İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mürüvet Ceranoğlu Başvurusu (B. No: 2014/582)

1. Başvuru, aile konutu üzerinde intifa veya oturma hakkı tesisi

Başvuru No2014/582Tarih17 Mayıs 2016Okuma19 dk · 3.781 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mürüvet Ceranoğlu Başvurusu

Karar tarihi
17 Mayıs 2016
Başvuru Numarası
2014/582
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.781 kelime·19 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, aile konutu üzerinde intifa veya oturma hakkı tesisi

için açılan davada delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucunda adil olmayan

bir karar verilmesi ve dosyaya sunulan sözleşmenin derece mahkemelerinin

kararlarında tartışılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/1/2014 tarihinde Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 18/12/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun eşi muris H.C.nin

31/7/2007 tarihinde ölümü üzerine Konya 5. Noterliğinde, başvurucunun da

aralarında bulunduğu tüm mirasçıların katılımıyla 10/9/2007tarihli düzenleme

şeklinde miras taksim sözleşmesi imzalanarak murise ait menkul ve

gayrimenkuller mirasçılar arasında paylaşılmıştır.

6. Bu taksim sözleşmesinde başvurucuya, murisin tarla vasfında

bir taşınmazında 1/15 oranında hisse verilmesi, Konya ili Meram ilçesi Topraksarnıç Mahallesi'nde kain, üzerinde başvurucunun

oturduğu bina bulunan ancak tapunun 2256 ada 88 parsel sırasında arsa vasfıyla

kayıtlı olan (dava konusu) taşınmaz ile diğer taşınmazların mirasçılardan A.C.,

H.G. ve E.T.ye bırakılması kararlaştırılmıştır.

7. Anılan sözleşmede "...

murise ait olan menkul ve gayrimenkulleri aşağıda yazıldığı şekilde taksim

ettik ... işbu miras taksim sözleşmesi ile, murisimizin bilumum menkul ve

gayrimenkullerinin taksimi sebebi ile, birbirimizde hiçbir hak ve alacağımızın

kalmadığını, birbirimizi karşılıklı olarak ibra ettiğimizi, kabul, beyan ve

ikrar ederiz." şeklinde bir beyan bulunduğu görülmüştür.

8. Öte yandan noter huzurunda yapılan miras taksim sözleşmesiyle

aynı tarihte, tüm mirasçıların katılımıyla imzalanan "Sözleşmedir" başlıklı adi yazılı belge ile dava

konusu taşınmazdaki dairelerin paylaşımı yapılmıştır. Sözleşmede, başvurucunun

oturduğu zemin kattaki dairenin H.G. ve E.T. isimli mirasçılara ait olacağı

kararlaştırılarak başvurucunun bu dairede ölünceye kadar kira ödemeden ikamet

edeceği belirtilmiştir. Anılan sözleşmenin ilgili kısmı şöyledir:

"Meskenin zemin katında murisin eşi Mürü[v]et

Ceranoğlu oturmak[t]a olup ölünceye kadar bu meskende

ikamet edecek bundan dolayı mirasçılar tarafından herhangi bir kira talebinde

bulunulmayacak, ayrıca halen mesken içerisinde bulunan demirbaşlar aynen

bulunduğu şekilde mirasçılar H.G. ve E.T.ye aynı şekilde teslim

edilecektir"

9. Dava konusu taşınmazın satılarak ortaklığının giderilmesi

için 8/10/2007 tarihinde Konya 3. Sulh Hukuk Mahkemesinde paydaşlar arasında

davanın görülmeye başlanması üzerine başvurucu 20/5/2008 tarihinde, Konya 3.

Aile Mahkemesinde (Mahkeme) eşinin diğer mirasçıları aleyhine dava açarak eşi

ile birlikte oturduğu konutun ölünceye kadar kendisine tahsisine karar

verilmesini talep etmiştir.

10. Dava kapsamında taraflarca bildirilen tanıklar dinlenmiş,

dava konusu taşınmaz üzerinde keşif yapılarak bilirkişiden rapor alınmıştır.

Mahkeme, başvurucu tarafından dosyaya sunulan "Sözleşmedir"

başlıklı adi yazılı belgede imzası bulunan davalıları duruşmada dinleyerek

belge hakkında beyanlarını almıştır.

11. Yapılan yargılama sonunda Mahkeme 18/10/2012 tarihli ve

E.2008/466, K.2012/1052 sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir.

Gerekçeli karar şöyledir:

"Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu

dava dilekçesi ile müvekkilin eşi H.C.nin vefat etmiş

olduğunu ve mirasçılarla müvekkilin sözleşme yaptığını ve eşi ile birlikte

oturduğu ve halen kendisinin oturmuş olduğu konutun ölünceye kadar müvekkile

tahsis edildiğini ve ölünceye kadarda kira talep edilmeyeceği belirtildiği

ancak davalılar E. ve H.nin izalei

şuyu davası açmış olduklarını bahse konu konutun

satılma ihtimalinin bulunduğunu belirterek müvekkilin oturmuş olduğu konutun

ölünceye kadar müvekkile tahsisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

...

Davalılar A. ve M. davacının bahsetmiş olduğu sözleşmeyi kabulle

davacının bahse konu konutta ölene kadar oturmasına karar verdiklerini

sözleşmeyi birlikte imzaladıklarını ancak daha sonra bazı mirasçıların bundan

vazgeçtiğini beyan etmişlerdir.

M.K. 240 maddesine göre katılım alacağına

mahsuben intifa veya oturma hakkı verilmesine dair açılan davada; ilgili

taşınmaz[ın] muris ve davacı tarafça aile konutu

olarak kullanıldığı sabit olup murisin ölümü sonrasında taşınmaz davacının da

aralarında bulunduğu mirasçılara intikal etmiş olup ancak sonrasında 10.09.2007

tarihinde malikler arasındaki Noterde yapılmış miras taksim sözleşmesine göre

paylaşılıp bu paylaşımda davacıda yer alıp bu sözleşme ile taraflar

birbirlerinden miras nedeniyle ibrada bulunup diğer haklarından feragatlerini

içerip, eldeki dava katılma alacağına dayalı M.K. 240 maddesi kapsamında olup,

davacı yukarıdaki taksim sözleşmesi ile ilgili taşınmazdaki haklarından

vazgeçerek bu taşınmazla ilgili katılma alacağınında

söz konusu olmadığından talebinin gerekçesi ortadan kalkmakla davanın malik

olan davalılar bakımından reddine, malik olmayan davalı M. bakımından

husumetten reddine karar [verilmiştir].

12. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 8. Hukuk

Dairesinin 7/5/2013 tarihli ve E.2013/432, K.2013/6665 sayılı ilamıyla "dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama

tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar

verildiğine göre takdirde bir isabetsizlik bulunmadığı"

gerekçesi ile onanmıştır.

13. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 9/12/2013

tarihli ve E.2013/14585, K.2013/18540 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

14. Nihai karar, başvurucuya 6/1/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 14/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Aile Konutu ve ev eşyası" kenar

başlıklı 240. maddesi şöyledir:

“Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam

ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde

kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle

intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul

edilen başka düzenlemeler saklıdır.

Sağ kalan eş, aynı koşullar altında ev eşyası

üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.

Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan

eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı

yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir.

...”

17. 4721 sayılı Kanun'un "Aile

Konutu ve ev eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesi" kenar

başlıklı 652. maddesi şöyledir:

“Eşlerden birinin ölümü halinde tereke malları

arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş,

bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını

isteyebilir.

Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan

eşin veya mirasbırakanın diğer yasal mirasçılarından

birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da

karar verilebilir.

...”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 17/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu; eşinin ölümü üzerine tüm mirasçılarla birlikte

noter huzurunda miras taksim sözleşmesi yaptıklarını, bu taksim sözleşmesi ile

aynı tarihte düzenledikleri adi yazılı sözleşmede ise eşi ile birlikte oturduğu

ve hâlen ikamet ettiği konutun ölünceye kadar kendisine tahsis edilip kira

talep edilmeyeceğinin kararlaştırıldığını, bu anlaşmaya rağmen oturduğu

dairenin bulunduğu taşınmazın satılarak ortaklığının giderilmesi için dava

görülmesi üzerine bahsi geçen adi yazılı sözleşme ve 4721 sayılı Kanun'un 240.

maddesi gereğince oturduğu daire için tapuya ölünceye kadar intifa veya oturma

hakkı şerhi verilmesi talebiyle dava açtığını, noter huzurunda yapılan taksim

sözleşmesinde dava konusu taşınmaz ile ilgili haklarından feragat ettiği

gerekçesiyle Mahkemece davanın reddine karar verildiğini, taksim sözleşmesinde

4721 sayılı Kanun'un 240. maddesi gereği sahip olduğu haklardan feragat

ettiğinin yazılı olmadığını, ayrıca oturma hakkının sadece Kanun'dan değil aynı

zamanda dosyaya sunduğu adi yazılı sözleşmeden kaynaklanan bir hak olduğunu,

Mahkemece bu sözleşmenin göz ardı edilerek sadece noter tarafından düzenlenen

taksim sözleşmesine göre değerlendirme yapıldığını, gerekçeli kararda söz

konusu belgenin tartışılmadığını, bu durumun söz konusu belgeyi Mahkemenin

görmediği ve incelemediğine işaret ettiğini, Yargıtay ilamında da bu belgenin

tartışılmadığını belirterek somut bir anayasal hak veya hükme dayanmadan

kararın Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüş ve yargılamanın yenilenmesi

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

21. Başvurucu, somut bir anayasal hak veya hükme dayanmadan

kararın Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucunun şikâyetinin

özü, açtığı davada delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucunda adil olmayan

bir karar verildiği ve dosyaya sunduğu sözleşmenin gerekçeli kararda

tartışılmadığına ilişkin olduğundan başvurucunun iddialarının adil yargılanma

hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia İddia

22. Başvurucu, dosyaya sunduğu adi yazılı sözleşmenin gerekçeli

kararda tartışılmadığını, bu durumun söz konusu belgeyi Mahkemenin görmediği ve

incelemediğine işaret ettiğini, Yargıtay ilamında da bu belgenin

tartışılmadığını ileri sürmüştür.

23. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

24. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

26. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme'nin

lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi

ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

27. Hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli

karar hakkı, Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkemelerin

uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usule

ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan

gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve

denetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 31).

28. Anayasa'daki hakların etkili bir biçimde korunması için

davaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine göre “tarafların dayanaklarını, iddialarını ve

delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi” vardır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa,

B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM içtihatlarına göre bir mahkemenin

davaya yaklaşımının, anılan mahkemenin başvurucuların iddialarına yanıt

vermekten ve başvurucuların temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmasına neden

olması hâlinde Sözleşme'nin 6. maddesi, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde

incelenmesi hakkı bakımından ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85).

29. Mahkemeler “kararlarını

hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme”

yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını

kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra (Benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992,

§ 33) tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara

uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri, ayrıca demokratik bir

toplumda toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini

öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer

Başat ve diğerleri, § 34).

30. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolu

mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da her zaman bu

hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince

verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen

gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olupbu durumda üst dereceli mahkeme tarafından önceki

mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik

Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

31. Başvuru konusu olayda başvurucu, ölümünden önce eşi ile

oturduğu konutun ölünceye kadar kendisine tahsis edilmesi talebiyle dava

açmıştır.

32. Eşlerden birinin ölümü hâlinde sağ kalan eş, ölen eşiyle

yaşadığı konut üzerinde kendisi lehine intifa veya oturma hakkı ya da mülkiyet

hakkı tanınmasını talep edebilir. Bu hakkın edinilmiş mallara katılma mal

rejiminde katılma alacağına mahsuben tanınması talebi 4721 sayılı Kanun'un 240.

maddesinde, miras hakkına mahsuben tanınması talebi ise 652. maddesinde

düzenlenmiştir (bkz. §§ 16, 17).

33. Başvurucu, vefat eden eşine ait olan konutta kendisi lehine

intifa veya oturma hakkı tanınması istemiyle dava açarken iddiasını, diğer

mirasçılarla aralarında yaptıkları "Sözleşmedir"

başlıklı adi yazılı belgeye dayandırmış ancak davayı 4721 sayılı Kanun'un 240.

maddesine dayanarak açmıştır. Dolayısıyla iddianın edinilmiş mallara katılma

mal rejiminde katılma alacağına mahsuben ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır.

Başvurucunun davasını aile mahkemesinde açmış olması da bu tespiti

doğrulamaktadır.

34. Mahkeme, davanın 4721 sayılı Kanun'un 240. maddesine

dayanılarak açıldığı tespitinden hareket etmek suretiyle başvurucunun dava

konusu taşınmazda katılma alacağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine

karar vermiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun miras taksim sözleşmesiyle

muristen intikal eden mallar üzerindeki haklarından vazgeçmiş olması nedeniyle

miras hakkı yönünden de talebin dayanağı bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

35. Başvurucu; dosyaya sunduğu 10/9/2007 tarihli adi yazılı

sözleşmede oturduğu konutun ölünceye kadar kendisine tahsis edilip kira talep

edilmeyeceğinin kararlaştırıldığını, konutta oturma hakkının sadece Kanun'dan

değil aynı zamanda delil olarak sunduğu bu sözleşmeden kaynaklanan bir hak

olduğunu, Mahkemenin bu belgeyi görmeden ve incelemeden karar verdiğini ve

belgeyi gerekçeli kararında tartışmadığını ileri sürmüştür.

36. Başvurucu tarafından dava dosyasına sunulan "Sözleşmedir" başlıklı adi

yazılı belgede imzası bulunan davalıların duruşmada dinlenerek belge hakkında

beyanlarının alındığı, gerekçeli kararda da başvurucunun ve davalıların

beyanları özetlenirken bu belgeden bahsedildiği görülmüştür (bkz. §§ 10, 11). Dolayısıyla

Mahkemenin söz konusu belgenin varlığından haberdar olduğu ve karar verirken

belgeyi değerlendirdiği anlaşılmaktadır.

37. Öte yandan başvurucunun dayandığı adi yazılı sözleşmede,

başvurucunun dava konusu dairede ölünceye kadar ikamet edeceği ve kendisinden

herhangi bir kira talebinde bulunulmayacağının belirtildiği ancak başvurucuya

intifa veya oturma hakkı gibi bir sınırlı ayni hak tanınacağına dair taahhüt

bulunmadığı anlaşılmaktadır (bkz. § 8). Bu nedenle davanın edinilmiş mallara

katılma mal rejiminde katılma alacağına dayalı olarak açıldığı da dikkate

alındığında başvurucunun dayandığı bu belgenin davanın sonucunu etkileyebilecek

nitelikte olmadığı ve Mahkemenin bu belge konusunda açık bir yanıt vermesinin

gerekli olmadığı kanaatine varılmıştır.

38. Bu itibarla karar gerekçesinin, davaya konu olay ve

olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve

hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile

hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olduğu; temyiz mercinin onama kararında, İlk Derece Mahkemesi kararındaki

gerekçenin benimsendiği ve temyiz itirazlarının hangi nedenle reddedildiğinin

açıklandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan Derece Mahkemelerinin kararlarında

yeterli gerekçe bulunduğu sonucuna varılmıştır.

39. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Osman Ali Feyyaz PAKSÜT ve Muammer TOPAL bu görüşe

katılmamıştır.

2. Yargılamanın Sonucunun

Adil Olmadığına İlişkin İddia

40. Başvurucu; aile konutu üzerinde intifa veya oturma hakkı

tesisi için açtığı davanın noter huzurunda yapılan taksim sözleşmesinde dava

konusu taşınmaz ile ilgili haklarından feragat ettiği gerekçesiyle

reddedildiğini, taksim sözleşmesinde 4721 sayılı Kanun'un 240. maddesi gereği

sahip olduğu haklardan feragat ettiğinin yazılı olmadığını, ayrıca oturma

hakkının sadece Kanun'dan değil aynı zamanda dosyaya sunduğu adi yazılı sözleşmeden

kaynaklı bir hak olduğunu, Mahkemenin bu sözleşmeyi göz ardı edip, sadece noter

tarafından düzenlenen taksim sözleşmesine göre değerlendirme yaparak hatalı bir

karar verdiğini ileri sürmüştür.

41. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

43. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

44. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derece mahkemesi

kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

45. Somut olayda başvurucu, vefat eden eşi ile oturduğu konutun

ölünceye kadar kendisine tahsis edilmesi talebiyle eşinin diğer mirasçıları

aleyhine dava açmıştır. Dava kapsamında taraflarca bildirilen tanıklar dinlenmiş,

dava konusu taşınmaz üzerinde keşif yapılarak bilirkişiden rapor alınmıştır.

Mahkeme, başvurucu tarafından dosyaya sunulan "Sözleşmedir"

başlıklı adi yazılı belgede imzası bulunan davalıları duruşmada

dinleyerek belge hakkında beyanlarını almıştır (bkz. § 10).

46. Mahkemece yapılan değerlendirme sonucunda başvurucunun da

aralarında bulunduğu tüm mirasçıların katılımıyla noter huzurunda yapılan miras

taksim sözleşmesine göre muristen intikal eden malların taksim edildiği ve bu

sözleşme ile tarafların birbirlerini miras nedeniyle ibra edip diğer

haklarından feragat ettikleri, başvurucunun da dava konusu taşınmazdaki

haklarından vazgeçtiği, ayrıca bu taşınmazla ilgili katılma alacağı da

bulunmadığı gerekçeleriyle davanın dayanağının ortadan kalkması sebebiyle

davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır (bkz. § 11).

47. Mahkemenin, noterce düzenlenmiş miras taksim sözleşmesinde

mirasçıların birbirlerinden hiçbir hak ve alacaklarının kalmadığına, birbirlerini

karşılıklı olarak ibra ettiklerine yönelik beyanlarını (bkz. § 7) ve

başvurucunun bu taksim sözleşmesiyle taşınmazdaki haklarından vazgeçtiğini

dikkate alarak, ayrıca başvurucunun dava konusu taşınmazla ilgili katılma

alacağı bulunmadığını da tespit ederek yaptığı değerlendirme ve ulaştığı sonuç

yönünden herhangi bir keyfîlik tespit edilmemiştir.

48. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün Derece Mahkemeleri tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.

49. Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ilişkin bir bilgi

ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık

bir keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit

edilmemiştir.

50. Açıklanan nedenlerle yargılamanın sonucunun adil olmadığına

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Osman Ali Feyyaz PAKSÜT ve Muammer TOPAL bu görüşe

katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

17/5/2016 tarihinde Osman Ali Feyyaz PAKSÜT ve Muammer TOPAL'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA

karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucunun eşi ve murisi H.C.’nin

31/7/2007 tarihinde ölümü üzerine 10/9/2007 tarihinde başvurucunun da

aralarında bulunduğu tüm mirasçılar arasında Konya 5. Noterliğinde düzenleme

şeklinde miras taksim sözleşmesi imzalandığı, bu taksim sözleşmesinde

başvurucuya murisin tarla vasfında bir taşınmazında 1/15 oranında hisse

verildiği, tapuda arsa vasfında görülmekle birlikte başvurucunun önceden beri

eşiyle birlikte oturduğu ve aile konutu niteliğinde olan evin ise mirasçılardan

A.C., H.G. ve E.T.ye bırakıldığı, ancak noter huzurunda yapılan miras taksim

sözleşmesiyle aynı tarihte tüm mirasçıların katılımıyla imzalanan adi yazılı

belge niteliğindeki sözleşme ile de dava konusu taşınmazdaki dairelerin

paylaşımının yapıldığı, başvurucunun oturduğu zemin kattaki dairenin H.G. ve

E.T. isimli mirasçılara bırakılmakla beraber murisin eşi başvurucu M.C.’nin ölünceye kadar bu meskende ikamet edeceğinin, bundan

dolayı diğer mirasçılar tarafından her hangi bir kira talebinde

bulunulmayacağının imza altına alındığı, başvuru dosyası ve bireysel başvuru

kapsamında incelenen Konya 3. Aile Mahkemesi dava dosyası kapsamından

anlaşılmaktadır.

2. Başvurucunun murisi olan eşiyle birlikte oturduğu ve diğer

mirasçılarla yaptığı anlaşma gereğince ölünceye kadar ikamet hakkını elde

ettiği dairenin satılarak ortaklığın giderilmesi talebiyle paydaşlar tarafından

8/10/2007 tarihinde Konya 3. Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açılması üzerine

başvurucunun da konutunu yitireceği kaygısıyla 20/5/2008 tarihinde Konya 3.

Aile Mahkemesinde eşinin diğer mirasçıları aleyhine dava açarak eşi ile

birlikte oturduğu konutun ölünceye kadar kendisine tahsisine karar verilmesini

talep ettiği, yapılan yargılama sonucu mahkemenin 18/10/2012 tarihi kararıyla

başvurucunun davasını reddettiği, başvurucunun temyizi üzerine kararın Yargıtay

8. Hukuk Dairesinin 7/5/2013 tarihli kararıyla onandığı, karar düzeltme

talebinin de aynı Dairenin 9/12/2013 tarihli ilamıyla reddedildiği, nihai

karadan 6/1/2014 tarihinde yapılan tebligatla haberdar olan başvurucunun süresi

içerisinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

3. Başvurucunun iddiaları Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce

“gerekçeli karar hakkı” ve “yargılamanın sonucunun adil olmadığı” yönlerinden

incelenmiş ve her iki iddianın “açıkça dayanaktan yoksun” olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna oyçokluğuyla karar verilmiştir. Bu karara muhalif

kalışımızın nedenleri aşağıdaki maddelerde açıklanmaktadır.

4. Başvuruya konu olayın, derece mahkemelerindeki yargılamanın

ve bireysel başvurunun temelini, başvurucunun murisi olan eşiyle birlikte

oturduğu apartman dairesinde hayatının geri kalan kısmında oturma istek ve

arzusu oluşturmaktadır. Nitekim başvuru formunun (C) bölümünde (Başvurucunun

güncel ve kişisel bir hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının açıklanması)

ihlal edilen temel hakkın “… müvekkilin ölen

eşi ile birlikte oturmakta olduğu müşterek hanede oturma hakkı doğrudan zedelenmiştir”denilmek

suretiyle bireysel başvuru yoluyla giderim sağlanmaya çalışılan temel hakkın

konuta ilişkin olduğu açıklanmıştır.

5. Kişinin konutunda herhangi bir haksızlığa uğratılmadan huzur

içinde oturma hakkı, Anayasanın 20. maddesinde yer alan özel hayatın gizliliği

kapsamındadır. Anayasanın 20. maddesinde “Herkes,

özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz” denilmek

suretiyle güvence altına alınan bu hak aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesinin 8. maddesinde de yer almaktadır. Bu nedenle başvurucunun, Anayasa

Mahkemesine, yapılan bir yargılamanın adil olmadığı iddiasından ziyade ve esas

itibariyle, aile konutunun elinden alınması suretiyle karşılaştığı, özel

hayatına yönelik ihlalin giderimi için başvurduğu açıktır.

6. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendi takdir eder (Tahir Canan, 2012/969).Bu

nedenle, başvurucunun iddialarının, asıl hakkının ihlaline yol açan yargılama

süreçlerine ilişkin olaylar, yargı süreçleri ve kararlar yönünden değil,

ihlalin özünü teşkil eden konut hakkı yönünden özel yaşama saygı hakkı altında

incelenmesi gerekir.

7. AİHM’nin kararlarında olduğu gibi, Anayasa Mahkemesi

kararlarında da kişinin özel yaşama saygı çerçevesinde devletçe yapılabilecek

müdahalelere, bu bağlamda çevresel sorunlara karşı konutunda huzur içinde

oturma hakkı olduğu kabul edilmektedir (Hüseyin

Tunç Karlık ve Zahide Karlık, 2013/6587; Powell ve Rayner/Birleşik Krallık, 9310/81).

8. Özel yaşama saygı hakkı kapsamında somut olay incelendiğinde

her ne kadar başvurucunun özel yaşamına saygı kapsamındaki aile konutunda

yaşamını sürdürme hakkına kamu gücü tarafından doğrudan bir müdahale

yapıldığından söz etmek mümkün değil ise de; devletin sadece konuta kendisi

müdahale etmemek değil, kuracağı adil ve insan haklarına saygılı hukuk düzeni

ile bireylerin konut hakkını da gözetecek düzenlemeler yapmak ve bireyin bu

hakkına diğer özel kişilerce yapılabilecek müdahaleleri önleyici yargısal

mekanizmaları da sağlamak yükümlülüğü bulunmaktadır.

9. Türk Medeni Kanununun 240.

maddesindeki aile konutuna ilişkin düzenleme de bu kapsamdadır. Ancak bu

düzenlemenin uygulamada kişilere somut bir yarar sağlamayacak, biçimsel

nedenlere ve katı yorumlara tabi tutularak zafiyete uğratılarak, kısıtlı bir

kapsamda uygulanması, bu madde ile korunmak istenen temel hakkın amacına aykırı

olacaktır. Nitekim yasa koyucunun aile konutuna ilişkin hukuk kuralını

yasalaştırmaktaki amacının, sağ kalan eşe, diğer mirasçılara karşı bir koruma

sağlamak olduğu açıktır.

10. Başvurucunun Konya 3. Aile Mahkemesinde açtığı davada

mahkemece, aynı gün düzenlenmiş olan noter sözleşmesi ile adi belge

niteliğindeki sözleşme değerlendirilirken, “…

davacı yukarıdaki taksim sözleşmesi ile ilgili taşınmazdaki haklarından

vazgeçerek bu taşınmazla ilgili katılma alacağının da söz konusu olmadığından

talebinin gerekçesi ortadan kalkmakla davanın … reddine” şeklindeki

bir gerekçeye yer verilmiş olmasından, noter sözleşmesinin öncelikle geçerli ve

bağlayıcı olduğu kanaatine varıldığı anlaşılmaktadır. Halbuki iki sözleşme de

aynı tarihte düzenlendiği ve hangisinin önce imzalandığı hususunda bir

belirleme yapılmadıkça, adi belge niteliğinde olan sözleşmedeki “Meskenin zemin katında murisin eşi Mürüvet Ceranoğlu oturmakta olup

ölünceye kadar bu meskende ikamet edecek, bundan dolayı mirasçılar tarafından

herhangi bir kira talebinde bulunulmayacak …” hükmünün noterde

yapılan sözleşme ile taşınmazdaki haklarından vazgeçmenin ön koşulu olduğu

sonucuna da varmak mümkündür. Adi belge niteliğindeki sözleşmenin içeriğinin ve

altındaki imzaların davalılarca inkar edilmemiş olması

karşısında, noter senedindeki paylaşımın, tarafların gerçek iradesini

yansıtması yönünden “Sözleşme” başlıklı belgeye üstün tutulmasının haklı bir nedeni

bulunmamaktadır. Dolayısıyla, başvurucunun murisi olan eşiyle yıllar boyu

oturduğu konuttan çıkmaya peşinen razı olduğunun kabulünde isabet yoktur.

11. Sonuç olarak başvurucunun özel hayatına saygı hakkı

kapsamındaki aile konutundan yararlanma hakkı, mahkemece delillerin ve

olguların isabetli takdir edilememesi ve hükmün Yargıtay’ca onanarak

kesinleşmesi sonucu ihlal edilmiştir. Bu nedenle çoğunluk görüşüne

katılmıyoruz.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Muammer

TOPAL

Raportör

:

Kamil KAYA

Başvurucu

:

Mürüvet CERANOĞLU

Vekili

:

Av. Halil

ÖZKAN

Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT Üye Muammer TOPAL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/582, 17 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Karşıoy Gerekçesi
  13. Yıldırım
  14. Kömürcü
  15. Altan
  16. Topal
  17. Özkan
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/582
Tarih
17 Mayıs 2016

İlgili Kararlar

  • Bülent Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2941)
  • Ersel Turhan Başvurusu (B. No: 2014/1191)
  • Zekayi Çelebi Başvurusu (B. No: 2014/5633)
  • Mehmet Baransu Başvurusu (B. No: 2015/7231)
  • Enes Topuz Başvurusu (B. No: 2014/801)
  • Salih Tanrıverdi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/580)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.