İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mukadder Sağlam ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2511)

1. Başvurucular, murislerine ait

Başvuru No2013/2511Tarih22 Ocak 2015Okuma33 dk · 6.508 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mukadder Sağlam Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
22 Ocak 2015
Başvuru Numarası
2013/2511
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.508 kelime·33 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucular, murislerine ait

taşınmaza üzerine enerji nakil hattı çekilmek suretiyle kamulaştırmasız el

atılması nedeniyle açtıkları tazminat davasında Yargıtay’ın bozma kararı

doğrultusunda bedelin düşük belirlendiğini, Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan

faiz yerine yasal faiz uygulandığını, davanın makul süreyi aşarak 9 yıla yakın

bir zamanda sonuçlandığını belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 9/4/2013 tarihinde

Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 27/6/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanının 26/9/2014

tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına, bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 27/10/2014

tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yer

aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucuların murisine (Hüseyin SAĞLAM) ait Kartal

ilçesi, Samandıra mahallesi 1686 parsel sayılı 11.800

m² alanlı taşınmaz üzerinde kamulaştırma yapılmaksızın 1966 ve 1968 yıllarında

enerji nakil hattı tesis edilmiştir.

8. Samandıra Belediye Meclisinin 31/10/2003 tarih ve 2003/27 sayılı kararı ile 1/5000 ölçekli

nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli imar planı ile söz konusu taşınmaz ticari

imarlı olarak planlanmış, ancak imar terkleri yapılmamıştır.

9. Başvurucular, 15/6/2004

tarihinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazlarında meydana gelen değer

düşüklüğü karşılığını tazmin talebiyle Kartal 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme)

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (idare) aleyhine tazminat davası açmışlardır.

10. Mahkemece 16/7/2004 tarihinde

bilirkişi eşliğinde taşınmazda keşif yapılmıştır. 11/10/2004

tarihli bilirkişi raporuyla emsal taşınmaz fiyatları karşılaştırılarak ve imar

durumu değerlendirilerek dava tarihine göre 11.800 m² taşınmazın m² birim

fiyatı 280,00 TL, toplam değeri 3.304.000,00 TL olarak belirlenmiş, enerji

nakil hattı geçişi nedeniyle taşınmazın 4.465 m²’lik kısmında irtifak hakkı

tesis edilmesi gerektiği ve bu durumun taşınmazın imar durumuna uygun

kullanımını önemli ölçüde engellemekte olduğu gerekçesiyle değer düşüklüğü %30

ve bu değere göre karşılığı 991.200,00 TL olarak belirlenmiştir. Raporda

Yargıtay içtihatları gereği taşınmaza el atıldığı tarihteki niteliği itibariyle

dava tarihindeki değerinin belirlendiği, taşınmazın 1/1000 ölçekli imar planı

içinde olmasına rağmen imar parseli olmayıp, kadastral

parseli oluşunun dikkate alındığı belirtilmiştir.

11. Mahkeme, 8/11/2004 tarih ve

E.2004/496, K.2004/624 sayılı kararı ile 2942 sayılı Kanunun geçici 6.

maddesinde 20 yıllık hak düşürücü süre bulunsa da Anayasa Mahkemesi’nin söz

konusu maddeyi iptal etmesi nedeniyle hak düşürücü süreyi nazara almadığını

belirterek davayı kabul etmiş ve bilirkişi raporu doğrultusunda 991.200,00

TL’nin başvuruculara ödenmesine ve taşınmaz üzerinde idare lehine 4.465 m²

irtifak hakkı kurulmasına karar vermiştir.

12. İdarenin temyiz taleplerini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk

Dairesi, 3/10/2005 tarih ve E.2005/5463, K.2005/10172

sayılı kararıyla Anayasa Mahkemesinin 10/4/2003 tarih ve E. 2002/112, K.2003/33

sayılı kararı ile Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinin “Kamulaştırma yapılmış, ancak işlemleri tamamlanmamış

veya kamulaştırma hiç yapılmamış iken kamu hizmetine ayrılarak veya kamu

yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmaz

malın malik, zilyed veya mirasçılarının bu taşınmaz

mal ile ilgili her türlü dava hakkı yirmi yıl geçmekle düşer. Bu süre taşınmaz

mala elkoyma tarihinden başlar.” hükmünü

iptal ettiği, ancak iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği gerekçesiyle

idarenin talebini kabul ederek Mahkemenin kararını bozmuştur.

13. Bu süreçte 18/6/2010 tarih ve 5999

sayılı Kanunla 2942 sayılı Kanun’da değişiklik yapılmıştır.

14. Başvurucuların karar düzeltme talebini inceleyen Yargıtay

5. Hukuk Dairesi, bu defa 12/7/2010 tarih ve

E.2006/513, K.2010/14171 sayılı kararıyla 5999 sayılı Kanunla 2942 sayılı

Kanun’a eklenen geçici 6. maddeyi gerekçe göstererek bu talebi kabul etmiş ve yeni

düzenlemeye göre işlem yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği farklı

gerekçesiyle ilk derece Mahkemesi kararını bozmuştur.

15. İlk Derece Mahkemesi davayı tekrar ele alarak kabul etmiş

ve 19/1/2011 tarih ve E.2010/599, K.2011/6 sayılı kararı

ile yine 991.200,00 TL’nin başvuruculara ödenmesine karar vermiştir.

16. Bu kararın da temyizi üzerine idarenin temyiz taleplerini

inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, bu defa 19/9/2011

tarih ve E.2011/8914, K.2011/14141 sayılı kararıyla, taşınmazın geometrik

durumu, yüzölçümü, henüz parsellenmemiş arsa niteliğinde olması ve enerji nakil

hattının güzergâhı dikkate alınarak irtifak hakkı nedeniyle değer düşüklüğü

karşılığının taşınmazın tüm değerinin %20’sini geçemeyeceği gözetilmeden yüksek

oranda değer düşüklüğü tespiti yapan rapora göre hüküm kurulmasının doğru

görülmediği gerekçesiyle Mahkemenin kararını bozmuştur.

17. Mahkeme Yargıtay bozma kararı doğrultusunda 19/3/2012 tarihli yeni bilirkişi raporu aldırmıştır. Raporda

m² birim fiyatı önceki rapordaki gibi 280,00 TL belirlenmiş, ancak Yargıtay’ın

bozma kararı doğrultusunda taşınmazın üzerinden geçen enerji nakil hattı

nedeniyle taşınmazın değer kaybının %20 olarak kabul edildiği ifade edilmiştir.

18. Mahkeme Yargıtay’ın bozma kararına uyarak ve yeni

bilirkişi raporunu esas alarak 17/5/2012 tarih ve

E.2011/674, K.2012/275 sayılı kararı ile yine davanın kabulüne ve bu defa %20

değer kaybı karşılığı olarak 660.800,00 TL’nin başvuruculara ödenmesine karar

vermiştir.

19. İdarenin temyiz taleplerini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk

Dairesi, 17/12/2012 tarih ve E.2012/19187,

K.2012/26803 sayılı kararıyla Mahkemenin kararını onamıştır.

20. Karar başvuruculara 11/3/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucular 9/4/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

22. İdare, 7/3/2013 tarihinde asıl

alacak karşılığı 660.800,00 TL, yasal faiz karşılığı 701.046,00 TL ile

yargılama giderlerinden oluşan toplam 1.504.059,58 TL’yi İcra Müdürlüğü

dosyasına ödemiştir.

B. İlgili Hukuk

23. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu’nun “İrtifak Hakkı Kurulması”

başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Taşınmaz malın mülkiyetinin kamulaştırılması

yerine, amaç için yeterli olduğu takdirde taşınmaz malın belirli kesimi,

yüksekliği, derinliği veya kaynak üzerinde kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı

kurulabilir.”

24. 2942 sayılı Kanunu’nun 8. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

“Kamulaştırma kararının alınmasından sonra kamulaştırmayı yapacak

idare, bu Kanunun 11 inci maddesindeki esaslara göre ve konuyla ilgili uzman

kişi, kurum veya kuruluşlardan da rapor alarak, gerektiğinde Sanayi ve Ticaret

Odalarından ve mahalli emlak alım satım bürolarından alacağı bilgilerden de

faydalanarak taşınmaz malın tahmini bedelini tespit etmek üzere kendi bünyesi

içinden en az üç kişiden teşekkül eden bir veya birden fazla kıymet takdir

komisyonunu görevlendirir.”

25. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırma

bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili”

kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile

yapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesine

müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar verilmesini ister.

Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren

en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malın malikine … bildirerek duruşmaya

katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.

…

Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde

anlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içinde

keşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede

sayılan bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın

değerini tespit için mahallinde keşif yapar…

Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin

beyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz

malın değerini belirten raporlarını onbeş gün içinde

mahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara

tebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veya

vekillerini ve bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi

raporlarına varsa itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı

beyanları alınır.

Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde

gerektiğinde hakim tarafından onbeş

gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve

hakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından

yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder.

Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının

kamulaştırılma bedelidir. … İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına … dair makbuzun

ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma

bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve

paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup tarafların

bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

(Ek fıkra: 11/04/2013-6459

S.K./6. md) Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde

sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden

itibaren kanuni faiz işletilir.

…”

26. 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin üçüncü ve dördüncü

fıkraları şöyledir:

“Taşınmaz malın değerinin tespitinde,

kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer

artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate

alınmaz.

Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde,

bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymet

düşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırma

bedelidir.”

27. 2942 sayılı Kanun’a 18/6/2010

tarih ve 5999 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 6. maddenin 24/5/2013 tarih ve

6487 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değişmeden önceki birinci, ikinci ve

altıncı fıkraları şöyledir:

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya

kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956

tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu

yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan

taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis

etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle,

malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde,

öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.

Tazminat müracaatı

üzerine, fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak

hakkının malikin müracaat ettiği tarihteki tahmini değeri; bu Kanunun 8 inci

maddesinin ikinci fıkrasına göre teşkil edilen kıymet takdir komisyonu

marifetiyle, taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak ve bu

Kanunun 11 inci ve 12 nci maddelerine göre

hesaplanmak suretiyle tespit edilir. Tespitten

sonra, bu Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre teşkil olunan uzlaşma

komisyonunca, müracaat tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde 7201

sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ edilen bir yazı ile,

tahmini değer bildirilmeksizin, talep sahibi uzlaşma görüşmelerine davet

edilir.

…

İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı

takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin

uzlaşmaya davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik

tarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el

konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindeki

değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit ve

taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminat

ödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların

hükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır.”

28. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

29. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15/11/2011

tarih ve E.2011/5396, K.2011/22096 sayılı kararında şöyle denilmektedir:

“…Kamulaştırmasız el atma davaları uygulamada

sıklıkla karşılaşılan davalardan olmakla birlikte, yasa ile düzenlenmiş

değildir. Bu konuya ilişkin tek yasal düzenleme olan 2942 Sayılı Kamulaştırma

Kanununun 38. maddesi de 10.04.2003 tarih ve 2002/112 E. 2003/33 K. sayılı

Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir. Uygulamada kamulaştırmasız el

atma davaları; İBK, HGK ve Hukuk Dairelerinin içtihatlarıyla yön bulmaktadır.

Konunun Dairemizi ilgilendiren yönü ise, bu nevi davalarda hükmedilen

tazminatların zamanında ödenmemesi halinde uygulanacak faizin ne tür ve oranda

olması gerektiği noktasındadır. Zira kamulaştırma yasası gecikme faizini

öngörmemektedir. Bu cümleden olmak üzere, HGK kararları ve

Dairemizin istikrar bulmuş içtihatlarında; “Kamulaştırma bedelinin arttırılması

ilamlarında uygulanan T.C Anayasasının 4709 Sayılı Yasanın 18.maddesi ile

değişik 46/son maddesinde yer alan kamulaştırma bedelleri ile mahkemece kesin

hükme bağlanan arttırma bedellerine, son fıkraya göre kamu alacakları için

öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanacağı” hükmünden farklı olarak,

“Kamulaştırmasız el atmanın hukuksal niteliği itibariyle bir haksız eylem

olduğu, haksız eylemden doğan borçların, tazmini nitelikte olmaları nedeniyle

uygulanacak faizin 3095 Sayılı Yasada belirlenen yasal faiz olduğu

belirtilerek, uygulama bu güne kadar yasal faizin uygulanması şeklinde

sürdürüle gelmiştir. Ancak, Anayasa'nın 35. maddesi ile koruma altına alınmış

olan mülkiyet hakkının, hak sahibinin rızasına bakılmaksızın kamulaştırmasız el

atma nedeniyle ihlali halinde, toplumun genel menfaatleri ile bireyin temel

haklarının korunması arasında adil bir denge gözetilmesi gerektiği

düşüncesinden hareketle, mülkün gerçek değeriyle orantılı makul bir tazminat

ödenmediği sürece, bir mülkten mahrum bırakılmanın genelde aşırı bir ihlal

teşkil edeceği, yasal faiz oranında gecikme faizi ödenmesinin yeterli olmadığı

görüşü gerek öğretide gerekse uygulamada ağırlık kazanmaya başlamıştır.

Bu bağlamda mülkiyete saygı hakkının

ihlalinin, mahkemelerin, kamulaştırmasız el atmaya maruz kalan kişiler lehine

hükmettikleri tazminat tutarının tayininde, yargılama süresi ile enflasyon

arasındaki etkileşim sonucu ortaya çıkan değer kaybını dikkate almalarına imkân

sağlayan yasal bir düzenlemenin olmayışından da kaynaklandığı, bu nedenle adil

tatmin taleplerinin karşılanması gerektiği hususu benimsenmeye başlanmıştır.

Tüm bu açıklamalar ışığında idare, kendisine

Anayasa tarafından tanınan olanak ve yetkileri yasaya uygun bir biçimde

kullanmaksızın taşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı davranamaz. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma, Anayasa'nın 35.

maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir

sınırlama olmakla, Dairemizce içtihat değişikliğine gidilerek, özü ve vardığı

hukuki sonuç itibariyle aynı nitelikler taşıyan kamulaştırmasız el atmaya

ilişkin ilamlarda hüküm altına alınan tazminatlara da Anayasanın 46/son

maddesinde düzenlenmiş olan kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz

oranının uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır…” (Aynı yönde diğer

bir karar için bkz. Yargıtay 12. HD., 26/10/2011,

tarih, E.2011/5698,, K.2011/20397)

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 22/1/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 9/4/2013 tarih ve 2013/2511 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

31. Başvurucular, murislerine ait

taşınmaz üzerine enerji nakil hattı çekilmek suretiyle kamulaştırmasız el

atılması nedeniyle açtıkları tazminat davasında Mahkemece belirlenen değer

düşüklüğü karşılığının Yargıtay bozma kararı ile düşürüldüğünü ve bedelin düşük

belirlendiğini, Yargıtay’ın sabit oranlar üzerinden değer düşüklüğünü tespit

ettiğini, örneğin imarlı taşınmazlar için bu oranın %50 olduğunu, oysa çekilen

enerji nakil hattı sonrası taşınmazın çekiciliğini büyük ölçüde yitirdiğini,

davanın üç bozma sonrasında makul süreyi aşarak 9 yıla yakın bir zamanda

sonuçlandığını, bu süreçte taşınmazın çok değer kazanmasına rağmen Anayasa’nın

46. maddesinde yer alan faiz yerine yasal faiz uygulanması sonucu mülkiyet ve

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek kendilerine

933.828,27 TL fark faizi ve 330.400,00 TL değer düşüklüğü farkının gecikme

faiziyle birlikte maddi tazminat olarak ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

32. Başvurucuların bahse konu şikâyetlerinin açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

i. Mülkiyet Hakkı

33. Başvurucular, açtıkları kamulaştırmasız el atma nedeniyle

tazminat davasında dava sürecinde Mahkemece belirlenen değer düşüklüğü

karşılığının Yargıtay bozma kararı ile düşürülmesi sonrasında bedelin olması gerekenden

düşük tespit edilmesi ve tazminata Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan faiz

yerine yasal faiz uygulanması nedenleriyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

34. Anayasa’nın “Mülkiyet

Hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

35. Anayasa'nın “Kamulaştırma”

kenar başlıklı 46. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının

gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel

mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen

esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar

kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan

artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi

öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde

taksitler eşit olarak ödenir.

…

İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları

için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.”

36. Anayasa'nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1)

No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

38. Somut başvuruda başvurucular, kamulaştırmasız el atmanın

kamu yararı şeklinde meşru bir amaca yönelik olmadığı veya mülklerinden yoksun

bırakılmalarının kanuni olmadığı yönünde bir şikâyette bulunmamaktadırlar. Başvuru dosyası incelendiğinde, başvurucuların murisine ait

taşınmaza üzerinden enerji nakil hattı geçirilmek suretiyle 1966 ve 1968

yıllarında el atıldığı, başvurucuların taşınmazın bulunduğu bölgede imar

planının kabul edilmesi sonrasında 2004 yılında kamulaştırmasız el atma

nedeniyle tazminat davası açtıkları, Mahkemenin toplam 11.800 m² olan

taşınmazın 4.465 m²’lik kısmının etkilendiğini dikkate alarak değer düşüklüğü

karşılığını tespit ettiği ve bedelin başvuruculara ödenmesi ile idare lehine

irtifak hakkı kurulmasına karar verdiği görülmektedir. Bu durumda

kurulan irtifak hakkının meşru amacının bulunduğu ve başvurucuların kanunilik

şikâyeti bulunmadığı anlaşıldığından başvurucuların tazminat bedeli ve faiz

oranına yönelik şikâyetleri, tazminatın mülkün değeri ile orantılı olup

olmadığı hususu Anayasa’nın 13, 35. ve 46. maddeleri kapsamında ölçülülük

ilkesi yönünden incelenecektir.

39. Anayasanın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1.

maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenleme

de üç kural ihtiva etmektedir. Düzenlemelerin ilk cümleleri herkese mülkiyet

hakkını tanımakta, ikinci cümleleri ise kişilere ait mülkiyet hakkının hangi

koşullarla sınırlandırılabileceğini ya da kişilerin mülkünden yoksun

bırakılabileceğini hüküm altına almaktadır(B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 29).

40. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme (başkasına devretme,

biçimini değiştirme, harcama ve tüketme) olanağı veren bir haktır. Anayasa’ya

göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla sınırlama getirilebilir.

Özel mülkiyetteki bir taşınmaz, kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması halinde

gerçek karşılığı peşin ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla

kamulaştırılarak kamu hizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkı kurularak

kamu yararı amacıyla kullanımı sınırlandırılabilir (Bkz. E.1988/34, K.1989/26,

K.T. 21/6/1989; E.2011/58, K.2012/70, K.T. 17/5/2012

ve E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008).

41. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet hakları

ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği sınırlandırılabilir.

Anayasanın 46. maddesine göre ise özel mülkiyette bulunan taşınmazlar, kamu

yararı gereği karşılıkları peşin ödenmek suretiyle kamulaştırılabilir veya

bunlar üzerinde irtifak hakkı kurulabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan

ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları veya

mülkiyet haklarını kullanmalarının sınırlandırılması halinde elde edilmek

istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan veya mülkünü kullanması

engellenen bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir.

42. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”,

“gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. “Elverişlilik”,

öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, “gereklilik”, ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca daha

hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan

müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi

gerekliliğini ifade etmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 38).

43. AİHM de mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Sözleşme’ye uygunluğunu denetlerken yapılan müdahalenin

kamu yararı ya da genel yararı amaçlamasının yanı sıra toplumun genel yararı

ile birey haklarının korunması arasında adil bir dengenin de gözetilmesi

gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çerçevede bireylerin, mülklerinin değeriyle

orantılı makul bir bedel ödenmeden mülklerinden mahrum edilmeleri veya

mülklerinden barışçıl biçimde yararlanma haklarının ihlal edilmesi halinde

yapılan müdahalenin ölçülü olmadığına hükmetmektedir Bununla beraber Sözleşme

ile korunan mülkiyet hakkı her durumda tam bedelin ödenmesini güvence altına

almamaktadır. Ekonomik reform ya da sosyal adaleti gerçekleştirmek gibi geniş

çaplı tedbirleri uygulamaya yönelik istisnai durumlarda meşru kamu yararı

amacıyla yoksun bırakılan mülkiyetin piyasa değerinin altında ödeme yapılmasını

ölçülülük ilkesine aykırı bulmayabilmektedir (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B. No: 7151/75

ve 7152/75, 23/9/1982, § 69, 73; James ve Diğerleri/İngiltere, B. No:

8793/79, 21/2/1986, § 54; Papachelas/Yunanistan, B. No: 31423/96,

25/3/1999, § 48; Lithgow

ve Diğerleri/İngiltere, B. No: 9006/80, 9262/81, 9263/81, 9265/81,

9266/81; 9313/81, 9405/81,

8/7/1986 § 120-121).

44. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilen

kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızası

olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafından

sona erdirilmesidir. Kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddenin birinci fıkrasında;

"Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamu

yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel

mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari

irtifaklar kurmaya yetkilidir." denilmektedir. Kamu yararı

bulunması, kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas ve usullerine

uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal

öğeleridir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008).

a. Değer Düşüklüğü

Karşılığının Tespitine İlişkin Şikâyetler

45. Başvurucular, açtıkları kamulaştırmasız el atma nedeniyle

tazminat davası sürecinde Mahkemece belirlenen değer düşüklüğü karşılığının

Yargıtay bozma kararı ile olması gerekenden düşük tespit edildiğini belirterek,

kurulan irtifak hakkıyla orantılı bir ödemenin yapılmadığından şikâyet

etmektedirler.

46. İrtifak hakkı, özellikle arsa niteliğindeki taşınmazların

sahipleri tarafından kullanım hakkını önemli ölçüde etkilemekte, ancak

kamulaştırmada olduğu gibi mülkiyet haklarının tümünü kamuya devretmemektedir.

Mülk sahipleri kamu kurumları tarafından taşınmazları üzerinde irtifak hakkı

kurulsa da taşınmazların kuru mülkiyetine sahip olmaya devam etmekte, belli

ölçüde taşınmazı kullanabilmekte ve taşınmazdan gelir elde edebilmektedirler.

47. Anayasanın 13., 35. ve 46.

maddeleri uyarınca, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazlarda meydana gelen gerçek

değer düşüklüğü karşılığının taşınmaz maliklerine peşinen ödemesi

gerekmektedir. Anayasanın 46. maddesine göre irtifak hakkı da taşınmazın gerçek

değeri üzerinden belirlenmelidir. Bununla birlikte taşınmazın kamulaştırılması

karşılığında ödenen gerçek bedel ile aynı taşınmazda irtifak hakkı kurulması

nedeniyle meydana gelen değer düşüklüğünün gerçek karşılığının aynı miktarda

olmayacağı açıktır.

48. Ayrıca çok sayıda alıcısı ve satıcısı bulunmayan ve

satışa konu malların aynı nitelikte (homojen) olmadığı emlak piyasasında, bir

taşınmazın herkes için geçerli tek, değişmez ve kolay hesaplanabilir bir

fiyatının olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Anayasa ve Sözleşmenin

ortak koruma alnında bulunan mülkiyet hakkı açısından önemli olan kamulaştırılan

veya üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın gerçek değerinin 2942 sayılı

Kanuna göre belirlenmesi ve irtifak hakkı kurulan taşınmazda meydana gelen

değer düşüklüğü karşılığının objektif kriterlere göre

tespit edilmesi ve ulaşılmak istenen kamu yararı ile orantılı bir bedelin

başvuruculara ödenmesidir.

49. Bahsedilen kriterler

çerçevesinde bedel veya değer düşüklüğü karşılığının tespiti uzman Mahkemelerin

ve Yargıtay’ın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevindedir. Anayasa

Mahkemesi bu konuda uzmanlaşmış bir mahkeme olmadığı gibi, mülkiyet hakkı

kapsamında yapılan bireysel başvurularda bedel veya değer düşüklüğü karşılığını

hesaplamak gibi bir görevi de bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin mülkiyet

hakkına yapılan müdahale ile ödenen bedel arasındaki ilişki yönünden yapacağı

tespit, orantılılık incelemesinden ibarettir.

50. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 27/12/2012

tarih ve E.2012/22256, K.2012/28953 sayılı kararında; “2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 11/son maddesi

uyarınca irtifak hakkı karşılıkları bu hak nedeniyle taşınmazın tamamında

meydana gelecek değer kaybıdır. Bu itibarla dava konusu taşınmazın irtifak

hakkı kurulmasından önceki tüm değerinin tespit edilmesi ve bundan sonra enerji

nakil hattı nedeniyle taşınmazın tamamında meydana gelecek değer düşüklüğü

oranının belirlenmesi ve bu oranla taşınmazın tüm değerinin çarpılması sonucu

irtifak hakkı karşılığının hesaplanması gerekir. Bilirkişi kurullarınca böyle

bir inceleme ve işlem yapılmadığı gözetilmeden, irtifak hesabı yönünden

geçersiz rapora göre bedel tespiti,…doğru

görülmemiştir” denmiştir.

51. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin içtihatları incelendiğinde;

irtifak hakkı nedeniyle değer düşüklüğü karşılığının taşınmazda irtifak kurulan

alanın toplam taşınmaza oranının değer düşüklüğü oranı ile çarpılması sonucu

tespit edildiği ve bu yöndeki içtihadın yerleşik hale geldiği görülmektedir.

Daire, taşınmazın geometrik şekli, yüzölçümü, niteliği, enerji nakil hattının

güzergâhı ve irtifak hakkının taşınmazda meydana getirdiği etkiyi göz önünde

bulundurarak değer düşüklüğü oranını tespit etmektedir. Dairenin yukarıdaki kriterlerde taşınmazın değerini değiştiren bir husus

olmadıkça taşınmazın niteliğine göre belli oranları uygulayarak taşınmazlarda

meydana gelen değer düşüklüğünü tespit ettiği anlaşılmaktadır.

52. Başvuruya konu davada başvurucuların murislerine ait

taşınmaz üzerinden 1966 ve 1968 yıllarında elektrik nakil hattı geçirilmiş,

ancak o tarihlerde irtifak hakkı kurulmamıştır. Başvurucular 2003 yılında

murislerine ait taşınmazın da dâhil olduğu bölgede imar planının geçmesinden

sonra taşınmazı arsa olarak kullanma imkânlarının sınırlandırıldığını ileri

sürmüş ve kamu idaresince irtifak hakkı kurulmadan hattın geçirilmesi nedeniyle

2004 yılında tazminat davası açmışlardır. Başvurucular 2003 yılına kadar arazi

niteliğinde olan ve dava tarihi itibariyle kadastral

parsel olan taşınmazı, bu tarihe kadar kullanamadıklarına dair bir şikâyeti

bulunmamaktadır.

53. Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesi doğrultusunda

kamulaştırmaya konu taşınmaza ilişkin bilgi ve belgeler ile yapılan keşif ve

bilirkişi raporuna göre usulüne uygun olarak bedeli tespit etmiştir.

Başvurucuların tespit edilen taşınmazın değerine yönelik de bir şikâyetleri

bulunmamaktadır. Başvurucuların şikâyeti, Mahkemece bilirkişi raporu

doğrultusunda tespit edilen taşınmazın toplam değerinin %30’u oranındaki değer

düşüklüğü karşılığı yerine, Yargıtay’ın bozma kararı sonrasında %20’si

oranındaki değer düşüklüğü karşılığının kendilerine ödenmesidir.

54. Başvuruya konu davada başvurucuların kamulaştırmasız el

atma nedeniyle tazminat talepleri Mahkemece yapılan inceleme sonunda haklı

görülerek kabul edilmiş, ancak yapılan temyiz talebini inceleyen Yargıtay 5.

Hukuk Dairesinin 19/9/2011 tarih, E.2011/8914, K.2011/14141

sayılı kararıyla ve “taşınmazın geometrik

durumu, yüzölçümü, henüz parsellenmemiş arsa niteliğinde olması ve enerji nakil

hattının güzergâhı dikkate alınarak irtifak hakkı nedeniyle değer düşüklüğü

karşılığının taşınmazın tüm değerinin %20’sini geçemeyeceği”

gerekçesiyle verdiği bozma kararından sonra Mahkeme bozma kararına uyarak değer

düşüklüğü karşılığını %20 olarak belirlemiştir. Yargıtay 5.

Hukuk Dairesinin irtifak hakkı kurulan taşınmazın el atma tarihinde arazi

vasıflı olmasına rağmen, dava tarihinde arsa vasfında olduğunu gözeterek

taşınmazın %37,84’ünde kurulan irtifak hakkı nedeniyle meydana gelen değer

düşüklüğünü %52,85 olarak belirleyerek, ödenecek değer düşüklüğü karşılığını

taşınmazın toplam bedelinin %20 si olarak tespit ettiği ve başvurucuların

Yargıtay tarafından bu oranın arsalar için değiştirilmeksizin %50 olarak

uygulandığı iddiasının geçerli olmadığı anlaşılmaktadır.

55. Sonuç olarak, somut başvuruya konu

davada Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin oturmuş içtihadı doğrultusunda irtifak

hakkı kurulan kısımda taşınmazın niteliklerine, geometrik durumuna, yüzölçümüne

ve enerji nakil hattının güzergâhına göre tespit edilen %52,85 oranındaki değer

düşüklüğü karşılığı başvuruculara ödenen bedel ile ulaşılmak istenen kamu

yararı arasında orantısızlık bulunduğuna veya adil dengenin gözetilmediğine

dair bir husus saptanamamıştır.

b. Faiz Ödemesine

İlişkin Şikâyetler

56. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen bedelin yasal

faiz uygulanarak kendilerine ödendiğini, ancak taşınmaz fiyatlarındaki hızlı

artış nedeniyle yapılan toplam ödemenin, ödeme tarihinde taşınmazın rayiç

değerinin altına kaldığını belirterek daha yüksek oranlı faiz uygulanması

gerektiğini iddia etmektedirler.

57. Kamulaştırmasız el atma davalarında bedel hususunda

tarafların anlaşamamaları halinde tazminat olarak ödenecek taşınmazın bedelinin

2942 sayılı Kanun’un 10. ve 11. maddeleri uyarınca dava tarihine göre adil ve

hakkaniyete uygun bir şekilde mahkemece tespit edilmesi gerekmektedir. Değer

tespitinin dava tarihine göre yapılması, Kanun gereği olduğu gibi, dava

sürecinde taşınmazın değerinde meydana gelecek artış veya azalışların bedele

etki etmemesi ve bu şekilde bedel tespitine belirlilik kazandırmanın da

gereğidir. Aksi halde taşınmazın değeri uzun süren davalarda artabileceği gibi

azalabileceğinden idare veya vatandaşlara olumsuz etkide bulunabilir (B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 52).

58. Başvuruya konu davada Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un 10.

maddesi doğrultusunda kamulaştırmaya konu taşınmaza ilişkin bilgi ve belgeler

ile yapılan keşif ve bilirkişi raporuna göre usulüne uygun olarak bedeli tespit

etmiştir. Davanın konusu, tazminat olarak ödenecek taşınmazın dava tarihindeki

değer düşüklüğü karşılığının tespiti olduğundan Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un

11. maddesine uygun olarak davanın açılmış olduğu 2004 yılı fiyatları üzerinden

bedeli tespit etmiş, taşınmazın değerinde daha sonra meydana gelen değer

artışları ve ödeme tarihine göre rayiç değerini değerlendirmeye esas

almamıştır. Mahkeme, belirlenen bedel üzerinden değer düşüklüğü karşılığını

tespit etmiştir.

59. Başvurucu dava tarihine göre belirlenen bedele

Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan kamu alacaklarına uygulanan en yüksek

faizin ödenmemesi nedeniyle alması gereken bedelin değerinde azalma olduğundan

şikâyet etmekte ve geç ödenen kamulaştırma bedeline bahsedilen faiz oranının

uygulanması gerektiğini iddia etmektedir.

60. Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre;

kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım reformunun

uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve

turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesi

taksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarına

uygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazanan

içtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen faiz oranı ancak

kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için işletilebilir (Yargıtay 18.

Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752, 15/10/2002).

61. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davaları ise

niteliği itibarıyla haksız fiilden kaynaklanan davalar olduğundan dava tarihi

ile kararın kesinleşme tarihi arasında mahkemelerce hükmolunan tazminata yasal

faiz uygulanmaktadır. Yargıtay’ın 2011 yılına kadar içtihadı Anayasa’nın 46.

maddesinde düzenlenen Devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizin sadece

kesinleşmiş kamulaştırma alacaklarında uygulanacağı yönünde idi.

62. Ülkemizdeki kamulaştırmasız el atma davalarında devlet

alacaklarına uygulanan en yüksek faizin uygulanmaması AİHM tarafından

eleştirilmiştir (Sarıca ve Dilaver/Türkiye,

11765/05, 27/5/2010, § 49 ve Ergen ve Diğerleri/Türkiye, no. 35364/05, 7/12/2010). Yargıtay bu konudaki içtihadını

2011 yılından itibaren değiştirerek kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat

davasında da kararın kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar Anayasa’nın 46.

maddesinde düzenlenen faizin uygulanmasını kabul etmiştir (Bkz. § 28).

63. Söz konusu bireysel başvuruya konu davada mahkeme

tarafından hükmolunan kamulaştırmasız el atma tazminatına dava tarihinden

itibaren yasal faiz uygulanmıştır. Başvurucuların şikâyet ettiği husus ise

karar tarihinden sonra uygulanan faiz değil; dava tarihinden karar tarihine

kadar uygulanan faize ilişkindir. Yukarıda anlatıldığı gibi kamulaştırma

bedeline devlet alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması

talebinin Anayasa’nın 46. maddesi ve yerleşik Yargıtay içtihatları kapsamında

yasal dayanağı bulunmamaktadır.

64. AİHM, kamulaştırmasız el atmaya dayalı başvurularda

benzer şikâyetleri incelerken maddi tazminat talepleriyle ilgili olarak, dava

koşullarının tamamını ve özellikle başvuranların ulusal mahkemeler önünde talep

ettikleri miktarın tamamını alıp almadığını incelemektedir. AİHM, inceleme

yaparken başvuranların alacaklarına uygulanan gecikme faizinin, yerel mahkemeye

başvurulduğu andan idare tarafından ödemenin etkin olarak yapıldığı tarihe

kadar geçen süre içindeki paranın uğradığı değer kaybını telafi edebilecek

nitelikte olup olamadığı sorunu ile sınırlandırılabileceği kanaatindedir (Ergen ve Diğerleri/Türkiye, 35364/05, 7/12/2010, Yetiş ve

diğerleri/Türkiye, 40349/05, 6/7/2010, § 44).

65. Devlet tarafından ödenecek bir bedelin enflasyon

karşısındaki değer kayıplarında AİHM, ikili bir ayrıma gitmektedir.

Mahkemelerce belirlenmiş bir para alacağının ödenmemesi halinde daha katı bir

tutum sergileyerek %5’e kadar değer kayıplarını hesaplama faktörlerindeki

değişkenlerle ilgili kabul etmektedir (bkz., Arabacı/Türkiye, B. No: 65714/01,

7/3/2002). Çünkü burada ödemelerin geç yapılması, mahkeme kararlarının icra

edilmesi ile ilgili bir sorundur. Mahkemelerde geçen yargılama süresindeki

enflasyon nedeniyle kamulaştırma bedelinin değer kaybında ise meydana gelen

farkın, tazminatın belirlenmesi yönteminden kaynaklandığı ve bu konuda ulusal

yargıcın belirli bir takdir imkânı olduğu gerekçesiyle daha esnek yorumlamakta

bu farkın başvurucular açısından aşırı bir yük getirip getirmediğini

inceleyerek karar vermektedir. Örneğin bahsedilen şekilde incelediği bir davada

AİHM, %10,74’lük bir değer kaybının aşırı bir yük getirmediğine karar vermiştir

(bkz. Güleç ve Armut/Türkiye, B.

No: 25/969/09, 16/11/2010).

66. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri birlikte okunduğunda

mülkiyet hakkına yapılacak müdahalenin ölçülü olması gerektiği açıktır. Bu

çerçevede kamulaştırma gibi kamulaştırmasız el atmalarda da tazminat bedeline

değerindeki hissedilir aşınmayı giderecek şekilde faiz uygulanmaması

Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılık oluşturacaktır. Bununla birlikte

yargılama sürecinde enflasyon nedeniyle tazminat bedelinde meydana gelebilen ve

makul görülebilecek değer aşınmaları başvurucu üzerine aşırı bir yük

getirmediğinden kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkı arasındaki dengeyi

bozduğu ve ölçülülük ilkesini ihlal ettiği söylenemez.

67. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında dava

tarihine göre belirlenen bedelin kişinin uğradığı zararı telafi edebilmesi için

taşınmazın gerçek karşılığı olması yanında ayrıca ödenen bedelin tespitiyle

ödenmesi arasında geçen dönemde gözlemlenen enflasyona nispetle hissedilir

derecede değer kaybetmemiş olması gerekir (B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 59).

68. Somut başvuruya konu 15/6/2004

tarihinde açılan davada Mahkemenin kararı üç temyizden sonra Yargıtay 5. Hukuk

Dairesinin 17/12/2012 tarihli kararıyla onamış ve onama kararı sonrasında

idare, 7/3/2013 tarihinde İcra Müdürlüğü aracılığıyla başvuruculara tazminat

karşılığı 660.800,00 TL ve faiz karşılığı 701.046,00 TL’yi yargılama

giderleriyle beraber ödemiştir. Bu şekilde başvurucuların Mahkeme kararıyla hak

ettikleri tazminatın tamamını kanuni faiziyle ve yargılama giderleriyle

birlikte tahsil ettikleri anlaşılmaktadır.

69. Davanın açıldığı Haziran 2004 tarihi ile başvurucuların

tazminatı icra kanalıyla tahsil ettikleri Mart 2013 tarihi arasında geçen

sürede Merkez Bankası verilerine göre enflasyonda meydana gelen artış oranı %

103,88’dir. Bir diğer ifade ile Mahkemece ödenmesine karar verilen 660.800,00

TL’nin enflasyon karşısında değer kaybını tam telafi edebilmek için 686.429,00

TL ödenmesi gerekmektedir. Mahkeme kararıyla icra vasıtasıyla başvuruculara

ödenen yasal faiz ise 701.046,00 TL olup enflasyonun üzerinde yapılan ilave

ödeme değer kaybını fazlasıyla karşılamıştır.

70. Başvuru konusu olayda başvurucular maddi tazminata

ilişkin olarak, yerel mahkemede talep etmiş oldukları tazminat miktarının

tamamını almışlardır. Asliye Hukuk Mahkemesince dava tarihinden itibaren

ödemenin yapıldığı tarihe kadar hükmolunan faiz oranı ise, bu süre içerisinde

meydana gelen enflasyon oranının üzerinde olup, tazminatın dava tarihi ile

ödeme tarihi arasında geçen zamanda değer kaybı fazlası ile telafi edilmiştir.

Sonuç olarak, başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak

istenen kamu yararı arasında adil dengenin kurulduğu anlaşılmıştır.

71. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına mülkiyet haklarının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkı

72. Başvurucular, 2004 yılında açtıkları kamulaştırmasız el

atma nedeniyle tazminat davasının 2012 yılı sonunda kesinleşmesi nedeniyle

makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

73. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No:

2012/1049, 26/3/2013, § 18)

74. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir.”

75. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması,

yargının görevidir.”

76. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,

kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul

bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına

sahiptir.”

77. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

78. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

79. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

40).

80. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41–45).

81. Ancak belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

82. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

83. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, asliye hukuk mahkemesi

nezdinde açılan kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının söz konusu

olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre

yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan

bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 49).

84. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 15/6/2004

tarihidir.

85. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi

olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel

başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş

tarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında verilen Yargıtay 5.

Hukuk Dairesinin E.2012/19187, K.2012/26803 sayılı karar tarihi olan 17/12/2012 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

86. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın

başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

87. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusunun enerji nakil hattı yapımı sonucu kurulan irtifak hakkı

nedeniyle taşınmazın değer düşüklüğü karşılığını tespit talepli kamulaştırmasız

el atma nedeniyle tazminat davası olduğu, 15/6/2004

tarihinde açılan davanın yargılama sürecinde ilk derece mahkemesince verilen

ilk iki kararın temyiz incelemesi neticesinde bozulduğu, bozma kararını takiben

mahkemenin E.2011/674 sırasına kaydı yapılan davanın yargılaması sonucunda

verilen kararın tekrar temyiz edildiği ve Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin

E.2012/19187, K.2012/26803 sayılı kararı ile başvurucular yönünden kesinleştiği

anlaşılmaktadır.

88. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi

önünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları

konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu

olduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 84).

89. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64),

başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası

gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık

olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut

başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı

ve söz konusu dokuz yıla yakın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

90. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

91. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma

bedelinin uzun süren dava sonunda kendilerine Anayasanın 46. maddesindeki faiz

yerine yasal faiz uygulanarak ödenmesi ve bedelin olması gerekenden düşük

tespit edilmesi nedenleriyle maddi tazminata hükmedilmesini

talep etmişlerdir. Başvurucular ayrıca makul süre şikâyetini de dile getirmiş,

ancak makul süreye bağlı manevi tazminat talebinde bulunmamışlardır.

92. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

93. Başvurucular tarafından bedelin

olması gerekenden düşük tespit edilmesi ve Anayasanın 46. maddesindeki faizin

uygulanmaması nedenleriyle maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber,

tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı

bulunmadığı anlaşıldığından ve ayrıca başvurucuların düşük değer tespiti ve

faize ilişkin şikâyetleri incelenerek ihlalin olmadığına karar verildiğinden,

başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

94. Başvurucular makul süreye bağlı olarak manevi tazminat

talebinde bulunmadıklarından taleple bağlılık ilkesi gereği yargılama

faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yapılan ihlal tespitine bağlı olarak manevi

tazminat ödenmesi hususunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi

gerekir.

95. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun, KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Başvurucuların,

1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuların maddi tazminata

ilişkin taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucular tarafından yapılan

198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben

başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine,

22/1/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Selami ER Başvurucular : Mukadder SAĞLAM Zeki SAĞLAM Firdevs ÇELİKEL Kadriye SAĞLAM Yılmaz SAĞLAM Mesut SAĞLAM Fazilet SAĞLAM Nihal SAĞLAM Vekilleri : Av. Mustafa BOSTANOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2511, 22 Ocak 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. K.T. 21/6/1989; E.2011/58, K.2012/70, K.T. 17/5/2012
  12. A. Başvurunun, KABUL EDİLEBİLİR
  13. C. Başvurucuların maddi tazminata
  14. D. Başvurucular tarafından yapılan
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben
  16. F. Kararın bir örneğinin ilgili
  17. Paksüt
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2511
Tarih
22 Ocak 2015

İlgili Kararlar

  • Şener Berçin Başvurusu (B. No: 2013/5516)
  • G.k. Başvurusu (B. No: 2013/3735)
  • Concept Otomotiv Mühendislik İnşaat Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/12348)
  • Mahmut Bozkurt Başvurusu (B. No: 2013/8807)
  • Mustafa Özer Başvurusu (B. No: 2014/4683)
  • Serap Tortuk Başvurusu (B. No: 2013/9660)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.