İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Yasa Kılınç Başvurusu (B. No: 2014/14146)

1. Başvuru, başvurucunun annesinin hastalığı hakkında yanlış

Başvuru No2014/14146Tarih27 Ekim 2016Okuma14 dk · 2.898 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Murat Yasa Kılınç Başvurusu

Karar tarihi
27 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/14146
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.898 kelime·14 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucunun annesinin hastalığı hakkında yanlış

tanı konulması sonucu vefat etmesi ve olay hakkında etkili bir ceza

soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/8/2014 tarihinde Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun annesi müteveffa Aysel Kılınç,

7/2/2013 tarihinde özel bir hastanenin acil servisine göğüs ağrısı ve çarpıntı

şikâyeti ile başvurmuş, yapılan tetkik ve tedavi neticesinde kardiyoloji

poliklinik önerisi ile evine gönderilmiş, aynı gece durumunun daha da kötüye

gitmesi nedeniyle Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüş ancak

9/2/2014 tarihinde burada yaşamını yitirmiştir.

6. Başvurucu, annesinin ölümünde ihmali bulunduğunu iddia ettiği

özel hastane çalışanı doktorlar H.A. ve A.R.Ç. hakkında Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) müracaat ederek cezalandırılmaları

talebiyle şikâyetçi olmuştur.

7. Cumhuriyet Başsavcılığının 12/3/2014 tarihli kararıyla, şüpheli

doktorların ölümün gerçekleşmesinde kusurlarının bulunmadığına dair Adli Tıp

Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 4/12/2013 tarihli ve 4782 sayılı raporuna istinaden

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"...

Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu

tarafından düzenlenen 04/12/2013 tarih ve 4782 sayılı rapora göre ;

07.02.2013 tarihinde acil servise göğüs ağrısı

ve çarpıntı şikayetiyle başvurduğu, yapılan tetkik ve tedavi sonrası

kardiyoloji poliklinik önerisi ile evine gönderildiği, aynı gece fenalaşarak

getirildiği hastanede yatırıldığı, takip ve tedavisi yapılırken 09.02.2013

tarihinde öldüğü bildirilen1939 doğumlu Aysel Kılıç hakkında düzenlenmiş adli

ve tıbbi belgelerde bulunan veriler birlikte değerlendirildiğinde;

1-Her ne kadar zamanında otopsi yapılarak iç

organlarda makroskopik, histopatolojik,

toksikolojik ve serolojik

incelemeler yapılmamış olsa da tıbbi belgelerine göre; B... Hastanesine

07.02.2013 tarihli saat 23.00'da başvurusu olup göğüs ağrısı şikayeti ile

geldiği, TA 120/60mmhg, nabız 78/dk, SS 18/dk olduğu, saturasyon %88 olup

oksijen ile 98 olduğu, KŞ 233 geldiği, KAH,MI,HT,DM,stent

operasyon öykülü hastaya EKG çekildiği, PA akciğer grafisinde

aort topuzu belirgin, kalp minimal büyük, akciğerde konsolidasyon, kitle

olmadığı, hasta saat 23.00'da monitörize edildiği,

saat 23.21'de3lt/dk O2 başlandığı, saat 00.03 de CKMB

2.50, troponin 0.02, Na

138, K 2.90 geldiği, hipoklamesi olup kardioloji polikliniğine kontrol önerildiği, saat 01.28'de

hastaneden çıkışı olduğu, ayrıca kişiye ait EKG grafilerinin

incelenmesi ve hastaya ait kan tetkiklerinde CK-MB, troponin

ve elektrolit düzeyleri de birlikte değerlendirildiğinde kişinin ölümünün kalp damar

hastalığı ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu,

2-Adli ve tıbbi belgelere göre, B...

Hastanesine 07.02.2013 tarihli saat 23.00'da başvurusu olup göğüs ağrısı

şikayeti ile geldiği,TA 120/60mmhg, nabız 78/dk, SS 18/dk olduğu, saturasyon %88 olup oksijen ile 98 olduğu, KŞ 233 geldiği, KAH,MI,HT,DM,stent operasyon öykülü hastaya EKG çekildiği,

PA akciğer grafisinde aort topuzu belirgin, kalp

minimal büyük, akciğerde konsolidasyon, kitle olmadığı, hasta saat 23.00'da monitörize edildiği, saat 23.21'de3lt/dk

O2 başlandığı, saat 00.03 de CKMB 2.50, troponin

0.02, Na 138, K 2.90 geldiği, hipoklamesi

olup kardioloji polikliniğine kontrol önerildiği,

saat 01.28'de hastaneden çıkışı olduğu, eve döndüğünde göğüs ağrısı tekrar nüks ettiği, bunun üzerine, 112 Acil Servis'ten ambulans

çağrıldığı ve Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldüğü,

08.02.2013 tarihinde nefes darlığı, bilinç bulanıklığı şikayeti ile acil

servise başvuran hastada yavaş ventrikuler cevaplı atrial fibrilasyon tanısı

konulduğu, hasta acil serviste takip edilirken solunum arresti

gelişmesi üzerine entube edilerek koroner yoğun bakım

ünitesine transfer edildiği, genel durumu kötü, bilinci kapalı, nonkoopere, nonoryante olduğu,

TA

80/50mmhg nb:56/dk, EKG'de atrial

fibrilasyon, hız:56/dk

olup, EKO'da anterior ve inferior mid bazali hipokinetik, EF:%45 olduğu, yoğun bakıma solunum arresti ve yavaş ventrıkuler

cevaplı AF ön tanıları yatırıldığı, digoksin intoksikasyonu da düşünülerek tüm hız kırıcıları stoplanarak takibe alındığı, takiplerinde hızı 30 dk.ya düşen hastaya geçici pace maker implante edildiği, hemodinamisi bozuk olduğundan pozitif inotrop

desteği ile takibe alındığı, takiplerinde 3 kez arrest

olduğu, üst GIS kanama gelişmesi üzerine dahiliyeye danışılarak GIS kanama

protokolü uygulanmaya başlandığı, takiplerinde VT atağı gelişen hasta başarılı

bir şekilde kardioversiyon sonrası döndüğü, hasta

09.02.2013 tarihinde iki kez arrest olan hasta saat

11:15 de tüm müdahalere cevap vermemesi üzerine

09.02.2013 saat 12:00 da exitus kabul edildiği

dikkate alındığında, ayrıca EKG grafilerinin

incelenmesi sonucunda; Özel B... Hastanesi'nde acil serviste görevli Dr. A...

R...Ç...in göğüs ağrısı ile gelen hastada kardiak

enzimleri istediği, EKG, PA akciğer grafisi

çektirdiği, gözlemde takibi sonrası sonuçlarda potasyumda düşüklük dışında acil

patoloji saptamayınca kardioloji poliklinik önerisi

ile aynı gün hastayı taburcu ettiği birlikte değerlendirildiğinde

uygulamalarının tıp kurallarına uygun olup atfı kabil kusur bulunmadığı, ayrıca

Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kişinin takip ve tedavisinde yer alan

hekim ve yardımcı sağlık personelinin de uygulamaların tıbben doğru

olduğu" hususunda oy birliğiyle karar verildiği,

Yapılan soruşturma sonucunda müteveffa Aysel Kılınç'ın ölümünün doğal nedenlerden dolayı meydana

geldiği, olayda şüphelilerin kusurunun bulunduğuna dair soyut iddia dışında,

kamu davası açmaya yeterli delil elde edilemediği anlaşılmakla, şüpheliler hakkında

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA (karar verilmiştir).

8. Başvurucunun bu karara itirazı, Sincan 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin 28/5/2014 tarihli ve 2014/1704 Değişik İş sayılı kararıyla kesin

olarak reddedilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

"İtiraz üzerine Kovuşturmaya Yer

Olmadığına Dair Karar evrakının yapılan incelemesinde; şikayetçinin şikayeti

üzerine şüpheliler hakkında "Taksirle ölüme neden olma" suçundan

dolayı soruşturma açıldığı, soruşturma sonunda Ankara C. Başsavcılığı'nca

şüpheliler hakkında müsnet suçtan kamu adına

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararınverildiği

anlaşıldığından,

CMK’nın 172. maddesinde “(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda,

kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi

veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına

karar verir… (2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni

delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.” hükmü yer

almakta olup yeni delil meydana çıkması halinde aynı fiilden dolayı kamu davası

açılabileceği muhakkaktır.

Dosya kapsamına göre; Kovuşturmaya Yer

Olmadığına Dair Karar da belirtilen gerekçeye göre Kovuşturmaya Yer Olmadığına

Dair Karar usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından itirazın reddine karar

vermek gerekmiştir."

9. Bu karar başvurucuya 24/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup

başvurucu otuz günlük yasal süresi içinde, 21/8/2014 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

10. UYAP üzerinden yapılan incelemede başvurucunun söz konusu

özel hastane veCumhuriyet Başsavcılığı tarafından

hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen doktor A.R.Ç hakkında

2/2/2015 tarihinde Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi (Hukuk Mahkemesi) nezdinde

annesinin ölümü nedeniyle manevi tazminat talepli dava açtığı ve davanın

derdest olup duruşmasının 6/10/2016 tarihine talik edildiği görülmüştür.

B. İlgili Hukuk

11. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen

11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu

zararı gidermekle yükümlüdür.”

12. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç

ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk

hâkimini bağlamaz.

13. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/4/2011 tarihli ve

E.2010/13-717, K.2011/129 sayılı kararı şöyledir:

"(...)

Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal

açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak

HUMK.76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı, davalı doktor

tarafından yapılan ameliyat nedeniyle ameliyat edilen bölgede yabancı cisim

bırakıldığından yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını ileri sürerek maddi ve

manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen

borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK. 386-390). Vekil vekalet görevine konu

işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu

sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve

davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin

sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır.

Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile

sorumludur (BK.321/1.md.). O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün

kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor,

hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın

durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun

gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine

gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir

tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar

yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi

yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri

göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan

kaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki

bir iş gören doktor olan vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir

ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni

göstermeyen vekil, BK.nun 394/1.maddesi hükmü

uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve

kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu

tutulmamalıdır.

(...)"

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

14. Mahkemenin 27/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

15. Başvurucu, annesinin özel hastanede görev yapan şüpheli

doktorlar tarafından müşahede altına alınmadan ve kardiyoloji uzmanı

çağrılmadan taburcu edilmesi sonucunda yaşamını yitirdiğini, olay hakkında

etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini belirterek Anayasa'nın 17. ve 36.

maddelerinde güvence altına alınan yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; soruşturmanın yenilenmesi ve tazminat taleplerinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

16. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak

incelendiğinde başvurucunun temel olarak yaşam hakkı kapsamında etkili bir

soruşturma yürütülmemesinden şikâyet ettiği anlaşılmıştır. Bu nedenle başvurucu

tarafından adil yargılanma hakkı ile bağlantı kurularak ileri sürülen tüm

iddiaların Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

17. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

18. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel

ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip

oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm

olayı nedeniyle ölen kişilerin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No. 2013/841, 23/1/2014, § 65). Başvuru konusu olayda müteveffa Aysel Kılınç, başvurucunun annesidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti

açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

19. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun

yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm

bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin

gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı

koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

20. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa'nın 56. maddesinde herkesin

sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin "herkesin hayatını(,) beden ve ruh sağlığı

içinde sürdürmesini sağlamak (...) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden

planlayıp hizmet vermesini" düzenleyeceği ve bu görevini kamu

ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak ve onları

denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır.

21. Devlet, sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse özel sağlık

kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamlarının korunmasına

yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek

zorundadır (Nail Artuç,

B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

22. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

bir de usule ilişkin yönü bulunmaktadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu usul yükümlülüğünün bir olayda

gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin

cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti

gerekmektedir. Buna göre yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş

ise "etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülük

her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Bu ilke, tıbbi ihmal

sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olayları için de geçerlidir. Bu durumlarda

mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması

yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 59; Nail Artuç, § 37).

23. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki yaşam hakkının ihlaline

kasten sebebiyet verildiği durumlarda Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında

devletin sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif

yükümlülük, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek

nitelikte soruşturmaların yürütülmesini mecburi kıldığından bu tür durumlarda

mağdurlara sadece tazminat ödenmesi yaşam hakkı kapsamındaki ihlali gidermek ve

mağdur sıfatını ortadan kaldırmak bakımından yeterli değildir. Ancak yaşam

hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda, özellikle tıbbi

ihmal nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının bulunduğu hâllerde

mağdurlara yalnızca hukuk mahkemelerine ya da hukuk mahkemeleri ile birlikte

ceza mahkemelerine başvurma imkânının sağlanmasıyla etkili bir yargısal sistem

kurma yönündeki pozitif yükümlülük yerine getirilmiş sayılabilir (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016,

§ 78).

24. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm ve

yaralama olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda

muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu, yani olası

sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen

yetkileri gözardı ederek tehlikeli bir faaliyet

nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri

almadığı durumlarda, insanların yaşamını veya vücut bütünlüğünü tehlikeye atan

kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin

yargılanmaması Anayasa'nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 60). Bu

yaklaşım, yetkili kişi ve kurumların kamu ya da özel sağlık kuruluşlarına

başvuran bir hastanın sağlık durumunun ciddiyetini bilmesine ya da bilmesinin

gerekmesine rağmen meydana gelebilecek riskleri bertaraf etmek için gerekli ve

yeterli önlemleri almayarak yahut hastanın tanı ve tedavisine ilişkin

değerlendirme hatasını aşacak şekilde mesleki ödevlerine aykırı davranarak bir

kimsenin hayatına veya vücut bütünlüğüne zarar vermesi hâlinde sağlık alanında

yürütülen faaliyetlerde de geçerlidir (Kenan

Sayın, B. No: 2013/5376, 14/10/2015, § 47).

25. Somut olayda ölüm olayı ile ilgili olarak başvurucunun

kullanabileceği birden fazla hukuki yol bulunmaktadır. Bu kapsamda başvurucu,

yaşanan olay hakkında bir ceza soruşturması başlatılmasını ve kusurlu olan

personel hakkında kamu davası açılmasını yetkili Cumhuriyet Başsavcılığından

talep edebilir. İkinci bir yol olarak başvurucu, annesinin ölümünden sorumlu

olduğunu düşündüğü kişiler aleyhine haksız fiilden ya da vekâlet sözleşmesinden

kaynaklanan sorumluluk kapsamında yetkili hukuk mahkemesinde tazminat davası

açabilir. Başvurucu, somut olayda ihmali olduğunu ileri sürdüğü görevliler

hakkında suç duyurusunda bulunarak ceza soruşturması açılması talebinde

bulunmuş olmakla birlikte Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduktan

sonra annesinin yaşamını yitirmesinde ilgili Hastanenin ve doktorun

sorumluluğunun bulunduğundan bahisle Hukuk Mahkemesine de başvuruda

bulunmuştur.

26. Bu durumda üzerinde durulması gereken husus -somut olayın

koşulları çerçevesinde- yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu

"etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülüğün

anılan hukuki çarelerden herhangi biri ile yerine getirilip getirilmediğidir

(benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Anna Todorova/Bulgaristan, B. No:

23302/03, 24/5/2011, § 74; Nurettin Demir ve

Çiçek Demir/Türkiye, B. No: 34885/06, 13/11/2012, § 71).

27. Bireysel başvuru formu ve ekinde sunulan bilgi ve belgeler

ışığında mevcut başvurunun koşulları incelendiğinde olayın kasti bir tutumdan

kaynaklandığını gösteren herhangi bir bulgu olmadığı ve olayın meydana geldiği

koşulların bu bağlamda herhangi bir şüphe uyandırmadığı anlaşılmaktadır.

Başvurucu da söz konusu olayın ilgili görevliler tarafından annesine zarar

vermek kastıyla gerçekleştirildiği yönünde bir iddia ileri sürmemiştir.

28. Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesi bağlamında devletin

sahip olduğu "etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif

yükümlülük, somut olayda mağdura adli yargı merci önünde açabileceği bir

tazminat davası yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.

29. Bu noktada belirtilmelidir ki hukuka veya sözleşmeye aykırı

bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesi

yükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç diye

adlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranış

grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanunda

açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yer

verilmemektedir. Ayrıca ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğun

istisnai nitelik taşımasına rağmen kasten veya taksirle başkalarına verilen

zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, ceza

hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanında

objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk

alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı

kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun

yanı sıra hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma

imkânı ortadan kaldırılırken hukuki sorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün

asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu dikkate

alındığında özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzer uyuşmazlıklar

açısından hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansı sunabilecek,

kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, B.

No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).

30. Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulara ilişkin verdiği

kararlarında sıklıkla belirttiği üzere ilgili mevzuat ve Yargıtayın

konu hakkındaki içtihatları (bkz. §§ 11-13) dikkate alındığında ceza kanunları

uyarınca suç oluşturmayan eylem ve ihmallere karşı da ilgili kişi veya kurumlar

aleyhine adli yargı önünde açılacak davalar ile uğranılan zararların tazmininin

mümkün olduğu görülmektedir (Kenan Sayın,

§ 50; Coşkun Gömüç

ve Taşkın Gömüç, B. No: 2013/9597,

21/4/2016, § 64).

31. Somut olayda başvurucunun, annesinin ölümü ile neticelenen

olayda ihmali olduğunu ileri sürdüğü doktorlar hakkında suç duyurusunda

bulunarak cezalandırılmaları talebinde bulunduğu ve Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından olay hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın

kesinleşmesinden sonra bireysel başvuruda bulunduğu görülmekle birlikte

başvurusuna konu ihlal iddiası açısından Türk hukuk sistemindeki mevcut etkili

başvuru yollarından olan hukuk mahkemesinde tazminat davası açma imkânını da

kullandığı ve söz konusu davanın derdest olduğu anlaşılmıştır.

32. Açıklanan nedenlerle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun yaşam hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

27/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Nahit GEZGİN

Başvurucu

:

Murat Yasa

KILINÇ

Vekili

:

Av. Bilhan

GÜVEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/14146, 27 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Ta
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Başvurucunun yaşam hakkının ihlal edildiği yönündeki
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Yıldırım
  15. Özgüldür
  16. Kömürcü
  17. M. Emin KUZ
  18. Kılınç
  19. Güven
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/14146
Tarih
27 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Bergin Karaboğa ve Yusuf Aldemir Başvurusu (B. No: 2014/2626)
  • Oktay Torun Başvurusu (B. No: 2014/2284)
  • Turhan Sesli Başvurusu (B. No: 2014/508)
  • Erhun Öksüz Başvurusu (B. No: 2014/12777)
  • Selçuk Horuk ve Hüseyin Karadağ Başvurusu (B. No: 2014/2980)
  • G. G. Başvurusu (B. No: 2014/16701)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.