İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2014/2250Tarih: 17 Mayıs 2016

Mustafa Özyurt Başvurusu (B. No: 2014/2250)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

MUSTAFA ÖZYURT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/2250)

Karar Tarihi: 17/5/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yasal düzenlemenin statüsündeki öğretim üyelerini de

kapsadığı ileri sürülmesine rağmen sağlık hizmetleri tazminatından

yararlandırılmaması ve bu işleme karşı açılan davanın da reddedilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının; yargılama sırasında davada görevli raportörün üç kez

değişmesi, duruşmaya katılan başkan ve üyelerle kararı veren heyetin tamamının aynı

kişilerden oluşmaması, talep ve iddiaların kararda karşılanmadığından kararın

gerekçesiz olması, bariz takdir hatası yapılarak hakkaniyete uygun karar

verilmemesi ve yargılamanın makul bir sürede sonuçlanmaması nedenleriyle de

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 19/6/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 30/10/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 1/12/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

10/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 24/12/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu veteriner hekim üsteğmen iken Gülhane Askeri Tıp

Akademisi (GATA) Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalında

24/2/1993 tarihinde öğrenimini tamamlayarak doktora unvanına sahip olmuş ve

Genelkurmay Başkanlığı Hava Kuvvetleri Komutanlığınca 12/4/1993 tarihinde asli

ihtisas alanı mikrobiyoloji ve klinik mikrobiyoloji uzmanı veteriner hekim

olarak değiştirilmiştir.

9. Başvurucu 16/2/1996 tarihinde GATA Temel Tıp Bilimleri Bölüm

Başkanlığı Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümüne yardımcı doçent

olarak atanmış, 23/11/1998 tarihinde "tıbbi mikrobiyoloji" dalında

"Doçentlik Bilim Sınavı"nda başarılı olarak

28/6/2000 tarihinde GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığı Mikrobiyoloji

ve Klinik Mikrobiyoloji Servisine öğretim üyesi olarak atanmıştır. 20/8/2013

tarihinde profesör olan başvurucu hâlen aynı servisin bölüm başkanı olarak

görev yapmaktadır.

10. Başvurucu 30/7/2010 tarihinde yürürlüğe giren 21/1/2010

tarihli ve 5947 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı

Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun ek 17 nci maddesine eklenen (Ç) fıkrası uyarınca sağlık

hizmetleri tazminatından yararlanmak üzere 1/10/2010 tarihinde GATA Haydarpaşa

Eğitim Hastanesi Komutanlığına başvurmuş; Komutanlık 4/10/2010 tarihinde

başvurucunun bu düzenlemeden yararlanamayacağı gerekçesiyle talebi

reddetmiştir.

11. Başvurucu sağlık hizmetleri tazminatının ödenmemesi

işleminin iptali ve ödenmesi gerektiğini ileri sürdüğü tazminatın faiziyle

birlikte ödenmesi istemleriyle 30/11/2010 tarihinde Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.

12. AYİM Üçüncü Dairesi yargılama sırasında 23/6/2011 ve

29/12/2011 tarihlerinde verdiği ara kararları ile davacının tamamladığı doktora

eğitiminin aynı bilim dalında tıpta uzmanlık mevzuatına göre yapılan uzmanlık

eğitimine eş değer olup olmadığını ve doktora eğitimine sahip mikrobiyoloji ve

klinik mikrobiyoloji uzmanı ile tıpta uzmanlık mevzuatına göre eğitimini

tamamlamış mikrobiyoloji ve klinik mikrobiyoloji uzmanı arasında bilimsel

yeterlilik, görev, yetki ve sorumluluk açısından bir fark bulunup bulunmadığı

hususunda Yüksek Öğretim Kurumundan (YÖK) görüş istenilmesine karar vermiştir.

13. YÖK Başkanlığının cevap yazısı ekinde Üniversitelerarası

Kurulun 26/3/2012 tarihli toplantısında verilen karar Mahkemeye gönderilmiştir.

Toplantıda verilen karar şöyledir:

"1. Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji

bilim dalındaki Doktora eğitimi akademik bir eğitim olup belirli ders kredileri

ile doktora yeterlilik sınavı, doktora tezi, tez savunması gibi belirli

kriterlerle belirlenmiş bir eğitimdir. Aynı bilim dalındaki tıpta uzmanlık

eğitimi ise hasta hizmeti sunmak üzere düzenlenmiş bir eğitim olup bu alandaki

laboratuvar becerilerinin öğretilmesine dayanmaktadır ve kendi bilim dalı

dışında yapmaları gereken zorunlu rotasyonları vardır. 2. Tıpta uzmanlık

mevzuatına göre eğitimini tamamlamış olan klinik mikrobiyoloji uzmanının bir

laboratuvar açma yetkisi var iken doktora yapanın böyle bir yetkisi

bulunmamaktadır. Tıpta uzmanlık diploması Sağlık Bakanlığından verilmekte olup

mecburi hizmet yükümlülüğü doğurmaktadır. Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji

uzmanı uzmanlık öğrencisi sorumlusu olabilirken doktora unvanı sahipleri

uzmanlık öğrencisi sorumlusu olamaz. 3. Veteriner hekimlerin, Mikrobiyoloji ve

Klinik Mikrobiyoloji bilim dalında tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzmanlık

eğitimi yapmaları mümkündür. Tıpta uzmanlık ve doktora eğitiminin diplomaları

açısından farklılıklarına rağmen tıpta uzmanlık Eğitimi Tüzüğü'nde yer alan

dallarda doktora yapanların öğretim üyesi olmaları halinde bu ayrımın

gözetilmeyeceğine oy çokluğu ile karar verildi."

14. AYİM 3. Dairesi 6/6/2013 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"926 sayılı Kanun'un Ek 17. maddesinin

(Ç) fıkrasının birinci bendi uyarınca Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında

bulunan subaylardan öğretim üyesi tabip, öğretim üyesi diş tabibi, uzman tabip,

uzman diş tabibi, tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen

dallarda bu mevzuat hükümlerine göre uzman olanlara sağlık hizmetleri tazminatı

ödenmesinin öngörüldüğü, bu unvanlardan herhangi birisine sahip olmayan sağlık

personeli ile tabip ve diş tabibi olmayan öğretim üyesi sağlık personelinin

tazminat ödenecek personel kapsamına alınmadığı, ayrıca Anayasa Mahkemesinin

16/7/2010 tarihli ve E.2010/29, K.2010/90 sayılı kararında sağlık hizmetleri

tazminatının GATA'da öğretim üyesi olarak görev yapmanın değil tabip olma

statüsünün bir sonucu olduğuna, sivil ve askeri tabipler ile tabip olmayan

ancak temel tıp bilimlerinde uzman olanların aynı hukuksal konumda

bulunmadıklarından düzenlemenin eşitlik ilkesine aykırı olmadığına karar

verildiği dikkate alındığında, öğretim üyesi veteriner hekim subay statüsünde

olan davacıya tabip veya diş tabibi olmadığı halde sırf öğretim üyesi statüsüne

sahip olduğu için 926 sayılı Kanun'un ek 17. maddesinin (Ç) fıkrasının birinci

bendinde yer alan tablonun (öğretim üyesi, tabip-diş tabibi/uzman tabip)

başlıklı birinci sütununda sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesine yasal olarak

imkân bulunmadığı, diğer yandan yukarıda zikredilen Üniversitelerarası Kurul

görüşünden de anlaşılacağı üzere, tıpta uzmanlık eğitimi ile doktora eğitimi

arasında aşama ve kapsam yönünden farklılıklar bulunduğu gibi her iki eğitim

sonunda alınan unvan ve bilimsel yeterlilik, görev, yetki ve sorumlulukların

birbirinden farklı olduğu, bu farklılıklar karşısında doktora (bilim doktoru)

unvanına sahip veteriner hekim subayların tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman

olmaları ve bu unvanı kullanabilmeleri için zorunlu olan bir uzmanlık belgesine

sahip olmamaları ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar ile aynı

bilimsel yeterlilik, görev, yetki ve sorumluluklara sahip olmamaları nedeniyle

tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar statüsünde kabul edilmemelerinin

ve bu statüye göre sağlık hizmetleri tazminatı almalarının hukuken mümkün olmadığı,

bu itibarla doktora (bilim doktoru) unvanına sahip öğretim üyesi, veteriner

hekim subay statüsünde olan davacının tabip veya diş tabibi veya tıpta uzmanlık

mevzuatına göre uzman olanlar statüsünde olmaması nedeniyle Anayasa'ya aykırı

olduğu iddia edilen 926 sayılı Kanun'un ek 17. maddesinin (Ç) fıkrasının

birinci bendinin öznesi konumunda olmadığı, dolayısıyla davacının yasa koyucu

tarafından düzenlenmeyen bir hukuki durum ile ilgili Anayasa'ya aykırılık

iddiasında bulunduğu, başka bir deyişle davacının "Türk Silahlı

Kuvvetlerinde görevli tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre

uzman olanlar haricinde kalan diğer sağlık personeline sağlık hizmetleri

tazminatı ödenmesine ilişkin düzenleme yapılmasının" Anayasa'ya aykırı

olduğunu iddia ettiği ve Anayasa'ya aykırılık iddiasının yasa koyucunun

düzenlemediği bir alana ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

...926 sayılı Kanun'un Ek 17. maddesinin (Ç)

fıkrasının birinci bendinde kimlere hangi oranlarda sağlık hizmetleri tazminatı

ödeneceği açıkça düzenlenmiştir. Doktora (bilim doktoru) unvanına sahip öğretim

üyesi veteriner hekim subay statüsünde olan ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre

uzman olmayan davacıya 926 sayılı Kanun'un Ek 17. maddesinin (Ç) fıkrasının

birinci bendi uyarınca sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesine imkân

bulunmadığından, davalı idarece davacıya sağlık hizmetleri tazminatı ödenmemesi

işleminde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

...Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında

eşitlik ilkesinin eylemsel değil hukuksal eşitlik olduğu, eşitlik ilkesiyle

aynı durumda olan kişilere aynı hukuki kuralların uygulanmasının amaçlandığı,

farklı statüde bulunanlara farklı hükümlerin uygulanabileceği kabul

edilmektedir. 5947 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile 926 sayılı Kanun'un ek 17.

maddesine eklenen (Ç) fıkrasında davacının statüsüne sağlık hizmeti tazminatı

ödenmesini yasaklayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak özlük haklarının

kanuniliği ilkesi gereği davacı, statüsü sağlık hizmetleri tazminatı

ödenecekler arasında sayılmadığı için bu haktan yararlanamamaktadır.

Dolayısıyla burada eşitliğe aykırı bir düzenleme söz konusu olmayıp eksik

düzenlemeden bahsedilebilir...

Yukarıda açıklamalar çerçevesinde Anayasa'ya

aykırılık iddiası değerlendirildiğinde; söz konusu yasa hükmünün iptal

edilmesinin dahi davacıya sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesini sağlamayacağı,

yasama erkinin düzenlemediği, suskun kaldığı bir alanın, Anayasa'ya aykırı

olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine götürülebilmesinin (açılmış olan davada

uygulanma kabiliyeti bulunan bir kural bulunmaması) sebebiyle mümkün

bulunmadığı kanaatine varıldığından davacının ve AYİM Başsavcılığının

Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiştir."

15. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin

26/12/2013 tarihli ve E.2013/1617, K.2013/1586 sayılı karar ile reddedilmiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Anayasa Mahkemesinin 17/5/2012 tarihli

ve E.2011/90, K.2012/71 sayılı kararında da belirttiği üzere, yasa koyucu

çalışana ek ücret veya benzeri bir ödeme yapılmasını öngörürken, hizmetin

niteliği ve niceliğine göre düzenleme yapma yetkisine sahiptir. Ayrıca kamu

kurum ve kuruluşlarında görev yapan tabiplere tazminat ödenip ödenmemesi veya

hangi unvanlara ne miktarda ödeneceği hususlarının da Anayasa çerçevesinde

kanun koyucunun takdir yetkisi içinde olduğu aşikardır.

Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen

kararında diş tabipleri açısından yaptığı değerlendirmede; Türk Silahlı

Kuvvetlerinde görevli diğer tabiplerle aynı hukuki statüde olduklarının ve

dolayısıyla aynı kurallara tabi olmaları gerektiğinin söylenemeyeceğini, bu

durumun Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olmadığını belirtmiştir.

Davacının kararın düzeltilmesi istemini içeren

dilekçesinde ileri sürdüğü sebeplerin yerinde görülmemesi, taleplerinin kararda

karşılanmış olması, düzeltilmesi istenen kararda çelişki olmadığı gibi kararın

kanuna ve usule uygun bulunması nedeniyle karar düzeltme isteminin

reddine..."

16. Nihai karar başvurucuya 4/2/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 20/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

18. 926 sayılı Kanun'un ek 17. maddesine 5947 sayılı Kanun'un

12. maddesiyle eklenen (Ç) fıkrası şöyledir:

"Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında

bulunan ve aşağıda rütbeleri belirtilen personelden öğretim üyesi tabip,

öğretim üyesi diş tabibi, uzman tabip, uzman diş tabibi, tabip, diş tabibi ve

tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda bu mevzuat hükümlerine göre

uzman olanlara hizalarında gösterilen oranları geçmemek üzere orgeneral

aylığının (ek gösterge dahil) brüt tutarı ile çarpımı sonucu bulunan miktarda

sağlık hizmetleri tazminatı ayrıca ödenir.

(Ek paragraf: 2/1/2014-6514/16 md.) Öğretim üyesi tabip ve öğretim üyesi diş tabipleri

için rütbe ve dereceleri itibarıyla belirlenmiş olan sağlık hizmetleri

tazminatı oranları, 100 puan artırılmak suretiyle uygulanır.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Celal Mümtaz

AKINCI

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Mustafa

ÖZYURT

Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında görevli

sivil öğretim üyesi tabiplere ve 657 sayılı Devlet Memurları

Kanununa tabi olarak görev yapan uzman tabip, uzman diş tabibi, tabip ve

diş tabiplerine aşağıda belirtilen oranları geçmemek üzere en yüksek devlet

memuru aylığının (ek gösterge dahil) brüt tutarı ile çarpımı sonucu bulunan

miktarda sağlık hizmetleri tazminatı ayrıca ödenir. (Ek cümleler: 22/1/2015 - 6586/61 md.) Diğer kamu

kurum ve kuruluşları kadrolarında 657 sayılı Devlet Memurları

Kanununa tabi olarak istihdam edilen tabip ve diş tabiplerinden Gülhane

Askerî Tıp Akademisinde tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi alanlara ve

bu Kanunun ek 26 ncı maddesi kapsamında, Türk Silâhlı Kuvvetlerine bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında

görevlendirilen öğretim üyesi, uzman tabip, uzman diş tabibi, tabip ve diş

tabiplerine de sağlık hizmetleri tazminatı ödenir. Bunlardan tıpta ve diş

hekimliğinde uzmanlık eğitimi alanlara, kurumlarınca döner sermaye

gelirlerinden ödenenler de dâhil olmak üzere herhangi bir ad altında ek ödeme

yapılmaz. Ek 26 ncı madde

kapsamında görevlendirilenlere ödenecek sağlık hizmetleri tazminatına ilişkin

hususlar aşağıda belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde ayrıca belirlenir.

TAZMİNAT ORANLARI (%)

RÜTBELER

Öğretim Üyesi Tabip/ Uzman Tabip

Tabip/Tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman

olanlar

Uzman Diş Tabibi

Diş Tabibi

General/Amiral

585

455

390

260

Kıdemli Albay

550

425

365

230

Albay

545

415

360

220

Yarbay

515

380

345

215

Kıdemli Binbaşı

500

370

340

210

Binbaşı

500

370

340

210

Kıdemli Yüzbaşı

460

320

305

175

Yüzbaşı

460

320

305

175

Kıdemli Üsteğmen

420

280

285

165

Üsteğmen

420

280

285

165

Teğmen

380

250

280

160

Asteğmen

370

240

270

130

Sağlık hizmetleri tazminatının oranları ile

usul ve esasları, personelin rütbesi, unvanı, görevi, çalışma şartları ve

süresi, görev yeri ve özellikleri, eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetlerivemeslekiuygulamaları veözellikarz

edenriskli bölümlerdeçalışmagibi

hizmete katkı unsurları esas alınarak Maliye Bakanlığının görüşü, Genelkurmay

Başkanlığının uygun görüşü üzerine Milli Savunma

Bakanlığınca belirlenir.

Sağlık hizmetleri tazminatından yararlanan

personele, 17/11/1983 tarihli ve 2957 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi, 10/6/1985 tarihli ve 3225 sayılı

Kanunun 14 üncü maddesi ve 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin ek 9 uncu maddesi hükümlerine göre ödeme yapılmaz.

(Ek fıkra: 22/1/2015 -

6586/61 md.) Bu fıkraya göre yapılacak ödeme, ilgili

mevzuatı uyarınca ödenmekte olan zam, tazminat, ödenek, döner sermaye ödemesi,

ikramiye, ücret ve her ne ad altında olursa olsun yapılan benzeri ödemelerin

hesabında dikkate alınmaz."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 17/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, yasal düzenlemenin kendi statüsündeki öğretim

üyelerini de kapsadığını belirtmesine rağmen sağlık hizmetleri tazminatından

yararlandırılmaması ve bu işleme karşı açılan davanın da reddedilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının; yargılama sırasında dosyanın raportörünün üç kez değişmesi,

duruşmaya katılan başkan ve üyelerle kararı veren heyetin tamamının aynı

kişilerden oluşmaması, talep ve iddiaların kararda karşılanmadığından kararın

gerekçesiz olması, bariz takdir hatası yapılarak hakkaniyete uygun karar

verilmemesi ve yargılamanın makul bir sürede sonuçlanmaması nedenleriyle de

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş; ihlallerin tespiti,

yeniden yargılama ve tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

21. Başvurucunun sağlık hizmetleri tazminatı ödenmemesine

ilişkin ihlal iddiası mülkiyet hakkı kapsamında, diğer ihlal iddiaları ise adil

yargılanma hakkı kapsamında ayrı başlıklar altında incelenmiştir.

1. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucu sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesine ilişkin

30/7/2010 tarihinde yürürlüğe giren 5947 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile 926

sayılı Kanun'un ek 17. maddesine eklenen (Ç) fıkrası hükmünün kendi

statüsündeki öğretim üyelerini de kapsadığı ve sivil hastanelerde görev yapan

aynı statüdeki öğretim üyelerine döner sermaye ödemesi de yapıldığı hâlde bu

tazminattan yararlandırılmadığını, başvurduğu idari ve yargısal süreçlerden de

bir sonuç alamadığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

23. Bakanlık görüş yazısında mülkiyet hakkının mevcut mal, mülk

ve varlıkları koruyan bir güvence olduğu, belli durumlarda bir ekonomik değer

veya icrası mümkün bir alacak iddiasını elde etmeye yönelik meşru bir

beklentinin de mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabileceği, somut olayda ise

AYİM Üçüncü Dairesi tarafından doktora unvanına sahip öğretim üyesi veteriner

hekim subay statüsünde olan başvurucuya ilgili yasal düzenleme kapsamında

olmadığından sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesine yasal olanak bulunmadığı

gerekçesiyle davanın reddedildiği belirtilmiştir.

24. Başvurucu, cevap dilekçesinde mülkiyet kavramının Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından geniş yorumlandığını belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edilmeye devam edildiğini ifade etmiştir.

25. Öncelikle başvurucunun başvuruya konu olayda Anayasa ve

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup

bulunmadığının tartışılması gerekmektedir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 25).

26. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

27. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

28. Belirli durumlarda bir "ekonomik değer" veya

icrası mümkün bir "alacak" iddiasını elde etmeye yönelik "meşru

bir beklenti", Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde

ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın ortaya çıkardığı, ulusal mevzuatta

belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren

yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip

nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece

ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı

meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir. (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).

29. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında

olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde

iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma ise mevzuat

hükümleri ve yargı kararları ile yapılabilecektir (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845,

20/11/2014, § 37).

30. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26).

31. Başvuruya konu somut davada başvurucu 926 sayılı Kanun'un ek

17. maddesine5947 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile eklenen (Ç) fıkrası

kapsamında sağlık hizmetleri tazminatından yararlandırılmadığını belirterek

Mahkemeden bu idari işlemin iptali ile ödenmeyen tazminatın verilmesi yönünde talepte

bulunmuştur.

32. Anayasa'nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkının “sağlık hizmetleri tazminatı” verilmesine ilişkin olarak

bireylere bir güvence sağlamadığı açıktır. Bununla birlikte bireyler, ancak

belirtilen tazminat ödemesinin yapılması konusunda kanuni düzenleme veya

içtihatlarda yeterli dayanağın olması hâlinde bu yöndeki talepleri mülkiyet

hakkı kapsamında kabul edilerek güvencelerden yararlandırılabilir. Öyleyse bu

aşamada değerlendirilmesi gereken husus, başvurucunun talep ettiği dönemde

sağlık hizmetleri tazminatı ödemesinden yararlandırılması gerektiği iddiasının

kanuni düzenlemeler veya yargısal içtihatlar ile desteklenip desteklenmediği,

böylece başvurucunun iddiasının Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki güvence

hükmüne uygulama alanı sağlayacak yeterlilikte meşru beklenti oluşturup

oluşturmadığıdır.

33. Başvurucunun dayandığı kanun maddesinde Türk Silahlı

Kuvvetleri kadrolarında bulunan öğretim üyesi tabip, öğretim üyesi diş tabibi,

uzman tabip, uzman diş tabibi, tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatında

belirtilen dallarda bu mevzuat hükümlerine göre uzman olanlara sağlık

hizmetleri tazminatı ödeneceği hüküm altına alınmıştır (bkz. § 18). Başvurucu

veteriner hekim subay olup Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümünde

doktora yapmıştır ve GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığında profesör

kadrosunda hâlen görev yapmaktadır. Başvurucunun doktora yaptığı dalın tıpta

uzmanlık mevzuatında belirtilen dallardan olduğu tartışma konusu değildir. Somut

olayda temel sorun, sağlık hizmetleri tazminatı talep eden başvurucunun bu

tazminat ödemesinin düzenlendiği anılan Kanun maddesinde belirtilen tıpta

uzmanlık mevzuat hükümlerine göre uzman kabul edilip edilmeyeceğidir. Diğer bir

deyişle başvurucunun tıpta uzmanlık mevzuat hükümlerine göre uzmanlık

yaptığının kabul edilmesi hâlinde bu Kanun maddesi kapsamında sağlık hizmetleri

tazminatı ödenmesi söz konusu olabilecektir.

34. Başvurucu, öncelikle görev yaptığı GATA Haydarpaşa Eğitim

Hastanesi Komutanlığına sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesi yönünde talepte

bulunmuş ancak başvurucunun statüsünün anılan Kanun maddesi kapsamında

sayılmadığı gerekçesiyle başvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Başvurucunun

söz konusu idari işleme karşı açtığı davada AYİM Üçüncü Dairesi, başvurucunun

statüsünün belirtilen yasa maddesinde sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesi

gereken "tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen dallarda bu mevzuat

hükümlerine göre uzman olma" kapsamında olup olmadığını araştırmıştır. Bu amaçla

verilen ara karar doğrultusunda Üniversitelerarası Kuruldan alınan görüşü

irdeleyen Mahkeme, tıpta uzmanlık eğitimi ile doktora eğitimi arasında aşama ve

kapsam yönünden farklılıklar bulunduğu ve her iki eğitim sonunda alınan unvan

ve bilimsel yeterlilik, görev, yetki ve sorumlulukların birbirinden farklı

olduğu tespitlerini gözeterek bu farklılıklara rağmen öğretim üyesi olması

hâlinde bu ayrımların gözetilmeyeceği yönündeki Kurul görüş sonucuna itibar

etmemiş ve söz konusu farklılıklar nedeniyle doktora unvanına sahip veteriner

hekim subayların tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olmaları ve bu unvanı

kullanabilmeleri için zorunlu olan bir uzmanlık belgesine sahip olmamaları ve

tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar ile aynı bilimsel yeterlilik,

görev, yetki ve sorumluluklara sahip olmamaları gerekçesiyle başvurucunun tıpta

uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar statüsünde kabul edilmesinin ve bu

statüye göre sağlık hizmetleri tazminatı almasının hukuken mümkün olmadığı

kanaatiyle davanın reddine karar vermiştir. Dolayısıyla AYİM, başvurucunun

statüsündeki kişilerin, anılan yasa maddesi çerçevesinde "sağlık

hizmetleri tazminatı" ödenebilecek kişiler kapsamında olmadığını

belirlemiştir. Başvurucu, bunun aksini ortaya koyan başka bir yargısal içtihat

ise sunamamıştır.

35. Öte yandan başvurucu, sivil hastanelerde çalışan benzer

statüdeki kişilere döner sermaye ödemesi yapıldığı, ayrıca aynı hastanede

çalışan tabiplere de sağlık hizmetleri tazminatı ödendiği hâlde kendi

statüsündeki kişilere sağlık hizmetleri tazminatı ödenmediğini belirterek

mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının da ihlal edildiğini

ileri sürmektedir. Ancak başvuruya konu yasa maddesinde bulunan Türk Silahlı

Kuvvetlerinde görevli diş tabiplerine diğer tabiplere nazaran daha az ödeme

yapılması yönündeki düzenlemenin iptali istemiyle ilgili Anayasa Mahkemesinin

17/5/2012 tarihli ve E.2011/90, K.2012/71 sayılı kararı şöyledir:

"...

Yasa koyucu Anayasa'ya aykırı olmamak

koşuluyla bir uzmanlık alanında çalışanlara diğerlerine göre sunulan hizmet,

hizmeti sunan kamu görevlisinin unvanı ve diğer özelliklerini gözeterek daha

fazla tazminat ödemeyi uygun görebilir. Kamu kurum ve kuruluşlarında görev

yapan tabiplere tazminat ödenmesinin öngörülüp öngörülmemesi kadar bunun hangi

uzmanlık alanı veya unvana göre ne oranda uygulanacağının belirlenmesi de

Anayasa çerçevesinde Yasa koyucunun takdir yetkisi içindedir.

Diş tabipliği mesleği tabiplik mesleğinin bir

kolu olmakla beraber diğer tıp uzmanlıklarından ayrılmaktadır. Diş tabiplerinin

diğer tabiplerden farklı fakültelerden mezun olmaları, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı

İcrasına Dair Kanun'da tabipler ve diş tabipleri için ayrı bölümler bulunması,

diş tabiplerinin uzmanlık sınavının (DUS) tıpta uzmanlık sınavından (TUS) ayrı

yapılması bu farklılığı göstermektedir. Bu durumda TSK'da görevli diş

tabiplerinin her zaman ve her koşulda TSK'da görevli diğer tabiplerle aynı

hukuki statüde oldukları ve dolayısıyla aynı kurallara tabi olmaları gerektiği

söylenemez.

Ayrıca başvuru gerekçelerinde kıyaslama

yapılan döner sermaye ücreti ile sağlık hizmeti tazminatı aynı ödeme biçimi

olmadıklarından aralarında eşitlik karşılaştırması yapılamaz. Döner sermaye,

üretilen hizmete ve elde edilen gelire bağlı yapılan değişken bir ödemedir.

Yapılacak ödemeler, ilgili sağlık kuruluşunun dağıtabileceği aylık döner

sermaye miktarına, tabibin teşhis veya tedavi amaçlı işlem sayısına,

yönetmelikle her işlem için belirlenen puana bağlı olarak değişmektedir. Bunun

yanında sağlık hizmetleri tazminatı yönetmelikle belirlenen sabit oranlı kesin

bir ödeme türüdür.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kurallar,

Anayasa'nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi

gerekir.

..."

36. Yine 5947 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile 926 sayılı

Kanun'un Ek 17. maddesine eklenen (Ç) fıkrasının ikinci bendinin iptali

istemiyle ilgili Anayasa Mahkemesinin 16/7/2010 tarihli ve E.2010/29, K.2010/90

sayılı kararı da şöyledir:

".

Dava dilekçesinde 5947 sayılı Yasa'nın 12.

maddesi ile 926 sayılı Yasa'nın Ek 17. Maddesine eklenen (Ç) fıkrasının ikinci

bendinin, sivil kadrolarda çalışan öğretim üyesi tabiplere tazminat ödenmesine

ilişkin olduğu, bu düzenlemenin GATA'da, tıpta uzmanlık mevzuatında belirtilen

temel tıp bilimlerine ait dallarda doktora yapan öğretim üyelerini kapsamadığı

belirtilerek kuralın Anayasa'nın 2., 10., 55., 130., 131. ve 132. maddelerine

aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Fıkranın iptali istenen ikinci bendinde yasakoyucu, TSK kadrosunda görevli sivil öğretim üyesi

tabipler ile uzman veya uzman olmayan tabip ve diş tabiplerine en yüksek devlet

memuru aylığına endeksli olarak, sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesini

öngörmüştür. Yasakoyucu ayrıca, bu kişilerin unvan ve

statülerine bağlı bir oran saptayarak, ödenecek tazminat miktarının hizalarında

gösterilen oranları geçemeyeceğini belirtmiştir.

Dava konusu kural, askeri hastanelerde çalışan

tüm sivil tabipleri içine alacak bir düzenleme niteliğindedir. Yasakoyucu, bu kuralda askeri hastanelerde çalışan öğretim

üyelerinin yanında, 657 sayılı Yasa'ya göre çalışan tabiplerin de sağlık

hizmetleri tazminatından yararlanmasını öngörmüştür. Bu açıdan bakıldığında

unvanı veya statüsü ne olursa olsun, dava konusu kuralın kapsamı dışında kalan

sivil tabip olmadığı açıktır. Ayrıca bu kuralla getirilen sağlık hizmetleri

tazminatının, Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında görevli sivil personelin,

hekim sıfatıyla hastalara verdikleri sağlık hizmeti koşuluna bağlı bir ödeme

olduğu da anlaşılmaktadır.

Anayasa'nın 10. maddesinde belirtilen eşitlik

ilkesi, aynı hukuki durumda bulunanlar için söz konusudur. Aynı durumda

bulunanların aynı, ayrı durumda bulunanların ayrı kurallara bağlanması eşitlik

ilkesini zedelemez. Yukarıda da ifade edildiği gibi, sağlık hizmetleri

tazminatı, GATA'da öğretim üyesi olarak görev yapmanın değil 'tabip' olma

statüsünün bir sonucudur. Sivil ve askeri tabipler ile tabip olmayan ancak

temel tıp bilimlerinde doktora yapmış olanlar aynı hukuksal konumda

bulunmadıklarından düzenlemenin eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğundan söz

edilemez.

."

37. AİHM de Vilho Eskelinen ve

diğerleri/Finlandiya (B.

No: 63235/00, 19/4/2007, §§ 93-96) kararında, başka bir birime atanan polis

memurlarına ek tazminat verilmemesi başvurusu yönünden mülkiyet hakkına konu

olabilecek bir meşru beklentinin mevcut olmadığı gerekçesiyle ihlal olmadığına

karar vermiştir. AİHM'in ayrımcılık yasağı kapsamında

mülkiyet hakkının değerlendirildiği bir kamu kuruluşundan emekli olan

başvurucunun yeniden çalışmaya başlaması nedeniyle yaşlılık aylığının kesilmesi

hakkındaki Fabian/Macaristan (B. No: 78117/13, 15/12/2015,

§§ 25-34) kararında ise özel ve kamu sektörlerinden emekli olanlar ile kamu

sektöründen emekli olanların kendi aralarında, makul ve haklı bir sebep de

bulunmadan farklı uygulama yapılarak kamu sektöründen emekli olan bazı

kişilerin yaşlılık aylıklarından kesinti yapılması ayrımcılık yasağının ihlali

olarak görülmüştür. Ancak başvuru konusu olayda başvurucunun özlük hakları

bakımından bir kesintinin, dolayısıyla başvurucunun meşru beklentisine konu

olabilecek aylığında bir azalmanın söz konusu olmadığı açıktır. Nitekim AİHM,

mülkiyet hakkının ayrımcılık yasağı ile bağlantılı olarak incelenebilmesi için

öncelikle Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi kapsamında korunmasıgereken bir mülkiyet

hakkının mevcut olması gerektiğini belirtmektedir (Vilho Eskelinen ve diğerleri/Finlandiya, §§

94, 95; Guberina/Hırvatistan,

B. No: 23682/13, 22/3/2016, § 75).

38. Somut olayda ise başvurucunun sağlık hizmetleri

tazminatından yararlanabileceği yönünde açık bir kanun hükmü bulunmadığı gibi

başvurucu, iddiasını destekler yerleşik bir yargı içtihadı da ortaya

koyamamıştır.

39. Bu durumda başvuru konusu olayda başvurucunun 926 sayılı

Kanun'un ek 17. maddesine5947 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile eklenen (Ç)

fıkrası hükümlerine göre sağlık hizmetleri tazminatı ödemesinden yararlanması

yönündeki talebinin yürürlükteki kanun hükümleri veya konuyla ilgili yargı

içtihatları tarafından desteklenmediği ve mülkiyet hakkı kapsamında meşru

beklenti olarak nitelendirmeye yetecek somutlukta olmadığı anlaşılmış;

dolayısıyla başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet

hakkına ilişkin korumadan yararlandırılmasının mümkün olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

40. Açıklanan gerekçeyle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi

kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma

Hakkının İhlaline İlişkin İddia

a. Yargılamanın Sonucunun

Adil Olmadığına İlişkin İddia

41. Başvurucu sağlık hizmetleri tazminatı talebinin reddi

işleminin iptali istemiyle AYİM Üçüncü Dairesinde açtığı davada bariz takdir

hatası yapılarak hakkaniyete uygun bir karar verilmediğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Bakanlığın görüş yazısında, daha önce benzeri konularda

görüş bildirildiğinden ayrıca bir görüş bildirilmesine gerek olmadığı

belirtilmiştir.

43. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

44. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derece mahkemesi

kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Muhammet

Kaplan, B. No: 2013/1586, 18/9/2013, § 21).

45. Başvuru konusu olayda başvurucunun sağlık hizmetlerinden

yararlandırılması talebi GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığınca

1/10/2010 tarihinde reddedilmiş; bu idari işlemin iptali istemiyle açılan

davada AYİM Üçüncü Dairesi 6//6/2013 tarihli kararıyla doktora (bilim doktoru)

unvanına sahip öğretim üyesi veteriner hekim subay statüsünde olan ve tıpta

uzmanlık mevzuatına göre uzman olmayan davacıya 926 sayılı Kanun'un ek 17.

maddesinin (Ç) fıkrasının birinci bendi uyarınca sağlık hizmetleri tazminatı

ödenmesine imkân bulunmadığından davalı idarece davacıya sağlık hizmetleri

tazminatı ödenmemesi işleminde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle

davanın reddine karar vermiştir (bkz. § 14). Başvurucunun karar düzeltme talebi

de aynı Dairenin 26/12/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir (bkz. § 15).

46. 926 sayılı Kanun'un ek 17. maddesine 5947 sayılı Kanun'un

12. maddesiyle eklenen (Ç) fıkrasının birinci bendinde, sağlık hizmetleri tazminatından

yararlandırılma koşulları ve hangi personele bu tazminat ödemesi yapılacağı

hüküm altına alınmıştır. Anılan kanun hükmünde Türk Silahlı Kuvvetleri

kadrolarında görevli sivil öğretim üyesi tabiplere ve 14/7/1965 tarihli ve 657

sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi olarak görev yapan uzman tabip, uzman

diş tabibi, tabip ve diş tabiplerine sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesi

öngörülmüş; tazminat oranlarına ilişkin tabloda da tıpta uzmanlık mevzuatına

göre uzman olanlara ödenecek tazminata ilişkin oranlar gösterilmiştir.

47. Uyuşmazlık, veteriner hekim olup mikrobiyoloji ve klinik biyoloji alanında doktora yapan

başvurucuya anılan hükme göre sağlık hizmetleri tazminatı ödenip ödenmemesi

hususuna ilişkindir. AYİM Üçüncü Dairesi, konu hakkında Üniversitelerarası

Kuruldan görüş istemiş, Kurulun sonuç itibarıyla bir ayrım yapılmayacağı

yönündeki görüşüne karşın bu görüş yazısında tıpta uzmanlık eğitimi ile doktora

eğitimi arasında aşama ve kapsam yönünden farklılıklar bulunduğu, her iki

eğitim sonunda alınan unvan ve bilimsel yeterlilik, görev, yetki ve

sorumlulukların birbirinden farklı olduğu, bu farklılıklar karşısında doktora

(bilim doktoru) unvanına sahip veteriner hekim subayların tıpta uzmanlık

mevzuatına göre uzman olmaları ve bu unvanı kullanabilmeleri için zorunlu olan

bir uzmanlık belgesine sahip olmamaları ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman

olanlar ile aynı bilimsel yeterlilik, görev, yetki ve sorumluluklara sahip

olmamaları gerekçeleriyle ve özlük haklarının kanuniliği ilkesi gereği 5947

sayılı Kanun'un 12. maddesi ile 926 sayılı Kanun'un ek 17. maddesine eklenen

(Ç) fıkrasında davacının statüsünün sağlık hizmetleri tazminatı ödenecekler

arasında sayılmadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli

kararda, anılan yasa hükmünün iptali istemine ilişkin yapılan başvuru üzerine

Anayasa Mahkemesince verilen bu yasa hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığı

hakkındaki karara da yer verilmiştir. AYİM Üçüncü Dairesinin söz konusu

gerekçeleri dikkate alındığında hukuk kurallarının yorumuna ilişkin bu kararda

bariz takdir hatası bulunduğundan söz edilemez.

48. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün Derece mahkemelerince

hukuk kurallarının yorumunda isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın

sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

49. Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara

etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemeleri tarafından

dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Derece

Mahkemelerinin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

50. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

b. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

51. Başvurucu sağlık hizmetleri tazminatından

yararlandırılmaması işlemine karşı açtığı davada AYİM tarafından verilen ara

kararı doğrultusunda Üniversitelerarası Kuruldan alınan görüşe niçin itibar

edilmediğinin gerekçelendirilmediğini ve karar düzeltme talebinin de gerekçesiz

olarak reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

52. Bakanlığın görüş yazısında, daha önce benzeri konularda

görüş bildirildiğinden ayrıca bir görüş bildirilmesine gerek olmadığı

belirtilmiştir.

53. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır."

54. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de hak arama özgürlüğünün kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli,

B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

55. Temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı

fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla

kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir

şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece

mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 57).

56. Somut olayda her ne kadar başvurucu, AYİM tarafından

Üniversitelerarası Kurul görüşüne itibar edilmeme gerekçelerinin

gösterilmediğini ileri sürmüş ise de AYİM 3. Dairesinin 6/6/2013 tarihli

kararının gerekçesi incelendiğinde Kurul görüşünün etraflı bir şekilde

irdelendiği ve bu görüşten hareketle tıpta uzmanlık eğitimi ile doktora eğitimi

arasında aşama ve kapsam yönünden farklılıklar bulunduğu, ayrıca her iki eğitim

sonunda alınan unvan ve bilimsel yeterlilik, görev, yetki ve sorumlulukların

birbirinden farklı olduğu sonucuna varılarak başvurucunun talebi hakkında

değerlendirme yapılmış ve başvurucunun davasının reddedilmesinin maddi ve

hukuki nedenleri değerlendirilerek hukuk kuralları da yorumlanmak suretiyle bir

kanaate varılmıştır (bkz. § 14). Bu kararda ayrıca başvurucunun ilgili yasal

düzenlemenin iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine başvurulması talebinin

karşılanmaması nedenlerinin de ayrıntılı olarak tartışıldığı görülmektedir.

Başvurucunun karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 26/12/2013 tarihli

kararıyla itiraza konu ilk kararın gerekçesine atıf yapılarak ve ayrıca kamu

kurum ve kuruluşlarında görev yapan tabiplere tazminat ödenip ödenmemesi veya

hangi unvanlara ne miktarda ödeneceği hususlarının Anayasa çerçevesinde kanun

koyucunun takdir yetkisi içinde olduğu belirtilip bu yöndeki bir Anayasa

Mahkemesi kararına da yer verilerek reddedilmiştir (bkz. § 15).

57. Bu durumda yapılan açık yargılama sonunda tarafların davanın

sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının tartışıldığı ve verilen

kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu anlaşılmaktadır. Kanun

yolu incelemesi sonucunda verilen kararın da gösterilen gerekçe ve karar

sonucunu uygun bulduğu dikkate alındığında, gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğinden bahsedilemez.

58. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

c. Makul Sürede Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

59. Başvurucu, sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesi istemiyle

açtığı davada yargılamanın makul bir sürede sonuçlanmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

60. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin Diğer İddialar

61. Başvurucu, AYİM Üçüncü Dairesinde görülen yargılama

sırasında raportörün üç defa değiştirilmesi, duruşmaya katılan üyeler yerine

başka üyelerin katıldığı Heyetçe karar verilmesi ve talebine rağmen karar

düzeltme aşamasında duruşma yapılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

62. Bakanlık, bu konu hakkında bir görüş bildirmemiştir.

63. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı

birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve

çelişmeli yargılama ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir (Muhittin Kaya ve

Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret

Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 25).

64. Başvuru konusu olayda başvurucu sağlık hizmetleri

tazminatından yararlandırılmaması işlemine karşı açtığı davada AYİM Üçüncü

Dairesince karar düzeltme aşamasında talebine rağmen duruşma yapılmamasından

şikâyet etmektedir.

65. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa'nın 141. maddesinde

düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanın

açıklığı ilkesinin amacı, adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak

yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfîliği önlemektir. Yargılamanın açıklığı ilkesi bu

yönüyle hukuk devletini gerçekleştirmenin en önemli araçlarından biridir.

Yargılamanın duruşmalı ve aleni yapılması silahların eşitliği ilkesinin ve savunma

haklarının güvencesini oluşturur. Ancak bu, her türlü yargılamanın mutlaka

duruşmalı yapılması zorunluluğunun bulunduğu anlamına gelmez. Adil yargılama

ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi

amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma

yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz.

Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar

verildikten sonra kanun yolu incelemesinin dosya üzerinden yapılması hâlinde

adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32).

66. Başvurucu, davanın reddine karar verilmesi üzerine yapmış

olduğu duruşmalı karar düzeltme isteminin kabul edilmiş olması durumunda Mahkeme

önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine veya iddialarını

ispata yarar hangi delilleri ibraz edeceğine ilişkin olarak da herhangi bir

açıklamada bulunmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun yargılamanın sonucunu

etkileyecek usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakıldığı söylenemeyeceğinden

salt karar düzeltme aşamasında duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlaline yol açıldığı söylenemez.

67. Öte yandan başvurucu yargılama sırasında raportörün

değiştirilmesi nedeniyle yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmediğini ileri

sürmekte ise de raportörler, daire başkanı gözetiminde kendilerine havale

edilen davaları inceler, düşüncelerini sözlü ve yazılı olarak bildirir, karar

taslaklarını ve tutanakları hazırlar. Dolayısıyla dava dosyası hakkında karar

verecek heyet ile birlikte çalışır ve heyet adına inceleme yaparak uyuşmazlığın

çözümüne katkı sağlarlar. Raportör düşüncelerinin daire üyelerini

etkileyebilecek kanaatleri taşıması mümkün olmakla birlikte bu düşünceler mahkemenin

iç işleyişine ilişkin ve nihai kararın verilmesi sürecinde hazırlanan bir görüş

olup raportörler bu görevi mahkeme veya daire başkanını temsilen yerine

getirmektedirler. Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının

bir unsuru olan silahların eşitliği ilkesi, davanın tarafları arasındaki

çelişmeli yargıyı güvence altına almakta olup bu ilke, mahkemenin iç işleyişine

ilişkin usuller yönünden uygulanamaz (Muharrem

Keserci, B. No: 2012/575, 8/5/2014, § 52).

68. Somut başvuruya konu davada AYİM Üçüncü Dairesince, raportör

hâkimin açıklamaları dinlenildikten ve dava dosyası incelendikten sonra kararın

verildiği görülmektedir. Buna göre, raportörün açıklamalarından sonra dava

dosyasını inceleyen Daire başkanı ve dört üyeden oluşan mahkeme heyeti

tarafından dava hakkında karar verilmiştir. Mevcut davada, raportörün ön

yargılı davranmasına neden olacak düşünce sunduğunu gösteren herhangi bir unsur

ise bulunmamaktadır. Bu durumda yargılama sırasında çeşitli gerekçelerle

raportörün değişmesi, adil yargılanma hakkının ihlali sonucuna yol açmaz.

69. Son olarak başvurucu, duruşmaya katılan AYİM Üçüncü Dairesi

üyeleri yerine duruşmaya katılmayan üyelerin karara katılarak oy kullanmaları

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

70. Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkının bir

unsuru olarak yasa ile kurulmuş bir mahkeme tarafından davanın dinlenilmesini

isteme hakkından açıkça söz edilmiştir. Bu hak, Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının da zımni bir unsuru olmakla

beraber (AYM, E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004), yargılamayı yapan mahkemenin

yasayla kurulması gerekliliği Anayasa’nın 37. maddesinde ayrı ve açık bir

hükümle düzenlenmiştir. Ayrıca Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği

mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin

kanunla düzenleneceğini belirten Anayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkim

güvencesinin değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No:2013/1780, 20/22014, § 77).

71. Yargılama sırasında duruşmada yer alan bir hâkimin yargılama

sonuçlanıncaya kadar aynı mahkemede görev yapması yargı sisteminin işleyişi

bakımından mümkün olmayıp Anayasa ve Sözleşme hükümleri de böyle bir güvence

sağlamamaktadır. Nitekim başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlık, ilgili kanun

hükümleri çerçevesinde kurulmuş olan mahkemede yine daha önceden belirlenmiş

usul kurallarına göre yürütülmüş ve sonuçlandırılmış olup mahkemenin

bağımsızlığını ve tarafsızlığını şüpheye düşürecek herhangi bir somut sebep de

ileri sürülmeden hükmün de verilmeyip açıklanmadığı bir duruşmaya katılan

başkan ve üyelerle kararı veren heyetin tamamının aynı kişilerden oluşmaması

tek başına adil yargılanma hakkı bakımından bir sorun teşkil etmez.

72. Somut olayda başvurucunun açtığı iptal davasında kendisine

delillerini sunma imkânı sağlanmış, duruşma açılmış, tarafların delilleri

toplanmış, ilgili uzman mercilerden görüş sorulmuş, bu görüşlere itiraz imkânı

tanınmış; başvurucu da bu çerçevede tüm delillerini ibraz etmiş ve kanuni hâkim

güvencesine de uygun olarak ilgili kanun hükümleri çerçevesinde kurulmuş bir

mahkemede yine daha önceden belirlenmiş usul kurallarına göre yapılan yargılama

neticesinde tüm dosya kapsamına göre AYİM Üçüncü Dairesi tarafından ilgili

hukuk kuralları yorumlanmak suretiyledavanın reddine

karar verilmiştir.

73. Bu kapsamda başvurucunun yargılamanın sonucunu etkileyecek

usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmasının söz konusu olmadığı ve başvuruya

konu yargılama sürecine bir bütün olarak bakıldığında başvurucuya karşı tarafça

ileri sürülen veya dava dosyasına intikal eden dava malzemesine ulaşma, bunları

tetkik ile beyan ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilerek yargılamaya aktif

katılımının temin edildiği, sonuç olarak ileri sürülen iddialar bakımından açık

ve görünür bir ihlalin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

74. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

75. Başvurucu açtığı davanın makul sürede sonuçlandırılamaması

nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

76. Bakanlığın görüş yazısında, daha önce benzeri konularda

görüş bildirildiğinden ayrıca bir görüş bildirilmesine gerek olmadığı

belirtilmiştir.

77. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18), Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6.

maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma

hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38, 39).

78. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde dikkate alınması gereken

kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 41-45).

79. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince kamu

hukuku alanına dâhil olan ancak

sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici

olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda

belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar

verdiği iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da

uygulanacaktır (Selahattin Akyıl,

B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

80. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili makul süre

değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı karara

bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarihtir (Güher Ergun

ve diğerleri, § 50). Ancak bazı özel durumlarda uyuşmazlığın ortaya

çıktığı daha önceki bir tarih de başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir.

Bu durum özellikle yargısal süreç öncesinde ilgili idareye müracaat edilmesinin

söz konusu olduğu başvurular bakımından geçerlidir (Selahattin Akyıl, § 45). Somut başvuru açısından bu tarih,

başvurucunun görev yaptığı GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığına

müracaat ettiği 1/10/2010'dur.

81. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltme talebinin

AYİM Üçüncü Dairesi tarafından reddedildiği 26/12/2013'tür.

82. Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleri bağlamında medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması

gerektiğine dair temel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bu

konuda karar verilmiştir (Selahattin Akyıl).

Başvuru konusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir husus bulumamaktadır.

83. Somut olayda başvurucu 1/10/2010 tarihinde sağlık hizmetleri

tazminatından yararlandırılması istemiyle GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi

Komutanlığına başvurmuş, bu talebinin 4/10/2010 tarihinde reddedilmesi üzerine

de bu işleme karşı 30/11/2010 tarihinde iptal davası açmıştır. AYİM Üçüncü

Dairesinde görülen yargılama sırasında Üniversitelerarası Kurula iki defa yazı

yazılmış, 26/12/2012 tarihli görüş yazısı geldikten sonra 6/6/2013 tarihinde

davanın reddine karar verilmiş, başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Daire

tarafından 26/12/2013 tarihinde reddedilmiştir.

84. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde davanın tek

dereceli bir yargılama sisteminde toplam 3 yıl 2 ay 25 gün sürdüğü; hukuki

meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin

toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate

alındığında ve başvurucuya atfedilebilecek yargılamanın uzamasına yol açılan

bir kusurunun da bulunmadığı gözetildiğinde özlük haklarına ilişkin bu davada

tek dereceli yargılamada geçen yaklaşık 3 yıl 3 aylık süre bakımından makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

85. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

86. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

87. Başvurucu ihlallerin tespit edilmesi, yeniden yargılamaya ve

ihlal iddiasına konu sağlık hizmetleri tazminatlarının yasal faizi ile birlikte

ödenmesine karar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.

88. Başvuruda yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte

başvuruya konu olan yargılama sürecinin kesinleşerek sona erdiği dikkate

alındığında başvurucunun da manevi tazminat talebinde bulunmaması nedeniyle

ihlalin tespiti dışında sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gereken bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır.

89. Başvurucunun maddi tazminat talebi yönünden ise Anayasa

Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia

ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağının bulunması

gerekmektedir. Ancak başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamış olduğu

görülmektedir. Bu nedenle başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine

karar verilmesi gerekir.

90. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının

ihlaline ilişkin iddianın konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Yargılamanın sonucunun

adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve

oyçokluğuyla,

3. Gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

Engin YILDIRIM'ın karşıoyu

ve oyçokluğuyla,

4. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

5. Diğer ihlal iddialarının ise açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE

OYBİRLİĞİYLE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

OYBİRLİĞİYLE

17/5/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığı

Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji servisinin bölüm başkanı olarak görev

yapmaktadır. Şikâyetinin özünü sağlık hizmetleri tazminatının kendisine

ödenmemesi ve konuyla ilgili yargı kararlarının adil yargılanma hakkını ihlal

ettiği iddiaları oluşturmaktadır.

2. Başvurucu, sağlık hizmetleri tazminatı ödenmesine ilişkin

5947 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile 926 sayılı Kanun’un ek 17. maddesine

eklenen (Ç) fıkrası hükmünün kendi statüsündeki öğretim üyelerini de

kapsadığını ve sivil hastanelerde görev yapan aynı statüdeki öğretim üyelerine

döner sermaye ödemesi yapıldığı halde bu tazminattan yararlandırılmadığını

belirtmektedir.

3. Üniversitelerarası Kuruldan (ÜAK) alınan görüşte tıpta

uzmanlık eğitimi ile doktora eğitimi arasında bazı farklılıklar olmasına rağmen

ilgili kişinin öğretim üyesi olması halinde bu farklılıkların gözetilmeyip, her

iki eğitimin de eşit sayılacağı sonucuna ulaşılmıştır.

4. AYİM, ÜAK raporunda ifade edilen tıpta uzmanlık eğitimi ile

doktora eğitimi arasındaki farklılıkları dikkate alarak başvurucunun sağlık

hizmetleri tazminatı almasının hukuken mümkün olmadığı kanaatiyle davanın

reddine karar vermiştir.

5. AYİM, raporun sonucunu neden benimsemediğini yeterli bir

şekilde gerekçelendirmeyerek sadece raporda belirtilen farklılıkları göz önüne

almıştır. ÜAK raporunun sonucuna itibar edilmemesi, kanımca, bariz bir takdir

hatası içermektedir. Bu durum başvurucunun ayrımcı bir işleme tabi tutulması

sonucunu doğurmuştur.

6. Yasa koyucu, farklı hukuksal konumda olan kişileri farklı

yaptırımlara tâbi tutabilir. Bununla birlikte, askerlik hizmet ve

gerekliliklerinin farklılık arz etmesi, farklı muamele yapılması için sağlam

bir gerekçe oluşturmaz. Askerlik görevinin kendine has özellikleri asker kişiler

ile sivil kişiler arasında farklı muameleye neden olan her durumun anayasal

açıdan meşrulaştırılmasının bir gerekçesi olmamalıdır. Asker ve sivil kişiler

arasında elbette farklılıklar vardır ama bunlar asker kişiler aleyhine temel

hak ve özgürlükler anlamında eşitsizlik yaratmak için kullanılmamalıdır.

7. Özellikleri ve görevleri arasında her hangi

bir fark olmayan veterinerlik fakültesi mezunu mikrobiyoloji ve klinik

mikrobiyoloji öğretim üyelerinin sivil olanlarının sağlık hizmetleri tazminatını

alabilirken asker şahıs olanlarının alamaması açık bir ayrımcılık ve

eşitsizliktir.

8. Anayasa’nın 10. maddesi ile birlikte değerlendirildiğine 36.

maddedeki adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı yönünden ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

TAZMİNAT ORANLARI (%)

DERECE

Öğretim Üyesi Tabip/ Uzman Tabip

Tabip/Tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman

olanlar

Uzman Diş Tabibi

Diş Tabibi

1

535

400

365

235

2-3

520

390

360

230

4-5

480

340

325

195

6-7

440

300

305

185

8-9

400

270

300

180

Başkan

Engin YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2250, 17 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2014/2250
  • Tarih: 17 Mayıs 2016

İlgili Kararlar

  • Majid Mahmoud Ahmed Aljamal Başvurusu (B. No: 2015/15277)
  • Cengiz Yaşar Başvurusu (B. No: 2014/281)
  • Serdar Hacısüleymanoğlu Başvurusu (B. No: 2014/593)
  • Tekser İnşaat San. ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/638)
  • Hayrettin Turan Başvurusu (B. No: 2014/478)
  • Derya Güneylioğlu Başvurusu (B. No: 2014/6090)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.