İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Münis Düşenkalkar Başvurusu (B. No: 2013/1244)

1. Başvurucu, birikmiş teşvik

Başvuru No2013/1244Tarih17 Temmuz 2014Okuma17 dk · 3.389 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Münis Düşenkalkar Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2013/1244
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.389 kelime·17 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, birikmiş teşvik

ikramiyelerinin ödenmesi talebiyle açtığı davanın makul süre sınırı aşılarak 7

yıldan fazla bir sürede tamamlandığını, mahkeme kararlarının gerekçesiz ve

somut durumu açıklamaktan uzak olduğunu, aynı alanda çalışan diğer kişilere

teşvik ikramiyesi ödemeleri yapıldığı halde belediye sanatçılarına ödeme

yapılmadığını belirterek adil yargılanma hakkının, zorla çalıştırma yasağının,

eşitlik ilkesinin, Anayasa’nın 55., 64., ve 123.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 1/2/2013

tarihinde İstanbul 7. İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde eksiklikler tamamlatılarak

Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 17/6/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölümün 24/7/2013

tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı’nın 27/9/2013 tarihli görüş yazısı 22/10/2013 tarihinde

başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına

karşı beyanlarını yasal süresi içinde 5/11/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

ilgili dava dosyasında yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 1990 yılından

itibaren İstanbul Bakırköy Belediye Tiyatrosunda sözleşmeli tiyatro sanatçısı

olarak çalışmaktadır.

8. Başvurucu, 16/8/2005 tarihinde Bakırköy Belediye Başkanlığına (idare)

başvurarak, Bakırköy Belediye Tiyatrosu Sanatçı Hizmet Sözleşmesinin 73.

maddesinde yer alan hüküm gereği ödenmesi gereken fakat ödenmeyerek birikmiş

olan tüm teşvik ikramiyelerinin kendisine ödenmesi talebinde bulunmuştur.

9. İdare, 24/8/2005

tarih ve 2005/1000 sayılı cevabıyla, özetle 17 Ağustos depremi ertesinde

yaşanan ekonomik kriz ve tasarruf tedbirleri nedeniyle ödemelerin

yapılamadığını ama bu konunun değerlendirilerek ödeme planına alınacağını

belirtmiş, fakat başvurucuya birikmiş olan teşvik ikramiyeleri ödenmemiştir.

10. Başvurucu, 1990 yılından

itibaren yoksun kalınan teşvik ikramiyelerinin yasal faiziyle birlikte ödenmesi

talebiyle İstanbul 5. İdare Mahkemesinde 11/10/2005

tarihinde dava açmıştır.

11. Mahkeme, 21/4/2006

tarih ve E.2005/2530, K.2006/893 sayılı kararıyla, teşvik ikramiyesi ödenmesi

konusunda idareye takdir hakkının tanınmadığı gerekçesiyle teşvik ikramiyesinin

idareye başvuru tarihi olan 16/8/2005 tarihinden itibaren hesaplanacak faiziyle

birlikte başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

12. Karar, başvurucu tarafından

yasal faizin 1990 yılından itibaren işletilmesi gerektiği gerekçesiyle; davalı

idare tarafından ise teşvik ikramiyesinin ödenmesi konusunda idarenin takdir

yetkisinin bulunması gerekçesiyle temyiz edilmiştir.

13. Temyiz talebini inceleyen

Danıştay 11. Dairesi, Belediye Tiyatroları Yönetmeliğinde yer alan teşvik

ikramiyesinin amacının verimli çalışmayı teşvik etmek ve emsallerine göre

başarılı olan personeli ödüllendirmek olduğu, maaş ve sözleşme ücreti gibi

olağan ve mutlak bir ödeme niteliğinde olmadığı, yönetim kurulu teklifi ve

başkanın onayı ile verilebildiği, ödenmesi konusunda idareye takdir yetkisi

verildiği, bu yetkinin kullanımında hukuka aykırılık olmadığı gerekçesiyle ve 22/4/2009 tarih, E.2006/8545, K.2009/4235 sayılı kararıyla,

başvurucunun temyiz isteminin reddine, davalı idarenin temyiz isteminin ise

kabulüne karar vererek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

14. Bozma kararı sonrasında

davayı tekrar ele alan İstanbul 5. İdare Mahkemesi, 30/10/2009

tarih ve E.2009/1683, K.2009/1752 sayılı kararıyla, bozma kararı doğrultusunda

teşvik ikramiyesinin ücretin bir unsuru olmadığı, bu nedenle ödenmesi zorunlu

parasal hak kapsamında olmadığı, ödenmesinin idarenin takdir yetkisine ve onaya

bağlı olduğu ve belediye başkanının onayı bulunmadığından ödenmediğinin

anlaşıldığı gerekçesiyle başvurucuya ikramiye ödenmemesi yolunda tesis edilen

işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddine karar vermiştir.

15. Karar, başvurucu tarafından

tekrar temyiz edilmiş, temyiz talebini inceleyen Danıştay aynı Dairesi, kendi

kararına uyan Mahkemece verilen karar ve dayandığı gerekçenin hukuk ve usule

uygun olduğunu belirterek 11/10/2012 tarih ve

E.2010/1184, K.2012/6287 sayılı kararıyla ilk derece mahkemesi kararını onamış

ve 7/1/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu, 1/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17. İlgili

Hukuk

18. Bakırköy Belediye

Tiyatroları Yönetmeliğinin 22. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:

“Sanatçıların, stajyerlerin yevmiyelerinin,

sanat uygulayıcılarının ve sahne uygulatıcılarının Belediye Tiyatrosuna alımı,

terfi ve ödüllendirilmeleri ile öteki yükümlülüklerinin ve ücretlerinin

saptanmasına ilişkin işlemlerin yürütülmesine, sözleşmelerin yenilenmesine

yürürlükteki mevzuat hükümlerine uygun olması şatıyla Yönetim Kurulu karar

verir. Yukarıda belirtilen personelin alınma ve çıkarılma kararları, Belediye

Başkanının onayı ile geçerlilik kazanır.”

19. Bakırköy Belediye Tiyatrosu

Sanatçı Hizmet Sözleşmesinin 73. maddesi şu şekildedir:

“Sözleşmeli olarak çalıştırılanlara

çalıştırıldıkları günlere oranlı olarak mali yıl içinde dört aylık ücreti

ikramiye olarak Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarında ödenir. Yönetim Kurulunun

teklifi ve Belediye Başkanının onayı ile yılda iki kez teşvik ikramiyesi

ödenir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

1/2/2013 tarih ve 2013/1244 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, birikmiş teşvik

ikramiyelerinin ödenmesi talebiyle açtığı davanın makul süre sınırı aşılarak 7

yıldan fazla bir sürede tamamlandığını, mahkeme kararlarının gerekçesiz ve

somut durumu açıklamaktan uzak olduğunu, aynı alanda çalışan diğer kişilere

teşvik ikramiyesi ödemeleri yapıldığı halde belediye sanatçılarına ödeme

yapılmadığını belirterek adil yargılanma hakkının, zorla çalıştırma yasağının,

eşitlik ilkesinin ve ayrıca Anayasa’nın 55. ve 64.,

maddeleri ile 123. maddesinde yer alan devlet çalışanlarına yaptıkları işle

uyumlu ücret ödemesi, devletin sanat ve sanatçıyı koruması, idarenin hukuki

denetimi ilkelerinin yorumlarla ihlal edildiğini ileri sürerek ihlalin tespiti

ile 100.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminat ve ayrıca 5.000 TL yargılama

masrafının kendisine ödenmesi taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun kendisiyle aynı durumda çalışan diğer kurum

çalışanlarından farklı bir biçimde idarenin kendisine teşvik ikramiyesi

ödememesi ve yargı kararlarının da bunu onaması nedeniyle Anayasa’nın 55., 64. ve 123. maddeleri ile Anayasa’nın 18. maddesiyle

ilişkili olarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır.

23. Anayasa Mahkemesi,

başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki

nitelendirmeyi bizzat yapar. Başvurucunun özü itibariyle

kendisine teşvik ikramiyesi ödememesi ve yargı kararlarının da bunu

onamasından, dolayısıyla alması gereken ücret kendisine ödenmeden

çalıştırıldığından şikâyetçi olduğu ve bahsedilen şikâyetin zorla çalıştırma

yasağına yönelik olduğu anlaşıldığından bu şikâyetler zorla çalıştırma yasağı

kapsamında değerlendirilmiş, başvurucunun gerekçeli karar hakkı ve makul sürede

yargılanma hakkının ihlali iddiaları ise ayrıca incelenmiş, diğer haklar

yönünden inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

24. Ayrıca başvurucu kendisine

Anayasa’nın 10. maddesinin ilk fıkrasında sayılan hangi nedene dayalı olarak

veya hangi sebeple ayrı muamele yapıldığından bahsetmemiştir. Başvurucu esas

olarak kendisine çalışması karşılığı ödenmesi gereken bir bedelin ödenmemesi

nedeniyle haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Başvurucunun emsal

gösterdiği ve kendilerine ödeme yapıldığını iddia ettiği kişiler başka kurum

çalışanları olup, o kurumların mevzuatına ve o kurumların idari karar

süreçlerine tabi olduklarından kendilerine farklı ödemeler yapılması bu

farklılığın doğal sonucudur. Bu nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 18.

maddesine yönelik şikâyetinin incelemesinde ayrıca eşitlik ilkesi yönünden

değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Zorla

Çalıştırma Yasağının İhlali İddiası

25. Başvurucu aynı durumda

çalışan birçok kişiden farklı bir biçimde kendisinin yasal haklarına ulaşması

engellenerek çalıştırıldığını, aynı sözleşmeleri imzalayan farklı kurumlarda,

benzer durumdaki sanatçılara dava konusu ödemelerin yapıldığını, bu nedenle

kendisinin zorla çalıştırıldığını ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

26. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, bir anayasal hak ihlali iddiasının Anayasa Mahkemesi tarafından

incelenebilmesi için Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında olması

gerektiği, mahkemelerin uyuşmazlıklarla ilgili vardıkları sonucun esas yönünden

adil olup olmadığı ile mahkemelerin maddi ve hukuki hatalarının bireysel

başvuru kapsamında incelenemeyeceği, ayrımcılık yasağıyla ilgili iddianın soyut

biçimde incelenmeyeceği, bir temel hakla bağlantılı olarak ele alınması

gerektiği, somut başvuruya konu davada idarenin ödeme konusunda takdir yetkisi

olduğu ve mahkemenin de idari işlemin hukuka uygunluğu yönünde karar verdiği

ifade edilmiştir.

27. Başvurucu, Adalet

Bakanlığının görüşüne karşı, Anayasa Mahkemesinin yaptığı incelemede temyiz

mahkemesi gibi inceleme yapmadığı, ancak temel hak ve özgürlükler alanında çok

geniş inceleme yetkisine sahip olduğunu belirterek ihlal iddialarını tekrar

etmiştir.

28. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal

iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir.

29. Anayasa’nın “Zorla çalıştırma yasağı” başlıklı 18.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya

yasaktır.”

30. AİHS’nin “Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı”

başlıklı 4. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“1. Hiç kimse köle ya da kul durumunda

tutulamaz.

2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu

çalışmaya tabi tutulamaz.”

31. Anayasa’nın 18. maddesinin

gerekçesinde angarya, kişinin emeğinin karşılığını almadan zorla çalıştırılması

olarak tanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da angarya,

bir maldan ya da bir kişinin çalışmasından karşılıksız yararlanma biçiminde

tanımlanmıştır. Hizmetlerin karşılığında kendilerine ücret ödenen kişilerin bu

yükümlülük kapsamındaki çalışmalarının angarya olarak nitelendirilmesinin

mümkün olmadığı belirtilmiştir (AYM, E.2011/150, K.2013/30, 14/2/2013).

32. Anayasa’da “zorla çalıştırma” yasaklanmakla birlikte

bu kavramın tanımı yapılmamıştır. Bu kavramın tanımı ve içeriği belirlenirken,

temel insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden ve ilgili

uluslararası otoritelerin yorum ve uygulamalarından yararlanılabilir. Zorla

çalıştırma yasağına ilişkin uluslararası kurallar, 29 No.lu Cebri ve Mecburi

Çalıştırmaya İlişkin ILO Sözleşmesi’nde düzenlenmiştir. Anılan

Sözleşme’nin 2. maddesinde yapılan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM)

de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4. maddesinde yer alan zorla çalıştırma

yasağının kapsamının belirlenmesinde esas alınan tanıma göre, zorla çalıştırma,

“herhangi bir kişinin ceza tehdidi altında

ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiği tüm iş veya hizmetleri”

ifade etmektedir. Buna göre, zorla çalıştırmadan söz edilebilmesi için,

kişinin ceza tehdidi altında ve rızası bulunmaksızın çalıştırılması

gerekmektedir (AYM, E.2011/150, K.2013/30, 14/2/2013).

33. AİHM tarafından da AİHS’in 4. maddesinin yorumlanmasında ILO Sözleşmesi’nde

yer alan tanıma başvurulmaktadır (Bkz. AİHM, Sliadin/Fransa, B. No: 73316/01, 26/10/2005,

§ 115-116). AİHM, içtihatlarında “zorla veya

zorunlu” bir çalışmanın tespitinde iki ayrı durumun varlığı

aranmaktadır. Bunlardan ilki, kişinin yaptığı çalışmanın yasal zorunluluk veya

yükümlülük gereği olması ya da kendi iradesi dışında çalışmaya zorlanması;

ikincisi ise bu çalışmanın kişiye sıkıntı verici, kişiyi usandırıcı ya da

bunaltıcı veya meşakkatli olmasıdır. AİHM, serbestçe yapılmış bir sözleşme

gereğince yapılması gereken işin, taraflardan biri taahhüdünü yerine

getirmediğinde yaptırımla karşılaşması nedeniyle zorla çalıştırma

sayılamayacağını belirtmektedir (Bkz. Van

Der Mussele/Belçika, B. No: 8919/80, 23/11/1983, § 32-34).

34. Başvuru konusu olayda,

başvurucu bir kamu idaresiyle yaptığı sözleşmeye istinaden ve ücreti mukabili

sözleşmeli tiyatro sanatçısı olarak çalışmaktadır. Başvurucu bahsedilen kurumun

ilgili yönetmeliğine göre kendisine yapılması gereken teşvik ikramiyesi

ödemelerinin yapılmadığı gerekçesiyle dava açmış, yargılama sonunda bahsedilen

yönetmelik ve sözleşmede idareye teşvik ikramiyesi ödenmesi konusunda takdir

yetkisi verildiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu yaptığı işin karşılığı

olarak kendisine ücret ödenmediğinden veya istemediği bir işin kendisine zorla

yaptırıldığından şikâyet etmemektedir.

35. Bu durumda başvurucu zorla

çalışma yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun tiyatro

sanatçısı olarak bir kamu kurumunda yaptığı çalışmanın kamu idaresiyle yaptığı

sözleşmeye istinaden ve ücreti mukabili olduğu, bu işte zorla da

çalıştırılmadığı anlaşıldığından zorla çalıştırma yasağı yönünden bir

müdahalenin bulunmadığı açıktır.

36. Açıklanan nedenlerle, zorla

çalıştırma yasağı hususunda bir müdahalenin olmadığı açık olduğundan,

başvurunun bu şikâyet hususunda diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlali İddiası

37. Başvurucu yerel mahkeme ve

Danıştay kararlarının somut durumu açıklamaktan uzak kararlar olduğunu

belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının adil yargılanma hakkının

bir gereği olduğu, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere

dayandırıldığının ortaya konması ve hüküm ile olay ve olgular arasında bağlantı

kurulması gerektiği, ancak temyiz incelemesinde kararlarının tamamen gerekçeli

olmak zorunda olmadığı, somut başvuruya konu yargılamada gerek idare

mahkemesinin gerekse Danıştay dairesinin yeterli gerekçe yazmış olduğu ifade

edilmiştir.

39. Başvurucu, Adalet Bakanlığının

görüşüne karşı, Anayasa Mahkemesinin yaptığı incelemede temyiz mahkemesi gibi

inceleme yapmadığı, ancak temel hak ve özgürlükler alanında çok geniş inceleme

yetkisine sahip olduğunu belirterek ihlal iddialarını tekrar etmiştir.

40. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal

iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir.

41. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan ve 141. maddesinde devlete bir yükümlülük olarak

getirilen gerekçeli karar hakkı, mahkeme kararlarında kararların dayandığı

hukuki gerekçenin yeterli açıklıkta gösterilmesini gerektirir. Bununla birlikte

mahkeme kararlarının gerekçesinde tarafların tüm iddialarının ayrıntılı bir

biçimde tartışılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Gerekçenin ayrıntısı davanın

niteliğine göre değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak

hukuki bir gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır

(B. No: 2013/1034, 20/3/2014, § 33).

42. Kanun yolu mahkemelerince

verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi

kararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğu

şeklinde yorumlanmakla beraber (bkz. García Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk

derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz

başvurularıyla başvurucuların usuli haklarının ihlal

edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması

gerekçeli karar hakkını ihlal edebilir.

43. Başvuru konusu olayda,

Mahkeme 21/4/2006 tarihinde teşvik ikramiyesi ödenmesi

konusunda idareye takdir hakkının tanınmadığı gerekçesiyle başvurucu lehine

karar vermiş, temyiz incelemesi yapan Danıştay 11. Dairesi 22/4/2009 tarihinde

Bakırköy Belediye Tiyatroları Yönetmeliğinde yer alan teşvik ikramiyesinin

amacının verimli çalışmayı teşvik etmek ve emsallerine göre başarılı olan

personeli ödüllendirmek olduğu, maaş ve sözleşme ücreti gibi olağan ve mutlak

bir ödeme niteliğinde olmadığı, yönetim kurulu teklifi ve başkanın onayı ile

verilebildiği, ödenmesi konusunda idareye takdir yetkisi verildiği, bu yetkinin

kullanımında hukuka aykırılık olmadığı gerekçesiyle Mahkemenin teşvik

ikramiyesiyle ilgili hükmünü bozmuştur. Mahkeme bu defa 30/10/2009

tarihinde Danıştay’ın bozma kararı doğrultusunda teşvik ikramiyesinin ücretin

bir unsuru olmadığı, bu nedenle ödenmesi zorunlu parasal hak kapsamında

olmadığı, ödenmesinin onaya bağlı olduğu ve belediye başkanının onayı

bulunmadığından ödenmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle başvurucunun talebinin

reddine karar vermiştir. Tekrar yapılan temyiz başvurusunda ise Danıştay, kendi

kararına uyan Mahkemece verilen karar ve dayandığı gerekçenin hukuk ve usule

uygun olduğunu belirterek kararı onamıştır.

44. Başvurucu mahkeme

kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüş ise de gerek ilk derece

mahkemesinin, gerekse temyiz incelemesini yapan Danıştay Dairesinin kararında

maddi olay ve olgular incelenmiş, ilgili düzenlemeler yorumlanmış ve hükümle

bağlantısı kurulmuştur. Bu durumda mahkemelerin kararlarında hükme ulaşılması

için yeterli gerekçe bulunduğu görüldüğünden gerekçeli karar hakkı yönünden bir

ihlalin olmadığı açıktır.

45. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun gerekçeli karar hakkına ilişkin iddiası yönünden bir ihlalin

olmadığı açık olduğundan, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin 'açıkça dayanaktan

yoksun olması' nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Yargılamanın

Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası

46. Başvurucunun yargılamanın

uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet

için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden İnceleme

47. Başvurucu, açtığı davanın,

makul süre sınırını aşarak 7 yılda tamamlandığını ve bu nedenle etkili bir

sonuca ulaşmasının engellendiğini belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

48. Adalet Bakanlığı görüşünde,

yargılama süresinin makul olup olmadığı incelenirken her olayın kendine özgü

koşulları, davanın karmaşık olup olmadığı, yargılama süresince tarafların

gösterdiği davranışlar ve yetkili makamların tutumları ile davanın başvurucu

açısından taşıdığı önem gibi hususların dikkate alındığı belirtilmiş, somut

başvuruda davanın yedi yıl sürdüğü, başvurucunun yargılama süresinin uzun

olduğuna yönelik şikâyetleri incelenirken bu hususların da göz önünde

bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

49. Başvurucu, Adalet

Bakanlığının görüşüne karşı beyanında, Anayasa Mahkemesinin yaptığı incelemede

temyiz mahkemesi gibi inceleme yapmadığı, ancak temel hak ve özgürlükler

alanında çok geniş inceleme yetkisine sahip olduğunu belirterek ihlal

iddialarını tekrar etmiştir.

50. Anayasa’nın 36. maddesinin “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

51. AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar … konusunda karar

verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından

davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini

isteme hakkına sahiptir …”

52. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/673, 19/12/2013, § 27).

53. Makul süre incelemesinde;

yargılamaya intikal eden maddi vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava

malzemesinin veya uygulanacak hukuk kurallarının karmaşık olması; tarafların

genel olarak yargılama sürecindeki tutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki

etkisi ve usuli haklarını kullanırken gereken dikkat

ve özeni gösterip göstermedikleri; yargı makamları yanında dava süreciyle

ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet organlarına atfedilebilir yapısal sorunlar

ve organizasyon eksikliğinden kaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve

yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilip

gösterilmediği; başvurucu için hukuki korumanın bir an önce gerçekleştirilmesindeki

yararının ne olduğu gibi davanın niteliği ve niceliğine ilişkin birçok hususun

birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 58)

54. Başvuruya konu süreç,

başvurucunun 11/10/2005 tarihinde Mahkemeye başvurarak

ödenmesi gerektiğini iddia ettiği birikmiş olan tüm teşvik ikramiyelerinin

kendisine ödenmesi talebiyle başlamış, Danıştay’ın 11/10/2012 tarihli onama

kararı ile sona ermiştir. Bu durumda yargılama süreci yaklaşık 7 yıl sürmüştür.

55. Belediye Başkanlığının 24/8/2005 tarihli cevabına karşı başvurucunun açtığı davada

ilk derece Mahkemesinin duruşmalı yapılan yargılamada verdiği 21/4/2006 tarihli

ilk kararı Danıştay 11. Dairesi’nin 22/4/2009 tarihli kararıyla bozulmuş, ilk

derece Mahkemesinin bozma kararına uyarak verdiği 30/10/2009 tarihli kararı ise

Danıştay aynı Dairesinin, 11/10/2012 tarihli kararıyla onanmıştır.

56. Yargılama süreçleri

incelendiğinde ilk derece mahkemesinin ilk kararını yaklaşık 7 ayda, ikinci

kararını ise yaklaşık 5 ayda verdiği ve genel olarak yargılama sürecinin

uzamasına sebebiyet vermediği, bunun yanında her iki temyiz incelemesinin de

yaklaşık 3 yıl sürdüğü anlaşılmaktadır. Yargılamanın uzamasında esas

nedenlerinin ilk verilen mahkeme kararının bozulması ve bozma kararı sonrası

bozmaya uyarak verilen kararın incelemesi dâhil her iki temyiz incelemesinin

yaklaşık üçer yıl sürmesi olduğu görülmektedir.

57. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu yoksun kalınan teşvik ikramiyelerinin yasal

faiziyle birlikte ödenmesi talepli idari dava, hukuki meselenin çözümündeki

güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan

engeller, taraf ve tanık sayısı gibi kriterler dikkate

alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Yargılamanın makul sürede

tamamlanamamasının başvurucunun tutum ve davranışlarıyla veya usuli haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla

açıklanması ve ilişkilendirilmesi de mümkün değildir. Bu durumda yaklaşık 7 yıl

süren davanın makul sürede tamamlanmadığı sonucuna varılmıştır.

58. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan “makul sürede yargılanma hakkı”nın ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

59. Başvurucu, yoksun kalınan

teşvik ikramiyelerinin yasal faiziyle birlikte ödenmesi talepli idari davanın 7

yıl 2 ay sürmesi ve davanın reddedilerek teşvik ikramiyesi almasının

engellendiğini ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini

belirterek 100.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminat ile 5.000,00 TL

masraf talebinde bulunmuştur.

60. Adalet Bakanlığı görüşünde

tazminat istemine ilişkin görüş sunmamıştır.

61. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde

karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.

…”

62. Başvurucu, birikmiş teşvik

ikramiyelerinin ödenmesi talebiyle açtığı davanın reddedilerek teşvik

ikramiyesi almasının ve makul sürede yargılanma haklarının iddia ederek maddi

tazminat talep edilmişse de başvurucunun makul süre şikâyeti dışındaki

iddiaları hakkında kabul edilemezlik kararı verilmiş ve bu süreçte uzun süren

yargılama ile başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar arasında illiyet

bağı kuracak bir delil sunulmamıştır. Başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

63. Başvuruya konu idare

mahkemesinde görülen yoksun kalınan teşvik ikramiyelerinin yasal faiziyle

birlikte ödenmesi talepli idari davanın, yaklaşık 7 yıl 2 ay sürmesi sebebiyle

başvurucuya yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında takdiren 5.000,00 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

64. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,38 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurunun,

1. Zorla

çalıştırma yasağına ilişkin şikâyetinin, “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2.

Gerekçeli karar hakkına ilişkin şikâyetinin, “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Yargılamanın makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya takdiren 5.000,00 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Selami ER Başvurucu : Münis DÜŞENKALKAR Temsilci : Av. Ayşenur DEMİRKALE

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1244, 17 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. C. Başvurucuya takdiren 5.000,00 TL
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1244
Tarih
17 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Meryem Alkurt Başvurusu (B. No: 2013/9786)
  • Emrullah Neşeli Başvurusu (B. No: 2013/7658)
  • Şehap Korkmaz Başvurusu (B. No: 2013/8975)
  • Hasan Coşkunkan Başvurusu (B. No: 2013/9789)
  • Özlem Türkeş Başvurusu (B. No: 2014/505)
  • Hüseyin Gönel Başvurusu (B. No: 2013/2491)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.