İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Ünal Başvurusu (B. No: 2017/21149)

1. Başvuru, uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki

Başvuru No2017/21149Tarih28 Kasım 2018Okuma44 dk · 8.814 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Ünal Başvurusu

Karar tarihi
28 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2017/21149
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.814 kelime·44 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki

olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluğa ilişkin kararların

bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimliklerce verilmesi ve soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının;

gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının; gözaltı

işlemleri ve sonrasında kendi avukatından faydalanamaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının; hukuka aykırı bir şekilde mal varlığına el konulması

nedeniyle mülkiyet hakkının; gazetecilik faaliyeti ve ifade özgürlüğü kapsamındaki

eylemlerin tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle de ifade ve basın

özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 11/4/2017 ve 19/3/2018tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvurucu tarafından yapılan 2018/8529 sayılı başvuru, kişi

ve konu bakımından hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2017/21149 sayılı dosya

ile birleştirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, kamuoyunca bilinen bir gazeteci ve yazardır.

8. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve soruşturma mercileri

-olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör

Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen

bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir (Aydın

Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun da

aralarında bulunduğu ve çoğunluğu gazeteci, yazar ve akademisyen olan kırk üç

şüpheli hakkında FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasıyla

bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.

11. Anılan soruşturma kapsamında başvurucu 20/7/2016 tarihinde

evinde yapılan arama sonrasında gözaltına alınmıştır.

12. Başvurucunun ifadesi 30/7/2016 tarihinde İstanbul İl Emniyet

Müdürlüğünde alınmıştır. İfade alma işlemi sırasında İstanbul Barosunca

görevlendirilen müdafi de hazır bulunmuştur. İfade tutanağında belirtildiğine

göre isnat edilen suçlar ifade alma işlemi öncesinde başvurucuya açıklanmıştır.

İfadesine esas olmak üzere başvurucuya, darbe girişiminde bulunan FEFÖ/PDY'nin yapısının nasıl olduğuna, örgütün yayın

organlarında veya diğer alanlarda kendisine bir görev verilip verilmediğine, örgütün hangi kademesinde ne tür görevler

aldığına, sorumlu olduğu ya da emir aldığı kişilerin kim olduğuna, örgütün

medya organlarının yayın politikasının nasıl şekillendiğine ve örgüt liderinin

yayın organları ile irtibatının nasıl sağlandığına, örgüt lideri ile

irtibatının bulunup bulunmadığına ve örgüt liderini ziyaret edip etmediğine,

darbe girişiminden önceden haberdar olup olmadığına, darbe girişiminde bulunan

kişilerle ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeliyle bir irtibatının olup

olmadığına dair sorular yöneltmiştir.

13. Başvurucu ifadesinde, isnat edilen suçlamaları kabul etmemiş

ve sorulara karşı özetle aşağıdaki şekilde beyanda bulunmuştur:

"... Ben gazetenin Ankara'daki

yöneticisiyim. Gazeteye nelerin konulacağını gazetenin İstanbul merkez şubesi

belirlemektedir ...

... Darbe girişiminde bulunan kimseyle

irtibatım olmadı. Bu darbeye karışan kimseye de destek vermedim. Kimseden

talimat almadım ...

... Sadece Zaman gazetesi ve Aksiyon

dergilerinde yazılar yazdım. Benim buradaki durumum gazetecilik ile sınırlıdır.

Bahsedilen diğer yerlerle bir bağlantım yoktur ...

... Ben[im] sadece Zaman gazetesinde

gazetecilik ile ilgili faaliyetim var. Bunu da Ankara'da herkes bilir. Ankara

haber merkezinde yayın temsilcisi olmam sebebiyle haber sorumlusuyum. FETÖ/PDY

ile ilgili herhangi bir bilgim yoktur ...

... 15 Temmuz kanlı darbe girişimine karşıyım.

Aralarında çok sevdiğim yıllardır kadim arkadaşlık ettiğim E.O. ve oğlu da

şehit oldu. Sorumluları bulunmalı. Namluyu halka doğrultanlardan en ağır

şekilde hesap sorulmalı. Demokratik düzenlerde en ağır suç silahlı kalkışmadır

ve affedilemez. Kendimi muhafazakar olarak

tanımlıyorum. Türkiye gibi kozmopolit bir ülkeyi hiç bir

muhafazakar grubun (cemaat ve tarikatlar gibi) yönettiği bir ülkede yaşamak

istemem. Halkın iradesinin yansıttığı demokratik bir yönetim benim için

kutsaldır. Hayatım bunun üzerine kurulmuştur."

14. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı tarihte başvurucuyla birlikte altı

şüpheliyi tutuklanması talebiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir. Tutuklama talep yazısında "Şüphelilerin

üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu ... nitekim 15/7/2016 tarihinde

örgüt lideri Fetullah Gülen'in talimatı ile darbe

girişiminde bulunulduğu, şüphelilerin Zaman Gazetesinde yazdıkları dönemlerde

darbe girişiminde bulunan örgütü destekleyici övücü, güzel göstermeye yönelik

konuşmalar ve yazılar yazdıkları, şüphelilerin övdükleri örgütün ve örgüt

liderinin de neler yaptığı 15/7/2016 tarihinde net olarak ortaya çıktığı,

şüphelilerin örgüt lideri ve yöneticileri ile fikir ve eylem birliği içerisinde

hareket ettikleri, örgüt üyelerinin bir çoğunun haklarında yakalama kararı

olmasına rağmen kaçtıkları, dolayısıyla bu şüphelilerin de kaçma kuvvetli

şüphesi bulunduğu anlaşılmakla; şüphelilerin üzerlerine atılı suçun vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi

dikkate alınarak..."tutuklanmasına karar verilmesi istenmiştir.

15. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde İstanbul 4.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Ayrıca sorgu

tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da

belirtilmiştir. Bu sırada başvurucunun avukatı da hazır bulunmuştur. Başvurucu,

sorgu sırasında kollukta alınan ifadesini tekrar ettiğini belirtmiş ve ek

olarak "... Zaman gazetesinde Ankara

yayın yöneticiliği yaptım, kayyum görevlendirilmesi geldiğinde ben emekli

oldum, Ankara Bürosu'nun yayın yöneticisiyim maliyesinden sorumlu değilim

sadece haber ve yayın ile yetkilerim sınırlıdır, sadece yayın sorumluluğum

vardır, gazetede 20 yıl boyunca haftada 3 gün yazı yazdım cemaat hiyerarşisi

ile hiç bir ilgim yoktur, bu örgüt ile ilgim ve alakam yoktur, hakkımda bu

hususta somut bir delil de yoktu, darbeler konusunda kesin bir duruşum vardır,

28 Şubattan 15 Temmuza kadar tüm darbe ve girişimlerine karşı duruşum vardır darbe

girşimi oldugunu öğrenir

öğrenmez sosyal medyada da attığım twitler ile de

'darbeye hayır' başlıkları ile yazılar yazdım halka silah çekenkerin

en ağır şekilde yargılanması gerektiğini de yazdım, idam cezası ise gerekirse

idam edilmelerine dair de yazılar yazdım askerin siyasete müdahalesine karşı oldugumu yazılarımda da belirttim, ben buraya gelirken ne

ile suçlanacağımı bilmediğim için yazılarımı yanımda getiremedim, bir liste oldugunu ve listede adım oldugunu

öğrendim evimde polisleri bekledim istesem kaçardım ancak ben kaçmadım,

suçsuzum, polisleri bekledim ve teslim oldum, kaçmamı gerektiren bir husus da

yoktur, atılı suçlamaları kabul etmiyorum, guatr rahatsızılıgım

vardır psikolojik rahatsızlığım olması halinde nüksetmesi olası önemli bir hastalıgım davardır, ancak doktor raporum yanımda değildir

dosyaya ibraz edeceğim, delilleri karartma imkanım veya gücüm de yoktur,

delilleri değiştirmem zaten mümkün değildir, tutuksuz yargılanmamı talep

ediyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur.

16. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğince 30/7/2016 tarihinde,

başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerin silahlı terör örgütüne üye

olma suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Hâkimlik "... 15/7/2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör

örgütü üyelerinin silahlı kuvvetler içerisindeki unsurlarının ülke yönetimine

yöneticilerine ve anayasal kurumlarına kalkışma yaptıkları, sonrasında yapılan

soruşturmalar neticesinde ve daha önce yapılan soruşturmalar neticesinde

şüphelilerin yazı yazdıkları bu silahlı yapıya mensup oldugu

tespit edilen Zaman Gazetesi'nde bu yapıyı övücü yazılar yazdıkları, emniyet ve

yargı makamlarının bu yapıya yönelik soruşturmalarını eleştiren akamete uğratan

yazılar yazdıkları, gazete yöneticileri olan E.D. hakkında silahlı örgüt

mensubiyetinden dava açıldıgı halde yine yazılarına

devam ettikleri, bu nedenle bu yapıya ilişkin silahlı unsurların bulunduğunu

bildikleri halde aynı yapı içerisinde bulunmaya devam ettikleri, özellikle 17

Aralık olarak bilinen süreçten sonra dahi ısrarlı bu yapıyı övücü yazılarının

süre geldiği ve örgütün amaçları doğrultusunda propaganda faaliyeti

yürüttükleri, yine şüphelilerin sosyal paylaşım hesaplarından da buna ilişkin

katkılarını sürdürdükleri,kalkışmayı mazur gösteren

yazılar yazdıkları ve bu örgütün mensuplarını sahiplenen açıklamalar

yaptıkları, kamu oyunda onların masumiyetleri yönünde algı oluşturdukları,

örgütün silahlı unsurlarının 15/7/2016 gecesi ortaya çıktığı bu tarihten önce

kamuoyunda bu örgütün silahlı kalkışma yapacağına dair güçlü anlatımlar ve bilgilendirmeler

olmasına rağmen şüphelilerin katkılarını devam ettirdikleri, sonrasında

çalıştıkları gazetenin bu yapıya ait yayın organı olması nedeni ile kapatılmış

olduğu ..." şeklindeki değerlendirme ile başvurucu yönünden

silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğu sonucuna varmıştır.

17. Kararın tutuklama koşullarına ilişkin bölümü ise şöyledir:

"... şüphelilerin üzerlerine atılı suçun

CMK 100. maddesine sayılan ve tutuklama sebepleri var kabul edilen suçlardan

olduğu, ayrıca bu yapının medya ayağı yönündeki soruşturmalarda çok sayıda

şüphelinin yurt dışına kaçmış olduğu, en başta bu gazetenin eski yöneticisi

olan E.D.nin ... adli kontrol hükümlerine tabii

olduğu halde aynı suçtan yurt dışına kaçtığı, atılı suç yönünden OHAL'in ülkede devam ettiği ve delillerin toplanması

sürecinin devam ettiği, bu durumda şüpheliler hakkında adli kontrol

hükümlerinin yetersiz kalacağı anlaşıldığından şüphelilerin CMK 100 ve devamı

maddeleri gereğince AYRI AYRI TUTUKLANMALARINA [karar verildi.]"

18. Anılan karar sonrasında İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğince

8/8/2016 tarihinde, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda "dosyada tutukluluk hâlinin sonlandırılmasını

gerektirecek yeni bir delil bulunmadığı" gerekçesiyle itirazın

kesin olarak reddine karar

verilmiştir.

19. İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği 24/1/2017 tarihinde

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

20. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, İstanbul 7. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 28/2/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

21. Başvurucu 11/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

22. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10/4/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,

Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM) ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan

kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör

örgütüne üye olma suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle

aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede, başvurucu

dışında yirmi dokuz şüpheli hakkında da benzer suçlardan cezalandırma talebinde

bulunulmuştur.

23. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin

kuruluşu, amacı, yöntem ve stratejisi, hiyerarşik yapısı, istihbarat ağı, mali

yapısı ve gelir kaynakları, silahlı gücü, emniyet ve yargı yapılanmasını

kullanarak gerçekleştirdiği bazı yasa dışı faaliyetlere yönelik iddialara

değinilmiştir. Sonrasında FETÖ/PDY'nin medyadaki

yapılanmasına ve faaliyetlerine yer verilmiş; özellikle bu yapılanmanın medya

unsurlarının kamuoyunca bilinen isimleriyle Tahşiye,

17/25 Aralık, MİT tırları ve Selam-Tevhid-Kudüs ordusu

soruşturmalarına ilişkin etkilerine dair açıklamalar yapılmıştır.

24. Cumhuriyet savcısı, başvurucunun da aralarında bulunduğu

şüphelilerin FETÖ/PDY'nin medya gücünü oluşturduklarını,örgütün genel

amacı doğrultusunda anayasal düzeni, TBMM'yi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini

ortadan kaldırmak için örgüt stratejisi ve hiyerarşisi içinde rollerini yerine

getirerek üzerlerine atılı suçları işlediklerini ileri sürmüştür. Başvurucunun

da aralarında bulunduğu şüpheliler yönünden Savcılık tarafından yapılan hukuki

değerlendirmenin ilgili bölümü şöyledir:

" ...

Şüpheliler M.T., A.B., İ.K., A.T.A., [başvurucu], Ş.A, N.U., L.S., O.K.C., ve İ.D.D. FETÖ-PDY medya organlarında görev

yapan köşe yazarlarının; konjonktürel ve tarihi

perspektifle bakıldığında bu yazılardaki ifadelerin 'mecaz' ya da 'metafor'

olarak izah edilemeyeceği, genel olarak operasyonların ve yargı sürecinin devam

ettiği dönemlerde kaleme alınan yazılarda Hükümete sadece muhalefet yapılmadığı

veya eleştiri yöneltilmediği; görünürde suç unsuruna rastlanılmayan yazılarında

dahi basın ve ifade özgürlüğünün sınırlarını aşarak devlet yetkililerinin ve

kurumlarının haklarını ihlal niteliğinde ifadeler kullandıkları ya da ön

hazırlık niteliğinde yazılar yazdıkları; şüpheli yazarların genel itibariyle de

süreç içerisinde böyle bir duruş sergiledikleri, basın ve ifade özgürlüğünün

sınırlarını aşarak devlet yetkililerinin ve kurumlarının haklarını ihlal

niteliğinde ifadeler kullanarak örgüt amacına hizmet ettikleri; ulusal

güvenliği tehdit edebilecek, toplum huzurunu, toplumsal barışı ve asayişi

bozabilecek beyanlarda bulundukları, askeri darbe çağrısında bulunmaktan

çekinmedikleri, bu haliyle şüpheli yazarların gerek suç unsuru ihtiva ettiği

tespit edilen yazılarıyla gerek tek başına suç unsuru olduğu belirlenememekle

birlikte örgütsel hedef ve amacı tamamlayan yazılarla FETÖ-PDY terör örgütü

hiyerarşisi içerisindeki görevlerini yerine getirdikleri,

...

Bu şekilde ... şüphelilerin FETÖ-PDY silahlı

terör örgütünün medya gücünü oluşturdukları ... üzerlerine atılı suçları

işledikleri anlaşılmıştır."

25. Savcılık; başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğuna ilişkin delil

olarak bazı yazılarını göstermiştir. Bu yazılar ve bunlara ilişkin Savcılığın

iddianamedeki değerlendirmeleri şöyledir:

i. 22/12/2013 tarihli "Nereye"

başlıklı,

ii.

29/12/2013 tarihli "2013'e Veda Ederken"

başlıklı,

iii. 10/1/2014 tarihli "Kumpasa

Gelmek" başlıklı,

iv. 5/2/2014 tarihli "İki

Türkiye" başlıklı,

v. 7/2/2014 tarihli "Yeni

Parti Mi?" başlıklı,

vi.

28/2/2014 tarihli "28 Şubat'ın 2014

Versiyonu" başlıklı,

vii. 2/3/2014 tarihli "17

Aralık, Milli Güvenlik Sorunu" başlıklı,

ix. 14/3/2014 tarihli "Aman

Dikkat" başlıklı yazılar ile,

x. 25/12/2015 tarihli Kılıçdaroğlu'yla

yapılan söyleşiye ilişkin yazı,

- Savcılık özetle; kamuoyunca 17-25 Aralık soruşturmaları olarak bilinen dönemde Zaman

gazetesinde yazılan köşe ve haber yazarlarının davayı etkileme amacını

taşıdığını, yazılarda gerçeklerin çarpıtılarak Başbakan'ın cemaate [FETÖ/PDY] karşı saldırıya

geçtiğini, emniyette yapılan atamalar ve yasal değişiklikler ile yolsuzluk

soruşturmasının örtbas edilmeye çalışıldığı izlenimi doğurduğunun ifade

edildiğini, Cumhurbaşkanı'nın yaşananlara seyirci kalmaması gerektiği

söylenerek kurumlar arasında çatışma yaratılmasının hedeflendiğini ve gazetenin

Ankara temsilcisi olan başvurucunun da aynı kapsamda bu yazıları yazdığını

ileri sürmüştür.

26. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 24/4/2017 tarihinde, iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2017/112 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

27. Başvurucunun kavuşturma aşamasındaki savunması şöyledir:

"Önce düzeltme yapmak lazım, ben Zaman

Gazetesi Ankara yayın temsilcisiyim. Künyede yazan bu. İddianame resmi bir

evrak olduğunu göre doğrusu yazılmalı diye düşünüyorum. Kılıçdaroğlu’nun

sıfatı unutulmuş. Kılıçdaroğlu’nun kim olduğunu

herkes biliyor ama yine de ‘CHP Genel Başkanı’ ifadesi yer almalıydı. Aynı

zamanda ana muhalefet partisi lideri. Bu makamın devlet protokolünde önemli

yeri var. Ben vatandaş Kemal Kılıçdaroğlu ile değil

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşlerini yazdım.

Bu durumda iddia edilen ‘örgüt’ü savunan ben miyim?

Yoksa Kılıçdaroğlu mu? Yazının tamamını buldum. CHP

Lideri 2014 yılının siyasi değerlendirmesini yapmak üzere aralarında benim de

bulunduğum gazetecilerle kahvaltılı basın toplantısı yapmış. Orada kendisine

sorulmuş: ‘Fetullah Gülen’le ilgili ne

düşünüyorsunuz?’ diye. Bu tip toplantılarda her soru sorulur. Bir kısıtlama

olmaz. Ayrıca Kılıçdaroğlu her soruyu anlayışla

karşılayan bir siyaset adamıdır. Soruyu ben sormadım. Kılıçdaroğlu’nun

cevabı şu olmuş: 'Gülen hareketini en çok eleştiren biziz. Ama siz benim gibi

düşünmüyorsunuz diye onu yok edeceğim derseniz biz mazlumun yanında oluruz.

Mazlumu savunmayacağız da kimi savunacağız. Kimse kusura bakmasın’. Ben de bu

ifadeleri köşeme taşımışım. Orada bulunan tüm gazetecilerin yaptığı gibi…

Bunları yazmayana gazeteci denmez. Ana muhalefet liderinin gündemin sıcak

konusuna ilişkin sözlerini aktarmak suçun delili olabilir mi? Ben söyleyen

değil aktaranım. Bu yüzden suçlanmamı anlayabilmiş değilim..."

28. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 2/2/2018 tarihinde

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucu bu karara

itiraz etmiştir.

29. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 22/2/2018 tarihinde

itirazın reddine karar vermiştir. Bu karar başvurucuya 6/3/2018 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

30. Başvurucu 19/3/2018 tarihinde -2018/8529 sayılı başvuru

yönünden- bireysel başvuruda bulunmuştur.

31. 5/4/2018 tarihinde Savcılık esas hakkındaki mütalaasını

sunmuştur. Savcılık mütalaasında başvurucunun:

- Kendisine ait Twitter hesabından

15/7/2016 tarihinde yayımlamış olduğu mesajlarında Fetullahçı

yapıya yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve kamuoyunda çatı

iddianamesi olarak bilinen iddianame ile ilgili bazı yorumlarda bulunduğunu, "İddianamenin dili de içeriği de kesinlikle

hukuki değil" dediğini, aynı tarihte yayımlanan bir başka

mesajında Al Jazeera Türk isimli haber ajansında

yayımlanan "Paralel yapı ana

iddianamesinden; TSK içindeki yapılanma endişe verici boyutlarda"

şeklindeki haberi paylaştıktan sonra bu habere atfen "İddianamenin hedefi yaş kumpası, TSK'ya operasyon için zemin

hazırlamak, AKP kumpas maharetini balyozda gösterdi" şeklinde

paylaşımda bulunduğunu, aynı tarihte yayımlanan bir başka mesajında yine çatı

iddianamesini kastederek "Savcı avcı

değildir, cadı avı yapamaz, suçun izini sürer, suçluyu tespit eder, senaryo

yazmaz, roman senaryo yazarlarının işi yargının değil"

dediğini,

- 15 Temmuz 2016 tarihinde yani darbe gününde yayımlanan bir

başka mesajında Anadolu Ajansının "Devlet

içinde ayrı hiyerarşi ve işbölümü, Fetullahçı terör

örgütünün çatı iddianamesi mahkemeye gönderildi" şeklindeki

haberine atıfta bulunarak "İddianameden

çok YAŞ kumpasına benziyor" şeklinde paylaşımda bulunduğunu,

aynı tarihte yapmış olduğu diğer paylaşımlarda ise "Eğer bir ülkenin adalet terazisi bozulmuşsa felaketi

bekleyin", "Savcıların

hayal gücü çok geniş, senaryo konusunda yeşilçam

destek alabilir", "Ak parti umuttu, AKP ile fiyasko oldu, çete ile

felakete dönüştü", "Muhakkak ki Allah adaleti emreder, hayırlı

cumalar..." şeklinde sözler yayımladığını,

- 9/1/2014 tarihinde Beyaz TV'de katıldığı bir programda, 17-25

Aralık operasyonları sonrasında polis müdürlerine yönelik yapılan operasyonları

kastederek Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) kandırıldığını ve kumpasa

düşürüldüğünü söylediğini,

- 22/2/2015 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında,

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı Anayasa'yı askıya almakla suçladıktan sonra

Başbakan'ın PKK 'nın cemaatten daha hoş göründüğünü

söylediğini,

- 19/12/2014 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında,

haklarında Fetullahçı terör örgütüne üye olma

suçundan soruşturma yürütülen bazı şüphelileri kastederek adaletin bittiğini,

vicdan ve insafın kalmadığını söylediğini, hatta yazı içeriğinden sanığın bu

kişilere destek olmak amacıyla İstanbul Adliyesine geldiğinin anlaşıldığını,

- 31/12/2014 tarihinde yayımlanan yazısında 17/25 Aralık

operasyonlarını yapanlara yönelik işlemleri eleştirdikten sonra yazısını "2014 sancılı bir yıldı, sancı doğumun da habercisi,

2015 umut" şeklinde sözlerle bitirdiğini,

- 28/12/2014 tarihinde aynı gazetede yayımlanan yazısında

devletin hukuk vasfıyla birlikte merhametini de kaybettiğini ileri sürdüğünü,

- 12/12/2014 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında "2014 bütçe görüşmeleri bize gösterdi ki AKP,

saray, 17 Aralık, yolsuzluk ve torpil iddialarının altında kalmış durumda"

dediğini,

- 17/12/2014 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında

örgütün üst düzey yöneticilerinden olan E.D. ve H.K.yı

kastederek "Tehditle korkutarak

susturulacak isimler değil, veremiyecek hesap yok

çünkü" dediğini, aynı yazısında sistemde Türk tipi baas sistemine gidildiğini, AKP'nin 17 Aralık'ın altında

ezilmekteyken buna şimdi bir de 14 Aralık'ın -E.D. ve H.K.nın

gözaltına alındığı tarih- eklendiğini söylediğini, yazısını kendisinin de E.D.

ve H.K.nın yerinde olmak istediğini söyleyerek

bitirdiğini,

- 5/4/2015 tarihinde yayımlanan yazısında Hükûmeti kastederek "Bu dünyada yüce divan yoksa öteki dünyada

hakkın divanı var, paket paket torba torba düzenlemelere yol veren 24. dönem AKP'li

milletvekilleri pek yakında aranıza dönecek" dediğini,

- 27/2/2015 tarihinde yayımlanan yazısında, Fetullahçı

yapıya yönelik adli ve idari soruşturmalara atfen bu soruşturmaların 28 Şubat

sürecini hatırlattığını, paralel iddiasının bir saçmalıktan ibaret olduğunu

iddia ettiğini,

- 16/12/2015 tarihinde yayımlanan yazısında, Fetullahçı

örgütün polis müdürü ve gazeteci üyelerine yönelik operasyonun dışında başka

kişilere de operasyon yapılacağı duyumunu aldığını, suçsuz, hayırsever

insanların paralel devletle herhangi bir ilişkisinin olamayacağını söylediğini,

- 17 Aralık operasyonu sonrasında Zaman gazetesinde 22/12/2013

tarihinde yayımlanan "Nereye?"

başlıklı yazısında, 29/12/2013 tarihinde yayımlanan "2013'e Veda Ederken" başlıklı

yazısında, 10/1/2014 tarihinde yayımlanan

"Kumpasa Gelmek" başlıklı yazısında, 7/2/2014 tarihinde

yayımlanan "Yeni Parti Mi?"

başlıklı yazısında, 28/2/2014 tarihinde yayımlanan "28 Şubat'ın 2014 Versiyonu" başlıklı yazısında,

2/3/2014 tarihinde yayımlanan "17

Aralık Milli Güvenlik Sorunu" başlıklı yazısında, 7/3/2014

tarihinde yayımlanan "Ak Parti

Zorda" başlıklı yazısında ve 14/3/2014 tarihinde yayımlanan

"Aman Dikkat" başlıklı

yazısında 17/25 Aralık soruşturmalarının sözde yolsuzluk kisvesi altında, örgüt

elebaşı Fetullah Gülen tarafından verilen talimat

doğrultusunda Fetullahçı polis ve sözde yargı

mensuplarıyla Hükûmeti devirmek amacıyla yapıldığını bildiği hâlde bu soruşturmaların

sanki hukuka uygun şekilde yapılan soruşturmalar olduğu izlenimini yaratmaya

çalıştığını,

- Pek çok yayın organında köşe yazısı yazdığını ve televizyon

programlarına katıldığını, bu süreçte diğer dava arkadaşları gibi örgüt

elebaşına hep sadık kaldığını, örgüt elebaşının en çok eleştirildiği,

hakkındaki şaibelerin arttığı, açıkça devlet içinde ayrı bir yapılanmaya

gittiğinin iyice görünür olduğu dönemlerde bile sadakatinden ödün vermediğini,

her ne kadar tüm aşamalarda örgüt üyesi olmadığını savunmuş ise de çalıştığı

uzun yıllar boyunca örgütle ilgili en küçük bir eleştiri yazısı dahi

yazmadığını, mensubu bulunduğu gazetedeki diğer sanıklar gibi hep olaylara Fetullahçı çizgide yaklaştığını,

- Söz konusu yazıların tek bir kaynaktan yani örgüt elebaşının

emir ve talimatı doğrultusunda yazıldığının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak

şekilde ortaya konulduğunu,

belirterek cezalandırılması talebinde

bulunmuştur.

32. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/7/2018 tarihli

kararıyla başvurucunun silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasıyla

cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Kararın

ilgi kısmı şöyledir:

" ...

Sanık Mustafa Ünal'ın terör örgütüne müzahir

kapatılan Zaman Gazetesi'nin Ankara temsilcisi olduğu; sanığın kendisine ait twitter hesabından 15/07/2016 tarihinde yayınlamış olduğu

mesajlarında Fethullahçı yapıya yönelik Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve kamuoyunda çatı iddianamesi olarak

bilinen iddianame ile ilgili bazı yorumlarda bulunduğu 'iddianamenin dili de

içeriği de kesinlikle hukuki değil' dediği, aynı tarihte yayınlanan bir başka

mesajında Al Jazeera Türk isimli haber ajansında

yayınlanan 'Paralel yapı ana iddianamesinden; TSK içindeki yapılanma endişe

verici boyutlarda' şeklindeki haberi kendi hesabında paylaştıktan sonra,

üzerine ve bu habere atfen 'iddianamenin hedefi yaş kumpası, TSK'ya operasyon

için zemin hazırlamak, AKP kumpas maharetini balyozda gösterdi' şeklinde

paylaşımda bulunduğu, aynı tarihte yayınlanan bir başka mesajında yine çatı

iddianamesini kastederek 'savcı avcı değildir, cadı avı yapamaz, suçun izini

sürer, suçluyu tespit eder, senaryo yazmaz, roman senaryo yazarlarının işi

yargının değil' dediği, 15 Temmuz 2016'da yanidarbe günündeyayınlanan bir başka mesajında Anadolu Ajansının

'devlet içinde ayrı hiyerarşi ve işbölümü, Fetullahçı

terör örgütünün çatı iddianamesi mahkemeye gönderildi' şeklindeki habere atıfta

bulunarak 'iddianameden çok YAŞ kumpasına benziyor' şeklinde paylaşımda

bulunduğu, aynı tarihte yapmış olduğu diğer paylaşımlarda ise 'eğer bir ülkenin

adalet terazisi bozulmuşsa felaketi bekleyin', 'savcıların hayal gücü çok

geniş, senaryo konusunda yeşilçam destek alabilir',

'Ak parti umuttu, AKP ile fiyasko oldu, çete ile felakete dönüştü' şeklinde

sözler yayınladığı, sanığın

9/1/2014 tarihinde Beyaz TV'de katıldığı bir programda 17-25 Aralık

operasyonları sonrasında polis müdürlerine yönelik yapılan operasyonları

kastederek Ak Parti'nin kandırıldığını ve kumpasa düşürüldüğünü söylediği, sanığın 22/2/2015 tarihinde Zaman

Gazetesi'nde yayınlanan yazısında, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı

Anayasayı askıya almakla suçladıktan sonra başbakanın PKK'yı cemaatten daha hoş

gördüğünü söylediği, sanığın 19/12/2014 tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanan

yazısında, haklarında fetullahçı terör örgütüne üye

olmak suçundan soruşturma yürütlen bazı şüphelileri

kastederek adaletin bittiğini, vicdan ve insafın kalmadığın söylediği, hatta

yazı içeriğinden sanığın bu kişilere destek olmak amacıyla İstanbul Adliyesine

geldiğinin belirtildiği, sanığın 31/12/2014 tarihinde yayınlanan yazısında

17/25 aralık operasyonlarını yapanlara yönelik işlemleri eleştirdikten sonra

yazısını '2014 sancılı bir yıldı,

sancı doğumun da habercisi, 2015 umut' şeklinde

sözlerle bitirdiği, sanığın 28/12/2014 tarihinde aynı gazetede yayınlanan

yazısında devletin hukuk vasfıyla birlikte merhametini de kaybettiğini ileri

sürdüğü, sanığın 12/12/2014 tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanan yazısında '2014

bütçe görüşmeleri bize gösterdi ki AKP, saray, 17 Aralık, yolsuzluk ve torpil

iddialarının altında kalmış durumda' dediği, sanığın

17/12/2014 tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanan yazısında örgüt üst düzey

yöneticilerinden olan E.D. ve H.K.yı kastederek

'tehditle korkutarak susturalacak isimler değil, veremiyecek hesap yok çünkü' dediği, aynı yazısında

sistemin Türk tipi baas sistemine gidildiğini,

AKP'nin 17 Aralığın altında ezilmekteyken buna şimdi bir de 14 Aralık'ın (E.D.

ve H.K.nın gözaltına alındığı tarih) eklendiğini

söylediği, yazısını kendisinin de E.D. ve H.K.nın

yerinde olmak istediğini söyleyerek bitirdiği,

sanığın 05/04/2015 tarihinde yayınlanan yazısında hükümeti

kastederek 'Bu dünyada yüce divan yoksa öteki dünyada hakkın divanı var, paket paket torba torba düzenlemelere

yol veren 24. dönem AKP'li milletvekilleri pek yakında aranıza dönecek' dediği, sanığın 27/02/2015 tarihinde yayınlanan

yazısında Fetullahçı yapıya yönelik adli ve idari

soruşturmaları atfen bu soruşturmaların 28 Şubat sürecini hatırlattığını,

paralel iddiasının bir saçmalıktan ibaret olduğunu söylediği, sanığın

16/12/2015 tarihinde yayınlanan yazısında Fethullahçı

örgütün polis müdürü ve gazeteci üyelerine yönelik operasyon dışında başka

kişilere de operasyon yapılacağı duyumunu aldığını, suçsuz, hayırsever

insanların paralel devletle herhangi bir ilişkisinin olamayacağını söylediği, sanığın bu şekilde süregelen ve devamlılık

arz eden terör örgütü lehine propaganda yazılarının TCK'nın 314/2 maddesinde

belirtilen terör örgütü üyeliği suçunu oluşturduğu,

...

... verilen ceza miktarı, tutuklama tarihi ve

infaz şartları, mahkumiyetine konu olan suçun CMK'nun

100/3.maddesinde sayılan ve tutuklama sebebi var kabul edilen suçlardan olması,

sanığın üyesi olduğuna karar verilen FETÖ terör örgütü ile irtibatlı kişilerin

önemli bir kısmının yasal ya da yasa dışı yollarla Türkiye'den kaçmış olmaları

nedeniyle sanığın da kaçma ihtimalinin bulunması birlikte değerlendirildiğinde

tutuklama şartlarının devam ettiği, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının

yetersiz kalacağı kanaatiyle tutukluluk halinin devamına [karar

verildi]".

33. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumu devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

34. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Mahir Kanaat, B.No.2017/12653,

30/10/2018, §§ 28-48).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 28/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltının Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

36. Başvurucu; makul şüphe olmadan gözaltına alınmasının hukuka

aykırı olduğunu, keyfî olarak uzun bir süre gözaltında bekletildiğini, gözaltı

süresinin makul olmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

39. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

40. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

41. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı sonrasında

uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri yönünden de bu

sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan [GK],

B. No: 2016/2367, 11/1/20182, §§

84-93).

42. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ve gözaltı süresinin uzun olduğuna ilişkin

iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

44. Başvurucu; gazeteci olduğunu, yazılarının suç unsuru

taşımadığını, isnat edilen eylemlerin ifade ve basın özgürlükleri kapsamında

kaldığını, Hâkimlik tarafından tutuklamanın ön şartı olan kuvvetli suç şüphesi

ve tutuklama nedenleri somut olgularla ortaya konulmadan, adli kontrol

tedbirinin neden yetersiz olacağı açıklanmadan tutuklandığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

45. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

46. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

47. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

48. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

49. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

50. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

51. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

52. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

53. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

54. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme yahut değiştirme, tanık, mağdur ya

da başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

55. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

56. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir,

§ 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

57. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu 30/7/2016 tarihinde, İstanbul

4. Sulh Ceza Hâkimliğince silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

58. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

59. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararında başvurucunun

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanması içinde yer alan medya

organlarında görev yaptığı ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet yürüttüğü

belirtilmiştir (bkz. § 16).

60. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianame ve mütalaada ise;

başvurucunun FETÖ/PDY'nin medya yapılanması içinde

yer alan medya organlarından Zaman gazetesi Ankara temsilcisi ve yöneticisi

olarak görev yapmasına ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet yürütmesine

dayanılmıştır (bkz. §§ 22-25, 31). 15 Temmuz gecesi yapılan darbe girişimine

zemin hazırlamak ve bunun için kamuoyunun algısını şekillendirmek amacıyla

yazılar yazıldığı ve çeşitli faaliyetler yapıldığı belirtilmiştir.

61. Başvurucu FETÖ/PDY'nin yayın

organı olduğu belirtilen Zaman gazetesinde yönetici/sorumlu bir statüde -Ankara

temsilcisi ve yöneticisi olarak- çalışmaktadır. Bir kimsenin FETÖ/PDY ile

bağlantılı olduğu belirtilen bir kuruluşta çalışması tek başına kuvvetli suç

belirtisi olarak görülemez. Ancak FETÖ/PDY'nin

faaliyetleri bakımından büyük önem taşıyan okul, dershane, gazete vb. yerlerde

yönetici konumunda görev almanın buralarda çalışmaktan ayrı olarak

değerlendirilmesi gerekir. Nitekim yapılanmanın illegal faaliyetlerinin -çoğu

zaman- yasal kuruluşların faaliyetleri/bünyeleri içinde gizlendiği ve

sürdürüldüğü ileri sürülmüştür.

62. FETÖ/PDY'nin önemli faaliyet

alanlarından birinin medya olduğu ve Zaman gazetesinin de örgütün medyadaki en

önemli kurumlarından biri olduğu birçok yargı kararında veya soruşturma

belgesinde ifade edilmiştir. Soruşturma makamlarınca, FETÖ/PDY için bu kadar

önemli bir medya organında yönetici/sorumlu düzeyinde görev almanın ve bu

göreve gazeteye kayyım atandığı 3/3/2016 tarihine kadar devam etmenin kişi ile

FETÖ/PDY arasında örgütsel bir ilişki olduğuna dair kuvvetli bir belirti olarak

kabulünün temelsiz ve keyfî bir yaklaşım olduğunu söylemek mümkün değildir.

63. Soruşturma mercilerince yapılan tespite ve kendi savunmasına

göre başvurucunun Zaman gazetesinde Ankara temsilcisi/yöneticisi olarak görev

yaptığı, bu şekilde söz konusu gazetenin Ankara yöneticisi olarak

sorumluluğunun bulunduğu anlaşılmıştır. Bu durumun soruşturma makamlarınca

terörle bağlantılı bir suç işlendiğine dair belirti olarak kabul edilmesinin

temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez (benzer

yöndeki kararlar için bkz. Recep Uygun,

B. No: 2016/76351, 12/6/2018, §§ 45, 46, 47; Ali

Şeker, B. No: 2016/68962, 20/9/2018, § 60).

64. Nitekim başvurucunun yukarıda belirtilen eylemleri nedeniyle

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/7/2018 tarihli kararıyla 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314.

maddesi uyarınca silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan 10 yıl

6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

65. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

66. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin

bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru

bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut

olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

67. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken kaçma

şüphesinin varlığına, isnat edilen suçun katalog suçlar arasında olmasına,

toplanma süreci devam eden delilleri etkileme imkânın bulunmasına ve adli

kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir.

68. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz.

§ 34) isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma

şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Hüseyin Burçak, B. No:

2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran

[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği

tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 34; Gülser Yıldırım (2), § 148).

69. Darbe teşebbüsü sonrasındaki koşullar dolayısıyla soruşturma

konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Bu dönemde ortaya çıkan

kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki

edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272;Selçuk Özdemir, §§ 78, 79).

70. Somut olayda İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, kaçma şüphesinin varlığına, delillerin toplanma

sürecinin devam etmesine, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına ve adli kontrolün

yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 17).

71. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 4.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.

72. Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

73. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64).

74. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suçun niteliğini ve

önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

76. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

77. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları ile

itiraz ve tahliye taleplerinin reddi kararlarının gerekçesiz olduğunu,

tutukluluğun devamını haklı gösterecek makul bir sebep de bulunmadığını ve

tutukluluğunun makul süreyi aştığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

78. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

79. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise -hüküm kesinleşmemiş olsa da- 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,

25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

80. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 6/7/2018 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen (bkz. § 32)

başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında

açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının

tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu; başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

81. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Tutukluluk İncelemeleri Yapan Hâkimliklerin

ve Mahkemelerin Doğal Hâkim, Tarafsız ve Bağımsız Hâkim İlkelerine Aykırı

Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

82. Başvurucu; tutukluluğa ilişkin karar veren Sulh Ceza

Hâkimliklerinin ve Ağır Ceza Mahkemelerinin kanuni hâkim ilkesine aykırı

olduğunu, tarafsız ve bağımsız mahkeme güvencesini sağlamadığını ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

83. Olağanüstü hâl ilanına konu olaylar kapsamında suçlanan

başvurucunun tutuklanmasına karar verildiği tarihte olağanüstü hâl devam

etmektedir. Bu itibarla başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasına

karar veren yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız olup olmadığının

incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme

sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasına karar veren mercinin

başta Anayasa'nın 19. maddesi olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı davranıp davranmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması

hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp

kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

84. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim

güvencesini sağlamadığı, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadığı ve tutukluluğa

itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine

ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

85. Somut başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

86. Başvurucu; İstanbul 13. ve 14. Ağır Ceza Mahkemelerinin

bağımsız ve tarafsız olmadığını, kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğunu ileri

sürmüştür. Somut olayda genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve HSYK

tarafından yapılan atama sonucunda ilgili hâkimlerin anılan görevleri

yaptıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle gerçekliği ve niteliği kesin olarak

tespit edilemeyen olgulardan, siyasi tartışmalarda ortaya konulan değerlendirme

ve yorumlardan hareketle başvuruculara yönelik somut, ön yargılı bir işlem ve

tutum gösterilmeksizin ilgili hâkimlerin siyasal veya kişisel nedenlerle

bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir. Öte yandan

bu mahkemelerin ihtilafın doğmasından sonra kurulan mahkemeler olmayıp görev ve

yetkileri daha önceden kanunla belirlenmiş mahkemeler olduğu dikkate

alındığında başvurucunun iddiasının makul ve kabul edilebilir olmadığı,

dolayısıyla bu iddia yönünden açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığı sonucuna

varılmıştır.

87. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

88. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararı nedeniyle

suçlamalara ilişkin delillere erişemediğini, atılı suçla ilgili fiillerin ve

somut delillerin kendisine gösterilmediğini ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve

belgelere erişiminin engellendiğini belirterek savunma hakkının kısıtlandığını

iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

89. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

90. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

91. Somut olayda kısıtlama kararının ne zaman kaldırıldığı belli

değil ise de 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca

en geç iddianamenin kabul edildiği 24/4/2017 tarihinde kanun gereği

kısıtlamanın sona erdiği değerlendirilmiştir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

92. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının,

hakkında olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren darbe teşebbüsü kapsamında bir

faaliyete katıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturmada verilmiş olması nedeniyle

bu kararın hukuki olup olmadığının, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlama kararının ve

bu kararın uygulamasının Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecektir.

ii. Genel İlkeler

93. Anayasa Mahkemesi 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesine göre verilen

kısıtlama kararlarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile özellikle tutuklu

kişilerin tutukluluğa yönelik itirazda bulunma hakları üzerindeki etkisini

birçok kararında incelemiş, anılan kararlarda inceleme yöntemine ilişkin

ilkelerini belirtmiştir (Günay Dağ ve

diğerleri, §§ 168-176;

Hidayet Karaca, §§ 105-107; Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 46-48; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).

94. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası; yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki iddiaların hemen

yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün olmaması hâlinde sözlü

olarak derhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar

bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve

diğerleri, § 168).

95. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde, adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değil ise de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122, 123).

96. Özellikle üçüncü kişilerin temel haklarını korumak, kamu

menfaatini gözetmek veya adli makamların soruşturma yaparken başvurdukları

yöntemleri güvence altına almak gibi amaçlarla soruşturma aşamasında bazı

delillere erişim yönünden kısıtlama getirilmesi gerekebilir. Bu nedenle

soruşturma evresinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla müdafinin

dosya inceleme yetkisinin kısıtlanmasının demokratik toplum düzeni bakımından

gerekli olmadığı söylenemez. Ancak dosyaya erişim hakkına getirilecek

kısıtlamanın kısıtlama kararıyla ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olması,

savunma hakkının yeterince kullanılmasını engelleyecek nitelikte bulunmaması gerekmektedir

(AYM, E.2014/195, K.2015/116, 23/12/2015, § 107).

97. Yakalanan bir kişiye yakalanmasının temel maddi ve hukuki

sebepleri teknik olmayan, anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylece

kişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere

mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Anayasa'nın 19. maddesinin

dördüncü fıkrası; yakalama veya tutuklama sırasında verilen bilgilerin yakalanan

veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir listesini içermesini, bir

başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm delillerin bildirilmesini ya da

açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ

ve diğerleri, § 175).

98. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya erişimi

kısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş ve başvurucunun

tutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş

olması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere erişiminin

olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve bu nedenle

de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme imkânını elde

ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi, tutukluluğa temel

teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

99. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 10/4/2017

tarihli iddianameden anlaşıldığı üzere başvurucu hakkında yürütülen soruşturma

dosyasına ilişkin olarak dosyayı incelemesinin veya belgelerden örnek almasının

soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle müdafinin

soruşturma dosyasını inceleme yetkisinin kısıtlanmasına karar verilmiştir.

Bununla birlikte İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul

edildiği 24/4/2017 tarihi itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153.

maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş

bulunmaktadır.

100. Başvurucuya yöneltilen suçlamaya ilişkin olgular, temelde

başvurucunun Kuruma kayyım atanma tarihi olan 2016 yılı Mart ayına kadar -yirmi

yıldan fazlaca bir süre boyunca- 27/9/2016 tarihli ve 29783 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme

Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Zaman gazetesinde

çalışması, bu gazetede Ankara temsilcisi olarak yöneticilik yapması, örgütün

amaçları doğrultusunda faaliyetler yürütmesi ve yazılar yazmasıdır. Başvurucunun

alınan ifadeleri incelendiğinde kendisine isnat edilen suçlamalara ilişkin

olarak açıklamalarda bulunulduğu ve bu suçlamalara konu eylemlerle ilgili

sorular yöneltildiği, başvurucunun da isnat edilen eylem ve suçlamalara karşı

savunma yaptığı ve savunmasında suçlamayı kabul etmediği görülmektedir.

101. Diğer taraftan İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan

sorgu sırasında başvurucuya yüklenen suçun anlatıldığı ve bu sırada

başvurucunun müdafiinin de hazır bulunduğu

anlaşılmıştır. Başvurucu, suçlamalardan ve suçlamaların dayanaklarına ilişkin

bilgi ve belgelerden haberdar olduktan sonra müdafiiyle

birlikte hâkim önünde savunmasını sözlü olarak dile getirmiş; bu savunmasında

da kolluktaki anlatımları doğrultusunda suçlamaları kabul etmemiş ve gazetecilik

faaliyeti yaptığını beyan etmiştir.

102. Ayrıca başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin

(3) numaralı fıkrasına aykırı olarak, kuralda belirtilen biçimde ifadelerini

içeren tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer

adli işlemlere ilişkin tutanaklara erişiminin kısıtlandığı yönünde bir şikâyeti

de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

103. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafiine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara

karşı savunmasını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında

yaklaşık dokuz ay süren soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı

nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir (benzer yöndeki bir değerlendirme

için bkz. Deniz Özfırat,

B. No: 2013/7929, 1/12/2015, § 91).

104. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa itiraz bağlamında savunma hakkının kısıtlandığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının

da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

105. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapılan müdahalenin Anayasa'da -özellikle 19. maddenin sekizinci fıkrasında-

yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

B. Adil Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

106. Başvurucu, gözaltına alındığı ilk andan itibaren ifade ve

sorgu esnasında kendi seçtiği bir avukat yardımından yararlandırılmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

107. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

108. Somut olayda bireysel başvuruda bulunulduğu tarihte

dosyanın İstanbul Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesinde derdest olduğu

anlaşılmıştır. Avukat yardımından yararlandırılmama nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edilip edilmediğinin yargılamanın bütünlüğü içinde incelenmesi

gerekir. Dolayısıyla başvurucunun bu şikâyet yönünden hukuk sisteminde mevcut

yargısal yollar tüketilmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

109. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Mülkiyet Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

110. Başvurucu; mal varlığını suç işleyerek elde ettiğini

gösteren bir kanıt olmamasına rağmen mal varlığına el konulduğunu, bu tedbirin

sadece ağır ceza mahkemesince verilebileceğini, bu yetkinin kanun hükmünde

kararnameyle sulh ceza hâkimliğine verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu

şekilde mal varlığına el konulmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

111. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir"

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

112. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/7/2013 tarihli ve

E.2013/8830, K.2013/18335 sayılı; 23/9/2013 tarihli ve E.2013/14435,

K.2013/21106 sayılı, 14/12/2015 tarihli ve E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı

ilamlarından da anlaşıldığı üzere 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

düzenlenen yol, bir yandan başvurucunun maruz kaldığı el koyma işleminin hukuka

aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını

sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk

yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir, elverişli bir çözüm

olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,

30/3/2016, § 28).

113. Somut olayda başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği

suçlamasıyla yürütülen ceza soruşturması kapsamında başvurucunun taşınır ve

taşınmaz mal varlığına İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliğinin 2016/454 D. İş

sayılı ve 1/12/2016 tarihli kararıyla tedbir konulmuş ve söz konusu tedbir

işlemi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/5/2017 tarihli kararı ile

kaldırılmıştır. Bu doğrultuda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddialarını 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk

yolunda ileri sürmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

114. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mal varlığına tedbir

konulmasına ilişkin şikâyetinin de, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

115. Başvurucu; gözaltı süresince insan onuruna aykırı

ortamlarda tutulduğunu, en temel ihtiyaçlarını giderme konusunda kendisine

zorluklar çıkarıldığını, kullanması gereken ilaçlarının dahi alınmasına izin

verilmediğini belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

2. Değerlendirme

116. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

117. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).

118. Devletin etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında; işkence

veya kötü muameleyi gösteren, yeterli, kesin belirtiler mevcut olduğunda

-kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyet ya da ihbarda

bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanması gerektiği açıktır

(Tahir Canan, § 25).

119. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileri

tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı

koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki

iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun başvuru formunda,

gözaltına alındığı andan itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede

bulunduğundan şikâyetçi olduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma

koşullarının yetersizliğinden bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri

sürdüğü kötü muamelenin kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa

salt tutulma koşullarından mı kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla

söz konusu iddiaların Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için

yeterli bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın

koşullarının başvurucunun anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya

ihmalinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir

soruşturmayla ortaya konması gerekmektedir.

120. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetleri ile varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden, doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

121. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. İfade ve Basın

Özgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

122. Başvurucu, basın özgürlüğü kapsamındaki faaliyetleri

nedeniyle hakkında tutuklama kararı verilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal

ettiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

123. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; daha sonra tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), §§ 157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§ 105-116; Mustafa Ali

Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No:

2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal

Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014,

§§ 61-75; İbrahim Ayhan,

B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).

124. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 57-75). Bu

kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun yalnızca

ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı

ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan

bir durum bulunmamaktadır.

125. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin

bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltının hukuki olmaması ve gözaltı süresinin makul

olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliklerinin ve mahkemelerin bağımsız ve

tarafsız olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle

tutuklamaya karşı itiraz hakkının etkin olarak kullanılamadığına yönelik olarak

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğine

ilişkin iddiaların başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

28/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu

:

Mustafa ÜNAL

Vekili

:

Av. Mehmet

ÇAVDAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/21149, 28 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  9. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
  10. B. No: 2016/2367, 11/1/20182, §§
  11. B. Adil Yargılanma Hakkının
  12. C. Mülkiyet Hakkının İhlal
  13. D. Kötü Muamele Yasağının
  14. E. İfade ve Basın
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Yıldırım
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. M. Emin KUZ
  20. Başpınar
  21. Çavdar
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/21149
Tarih
28 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Dursun Baydar Başvurusu (B. No: 2017/17208)
  • Neziye Demiroğlu Başvurusu (B. No: 2014/20287)
  • Reyhan Yılmaz ve Zübeyde Yılmaz Başvurusu (B. No: 2017/14645)
  • Onur Tur Uluslararası Nakliyat Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/947)
  • Memet Yücel Başvurusu (B. No: 2016/77608)
  • Çağdaş Petrol Ürünleri Pazarlama Otomotiv Tic. ve Tur. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/12306)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.