İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şener Berçin Başvurusu (B. No: 2013/5516)

1. Başvurucu, sahibi olduğu aracın müsaderesine karar

Başvuru No2013/5516Tarih22 Ocak 2015Okuma24 dk · 4.790 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Şener Berçin Başvurusu

Karar tarihi
22 Ocak 2015
Başvuru Numarası
2013/5516
R.G. Tarih- Sayı
10/6/2015-29382
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.790 kelime·24 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, sahibi olduğu aracın müsaderesine karar

verilmesi ve açtığı tazminat davasının süreaşımı yönünden reddedilmesi

nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet ve 36. maddesinde

tanımlanan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 18/7/2013 tarihinde Samsun 2. İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona

sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 9/1/2014 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 10/4/2014

tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 16/6/2014 tarihli görüş yazısı

24/6/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu Bakanlık

görüşüne cevaplarını içeren dilekçesini 8/7/2014 tarihinde sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun sahibi olduğu araca kaçak duruma düştüğü

gerekçesi ile 29/5/2007 tarihinde el konulmuştur.

8. Başvurucu hakkında kaçakçılık ve sahtecilik suçlamasıyla

yapılan kovuşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 27/4/2009 tarih ve S.

No: 2009/36 sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Karar

gerekçesi şöyledir:

“Yurt dışından A. A. L. adındaki şahıs

tarafından bir süre kullanılıp yurt dışına çıkarılmak üzere Türkiyeye

getirilen 1988 model 250 d tipli mercedes marka

WDB1241251A557579 Şase numaralı aracın 11/07 /2001 tarihinde Kadıköy Trafik Mube Müdürlüğüne 34 NGT 63 plakaya B. O. adına kaydedildiği,bu aracın Bodrum noterliği tarafından

düzenlenen 07/08/2001 tarihli B.’nin A. B. adındaki

şahsa verdiği vekaletname gereğince A.’nın aracı Şener

BERÇİN’e sattığı, aracın 06 RGE 27 plakayı aldığı ve

aracın Şener’de 29/05/2007 tarihinde yakalandığı, B. O. hakkında Karşıyaka

Cumhuriyet Savcılığında herhangi bir soruşturmanın bulunmadığı, bu eylemin

müstakil bir eylem olduğu, şüpheli B. O. suç tarihinden önce Antalya Trafik

Şube Müdürlüğünde H. Y. adındaki şahsa kayıtlı 07 CSC 95 plakalı aracın kendi

adına kayıtlıymış gibi sahte ruhsatname, sahte Trafik Şube Müdürlüğünün sakınca

olmadığına dair yazısı ile aracı Kadıköy Trafik Şube Müdürlüğüne kaydettirdiği,

hemen akabinde A. B.’ye vekaletname vererek Şener BERÇİN’e sattırdığı, Şener’in de 14/08/2001 tarihinden beri

kullandığı, Şener BERÇİN’in A. B. aracılığıyla B. O.’dan aldığı aracın yasa dışı yollardan Türkiye’ye girdiği

konusunda bilgi sahibi olmadığı, kaçak olduğunu bildiği konusunda delil

bulunmadığı, A. B.’nin da B. O. adına kayıtlı aracı

Şener BERÇİN’e sattığı tarihten itibaren 5 yıllık

zamanaşımı süresinin geçtiği, B. O.’nuın sahtecilik

eylemleri, suç tarihi itibariyle özel belgede sahtecilik suçu olup, 5 yıllık

zamanaşımına tabi olduğu, keza kaçakçılık suçuda 5

yıllık zamanaşımına tabi olduğu, soruşturma kapsamından anlaşılmakla;

Şüpheli Şener BERÇİN hakkında satın alıp

kullandığı aracın kaçak olduğunu bildiği konusunda dava açmaya yeterli delil

elde edilemediği”

9. Aynı olay nedeniyle aracın müsadere edilmesi için açılan

davada, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi 27/10/2009 tarih ve E.2009/697,

K.2009/1131 sayılı kararı ile aracın müsaderesine karar vermiştir. Karar

gerekçesi şöyledir:

“…suça konu 1988 model, 250 D tipi

60291210075494 motor WDB 1241251A557579 şasi nolu

Mercedes marka otomobilin geçici olarak ülkeye getirildiği ve süresinde ülkeden

çıkarılmadığı için kaçak konumuna düştüğü, bu haldeki eşyanın tek başına

bulundurulmasının dahi yasak olup müsaderesi gerekeceği yolunda mahkememizde

vicdani kanaat oluşup, bunlara dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM

Nedenleri yukarıda açıklandığı üzere;

Suça konu ve kaçak olduğu anlaşılan 06 RGE 27

plakalı aracın 5607 Sayılı Kanunun 13/1. maddesinin yollaması ile 5237 Sayılı TCK'nun 54/1-4 maddesi gereğince MÜSADERESİNE,…”

10. Yargıtay 7. Dairesi 4/2/2013 tarih ve E.2012/854,

K.2013/4249 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını onamıştır.

11. Aracın müsadere edilmesine ilişkin İlk derece Mahkeme

kararı 8/2/2010 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu, trafik kayıtlarına

güvenerek aldığı aracın kaçak çıkması sonrası müsadere edilmesi nedeniyle

uğradığı iddia edilen zararın tazmini istemiyle 26/3/2010 tarihinde İçişleri

Bakanlığına başvuruda bulunarak, tazminat talep etmiştir.

12. Başvurucu, talebinin idarece 10/5/2010 tarihli işlem ile

reddi üzerine 27/5/2010 tarihinde Ankara 9. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.

13. Ankara 9. İdare Mahkemesi 20/6/2011 tarih ve E.2010/858,

K.2011/1385 sayılı kararı ile davanın süreaşımı nedeniyle reddine karar

vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“Bilindiği üzere, öncesinde idari işlem

bulunan ve bu işlemin gereği olarak idare tarafından tesis edilen icra

faaliyetinden doğan zararlar nedeniyle açılacak tam yargı davalarında dava açma

süresi yukarıda aktarılan 2577 sayılı Kanunun 12. maddesi hükmü gereğince icra

tarihinden itibaren başlayacaktır.

Olayda, davacıya ait aracın geçici olarak

yurda getirildiği, süresinde yurt dışına çıkarılmadığı için kaçak konumuna

düştüğü ve sahte belgelere istinaden trafiğe tescil edildiğinin anlaşılması

üzerine söz konusu araca el konulduğu anlaşıldığından, el koyma tarihi olan

29.05.2007 tarihinden itibaren 60 günlük genel dava açma süresi içinde dava

açılması gerekirken bu süre geçirildikten çok sonra Ankara 1. Asliye Ceza

Mahkemesince verilen 27.10.2009 tarih ve E:2009/697, K:2009/1131 sayılı aracın

müsadere edilmesine dair karar uyarınca yapılan 26.03.2010 tarihli başvurunun

reddi üzerine 27.05.2010 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmaktadır.”

14. Başvurucu kararı temyiz etmiş, Danıştay Sekizinci Dairesi

6/2/2012 tarih ve E.2011/9038, K.2012/361 sayılı kararı ile ilk derece

mahkemesi kararını onamıştır.

15. Başvurucunun karar düzeltme talebi de Danıştay Onbeşinci Dairesinin 18/4/2013 tarih ve E.2013/1754,

K.2013/2856 sayılı kararı ile reddedilmiştir

16. Karar, başvurucuya 18/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiş,

18/7/2013 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

17. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 7. maddesi şöyledir:

“1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı

süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare

mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.

2. Bu süreler;

a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin

yapıldığı,

…

Tarihi izleyen günden başlar. “

18. 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi şöyledir:

“1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan

önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir

işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan,

idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan

idari dava açma süresini durdurur.

2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse

istek reddedilmiş sayılır.

3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş

sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine

kadar geçmiş süre de hesaba katılır.”

19. 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:

“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari

işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi

mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı

davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın

karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına

başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası

sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde

tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”

20. 21/3/2007 tarih ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele

Kanunu’nun 9. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kaçak eşya, her türlü silâh, mühimmat,

patlayıcı ve uyuşturucu maddelerin bulunduğundan şüphe edilen her türlü kap,

ambalaj veya taşımaya yarayan diğer araçlar ile kişilerin üzerlerinde yapılacak

arama ve elkoymalar, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca yerine getirilir.”

21. 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

“Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgili olarak

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır.”

22. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

128. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun

işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan

kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait;

a) Taşınmazlara,

b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına,

c) Banka veya diğer malî kurumlardaki her

türlü hesaba,

d) Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her

türlü hak ve alacaklara,

e) Kıymetli evraka,

f) Ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık

paylarına,

g) Kiralık kasa mevcutlarına,

h) Diğer malvarlığı değerlerine,

Elkonulabilir. Somut olarak belirlenen Bu taşınmaz, hak,

alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin

zilyetliğinde bulunması halinde dahi, elkoyma işlemi

yapılabilir.”

23. 5271 sayılı Kanun’un 256. maddesi şöyledir:

“(1) Müsadere kararı verilmesi gereken

hâllerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber

bir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılan,

davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir.

(2) Kamu davası açılmış olup da iade edilmesi

gereken eşya veya malvarlığı değerleri ile ilgili olarak esasla birlikte bir

karar verilmemiş olması durumunda, mahkemece re'sen

veya ilgililerin istemi üzerine bunların iadesine karar verilir.”

24. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 54.

maddesinin (1) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

“İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak

koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine

tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun

işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı

veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.

…

Üretimi, bulundurulması, kullanılması,

taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 22/1/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 18/7/2013 tarih ve 2013/5516 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, sahibi olduğu araca el konulması ve akabinde

müsaderesine karar verilmesi nedeniyle açtığı tazminat davasının süreaşımı

yönünden reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, idare mahkemesi nezdinde

açtığı davada, dava açma süresinin el konulma tarihi değil müsadere kararının

verildiği tarihten başlatılması gerektiği halde bu hususta derece

mahkemelerince yanlış niteleme yapıldığını, kanun yolu incelemesinde duruşma

talebinin karşılanmadığını ve kararların gerekçesiz olduğunu, davanın makul

sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan

mülkiyet ve 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Başvurucu, trafik kayıtlarına

güvenerek aldığı aracın kaçak çıkması sonrası müsadere edilmesi nedeniyle

uğradığını ileri sürdüğü zararının tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımı

yönünden reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş

ise de bu iddia zararın tazmini istemiyle açılan davanın esası hakkında

verilecek kararın sonucuna bağlı olduğundan, başvurucunun mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine yönelik bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Diğer

taraftan somut başvuruda adil yargılanma hakkı; kanun yolu incelemesinde

kararların gerekçesiz olması ve duruşma yapılmaması, mahkemeye erişim hakkı ve

davanın makul sürede sonuçlandırılmaması alt başlıklarında

değerlendirilecektir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Danıştay Kararlarının Gerekçesiz Olduğu ve

Duruşma Yapılmadığı İddiası

28. Başvurucu, temyiz ve karar düzeltme talepleri üzerine

verilen Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

29. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

30. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (bkz. García Ruiz/İspanya,

B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk

derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvuruları

ile başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine

yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması gerekçeli

karar hakkının ihlali olarak görülebilir (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).

31. Başvuru konusu olayda Danıştay, İlk Derece Mahkemesi

kararına atıf yaparak ve Mahkemenin gerekçesini aynen kabul ederek temyiz

talebini reddetmiş ve kararı onamış, karar düzeltme nedenleri bulunmadığı

gerekçesiyle de karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir. Dolayısıyla

Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz edilemez.

32. Başvurucu bunun yanında temyiz dilekçesinde duruşma talep

etmesine karşın Danıştay tarafından duruşma yapılmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

33. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa’nın 141. maddesinde

düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanın

açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak

yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada

keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme

araçlarından birisini oluşturur. Ancak bu her türlü yargılamanın mutlaka

duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine

uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı

yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara

bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz (B. No: B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 107).

34. 2577 sayılı Kanun’un “Duruşma”

başlıklı 17. maddesinde, temyiz ve itirazlarda duruşma yapılması tarafların

istemine ve Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu,

bunun yanında Danıştay veya bölge idare mahkemesinin kendiliğinden de duruşma

yapılmasına karar verebileceği düzenlenmiştir.

35. Bu bilgiler ışığında, yargılamanın evrak üzerinden

yapılacağı kurala bağlanan ve temyiz aşamasında duruşma yapılması talebe veya

Danıştay Dairesinin takdirine bağlı kılınan idari yargılama sürecinde, temyiz

dilekçesi ve buna karşı sunulan savunma dilekçesinin yazılı olarak alındıktan ve

dava dosyası bir bütün olarak incelendikten sonra karara bağlanan temyiz

yargılamasının salt dosya üzerinden yapılması nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlaline yol açtığı söylenemez.

36. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

37. Başvurucunun, açtığı davanın makul sürede sonuçlandırılamaması

nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul

edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,

başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi

gerekir.

c.

Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiği İddiası

38. Başvurucunun, açtığı davanın süre aşımı yönünden

reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği şikâyeti açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

39. Başvurucu, açtığı davanın makul sürede

sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

40. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer

verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

41. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

42. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri

gereğince “kamu hukuku” alanına

dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler

üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da,

Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına

girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler,

başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın iptali

talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın,

başvurucuya ait aracın kaçak olarak yurtiçinde bulunduğundan bahisle müsadere

edilmesi sonrasında İçişleri Bakanlığına yapılan tazminat talebinin reddi

üzerine açılan bir tam yargı davası olmasından dolayı medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:

2012/1198, 7/11/2013, § 44).

43. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda

girişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki

bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir Somut başvuru

açısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süre değerlendirmesinde

nazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucu tarafından müsadere

edilen aracın değerinin ödenmesi hususunu içeren talebini ilgili idareye

ilettiği 26/3/2010 tarihidir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 45).

44. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi

olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel

başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu

kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin,

başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında verilen Danıştay Onbeşinci Dairesinin E.2013/1754, K.2013/2856 sayılı karar

tarihi olan 18/4/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

45. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

başvurucu tarafından aracın müsadere edilmesi nedeniyle uğranılan zararın

tazmini talebinin 26/3/2010 tarihinde İçişleri Bakanlığına iletildiği, anılan

başvurunun 10/5/2010 tarihinde reddi üzerine 27/5/2010 tarihinde Ankara 9.

İdare Mahkemesinde tazminat davası açıldığı, Mahkeme tarafından 20/6/2011 tarihinde

davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiği, kararın temyiz edilmesi sonrasında

Danıştay Sekizinci Dairesinin 6/2/2012 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi

kararının onandığı, karar düzeltme talebinin de Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 18/4/2013 tarihli kararı ile reddedilerek, İlk Derece Mahkemesi

kararının kesinleştiği ve yargılamanın bu tarih itibarıyla sonlandığı

görülmektedir.

46. Somut olaya bakıldığında, idareye başvuru tarihinden

itibaren ilk derece yargılamasından geçen sürenin 1 yıl 2 ay 24 gün, kanun

yolunda geçen sürenin 1 yıl 9 ay 28 gün ve toplam yargılama süresinin 3 yıl 22

gün sürdüğü, başvuru konusu olayda uygulanması gereken usul hükümleri nazara

alındığında, söz konusu iki dereceli yargılama prosedüründe geçen 3 yıl 22

günlük yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın

karara bağlanmasının yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine

dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmaktadır.

47. Yukarıda açıklanan nedenlerle, başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu

uyuşmazlığın karara bağlanmasının yargılama makamlarının tutumu nedeniyle

geciktirildiğine dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmakla, Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b.

Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiği İddiası

48. Başvurucu, sahibi olduğu araca el konulması ve akabinde

müsaderesine karar verilmesi nedeniyle açtığı tazminat davasının süreaşımı

nedeniyle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, idare mahkemesinde açtığı

davada, dava açma süresinin el konulma tarihi değil, müsadere kararının

verildiği tarihten başlatılması gerektiği halde bu hususta derece mahkemelerince

yanlış niteleme yapıldığını ileri sürmüştür.

49. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

50. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri

ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının

sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet,

işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını

ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki

haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre,

Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı

saklıdır.”

51. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

52. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelmektedir. (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun

üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte

ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir

sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık,

pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu

sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların

mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar

verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, §

34).

53. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin

önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (E.2013/64,

K.2013/142, K.T. 28/11/2013).

54. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak

olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek

sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir

amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük

oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler bir

davanın açılabilirliğine ilişkin olarak takdir

hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar niteliği gereği

düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, bu sınırlamalar dava

açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek

seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya,

B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).

55. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da

imkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça

hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık

oluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak

yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da

kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§

36-40).

56. Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hak

arama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek süreler

hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil yargılanma hakkının ihlali olarak

değerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle

güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak

geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle

oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi

önemli ve meşru amaçlara hizmet ederler. Süre sınırlaması getiren bu

müdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup, ulaşılmak istenen meşru

amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak arama

hürriyetini engellemiş sayılmazlar (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:

22083/93, 22095/93; 22/10/1996, § 51).

57. Bunun yanında bir mahkemeye başvuru hakkının yasal

birtakım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da,

mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan âdil yargılanma hakkını ihlâl

edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen

usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı

gevşeklikten kaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa,

B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).

58. Başvuruya konu somut olayda, başvurucunun sahibi olduğu

otomobile, geçici olarak yurda getirildiği, süresinde yurt dışına çıkarılmadığı

için kaçak konumuna düştüğü ve sahte belgelere istinaden trafiğe tescil

edildiği gerekçesi ile 29/5/2007 tarihinde el konulmuş, Ankara 1. Asliye Ceza

Mahkemesi'nin 27/10/2009 tarihli kararı ile otomobilin müsaderesine karar

verilmiştir. Başvurucu aracının müsadere edilmesi nedeniyle uğradığını ileri

sürdüğü zararının tazmini istemiyle 26/3/2010 tarihinde İçişleri Bakanlığına

başvuruda bulunarak, oluşan zararının tazmin edilmesini talep etmiş, bu talebin

reddi üzerine 27/5/2010 tarihinde Ankara 9. İdare Mahkemesinde tam yargı davası

açmıştır. Ankara 9. İdare Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümünde 2577 sayılı

Kanun’un 12. maddesinin uygulanması gerektiğini ifade ettikten sonra el koyma

tarihinden itibaren altmış günlük genel dava açma süresi içinde dava açılmadığı

gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiş ve kanun yolu

incelemelerinde geçen bu karar kesinleşmiştir.

59. 2577 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile idari uyuşmazlıklarda

dava açma süresinin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden

başlayacağı hükme bağlanmıştır.

60. Aynı Kanun’un 11. maddesinde ise, ilgililer tarafından

idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması,

değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa

işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu

başvurunun idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap

verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya

reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı

ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükme

bağlandıktan sonra 12. maddesinde de, ilgililerin haklarını ihlal eden bir

idari işlem dolayısıyla Danıştaya, idare ve vergi

mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı

davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın

karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması

halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan

zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası

açabilecekleri, bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma

haklarının saklı olduğu kuralına yer verilmiştir (B. No: 20123/6833, 3/4/2014,

§ 48).

61. 5607 sayılı Kanun’un 9 ve 13. maddelerinde, kaçak

eşyaların el konulmasına ilişkin olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

hükümlerinin ve müsaderesine ilişkin olarak da 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş olup, 5271 sayılı Kanun’un 128.

maddesinde suçun işlendiğine veya suçtan elde edildiğine dair somut delillere

dayanan kuvvetli şüphe hallerinde araca el konulabileceği düzenlenmiş, 5237

sayılı Kanun’un 54. maddesinde ise iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak

koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine

tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyalar ile üretimi, bulundurulması,

kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyaların müsaderesine

karar verileceği kural altına alınmıştır.

62. Bu duruma göre dava konusu olayda kuvvetli suç şüphesi

nedeniyle başvurucunun aracına el konulmuş ve açılan müsadere davasının

sonucunda araç geçici olarak ülkeye getirilmesine karşın 5607 sayılı Kanun’a

aykırı bir şekilde süresi içinde ülkeden çıkarılmayarak kaçak durumuna

düştüğünden bahisle müsadere edilmesine karar verilmiştir.

63. Görüldüğü üzere başvurucu üzerine kayıtlı aracın kaçak

olduğuna dair kuvvetli şüphe nedeniyle yapılan el koyma, bir idari işlem

niteliğinde olmakla birlikte bu idari işlemin başvurucunun zararına doğrudan

yol açmayacağı, yapılan tahkikatın ardından açılan dava sonucunda aracın kaçak

olduğunun mahkeme kararı ile sabit olması durumunda zararın ortaya çıkacağı,

aksi durumda ise aracın müsadere edilmemek suretiyle başvurucuya iade edileceği

ve bu durumda da ortada bir zarardan bahsedilemeyeceği açıktır.

64. AİHM, süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları

birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise, mahkemeye erişim hakkı

kapsamında bireylerin dava açma haklarını engelleyecek şekilde katı bir yoruma

tabi tutulmaması veya söz konusu koşulların katı bir biçimde uygulanmaması

gerektiğini ifade etmiştir (Bkz. Beles/Çek Cumhuriyeti,

B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51; Tricard/Fransa, B. No: 40472/98, 10/7/2001, § 33).

65. Anayasa Mahkemesi bir temyiz incelemesi yapmamakla

birlikte, adil yargılanma hakkı çerçevesinde mahkemeye erişim hakkına yönelik

sınırlamaların veya mevzuat yorumlamalarının dava açmak isteyen bir kişinin

mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmaması gerektiği

açıktır. Bu yönden başvuru konusu olaya bakıldığında; başvurucunun aracının

müsadere edilmesiyle ortaya çıkan zararın tazmini istemiyle açılan dava

hakkında, dava açma süresinin el koyma işlemi ile başlayacağına dair ilk derece

mahkemesinin kararı 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesinin oldukça katı bir

şekilde yorumlanması neticesinde ortaya çıkmış olup, zararın tam ve kesin

olarak oluştuğu tarihten daha önceki bir tarih esas alınarak dava açma

süresinin belirlenmesi neticesinde başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

66. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun

50. Maddesi Yönünden

67. Başvurucu, aracının müsaderesi nedeniyle uğradığını ileri

sürdüğü maddi ve manevi zararların tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

68. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucunun haklarının

ihlal edildiğinin tespiti halinde, daha önce verilen kararlar doğrultusunda

hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olabileceğini

bildirmiştir.

69. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

70. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, mahkemeye

erişim hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş

olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak

üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

71. Başvurucu tarafından aracın müsadere edilmesi nedeniyle

uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini talebinde bulunulmuş olup, mevcut

başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş ve yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmiş olduğundan, bu aşamada tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

72. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Danıştay kararlarının gerekçesiz olması ve duruşma

yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun

olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılama süresinin makul olmadığı yönündeki iddiasının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

5. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE

SONUÇ / HÜKÜM

B. İhlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye

GÖNDERİLMESİNE,

C. Başvurucunun tazminat taleplerinin

REDDİNE,

D. 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben

başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

22/1/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Bahadır

YALÇINÖZ

Başvurucu : Şener BERÇİN Vekili : Av. Kerami GÜRBÜZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5516, 22 Ocak 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Hüküm
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. V. Hüküm
  13. C. Başvurucunun tazminat taleplerinin
  14. D. 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben
  16. Altan
  17. Özgüldür
  18. Kömürcü
  19. M. Emin KUZ
  20. Yalçınöz
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5516
Tarih
22 Ocak 2015

İlgili Kararlar

  • G.k. Başvurusu (B. No: 2013/3735)
  • Concept Otomotiv Mühendislik İnşaat Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/12348)
  • Mahmut Bozkurt Başvurusu (B. No: 2013/8807)
  • Mustafa Özer Başvurusu (B. No: 2014/4683)
  • Serap Tortuk Başvurusu (B. No: 2013/9660)
  • Münür Ata Başvurusu (B. No: 2014/4958)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.