İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Asiler Başvurusu (B. No: 2013/3578)

1. Başvurucu, hisseli arazisi

Başvuru No2013/3578Tarih25 Şubat 2015Okuma23 dk · 4.649 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Asiler Başvurusu

Karar tarihi
25 Şubat 2015
Başvuru Numarası
2013/3578
R.G. Tarih-Sayı
27/5/2015-29368
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.649 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hisseli arazisi

üzerinden iki ayrı enerji nakil hattı geçirilmesi üzerine açtığı

kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının makul süreyi aşarak 10

yılda tamamlanması, bu süre zarfında taşınmazını kullanamaması ve satamaması

ile taşınmazına hukuksuz olarak el atılması nedenleriyle mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 29/5/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 27/6/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

2/10/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı’nın

1/12/2014 tarihli görüş yazısı 9/12/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal

süresi içinde 18/12/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun Ankara ili,

Mamak ilçesi, Çiğiltepe, 38043 ada, 6 parselde yer alan ve 285/342 hissesi (285

m²) bulunan taşınmazı üzerinden 1977 yılında iki ayrı enerji nakil hattı

geçirilmiştir.

8. Başvurucu 14/8/2003

tarihinde TEİAŞ Genel Müdürlüğü aleyhine Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde

kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır. Davalı TEİAŞ cevap

dilekçesinde zamanaşımı defi ile kendisine husumet yöneltilemeyeceğini ileri

sürmüştür.

9. Mahkeme, 23/12/2004 tarih ve

E.2003/712, K.2004/583 sayılı kararı ile davayı kısmen kabul ederek %75 değer

azalışı üzerinden hissesi oranında tazminat bedelinin başvurucuya ödenmesine

karar vermiştir.

10. Mahkemenin kararı temyiz

edilmiş, temyiz incelemesi yapan Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 5/7/2010 tarih ve

E.2006/3173, K.2010/13165 sayılı kararı ve 5999 sayılı Kanunla 2942 sayılı

Kanuna eklenen geçici 6. maddeye göre önce uzlaşma yönteminin denenmesi

gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

11. Karar düzeltme talebini

inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 18/1/2011 tarih ve E.2010/17011,

K.2011/473 sayılı kararıyla uzlaşmanın sağlanamayacağının anlaşıldığı, taşınmazın

yüzölçümü, geometrik durumu ve enerji nakil hattı güzergâhı dikkate alınarak

tamamının bedeli üzerinden başvurucunun hissesi oranında tazminata hükmedilmesi

ve başvurucunun taşınmazdaki payının iptal edilerek idare adına tescili

gerekirken %75 değer azalışının kabul edilmesinin ve taşınmazın tamamının idare

adına tescilinin yerinde olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını

bozmuştur.

12. Mahkeme davayı tekrar ele

almış, kendilerine husumet yöneltilen davalı Enerjisa

BEDAŞ cevap dilekçesinde özelleştirme sonrası dağıtım tesislerinin TEDAŞ’ta

kaldığını iddia ederek husumetin kendisine yöneltilemeyeceğini ifade etmiştir.

Kendisine husumet yöneltilen davalı TEDAŞ ise, 6100 sayılı Kanun’un 124.

maddesine göre bozma kararı sonrası taraf değişikliğinin kabul edilemeyeceğini,

davanın süresinde açılmadığını ve davanın esastan incelenmesi halinde

taşınmazın yalnız küçük bir bölümünde irtifak hakkı kurulması gerektiğini

belirtmiştir.

13. Mahkeme, bozma kararına

uyarak 3/10/2012 tarih ve E.2011/362, K.2012/444 sayılı kararı ile bilirkişi

raporu doğrultusunda TEDAŞ’ı sorumlu tutarak arsa vasıflı taşınmaza

kamulaştırmasız el atılması nedeniyle 85.500,00 TL tazminat bedelinin 14/8/2003

tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine ve

taşınmazın başvurucuya ait olan payının iptal edilerek TEDAŞ adına tesciline

karar vermiştir.

14. Temyiz taleplerini inceleyen

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 28/3/2013 tarih ve E.2013/1961, K.2013/5762 sayılı

kararıyla ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.

15. Karar, başvurucu vekiline

30/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve karar düzeltme talebinde bulunulmaması

üzerine 16/5/2013 tarihinde kesinleşmiştir.

16. Başvurucu 29/5/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

17. 4/11/1983 tarih ve 2942

sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 18/6/2010 tarih ve 5999 sayılı Kanunla ilave

edilen geçici 6. maddenin 24/5/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanun’un 21.

maddesiyle değişmeden önceki birinci ve altıncı fıkraları şöyledir:

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması

hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında

fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis

edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya

tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın

fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından ilgili idareden tazminat

talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.

…

İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde,

uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya

davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik

tarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el

konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindeki

değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit ve

taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminat

ödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların

hükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır.”

18. 13/2/2011 tarih ve 6111

sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un iptal edilen geçici 2. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmak üzere; 4/11/1983 tarihli ve

2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı maddesi hükmü, 4/11/1983 tarihinden sonraki

kamulaştırmasız el koyma işlemlerine de uygulanır. Ancak, bu tarihten sonraki

kamulaştırmasız el koyma işlemleri sebebiyle açılan tazminat davalarında

verilen ve kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden 2942 sayılı Kanunun geçici 6 ncı maddesinin yedinci fıkrası

uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması halinde, idarelerin yılı

bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerden ayrıca yüzde beş pay

ayrılır.”

19. 2942 sayılı Kanun’un Anayasa

Mahkemesinin 1/11/2012 tarih ve E.2010/83, K.2012/169 sayılı Kararı ile

iptalinden sonra 24/05/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanunla değişik geçici 6.

maddesinin 1., 8. ve 13. fıkraları şöyledir:

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması

hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında

fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis

edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya

tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın

fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel

talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine

göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün

uygulanması dava şartıdır.

…

Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca

ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine

dâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen

ödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil

Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmet

alımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve

il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri

toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamının

en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen

alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde,

ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten

ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ile

alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı

Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı

gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları

da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem

yapılabilir.

…

4/11/1983 tarihinden bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe

kadar kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış

olmasına rağmen fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca

tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazların idare tarafından

kamulaştırılması hâlinde kamulaştırma bedeli ve mahkemelerce malikleri lehine

hükmedilen tazminat ile bu davalara ilişkin mahkeme ve icra vekalet ücretleri

de, idarelerce bu maddenin sekizinci fıkrasına göre bütçelerden ayrılacak

paydan ve aynı fıkrada belirtilen usule göre ödenir ve işlem yapılır. Bu

alacaklar için de bu maddenin on birinci fıkrası, bu fıkra kapsamında kalan

taşınmazlar hakkında açılan her türlü davalarda ise yedinci fıkra hükümleri

uygulanır. Bu fıkra hükmü, bu fıkra kapsamında kalan taşınmazlar hakkında

açılan ve kesinleşmeyen davalarda da uygulanır…”

20. 10/12/2003 tarih ve 5018

sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun “Ödenemeyen giderler ve bütçeleştirilmiş

borçlar” kenar başlıklı 34. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Ödeme emri belgesine bağlandığı halde ödenemeyen tutarlar,

bütçeye gider yazılarak emanet hesaplarına alınır ve buradan ödenir. Ancak,

malın alındığı veya hizmetin yapıldığı malî yılı izleyen beşinci yılın sonuna

kadar talep edilmeyen emanet hesaplarındaki tutarlar bütçeye gelir kaydedilir.

Gelir kaydedilen tutarlar, mahkeme kararı üzerine ödenir.

Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm ödemeleri

karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göre

ödenir. Ancak, sırasıyla kanunları gereğince diğer kamu idarelerine ödenmesi

gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve benzeri tutarlara,

tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi halinde gecikme

cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi talep edilen emanet

hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.”

21. 16/5/1956 tarih ve 1956/1-6

sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:

“Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan malik, el atmanın

önlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı olduğu takdirde

taşınmaz bedelini isteme hakkı da bulunmaktadır. Taşınmaz sahibinin el konulan

taşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde, taşınmazın el koyma

tarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava

tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar verilir.”

22. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi

şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 25/2/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 29/5/2013 tarih ve 2013/3578

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucu, 285/342 hissesi

bulunan taşınmaz üzerinden 1977 yılında Anayasa’nın 46. maddesine aykırı

biçimde kamulaştırma yapılmaksızın ve kendisine haber verilmeksizin el atılarak

iki ayrı enerji nakil hattı geçirildiğini, 2003 yılında açtığı kamulaştırmasız

el atma nedeniyle tazminat davasının makul süreyi aşarak yaklaşık 10 yılda

tamamlandığını, bu süre zarfında taşınmazını kullanamadığını, taşınmazından

yararlanamadığını ve taşınmazı satamadığını, bu sebeplerle mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek 100.000,00 TL maddi ve

100.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Başvurucunun şikâyetleri

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer kabul

edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvuru

hakkında kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

i. Mülkiyet Hakkı

26. Başvurucu, 285/342 hissesi

bulunan taşınmazı üzerinden 1977 yılında Anayasa’nın 46. maddesine aykırı

biçimde kamulaştırma yapılmaksızın ve kendisine haber verilmeksizin hukuksuz

olarak el atılarak iki ayrı enerji nakil hattı geçirilmesi ile dava sürecinde

taşınmazını kullanamaması, taşınmazından yararlanamaması ve taşınmazı

satamaması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

27. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında başvurucu

lehine verilen kararın kesinleşmesiyle zararın karşılandığı, bu durumun

başvurucunun mağdur statüsünün bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi

sırasında göz önünde bulundurulması gerektiği bildirilmiştir.

28. Başvurucu, Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı beyanında, zararının tazminat faiziyle karşılanamayacağını, zira

Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan gerçek değerin peşin ödenmesi hükmünün

ihlal edildiğini, kendisine haber dahi verilmeden ve kamulaştırma yapılmadan

taşınmazına el atıldığını, tazminatın ise uzun süren dava sonunda kendisine

ödendiğini belirterek iddialarını yinelemiştir.

29. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi

şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz.”

30. Anayasa'nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

31. Anayasa'nın “Kamulaştırma” kenar başlıklı 46. maddesi

şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği

hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan

taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve

usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya

yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli

nakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu

hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit

olarak ödenir.

…

32. Sözleşmeye Ek (1) No.lu

Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına

saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı

sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

33. Anayasanın 35. maddesi ve

(1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir. İki düzenlemenin ilk cümleleri herkese mülkiyet hakkını tanımakta,

ikinci cümleleri ise kişilere ait mülkiyet hakkının hangi koşullarla

sınırlandırılabileceğini ya da kişilerin mülkünden yoksun bırakılabileceğini

hüküm altına almaktadır(B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

29).

34. Anayasa’nın 35. maddesinde

mülkiyet hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla

sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve

hürriyetleri sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzel

kişilerine özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve

kamulaştırma ilkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi mülkiyet hakkının

sınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, başvurunun değerlendirilmesinde Anayasa’nın 35.

maddesiyle birlikte 13. ve 46. maddelerinin de göz önünde bulundurulması

gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 28).

35. Anayasa’nın 35. maddesinde

bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye

başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak

koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma

ve tasarruf etme olanağı veren bir haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu

yararı nedeniyle ve kanunla sınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 46. maddesine

göre özel mülkiyetteki bir taşınmaz kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması

halinde gerçek karşılığı peşin ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek

şartıyla kamulaştırılarak kamu hizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkı

kurularak kamu yararı amacıyla kullanımı sınırlandırılabilir. (Bkz. E.1988/34,

K.1989/26, K.T. 21/6/1989; E.2011/58, K.2012/70, K.T. 17/5/2012 ve E.2004/25,

K.2008/42, K.T. 17/1/2008)

36. Çağdaş demokrasiler, temel

hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı

rejimlerdir. Temel hak ve özgürlükleri büyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz

hale getiren sınırlamalar hakkın özüne dokunur. Temel hak ve özgürlüklere

getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi,

kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi güvencelerin tamamı demokratik

toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak ve

özgürlükler, istisnai olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik

toplum düzeninin gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla

sınırlandırılabilirler. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere

getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla

olması düşünülemez. Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun,

kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir

özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak

düzeye vardırılmaması gerekir (AYM, E.2012/108, K.2013/64, K.T.22/5/2013).

37. Anayasa’nın 35. maddesinde

mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla

yapılması gerektiği hüküm altına alınırken (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi

mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve

uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM,

yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak

istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş

ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (bkz. Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79,

2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla

yapılacağını öngörerek Sözleşme’den daha geniş bir

koruma sağlamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).

38. Hak ve özgürlüklerin ve

bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu

haklara ve özgürlüklere keyfi müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini

sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir. Bununla

beraber kanunla düzenleme zorunluluğu, hakka yapılacak müdahalenin

uygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekilde tüzük, yönetmelik, tebliğ ve

genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

39. Hukuki güvenlik ile

belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki

güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının

öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven

duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici

yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal

düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve

kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını,

ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini

ifade etmektedir. (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

40. Kamulaştırma yapmaya yetkili

olan Devlet, kamu tüzel kişileri, kamu kurumları veya kamu yararı bulunması

halinde yararlarına kamulaştırma yapılabilecek gerçek ve özel hukuk kişileri

tarafından, Anayasa’nın 46. maddesi ve 2942 sayılı Kanuna aykırı şekilde, özel

mülkiyete konu taşınmazlara kısmen veya tamamen, fiilen veya hukuken bedelsiz

olarak yapılan el koyma işlemi “kamulaştırmasız

el atma” olarak tanımlanmaktadır (B. No: 2012/1436, 6/3/2014, § 55).

41. Kamulaştırmasız el atma,

kamulaştırma ile kıyaslandığında daha az güvence sunan ve hukuki olmayan bir

yöntemdir. Şöyle ki, 2942 sayılı Kanun’a göre, kamulaştırma kararı

verilebilmesi için öncelikle taşınmazın değerinin idare tarafından tespit

ettirilmesi, uyuşmazlık halinde idarenin mahkemeye başvurarak bedel tespitini

istemesi gerekmektedir. Tespit edilen bedelin peşin olarak bankaya

yatırılmasıyla kamulaştırma kararı kesinleşmektedir. Bu nedenle bir kamu

idaresi kamulaştırma bedelini ödeyecek yeterli ödeneği olmadıkça kamulaştırma

kararı alamayacaktır. Diğer taraftan, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlarla

ilgili olarak uzlaşma ve dava yoluna başvurma külfeti maliklere yüklenmiştir.

Bu nedenle dava harçlarını ödeme yükümlülüğü de maliklerin üzerindedir (Bkz.

AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).

42. Kamulaştırmasız el atma,

idareye, taşınmazı kullanma ve kamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etme

imkânı sağlamaktadır. Böyle bir kamulaştırma işlemi olmadığından, kullanılan

taşınmazın devrini meşrulaştırma ve belli bir hukuki güvence sağlama imkânı

sunan tek unsur, idare tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit eden ve

bireylere “kamulaştırmasız el atma nedeniyle

tazminat” ödenmesine hükmeden mahkeme kararıdır. Kamulaştırmasız el

atma uygulaması, hukuki planda taşınmazların maliki olarak kalan başvuranları,

herhangi bir kamu yararı gerekçesi ile eylemini haklı kılmayan idareye karşı

dava açmak zorunda bırakmaktadır. Böyle bir kamu yararı gerekçesinin gerçekliği

ancak daha sonra mahkemeler tarafından değerlendirilmektedir. Başka bir

deyişle, kamulaştırmasız el atma, her ne olursa olsun, idare tarafından

isteyerek oluşturulmuş kanuna aykırı bir durumu hukuki olarak kabul etmeye ve

idareye, kanuna aykırı davranışından fayda sağlama imkânı sunmaya yol

açmaktadır. İdareye resmi kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı

sağlayan böyle bir uygulama, kişilerin öngörülemez ve keyfi durumlarla

karşılaşma tehlikesi taşımaktadır. Söz konusu uygulama, yeterli derecede hukuki

güvence temin edecek ve gerektiği şekilde gerçekleştirilen bir kamulaştırmanın

alternatifini oluşturacak nitelikte değildir (Aynı yöndeki AİHM kararı için

bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye,

11765/05, 27/5/2010, §§ 40, 43, 45).

43. Anayasa’nın 35. ve 46.

maddeleri, taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkına son veren müdahalelerin yasal

olmasını zorunlu tutmaktadır. Bu zorunluluk hukuk devletinin gereğidir.

Anayasa’nın 46. maddesi hükmü ve 2942 sayılı Kanun gereği asıl olan

kamulaştırma işlemi yapmak suretiyle idarenin taşınmazı iktisap etmesidir.

Yöntem olarak Anayasa ve yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz

konusu iken, dayanağını Anayasa ve yasalardan almayan, bireylerin mülkiyet

hakkına son veren bir uygulama olan kamulaştırmasız el atma yasalara uygun bir

kamulaştırma ile aynı hukuki çerçeve içinde değerlendirilemez. İdarelere resmi

kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama,

taşınmaz sahipleri için öngörülemeyen ve hukuki olmayan müdahale riskini

taşımaktadır (B. No: 2012/1436, 6/3/2014, § 58).

44. Başvuru konusu olayda idare

başvurucunun 285/342 hissesi bulunan taşınmazı üzerinden 1977 yılında iki ayrı

enerji nakil hattı geçirmek suretiyle, yani meşru kamu yararı amacıyla

başvurucunun hisseli taşınmazına kamulaştırmasız olarak el atmış ve Mahkemenin

tespitiyle el atma sonrası taşınmazda %100 değer düşüklüğü meydana gelmiştir.

Bu durumda Anayasanın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı biçimde 2942 sayılı

Kanunda belirlenmiş süreçler takip edilmeden başvurucunun mülkiyetinde bulunan

taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı mahkeme kararıyla sabittir.

45. Sonuç olarak başvurucunun

285/342 hissesi bulunan taşınmazı üzerinden 1977 yılında iki ayrı enerji nakil

hattı geçirmek suretiyle taşınmaza kamulaştırmasız el atmanın Anayasa’nın 13.,

35. ve 46. maddeleriyle 2942 sayılı Kanun’da belirtilen usule uymayan bir

müdahale olduğu ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ilkesini

ihlal ettiği kanaatine ulaşılmıştır.

46. Belirtilen nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkı

47. Başvurucu, 2003 yılında

açtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının iki dereceli

yargılama sonucunda 2013 yılında kesinleştiğini ve 10 yıllık yargılama

sürecinin makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

48. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

49. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

50. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, asliye hukuk mahkemesi nezdinde açılan bir kamulaştırmasız el atma

nedeniyle tazminat davasının söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da

yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni

hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 49).

51. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 4/8/2003 tarihidir.

52. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun temyiz talebi

hakkında verilen Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin E.2013/1961, K.2013/5762 sayılı

karar tarihi olan 28/3/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

53. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başvurucuya ait hisseli

taşınmaza kamulaştırmasız el atılması nedeniyle tazminat talebi olduğu,

4/8/2003 tarihinde açılan davada Mahkemenin 23/12/2004 tarihinde karar verdiği,

ancak bu kararın temyiz incelemesi neticesinde 28/6/2010 tarihinde bozulduğu,

bozma kararını takiben Mahkemenin verdiği 3/10/2012 tarihli kararın ise temyiz

incelemesi neticesinde 28/3/2013 tarihinde onandığı ve karar düzeltmeye

gidilmemesi neticesinde kararın kesinleştiği, iki dereceli yargılama sürecinde

davanın yaklaşık on yılda tamamlandığı anlaşılmaktadır.

54. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi

önünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları

konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu

olduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 22).

55. 6100 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiş olup (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64), başvuruya konu davada yer

alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla

birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir

karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık on

yıllık yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

57. Başvurucu, 285/342 hissesi

bulunan taşınmaz üzerinden 1977 yılında kamulaştırma yapılmaksızın iki ayrı

enerji nakil hattı geçirilmesi üzerine 2003 yılında açtığı kamulaştırmasız el

atma nedeniyle tazminat davasının makul süreyi aşarak 10 yılda tamamlanması, bu

süre zarfında taşınmazını kullanamaması ve satamaması ile taşınmazına hukuksuz

olarak el atılması nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürerek 100.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

58. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, makul süre şikâyeti yönünden Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına

ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı,

mülkiyet hakkı yönünden ise kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat

davasında başvurucu lehine verilen kararın kesinleşmesiyle zararın

karşılandığı, bu durumun başvurucunun mağdur statüsünün bulunup bulunmadığının

değerlendirilmesi sırasında göz önünde bulundurulması gerektiği, bir ihlal

tespit edilmesi halinde ise hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin

yerinde olacağı bildirilmiştir.

59. 6216 sayılı Kanun’un

“Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

60. Başvurucunun 285/342 hissesi

bulunan taşınmazı üzerinden 1977 yılında kamulaştırma yapılmaksızın iki ayrı

enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle Anayasa ve 2942 sayılı Kanun’da

öngörülmeyen kamulaştırmasız el atma şeklindeki müdahalenin mülkiyet hakkının

kanunilik ilkesini ihlal ettiği yönünde karar verilmiştir.

61. Bunun yanında bahsedilen

müdahale kapsamında, enerji nakil hattı tesis ederek elektrik iletimini

sağlamak şeklinde ulaşılmak istenen kamu yararıyla başvurucunun mülkiyet hakkı

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu denge başvurucuya el

atılan taşınmaz bölümünün mahkemece tespit edilen gerçek karşılığı ödenerek

sağlanmaktadır. Mahkemelerin kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat

ödenmesine karar vermeleri kamu yararıyla kişi yararı arasında adil dengeyi

sağladığı gibi, idare tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit ederek

belli bir hukuki güvence de sağlamaktadır (B. No: 2012/1436, 6/3/2014, § 67).

62. Başvurucu, dava süresince

taşınmazı kullanamadığı ve satamadığı için maddi zararının doğduğunu iddia

etmektedir. Başvurucu taşınmazı ne şekilde kullanacağını ve gelir elde

edeceğini açıklamamaktadır. Başvurucu dava sürecinde başvuruya konu taşınmazı

tarım amaçlı kullanmak ve gelir elde etmek için bir faaliyette bulunduğunu ve

bunun engellendiğini ortaya koymamaktadır. Bahsedilen taşınmazı arsa vasfıyla

kullanarak gelir elde etmekten kastın ne olduğu da ortaya konmamıştır. Bu

iddiadan kasıt, bina yaparak kiralamak veya satmak ise, üzerinden enerji nakil

hattı geçen ve Mahkemece değer düşüklüğü %100 olarak belirlenen bir taşınmazda

bunun mümkün olmadığı da açıktır. Bunun yanında başvurucunun açtığı davanın

amacı da kanunilik ilkesine aykırı olarak el atılan taşınmazın bedelinin

kendisine ödenmesi talepli olup, taşınmaz hissesinin idare adına tescili

karşılığında bu bedel kendisine ödenmiştir. Başvurucunun iddia ettiği gibi

başvuru konusu taşınmaz 2942 sayılı Kanuna göre kamulaştırılmış olsa da dava

sürecinde taşınmazın arsa vasfıyla kullanılarak gelir elde edilmesi veya

satılması şartlarında başvurucu lehine nasıl bir değişiklik olacağı ortaya

konamamıştır.

63. Nitekim AİHM,

kamulaştırmasız el atma nedeniyle yapılan başvurularda maddi tazminat

taleplerini mahkeme tarafından ödemenin etkin olarak yapıldığı tarihe kadar

geçen süre içindeki paranın uğradığı değer kaybını telafi edebilecek nitelikte

olup olmadığı sorunu ile sınırlandırmakta ve yapılan ödemenin değer kaybı

telafi edilmişse ayrıca bir zarara daha uğramadıkları sonucuna ulaşarak maddi

tazminat taleplerini reddetmektedir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye, 11765/05,

27/5/2010, § 65).

64. Başvurucu taşınmazın değeri

konusunda Mahkemenin verdiği karardan şikâyet etmemektedir. Bu durumda

başvurucuya el atılan arsa vasıflı hisseli taşınmazda bulunan 285/342 hissesine

karşılık 2942 sayılı Kanun’da öngörülen bedel tespiti prensiplerine uygun

olarak dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedeli dava tarihinden

itibaren işleyen faiziyle ödenerek ulaşılmak istenen kamu yararıyla

başvurucunun müdahale edilen mülkiyet hakkı arasında makul bir orantının

kurulduğu, dolayısıyla başvurucunun kendisinin de şikâyetçi olmadığı

taşınmazının satış değerini faiziyle birlikte Mahkeme kararıyla tahsil ettiği

ve kanuni olmayan el atma hakkında ihlal kararı verildiği göz önünde

bulundurulduğunda başvurucuya ayrıca maddi tazminat ödenmesine gerek

bulunmadığı yönünde karar verilmesi gerekir.

65. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on yıllık yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında 8.300,00 TL, başvurucunun

taşınmaz hissesine Anayasa ve 2942 sayılı Kanunda öngörülen kamulaştırma

usulüne uyulmadan üzerinden enerji nakil hattı geçirilerek kanunilik ilkesine

aykırı olarak el atılması ve hakkını elde etmek için dava açmak zorunda

bırakılması sonucu ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında ise 5.000,00 TL olmak üzere, başvurucuya takdiren

net 13.300,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

66. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde güvence altına

alınan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 13.300,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

25/2/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Raportör : Selami ER Başvurucu : Mustafa ASİLER Vekili : Av. Lale İNCESU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3578, 25 Şubat 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. K.2008/42, K.T. 17/1/2008)
  16. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3578
Tarih
25 Şubat 2015

İlgili Kararlar

  • Şenal Haylaz Başvurusu (B. No: 2013/3457)
  • Alper Kurtuldu Başvurusu (B. No: 2013/8064)
  • Fulpet Akaryakıt Tic. ve San. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/1834)
  • Akel Gıda San. ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/28)
  • Sedat Pahsa Başvurusu (B. No: 2014/7202)
  • Ümit Yalçın Başvurusu (B. No: 2014/12984)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.