İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2013/7204 Tarih:

Mümin Meriç Başvurusu (B. No: 2013/7204)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MÜMİN MERİÇ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/7204)

Karar Tarihi: 20/2/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, işçi alacaklarının ödenmesi talebiyle açtığı

dava sonunda, hükmedilen tazminat ve alacakların en yüksek banka mevduat

faiziyle tahsiline karar verilmediğini belirterek, adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 15/8/2013 tarihinde Bakırköy 4. İş Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 8/1/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, 1/3/2005

tarihinde, Akser İş Makinaları Servis ve Tic. A.Ş.

aleyhine İstanbul 6. İş Mahkemesinde açtığı davada; 15/8/1996 ilâ 10/12/2004

tarihleri arasında davalıya ait işyerinde “operatör”

olarak çalıştığını, 10/12/2004 tarihinde işveren tarafından iş akdinin haksız

feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti,

fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti ve genel tatil çalışma ücreti

alacakları toplamı olarak 2.000 TL’nin en yüksek faiz oranı ile tahsilini talep

etmiştir.

6. Mahkemece, 11/5/2006 tarih

ve E.2005/146, K.2006/308 sayılı kararla; başvurucunun çalıştığı işyerinin

bulunduğu yerin Bakırköy ilçesi sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle dava

dilekçesinin yetki yönünden reddine karar verilmiştir.

7. Başvurucunun talebi üzerine

dava dosyası Bakırköy 4. İş Mahkemesinin 2006/1779 esasına kaydedilmiştir.

8. Başvurucu, 19/7/2007 tarihli

açıklama dilekçesi ile 2.000 TL’nin hangi tazminat ve alacakları kapsadığını

bildirmiştir.

9. Başvurucu, 12/10/2009 havale

tarihli ıslah dilekçesi ile talebini artırarak 30.232,71 TL’nin tahsilini talep

etmiş, faiz isteminde bulunmamıştır.

10. Mahkeme, 13/5/2010 tarih ve

E.2006/1779, K.2010/405 sayılı kararla; davalının iş akdini feshetmesinin haklı

olduğu, bu nedenle başvurucunun kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamadığı,

hafta tatilinde çalıştığını da ispatlayamadığı gerekçeleriyle davanın kısmen

kabulüne, 105.60 TL brüt fazla mesai ücretinden 100 TL'sinin dava tarihi olan

1/3/2005 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile

birlikte, 5.60 TL'sinin faizsiz; 105.60 TL brüt genel tatil ücretinden 100

TL'sinin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile

birlikte, 5.60 TL'sinin faizsiz; 475.20 TL brüt yıllık izin ücretinden 250

TL'sinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 225.20

TL'sinin faizsiz olarak davalıdan tahsiline; başvurucunun sübut bulmayan kıdem

tazminatı, ihbar tazminatı, hafta tatili ücreti ile fazlaya dair fazla mesai

ücreti ve genel tatil ücreti taleplerinin reddine karar vermiştir.

11. Başvurucu temyiz

dilekçesinde, reddedilen kısımlar yönünden hükmü temyiz etmiş, faiz yönünden

temyiz talebinde bulunmamıştır.

12. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin

7/6/2012 tarih ve E.2010/25651, K.2012/20014 sayılı ilamıyla; iş akdinin davalı

işveren tarafından haksız feshedildiğinin kabulü ile kıdem ve ihbar

tazminatının hüküm altına alınması gerekirken bu taleplerin reddine karar

verilmesi hatalı bulunmuş ve hüküm bu yönden bozulmuştur.

13. Mahkeme bozma kararına

uyarak yeniden yaptığı yargılama sonunda; 27/12/2012 tarih ve E.2012/436,

K.2012/776 sayılı kararı ile iş akdinin davalı işveren tarafından haksız

feshedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 12.956.01 TL brüt kıdem

tazminatından 1.000 TL'nin akdin feshedildiği tarih olan 10/12/2004 tarihinden

itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte 11.956.01

TL'sinin faizsiz; 3.124.80 TL brüt ihbar tazminatından 300 TL'sinin dava tarihi

olan 1/3/2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 2.824.80

TL'sinin faizsiz olarak davalıdan tahsiline, diğer alacakların ilk kararda

belirtildiği şekilde davalıdan tahsiline, başvurucunun sübut bulmayan hafta

tatili ücreti ile fazlaya dair fazla mesai ücreti ve genel tatil ücreti

taleplerinin reddine karar vermiştir.

14. Başvurucu, reddedilen

kısımlar ve hükmedilen tazminat ile alacaklara faiz hükmedilmemesi yönünden

kararın bozulması için temyiz isteminde bulunmuştur.

15. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi,

4/6/2013 tarih ve E.2013/13740, K.2013/10411 sayılı ilamla; “dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına,

delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre”

gerekçesiyle hükmün onanmasına karar vermiştir.

16. Karar, 23/7/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

17. 22/5/2003 tarih ve 4857

sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin birinci fıkrasının II numaralı bendi

şöyledir:

“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı

hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini

beklemeksizin feshedebilir:

......

II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan

haller ve benzerleri:

…

e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye

kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi

doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.

…

h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri

kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi.

ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması

yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı

olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve

maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba

uğratması.

...

İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen

sebeplere uygun olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri

çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir.”

18. 25/8/1971 tarih ve 1475

sayılı mülga İş Kanunu'nun 14. maddesinin onbirinci

fıkrası şöyledir:

“13 üncü maddesinde sözü geçen

tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin

hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı

ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve

kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem

tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata

uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer

hakları saklıdır.”

19. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176. maddesi şöyledir:

“(1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul

işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.

(2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna

başvurabilir.”

20. 6100 sayılı Kanun’un 179.

maddesi şöyledir:

“(1) Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği

noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu

doğurur.

(2) Ancak ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişi

rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları, yerine getirilmiş olan veya

henüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğini

ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla, yeminin teklifi, reddi veya iadesi

ıslah ile geçersiz kılınamaz.

(3) Şu

kadar ki, ıslahtan sonra yapılacak tahkikat sonucuna göre, bu işlemlerin göz

önünde tutulması gerekmiyorsa, bunlar da yapılmamış sayılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 20/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 15/8/2013 tarih ve 2013/7204 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, 10/12/2004 tarihinde iş akdinin işveren

tarafından haksız feshedildiğini, Bakırköy 4. İş Mahkemesinde açtığı tazminat

ve alacak davası sonunda faiz talebi konusunda hatalı değerlendirme

yapıldığını, İş Kanunu'na göre kıdem tazminatının en yüksek banka mevduat

faiziyle tahsiline karar verilmesi gerektiği ve bu yönde talebi olduğu halde

alacaklarının hiçbiri için faize hükmedilmediğini, temyiz itirazlarının

Yargıtay tarafından yeterince incelenmeden ve gerekçe gösterilmeden

reddedilerek hükmün onandığını, T.C. Merkez Bankasınca belirlenen mevduat

faizine hükmedilmediği için zararının doğduğunu belirterek, Anayasa'nın 36.

maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

faiz kaybının ödenmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

23. Başvurucunun, 15/8/2013

tarihli başvuru dilekçesi ile 8/11/2013 tarihli eksiklik giderme dilekçesinde

Mahkemece en yüksek banka mevduat faizine hükmedilmemesi nedeniyle faiz kaybı

olduğunu ileri sürerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ve Yargıtay

onama kararının gerekçesiz olduğunu ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Başvurucunun

ihlal iddiaları bu yönlerden ayrı ayrı değerlendirilmiştir.

1. Faize Hükmedilmediği İddiası Yönünden

24. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“…

Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

25. 30/03/2011

tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

26. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden

olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının tüketilmiş olması gerekir.

27. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır.

28. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 18).

29. Bireysel başvuru yolunun ikincil

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve

kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve

başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (B.

No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).

30. Bireysel

başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan

iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel

mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (B.

No: 2012/946, 26/3/2013, § 20).

31. Başvuru konusu olayda başvurucu, Mahkemece hükmedilen

tazminat ve alacaklara en yüksek banka mevduat faizinin uygulanmamasının adil

yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

32. Başvurucu, 1/3/2005 havale

tarihli dava dilekçesinde kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai ücretleri,

kullanılmayan izin ücretleri ve diğer alacakları toplamı olarak 2.000 TL'nin en

yüksek faiz oranı ile davalıdan tahsilini talep etmiştir. Başvurucu, 19/6/2007

havale tarihli, dava dilekçesinde talep ettiği miktara ilişkin açıklamayı

içeren dilekçesiyle; 1.000 TL kıdem tazminatı, 300 TL ihbar tazminatı, 100 TL

fazla çalışma ücreti, 100 TL genel tatil ücreti, 250 TL yıllık ücretli izin

alacağı, 250 TL hafta tatili çalışma ücreti alacakları toplamı 2.000 TL'nin en

yüksek banka mevduat faiziyle, diğer alacaklarının dava tarihinden itibaren

yasal faiziyle birlikte tahsilini talep ettiğini bildirmiştir.

33. Başvurucu, 12/10/2009 havale

tarihli ıslah dilekçesi ile kıdem

tazminatını 12.956,01 TL'ye, ihbar tazminatını 3.124,80 TL'ye, yıllık izin

ücreti alacağını 475,20 TL'ye, fazla mesai ücreti alacağını, 11.752,24 TL'ye,

genel tatil çalışma ücreti alacağını 1.924,46 TL'ye yükseltmiş ve toplam

30.232,71 TL'nin tahsilini talep etmiştir. Başvurucu ıslah dilekçesinde faiz

talebinde bulunmamıştır.

34. Mahkemece, 13/5/2010 tarihli kararla kıdem ve ihbar

tazminatı taleplerinin reddine, diğer alacakların bir kısmının dava tarihinden

itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle, bir kısmının yasal faiziyle, bir

kısmının ise faizsiz olarak davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Başvurucu, bu

kararı faiz yönünden temyiz etmemiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesince hüküm,

kıdem ve ihbar tazminatına karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur.

35. Mahkemece bozma kararına uyularak, 27/12/2012 tarihli

kararla; kıdem ve ihbar tazminatının da davalıdan tahsiline karar verilmiş,

başvurucunun diğer alacaklarına ve faize yönelik olarak ilk kararla aynı

şekilde hüküm kurulmuştur. Zira ilk hüküm faizin niteliğine göre temyiz

edilmemiş, bu şekilde başvuru yolları usulünce tüketilmemiştir. Dolayısıyla

kıdem ve ihbar tazminatı dışında kalan diğer alacaklar ve faizin niteliği

itibarıyla kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.

36. Mahkeme, 27/12/2012 tarihli kararda 12.956,01 TL kıdem

tazminatından ilk dava dilekçesiyle talep edilen 1.000 TL'nin akdin fesih

tarihi olan 10/12/2004 tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle

tahsiline, 11.956.01 TL'sinin faizsiz olarak davalıdan tahsiline karar

vermiştir. İhbar tazminatının da ilk dava dilekçesinde belirtilen 300 TL’sinin

dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte, ıslah ile artırılan 2.824,80

TL’sinin faizsiz olarak davalıdan tahsiline karar vermiştir. Zira başvurucu,

12/10/2009 tarihli ıslah dilekçesiyle, dava dilekçesinde talep ettiği tazminat

miktarını artırmış, fakat faiz talebinde bulunmamıştır. Mahkemece, başvurucunun

ıslah dilekçesindeki talebi doğrultusunda karar verildiği anlaşılmaktadır.

37. 6100 sayılı Kanun'un 26. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla

bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep

sonucundan daha azına karar verebilir.”

38. Her ne kadar, mülga 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesinde

kıdem tazminatının en yüksek banka mevduat faiziyle tahsiline karar verilmesi

gerektiği hüküm altına alınmışsa da başvurucu, ıslah dilekçesinde faiz

talebinde bulunmadığından, kanun gereği taleple bağlı olan Mahkemece, ıslahla

artırılan miktara faiz uygulanmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, başvurucunun

ıslah dilekçesindeki talebine uygun olarak karar verildiği görülmektedir.

Başvurucu bu anlamda, ihlale neden olduğunu ileri sürdüğü iddiaya ilişkin

olarak yargılama sırasında talepte bulunmadığı için yargısal yollar usulünce

tüketilmemiştir.

39. Açıklanan

nedenlerle, tazminat ve alacaklara en yüksek banka mevduat faizinin

uygulanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasının başvuru yolları usulüne uygun

şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yargıtay Kararının Gerekçesiz

Olduğu İddiası Yönünden

40. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

41. Başvuru konusu olayda

başvurucu, temyiz itirazlarının ve dava dosyasının incelenmeden hükmün onandığını,

Yargıtay kararının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

42. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü

kararları gerekçeli olarak yazılır.”

43. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

44. Temyiz mercilerinin

kararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz merciinin

yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı

gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir.

Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş

ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını

ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

45. Somut olayda Mahkeme, bozma

kararında öngörülen gerekçeye uygun olarak, iş akdinin davalı tarafından haksız

feshedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Yargıtay

tarafından da Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu

gerekçe aynen kabul edilerek hüküm onanmıştır (bkz. § 15). Dolayısıyla Yargıtay

onama kararının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

46. Açıklanan nedenlerle,

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,

başvurunun bu yönü itibarıyla diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1. Faize ilişkin ihlal iddiaları yönünden “başvuru yollarının tüketilmemesi”,

2. Yargıtay kararının gerekçesiz olduğuna ilişkin ihlal

iddiaları yönünden “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

20/2/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Zehra Ayla PERKTAŞ

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Raportör

:

Murat AZAKLI

Başvurucu

:

Mümin MERİÇ

Vekili

:

Av. Ender Serdar ÖNALDI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7204, 20 Şubat 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası