İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Kemal Çelik Başvurusu (B. No: 2015/20153)

1. Başvuru, üst düzey bir kamu görevlisiyle ilgili haber ve

Başvuru No2015/20153Tarih10 Ekim 2018Okuma35 dk · 7.008 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Kemal Çelik Başvurusu

Karar tarihi
10 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2015/20153
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.008 kelime·35 dk okuma·28 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, üst düzey bir kamu görevlisiyle ilgili haber ve

yorumlar nedeniyle adli para cezasına hükmedilmesinin ifade ve basın

özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu Batman Postası gazetesinin (gazete) yayın kurulu

başkanı ve köşe yazarıdır.

10. Emniyet İstihbarat Dairesi eski başkanı olan Sabri Uzun

(yazar) tarafından kaleme alınan "İN"

adlı kitapta Türkiye'de Fetullah Gülen isimli kişi

tarafından kurulan, 1960'lı yıllardan itibaren faaliyette bulunan ve yakın

döneme kadar dinî bir grup olarak nitelenen, Cemaat,

Gülen Cemaati, Fetullah Gülen Cemaati, Hizmet

Hareketi, Gönüllüler Hareketi ve

Camia gibi isimlerle anılan ve son yıllardaki soruşturma ve

kovuşturma belgelerinde Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen yapının (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, § 22) ilişkili olduğu belirtilen bazı hukuksuzluklarla

ilgili bilgilere yer verilmiştir. Kitabın ön sözündeki ifadelere göre bu kitap

anılan hukuksuzluklarla ilgili olarak yazarın duyum, değerlendirme, tanıklık ve

düşüncelerini kapsamaktadır. Anılan kitapta başvuru konusu olayla ilgili olarak

aşağıdaki bölümler yer almıştır:

"Bir

Polis Cemaat'i Anlatıyor (2009) [s.

229]

...

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge Sorumlusu

D....

Batman Emniyet İstihbarat ve Terörle

Mücadele-TEM Şube sorumlusu. Batman ...'da makina mühendisi, ... Lojmanları'nda ikamet eder. Kahramanmaraşlı, 1.80

boylarında, beyaz tenli, zayıf, gözlüklü, saçları önden dökük. [s. 233]

...

Bu notu yazan kişi, istihbarat Daire

Başkanlığı'nda polis memuru olarak göreve başlamış, 2. ve 1. bölgelerde değişik

illerde görev yaptığını ifade etmiştir. X memur bize tamamen kendi iradesiyle

bazı kurumlardaki F Tipi yapılanmayla ilgili bilgileri gizli bir şekilde

yazmıştır.

Bu kapsamda yazılı bilgiler tamamen kendi

cümle ve anlatımlarıyla hiçbir ekleme ya da yorum yapılmadan aktarılmıştır.

Ben, kendisini tanıyorum. Yazdıklarının doğru

olduğu kanısındayım. Anlattıklarının yüzde onunun yalan olduğuna, intikam alma

duygusuyla yazdığına inanıyorum. Adli sorumluluk doğmaması için ad ve soyadları

ben kısalttım. Hem kişileri karalamamak, hem tazminat

yükümlülüğü yaratmamak hem de Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde kendimi

sorumlu duruma düşürmemek istedim. [s. 236]"

11. Gazetenin 16/2/2015 tarihli nüshasının ön sayfasında anılan

kitaba dayanılarak şu şekilde bir haber yapılmıştır:

"ŞOK ŞOK ŞOK: İstihbaratçının

İtirafları ...'yu Karıştırdı

Bir ay önce yayımlanan İN adlı kitapta yer

alan ve ... Bölge Müdür Muavini [D.D]'i

kasteden iddialar ... Batman Bölge Müdürlüğünde şok etkisi yarattı. Emniyet

İstihbarat Dairesi eski Başkanı Sabri Uzun'un kaleme aldığı, ... başta olmak

üzere ard arda gelen kaset furyası, Dink cinayeti ve

diğer komploları tüm çıplaklığı ile anlatan kitabın 133. Sayfasında ... da

görevli D. adında ki kişinin Batman Terörle Mücadele (TEM) sorumlusu ve aynı

zamanda paralel yapı içinde yer alan üst düzey bir yetkili olduğu anlatılıyor.

HER ŞEY ONU ANLATIYOR

'İN' adlı kitabın 233. Sayfasında; D. Batman

Emniyet İstihbarat ve Terörle Mücadele (TEM) Şube sorumlusu Batman da makina

(petrol) mühendisi, lojmanlarda ikamet eder. Kahramanmaraşlı 1.80 boylarında,

beyaz tenli, zayıf, gözlüklü, saçları önden dökük. ibaresi

yazılarak, halen ... Batman Bölge Müdürlüğünde Müdür Muavini olarak görev yapan

petrol mühendisi [D.D.]'yi işaret ettiği belirtilerek, paralel yapıda yer alan bu

ismin halen görevde olmasına bir anlam verilmediği dile getirildi.

ÜÇ GÖREVİ BİRDEN YAPIYORMUŞ

Eski İstihbarat Başkanı Sabri Uzun un

iddialarına göre ... Batman Bölge Müdür Muavinliği görevini yürüten kişinin

aynı zamanda TEM sorumlusu ve paralel yapıya mensup bir yetkili olduğu üç

görevi aynı anda birden ifa ettiği iddia ediliyor.

KİMSE TEKZİP ETTİRMEDİ

Bu arada İN kitabında yer alan ve ... Batman

Bölge Müdür Muavini [D.D.]'yi işaret eden ciddi iddialarla ilgili olarak hiçbir resmi

makamdan açıklama ve tekzip gelmediği de belirtilerek, yetkililerin bu konuda

mutlaka açıklama yapması ve iddiaların doğru olması halinde [D.D]' nin acilen görevden

alınması gerektiğini dile getirdiler.

SAVCILAR GÖREVE

Bu arada paralel yapı soruşturmasını yürüten

Savcıları göreve davet eden ... çalışanları; Eğer

iddialar doğru ise bir istihbarat elemanının... da çalışmasının işçi barışını

zedeleyeceği gibi işçiler arasında huzursuzluk yaratacağı belirtilerek; Paralel

yapıya mensup kişiler tek-tek tespit edilirken bu tür kişilerin hale en hassas

yerlerde görev alması son derece ilginçtir. Diyerek, gerçeklerin mutlaka açığa

çıkması adına Savcıları göreve davet ettiklerini dile getirdiler."

12.Gazetenin aynı tarihli nüshasının ikinci sayfasında

başvurucunun konuyla ilgili şu şekildeki yorumlarına yer verilmiştir:

"Paralel yapı meselesi çıktıktan sonra

çok şey yazılıp çizildi. Son olarak Emniyet İstihbarat Dairesi eski başkanı

Sabri Uzun'un İN isimli kitabı yayımlandı. Bu kitapta paralel yapının

uzantıları kaset furyası, Dink cinayeti ve daha birçok komplo anlatılıyor.

Kitabın 233. sayfasında yer alan iddialar gerçekten de öyle yabana atılır

cinsten değil ayrıca Batman ve ... da görevli bir yetkiliden söz ediliyor. Bu

yetkili halen ... üst düzey yetkilisi üstelik Batman Bölge Müdür muavini Evet yanlış duymadınız. Kitapta D. diye bahsedilen ve tarif

edilen kişi ... Batman Bölge Müdürü [D.D]'yi tarif ediyor. Tüm

işaretler onu gösteriyor.

'D. Batman Emniyet İstihbarat ve Terörle

Mücadele (TEM) Şube sorumlusu Batman da makina (petrol) mühendisi, lojmanlarda

ikamet eder. Kahramanmaraş'lı 1.80 boylarında, beyaz

tenli, zayıf, gözlüklü, saçları önden dökük.'

... da üst düzeyde görev yapan bu kişi aynı

zamanda TEM in de sorumlusu ve paralel yapının kilit adamlarından biri.

Eğer kitapta anlatılanlar doğru ise bu kişi

devletin derin istihbarat güçlerinden biri aynı zamanda paralel yapının önemli

abilerinden! Ayrıca bu iddiayı ortaya atan Emniyet İstihbarat Dairesi eski

Başkanı Sabri Uzun öyle yabana atılır biri de değil.

Devlet terörle mücadele adı altında istihbarat

teşkilatında bu tür kişilere görev verip, belli kademelerde yetki veriyor, bunu

bilmeyen yok ancak işin ilginç tarafı bu kişinin paralel yapı içerisinde

olması. Bir yandan devletin istihbaratında görev alacak diğer yandan paralel

yapının içinde yer alacaksın. Devlet bu kişiyi ya paralel yapının içine bilerek

sokmuş ya da sonradan paralel yapının içine dahil olmuştur.

Paralel yapının içinde de bildiğiniz gibi

istihbaratçılar mevcuttu ya da paralel yapının düzeni bozulunca 'Ben paralelci değilim' diyerek bu yapıdan uzaklaşmaya

çalışanlar da olmuştu. Alternatifleri daha da çoğaltmak mümkün ancak bu kişi

bir şekilde deşifre oldu. Bundan böyle istihbarat adına çalışan, ayrıca

paralelin içinde yer alıp, ... üst düzey kademesinde görev alması doğru

değildir. Bundan böyle safını ve rengini belirlemek durumundadır. Devlet olarak

da böylesine karanlık bir kişinin ne amaca hizmet ettiği de tespit edilmelidir.

Eğer paralel yapıya hizmet ettiği kanıtlanmışsa bu kişinin ... da halen görev

yapması ne alaka.? Emniyette, Yargıda ve daha birçok devlet dairesinde paralel

yapıya mensup kişiler görevden alındı ya da görev yerleri değiştirildi. Peki D.

denen bu kişi neden hala görevde? Ve neden hala Batman da..?

[D.D] ... Batman Bölge Müdür Muavinliği görevi sırasında

birçok personel sınavları da yapıldı ve tamamında sınav komisyon üyesi olarak

da görev aldı. Yani ... ya alınacak işçilerin tasnifini bizzat kendisi yaptı.

Başka illerden gelip sınava başvuran kişilerin D. denen kişinin eleğinden

geçtiği de artık aşikardır.

... nun ve

memleketimizin kaderi ile oynayan bu tür kişilerin ne amaca hizmet ettiğini

bilmeyen kalmadı. Paralel yapı soruşturmalarını yürüten Savcılar sanırım bu

kitabı da incelemeye almışlardır. Eski bir istihbaratçının yazdığı bu kitabın

elbette ki dayanağı da vardır. Eğer iddialar doğru ise ki büyük ihtimalle

doğrudur bu tür karanlık insanları aramızda görmek istemiyoruz. Gereken ne ise

kısa sürede yapılmalıdır. Yapılmadığı takdirde ... ve diğer kurumlar zan

altında kalacaklardır. Eğer temizlik yapılıyorsa herkese eşit davranılmalı ve

suç unsuru varsa mutlaka cezasız kalmamalıdır. Çünkü bu iddialar gerçekten de

yenilir yutulur cinsten değildir. Kamu görevlisi gibi görünüp, TEM sorumlusu

olmak ayrıca paralel yapının içinde yer almak inanılır gibi değil. Kim bilir

daha neler göreceğiniz neler..?"

13. Yukarıdaki haber ve yorumlar üzerine Batman'daki bir kamu

kurumunda üst düzey bir kamu görevlisi olarak çalışan D.D. (müşteki) başvurucu

hakkında şikâyette bulunmuştur. Yapılan soruşturma sonucunda başvurucunun

hakaret suçundan cezalandırılması istemiyle iddianame düzenlenmiştir.

14. Batman 4. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada

Mahkeme -Müştekinin taleplerine uygun olarak- Batman İl Emniyet Müdürlüğüne

Müştekinin TEM şube ile bağlantısı olup olmadığını, ilgili kamu kurumuna da

Müştekinin personel alımındaki yetkisini sormuştur. Yargılama sonunda Mahkeme,

aşağıdaki gerekçelerle başvurucunun 1.500 TL adli para cezası ile

cezalandırılmasına 24/11/2015 tarihinde kesin olarak karar verilmiştir

(Başvurucu kararı aynı tarihte öğrenmiştir.):

"Bahsi geçen yazılarda Emniyet İstihbarat

Dairesi eski başkanı Sabri UZUN'un yayımlanan

"İN" adlı kitabından alıntılar yapılarak ve kitapta yalnız D. olarak

belirtilen ismin müşteki[D.D.]olduğu belirtilerek

yorumlara yer verilmiştir. Suça konu yazılarda başlıca;

-'...'da görevli D. adındaki kişinin Batman

Terörle Mücadele (TEM) sorumlusu ve aynu zamanda

paralel yapı içinde yer alan üst düzey bir yetkili olduğu anlatılıyor"

-'...halen ... Batman Bölge Müdürlüğü'nde

Müdür Muavini olarak görev yapan petrol mühendisi[D.D]'iişaret ettiği belirtilerek ,paralel yapıda yer alan bu

ismin halen görevde olmasına bir anlam verilemdiği

dile getirildi."

- '... [D.D.] ... Batman Bölge Müdür

Muavinliği görevi sırasında birçok personel sınavları da yapıldı ve tamamında sanıv komisyon üyesi olarak da görev aldı.Başka illerden gelip sınava başvuran kişilerin

D. denen kişinin eleğinden geçtiği de artık aşikardır.'

-'...bu tür karanlık insanları aramızda görmek

istemiyoruz.'

şeklinde ifadeler kulanıldığı,

...

Batman İl Emniyet Müdürlüğü tarafından

02.10.2015 tarihinde mahkememize gelen cevabi yazıda müşteki[D.D]'nin TEM şube ile hiçbir bağlantısının olmadığının

belirtildiği,

... Hukuk Müşavirliği tarafından 07.10.2015

tarihinde mahkememize gelen cevabi yazıda müştekinin 11 mülakat sınavının 3

tanesinde üye olduğunun ve 380 kişilik alımın77 kişisinde imzası olduğunun

belirtildiği anlaşılmıştır.

...

Somut olaydasanıkların

herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın, kamuoyunda ve halen yargılaması devam

eden kimi yargı makamlarınca terör örgütü olarak kabul edilen bir yapının üyesi

olduğunu belirterek müştekinin adını da açıkça yazarak soyut isnatlarda

bulundukları, yazılarda gerçekliği tartışılır eski bir istihbarat üyesinin

kitabı dışında nesnel bir dayanağın belirtilmediği, müştekinin toplum içindeki

itibarı ve diğer fertler nazarında saygınlığının zedelendiği, suça konu yazılar

ile kamu önünde küçük düşürülme amacı taşındığı değerlendirilerek hakaret

suçunun oluştuğu anlaşılmıştır."

15. Başvurucu 23/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

16. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı 125.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide

edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...) (1) veya sövmek

suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki

yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır...”

B. Uluslararası Hukuk

17. İfade özgürlüğünün demokratik toplumdaki önemi ile ifade

özgürlüğü ve itibarın korunmasını isteme hakkı arasındaki ilişkiyle ilgili

uluslararası hukuk kaynaklarının derli toplu verildiği bir karar için Koray Çalışkan (B. No: 2014/4548,

5/12/2017, §§ 17-19) kararına bakılabilir.

1. Demokratik Bir

Toplumda Basının Rolü

18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), demokratik bir

toplumda basının oynadığı temel rolün altını birçok kez çizmiştir. AİHM'e göre basının -görev ve sorumluluklarının bilincinde

olarak- kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. AİHM,

basının böyle konularda bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu

fikir ve bilgileri alma hakkı eklendiğini hatırlatmıştır. AİHM’e

göre bu görevi olmasa basın, vazgeçilmez kamusal gözetleyici (watchdog)

rolünü oynayamaz (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç

[BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999, §§ 59, 62; Pedersen

ve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No:

49017/99, 17/12/2004, § 71; Von Hannover/Almanya (No. 2) [BD], B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, §

102).

19. AİHM, Radio France ve diğerleri/Fransa (B. No:

53984/00, 30/3/2004, § 37) kararında basın özgürlüğünün kapsamının demokrasi

ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve hatta

kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini belirtmiştir:

"Mahkeme, ifade özgürlüğünün kullanımının

doğasında var olan görev ve sorumluluklar nedeniyle, AİHS'nin 10. maddesinin

kamu yararına ilişkin meseleler konusunda gazetecilere sağladığı teminatın,

gazetecilik etiğine uygun olarak doğru ve güvenilir bilgi sağlamak amacıyla iyiniyetle hareket etme şartına tabi tutulabileceğini yineler

(örneğin bkz.Bladet Tromsø and Stensaas/Norveç,

§ 65;Colombani ve diğerleri/FransaB. No:

51279/99,25/06/2002, §65). Ne var ki basın

özgürlüğü belli dereceye kadar abartmaya hatta kışkırtmaya (provocation)

izin verir (bkz. özellikle, Bladet Tromsø and Stensaas/Norveç,

§ 59)..."

2. Gazetecilerin Haber ve

Yorumlarında Başka Kaynaklara Referans Vermeleri

20. AİHM'e göre, gazetecilerin başka

bir kişiye ait açıklamaların yayılmasına yardımcı oldukları gerekçesiyle

cezalandırılmaları -basının kamusal menfaatlerle ilgili tartışmalara katkı

fonksiyonuna ciddi biçimde zarar verebileceğinden- çok önemli gerekçeler

olmadığı sürece kabul edilemez (Jersild/Danimarka [BD],

B. No: 15890/89, 23/9/1994, § 35). AİHM'in

gazetecilerin başka kaynaklardan alıntı yaptıkları ve bu bağlamda yaptırıma

tabi tutuldukları durumlara ilişkin yaklaşımı aşağıdaki kararlar üzerinden

izlenebilir:

a. Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç ([BD], B. No: 21980/93,

20/5/1999)

21. Bu karara konu olay, resmî olarak görevlendirilen bir

müfettişin fokların derilerinin canlı olarak yüzüldüğü ve hukuka aykırı şekilde

avlanıldıkları ile ilgili iddialar da dâhil olmak üzere foklara eziyeti ve bu

konudaki araştırmaları esnasında mürettebat tarafından kendisine saldırıda

bulunulduğu yönünde bilgileri içeren raporunun yerel basında yayımlanmasıyla

ilgilidir. Raporda herhangi bir isme yer verilmeksizin genel olarak fok

avcılığında kullanılan geminin mürettebatı itham edilmektedir. Balıkçılık

Bakanlığı, ithamlara muhatap olan kişilere haklarındaki suçlamaları yanıtlama

imkânı vermek maksadıyla raporun geçici olarak halka açıklanmaması yönünde

karar almıştır. Bu konuyla ilgili kurulan Soruşturma Komisyonu, rapordaki

suçlamaların ispatlanamadığı kanaatine varmıştır. Norveç mahkemeleri, raporun yayımlanmasının

gemi mürettebatının itibarını zedelediği ve başvurucuların iddiaların

gerçekliğini ortaya koyamadıkları için gazetecilik etiğine uygun hareket

etmedikleri kanaatine varmış; başvurucuları tazminat ödemeye mahkûm etmiştir (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç [BD], B. No: 21980/93,

20/5/1999, §§ 8-11, 30-33, 61).

22. AİHM bu başvuruda, mürettebatın fokların derisini canlı

olarak yüzdüğü ve müfettişe saldırdığı yönündeki iddiaların ciddi olduğunu

ancak haberde kullanılan genel ifadelerden dolayı okuyucuların bu durumun

abartılı bir şekilde sunulduğunu kavrayabileceğini belirtmiştir. AİHM'e göre fok avcılığı konusunda geçmişten bu yana başka

haberler de yayımlayan başvurucuların kamu menfaatleriyle ilgili bir konuda

yaptıkları haberde ilgili müfettiş raporunda aklanan kişilerin isimlerini

vermekle birlikte itham edilen kişilerin isimlerini yayımlamamaları iddiaların

etkisini azaltmıştır. AİHM'e göre başvuruya konu

haberde yer verilen raporun -ilgili Bakanlık tarafından hazırlattırılan resmî

bir rapor olması da gözönünde bulundurulduğunda-

üstlendiği bekçi köpeği rolü ışığında basının ilave bir araştırma yapmasına

gerek olmaksızın raporların içeriğine dayanma hakkı vardır. AİHM raporun

açıklanmamasına karar verilmiş olmasına rağmen bu raporun yayımlanmasının

gizliliğe dair herhangi bir kanunu ihlal ettiğinin ileri sürülmediği ve ilgili

Bakanlığın haberin yapılmasından önceki süreçte rapordaki eleştirilerin

doğruluğuna ya da müfettişin yetkisine dair kamuya bir görüş açıklamadığı, tersine

Norveç Haber Ajansına yasa dışı avlanmaya dair iddiaların gerçek olabileceğine

dair görüş açıkladığı ve başvurucuların haber yaparken iyi niyetle hareket

ettikleri tespitinde de bulunmuştur (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç,

§§66-72).

23. AİHM; bu davada sonuç olarak başvurucuların tazminat ödemeye

mahkûm edilmesine dair gerekçelerin müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli

olduğunu göstermek bakımından ilgili olmakla birlikte yeterli olmadığı, ayrıca

başvuruya konu müdahalenin gözetilen amaçla orantılı da olmadığı sonucuna

varmıştır (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç, §73).

b. Thoma/Lüksemburg (B. No: 38432/97, 29/3/2001)

24. Bu karara konu olayda, basın mensubu olan başvurucu bir

televizyon programı esnasında başka bir meslektaşının sektörü iyi bilen bir

kişiye göre Su ve Orman Komisyonu görevlilerinin biri dışında tümünün

ayartılabilir olduğunu belirttiği bir yazısından alıntı yapmıştır. Bu konuyla

ilgili açılan davalarda mahkemeler başvurucunun yazıdaki iddialarla arasına

resmî bir mesafe koymadığı ve iddiaları benimsediği tespitini yapmışlardır.

Mahkemeler bu kapsamda başvurucunun iddialarının dayanaklarını yeterli ölçüde

göstermede başarısız olduğu ve sorumluluğunun doğduğunu kabul etmişlerdir.

AİHM; bu olaya ilişkin başvuruda başvurucunun resmî görevlilerle ilgili

iddialarının ciddi olduğunu, başvurucunun başka bir meslektaşının yazısından

alıntı yapma yanında resmî görevlilerin kendilerine bir fırsat sunulduğuna ele

geçen fırsatı kullanma konusundaki ayartılabilirliklerine

referans yaptığını ve ayrıca görevlerini yaparken kamu güvenine dayanması

gereken resmî görevlilerin özel ormanlık alandaki ticarete karıştıklarını ima

ettiğini ifade etmiştir (Thoma/Lüksemburg, B. No: 38432/97, 29/3/2001, §§50-57).

25. Buna karşın AİHM, programda ele alınan konunun Lüksemburg

basınında geniş ölçüde tartışılan kamusal menfaatlerle ilgili bir konuya dair

olduğunu belirtmiştir. AİHM'e göre hükûmetin

başvurucunun atıf yaptığı iddiaları benimsediği yönündeki görüşünün makul

olmadığı söylenemez. Ancak AİHM; gazetecilerin atıf yaptıkları ve başkalarını

incitebilecek, provoke edebilecek ve onların itibarlarına zarar verebilecek bir

bilginin içeriğine sistemli ve resmî olarak mesafe koymalarına yönelik genel

bir yükümlülüğün basının güncel olaylar, görüşler ve fikirler konusunda bilgi

sağlama rolüyle bağdaştırılamaz olduğunu ifade etmiştir. AİHM ayrıca somut

olayda başvurucunun program süresince devamlı bir şekilde kendisinin başka bir

yazardan atıf yaptığı konusunu açıkladığını ancak başka bir meslektaşından atıf

yaptığı yazı üzerinde yorum yaparken bu yazıyı iyi kaleme alınmış bir yazı

olarak tanımladığını belirtmiştir. İlave olarak başvurucunun, özel bir ormanlık

alanın sahibi olan üçüncü bir kişiye, alıntı yaptığı yazıdaki bilgilerin doğru

olduğunu düşünüp düşünmediğini sorduğunu ifade etmiştir (Thoma/Lüksemburg, §§58-64).

26. AİHM, bütün bu değerlendirmeler ışığında başvurucuyu sorumlu

tutmaya yönelik gerekçelerin başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin

demokratik bir toplumda gerekli olduğunu gösterme noktasında yeterli olmadığı

sonucuna ulaşmıştır (Thoma/Lüksemburg, §§65, 66).

c. Verlagsgruppe News Gmbh/Avusturya

(B. No: 76918/01, 14/12/2006)

27. Bu karar bir dergiye el koyulması olayıyla ilgilidir. Karara

konu olayda, bir sanatçı yazdığı ve bir gazetede yayımlanan açık mektupta

Avusturya Özgürlük Partisi mensubu bazı politikacılara yönelik "ahlaksız", "sonradan görme", "alçak" gibi ifadelere yer

vermiştir. Başvurucu, bu sanatçı aleyhine açılan hakaret davasına yönelik

haberi verirken mektuptan alıntı yapmıştır. AİHM; bu davada başvurucunun

kendisinin iddialar ileri sürmediği, sadece mektuptan alıntılar yaparak

mektuptaki açıklamaların yayılmasına katkıda bulunduğu yönünde tespitler

yapmıştır. AİHM, mektubun daha önce bir başka gazetede yayımlanmış olması

nedeniyle mektupta yer verilen ifadelerin zaten geniş ölçüde yayılmış olduğunu

belirtmiştir. AİHM bu nedenlerle, tanınmış politikacılara yönelik olan ve

kamusal menfaatlere ilişkin tartışmalara katkı sunan haberden dolayı yaptırım

uygulanabilmesi için mektuba dair oldukça ikna edici gerekçelere ihtiyaç

olduğunu ifade etmiştir (Verlagsgruppe News Gmbh/Avusturya,

B. No: 76918/01, 14/12/2006, §§29-31).

28.Avusturya mahkemeleri, başvurucunun yazısının bir bölümünün

sadece önceki mektubun objektif olarak raporlaması olarak görülebileceğini

ancak bazı paragrafların okuyucuya alıntı yapılan paragrafta ismi geçen kişiler

hakkında kullanılan ifadelerin gerçekten doğru olduğu yönünde önermelerde

bulunduğu tespitini yapmıştır. AİHM bu gerekçeyi oldukça ikna edici gerekçe olarak kabul etmemiştir. AİHM'e göre hakarete ilişkin davayı konu alan yazının

eleştirel bir yazı olduğu doğrudur. Ancak bu kendiliğinden yazının alıntı

yaptığı mektuptaki ifadeleri benimsediği şeklinde bir sonuç çıkarılması için

yeterli sayılamaz. AİHM bu noktada, gazetecilerin atıf yaptıkları ve

başkalarını incitebilecek, provoke edebilecek ve onların itibarlarına zarar

verebilecek bir bilginin içeriğine sistemli ve resmi olarak mesafe koymalarına

yönelik genel bir yükümlülüğün basının güncel olaylar, görüşler ve fikirler

konusunda bilgi sağlama rolüyle bağdaştırılamaz olduğu yönündeki içtihadını

hatırlatmıştır. AİHM ayrıca başvurucunun yazısında bir paragraftan önce "alçak"

kelimesinin koyu olarak ve kesme işaretleriyle başlık yapılmış olmasının da

mektupta geçen ifadeyi alıntılamaktan öte bir anlam taşımadığını belirtmiştir.

AİHM ayrıca alıntı yapılan paragrafın kesme işaretleriyle belirtildiği, italik

harflerle yazıldığı ve yazının geri kalanından kolay bir şekilde ayırt

edilebilir olduğu ve yazının geri kalanında veya başlıklarda mektupta adı geçen

kişilerle ilgili ilave bir yorumun bulunmadığı tespitlerini yapmış ve bu

nedenle yazıda mektuptaki ifadelerin benimsendiği şeklindeki bir argümanı kabul

edemeyeceğini ifade etmiştir (Verlagsgruppe News

Gmbh/Avusturya, §§32-35).

29. AİHM bütün bu değerlendirmeler ışığında Avusturya

mahkemelerinin gerekçelerinin başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik

müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu gösterme noktasında ilgili

ve yeterli olmadığı sonucuna ulaşmış ve müdahalenin orantılılığını incelemeye

gerek görmemiştir (Verlagsgruppe News Gmbh/Avusturya, §36).

d. Standard

Verlagsgesellschaft Mbh

(No. 2)/Avusturya (B. No: 37464/02,

22/2/2007)

30. Bu davada başvurucu Şirketin sahibi olduğu yerel bir

gazetede yapılan haberde; bölgesel hükûmette görev yapan bir idareci hakkında

muhalif bir parti tarafından hazırlattırılan bir uzman görüşüne dayanılarak bu

kişinin kamuya ait bir elektrik şirketinin yönetim kuruluna yapılacak atamalar

konusundaki usullerle ilgili olarak bölgesel hükûmeti kasten yanılttığı yönünde

iddialara yer verilmiştir. Avusturya mahkemeleri; konuyla ilgili davada uzman

görüşünün gerçeğin açığa çıkarılması için yapılacak değerlendirmelerde dikkate

alınabileceğini ancak dava konusu haberde sadece uzman görüşünün verilmesinin

söz konusu olmadığını, bu görüşün adeta kesin bir hüküm gibi sunulduğunu ve bu

görüşün adı geçen kişinin itibarına yönelik bağımsız bir saldırının aracı

olarak kullanıldığını belirtmişlerdir. Mahkemeler; söz konusu haberde referans

yapılan uzman görüşüyle desteklenmeyen iddialar bulunduğu, haberde itham edilen

kişinin görüşlerine yer verilmediği ve bu kişi hakkında daha lehte olan uzman

görüşlerinin belirtilmediği yönünde tespitler de yapmış ve başvurucunun henüz

dağıtılmamış olan nüshalarda, davaya konu ihtilaflı ibareleri karatmasına,

davada verilen kararı yayınlamasına ve davacı tarafından yapılan yargılama

giderlerini ödemesine karar vermiştir (Standard

Verlagsgesellschaft Mbh

(No. 2)/Avusturya, B. No: 37464/02, 22/2/2007, §§18-23).

31. AİHM, bu başvuruda başvuruya konu haberin bir kamu kurumunun

yönetim kuruluna yapılacak atamalar bağlamında yapıldığını ve bu konuda dikkate

değer kamusal ve politik çıkarlar söz konusu olduğundan bu tartışmaya katılımı

sınırlandıran önlemleri çok sıkı bir şekilde inceleyeceğini ifade etmiştir.

AİHM, başvuru konusu haberdeki görüşün yanlı olarak nitelendirilmesinin

başvuruya konu müdahaleyi kendiliğinden haklı gösteremeyeceğini belirtmiş ancak

yerel mahkemelerin haberde atıf yapılan uzman görüşünün çarpıtıldığı yönündeki

tespitlerine dikkat çekmiştir. AİHM, haberi ve haberde atıf yapılan görüşü

kıyaslayarak gerçekten de haberde uzman görüşüne atıfla yer verilen bazı

iddiaların görüşün orijinal hâlinde yer almadığını tespit etmiştir. AİHM,

anılan görüşte yer almayan bu iddiaların habere konu edilen kişiye yönelik

ciddi suçlamalar içerdiğini belirtmiştir (Standard

Verlagsgesellschaft Mbh

(No. 2)/Avusturya, §§38-41).

32. AİHM, başvurucunun muhalif partinin uzman görüşünü özetleyen

basın bildirisine dayandığı yönündeki açıklamalarına da itibar etmemiştir.

AİHM, habere konu kişinin siyasi rakiplerince hazırlattırılan bir görüşe

dayanılan somut olaydaki durumun resmî raporlara dayalı olarak yapılan

haberlerde ilave bir araştırma yapılması ihtiyacı bulunmadığı yönündeki

içtihadıyla (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç, §68) karşılaştırılabilirliği

konusunda ciddi şüpheleri olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca AİHM, başvuruya konu

haberde basın açıklamasına değil doğrudan uzman görüşüne referans yapıldığını

belirtmiştir. AİHM, somut olayda basın etiğinin habere konu kişiye yönelik

suçlamaların ciddiyeti de nazara alındığında başvurucunun ilave bir araştırma

yapmaksızın muhalif partinin basın açıklamasına dayanmasını değil kendisi

bakımından ulaşılabilir olan toplam yedi sayfalık uzman görüşünü incelemesini gerektirdiği

kanaatine ulaşmıştır (Standard Verlagsgesellschaft Mbh (No. 2)/Avusturya, § 42).

33. AİHM, bu nedenlerle ulusal mahkemelerin gerekçelerini ilgili

ve yeterli bulmuş; ayrıca başvurucuya herhangi bir ceza verilmediğini de

dikkate alarak başvurucunun henüz dağıtılmamış olan nüshalarda davaya konu

ihtilaflı ibareleri karatmasına, davada verilen kararı yayımlamasına ve davacı

tarafından yapılan yargılama giderlerini ödemesine dair kararı orantılı

görmüştür (Standard Verlagsgesellschaft

Mbh (No. 2)/Avusturya, §

43).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 10/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu;

i. Yapmış olduğu haber ve yorumların dayanağının Türkiye’nin

gündemini meşgul eden paralel yapı iddiaları ve bu konuyla ilgili bir kitaptaki

bilgiler olduğunu, ele aldığı olayın toplumu yakından ilgilendiren ve bu

yönüyle kamunun bilgilendirilmesini gerektiren bir konu olduğunu,

ii. Bir istihbaratçının yayımlamış olduğu kitapta açıkça

tanıtılan müşteki hakkında yazdığı yazıyı ona hakaret kastıyla değil önemli bir

konunun aydınlatılması amacıyla yazdığını,

iii. AİHM'in ilgili kararlarından

örnekler sunarak daha önce yayımlanmış bir kitap ile aleniyet kazanan duruma

gazetedeki köşe yazısında yer vermesinin cezalandırılmaması gerektiğini,

iv. Müştekinin başvuru konusu yazıların internet linklerinin

kaldırılması için Batman Sulh Ceza Hâkimliğine yaptığı başvurusunun anılan

yazıların basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle

reddedildiğini belirtmiş ve bütün bu gerekçelerle ifade ve basın

özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde;

i. Haberde geçen ifadelerin ilk olarak başvurucu tarafından

ortaya atılmadığını, yayınlanmış olan bir kitapta geçen ifadelerden yola

çıkılarak söz konusu haberin yapıldığını,

ii. Haberde kullanılan ifadelerin kesin yargılar içermediği, “İN” adlı kitabın ilgili kısımlarına

ilişkin olarak birtakım çıkarımlardan ibaret olduğunu,

iii. Başvuru konusu haberin ilgili dönemde ülke gündemini meşgul

eden paralel yapı konusu hakkında yapıldığını, dolayısıyla haberin güncel kamu

menfaatleriyle ilgili ve kamuyu bilgilendirme değerinin olduğunu ve kamusal

faydası yüksek bir tartışmaya katkı sağladığını,

iv. Haberin basının olayları araştırma, eleştirme, yayma ve

haber verme özgürlüğü kapsamında kaldığını,

v. Aynı zamanda ifade özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen müdahalenin

orantlılığı değerlendirilirken yargılamaya konu haber

nedeniyle başvurucunun 1.500 TL adli para cezasına mahkûm edildiğinin ve bu

kararın kesin olarak verildiğinin

gözönünde bulundurulması gerektiğini belirtmiştir.

37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru

formundaki iddialarını yinelemiştir.

B. Değerlendirme

38. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

"Düşünceyi açıklama ve yayma

hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, düşünce ve

kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak

açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi

olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,...

başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla

sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir."

39. Anayasa’nın “Basın

hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Basın

hürdür, sansür edilemez…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini

sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın

26 ve 27 nci maddeleri

hükümleri uygulanır…”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

41. Başvurucunun müştekiye yönelik yazısı nedeniyle 1.500 TL

adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Söz konusu Mahkeme

kararı ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

42. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın

ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ...

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

43. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

44. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı

sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

45. Başvurucunun adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin

kararın "başkalarının şöhret veya

haklarının korunması"na

yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna

varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel

İlkeler

(a)

Demokratik Toplum Düzeninin Gerekleri ve İfade Özgürlüğü

46. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında demokratik toplum düzeninin gerekleri

ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır.

İfade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe

ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek

başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,

anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına

gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü

araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi

gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu

çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir.

Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin

barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK],

B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel

Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38). Anayasa Mahkemesi;

Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü ile onun özel güvencelere

bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün

demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve

her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu pek

çok kez ifade etmiştir (Mehmet Ali Aydın,

§ 69; Bekir Coşkun, §§ 34-36). Bu

bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerli ve

demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir

Coşkun, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve

tutumların iletilmesi ve bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi

araçlardan birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 63).

(b) Müdahalenin

Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

47. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun

kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı

bir müdahale olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme,

sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç

arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz.

Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde "demokratik toplum düzeninin gereklerine

aykırı olmama" ve "ölçülülük ilkesine aykırı olmama" biçiminde

iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün

parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet

Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 15;

AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18).

48. İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir

toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve

istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya

elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem

olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (bazı farklılıklarla

birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51;

Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51).

49. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin fikirlerini

ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp

sağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı

ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında

olayın şartları içinde bir denge kurmaktır ( bkz. Bekir Coşkun, § 44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017,§§

58, 61, 66).

50. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile

başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına

işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti halinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan

organların düşüncelerin açıklanmasına ve yayılmasına müdahale ederken ifade

özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan korunması

gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların

varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (bazı farklılıklarla

birlikte bkz. Bekir Coşkun, §§ 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit, §§ 59, 68).

51. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı

karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

(c) Basının

Ödev ve Sorumlulukları

52. Demokratik bir toplumda basına, siyasetçileri ve kamu

görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olmakla

birlikte Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri tamamen sınırsız bir ifade

özgürlüğünü garanti etmemiştir. Anayasa'nın 12. maddesinin "Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine

ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder."

biçimindeki ikinci fıkrası, kişilerin sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri

kullanırken ödev ve sorumluluklarına da gönderme yapmaktadır. 26. maddenin

ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün

kullanımına basın için de geçerli olan bazı görev

ve sorumluluklar getirmektedir (Basının görev ve sorumluluklarına

ilişkin bkz. Orhan Pala, B. No:

2014/2983, 15/2/2017, § 46; Erdem Gül ve Can

Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 252/2/2016, § 89; R.V.Y. A.Ş., B. No: 2013/1429, 14/10/2015,

§ 35; Fatih Taş [GK], B. No:

2013/1461, 12/11/2014, § 67; Önder Balıkçı,

B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 43).

53. Bu görev ve sorumluluklar "başkalarının şöhret ve hakları"nın zarar görme

ihtimalinin bulunduğu ve özellikle adı verilen bir şahsın itibarının söz konusu

olduğu durumlarda özel önem arz eder (Orhan

Pala, § 47).

54. Basın özgürlüğü; ilgililerin meslek ahlakına saygı

göstermelerini, doğru ve güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak

hareket etmelerini zorunlu kılmaktadır. Kötü niyetli olarak gerçeğin

çarpıtılması kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşabilir. Dolayısıyla haber

verme görevi zorunlu olarak ödev ve sorumluluklar ile basın kuruluşlarının

kendiliğinden uymaları gereken sınırlar içermektedir (Orhan Pala, § 48; Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş.

[GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015, §§ 42, 43; Kadir

Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 53, 54; İlhan Cihaner (2),

§§ 60, 61).

55. Söz konusu sorumlulukların kapsamı, başvurucunun koşullarına

ve ifade özgürlüğünü kullandığı vasıtalara göre değişir. Anayasa Mahkemesi

basın özgürlüğüne yapılan müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygun olup olmadığını incelerken meselenin bu yönünü görmezden gelmeyecektir.

56. Öte yandan somut olayı ilgilendiren yönüyle gazetecilerin

üçüncü kişilerden alıntıladıkları ya da üçüncü kişilere referans yaparak ileri

sürdükleri ve başkalarının itibarına zarar verebilecek görüş veya fikirlerin

sunumu esnasında bu görüş veya fikirleri tarafsız olarak aktarmak şeklinde

genel bir yükümlülük getirilemez. Zira böyle bir yükümlülük basının kamuoyuna

çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ve bunlara ilişkin bir kanaat

oluşturması şeklindeki fonksiyonuyla bağdaşmaz.

57. Bu bağlamda basının üçüncü bir kişinin başkalarının

itibarına zarar verme ihtimalini barındıran açıklama, görüş veya fikirlerinin

yayılmasına katkıda bulunduğu gerekçesiyle yaptırıma maruz bırakılması çok

ciddi gerekçeler olmadığı sürece kabul edilemez. Basında yer alan haber ve

yorumlarda alıntılanan veya referans yapılan görüş veya fikirlerin kamu

makamlarınca hazırlanan/hazırlattırılan resmî kayıtlara, raporlara veya

verilere dayanması hâlinde basının söz konusu görüş veya fikirlerin doğruluğunu

test etmek için ilave bir araştırma yapmasına gerek yoktur. Ancak bunun

dışındaki durumlarda ilave bir araştırma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı

eğer varsa bu yükümlülüğün ne ölçüde olması gerektiği her olayın kendine has

koşulları altında değerlendirilmelidir.

58. Üçüncü kişilerden yapılan alıntılara ve referanslara ilişkin

değerlendirmelerde dikkate alınması gereken diğer hususlar; alıntı/referans

yapılan görüş veya fikrin ne ölçüde yayılmış olduğu, alıntının aynen mi

eklemeler yapılarak mı sunulduğu ve sunum şekli, alıntı/referans yapılan

kaynakta ileri sürülen görüşe ilave iddialar ileri sürülüp sürülmediği ve

alıntı/referans yapıldığının hedef alınan kitle tarafından anlaşılabilir olup

olmadığıdır.

(d) Bireyin Şeref ve

İtibarının Korunması

59. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade

özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda basının uyması

gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının

korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi

bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), § 44). Devlet, bireyin şeref ve

itibarına keyfî olarak müdahale etmemekle ve üçüncü kişilerin saldırılarını

önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B.No:

2012/1184, 16/7/2004, § 41; Adnan Oktar (3),

B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir

Coşkun, § 45; Önder Balıkçı,

§ 44). Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan

kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle

daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduğunu ve bunlara yönelik

eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır

(Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün

Poyraz (2), § 58; kamusal yetki kullanan görevlilerle ilgili olarak

bkz. Nilgün Halloran,

§ 45; tanınan bir Cumhuriyet başsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2),

§ 82; tanınan ve siyasete hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42).

60. Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya benzer başvurularda, adli

para cezasına mahkûm edilmesi nedeniyle başvurucunun müdahale edilen ifade

özgürlüğü ile başvurucunun yazısındaki iddialar ve ifadeler nedeniyle

müştekinin müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir

dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirir (Nilgün Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), §

49). Bu, soyut bir değerlendirme değildir.

(e) Çatışan

Haklar Arasında Dengeleme

61. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut

olaya uygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şu şekilde sayılabilir:

1- Yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, genel yarara ilişkin

bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı

2- Toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı

3- Haber veya makalenin yayımlanma şartları

4- Haber veya makalenin konusu, bunlarda kullanılan ifadelerin

türü, yayının içeriği, şekli ve sonuçları

5- Habere yönelik kısıtlamaların niteliği ve kapsamı

6- Haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiği

7- Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili

kişinin önceki davranışları

8- Kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında

sahip oldukları hakların ağırlığı.

62. Anayasa Mahkemesi başvurunun koşullarına göre bazıları

yukarıda sayılan kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip

değerlendirilmediğini denetler (Nilgün Halloran, § 41; Ergün

Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç,

§§ 58-66; İlhan Cihaner

(2), §§ 66-73). Bunun için başvurucu tarafından yazılan yazının

-yayımlandığı bağlamdan kopartılmaksızın- olayın bütünselliği içinde

değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 52; Önder

Balıkçı, § 45).

(f) İfade

Özgürlüğüne Yapılan Müdahalenin Gerekçesi

63. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin

temel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarında

dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun"

olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır. İfade

özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan

kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 26.

maddesini ihlal edecektir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

64. Eski bir istihbaratçı tarafından kaleme alınan "İN" adlı kitapta Batman'da

görevli D. isimli bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY'nin

Batman Emniyet İstihbarat ve Terörle Mücadele birimlerinden sorumlu örgüt

yöneticisi olduğu belirtilmiş ve memleketinin neresi olduğuna ve bir lojmanda

ikamet ettiğine dair bilgiler yer almıştır.

65. Başvuruya konu haber ve yorumlarda; -genel olarak söz konusu

kitapta yer verilen bilgilerden yola çıkılarak- kitapta belirtilen kişinin

Batman'daki bir kamu kurumunda üst düzey bürokrat olarak görev yapan müşteki

olduğu yönünde iddialara yer verilmiştir. Başvurucu bu iddiaları ileri sürerken

kitapta yer verilen bilgilerden hareketle yaptığı çıkarımlara dayalı olarak

bazı ilave bilgilere yer vermiştir. Bu kapsamda başvurucu tarafından yapılan

haber ve yorumlarda -müştekiyi tarif edecek şekilde- kitaptaki bilgilere ilave

olarak kitapta adı geçen kişinin soyadı, ikamet ettiği kamu lojmanı ve resmî

olarak ifa ettiği kamu görevine dair bilgiler yer almıştır. Anılan haber ve

yorumlarda, kitapta adı geçen kişinin müşteki olduğu varsayımından hareketle

müştekinin hâlen görevde olmasının anlaşılamaz bir durum olduğu belirtilmiş;

konu ile ilgili olarak adli ve idari makamlara gerekli soruşturmaların

yapılması yönünde çağrıda bulunulmuştur.

66. İlk derece mahkemesi ise başvurucu tarafından yapılan haber

ve yorumların müştekinin toplum içindeki itibarı ve diğer fertler nazarında

saygınlığını zedelediğini, hakaret suçunu oluşturduğunu belirterek başvurucunun

adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

67. İlk derece mahkemesi konuyla ilgili kararında müştekinin

FETÖ/PDY ile ilgisi konusunda bir mahkeme kararı olmadığına işaret etmiş ve bir

mahkeme kararı olmaksızın müştekiyle ilgili iddiaların yayımlanmasının kişilik

haklarının ihlalini oluşturacağını ifade etmiştir.

68. Anayasa Mahkemesi, Orhan

Pala kararında gazetecilerden bir beyanın doğruluğunu kanıtlamakla

yükümlü savcı gibi hareket etmelerini beklemenin aşırı bir ispat külfeti

getireceğini ve böyle bir mükellefiyetin onların sanık veya davalı olarak

yargılandıkları davalarda hakkaniyete uygun düşmeyen sonuçlara ulaşılmasına

neden olabileceğini ifade etmiştir (Orhan

Pala, § 51).

69.Mevcut başvuruda ise ilk derece mahkemesi, başvuruya konu

yazılarda müşteki aleyhine herhangi bir yargı kararının ortaya konulmamasını

adli para cezasının gerekçesi yapmıştır. Başka bir deyişle mahkeme, aleyhe

yargı kararı olmadan bir kimse hakkında iddialar içeren bir yayın

yapılamayacağına karar vermiştir. Basın alanında haberlerin yapılmasında ve

kanaatlerin açıklanmasında bu düzeyde bir kesinlik sınırının kabul edilmesinin

ifade ve basın özgürlüklerinin tümüyle ortadan kaldırılması sonucunu doğuracağı

açıktır (Benzer değerlendirmeler için bkz. Ali

Kıdık, B. No: 2014/5552, 26/10/2017, §

73).

70. Anayasa Mahkemesi, müştekiyi FETÖ/PDY ile ilişkili gösteren

haber ve yorumlardaki iddiaların ciddi iddialar olduğunu gözönünde

bulundurmaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, haber ve yorumların ilk

kez başvurucu tarafından ortaya atılan iddialar içermediğini; ilk derece

mahkemesince de kabul edildiği üzere daha ziyade önceden yayımlanan bir başka

kitapta yer alan iddiaların geliştirilerek ve anılan kitaba referans yapılarak

yayılmasından ibaret olduğunu dikkate almaktadır.

71. İlk derece mahkemesi başvuruya konu haber ve yorumlarda,

eski bir istihbaratçının kitabı dışında bir dayanağın belirtilmediğini ifade

etmiştir. Basın mensubu olan başvurucunun üst düzey bir kamu görevlisi olan

müştekinin itibarına zarar verme ihtimalini barındıran "İN" adlı kitaptaki bilgilerin

yayılmasına katkıda bulunduğu gerekçesiyle yaptırıma maruz bırakılması çok

ciddi gerekçeler olmadığı sürece kabul edilemez. Bir başka ifadeyle -tek

başına- daha önce kamuya açık bir başka kaynakta yayımlanmış olan bilgilerin

yayılmasına katkıda bulunmuş olma mahkûmiyet için yeterli gerekçe oluşturamaz.

Öte yandan müştekinin başvurucunun iddialarına kaynaklık eden "İN" adlı kitaptaki iddialara

karşı herhangi bir hukuk yoluna başvurduğuna dair bir bilgi de bulunmamaktadır.

72. İlk derece mahkemesi mahkûmiyet kararında başvurucunun

kitaptaki bilgileri değiştirerek haber yaptığı ve bilginin elde edilme

yönteminin kabul edilemez olduğu yönünde bir değerlendirmede de bulunmamıştır. Belirtilmelidir

ki başvuruya konu haber ve yorumlar bireylerin subjektif

değerlendirmelerinden bağımsız olarak ifade özgürlüğünün korumasındadır.

73. Haberin yapıldığı dönemde FETÖ/PDY ve bu örgütün kamu

kurumlarındaki örgütlenmesine ilişkin iddialar kamuoyunda yaygın bir biçimde

tartışılmaktadır. Bu kapsamda anılan örgütün Batman'daki örgütlenmesine dair

iddiaların Batman'da yerel gazetecilik yapan başvurucunun ilgi alanında

olduğuna ve bu konuda kamunun bilgilendirilme hakkının da bulunduğunda kuşku yoktur.

Bir haber veya yazının kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin

söz konusu haber veya makalenin yayımlanmasına o kadar çok boyun eğmesi gerekir

(İlhan Cihaner (2),

§ 74; Kadir Sağdıç, § 67).

74. İlk derece mahkemesi konuyla ilgili yargılama sürecinde

başvurucunun müştekiye yönelik iddialarının gerçekliğini araştırmak için Batman

İl Emniyet Müdürlüğüne müştekinin TEM şube ile bağlantısı olup olmadığını,

ilgili kamu kurumuna ise Müştekinin personel alım sürecindeki yetkisini ve

etkinliğini sormuştur. Batman İl Emniyet Müdürlüğü müştekinin TEM şube ile

hiçbir bağlantısının olmadığı, ilgili kamu kurumu ise müştekinin belli

dönemlerde personel alımında görevli kurullarda görev yaptığı yönünde cevap

vermiştir.

75. İlk derece mahkemesi ilgili idari makamlardan gelen

cevapları başvurucu aleyhine değerlendirerek başvurucunun mahkûmiyet kararına

ilişkin gerekçesinde kullanmıştır. Bununla birlikte bir başka kamu kurumunda

üst düzey kamu görevlisi olan başvurucunun Emniyet Müdürlüğü ile birim

yöneticiliği düzeyinde resmî bir görev ilişkisi içinde bulunmasının her

hâlükârda imkânsız olduğu açıktır. Öte yandan müştekinin görev yaptığı ilgili

kamu kurumu da başvurucunun iddialarını doğrular nitelikte müştekinin personel

alım sürecinde belli ölçüde etkili olduğunu gösteren bir cevap vermiştir. Bu

kapsamda Anayasa Mahkemesi, ilgili kamu otoritelerinin cevaplarının nasıl

başvurucu aleyhine değerlendirildiğine bir anlam verememektedir.

76. Sonuç olarak başvurunun bütün koşulları gözönünde

tutulduğunda şikâyet edilen adli para cezası kararı ile Anayasa'nın 26. ve 28.

maddelerinde koruma altında olan ifade ve basın özgürlüklerine yapılan

müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği sonucuna

varılmıştır. Başvurucu hakkında verilen adli para cezası kararı için derece

mahkemelerince gösterilen gerekçeler ilgili ve yeterli kabul edilemez. Bu

nedenle başvuru konusu adli para cezası kararı şeklindeki müdahale müştekinin

itibarının korunması için demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir

müdahale değildir.

77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence

altına alınan ifade özgürlüğünün ve Anayasa'nın 28. maddesinde güvence altına

alınan basın özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

78. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları

şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

79. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan kararında, Anayasa Mahkemesince bir temel hakkın ihlal

edildiği sonucuna varıldığında ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkelere yer verilmiştir (detaylı

açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan, [GK],

B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 57-60).

80. Başvurucu, ihlalin tespiti ile birlikte yeniden yargılama

yapılmasını istemiş ve 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

81. Anayasa Mahkemesi başvurucuya yönelik adli para cezası

şeklindeki müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşulunu

sağlamadığından başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği

sonucuna varmıştır. Somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

82. Bu durumda ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması

gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve

nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman 4. Asliye Ceza

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

83. Başvurucuya ifade ve basın özgürlüklerinin ihlali nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

net 3.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

84. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına

alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa'nın 28. maddesinin birinci fıkrasında

güvence altına alınan basın özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman 4. Asliye Ceza Mahkemesine

(E.2015/527, K.2015/848) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 226,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

10/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

Recep KAPLAN

Başvurucu

:

Mustafa

Kemal ÇELİK

Vekili

:

Av. Mustafa

YILDIZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/20153, 10 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. D....
  7. Her Şey Onu Anlatıyor
  8. Üç Görevi Birden Yapıyormuş
  9. Kimse Tekzip Ettirmedi
  10. Savcılar Göreve
  11. D. denen kişinin eleğinden geçtiği de artık aşikardır.'
  12. IV. İlgili Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası Hukuk
  15. B. No: 15890/89, 23/9/1994, § 35). AİHM'in
  16. V. İnceleme Ve Gerekçe
  17. A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  18. B. Değerlendirme
  19. B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel
  20. B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir
  21. VI. Hüküm
  22. A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin
  23. B. Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına
  24. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  25. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  26. Yıldırım
  27. Kömürcü
  28. Akıncı
  29. Topal
  30. Yıldız
  31. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/20153
Tarih
10 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Saliha Dere ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2132)
  • Rukiye Güven Başvurusu (B. No: 2015/11229)
  • Volkan Akyılmaz Başvurusu (B. No: 2015/14212)
  • Hasan Gülbahar Başvurusu (B. No: 2014/17112)
  • Yalçın Uzan Başvurusu (B. No: 2015/9336)
  • Engin Çırakoğlu Başvurusu (B. No: 2014/8520)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.