başvurucunun doğum tarihinin ise İstanbul 20. Asliye Hukuk

Mahkemesinin 14/12/1970 tarihli kararıyla değiştirildiği, başvurucunun, anılan

tarihlerden sonra Noter olarak görev yapmaya başladığı anlaşılmıştır.

53. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

54. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

55. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası

56. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

57. Başvurucu, 12/5/2006

tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesinde açtığı iptal davasında yargılamanın

makul sürede tamamlanmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

58. Adalet Bakanlığı, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,

başvurunun bu kısmı hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir

59. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve

AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma

hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

60. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

61. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki

haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan

davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması

kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilen

güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın

iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın,

Noter olan başvurucunun yaş tahdidine tabi tutulmasına ilişkin Adalet Bakanlığı

işleminin iptali istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görülmekle, somut

yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

62. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih, 12/5/2006 tarihidir.

63. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somut başvuru açısından bu tarih,

Mahkemece verilen karara yönelik karar düzeltme isteminin Danıştay Onbirinci Dairesi tarafında reddedildiği 19/2/2013

tarihidir.

64. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, Adalet Bakanlığının 20/4/2006 tarihli işleminin

iptali amacıyla Ankara 6. İdare Mahkemesine açılan dava sonunda Mahkemece,

tarafların delilleri ve hukuk kuralları yorumlanarak 1/3/2007 tarihinde davanın

reddine karar verilmiştir. Temyiz üzerine, Danıştay Onbirinci

Dairesinin 15/3/2010 tarihli ilâmıyla hüküm onanmış ve karar düzeltme isteminin

reddedildiği 19/2/2013 tarihi itibarıyla karar kesinleşmiştir.

65. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM kararlarında yer verilmiş olup,

özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz

ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal

kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı

makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle 6/1/1982 tarih ve 2577 İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda

yer alan usul hükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013,

§§ 54-60).

66. Başvuruya konu davaya bir

bütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi

bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar

verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu altı yıl dokuz ay

yedi günlük yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

67. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

68. Başvurucu, temel hak ve

özgürlüklerinin ihlal edildiğinin tespitini ve zararlarının tazminini talep

etmiştir.

69. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

70. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin altı yıl dokuz ay yedi günlük yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya net 5.000,00 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

71. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

72. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının "konu bakımından yetkisizlik",

2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

11/12/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal

TERCAN

Zühtü

ARSLAN

Hasan

Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Murat

AZAKLI

Başvurucu

:

Ali

EFE

Vekili : Av. Ahmet AKGÜL – Av. Pınar AKGÜL DOĞUSOY

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2860, 11 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Tercan
  17. Arslan
  18. Azaklı
  19. Efe
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2860
Tarih
11 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Salih Şahin Başvurusu (B. No: 2013/7040)
  • Muammer Yeşiltepe Başvurusu (B. No: 2013/2508)
  • M.ı. Başvurusu (B. No: 2012/1268)
  • Özgür Çapkın Başvurusu (B. No: 2014/2546)
  • Abdullah Aydar Başvurusu (B. No: 2013/64)
  • Murat Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/1313)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.