İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Oktay Can Başvurusu (B. No: 2013/6379)

1. Başvuru, olay tarihinde askerde bulunan başvurucunun

Başvuru No2013/6379Tarih14 Ekim 2015Okuma24 dk · 4.843 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Oktay Can Başvurusu

Karar tarihi
14 Ekim 2015
Başvuru Numarası
2013/6379
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.843 kelime·24 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, olay tarihinde askerde bulunan başvurucunun

oğlunun intiharında kusuru bulunduğu ileri sürülen idare aleyhine açılan

tazminat davasında yetersiz tazminata hükmedilmesi nedeniyle yaşam hakkının,

aynı davada aleyhine yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle de

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 21/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 11/10/2013 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 10/11/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve

olgular 10/11/2014 tarihinde bildirilmiş; Bakanlık, görüşünü 9/12/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvurucuya bildirilmiş olup başvurucu bu görüşe karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi, başvuruya konu dava ve soruşturma

dosyaları ile Millî Savunma Bakanlığının 27/7/2015 tarihli cevap yazısının

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucunun oğlu olan 18/10/1989 doğumlu M.O.C., Tunceli

Hozat 51’inci Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı emrinde piyade er rütbesiyle

askerlik görevini yerine getirmekte iken 5/9/2009 tarihinde Tunceli ili Merkez

Sarıtaş Jandarma Karakol Komutanlığı emrine geçici olarak görevlendirilmiştir.

9. M.O.C., bu görevlendirmeden önce 10/8/2009 tarihinde yedi

gün süreyle dağıtım iznine gönderilmiş, 18/8/2009 tarihinde izinden döndüğünde

önce Elazığ’da bulunan toplama merkezine, 20/8/2009 tarihinde ise Hozat’taki

birliğine katılmıştır.

10. M.O.C., 4/10/2009 tarihinde akşam saatlerinde karakolda

uzman çavuş olarak görev yapan U.R.Ç.nin yanına

giderek kız arkadaşının trafik kazası geçirmesini sebep göstererek memleketine

gitmek istediğini söylemiş ve kendisinden izin istemiştir.

11. U.R.Ç., kaza olayının gerçek olduğuna kanaat getirdiği

takdirde kendisini izne gönderebileceğini söylemiş ve M.O.C. ile kız

arkadaşının ikamet ettikleri Antalya’daki hastane ve polis birimleri ile M.O.C.nin aynı ilde ikamet eden arkadaşlarını telefonla

arayarak bu hususta araştırma yapmıştır.

12. Akabinde kazanın meydana gelip gelmediğini kesin olarak

öğrenememesi üzerine moralinin iyi olmadığını gördüğü M.O.C.yi o akşamki silahlı nöbetine göndermemiştir.

13. Ceza soruşturması aşamasında dinlenen tanıkların

ifadelerine göre M.O.C., ertesi gün saat 15.30’da yeniden U.R.Ç. ile görüşmüş

ve babasıyla telefonda konuştuğunu, kız arkadaşının sağlığında önemli bir

problem olmadığını öğrendiğini, moralinin de iyi olması nedeniyle izne

gitmekten vazgeçtiğini söylemiştir.

14. M.O.C., bu görüşmenin ardından diğer askerlerle birlikte

rutin faaliyetlerine devam etmiş, aynı gün saat 18.00’de ise havan mevzisindeki nöbetine piyade tüfeğini alarak gitmiştir.

15. Yine ceza soruşturması aşamasında dinlenen tanık

ifadelerine göre M.O.C.nin nöbet yerine gitmesinin

ardından moralinin hâlâ iyi olmadığını gören er arkadaşlarının bir kısmı,

kendisini teskin etmek için yanına gitmiş ve ona moral verdirmeye çalıştıktan

sonra oradan ayrılmışlardır. M.O.C.nin nöbetinin

başlamasından yaklaşık 40-45 dakika sonra nöbet tuttuğu mevziden bir el silah sesi

duyulmuş; karakoldakiler önce dışarıdan taciz ateşi açıldığını düşünmüşler,

sonrasında olay yerinde yaptıkları kontrollerde M.O.C.yi iki kaşının ortasından silahla vurulmuş şekilde

ölü olarak bulmuşlardır.

1. Ceza Soruşturması Süreci

16. 8’inci Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı tarafından

(Askerî Savcılık) olayın hemen sonrasında ve resen başlatılan soruşturma

kapsamında ölü muayene ve otopsi işlemleri yapılmış, olay yerinde bulunan

deliller derhâl muhafaza altına alınmıştır.

17. Yapılan otopsi sonucunda cesedin iki kaş orta kısmında

7x6,5 cm. ebadında ateşli silah mermi giriş deliği, saçlı deri sınırından 4 cm.

yukarıdan başlayan sol ense bölgesinde 13x6 cm. ebadında ateşli silah mermi

çıkış deliği olduğu, atışın bitişik atış mesafesinden yapıldığı, ölümün; ateşli

silah yaralanmasına bağlı kafa kemiklerinde kırık, beyin zarları arasında

kanama, beyin kontüzyonu ve beyin kaybı sonucu

gerçekleştiği belirlenmiştir.

18. Olay yerinin incelenmesinde ise piyade tüfeğinin dipçik

kısmı cesedin bacaklarının arasında zemine dayalı, şarjörü ve tetik tertibatı

sol dizi tarafında, emniyet mandalının tek atış konumunda ve cesedin sol elinin

tüfeğin el kundağı üzerinde olduğu, bu tüfeğe takılı şarjörde 18 dolu fişek ve

atım yatağında da 1 dolu fişeğin bulunduğu, ceset üzerindeki elbiselerde

herhangi bir kavga, boğuşma ve benzeri mücadele emaresinin bulunmadığı, cesedin

üzerindeki pantolonun sol üst cebinde mavi renkli tükenmez kalem ile “Seni Seviyorum S…, dayanamıyorum artık bu hasrete,

M…, hakkınızı helal edin.” ibarelerinin yazılı olduğu bir not kâğıdı

ile pantolonun sağ üst cebinde bir adet mavi renkli tükenmez kalem bulunduğu

belirlenmiştir.

19. Karakola ait telefon kayıtlarının incelenmesinden ölenin,

4/10/2009 tarihinde saat 19.15’te kız arkadaşı S.K. ile görüştüğü ve bu

görüşmenin S.K. tarafından da sonradan doğrulandığı anlaşılmıştır.

20. Ölene zimmetli olan ve olay yerinde bulunan piyade

tüfeğinde, atışa mâni herhangi bir mekanik arızanın bulunmadığı tespit

edilmiştir.

21. Ölenin el ve yüz svapları ile

eğitim pantolonunda atış artıklarına rastlanmıştır.

22. Askerî Savcılık, yürüttüğü soruşturma sonucunda 16/4/2010

tarihli ve K.2010/29 sayılı karar ile kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

“ … M.O.C.’nın kız arkadaşını ve ailesini özlediği için dağıtım

izninden dönmesinden 47 gün sonra, 4/10/2009 tarihinde izne gitmek istediği, bu

maksatla gerçeğe aykırı olacak şekilde kız arkadaşının trafik kazası geçirerek

yaralandığını, kız arkadaşına ulaşamadığını, bu sebeple moralinin bozuk

olduğunu, karakolda görev yapan havan bölgesinin sorumlusu Uzm. Çvş. U.R.Ç.’ye söylediği, adı geçenin gerek M.O.C.’nın kız arkadaşının sağlık durumunu öğrenmek gerekse bu

beyanın doğruluğunu tespit etmek amacıyla yaptığı araştırma neticesinde kazanın

gerçekleştiğine dair bir bilgiye ulaşamadığı, ertesi gün saat 15.30 sıralarında

M.O.C’nın babası ile görüştüğünü, kız arkadaşının

sağlık durumunun iyi olduğunu öğrendiğini ve izne gitmek istemediğini beyan ettiği,

bilahare diğer arkadaşları ile birlikte normal faaliyetlerine devam ettiği, bu

kapsamda spora çıktığı, aynı gün saat 18.00-19.00 arasında havan mevzisinde nöbeti olduğu için üzerine zimmetli herhangi bir

arızası bulunmayan G3 piyade tüfeği ile nöbete çıktığı, arkadaşlarının ve Uzm.

Çvş. U.R.Ç’nin kız arkadaşının kaza geçirdiğini

düşünmeleri nedeniyle M.O.C.’ye moral vermeye ve

yalnız bırakmamaya çalıştıkları, bu maksatla bazı arkadaşlarının hizmet

binasının yanındaki nöbet yerine birkaç kez gidip kendisi ile görüştükleri,

saat 18.40 sıralarında ise nöbet yerinden bir el silah sesi duyulduğu, önce

taciz ateşinin açıldığının düşünüldüğü, sonrasında yapılan kontrollerde ise

M.O.C.’nın nöbet yerinde alnından yaralanarak

öldüğünün anlaşıldığı, ölenin, tek başına silahla nöbet tuttuğu sırada,

silahını tam doldurup atıma hazır hale getirerek intihar etmek maksadıyla

silahın dipçiğini bacaklarının arasına alıp, namlusunu iki kaşının arasına

dayayarak tetiğe bastığı ve aldığı yara sonucu öldüğü, bu şekilde hareket

etmesi için kendisini teşvik eden ya da yardım eden kimsenin olmadığı, ceza

kanunlarında intihar etmenin ya da intihara teşebbüs etmenin suç olarak

düzenlenmediği (anlaşılmıştır).”

23. Başvurucunun olayın intihar olmadığı gerekçesiyle yaptığı

itiraz, Malatya 2’nci Ordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi tarafından oybirliğiyle

ve kesin olarak reddedilmiştir.

24. Bu karardan sonra ve başvurucunun talepleri doğrultusunda

Askerî Mahkemece, soruşturmada beyanı alınan tanık M.E.nin

başvurucuya olayın intihar olmadığını söyleyip söylemediğinin araştırılması

yönünde yeniden ifadesinin alınması için 14/6/2011 tarihinde soruşturmanın

genişletilmesine karar verilmiştir. Tanığın Askerî Savcılık tarafından

28/6/2011 tarihinde alınan ifadesinde özetle “Başvurucu

ve ölenin diğer yakınlarının, İzmir ilinde bulunan ikametlerine geldiklerini,

ziyaretleri süresince devamlı surette olayı hatırlatarak olayı anlattırma

çabasına girdiklerini, tüm amaçlarının olayın intihar olmadığını söyletmek

olduğunu, evden ayrılıp gitmek istediğini ancak misafirlerine ayıp olacağı

düşüncesiyle yapamadığını, sonrasında özellikle başvurucunun ısrarlı ve

bunaltıcı hareketleri üzerine ve kızgınlıkla başvurucuya ‘Tamam dediğiniz gibi

olsun, oğlunuzu bir komutan vurdu’ dediğini, herhangi bir komutanın ismini ise

vermediğini, başvurucuya bu şekilde söylemesinin nedeninin tamamen bunalmış

olması ve başvurucuyu rahatlatıp susturmak isteği olduğunu, gerçekte öleni bir

komutanın vurması gibi bir durumun olmadığını, olayın intihar olduğunu düşündüren

hiçbir şeye rastlamadığını” beyan ettiği görülmüştür.

25. Akabinde başvurucu, ölenin yüzünde iki adet mermi giriş

deliği bulunduğunu iddia etmiş ve olaydan sonra kendi cep telefonu aracılığıyla

elde ettiği iki görüntüyü dosyaya ibraz ederek soruşturmanın bu yönde

genişletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

26. Bu yöndeki talebi de Askerî Mahkemece 4/8/2011 tarihinde

kabul edilmiş, Askerî Savcılık tarafından soruşturma dosyasının tevdi edildiği

bilirkişi heyeti raporunda özetle “Ölenin

harici muayenesinde tespit edilen bulguların iki ayrı ateşli silah mermi giriş

deliğine yönelik olmadığı, ölene bir adet ateşli silah mermisinin isabet

ettiği, mevcut bulguların tek atış ile uyumlu olduğu, cep telefonu ile çekilmiş

fotoğraflarda görülen iki kaş arasındaki mermi giriş deliğinin altında görülen,

ölenin burun kısmıyla, sol gözü arasında bulunan, siyah delik şeklindeki kısmın

farklı bir mermi giriş deliği olmasının tıbbi delillerinin bulunmadığı, kinetik

enerjisi yüksek olan harp silahları ile oluşan yaraların giriş deliklerinin

büyük ve parçalı olduğunun tıbben bilindiğinden, sorulan söz konusu yaranın

giriş deliğinin uzantısı olduğu” belirtilmiştir.

27. Askerî Savcılık, soruşturmanın genişletilmesi kararı

çerçevesinde yaptığı işlemler sonucunda dosyayı karar verilmek üzere Askerî

Mahkemeye göndermiş; Mahkeme, soruşturmanın genişletilmesine karar verdiği

inceleme neticesinde ve 12/10/2011 tarihinde, yukarıda yer verilen tanık

anlatımı, bilirkişi heyeti raporu ile tüm soruşturma dosyası içeriğini gerekçe

göstererek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı başvurucu tarafından

yapılan itirazı yeniden oybirliğiyle ve kesin olarak reddetmiştir.

2. İdari

Yargı Süreci

28. Başvurucu, ayrıca 24/9/2010 tarihli dilekçeyle uğradığı

maddi ve manevi zararların tazmini amacıyla Millî Savunma Bakanlığına

başvurmuştur. Millî Savunma Bakanlığı dilekçeye süresi içinde cevap vermeyerek

başvuruyu zımnen reddetmiştir.

29. Başvurucu, zımni ret üzerine 12/1/2011 tarihinde Askerî

Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) nezdinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine toplam

100.000 TL talepli tazminat davası açmıştır.

30. AYİM İkinci Dairesi 16/1/2013 tarihli ve E.2011/783,

K.2013/46 sayılı kararıyla başvurucu lehine 5.000 TL maddi ve 1.500 TL manevi

olmak üzere toplam 6.500 TL tazminata, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal

faizi ile birlikte hükmetmiştir. Kararda ayrıca başvurucunun talep ettiği

miktar üzerinden reddedilen kısım için davalı idare lehine 5.640 TL vekâlet ücretine

hükmolunmuş olup kararın ilgili bölümleri şöyledir:

“…Askerî Savcılığın yapmış olduğu soruşturmada elde edilen delillere

göre eylemin bir intihar vakası olduğu anlaşılmaktadır. Normal koşullarda

mahkememizin yerleşmiş uygulamalarına göre intihar eylemi sonucunda meydana

gelen ölüm olaylarında idarenin sorumluluğu, dolayısıyla da tazmin yükümlülüğü

söz konusu olmamaktadır. İntihar eyleminin gerçekleşmesine bazı durumlarda

idarenin ajanlarının kusurlu davranışları ile katkıda bulundukları, intihar

kararının verilmesinde etkili oldukları (dayak, kötü muamele vs.) hallerde

idarenin ölüm olayından sorumlu tutulduğu, hizmet kusurunun varlığı sebebiyle

idare aleyhine tazminata hükmedilmesinin gerekliği de izahtan varestedir.

…olayda

idarenin ajanlarının, müteveffanın kız arkadaşı veya ailevi nedenlerden

kaynaklanan psikolojisinin bozuk olduğunu bildikleri, hatta tedbiren

bir gün süre ile yakın takipte de tutup, kendisine görev vermedikleri, bu

nedenle müteveffayı öncelikle hastaneye sevk ederek psikiyatrik muayeneden

geçirmeleri ve söz konusu muayeneye kadar silahtan uzak tutmaları gerekirken,

ertesi gün iyi olduğunu beyan etmesi üzerine silahlı olarak nöbet hizmetine

göndermeleri ve devamında gerçekleşen ölüm olayında idarenin tamamen kusursuz

olduğunun söylenemeyeceği değerlendirilmiştir. Zira müteveffanın söz konusu

nöbet sırasında arkadaşına beyanlarından, endişe ve kaygılarının olay esnasında

da fil hal devam ettiği ve psikolojisinin iyi durumda olmadığının anlaşıldığı,

bu haliyle müteveffanın ölümü ile sonuçlanan olayda kısmen de olsa idarenin

hizmet kusuru bulunduğu anlaşılmış ve bu suretle davacının zararının davalı

idarece karşılanması gerektiği, ancak ölüm olayının müteveffanın kendi eylemi

sonucu gerçekleşmesi nedeniyle müteveffanın da müterafik

kusurunun bulunduğundan, zarar miktarından Türk Borçlar Kanunu’nun 52’nci

maddesi uyarınca uygun miktarda tenkis uygulanması sonuç ve kanaatine

ulaşılmıştır.

Müteveffanın

intiharından dolayı babaya yarar kabul edilebilecek herhangi bir yasal ödeme

yapılamayacağından, Mahkememizce bu hususun araştırılması cihetine

gidilmemiştir.

Maddi

tazminat isteminde bulunan davacı baba ve annenin maddi zararlarının tespiti

amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen

bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 20.12.2012 tarihli

bilirkişi raporunda; davacı baba Oktay Can’ın 45.591,00 TL maddi tazminat hak

edişinin mevcut olduğu bildirilmiştir.

Taraflara

tebliğ edilen ve itiraz edilmeyen bilirkişi raporu, Mahkememizce kabul edilen

kıstaslara, ilmi verilere ve yerleşmiş içtihatlara uygun bulunduğundan,

bilirkişi raporu doğrultusunda uygulama yapılmıştır.

Davacı

babaya, oğlunu kaybetmesi nedeniyle duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı ve

ıstırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli,

tarihi, müteveffanın askerlik statüsü, davacıların sosyal durumları, paranın

alım gücü ve işletilecek yasal faizi ve müteveffanın müterafik

kusuru dikkate alınarak, olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle

birlikte uygun miktarda manevi tazminat verilmesi (kabul edilmiştir).”

31. Başvurucunun 22/3/2013 tarihli dilekçe ile karar düzeltme

talebi, aynı Dairenin 3/7/2013 tarihli ve K.2013/804 sayılı kararıyla

reddedilmiştir. Gerekçede 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kanunu’nun 66. maddesindeki karar düzeltme sebepleri sayıldıktan

sonra dilekçede ileri sürülen sebeplerin yerinde görülmediği ve düzeltilmesi

istenen kararın kanuna ve usule uygun olduğu belirtilmiştir.

32. Anılan nihai karar başvurucuya 22/7/2013 tarihinde tebliğ

edilmiş olup başvurucu 21/8/2013 tarihli dilekçe ile yasal süresi içinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

33. Başvurucu Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunmadan önce 20/7/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına müracaat ederek

kesinleşen Mahkeme kararıyla aleyhine hükmedilen vekâlet ücretini

ödeyemeyeceğini bildirmiştir.

34. Başvurucunun bu talebi üzerine Millî Savunma Bakanlığı

tarafından “kamu vicdanını rahatsız edebileceği” gerekçesiyle söz konusu

vekâlet ücretinin başvurucudan talep edilmesinden Bakan onayı ile

vazgeçilmesine, 28/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmasından sonra

karar verilmiş olup anılan karar, başvurucuya da yazı ile bildirilmiştir.

B. İlgili Hukuk

35. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı

davası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve

her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

36. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen

11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk”

başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı

gidermekle yükümlüdür.

Zarar

verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir

fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı

gidermekle yükümlüdür.”

37. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiilden doğan borç

ilişkilerinde tazminatın indirilmesini düzenleyen 52. maddesi şöyledir:

“Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş

veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat

yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya

tamamen kaldırabilir.

Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat

yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de

gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.”

38. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç

ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin

kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar

verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi,

ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı

şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine

ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

39. 1602 sayılı Kanun’un “Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinin kararlarının sonuçları” başlıklı 63.

maddesi şöyledir:

“Daireler ve Daireler

Kurulu kararları kesin olup, kesin hükmün bütün hukuki sonuçlarını hâsıl eder.

Bu kararlar aleyhine, ancak bu kanunda yazılı kanun yollarına başvurulabilir.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin esasa ve

yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, altmış

gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.

Mahkeme ilamlarının icaplarına göre eylem ve

işlem tesis etmeyen idare aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde tam yargı

davası açılabilir.

Tam yargı davaları hakkındaki kararlar, genel

hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.”

40. 2/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki

Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine

İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) “Adli

uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli, uzlaşma ve vazgeçme yetkileri”

kenar başlıklı 11. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“(1) İdarelerin;

a) Kendi aralarında ortaya çıkan her türlü hukuki

uyuşmazlığın sulh yoluyla hallinde, dava açılmasında, bunlardan yargı veya icra

mercilerine intikal etmiş olanların takiplerinden veya davalarda verilen

kararlara karşı kanun yollarına gidilmesinden vazgeçilmesinde, sözleşmelerin

değiştirilmesinde veya sona erdirilmesinde,

b) Gerçek veya tüzel kişilerle aralarındaki sözleşmelerde

belirtilen sebeplerle yapılan her türlü sözleşme değişikliklerinin

yapılmasında, bu hususlarla ilgili olarak çıkabilecek uyuşmazlıkların sözleşme

hükümleri çerçevesinde sulh yoluyla hallinde, hukuk birimlerinin uyuşmazlığın

bu şekilde sonlandırılmasında maddi ve hukuki sebeplerle kamu menfaati

bulunduğu yönündeki görüşü üzerine, buna dair onay ve anlaşmaları imzalamaya

bakanlıklarda bakan, diğer idarelerde üst yönetici yetkilidir. Bakan ya da üst

yönetici bu yetkisini sınırlarını açıkça belirlemek suretiyle alt kademelere

devredebilir.

(2) Birinci fıkrada belirtilenler dışında, idarelerin,

herhangi bir sözleşmeye dayanıp dayanmadığına, yargıya intikal edip etmediğine

bakılmaksızın gerçek veya tüzel kişilerle aralarında çıkan her türlü hukuki

uyuşmazlığın sulh yoluyla halline, her türlü dava açılmasından veya icra

takibine başlanılmasından, bunlardan yargı veya icra mercilerine intikal etmiş

olanların takiplerinden veya verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna

gidilmesi dışındaki kanun yollarına gidilmesinden vazgeçmeye, davaları kabule,

ceza uyuşmazlıklarında şikâyetten vazgeçmeye veya uzlaşmaya, davadan feragat

etmeye, sözleşmede belirtilmeyen sebeplerle sözleşmelerin değiştirilmesinde

veya sona erdirilmesinde maddi ve hukuki sebeplerle kamu menfaati görülmesi

halinde, buna dair onay veya anlaşmaları imzalamaya, vazgeçilen veya tanınan ya

da terkin edilen hak ve menfaatin değeri dikkate alınmak suretiyle;

a) Tutara ilişkin olmayanlar ile 1.000.000 Türk Lirasına

kadar olanlarda (1.000.000 Türk Lirası dahil) hukuk biriminin görüşü alınarak,

ilgili harcama yetkilisinin teklifi üzerine üst yönetici,

b) 1. 000.000 Türk Lirasından fazla olanlardan 10.000.000

Türk Lirasına kadar olanlarda (10.000.000 Türk Lirası dahil), hukuki uyuşmazlık

değerlendirme komisyonunun görüşü alınarak, üst yöneticinin teklifi üzerine

ilgili bakan, Milli Savunma Bakanlığında Müsteşarın

teklifi üzerine Bakan,

…

yetkilidir.

Bakan ya da üst yönetici bu yetkisini sınırlarını açıkça belirlemek suretiyle

alt kademelere, münhasıran taşra birimlerinin iş ve işlemleriyle ilgili olup

illerde valilik, ilçelerde kaymakamlık onayına bağlanan iş ve işlemlerden

kaynaklanan uyuşmazlıklarda vali ve kaymakamlara devredebilir.

…”

41. 659 sayılı KHK’nın “Davalardaki

temsilin niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı”

kenar başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dâhil adli ve

idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi

amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve

avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler

lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve

işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler

lehine vekâlet ücreti takdir edilir.”

42. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

364. maddesi şöyledir:

“Herkes, yardım

etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine

nafaka vermekle yükümlüdür.

Kardeşlerin

nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.

Eş ile

ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

43. Mahkemenin 14/10/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 21/8/2013 tarihli ve 2013/6379 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

44. Başvurucu, oğlunun askerlik görevini yerine getirdiği

sırada intihar etmesi sonucunda yaşamını yitirmesi nedeniyle idare aleyhine

açtığı maddi ve manevi tazminat davasında hükmedilen meblağın yetersiz

olmasının, Mahkemece hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmayarak toplam 6.500

TL maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine karşılık davalı idare lehine 5.640

TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin ve Mahkemenin kararında, tazminat

miktarının düşük tutulması gerekçesinin açık ve net olarak ortaya

konulmamasının Anayasa’nın 36. ve 141. maddelerinde güvence altına alınan hak

arama hürriyeti ile gerekçeli karar hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş;

yeniden yargılama ile tazminat taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle başvurucunun şikâyetlerinin özünü

teşkil eden oğlunun ölümü ile ilgili olarak idare aleyhine açtığı tazminat

davasında hükmolunan tazminat miktarının yetersizliğine ve Mahkemenin bu konuda

verdiği kararın gerekçeden yoksun olduğuna ilişkin iddiaları, Anayasa’nın 17.

maddesiyle; söz konusu davada hükmolunan tazminata kıyasen aleyhine olarak çok

yüksek miktarda vekâlet ücretine karar verildiği iddiası ise Anayasa’nın 36.

maddesi ile ilişkili görülmüş olup değerlendirme bu maddeler kapsamında ve ayrı

ayrı yapılmıştır.

1. Anayasa’nın 17.

Maddesinin İhlal Edildiği İddiaları Yönünden

46. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve

manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

47. Başvurucu, oğlunun intiharında kusurlu bulunan idare

aleyhine açtığı tazminat davasında yetersiz tazminata hükmedilmesi nedeniyle

yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği

iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde, tazminat davası sonucunda

idarenin hizmet kusurunun tespit edildiği, AYİM tarafından maddi ve manevi

tazminata hükmedildiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında

ulusal yetkililerce ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin

uygun ve yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (AİHS) anlamında bundan böyle mağdur olduğunu ileri

süremeyeceğinin kabul edildiği, somut başvuruda başvurucunun lehine hükmolunan

tazminat miktarının kendisine ödenip ödenmediğine ilişkin herhangi bir bilgi ve

belgeyi sunmadığı, bu nedenle idarenin tazminat miktarını ilgiliye ödediğinin

kabul edilmesi gerektiği, bu itibarla yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyetlerinin kabul edilebilirliği incelenirken başvurucunun mağdur sıfatının

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru, ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir. Başvuru konusu olayda başvurucu, ölen kişinin babasıdır. Bu

nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41).

50. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi açısından, idari

makamlar ve derece mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da

kararın alınması suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu

ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık

mağdur olduğu ileri sürülemeyecektir. Bu iki

koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvuru mekanizmasının ikincil

niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme yapmasına gerek

kalmayacaktır. Bu kapsamda -Anayasa’nın

17. maddesine ilişkin şikâyetler açısından- kapsamlı bir ceza soruşturmasını

müteakip yapılan ve makul bir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava

yolu, etkili bir başvuru yoludur ve mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 61-74;

Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 83; benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Scordino/İtalya, B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 178 vd.; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/7/1982, §§

64-70; Fatma Yüksel/Türkiye, B.

No: 51902/08, 9/4/2013, §§ 45, 46).

51. AYİM somut başvurudaki olaya ilişkin değerlendirmesinde,

bir askerin intihar eylemini idarenin öngörmesi ve gerekli tedbirleri alması

gerektiği sonucuna mutlak surette ulaşılamayacak olduğunu belirtmekle birlikte

müteveffanın kız arkadaşına duyduğu özlem veya ailevi nedenlerden dolayı

psikolojisinin bozulduğu, olaydan bir gün önceki tavırlarıyla bu durumun

çevresindekiler tarafından fark edilmesi nedeniyle silahlı nöbet yerine

gönderilmediği, olay günü iyi durumda olduğunu bildirmesine rağmen diğer

askerler ve komutanı tarafından da açıkça öyle olmadığı görülüp asker

arkadaşlarınca nöbet yerine gidilerek teskin edilmeye çalışıldığı ve kısa bir

süre sonra da intihar ettiği ve öncesinde müteveffanın bu eyleme

girişilebileceği konusunda işaretlerin olması nedeniyle idareden bu konuda

önleyici tedbirler almasının beklenebileceği tespitlerinde bulunmuş, olayda bu

nedenle idarenin hizmet kusurunun kısmen de olsa bulunduğu sonucuna varmıştır

(bkz. § 30).

52. AYİM’in bu tespiti ile yaşam hakkının

devlete yüklediği yaşamı koruma yükümlülüğünün idari ve yasal mevzuat

çerçevesinde uygun tedbirleri alma boyutunun ihlal edildiği ortaya

konulmaktadır.

53. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal

edildiği ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi

ile bu kararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların varlığını devam

ettirip ettirmediğine bağlı bulunmaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.

Freimanis ve Lidums/Letonya,

B. No: 73443/01 ve 74860/01, 9/2/2006, § 68). Başvuruculara sunulan telafi

imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı kararı, söz konusu anayasal temel hak

ve özgürlüğün ihlalinin niteliği göz önünde bulundurularak dava koşullarının

tamamının değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir

başvurucunun mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için

aynı zamanda idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen

tazminata da bağlı olabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Fatma Yüksel/Türkiye, §§ 48, 49).

54. Başvuru konusu olayda, AYİM’in

kararında açık bir şekilde, ihlal tespitinin yapılarak başvurucuya uğradığı

maddi ve manevi zararın karşılığı olarak yargılama kapsamında alınan bilirkişi

raporundan yararlanılması suretiyle toplam 6.500 TL maddi ve manevi tazminata

hükmedildiği görülmektedir.

55. AYİM tarafından olayın meydana geliş şekli, tarihi,

ölenin askerlik statüsü, davacıların sosyal durumları, paranın alım gücü,

işletilecek yasal faiz ve ölenin müterafik kusuru

dikkate alınarak maddi ve manevi tazminata karar verildiği anlaşılmaktadır

(bkz. § 30).

56. Davanın koşullarına göre, belirlenen tazminat miktarları

ile başvurucunun uğradığı zararlar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı

görülmektedir. Sonuç olarak AYİM’in özellikle olayın

meydana geliş şekli ve ölenin müterafik kusurunu

dikkate alarak belirlediği tazminat miktarlarında bir takdir hatası tespit

edilmemiştir.

57. Bu durumda Anayasa Mahkemesi açısından AYİM’in, idarenin yaşanan intihar eyleminden sorumlu

olduğunu tespit etmesi ve davanın koşulları çerçevesinde tazminata hükmetmesi

başvurucunun mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecektir. Ancak bu sonuca

ulaşabilmek için ölüm olayında etkili bir ceza soruşturması yürütülüp

yürütülmediğinin de belirlenmesi gerekmektedir (bkz. § 50). İdari dava yoluyla mağduriyetin giderilmesi, devletin ceza

soruşturmalarını etkili bir biçimde yapma yükümlülüğünü ortadan

kaldırmamaktadır. Zira meydana gelen ölümde üçüncü kişilerin cezai

sorumlulukları varsa devletin sözü edilen yükümlülüğünü yerine getirmesi;

bireylerin devlete, adalete ve yargıya olan güvenlerinin zedelenmemesi ve

hukukun üstünlüğüne uyumun sağlanması ile yasa dışı fiillere hoşgörü

gösterilmesinin ya da katılımın engellenmesi açısından elzem olmaktadır.

58. Bakanlığın konu hakkındaki görüşünde, öncelikli olarak

AİHM içtihatları uyarınca yaşam hakkı kapsamında yürütülecek ceza

soruşturmasının etkili olabilmesi için yetkililerin resen harekete geçmesi,

soruşturmakla görevli olan ve soruşturmayı yürüten kişilerin olaylara karışmış

olabilecek kişilerden bağımsız olmaları, ölenin ailesinin meşru çıkarlarının

korunması için yeterli ölçüde kendilerine açık olunması, soruşturmanın makul

bir hızlılık içinde yürütülmesi, varsa sorumluların belirlenmelerine ve

gerekirse cezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte soruşturma yapmaları

gerektiği ifade edilmiştir.

59. Bakanlık görüşünde mevcut başvuru ile ilgili olarak M.O.C.nin ölümü ile aynı anda soruşturmaya başlandığı ve

sonrasında açılan tazminat davasında idarenin hizmet kusuru sorumluluğunu

doğurabilecek hususların tespit edildiği ve bu nedenle de ölenin müterafik kusuru da dikkate alınarak idarenin sorumluluğuna

hükmedildiği ifade edilmiştir.

60. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı

kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usul

boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve varsa

sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturmanın da

yürütülmesini gerektirmektedir. Soruşturmanın

etkililik ve yeterliliğini temin adına, soruşturma makamlarının resen harekete

geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek

bütün delillerin toplanması gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57).

61. Bu konuya ilişkin benzer davalarda AİHM, başvurucuların

yakınlarının öldüğü gün resen ceza soruşturmasının açıldığı ve bunun idari

soruşturma ile tamamlandığı, mevcut veriler ışığında idari ve yargısal

makamların olayların seyrini aydınlatmak istediğinden kuşku duyulmadığı ve

yürütülen soruşturmaların ölüm nedenlerini kesin olarak saptamaya imkân verdiği

kanısına vardığı durumlarda askerlerin ölümü konusunda yürütülen soruşturmanın

ve/veya davaların derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir

eksiklik bulunmadığına karar vermekte, bunların yetersiz veya çelişkili

olduklarının iddia edilemeyeceğini belirtmektedir (Nuran Kızılkaya Karslı/Türkiye, B. No: 12988/05, 17/4/2012 §

63; Kazım Dalar/Türkiye, B. No:

35957/05, 21/2/2012, § 50).

62. Bu çerçevede başvuru konusu olayda yürütülen ceza soruşturmasındaki

işlemlere (bkz. §§ 16-27) bakıldığında olayın gerçekleşmesinin hemen ardından

soruşturmanın resen başlatıldığı, soruşturma kapsamında detaylı bir olay yeri

incelemesi yapıldığı, ölü muayenesi ve klasik otopsi işlemlerinin uygulandığı,

tanık ifadelerinin gecikmeden alındığı, silahın balistik incelemesinin

yapıldığı ve tüm bu hususlar birlikte değerlendirilerek M.O.C.nin

kendi sorunları nedeniyle geçirdiği psikolojik bunalım sonucunda intihar ettiği

gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, bu karara karşı

başvurucu tarafından Askerî Mahkemeye yapılan itirazın ise reddedildiği,

akabinde başvurucunun talepleri kabul edilerek soruşturmanın genişletildiği

fakat sonucu değiştirecek bir bilgi veya bulguya ulaşılamadığı görülmektedir.

63. Bütün bu hususlar dikkate

alındığında olayın hemen sonrasında yürütülmeye başlanan ceza soruşturmasında,

derinliği ile ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğin

bulunduğu söylenemeyecektir. Dolayısıyla yürütülen ceza soruşturmasında yaşam hakkının

usul boyutunun (soruşturmanın etkililiği) ihlaline neden olabilecek bir yön

bulunmamaktadır.

64. Bu durumda başvuru konusu olayda

-yaşam hakkına ilişkin şikâyetler

açısından-kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip ihlali tespit eden ve makul

bir tazminata hükmeden etkili bir idari dava yolu bulunmakta olup başvurucunun

mağdur sıfatı da ortadan kalkmış bulunmaktadır.

65. Açıklanan nedenlerle yaşam hakkı

yönünden başvurucunun mağdur sıfatının kalktığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının kişi bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Anayasa’nın

36. Maddesinin İhlal Edildiği İddiaları Yönünden

66. Başvurucu, açtığı tazminat davasında lehine karar verilen

tazminata yakın miktarda vekâlet ücretine hükmedildiğini belirterek adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

67. Bakanlık bu konudaki görüşünde, söz konusu şikâyete benzer

başvuruları Anayasa Mahkemesinin karara bağladığı, bu tür şikâyetlerin

incelenmesinde göz önüne alınacak ölçütleri belirlediğini, somut başvuru

açısından da bu ölçütlerden ayrılarak farklı bir neticeye ulaşmayı gerektirecek

herhangi bir nedenin bulunmadığı, Anayasa Mahkemesinin 23/1/2013 tarihli ve

2013/841 başvuru numaralı “Sadık Koçak ve

diğerleri” kararında, askerde intihar nedeniyle AYİM’de

açılan tazminat davasına ilişkin olarak başvurucunun dava açtığı sırada ıslah

imkânının olmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak amacıyla talebini yüksek

tuttuğu, hak kazandığı tazminatın çok üzerinde bir tutarı vekâlet ücreti

altında idareye geri ödemek zorunda bırakıldığı ve açılan davanın bu şekilde

başvurucu açısından anlamsız hâle geldiği dikkate alınarak, yapılan müdahalenin

ölçülü olmadığı gerekçesiyle ihlal kararı verdiği, bu ihlal kararından sonra

30/4/2013 tarihinde yasal değişiklik yapılarak ıslah müessesinin düzenlenip

yapısal nitelikteki bu sorunun çözüldüğü, somut olayda da tazminat davasının

yasal değişiklikten önce açıldığı, bu nedenle başvurucunun tazminat talebini

yüksek tuttuğu, yasal imkânının bulunmaması nedeniyle de davada ıslah

yapamaması sonucu kabul ve ret oranına göre başvurucu aleyhine vekâlet ücretine

hükmolunduğu belirtilmiştir.

68. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi ve şartları” kenar

başlıklı 48. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“(5) Kabul edilebilirlik şartları ve incelemesinin usul ve esasları ile

ilgili diğer hususlar İçtüzükle düzenlenir.”

69. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

“Düşme kararı” başlıklı 80.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi şöyledir:

“(1) Bölümler ya da komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki

hallerde düşme kararı verilebilir:

…

ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka

gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir

neden görülmemesi.”

70. Başvuru konusu olayda başvurucu, AYİM’e

açtığı davada uğradığı zararlar için 50.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi olmak

üzere toplam 100.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur. AYİM tarafından

başvurucu lehine toplam 6.500 TL maddi ve manevi tazminata hükmedilirken

reddedilen tazminat miktarı esas alınarak aleyhine 5.640 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir.

71. Tazminat davasına konu kararın kesinleşmesini takiben ise

başvurucunun davalı idareye müracaatı üzerine idare tarafından anılan kararda

hükmolunan söz konusu vekâlet ücretinin tahsilinden vazgeçildiği ve bu

vazgeçmeye ilişkin kararın başvurucuya bildirildiği görülmektedir (bkz. § 34).

Böylece başvurucunun iddiasına konu ettiği vekâlet ücretini idareye ödeme

zorunluluğu ortadan kalkmış olup anılan vazgeçme işlemi ile başvurunun

incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmamıştır.

72. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin düşmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

Başvurucunun yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialarının kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine

yönelik iddialarına ilişkin başvurusunun incelenmesinin

sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmamış olması nedeniyle

DÜŞMESİNE,

C. Yargılama

giderinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

14/10/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Nahit GEZGİN Başvurucu : Oktay CAN Vekili : Av. Ferit AKINCI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6379, 14 Ekim 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. C. Yargılama
  15. Kaleli
  16. Dursun
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6379
Tarih
14 Ekim 2015

İlgili Kararlar

  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2014/6193
  • Emre Kartal Başvurusu (B. No: 2014/5020)
  • Ayşe Zengin Başvurusu (B. No: 2014/13014)
  • Ahmet Özışık Başvurusu (B. No: 2013/2714)
  • İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2013/5573)
  • Ali Suat Ertosun Başvurusu (B. No: 2014/1416)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.