İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Cihangiroğlu Başvurusu (B. No: 2014/952)

1. Başvuru, haklı ve geçerli bir neden olmaksızın iş akdinin

Başvuru No2014/952Tarih22 Eylül 2016Okuma25 dk · 5.022 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkincibölüm Murat Cihangiroğlu Başvurusu İkinci Bölüm

Karar tarihi
22 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/952
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.022 kelime·25 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, haklı ve geçerli bir neden olmaksızın iş akdinin

sonlandırılması nedeniyle açılan işe iade davasında, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinintoplu iş sözleşmesi ve mevzuat hükümlerine aykırı

değerlendirme yaparak benzer davalarda başka Yargıtay Dairesi tarafından

verilen kararla çelişir biçimde davayı reddetmesi nedeniyle eşitlik ilkesi,

adil yargılanma hakkı, çalışma hakkı ve sözleşmeden yararlanma ilkesinin ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/1/2014 tarihinde Bakırköy 15. İş Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde tespit edilen eksikliklerin giderilmesinin ardından başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 5/5/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için 25/3/2016

tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu 25/8/2006 tarihinden itibaren Türk Hava Yolları

Anonim Ortaklığında (Türk Hava Yolları, THY) kabin memuru sıfatıyla işçi olarak

çalışmaktadır.

7. Başvurucunun da üyesi olduğu HAVA-İŞ Sendikası (Sendika),

hava iş kolunda grev yasağı öngören kanun değişikliği teklifinin Türkiye Büyük

Millet Meclisinde görüşülecek olması nedeniyle 29/5/2012 tarihinde, 03.00 ile 24.00

saatleri arasında çalışma yapmamaları yönünde üyelerini kısa mesaj ile

bilgilendirmiştir. Belirtilen tarihte, Sendika ile THY arasındaki toplu iş

sözleşmesi görüşmeleri devam etmektedir.

8. Başvurucu, Sendikanın belirlediği eylem saatleri içerisinde,

görevli olduğu saat 06:50'deki uçuşa katılmamış; aynı günün akşamı saat

20.45'te gerçekleştirilen İstanbul-Kopenhang

uçuşundaki görevini icra etmiştir.

9. Eylem saatinde bazı çalışanlar farklı gerekçelerle iş başı

yapmamış ve bu kişilerin bir kısmı Atatürk Havalimanında düzenlenen basın

açıklamasına da katılmışlardır.

10. Başvurucunun iş akdi 29/5/2012 tarihinde saat 19.52

itibarıyla feshedilmiş, 305 işçinin sözleşmesi de yasa dışı eyleme katıldıkları

gerekçesiyle farklı zamanlarda feshedilmiştir.

11. Başvurucu, işe iade davası açmış; Bakırköy 15. İş Mahkemesi

19/4/2013 tarihli ve E.2012/260, K.2013/220 sayılı kararı ile feshin

geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"...

Davacı iddiası, davalının savunması,tanık

anlatımı ve dosyaya sunulan dilekçeler gelen belgeler ve Dosya içeriği bir

bütün olarak değerlendirildiğinde; 4857 sayılı iş kanunun 17, 18 ve 19.

maddeleri gereğince sözleşmenin kıdem ve ihbar tazminatının ödenerekfesh

edildiği, bu konuda davacı vekili ve davalı vekilinin beyanlarında mutabakat

bulunduğu, ancak dosya içersine davalı tarafta ispat

külfeti bulunmasına rağmen 17., 18 ve 19. maddeleri gereğince sunulan işyeri

kayıtlarının incelenmesinde davacının savunmasının alındığı yönünde herhangi

bir bilgi belge veya beyan bulunmadığı buna ilişkin herhangi birkayıt sunulamadığı görülmekle, 4857 sayılı Kanunun 19.

maddesi gereğince iş veren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak vefesih sebebini açık ve kesin olarak belirtmek zorunda olup,

ayrıca hakkındaki iddialara karşı çalışanın savunması alınmadan, çalışana

belirsiz süreli iş sözleşmesinin fesih edilemeyeceği dosya içeriği göz önüne

alındığından 4857 SK nun 17., 18. ve 19. mad.

gereğince yukarıda belirtilen usulü kuralların hiç birine işverence uyulmadığı,

davacının savunma hakkının kısıtlandığı, ayrıca davalı iş verenin bu yöndeki

iddialarını ispatlar delillerini de sunamadığı ve davasını ispatlayamadığı

anlaşılmakla davacının davasının kabulüne ve işe iadesine karar verilmesi kanaatine

varılarak davacının iş yerindeki kıdem süreside göz önüne alınarak aşağıdaki

gibi hüküm kurulmuştur."

12. Temyiz üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 8/10/2013

tarihli ve E.2013/25413, K.2013/21170 sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesi

kararı bozularak ortadan kaldırılmış ve davanın kesin olarak reddine karar

verilmiştir. Yargıtay ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"...

Taraflar arasında, davacının 29/5/2012 tarih

ve sonrasında işyerinde meydana gelen eyleme katılıp katılmadığı ve eylem

nedeniyle davalı işverence yapılan feshin haklı veya geçerli sebebe dayanıp

dayanmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

...

Somut olayda, davacı işçinin üyesi olduğu

sendika ile davalı şirket arasında toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin devam

ettiği bir süreçte, henüz ulusal mevzuat hükümleri uyarınca kanuni grev

koşullarının meydana gelmediği bir aşamada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde

hava iş kolunda grev yasağını öngören kanun değişikliği teklifini protesto

etmek amacıyla, bir kısım işçilerin 29/5/2012 tarihinde 03.00-24.00 saatleri

arasında işe gitmemek suretiyle toplu eylem yaptıkları anlaşılmaktadır.

Davacının üyesi olduğu sendikaca 28/5/2012 tarihinde saat 22.48'de gönderilen

mesajda “çok acil, tüm muhalefet partilerinin karşı çıkmalarına, basın

açıklamamızda tüm üyelerimizin karşı çıkışına rağmen grev hakkımıza yasak

getiren yasanın 29/5/2012 yarın TBMM'de çok büyük bir hızla gündeme alınacağı

bilgisi alınmıştır. Bu haber sonrası tüm normal vardiyalı ve uçuş üyelerimiz bu

ağır hak kaybı ihtimali ile 29.05.2012 tarihinde, lokal saatle 03.00-24.00

arası kendilerin göreve hazır hissetmeyeceklerini

bildirmişlerdir. Grev haktır, kaybedersek ömür boyu kaybedeceğiz, TİS Yüksek

Hakemde budanacaktır. şimdi haklar için ailemiz için

çocuğumuz için birlikte ve birlikte” yazılmıştır. Davalı işverence sözü edilen

eyleme katıldığı gerekçesi ile davacının iş sözleşmesi süre verilmeden ve

tazminatsız olarak feshedilmiştir.

...

Öte yandan, her ne kadar davacı 29/5/2012

tarihi saat 06:50'deki uçuş görevine katılmak üzerine havaalanına gittiğini ve

fakat sendika yetkililerinin engellemeleri sonucu uçuş saatini kaçırdığını,

saatler sonra işveren yetkililerine ulaşabildiğini ve saat 20:45

görevlendirmesiyle Kopenhag uçuşuna katıldığını beyan etmiş ise de, davalı

işverence, davacının iş sözleşmelerinin feshedildiğini öğrendikten sonra saat

21:55'deki Kopenhag uçuşuna katıldığı, anılan saate kadar personel yokluğu

sebebiyle bir çok seferin iptal edilmiş olduğu, aynı engellemelere rağmen

görevinin başında uçuşa katılan personellerin var olmasına göre davacının

anılan saate kadar engellemeler olduğundan bahisle içeri giremediğine ve

amirleriyle temasa geçemediğine yönelik iddiasının gerçeğe aykırı olduğu

savunulmuştur. Gerçekten de, davacının yetişemediğini

iddia ettiği uçuşun saati ile sonradan katıldığı uçuş saati arasında geçen

zaman dilimi boyunca işveren yetkilileriyle irtibata geçemediğine yönelik

iddiası dosya kapsamına göre hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Anılan

sebeple, davacının uçuş görevine katılmama suretiyle eyleme iştirak ettiği

kanaatine varılmıştır.

...

Dosya içeriğine göre amacı ve yapılış şekli

itibariyle gerçekleştirilen eylemin siyasi amaçlı grev niteliğinde olduğu

açıktır. Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin devam ettiği bir sırada hava iş

kolunda grev yasağını öngören bir kanun değişikliği teklifinin çıkarılmasını

önlemek amacıyla yapılan bu grevin mesleki bir amaca da hizmet ettiği

düşünülebilir ise de, muhatabı ve amacı itibariyle

eylemin “siyasi amaçlı grev” niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.

Dairemizce uluslararası hukuk çerçevesinde

işçilerin, ortak ekonomik ve sosyal menfaatlerini ilgilendiren konularda

tepkilerini toplu eylem yoluyla ifade etme haklarının bulunduğu kabul

edilmiştir. Ancak, iş bırakmak suretiyle yapılan toplu eylemlerin ulusal

ekonomiyi ve kamu düzenini olumsuz etkilemesi ihtimali karşısında, bu hakkın

sınırsız bir şekilde kullanılması düşünülemez. Çalışma barışı için işverenin

mülkiyet hakkı ile işçilerin toplu pazarlık hakları arasında adil bir dengenin

kurulması gereklidir. Her şeyden önce iş bırakmak suretiyle yapılan eylemlere

kanuni grevde olduğu gibi son çare olarak başvurulmalı(Ultima Ratio İlkesi) ve ölçülülük

ilkesine uyulmalıdır. Siyasi amaçlı grevde baskı altında tutulmak istenen kurum

ile eylem sonucu doğrudan zarara uğrayacak işverenin ayrı olmaları ve baskı

altına alınmak istenen kurum üzerinde işverenin inisiyatife sahip olamaması bu

konuda daha hassas ve ölçülü davranılmasını gerektirmektedir.

Dosya içeriğine göre davacı ve arkadaşlarının

veya üyesi oldukları sendikanın söz konusu toplu eyleme girişmeden önce hükümet

veya yasama organı yetkilileri ile görüşme, üçüncü bir kişinin

arabuluculuğundan yararlanma gibi barışçıl yol ve yöntemleri kullanmadıkları ve

iş bırakmaya göre daha hafif sayılabilecek diğer protesto biçimlerini tercih

etmedikleri, kısaca, iş bırakmak suretiyle yapılan eyleme son çare olarak

başvurmadıkları anlaşılmaktadır.

Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, işverene

söz konusu greve gidileceği konusunda önceden herhangi bir bildirimde de

bulunulmamıştır. Önceden bildirilmeyen, işveren için sürpriz olan grevlerin

daha fazla zarara yol açacağı açıktır. Bu sebeple 2822 sayılı Kanun'da grev

kararının önceden ilanı ve uygulanacağı tarihin greve başlamadan önce işverene

bildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Bu tür eylemlerde, greve gidileceğinin

ve başlama tarihinin önceden işverene bildirilmesi barışçıl niteliğinin ortaya

çıkmasını sağlayacaktır.

Öte yandan, işyeri ve yapılan işin niteliği

dikkate alındığında, işin durması veya önemli bir ölçüde aksaması hizmetin

sürekliliğini ve güvenliğini olumsuz etkileyecek niteliktedir. Bu sebeple

ölçülülük ilkesi bağlamında eylemin süresi de önem arz edecektir. Eylemin süresi

itibariyle ölçülülük ilkesinin ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesinde

eylemin yöneldiği muhatap ve amaç, kamu yararı, işin ve işyerinin özelliği göz

önünde bulundurulmalıdır. Somut olayda işçiler hava iş kolunda getirilmek

istenen grev yasağının kendi haklarını tehdit ettiğinden bahisle, kamuoyu

oluşturmak amacıyla protesto eyleminde bulunmak, uğrayacakları olası

mağduriyetler konusunda dikkat çekmek, bir anlamda yasama organınca yapılmak

istenen değişikliği engellemek gibi meşru bir amaç gütmektedirler. Bu haklı

amaca yönelik olarak ortaya konulan söz, eylem ve davranışların, işçilerin

seslerini ve haklılıklarını ülke gündemine taşımak işlevini aşacak biçimde uzun

süreli çalışmaktan kaçınmaları ve hizmeti esaslı şekilde aksatmaları yukarıda

belirtilen ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Yapılan grev sonucu Türk Hava

Yollarında yürütülen işin 03.00-24.00 saatleri arasında, uzun sayılabilecek bir

süre ve önemli derecede aksadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden

anlaşılmaktadır. Sefer iptali ve gecikmelerinden dolayı binlerce yolcunun

mağduriyeti ve işletmenin bu yüzden maruz kalacağı olası zarar miktarı da göz

önüne alındığında, grevin süresi itibariyle ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği

kabul edilmelidir.

Yukarıda belirtilen ulusal ve uluslararası

hukuk ilkeleri uyarınca işçilerin barışçıl toplu eylemlerde bulunma hakları

bulunmakta ise de, eylemin ve işyerinin niteliği

dikkate alındığında toplu iş bırakma eylemine son çare olarak başvurulmadığı ve

ölçülülük ilkesinin dikkate alınmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle

davacının söz konusu davranışı, kural olarak, fesih için haklı neden teşkil

etmektedir. Ancak, fesih tarihi itibariyle iş sözleşmesi hükmü olarak devam

eden önceki toplu iş sözleşmesi hükümleri uyarınca Disiplin Kurulu Kararı

alınmadan yapılan feshin haksız olduğu kabul edilmiştir. Öte yandan, Disiplin

Kurulu Kararının alınmamış olması feshi haksız hale getirmekte ise de, Yargıtay uygulamasına göre geçerli nedeni ortadan

kaldırmadığından, davalı işverence yapılan feshin geçerli nedene dayandığı

kabul edilerek, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca,

hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar

verilmesi gerekmiştir.

..."

13. Yargıtay ilamı, başvurucuya 10/12/2013 tarihinde tebliğ

edilmiş; 8/1/2014 tarihinde başvurucu bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14.22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19. maddesi

şöyledir:

“İşveren fesih bildirimini yazılı olarak

yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.

Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan

bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile

ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı

bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır.”

15. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesi şöyledir:

“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih

bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep

olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay

içinde iş mahkemesinde dava açabilir. (...) taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık

aynı sürede özel hakeme götürülür.

Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat

yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia

ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır.

Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak

karar verir.

16. 5/5/1983 tarihli ve 2822 sayılı mülga Toplu İş Sözleşmesi,

Grev ve Lokavt Kanunu’nun 6. maddesi şöyledir:

“Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe

hizmet akitleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin toplu

iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler

alır. Hizmet akdinde düzenlenmeyen hususlarda toplu iş sözleşmesindeki hükümler

uygulanır.

Toplu iş sözleşmesinde hizmet akitlerine

aykırı hükümlerin bulunması halinde hizmet akdinin işçi lehindeki hükümleri

geçerlidir.

Her ne sebeple olursa olsun sona eren toplu iş

sözleşmesinin hizmet akdine ilişkin hükümleri yenisi yürürlüğe girinceye kadar

hizmet akdi hükmü olarak devam eder.”

17. 7/11/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş

Sözleşmesi Kanunu’nun geçici 6. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce başlamış

toplu iş sözleşmesi görüşmeleri ve toplu iş uyuşmazlıkları mülga 2822 sayılı

Kanun ve bu Kanuna dayalı tüzük ve yönetmeliklere göre sonuçlandırılır.”

18. Türkiye Sivil Havacılık Sendikası (HAVA-İŞ) ile Türk Hava

Yolları Anonim Ortaklığı arasında imzalanan 1/1/2009-31/12/2010 yürürlük

tarihli 22. Dönem İşletme Toplu İş Sözleşmesi’nin26. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:

“İşten çıkarma cezası Disiplin Kurulu

kararıyla verilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 22/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, 2006 yılından beri THY bünyesinde kabin memuru

olarak çalıştığını, 29/5/2012 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili gerek

sendika gerekse işverenden gelen telefon mesajlarından haberinin olmadığını,

aylık belirlenen iş bildirimine göre eylemin olduğu gün saat 06.50'de uçuşu

olduğu için akşam erkenden yattığını, mesajların uyuduğu sırada gönderildiğini,

uçuş için havalimanına geldiğinde ne olduğunu bilmediği izdiham nedeniyle uçuş

saatini kaçırdığını, durumu yetkililere bildirdiğini ve mazeretinin kabul

edilerek aynı gün 20.45 uçağı ile Kopenhang'a yatılı

olarak gönderildiğini, bu durumun iş akdinin devam ettiğini gösterdiğini,

işveren ile Sendika arasında yapılan 22. Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nin 26.

maddesine göre sözleşmenin feshedilmesi için hakkında bir disiplin kararı

alınması gerektiği hâlde doğrudan sözleşmenin feshedildiğini, bu durumun 4857 sayılıKanun ve uluslararası sözleşme hükümlerine aykırı

olduğunu, yerel mahkemenin önce davayıkabul ettiğini,

ancak Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin kararı bozarak ortadan kaldırdığını, eylem

nedeniyle kendisi ile birlikte 305 kişinin işten çıkarıldığını, bu kişilerin

aynı gerekçelere dayanarak açtıkları davaların kabul edildiğini ve kararların

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi tarafından onandığını, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin,

başka Yargıtay Dairelerinin verdiği kararlarla çelişki oluşturacak şekilde

hüküm tesis ettiğini, kendisi ile aynı durumda olan farklı kişilerin

davalarının kabul edilmesinin eşitlik ilkesini zedelediğini, davada 4857 sayılı

Kanun, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa'nın 90. maddesi hükümlerinin gözardı edildiğini, olay günü işvereni zarara uğratacak

kasıtlı bir davranış içerisine girmediğini, eyleme katılan kişilerle aynı

kefeye konularak iş akdinin feshedilmesi nedeniyle haksızlığa uğradığını

belirterek Anayasa'nın 10., 36., 49. ve 53. maddelerinde düzenlenen haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

21. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun

Anayasa'nın 10., 49. ve 53. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiği

iddiasının Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

22. Başvuru formu ve eklerinde başvurucu, iş bırakma eylemine

katılmadığını, uçuşa katılamama nedeninin izdihamdan kaynaklandığını, bu

yönüyle eyleme katılanlarla birlikte aynı kapsamda değerlendirilerek iş akdinin

feshedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Bu açıdan başvurucunun

eyleme katılarak iş akdinin sonlandırılması nedeniyle anayasal haklarının ihlal

edildiğine yönelik bir iddiada bulunmadığı anlaşılmış, grev hakkı yönünden

ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır. Buna göre başvuru adil yargılanma hakkı

kapsamında yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası ve çelişkili

karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası

başlıkları altında incelenmiştir.

1. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil

Olmadığına İlişkin İddia

23. Başvurucu, işverenin iş sözleşmesini feshetmesinden sonra

aynı gün 20.45 uçağında görevlendirildiğini, bu durumun iş akdinin devam

ettiğini gösterdiğini, işveren ile Sendika arasında yapılan 22. Dönem Toplu İş

Sözleşmesi'nin 26. maddesine göre sözleşmenin feshedilmesi için hakkında bir

disiplin kararı alınması gerektiği halde işverenin doğrudan sözleşmeyi

feshettiğini, bu durumun 4857 sayılıKanun ve

uluslararası sözleşme hükümlerine aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24.Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz."

25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

26. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

27. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri ile kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların bireysel başvuruda incelenemeyeceği ve bu

çerçevede Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Bir anayasal hakkın

ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında bırakılan hususlara

ilişkin olduğu açıktır (Miraş Mümessillik İnş. Taah. Reklam.Paz. Bas. Yay.San. Tic.

A.Ş., B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 34).

28. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular için benimsediği

temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak, bireysel başvuruya konu davadaki

olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması,

yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile

kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas

yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye

tabi tutulamaz. Anayasada yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece

ve açıkça keyfîlik içermedikçe derece mahkemelerinin

kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele

alınamaz. Bu çerçevede derece mahkemelerinin delilleri değerlendirmesinde ve

hukuk kuralını yorumlamasında bariz bir takdir hatası bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Kenan Özteriş,

B. No: 2012/989, 19/12/2013, § 48).

29. Başvurucunun Bakırköy 15. İş Mahkemesinin E.2012/260 sayılı

dosyasında açtığı işe iade davasında Mahkemenin, işverenin fesih bildirimini

yazılı olarak yapmak vefesih sebebini açık ve kesin

olarak belirtmek zorunda olduğu, ayrıca hakkındaki iddialara karşı çalışanın

savunması alınmadan belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshedilemeyeceği,

işverenin fesih usulüne ilişkin kuralların hiçbirine uymadığı, davacının

savunma hakkının kısıtlandığı, ayrıca davalı işverenin bu yöndeki iddialarını

ispatlayacak delillerini de sunamadığı ve davasını ispatlayamadığını belirterek

davanın kabulüne kararverdiği, Yargıtay 22. Hukuk

Dairesinin isebaşvurucunun eyleminin ve işyerinin

niteliği dikkate alındığında toplu iş bırakma eylemine son çare olarak

başvurulmadığı ve ölçülülük ilkesinin dikkate alınmadığı, bu nedenle davacının

söz konusu davranışının, kural olarak fesih için haklı neden oluşturduğu ancak

fesih tarihi itibariyle iş sözleşmesi hükmü olarak devam eden önceki toplu iş

sözleşmesi hükümleri uyarınca Disiplin Kurulu kararı alınmadan yapılan feshin

haksız olduğunun kabul edilmesi gerektiği, öte yandan Disiplin Kurulu kararının

alınmamış olması feshi haksız hâle getirmekte ise de Yargıtay uygulamasına göre

fesih açısından geçerli nedeni ortadan kaldırmadığı, davalı işverence yapılan

feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilerek 4857 sayılı Kanun'un 20.

maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hükmün bozulmak suretiyle ortadan

kaldırılmasına karar vermiş ve davanın reddine karar verdiği anlaşılmıştır.

30. Yargıtayın, tarafların iddia ve

savunmaları, tanık beyanları ve diğer delilleri gözönüne

alarak davanın reddine karar verirken belirttiği gerekçe ve başvurucunun

iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün mahkeme tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve

esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

31. Anayasa Mahkemesinin, derece mahkemelerinin hukuk

kurallarının olay ve olgulara uygulanması sırasındaki takdirine müdahale

etmesi, kendisini onların yerine koyarak değerlendirme yapmasının mümkün

olmadığı, bu açıdan başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların Anayasa Mahkemesinin

değerlendirme yetkisi dışında kalan hususlara ilişkin olduğu anlaşılmış, ayrıca

kararda bariz bir takdir hatası yapıldığı yönünde bir bulguya da

rastlanmamıştır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun belirtilen iddiasının

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesi

kararlarının açık bir keyfîlik veya bariz takdir

hatası da içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Çelişkili Karar Verilmesi Nedeniyle Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucu, aynı nitelikte olan davalarda diğer yargıtay Dairelerinin işe iade kararlarını onamasına rağmen

Yargıtay 22. Hukuk Dairesince reddedilmesinin kararlar arasında çelişki

oluşturduğunu ileri sürmüştür.

34. Başvurucunun şikâyetleri, Yargıtay dairelerinin aynı olaydan

kaynaklanan davalarda farklı sonuçlara ulaşması ile ilgilidir. Bu bakımdan,

Yargıtay kararlarındaki farklılaşmanın adil yargılanma hakkını zedeleyip

zedelemediğinin incelenmesi gerekmektedir.

35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

36. Diğer yandan Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen

adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme'nin

lafzi içeriğinde yer alan gerekse AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

koruma alanına dâhil edilen ilke ve hakları, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında

kabul etmektedir (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

37. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010; ve

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanma

hakkının, hukuk devletinin Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu

belirten Sözleşme’nin önsözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini

belirtmektedir. Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki

belirlilik veya güvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı

temin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle

uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak

yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (bkz. Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05,

20/10/2011, § 57).

38. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış

olması, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir

(benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya,

B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29; ve Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, §

92). Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali Yargıtay, Danıştay, Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı

sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir ( Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, §

53).

39. Diğer yandan bireylerin makul güvenlerinin korunması ve

hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak

bahşetmemektedir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58).

Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir

yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki

değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).

40. Mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir

yetkisi kapsamında kalmakta olup böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki

çözümün tatminkar bulunmaması anlamına gelir (aynı yöndeki AİHM kararı için

bkz. S.S.Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05 … 17293/05, 30/11/2010, § 28).

Ancak aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması

hâlinde, mahkemelerce, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi

gerekmektedir (aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).

41. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı

kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla

birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazı

hâllerde içtihadın müstekar hâle gelmesinin belirli

bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve digerleri/Fransa

[BD], B. No: 24846/94 … 34173/96, 28/10/1999, § 59; ve Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti

(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).

42. İhtilaf konusu davalardaki uyuşmazlıkların veya olayların

birbirinden farklılık göstermesi, iki karardaki farklılaşan değerlendirmeleri

haklı gösterir ve aynı konuda verilmiş çelişen hükümlerden bahsedilemez (benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Erol

Uçar/Türkiye (k.k.), B. No: 12960/05,

29/9/2009).

43. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığı

çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında, davaların

içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareket

noktası derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinin doğru

olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi olmayacaktır. Bununla

birlikte Anayasa Mahkemesi kararlarda yaşanan değişimin hukuki bir belirsizliğe

yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olup olmadığına

yönelik bir inceleme yapabilir (Türkan Bal,

§ 58).

44. Başvurucu kendisi ile aynı durumda olan işçilerle ilgili

açılan davalarda yerel mahkemelerin işe iade kararlarını diğer Yargıtay

Dairelerinin onadığını, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin ise aksi yönde karar

verdiğini, kararlar arasındaki çelişkinin içtihat birliğini bozduğunu bu

nedenle hak kaybına uğradığını iddia etmiştir.

45. Başvurucunun iddialarının değerlendirilmesi açısından

öncelikle başvuru konusu olaylar veYargıtay 22. Hukuk

Dairesinin 8/10/2013 tarihli ilamının gerekçesinde dayanılanvakıaların

incelenmesi gerektiği açıktır.

46. Başvuru konusu Yargıtay ilamının gerekçesinde; başvurucunun

eylem saatleri içerisinde saat 06.50'deki uçuşta görevli olduğu, bu göreve

katılmadığı, sendika yetkililerin engellemeleri sonucu başvurucunun uçuş

saatini kaçırdığı ve işveren yetkililerine saatler sonra ulaşarak saat 20.45

uçuşuna katıldığını iddia etse de iş sözleşmesinin feshedildiğini öğrendikten

sonra görevini icra ettiği, saat 06.50'den 20.45'e kadar kadar

personel yokluğu nedeniyle birçok seferin iptal edildiği, aynı engellemelere

rağmen görevinin başında uçuşa katılan personelin olduğu, başvurucunun anılan

saate kadar amirleriyle temasa geçemediğine yönelik iddiasının hayatın olağan

akışına aykırı olduğu, başvurucunun uçuş görevine katılmamak suretiyle eyleme

iştirak ettiği, grev sonucu THY'nin yürüttüğü işin 03.00 - 24.00 saatleri

arasında uzun sayılabilecek bir süre aksamasından dolayı binlerce yolcunun

mağdur olduğu ve işletmenin zarara uğradığı, bu itibarla eylem süresinin

uzunluğuna göre ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği hususlarından hareket

edilerek değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.

47. Yargıtay ilamında başvurucunun olay günü görevli olduğu,

özellikle yasal mazereti olmaksızın saat 06.50'deki uçuşa katılmadığı gibi aynı

gün saat 20.45'e uçuşuna kadar iptal edilen 233 seferden herhangi birine de

katılmadığı ve eylemiyle bizzat işletmenin zarara uğratılmasında katkısının

olduğu hususlarına vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır.

48. Başvurucu ile birlikte iş akdi sonlandırılan diğer işçilerin

açtığı davalarda işe iade kararı veren mahkemelerin kararları ile bu kararları

onayan Yargıtay 7. ve 9. Hukuk Dairelerinin ilamları UYAP üzerinden

sorgulanmıştır.

49. Başvurucunun başvuru formuna ekli olarak sunduğu Yargıtay 7.

Hukuk Dairesinin 27/4/2013 tarihli ve E.2013/8797, K.2013/7702 sayılı ilamı ve

bu ilama konu yerel mahkeme kararı da dahil olmak üzere aynı Daire ve Yargıtay

9. Hukuk Dairesi tarafından verilen ilamlar ve yerel mahkeme kararlarında,

davacıların eylem saatlerini kapsayan zaman dilimi içerisinde uçuş görevlerinin

olmadığı, raporlu veya izinli oldukları,uçuş

görevlerini aksatmadıkları, görev eğitim çalışmasında oldukları, işyeri

temsilcisi olmaları nedeniyle izinli oldukları, bu kapsamda eyleme

katıldıklarının ispatlanamadığı belirtilerek farklı gerekçelerle

değerlendirmeler yapıldığı ve iş akitlerinin haksız feshedildiği sonucuna

ulaşıldığı anlaşılmaktadır (Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 12/4/2013 tarihli ve

E.2013/11119, K.2013/6412 sayılı ilamı; 26/4/2013 tarihli ve E.2013/8800,

K.2013/7706 sayılı ilamı; 10/7/2013 tarihli ve E.2013/13895, K.2013/13036

sayılı ilamı; 12/4/2013 tarihli ve E.2013/11201, K.2013/6414 sayılı ilamı,

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 4/2/2014 tarihli ve E.2014/985, K.2014/3177 sayılı

ilamı; 4/2/2014 tarihli ve E.2013/9273, K.2014/3163 sayılı ilamı; 4/2/2014

tarihli ve E.2013/9272, K.2014/3162 sayılı ilamı; 4/2/2014 tarihli ve

E.2012/526, K.2014/3145 sayılı ilamı).

50. Bu itibarla başvuru konusu olayın özellikleri ve Yargıtay

22. Hukuk Dairesinin ilamındaki gerekçede dayanılan olguların diğer işe iade

ile sonuçlanan dosyalardan farklı bir özelliğe sahip olduğu anlaşılmıştır.

51. İş bırakma eylemine katıldığı iddiası ileiş

akdi sonlandırılan ve Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından davası reddedilen

bir işçinin bireysel başvurusunda Anayasa Mahkemesinin, aralarında çelişki

olduğu iddia edilen Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin onama ilamına konu olayla başvuru

konusu olayın aynı mahiyette olduğunu, her iki olayda da davacıların eylem günü

raporlu olduklarını, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin, sağlık raporlarının

doğruluğunu kabul eden ve ispat yükünün işverene düştüğüne dair ilk derece

mahkemelerinin kararlarını istikrarlı biçimde onadığını, bu nedenle hukuki

belirlilik ilkesi ışığında, başvurucuda kendi davasında verilecek karara

ilişkin makul bir güvenin oluştuğunun kabulünün gerekeceğini, dolayısıyla

Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin sağlık raporu ile ispat yükü bakımından farklı

bir değerlendirme yapması, her ne kadar takdir yetkisi kapsamında kabul

edilebilirse de mevcut başvurunun koşullarında öngörülebilir olmadığını ve

gerekçelendirmeye muhtaç olduğunu, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin bahse konu

ilamının, daha önceki kararlardan farklı bir sonuca neden ulaşıldığının,

başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân

verecek yeterli gerekçeyi içermediğini, Yargıtay dairelerinin ilamlarında

yeterli gerekçeyle desteklenmeyen farklılıkların bulunmasının, başvurucunun

açtığı davanın görülmesi bakımından hukuki belirsizliğe neden olduğunu ve

başvurucu açısından öngörülemez bulunduğunu belirterek adil yargılanma hakkının

ihlaline karar verdiği anlaşılmıştır (Türkan

Bal).

52. Bunun yanında Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yoluyla

gündemine gelen benzer nitelikteki doksan sekiz başvuruyu tek bir dosyada

birleştirmiş; başvuru dosyasında, aralarında çelişki olduğu iddia edilen

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin onama ilamına konu olaylarla başvuru konusu olaylarınaynı mahiyette olduğu, söz konusu olaylarda

davacıların raporlu veya eğitimde oldukları, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin,

sağlık raporlarının doğruluğunu kabul eden ve ispat yükünün işverene düştüğüne

dair ilk derece mahkemelerinin kararlarını istikrarlı biçimde onadığı, yine

sertifika eğitimi için görevlendirmenin yapıldığı sırada eğitimin iptal edilip

üye olduğu Sendikanın basın açıklamasını dinlemenin işverene fesih hakkı

tanımayacağına dair yerel mahkeme kararının da aynı şekilde onanarak kesinleştiği,

bu nedenle hukuki belirlilik ilkesi ışığında başvurucuların kendi davalarında

verilecek karara ilişkin makul bir güvenin oluştuğunun kabulünün gerekeceği,

dolayısıyla Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin sağlıkraporları

ve basın açıklamasının dinlenmesi konularında farklı bir değerlendirme yapması,

takdir yetkisi kapsamında kabul edilebilirse de mevcut başvurunun koşullarında

öngörülebilir olmadığı ve gerekçelendirmeye ihtiyaç duyduğu, Yargıtay 22. Hukuk

Dairesinin bahse konu ilamının daha önceki kararlardan farklı bir sonuca neden

ulaşıldığına dair başvurucular ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak

anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçeyi içermediği, Yargıtay dairelerinin

ilamlarında yeterli gerekçeyle desteklenmeyen farklılıkların bulunmasının,

başvurucuların açtığı davaların görülmesi bakımından hukuki belirsizliğe neden

olduğu ve başvurucular açısından öngörülemez nitelikte olduğu sonucuna

varılarak adil yargılanma hakkının ihlaline karar verildiği anlaşılmıştır (Semra Bekiroğlu ve diğerleri, B. No:

2013/6717, 16/12/2015).

53. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yoluyla gündemine gelen

benzer nitelikteki altı başvuruyu da tek bir dosyada birleştirerek gerekçeli

karar hakkı yönünden incelemiş ve başvuru dosyasında;davacıların

bir kısmının sendika üyesi ve işyeri temsilcisi olmaları nedeniyle sendikal

izinli oldukları, bir kısmının raporlu ve başka şehirde eğitimde olduğu,

sendikal izinli olanlarla ilgili Yargıtay ilamında sağlık raporu alınması

suretiyle anılan başvurucuların görevini ifa etmediği şeklinde davalı

işletmenin herhangi bir iddiası olmamasına rağmen bu hususlara yer verildiği,

Toplu İş Sözleşmesi’nde kendisine yer bulan “sendikal izin” konusunda anılan

başvurucuların bu durumu ile ilgili bir değerlendirmenin yapılmadığı, yine görev

eğitiminde olan teknisyenlerle ilgili olarak Yargıtay ilamında, olayların

olduğu tarihte anılan başvuruculara görev olarak eğitim verilmesi, eylemin

03.00-24.00 saatleri arasında olmasına rağmen başvurucuların birkaç saat sonra

eğitimine geri dönmesi hususları ve karşıoy yazısı

birlikte değerlendirildiğinde, başvurucuların olaya özgü durumları konusunda

herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığı, olay günü izinli olması ve diğer

çalışanlara yönelik fiili eylemi olduğunun ispat edilememesi nedeniyle yerel

mahkemece işe iadesine karar verilen başvurucu hakkında Yargıtay ilamında,

davalının iddialarına, başvurucunun sağlık raporu almak suretiyle görevini ifa

etmediği şeklinde yer verildiği, ayrıca yerel mahkeme tarafından davanın kabul

edilme sebebi olarak olayların olduğu tarihte başvurucunun raporlu olduğunun

gösterildiğinin belirtildiği, buna karşın “…

her ne kadar davacı izinli olduğu, protestoları sadece izlediğini ileri sürmüş

ise de dosyadaki delillerden davacının eyleme iştirak etmek için bulunduğu

anlaşılmıştır.” gerekçesiyle başvurucunun eyleme katıldığı sonucuna

varıldığının belirtildiği, İlamda, başvurucunun eyleme katılıp katılmadığı

yahut neden iş başı yapıp yapmadıkları konusunda yeterince bir açıklama

yapılmadığı belirtilerek gerekçeli karar hakkının ihlaline karar verildiği

anlaşılmıştır (Önder Atmaca ve diğerleri,

B. No: 2013/7449, 16/12/2015).

54. Bu açıdan başvuru konusu olayın özellikleri ile Anayasa

Mahkemesinin daha önce verdiği ihlal kararına konu olaylarınözelliklerinin

farklılık içerdiği anlaşılmıştır.

55. Başvuru konusu olayda Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin,

başvurucunun olay günüeylem saatleri içinde saat

06.50'deki uçuş görevine kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın

katılmadığını, izdiham olmasına rağmen aynı durumda olan diğer bazı çalışanların

görevlerini icra ettiklerini, başvurucunun tekrar görev aldığı saat 20.45

uçuşuna kadar amirleriyle irtibata geçerek iptal edilen görevlerden herhangi

birine katılması söz konusu olduğu hâlde, iş akdinin feshedildiğini öğrendikten

sonra işletmeyle irtibata geçerek görev aldığını, başvurucunun görevli olduğu

uçuşa katılmamak suretiyle eyleme bizzat iştirak ederek işletmeyi zarara

uğrattığını ve eylemin süresi itibarıyla ölçülü olmadığını belirterek iş

akdinin geçerli nedenle feshedildiğini, disiplin kurulu kararı alınmadan iş

akdinin sonlandırılmasının feshi haksız hâle getirdiğini, ancak Yargıtay

uygulamasına göre bu durumun fesih açısından geçerli nedeni ortadan

kaldırmayacağını belirterek davayı reddettiği anlaşılmıştır.

56. Yukarıdaki açıklamalar ışığında başvuru konusu davaya konu

vakıaların, çelişkili olduğu iddia edilen Yargıtay 7. ve 9. Hukuk Dairelerince

verilen ilamlara konu olaylardan farklı olduğu, somut olay açısından Yargıtay

22. Hukuk Dairesinin ilamında, davanın esasına yönelik hususlarda makulölçüde açıklama yapıldığı, başka bir ifadeyle ilamda,

daha önceki kararlardan farklı bir sonuca neden ulaşıldığının, başvurucu ve

üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek düzeyde

yeterli gerekçeyle izah edildiği, bu açıdan ilamın, benzer nitelikteki

davaların karara bağlanması sürecinde hukuki belirsizliğe yol açtığı ve

başvurucu için öngörülemez nitelikte olduğundan bahsedilemeyeceği sonucuna

ulaşılmıştır.

57. Açıklanan nedenlerle adil yargılanma hakkına yönelik bir

ihlal olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Çelişkili karar

verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

22/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucu

:

Murat

CİHANGİROĞLU

Vekili

:

Av. Halil

CİHANGİROĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/952, 22 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun
  12. Yıldırım
  13. Özgüldür
  14. Topal
  15. M. Emin KUZ
  16. Cihangiroğlu
  17. Cihangiroğlu
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/952
Tarih
22 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • Ö. Ç. Başvurusu (B. No: 2014/8203)
  • Yasin Aksoy Başvurusu (B. No: 2014/7373)
  • Bedrettin Dalan Başvurusu (B. No: 2014/5369)
  • Ergin Aktaş Başvurusu (B. No: 2014/14810)
  • Fikret Şalvan Başvurusu (B. No: 2014/3539)
  • Sülhattin Bozdemir Başvurusu (B. No: 2014/12288)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.