İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Aydin Başvurusu (B. No: 2013/275)

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan

Başvuru No2013/275Tarih6 Ekim 2015Okuma24 dk · 4.714 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Aydin Başvurusu

Karar tarihi
6 Ekim 2015
Başvuru Numarası
2013/275
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.714 kelime·24 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan

başvurucunun, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi’ne göndermek istediği

mektuba el konulması işlemi nedeniyle haberleşme ve ifade özgürlüğünün ihlal

edildiği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 31/12/2012 tarihinde

Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/6/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuştur.

5. Birinci Bölümün 14/11/2013

tarihli ara kararıyla adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından 22/11/2013

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

7. Başvuru konusu olay ve olgular 22/11/2013

tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 15/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

8. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

başvurucuya 21/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Başvurucu 27/1/2014 tarihinde bu görüşe karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

9. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile başvuruya konu dosya

içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:

10. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile “devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir

kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak” suçunu işlediği

gerekçesiyle başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir.

11. Başvurucu hükümlü olarak bulunduğu Kırıkkale F Tipi

Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan (İnfaz Kurumu) İHD Genel

Merkezi’ne bir mektup göndermek istemiştir. Söz konusu mektupta “… Kürt sorununun çözümü için şu an cezaevinde

bulunan tutsaklar, bedenlerini ölüme yatırmış bulunmaktadır. Talepleri müzakere

sürecinde olumlu rol oynayan Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlüğünü

güvenceye alınması ile Anadil önündeki hukuki tüm engellerin kaldırılmasıdır.

Böylesi insani bir talebe siz İnsan Hakları savunucuları olarak gerekli duyarlılığı

göstereceğinize inanıyoruz. Tutsakların daha ağır sonuçlarla karşılaşmaması

için gerekli duyarlılığın geliştirilmesi için sizlerden yardım talebinde

bulunuyoruz. …” ifadeleri yer almaktadır.

12. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı

fıkrası uyarınca anılan mektubu inceleyen İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu

18/10/2012 tarihli ve 2012/352 sayılı kararla mektubun alıkonulmasına karar

vermiştir.

13. Anılan kararla, başvurucunun mektubunun yanı sıra diğer

hükümlülerin, çeşitli sivil toplum kuruluşlarına ve şahıslara göndermek

istedikleri mektuplar da alıkonulmuştur. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“18/10/2012 tarihinde hükümlüler

… Mustafa Aydın … tarafından

İnsan Hakları Derneğine, … gönderilmek istenen mektup

ve faksların içeriğinin disiplin kurulumuzca incelenmesi neticesinde;

Mektupların içeriğinde geçen ifadelerde;

Türkiye genelindeki ceza infaz kurumlarında bulunan PKK’lı terör hükümlülerin

yapmakta oldukları süresiz açlık grevlerinin meşrulaştırılmaya çalışıldığı,

çeşitli kurum ve kuruluşlara mektup göndermek suretiyle olumsuz yönde kamuoyu

oluşturma gayreti içinde oldukları, bununla birlikte örgütsel bir amaca hizmet

ettikleri ve bu yönde haberleşme yaptıkları anlaşıldığından

… hükümlüler …

Mustafa Aydın … tarafından

İnsan Hakları Derneğine, … gönderilmek istenen mektup ve faksların tamamının

sakıncalı bulunarak alıcılarına gönderilmemesine … karar verilmiştir.”

14. Başvurucu, bu karara karşı Kırıkkale İnfaz Hâkimliği

nezdinde şikâyet başvurusunda bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği, 29/11/2012

tarihli ve E.2012/545, K.2012/535 sayılı kararla başvurucunun şikâyetini

reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“5275

sayılı Kanunun 40/1,2-g maddelerinde açlık grevi

yapmak bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezasını gerektiren eylem olarak

kabul edilmiş olup, cezaevinde açlık grevi yapmak disiplin cezasını

gerektirdiğinden bununla ilgili mektupların gönderilmemesine dair Kırıkkale F

Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Disiplin Kurulu

Başkanlığının 18/10/2012 tarihli ve 2012/352 sayılı kararı kanuna uygun

olduğundan hükümlülerin şikayetlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.”

15. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itiraz

yoluna başvurmuştur. İtirazı inceleyen Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi, 24/12/2012 tarihli ve 2012/867 sayılı kararla İnfaz

Hâkimliğinin kararındaki gerekçeye atıf yapılarak kararın usul ve yasaya uygun

olduğundan bahisle başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir.

16. Başvurucu 31/12/2012 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, bu maddede belirlenen

kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve

ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

18. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak

çıkarılan, 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218

sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Tüzük’ün (Ceza İnfaz Tüzüğü) 91.

maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez.”

19. Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki

infaz ve koruma memuru tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna

iletilmek üzere güvenlik ve gözetim servisi personeline verilir. Yapılan

incelemeden sonra gönderilmesinde sakınca görülmeyen mektuplar üzerine

"görüldü" kaşesi vurulur, zarf içerisine konularak kapatılır ve

postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

20. Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun

disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,

mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna

kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı

idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde

çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.

Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı

tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için

gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,

disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,

infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz

hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise

mahkemenin kararına göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye

yapılacak tebligatta, tebliğ tarihinden itibaren onbeş

gün içinde infaz hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz

hâkimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza

mahkemesine itiraz edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek

mektubun sakıncalı görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek

verileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Hükümlü ve tutukluların beslenmesini

engelleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlü

ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya

da bu yolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 6/10/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 31/12/2012 tarihli ve 2013/275 numaralı bireysel

başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, göndermek istediği

mektubunda hakaret ve şiddeti teşvik eden herhangi bir ibare olmamasına rağmen

Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu tarafından mektuba el konulduğunu, bu karar

alınırken herhangi bir şekilde savunmasının alınmadığını, bu şekilde haberleşme

ile düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; 3

TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

24. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun

haberleşme hürriyeti ile düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin ihlal

edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmış ise de bu iddiaların özü, göndermek

istediği mektuba cezaevi idaresince el konulması nedeniyle haberleşme

hürriyetinin kısıtlanmasıyla ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu

tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun

bütün iddiaları haberleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmiştir. Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de haberleşme alanında ifade özgürlüğünün

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 8. maddesi ile güvence

altına alındığını hatırlatmaktadır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72…,

25/3/1983, § 107; Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye,

B. No: 6289/02, 5/12/2006, § 33; Ahmet Temiz,

B. No: 2013/1822, 20/5/2015, § 23).

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Başvurucunun, İHD Genel Merkezi’ne

hitaben yazdığı mektuba el konulması işlemi nedeniyle anayasal haklarının ihlal

edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka

bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve

Bakanlık Görüşleri

26. Başvurucu, göndermek istediği mektubunda hakaret ve

şiddeti teşvik eden herhangi bir ibare olmamasına rağmen Ceza İnfaz Kurumu

Disiplin Kurulu tarafından mektuba el konulduğunu, bu şekilde haberleşme

hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Bakanlık görüşünde AİHM içtihatları hatırlatılarak

mektupta yer alan “33 gündür beş yüzü aşkın

siyasi tutsak açlık grevindedirler. Talepleri İmralı sistemi insanlık dışı bir

sistem olduğu ve bu sistemde tutulan Öcalan dünyada eşi benzeri görülmemiş bir

tecritle baş başa bırakılmıştır. (…) Bu kanlı sürecin önünü alabilmek ve

barışçıl bir sürece evrilebilmek için tutsaklar

bedenlerini açlığa yatırmışlar. (…) Yine Kürt dili önündeki tüm engellerin

kaldırılması amacıyla açlık grevleri yapılıyor” gibi ifadelerle açlık grevlerinin övülüp

övülmediğinin ve böyle bir durumun varlığının kabulü hâlinde söz konusu

müdahalenin demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanıp

kaynaklanmadığının incelenmesi sırasında bahse konu içtihatlar doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği

bildirilmiştir.

28. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru

dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar etmiştir.

b. Genel İlkeler

29. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin

gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve

gizliliğine dokunulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat

içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

30. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

31. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikte

Sözleşme’nin 8. maddesine karşılık Anayasa’da bir madde bulunmamaktadır.

Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22.

maddesinde düzenlenmiştir.

32. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme

özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra

içeriği ve biçimi ne olursa olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altına

almaktadır. Haberleşme bağlamında, bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü,

yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması

gerekir. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla

yapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No:

2013/6693, 16/4/2015, § 49).

33. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamındadır. Haberleşmenin

içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine dolayısıyla haberleşme

özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte haberleşme

özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru birtakım sınırlamalara tabidir. Bu

kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa,

§ 50).

34. AİHM kararlarına göre haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını

oluşturan mevzuatın, “ulaşılabilir”, yeterince açık ve belirli bir eylemin

gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir” olması gerekir. İkinci olarak

söz konusu sınırlandırma “meşru bir amaca” dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra

müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

85-90; Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71, 6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88, 25/3/1992, § 34).

35. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen

müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var

olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. İlkelerin Olaya

Uygulanması

i. Müdahalenin

Varlığı

36. Somut olayda İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararıyla,

başvurucunun İHD Genel Merkezine göndermek istediği mektubun alıkonulmasına

karar verilmiştir. Dolayısıyla anılan işlem ile kamu makamları tarafından

başvurucunun haberleşme özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur.

ii. Müdahalenin İhlal Teşkil Edip Etmediği

37. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu

nedenle sınırlamanın; Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Ahmet Temiz,

B. No: 2013/1822, 20/5/2015, § 36).

Kanunilik

38. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle

kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen

kanunla öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temel

prensibi içermektedir. İlk olarak müdahale teşkil eden eylem mevzuatta yer alan

bir düzenlemeye dayanmalıdır. İkinci olarak, müdahalenin dayanağını teşkil eden

düzenleme, ilgili kişi açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son

olarak söz konusu düzenleme, hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarını ona

göre yönlendirmeye ve eylemleri neticesinde meydana gelebilecek sonuçları belli

koşullar çerçevesinde öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıkta olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

86-88).

39. Kanunilik ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceğine dair genel bir yasal düzenleme yapılması ile

mümkün olduğu söylenemez. Buna göre “kanunun

kalitesi” olarak tanımlanabilecek kanuni düzenlemede bulunması

gereken temel esaslar belirlenerek takdir yetkisini kullanacak mercilerin

sınırlarının da netliğe kavuşturulması gereklidir. Bu bağlamda Anayasa

Mahkemesi Genel Kurulunun kararında belirtildiği üzere kanun ile temel

esasların, ilkelerin ve çerçevenin ortaya konulmuş olması gerekir (AYM,

E.1984/14, K.1985/7, 13/6/1985). Özellikle kanunun

idari makamlara haberleşme özgürlüğüne müdahalede takdir yetkisi tanıdığı

durumlarda ilgili kanunun bu yetkinin çerçevesini belirli bir açıklıkta

belirlemesi gerekmektedir (Mehmet Nuri Özen

ve diğerleri/Türkiye, B. No: 15672/08...,

11/1/2011, § 56; Tan/Türkiye, B.

No: 9460/03, 3/7/2007, § 21).

40. Cezaevi idaresinin hükümlü ve tutukluların haberleşmesine

müdahalesinin Anayasa’nın 22. maddesinin hangi fıkrası kapsamında kaldığının

belirlenmesi, müdahalenin kanuniliği açısından önemlidir. Zira ikinci fıkra

kapsamında olduğunun kabulü hâlinde hâkim kararı veya onayı olmaksızın yapılan

bir müdahale kanunilik ilkesini karşılamayacaktır. Öte yandan üçüncü fıkranın

gündeme gelmesi durumunda kanun koyucunun cezaevini istisna kamu kurumu olarak

kabul edip etmediği değerlendirilecektir. (Ahmet

Temiz, § 39).

41. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis

cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli

bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer

hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.”

42. Buna göre 5275 sayılı Kanun’un 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer hakları,

infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen kurallar

uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresi uyarınca cezaevlerinin, haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamu kurumu olarak kabul edildiği

değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, § 76).

43. Somut olayda, hükümlülerin cezaevinden yaptıkları

yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un

68. maddesi ile Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 91., 122. ve

123. maddeleri oluşturmaktadır.

44. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinde

ve anılan Tüzük’ün 91. maddesinde; hükümlülerin

mektup, faks ve telgraf gönderme ve kendilerine gönderilenleri alma hakkına

sahip oldukları; resmî makamlara veya savunmaları için avukatlarına

gönderdikleri mektup, faks ve telgrafların denetime tabi olmadığı, “Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,

görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç

örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları

paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,

faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği, hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

45. Gerek 5275 sayılı Kanun gerekse anılan Tüzük, Resmî Gazete’de yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir

olduğuna kuşku yoktur. Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler,

cezaevinde hükümlülerin mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı,

buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek usuller yeterince açık ve anlaşılabilir

şekilde düzenlenmiştir. Hükümlünün mektubunun denetimi, mektubun kısmen veya

tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde başvurulacak tedbirler ile bu yöndeki

işlemlere karşı hükümlünün başvurabileceği dava yollarının da düzenlendiği, bu

hâliyle ilgili düzenlemenin yeterince açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir

olduğu sonucuna varılmıştır (Ahmet Temiz,

§ 44).

46. AİHM’in Gülmez/Türkiye

kararında da 5275 sayılı Kanun’un, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya

Aşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelendiği,

herhangi bir eleştiriye maruz kalmadığı, hükümlerinin yapılan herhangi bir

haksız müdahaleye karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve

ayrıntılı olduğu tespiti yapılmıştır (Gülmez/Türkiye,

B. No: 16330/02, 20/5/2008, § 51).

47. Görüldüğü üzere müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü,

hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortaya

koyan erişilebilir ve öngörülebilir bir düzenlemedir. Yapılan değerlendirmeler

neticesinde 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç

48. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

49. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında da haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin; hukuka

uygun ve demokratik toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu

güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amaçlarıyla yapılmış olması aranmakta olup bu şartlar altında

yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.

50. Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenen haberleşmenin

gizliliğine yönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde

olabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen

amaçlara dayalı olarak ve hâkim kararıyla yapılması gerekmektedir. Bununla

birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kanun ile istisna

tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada belirtilen istisna, hâkim

kararı alınması şartına yönelik olarak anlaşılmalı; 22. maddenin ikinci

fıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin genişletilebileceği şeklinde yorumlanmamalıdır.

Temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini öngören Anayasa’nın 13. maddesindeki

düzenleme ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların dar yorumlanması gereği karşısında

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine

getirilebilecek sınırlama sebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına

dayanılarak kanunla genişletilmesi mümkün değildir (Ahmet Temiz, § 49).

51. Yukarıda da belirtildiği gibi cezaevlerinin Anayasa’nın

22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğu

kabul edilmekle birlikte bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararı

alınması şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem

tesis edilebileceği anlamına gelmektedir. Ayrıca bu kurumların haberleşme

hürriyetine müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için mutlaka

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırma sebeplerine

dayalı olması gerekmektedir (Ahmet Temiz,

§ 50).

52. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında “Kurumun asayiş ve

güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar

amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye

verilmeyeceği, hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

Burada

belirtilen sebeplerin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış

olan kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde

cezaevinde güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.

53. Somut olayda İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun 18/10/2012 tarihli kararında, başvurucunun İHD Genel

Merkezi’ne göndermek istediği mektuba el konulması işlemine gerekçe olarak söz

konusu mektupla “süresiz açlık grevlerinin

meşrulaştırılmaya çalışıldığı, olumsuz yönde kamuoyu oluşturulması gayreti

içinde olunduğu, bununla birlikte örgütsel bir amaca hizmet edilerek haberleşme

yapıldığı” gösterilmiştir.

54. Başvurucu şikâyet yoluna başvurmuş, Kırıkkale İnfaz

Hâkimliğinin 29/11/2012 tarihli ve E.2012/545,

K.2012/535 sayılı kararıyla şikâyet reddedilmiştir.

55. 5237 sayılı Kanun’un 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası

hükmü uyarınca hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik

veya ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesi suçtur.

56. Bu kapsamda başvurucunun mektubunun, İnfaz Kurumunca

denetlenmesi suretiyle haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin; kamu düzeni,

cezaevlerinde güvenliğin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarını

taşıdığı ve bunun da Anayasa'nın haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22. maddesinin

ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

57. Başvurucu, göndermek istediği mektubunda hakaret ve

şiddeti teşvik eden herhangi bir ibare olmamasına rağmen Ceza İnfaz Kurumu

Disiplin Kurulu tarafından mektuba el konulması nedeniyle haberleşme

hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

58. Bakanlık görüşünde, mektupta yer alan kimi ifadelerin

(bkz. § 23) açlık grevlerini övücü niteliğinin bulunup bulunmadığı ile böyle

bir durumun varlığının kabulü hâlinde söz konusu müdahalenin demokratik

toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığının AİHM

içtihatları doğrultusunda

değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.

59. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve diğerleri /Birleşik

Krallık, § 97).

60. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri

incelediği kararlarda öncelikle, ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin

yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline

sebebiyet vermeyeceğini keza ceza infaz kurumunun olağan ve makul

gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu

belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen ve

diğerleri/Türkiye, § 51; Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 98).

61. AİHM, her somut olayda bu değerlendirmeyi yaparken mektup

gönderme ve almanın, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ve

tutukluların dış dünya ile bağlantılarını sağlayan en önemli araçlardan

olduğunu kamu makamlarının göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 45).

62. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru

birtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri,

B. No: 2013/7054, 6/1/2015, §§ 57, 58).

63. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik

toplum" ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesi ile AİHS'in

"demokratik toplum düzeninin

gerekleri" ölçütünün bulunduğu 8., 9.,

10. ve 11. maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla

demokratik toplum ölçütü; çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde

yorumlanmalıdır (Fatih Taş, B.

No: 2013/1461, 12/11/2014, § 92).

64. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları

uyarınca "Demokrasiler, temel hak ve

özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.

Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren

sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle,

temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla

demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak

yasayla sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142, K.2008/148, 24/9/2008). Başka bir ifadeyle, yapılan sınırlama hak ve

özgürlüğün özüne dokunarak kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede

güçleştiriyorsa, etkisiz hâle getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak

sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum düzenine

aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, 28/4/2011;

AYM, E.2006/142, K.2008/148, 17/4/2008; Fatih

Taş, § 93).

65. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84; Fatih

Taş, §§ 92, 93).

66. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için temel

hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine

getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, § 183).

67. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesi

kapsamında hukuka uygun olarak "bir

mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma" olarak

değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa ve Sözleşme'nin ortak alanı

kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına genel olarak sahiptirler

(Benzer yönde AİHM kararı için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No: 74025/01, 6/10/2005, §

69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun

önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik

kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda sahip oldukları haklar

sınırlanabilir (Turan Günana,

B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 35).

68. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan

gönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek

yukarıda belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesi

dâhilinde objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına

ikna edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi

gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra

yapılacak değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve

mahkûmiyet sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

98, 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010).

69. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşme özgürlüğünü kısıtlama

bakımından “demokratik bir toplumda gerekli”

ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunu

inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Sebahat Tuncel, § 87).

70. Başvuruya konu mektup içeriğinde “… Kürt sorununun çözümü için şu an cezaevinde

bulunan tutsaklar, bedenlerini ölüme yatırmış bulunmaktadır. Talepleri müzakere

sürecinde olumlu rol oynayan Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlüğünü

güvenceye alınması ile Anadil önündeki hukuki tüm engellerin kaldırılmasıdır.

Böylesi insani bir talebe siz İnsan Hakları savunucuları olarak gerekli

duyarlılığı göstereceğinize inanıyoruz. Tutsakların daha ağır sonuçlarla

karşılaşmaması için gerekli duyarlılığın geliştirilmesi için sizlerden yardım

talebinde bulunuyoruz. …” ifadeleri yer almaktadır. Söz konusu

ifadelerde açlık grevinden bahsedilmektedir ve bu ifadelerin İHD vasıtasıyla

cezaevinde sürdürülen açlık grevi eylemine kamuoyunun ilgisini çekme amacı

taşıdığı anlaşılmaktadır.

71. Somut olayda İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun 18/10/2012 tarihli kararında, başvurucunun İHD Genel

Merkezi’ne göndermek istediği mektuba el konulması işlemine gerekçe olarak söz

konusu mektupla süresiz açlık grevlerinin meşrulaştırılmaya çalışıldığı,

olumsuz yönde kamuoyu oluşturulması gayreti içinde olunduğu, bununla birlikte

örgütsel bir amaca hizmet edilerek haberleşme yapıldığı gösterilmiştir. Ancak

başvurucunun göndermek istediği mektubun muhatabının, derneklerle ilgili

mevzuata uygun olarak kurulmuş ve insan hakları alanında faaliyet gösteren bir

dernek olduğu hatırda tutulmalıdır. Dolayısıyla başvurucunun mektubundaki

sözlerin ne suretle terör örgütü mensuplarının haberleşmesine neden olacağı

açıklanmamıştır. Bunun yanı sıra başvurucunun mektubundaki hangi sözlerin açlık

grevlerini meşru gösterici ve olumsuz yönde kamuoyu oluşturucu nitelikte olduğu

belirtilmeden soyut olarak bu gerekçeye dayanıldığı anlaşılmaktadır.

72. Öte yandan anılan disiplin kurulu

kararında, başvurucunun mektubunun yanı sıra diğer hükümlülerin çeşitli sivil

toplum kuruluşlarına göndermek istedikleri mektuplar birlikte değerlendirilmiş

ve her bir hükümlünün göndermek istediği mektuba somut herhangi bir atıfta

bulunulmadan genel değerlendirmeyle ve soyut olarak mektuplarla “süresiz açlık grevlerinin meşrulaştırılmaya çalışıldığı,

olumsuz yönde kamuoyu oluşturulması gayreti içinde olunduğu, bununla birlikte

örgütsel bir amaca hizmet edilerek haberleşme yapıldığı”ndan bahisle

gönderilmemelerine karar verildiği sonucuna varılmıştır.

73. Disiplin kurulu kararına yapılan şikâyet,

Kırıkkale İnfaz Hâkimliğince söz konusu disiplin kurulu kararının usul ve

yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karara yapılan itiraz da

Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir. İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza

Mahkemesi kararlarında başvuruya konu mektup içeriği hakkında herhangi bir

somut değerlendirme yapılmamış, sadece 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3)

numaralı fıkrası tekrar edilip mektup içeriğinin soyut olarak bu maddede yer

alan düzenlemelere aykırı olduğu belirtilmiştir.

74. Buna göre başvurucunun mektubuna özgü ve diğer

mahkûmların mektuplarından bağımsız olarak değerlendirme yapılmadığı, mektup

içeriğindeki hangi sözlerin bu nitelikte olduğu belirtilmeden soyut olarak “süresiz açlık grevlerinin meşrulaştırılmaya çalışıldığı,

olumsuz yönde kamuoyu oluşturulması gayreti içinde olunduğu, bununla birlikte

örgütsel bir amaca hizmet edilerek haberleşme yapıldığı” gerekçesine

dayanıldığı anlaşılmaktadır. Somut olayda suçun önlenmesi, disiplinin ve

cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul

gerekliliklerin somut bilgilere dayalı olarak ortaya konulmadığı dolayısıyla

başvurucunun göndermek istediği mektuba el konulması suretiyle haberleşme

hürriyetine yapılan müdahalenin ilgili ve yeterli gerekçelere dayandırılmadığı

dolayısıyla "demokratik bir toplumda

gerekli" olmadığı kanaatine varılmıştır

75. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

76. Başvurucu, anayasal hakları ihlal edildiği için 3 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

77. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un " Kararlar " kenar başlıklı 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

78. Başvurucunun talep ettiği manevi tazminat miktarı dikkate

alındığında verilen ihlal kararının adil tatmin bakımından yeterli olduğu

değerlendirilerek başvurucuya ayrıca manevi tazminat verilmesine yer olmadığına

karar verilmesi gerekir.

79. Başvuru kapsamında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği

gözetilerek kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için Bakanlığa ve ilgili

mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.

Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğünün ihlaline ilişkin

şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Başvurucunun

Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün İHLAL

EDİLDİĞİNE,

B.

İhlal kararının adil bir tatmin sağlaması nedeniyle ayrıca manevi tazminata

hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,

C.

Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca başvurucuya, Adalet Bakanlığına ve Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine

gönderilmesine

6/10/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan

ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Kadir

ÖZKAYA

Rıdvan

GÜLEÇ

Raportör

:

Elif

ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu

:

Mustafa

AYDİN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/275, 6 Ekim 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. Üstün
  15. Özkaya
  16. Güleç
  17. Çelikdemir Ankıtcı
  18. Aydin
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/275
Tarih
6 Ekim 2015

İlgili Kararlar

  • Cuma Çiftçi Başvurusu (B. No: 2014/277)
  • Oktay Can Başvurusu (B. No: 2013/6379)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2014/6193
  • Emre Kartal Başvurusu (B. No: 2014/5020)
  • Ayşe Zengin Başvurusu (B. No: 2014/13014)
  • Ahmet Özışık Başvurusu (B. No: 2013/2714)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.