İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Onur Tur Uluslararası Nakliyat Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/947)

1. Başvuru ceza soruşturmasında araca el konulması sonucu

Başvuru No2015/947Tarih15 Kasım 2018Okuma33 dk · 6.654 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Onur Tur Uluslararası Nakliyat Ltd. Şti. Başvurusu

Karar tarihi
15 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/947
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.654 kelime·33 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru ceza soruşturmasında araca el konulması sonucu

uğranılan zararın giderilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/1/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. El Koyma ve Ceza

Davası Süreci

9. Başvurucu uluslararası taşımacılık faaliyetle iştigal eden

bir şirkettir.

10. Mersin Gümrükleri Başmüdürlüğünün 23/5/2000 tarihli yazısı

ile başvurucu şirket tarafından Azerbaycan'a gönderileceği beyan edilen

akaryakıtın yurt dışına ihraç edilmediği Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına

bildirilmiştir. Gümrük İdaresince kaçak olduğu tespit edilen benzin cinsi

akaryakıt ile nakil aracı olarak kullanılan altı adet çekici (dorse) ve römorkları zaptedilmiş,

ayrıca 2/6/2000 tarihinde bu araçların trafik siciline "satılamaz ve devredilemez"

şerhi konulmuştur.

11. El konulan akaryakıt, soruşturma sırasında 23/8/2000

tarihinde başvurucu tarafından verilen banka teminat mektubu karşılığında

başvurucuya iade edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının 15/5/2001 tarihli

iddianamesiyle başvurucu şirketin olay tarihi itibarıyla yetkilisi olan İ.Ö.nün ve kamyon şoförlerinin de

aralarında bulunduğu sanıkların toplu kaçakçılık suçundan 5/6/1985 tarihli ve

1918 sayılı mülga Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun'un 27. ve 33.

maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları kamu adına talep olunmuştur.

Başsavcılık ayrıca kaçak eşya ve madde naklinde kullanıldığı gerekçesiyle el

konulan nakil araçlarının 1918 sayılı mülga Kanun'un 47. maddesi uyarınca

müsadere edilmesi talebinde bulunmuştur.

12. Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 20/9/2007 tarihinde

davanın zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırılmasına karar vermiştir. Kararın

gerekçesinde, isnat edilen fiilin Mersin Serbest Bölge ve Ataş Rafinerisinden

Azerbaycan'ın Nahcıvan Bölgesine transit taşınacak

akaryakıt yükünün yurt dışına gönderilmeyerek yurt içinde elden çıkarmak olduğu

açıklanmıştır. Mahkemeye göre 1999 yılı Haziran ve Temmuz

aylarına ilişkin fiil tarihi itibarıyla lehe bulunan 10/7/2003 tarihli ve 4926

sayılı mülga Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3., 4. ve 5. maddelerinde

öngörülen cezanın türü ve miktarına göre suç tarihinde yürürlükte olan 1/3/1926

tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesinin dördüncü

fıkrası ile 104. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen yedi yıl altı aylık

zamanaşımı süresi geçmiştir.

13. Mahkeme sanıklarla ilgili verilmiş bir mahkûmiyet kararı

olmadığını gerekçe göstererek kaçak eşyanın naklinde kullanıldığı iddia olunan

araçların müsaderesine yer olmadığına, konulmuş olan şerhlerin kaldırılmasına

ve bu araçların ruhsat sahiplerine iadesine karar vermiştir.

14. Katılan Maliye Hazinesi tarafından temyiz edilen karar

Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 16/5/2011 tarihli kararıyla onanmıştır.

15. Mahkeme 4/7/2011 tarihli yazılar ile söz konusu araçların

trafik sicilindeki şerhlerin kaldırılmasını Mersin Trafik Tescil Şube

Müdürlüğüne bildirmiştir. Mahkeme 23/9/2011 tarihinde de Mersin Gümrükler

Başmüdürlüğüne, dava konusu eşyanın naklinde kullanılan araçların ruhsat

sahiplerine iadesinin sağlanması hususunda bir müzekkere göndermiştir. Mahkeme

ayrıca başvurucunun talebi üzerine Habur Gümrükler Başmüdürlüğüne bir yazı

göndererek, hâlen Gümrük Müdürlüğü sahasında bulunduğu tespit edilen 34 PL 6913

plakalı çekicive 33 DH 322 plakalı dorsenin ruhsat sahibine iadesi gerektiğini bildirmiştir.

B. Tazminat Davası Süreci

16. Başvurucu şirket 16/5/2012 tarihinde Hazine aleyhine Mersin

1. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde, Ataş

Gümrüğü ile Mersin Serbest Bölge Gümrüğünden alınan akaryakıt yüklerinin Dilucu

Gümrük kapısının kapatılması sonucu çıkış yapamadığı belirtilmiştir. Başvurucu

Gümrük İdaresinin bildirimi üzerine araçlarına tedbir konularak bağlandığını,

araçlarda yer alan akaryakıtın uygun depolara boşaltılmaması nedeniyle aylarca

tankerlerde beklediğini ve heba olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca hiçbir

kusuru olmamasına rağmen araçların kaydına konulan el koyma şerhi sebebiyle bu

araçları kullanamadığını ve araçları işletmek suretiyle elde edeceği kazançtan

yoksun kaldığını öne sürmüştür.

17. Yargılama sırasında Gümrük ve Ticaret Bakanlığı da davalı

olarak davaya dâhil edilmiştir. Davalı taraf cevap dilekçesinde, suçta

kullanılan araçların müsaderesinin zorunlu olduğunu, yargılama sırasında talep

üzerine teminat karşılığında araçların sahiplerine iade edilebildiğini, talebe

konu araçlara fiilen el konulup konulmadığının ise belirli olmadığı

belirtmiştir. Davalı ayrıca trafik siciline konulan şerhin de araçların trafiğe

çıkmasına ve ticari faaliyette kullanılmasına engel teşkil etmediğini, bunun

yanında tanık beyanlarına göre araçlarda bulunan akaryakıtın yurt içinde

satılmış olduğunu savunmuştur.

18. 14/3/2013 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın gerekçesinde, davanın haksız el koyma nedeniyle tazminat istemine

ilişkin olduğu açıklanmıştır. Karara göre zamanaşımı nedeniyle ceza davasının

ortadan kaldırılması tazminat hakkı doğurmaz. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"... Bu durumda davacı tarafın tazminat

davası açma hakkı doğmayacaktır. Kaldı ki bu husus hükmün 3.maddesinde de

sanıklarla ilgili mahkumiyet kararı bulunmadığından

kaçak eşyanın naklinde kullanıldığı iddia edilen araçların müsadaresine

yer olmadığına, karar kesinleştiğinde konulan şerhlerin kaldırılmasına ve

ruhsat sahiplerine iadesinin sağlanmasına karar verildiği görülmüştür. Daha

açık bir ifade ile dava zaman aşımına uğramamış olsa idi müsnet

suçtan sanıkların mahkumiyeti cihetine gidilebileceği ve kaçak eşyaların

müsaderelerine karar verilebileceği sabittir. Bu sebeple davacı vekilinin zarar

tespitine yönelik talebi uygun görülmemiş, bilirkişi incelemesi yaptırılması

cihetine gidilmemiştir.

Başından beri izah edildiği üzere, davacının

haksız el koyma nedeniyle açtığı tazminat davasında haksız bir el koyma durumu

söz konusu olmayıp böylece davacı tarafın tazminat hakkı doğmadığından açılan

reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur."

19. Temyiz edilen karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 24/12/2013

tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 26/5/2014

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

20. Nihai karar başvurucuya tebliğ edilmemiş olup başvuru

formunda bu kararın 10/12/2014 tarihinde öğrenildiği belirtilmiştir.

21. Başvurucu 13/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

22. 1918 sayılı mülga Kanun’un 21. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Kaçak

zannı ile tutulan giriş veya çıkış kaçağı eşyanın ve bunların naklinde

kullanılan araçların sahip veya taşıyıcıları, eşyanın veya aracın zaptını mütea kip;

A) Giriş kaçağı eşya ile her türlü kaçak

eşyanın naklinde kullanılan yabancı vasıtanın gümrük idaresince tespit edilecek

gümrüklenmiş değerine,

B) Çıkış kaçağı eşya ile, her türlü kaçak

eşyanın naklinde kullanılan millileşmiş veya yerli nakil vasıtasının, mahallin

en büyük mülki amiri veya görevlendireceği memurun başkanlığında gümrük ve

hazine yetkilileri ile belediye temsilcisi ve varsa ticaret odası

temsilcisinden oluşan heyet marifeti ile tespit edilen FOB değerine,

Muadil bir meblağı depozito ederek veya kanuni

faizi de kapsayacak şekilde muteber banka mektubu veya hazine tahvil ve

bonolarını teminat göstererek, eşya ve aracın teslimini gümrük idarelerinden

veya yetkili ve görevli adli mercilerden isteyebilirler.

...”

23. 1918 sayılı mülga Kanun’un 23. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Cezai

hükümler faslının 1 inci kısmında yazılı suçlara mütaallik

kaçak eşya müstesna olmak üzere gerek hariçten gelsin ve gerek dahilde bulunsun

kaçak eşya ve maddeler derhal zaptolunur ve

tutuldukları yere en yakın olan Hükümet merkezinde maznunun huzurunda zabıta

memuru ile ait olduğu gümrük ve inhisarlar memurlarından ve bulunmadığı

yerlerde mal memurlarından mürekkep bir heyet tarafından nevi ve aded miktarını bildiren bir zabıt varakası tanzim ve imza

olunur.”

24. 1918 sayılı mülga Kanun’un 27. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Kaçakçılık suçu, kaçakçılık,maksadıyla teşekkül vücuda getirenler ile

idare edenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından işlenirse failler

hakkında on seneden onbeş seneye kadar ağır hapis

cezasına hükmolunur.

Birinci fıkradaki hal dışında iki veya daha

fazla kimselerin toplu olarak kaçakçılık yapmaları halinde sekiz seneden oniki seneye kadar ağır hapis cezasına hükmolunur.

Birinci ve ikinci fıkralarda hükmolunacak ağır

hapis cezasıyla beraber tekel maddeleri için CIF değeri ile birlikte hususi

kanunlarındaki para cezaları veya resim tutarının, eşya kaçakçılığı için de

gümrüklenmiş değerinin dört mislinden ve yasak eşya ve maddeler için de

bunların değerinin altı mislinden aşağı olmamak üzere ağır para cezasına

hükmolunur. Kaçak eşya ve maddeler de müsadere edilir .

(Ek:5/6/1985 - 3217/4

md.) İkinci fıkranın uygulanmasını gerektiren

durumlarda; mal veya eşyanın özel kanunlarla veya ihracat rejimi kararlarıyla

memlekete ithal veya ihracı yasaklanmamış olmakla birlikte gümrüklenmiş piyasa

değerinin otuz milyon (31.316.000.000.) lirayı geçmemesi ve tekele tabi

maddelerden olmaması halinde ikinci fıkradaki ağır hapis cezasına hükmedilmeyip

sadece üçüncü fıkraya göre ağır para cezasına ve mal veya eşyanın müsaderesine

karar verilir. Bu fıkradaki miktarı, Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret

Müsteşarlığı tarafından yayınlanan "Toptan Eşya Fiyatları Yıllık İndeksi"ndeki artışlar oranında artırmaya Bakanlar

Kurulu yetkilidir. Bu kararlar Resmi Gazete`de yayımlanır.

...”

25. 1918 sayılı mülga Kanun’un 33. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“25,26 ve 27 nci maddelerdeki kaçakçılık cürümlerine veya

teşekküllerine, faillerinin hal ve sıfatlarını bilerek her ne şekilde olursa

olsun yardım edenler hakkında asıl suçluların o maddeler hükmünce görecekleri

cezaların yarısı hükmolunur.

...

Bu Kanunda öngörülen suçlar işlendiği tarihte

girişte tekel kaçağı maddelerin hususi kanunlarında yazılı para cezası veya

resmi ile CIF değeri toplamı, gümrük kaçağı eşyanın gümrüklenmiş değeri,

bunların çıkışında ve yerli tekel mallarında FOB değeri pek fahiş ise mahkeme

fiile mahsus olan cezayı yarısına kadar artırır ve eğer hafif ise yarısına ve

eğer pek hafif ise üçte birine kadar eksiltir.Eğer

fail bu Kanunda yazılı suçlardan dolayı mükerrir ise,

cezası indirilmez."

26. 1918 sayılı mülga Kanun’un 47. maddesi şöyledir:

“Kaçak eşya ve madde naklinde bilerek

kullanılan veya buna teşebbüs edilen her türlü nakil vasıtalarının da

müsaderesine hükmolunur.

Müsaderesi icabeden

nakil vasıtaları, tahkikat sırasında zaptedilerek en

yakın gümrük veya inhisarlar idaresine teslim edilir."

27. 4926 sayılı mülga Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Aşağıda

yazılı fiilleri işlemek kaçakçılıktır:

a) ...

3- Transit rejimi çerçevesinde taşınan serbest

dolaşımda bulunmayan eşyayı, rejim hükümlerine aykırı olarak gümrük bölgesinde

bırakmak veya buna teşebbüs etmek.

..."

28. 4926 sayılı mülga Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Bu

Kanunun;

a) 3 üncü maddesinin

(a) bendinin;

...

2- (2), (3) ve (4) numaralı alt bentlerinde

belirtilen fiilleri işleyenler hakkında eşyanın gümrüklenmiş değerinin üç

katından az, altı katından fazla olmamak üzere ağır para cezasına hükmolunur.

..."

29. 4926 sayılı mülga Kanun’un 20. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunda zoralımı öngörülen kaçak eşya

taşımasında bilerek kullanılan veya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü

taşıma aracının;

a) Kaçak eşyanın, suçun işlenmesini

kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak

hazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış veya taşınmış olması,

b) Kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göre

miktar veya hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması veya

eşyanın o taşıma aracıyla taşınmayı gerekli kılacak olması,

c) Taşıma aracındaki kaçak eşyanın, Türkiye'ye

girmesi veya Türkiye'den çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısından

zararlı maddelerden olması,

Hallerinden herhangi birinin gerçekleşmesi

durumunda zoralımına hükmolunur.

Elkonulan taşıma araçları soruşturma sırasında en yakın gümrük idaresine teslim

edilir."

30. 765 sayılı mülga Kanun'un 102. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Kanunda başka türlü yazılmış olan

ahvalin maadasında hukuku amme davası:

...

4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı

ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim

cürümlerde beş sene,

...

6 - Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar."

31. 765 sayılı mülga Kanun'un 104. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb

veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi,

maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi

tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden

itibaren yeniden işlemeğe başlar.

Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan

itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci

maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile

baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz."

32. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

141. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında

...

(j) Eşyasına veya diğer malvarlığı

değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan

veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer

malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

33. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun

Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"(1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden

itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır."

2. Yargıtay İçtihadı

34. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 25/12/2014 tarihli ve

E.2014/6869, K.2014/26731 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Kovuşturma aşamasındaki hükümle araca elkonulmadığı halde, elkoyma

kararı verilmiş gibi ceza davasında taraf olmayan davacının aracına elkonulmuştur. Bu haliyle haksız bir elkoyma

vardır. Davacının tarafı olmadığı bir kamu davasının zamanaşımı nedeniyle

düşmesine karar verilmesi davacı bakımından aleyhe yorumlanamaz. CMK'nın 141/1-j maddesindeki 'Eşyasına veya diğer

malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan

kişilerin tazminat isteyebilecekleri' kabul edildiği gibi ayrıca 18.06.2014

tarih ve 6545 sayılı Kanunla CMK'nın 141. maddesine

eklenen 3. fıkrada 'birinci fıkrada yazan haller dışında suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleri

de dahil olmak üzere hakimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar

veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine

açılabilir' hükmü de zararın giderilmesini öngörmektedir. Davanın hukuk

mahkemesinde görülmesi gerektiği düşünülse bile davacının bu elkoyma nedeniyle uğradığı zararı ile ilgili hukuk

mahkemesine açtığı tazminat davasının Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin .... sayılı

kararı ile 'Davanın CMK'nın 141-144. maddeleri

kapsamında değerlendirilmesi gerektiği' gerekçeyle bozulması üzerine Ağır Ceza

Mahkemesince dava görülerek sonuçlandırılmış olup 2709 sayılı Türkiye

Cumhuriyeti Anayasasının 19/son, 40/son, ve 90. maddeleri gereğince iç hukuk

kapsamında kanun hükmünde bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da nazara alındığında davanın bir an

önce sonuçlandırılarak uğranılan zararın tazmin edilmesi gerektiğinden tebliğnamenin bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen

delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak aldırılan bilirkişi

raporu, incelenen dosya kapsamına göre davalı vekilinin yerinde görülmeyen

temyiz itirazlarının reddiyle hükmün isteme aykırı olarak onanmasına ... karar

verildi."

35. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 15/10/2012 tarihli ve

E.2012/26109, K.2012/21824 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Olay tarihinde davacıya ait ... plaka

sayılı araca hırsızlıkta kullanıldığı şüphesi ileusulüne

uygun şekilde 21/01/2007 tarihinde el konulduktan sonra, davacı hakkında

yapılan yargılama sonucu ... Asliye Ceza Mahkemesinin 17/09/2007 gün ... sayılı

beraat kararı ile birlikte aracın iadesine karar verildiği, el konulan aracın

makul sürede geri verilmemesi karşısında, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat

Verilmesine ilişkin 5271 sayılı CMK'nın 141/1-j ve

devamı maddelerinde belirtilen koşulların davacı yönünden gerçekleştiği, bu

nedenle uğranıldığı iddia edilen maddi zararla ilgili olarak makul bir miktarakarar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı

gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi [doğru görülmemiştir]..."

B. Uluslararası Hukuk

36. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

37. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), el koyma ve müsadere

yoluyla yapılan müdahalelerin sonuçlarını da kararlarında tartışmaktadır. Buna

göre AİHM, her el koyma ve müsaderenin muhakkak bir zarara yol açtığını kabul

etmektedir. Ancak AİHM, el koyma ve müsaderenin Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesine göre adil olabilmesi için mülkün sahibinin

güncel zararının kaçınılmaz olandan daha fazla olmaması gerektiğini sıklıkla

vurgulamaktadır (Raimondo/İtalya, B. No: 12954/87, 22/2/1994, § 33;

Borzhonov/Rusya, B. No: 18274/04, 22/1/2009, § 61; Jucys/Litvanya, B. No: 5457/03, 8/1/2008, §

36).

38. Bu bağlamda Borzhonov/Rusya

kararında, el konulan otobüsün yapılan kanun değişikliğiyle sahibine iadesi

gerektiği hâlde kamu makamlarının altı yıl boyunca hareketsiz kalması

kaçınılmaz olandan daha ağır bir zarar olarak görülmüştür (Borzhonov/Rusya, §§ 61-63). East/West

Alliance Limited/Ukrayna (B. No: 19336/04,

23/1/2014) kararında başvurucunun mülkünden on yıl boyunca yoksun kalmasına yol

açan el atma tedbirinin mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna

varılmıştır (East/West Alliance

Limited/Ukrayna, §§ 166-218). Jucys/Litvanya kararında ise el koyma tedbirinin

yaklaşık sekiz buçuk yıl sürdüğüne vurgu yapılarak mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklediği belirtilmiştir(Jucys/Litvanya,

§§ 34-39). Vendittelli/İtalya (B. No: 14804/89, 18/7/1994)

kararında bir suç isnadı kapsamında başvurucunun taşınmazına konulan tedbirin

hükümden sonra gerek de kalmadığı hâlde on bir ay daha uygulanmaya devam

edilmesi ölçüsüz bir müdahale olarak görülmüştür (Vendittelli/İtalya, §§ 31-40).

39. Diğer taraftan JGK Statyba Ltd ve Guselnikovas/Lithvanya (B.

No: 3330/12, 5/11/2013) kararında başvurucunun taşınmazı ile ilgili olarak

satışını veya başka suretle devretmesini kısıtlayan bir tedbirin uygulanması,

mülkiyet hakkına müdahale olarak görülmüştür. AİHM, başvuruyu mülkiyetin kamu

yararına kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelemiş ve

müdahalenin meşru bir amacı olsa dahi özellikle tedbirin devam ettiği süre

boyunca başvurucu şirket yönünden yol açtığı olumsuz ekonomik sonuçların ve

meydana gelen kısıtlamaların dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM

sonuç olarak diğer unsurlar yanında müdahaleye konu tedbirin on yılı aşkın bir

süreden beri devam etmiş olduğuna dikkat çekerek başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin ölçülü olmadığına karar vermiştir (JGK Statyba Ltd and Guselnikovas/Lithvanya, §§ 111-145).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 15/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

41. Başvurucu kamu davasının düşmesinin malların geri alınması

ve uğranılan zararın tazmini için açılan şahsi tazminat davasını etkilemediği

yönündeki kanun hükmüne rağmen tazminat davasının hukuka aykırı olarak

reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucu ceza davasında zamanaşımı nedeniyle

davanın düşmesine karar verilmesiyle beraat hükmünün sonuçlarının aynı olduğu

hususunun derece mahkemelerince dikkate alınmadığını öne sürmüştür. Başvurucuya

göre mahkûmiyetine karar verilmediğine göre el koyma nedeniyle uğradığı zarar

da tazmin edilmelidir. Başvurucu hem akaryakıtın zamanında uygun depolara

boşaltılmaması hem de akaryakıt taşıyan araçların trafik kayıtlarına tedbir

konulduğu için araçları işletememesi sebebiyle zarara uğradığından

yakınmaktadır. Başvurucu bu gerekçelerle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Bakanlık görüşünde; mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

kanuni bir dayanağının olduğu, ayrıca suçun işlenmesinin önlenmesi ve muhtemel

bir müsaderenin güvence altına alınması yönünde meşru amacının da olduğu ifade

edilmiştir. Bakanlık ölçülülük yönünden ise asliye hukuk mahkemesinin davanın

reddine ilişkin gerekçesine yer vermiş ve karar tarihinden sonra aracın geç

teslim edildiği yönünde bir şikâyetin olmadığı belirtilmiştir.

43. Başvurucunun Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını içeren

dilekçesinde, sınır kapısının 12/7/1999 ile 9/11/1999 tarihleri arasında kapalı

tutulduğundan dolayı bir kusuru da bulunmadığı hâlde zarar uğratıldığı

vurgulanmıştır. Başvurucu ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine

rağmen masumiyet karinesine aykırı olacak şekilde değerlendirmeler

yapıldığından yakınmıştır.

B. Değerlendirme

44. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini de ileri sürmekle birlikte başvurucunun mülküne el koyma tedbirinin

uygulanmasına ilişkin şikâyetinin ilgili olduğu mülkiyet hakkının ihlali

iddiası kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

47. Somut olayda el koyma tedbirinin uygulandığı araçların

trafik sicilinde başvurucu adına kayıtlı olduğu ve ekonomik bir değer ifade

ettiği dikkate alındığında bu araçlar yönünden başvurucunun Anayasa'nın 35.

maddesi anlamında mülkiyet hakkının mevcut olduğunda tereddüt bulunmamaktadır (Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044,

17/12/2015, §§ 41-53). Ceza soruşturmasında ayrıca başvurucunun araçlarında

taşınan akaryakıta da fiilen el konulduğu, ancak daha sonra bu akaryakıtın

başvurucuya iade edildiği görülmektedir. Başvurucunun taşıdığı akaryakıt

üzerinde ekonomik bir menfaatinin olduğunda herhangi bir şüphe bulunmadığı

dikkate alındığında bu akaryakıtın da başvurucu açısından mülk teşkil ettiği

açıktır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

48. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma,

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

49. El koyma tedbiri, suç isnadı kapsamında uygulanan geçici bir

koruma tedbiri mahiyetindedir. Başvuru konusu olayda başvurucunun araçlarına

fiilen el konulmuş, bunun yanında trafik siciline söz konusu araçların

satılamayacağı ve devredilemeyeceği yönünde bir şerh de konulmuştur. Başvurucu

ise ihlal iddiasını iki olguya dayandırmaktadır. İlk olarak el konulan

araçlardaki akaryakıtın geç teslim edildiği belirtilerek zarara uğranıldığı

ifade edilmektedir. İkinci olarak ise söz konusu araçlara belirli bir süre

fiilî olarak el konulmasından ziyade trafik siciline konulan tedbir şerhi nedeniyle

bu araçların işletilemediği öne sürülmüştür. Dolayısıyla bu iddialar bağlamında

müdahalenin varlığı değerlendirilmelidir.

50. Başvurucunun geçici bir süreyle de olsa mülkünden yoksun

bırakılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur (Hanife Ensaroğlu,

B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 52). Bu bağlamda olayda ceza soruşturması

kapsamında başvurucunun akaryakıtına belirli bir süre boyunca fiilen el

konulmasının mülkiyet hakkına müdahale niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.

Diğer taraftan başvurucunun araçlarının trafik siciline tedbir şerhi konulması,

araçlara fiilen el konulmadığı sürece geçici olarak dahi mülkten yoksun bırakma

sonucuna yol açmamaktadır. Bununla birlikte belirtilen şekilde tedbir

konulmasıyla malikin mal varlığını dilediği gibi satma, bağışlama ve benzeri

diğer hukuki işlemlerde bulunma gibi tasarrufları önemli ölçüde

kısıtlanmaktadır. Ayrıca tasarruf yetkisini kısıtlayan bu gibi tedbir şerhleri

belirli bir süre boyunca araçların devrini engellediği gibi değerleri üzerinde

de olumsuz etkilere yol açmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun araçlarının trafik

siciline tedbir şerhi konulmasının da mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği

değerlendirilmiştir.

51. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer

hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve

düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

52. Somut olayda el koyma tedbirinin uygulanmasıyla başvurucu

bütünüyle mülkünden yoksun bırakılmış değildir. Nitekim söz konusu araçlar ve

akaryakıt başvurucuya yargılamanın devamı sırasında iade de edilmiştir. Bununla

birlikte şikâyet konusu edilen akaryakıta geçici süreyle el konulmasının ve

araçların trafik siciline tedbir şerhi konulmasının amaçları gözetildiğinde

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolüne

veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir

(benzer yöndeki karar için bkz. Hanife Ensaroğlu, § 52).

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

53. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

54. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

55. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

56. Somut başvuruda başvurucunun taşıdığı akaryakıta olay tarihi

itibarıyla yürürlükte bulunan 1918 sayılı mülga Kanun'un 23. maddesi uyarınca,

akaryakıtın taşındığı araçlara ise aynı Kanun'un 47. maddesinin ikinci

fıkrasına göre el konulmuştur. Bu durumda söz konusu kanun hükümlerinin

ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir mahiyette olduğu dikkate alındığında

müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

57. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §

53).

58. Kaçak eşyanın taşınmasında kullanıldığı iddiasıyla araçlara

el konulmasının, bu araçların yeniden suçta kullanılmasının önüne geçilmesi,

muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması ve caydırıcılığın sağlanması

gibi amaçları bulunmaktadır. Bunun yanında kaçak olduğu şüphesiyle akaryakıta

el konulması yoluyla suçtan gelir elde edilmemesi, suçla ilgili veya bizatihi

suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve

çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesi de hedeflenmektedir

(bkz. Bekir Yazıcı, § 64; Hanife Ensaroğlu,

§ 59). Dolayısıyla söz konusu amaçlar dikkate alındığında başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının olduğu

kuşkusuzdur.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

59. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

60. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale

ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 38).

61. Buna göre mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin

uygulanmasının Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için

bu tedbirin öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması ve

bu tedbirin uygulanması dışında aynı amacı gerçekleştirmeye yarar daha

elverişli başka bir aracın da bulunmaması gerekmektedir. Suçla mücadele

alanında hangi tedbirlerin gerekli olup olmadığının değerlendirilmesi öncelikli

olarak ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu alanda ne gibi tedbirlerin

alınması gerektiği hakkında sorumlu ve yetkili merciler daha isabetli karar

verebilecek konumdadır. Bu nedenle hangi tedbirin uygulanacağının belirlenmesi

hususunda idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki seçilen

aracın gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğu takdir yetkisi

sınırsız değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmak istenen amaca

nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumunda Anayasa Mahkemesince

müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür. Ancak Anayasa

Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen aracın isabet derecesine

yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin ağırlığına

dönüktür (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Hamdi

Akın İpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, § 108; Hanife Ensaroğlu,

§ 67).

62. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Arif

Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

63. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (başvurucuya diğer unsurlar yanında ayrıca etkin bir

savunma hakkı tanındığından müdahalenin ölçülü görüldüğü kararlar için bkz. Eyyüp Baran, B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§

75-95; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu,

B. No: 2014/5167, 28/9/2016, §§ 74-89. Buna karşılık aynı koşulun yargılama

sürecinde sağlanmaması nedeniyle müdahalenin ölçüsüz görüldüğü kararlar için

bkz. Mahmut Üçüncü, B. No:

2014/1017, 13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven,

§§ 57-72).

64. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan tedbirlerin

keyfî veya öngörülemez biçimde uygulanmaması gerekmektedir. Aksi takdirde

mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunması mümkün olmaz. Bu sebeple kamu

makamlarınca başvurucunun eylemi ile tedbire yol açan kanuna aykırılık arasında

bağlantı olduğunu gösterir makul bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu bağlamda el

koyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken

adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanın malikinin davranışı

ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının olması ve iyi niyetli eşya malikine eşyasını

-tehlikeli olmaması kaydıyla- geri kazanabilme olanağının tanınması veya iyi

niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir Yazıcı, §§ 31-80; Hanife Ensaroğlu,

§ 66; Hamdi Akın İpek, § 115).

65. Bunun yanında söz konusu tedbir gerek kapsamı gerekse de

süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanmalıdır. Kamu yararı amacı

doğrultusunda mülkle ilgili olarak bu ve benzeri tedbirlerin uygulanmasının

zarara yol açması ise kaçınılmazdır. Ancak bu zararın kaçınılmaz olandan ağır

veya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya da oluşması durumunda böyle bir zararın

kamu makamlarınca makul bir sürede, uygun bir yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanması gerekmektedir. Buna göre kamu

makamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacı doğrultusunda

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve bu tedbirlerin

belirli bir süre devam etmesi ancak bireyin mülkiyet hakkının korunmasının

gerekliliklerine uyulduğu takdirde ölçülü görülebilir (Hanife Ensaroğlu,

§ 67).

66. Suçla mücadele bağlamında ihtiyaç duyulan tedbirlerin

alınması ve bu tedbirler kapsamında somut olayda olduğu gibi araçlar üzerinde

belirli bir süreyle hukuki tasarruflarda bulunulmasının sınırlandırılması

bakımından kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisi mevcut ise de bu

tedbirlerin uygulanmasının mülk sahibine kaçınılmaz olandan aşırı bir külfet de

yüklememesi gerekmektedir. Bu doğrultuda mülkiyet hakkına yönelik olarak

uygulanan tedbir süreçlerinde kamu makamlarının makul derecede ivedilik ve özen

koşullarına uygun hareket etmeleri beklenir. Diğer bir deyişle tedbiri

uygulayan kamu makamlarının söz konusu tedbirin başvurucunun mülkiyet hakkına

etkilerini de gözetmesi ve ölçüsüz bir müdahaleye yol açmaması gerekmektedir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

67. Başvurucu şirketin taşıdığı akaryakıta ve taşıma araçlarına

-akaryakıtın kaçak olduğu şüphesiyle- el konulmasının yukarıda değinilen meşru

amaç çerçevesinde suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların

işlenmesinin önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün

kullanılmasının ve dolaşımının engellenmesi ile muhtemel bir müsaderenin

güvence altına alınması amaçları bakımından elverişli bir araç olduğu açıktır.

68. Somut olayda başvurucunun taşıdığı akaryakıtın kaçak

olduğundan şüphelenildiği için fiilen el konulmasına ihtiyaç duyulmuştur.

Bununla birlikte el konulan akaryakıt ceza soruşturması sırasında belirli bir

miktarı içeren banka teminat mektubu karşılığında başvurucuya iade edilmiştir.

Diğer taraftan nakil vasıtası olduğu gerekçesiyle bazılarına fiilen el konulan

başvurucuya ait araçların da belirli bir süre sonra iade edildiği ve uyuşmazlığa

konu araçların tamamının trafik siciline satılamayacağı ve devredilemeyeceği

yönünde bir tedbir şerhi konulmasıyla yetinildiği görülmektedir. El koyma ve

müsadere tedbirlerinin suçla mücadelede en etkili araçlardan biri olduğu ve

kamu makamlarının bu alanda geniş bir takdir yetkilerinin mevcut olduğu da

kuşkusuzdur. Bununla birlikte kamu makamlarının söz konusu tedbirleri alırken

kişilerin mülkiyet haklarının korunmasını da gözetmeleri gerekmektedir. El

koyma tedbirinin uygulanması, kişilerin geçici süreyle de olsa mülkünden yoksun

bırakılması gibi ağır bir sonuca yol açmaktadır. Ancak somut olayda

başvurucunun akaryakıt ve araçlarına yargılama süresi boyunca fiilen el

konulması yerine akaryakıtın ve bazı araçların kısa bir süre içinde iade

edildiği, araçların trafik siciline şerh konulmasının tercih edildiği dikkate

alındığında belirtilen amaçların gerçekleştirilmesi için en uygun araçların

kullanıldığı anlaşıldığından müdahalenin gerekli olmadığı söylenemez.

69. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi

bakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır. Öngörülen tedbirin maliki

olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve

dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, uygulanan tedbirle başvuruculara

aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespiti gerekmektedir.

70. Bu bağlamda öncelikle başvurucunun uygulanan tedbire karşı

iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının

tanınmadığı yönünde bir şikâyetinin bulunmadığını belirtmek gerekir.

71. Öte yandan başvurucu şirketin taşıdığı akaryakıta ve

taşımada kullanılan araçlara el konulmasının gerekçesi söz konusu akaryakıtın

kaçak olduğu şüphesine dayanmaktadır. Gerçekten de şikâyete konu tedbir bu sebeple

uygulanmış ve başvurucunun temsilcisi ile kamyon şoförlerinin de aralarında

olduğu sanıklar hakkında kaçakçılık suçundan cezalandırılmaları istemiyle

Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Bununla birlikte

yapılan yargılama sonucunda ilk derece mahkemesi davanın zamanaşımı sebebiyle

ortadan kaldırılmasına karar vermiş ve Yargıtay Dairesince onanan hüküm de bu

şekilde kesinleşmiştir. Dolayısıyla ortada bir mahkûmiyet kararı söz konusu

değildir. Ancak belirli durumlarda, özellikle suça konu eşyanın müsadere

edilebilmesi için mahkûmiyet kararının gerekli olmadığı da söylenebilir. Ağır

ceza mahkemesi ise akaryakıtın müsadaresi yönünde bir

karar vermediği gibi araçların da iadesine ve bu araçlar üzerindeki tedbir

şerhlerinin kaldırılmasına karar vermiştir.

72. Bununla birlikte başvurucunun açtığı tazminat davasında

Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi davanın zamanaşımına uğramamış olması

durumunda başvurucuların mahkûmiyetinin söz konusu olabileceğini ve kaçak

eşyanın da müsaderesine karar verilebileceğinin sabit olduğunu belirtmiştir.

Kararda yer alan bu gerekçe, başvurucu hakkındaki ceza davasının ortadan

kaldırılmasıyla, ortada bir mahkûmiyet kararı da olmadığına göre varsayıma

dayanmakta olup Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre masumiyet

karinesi yönünden sorunlu ifadeler olarak değerlendirilmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017,

§§ 33-36). Ancak Asliye Hukuk Mahkemesinin davanın reddine ilişkin temel

gerekçesini esas itibarıyla el koymanın haksız olmadığına dayandırdığı

görülmektedir. Başvuru formu incelendiğinde de başvurucunun el koymanın haksız

olduğu yönünde açık bir iddiasının olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim başvurucu

zamanaşımı nedeniyle davanın düşürülmesi hâlinde el koyma yüzünden uğradığı

zararların giderilmesi gerektiğini öne sürmüş, el koymanın keyfî ve öngörülemez

biçimde uygulandığına dair açık bir şikâyette bulunmamıştır.

73. Başvurucu sonradan iade edilse dahi taşıdığı akaryakıta

fiilen el konulmasının mal varlığı yönünden önemli zarara yol açtığını

belirtmiştir. Bu akaryakıtın el konulduğu 23/5/2000 tarihinden kısa bir süre

sonra aynı yıl içinde teminat karşılığında iade edildiği anlaşılmaktadır. Bu

bakımdan akaryakıtın iadesi için geçen sürenin makul sayılabileceği

değerlendirilmiştir. Başvurucunun bazı araçlarına da fiilen el konulmuş, ancak

başvurucu araçları yönünden trafik siciline tedbir şerhi konulmasından

şikâyetçi olmuştur. Başvurucunun araçlarının trafik siciline 2/6/2000 tarihinde

"satılamaz ve devredilemez"

şerhi konulmuş ve bu şerhler yargılama sonucunda hüküm kesinleştikten sonra

ağır ceza mahkemesinin 4/7/2011 tarihli yazıları ile kaldırılmıştır. Bu

bağlamda trafik siciline şerh konulması geçici süreyle de olsa araçların

mülkiyetinden yoksun bırakmaya yol açmadığına göre başvurucunun bu araçları

işletemediği ve onlardan yararlanamadığı yönündeki iddiası yerinde

görülmemiştir.

74. Ancak yukarıda da değinildiği üzere trafik siciline

belirtilen şekilde tedbir şerhi konulmasının da mülkiyet hakkı bakımından

olumsuz sonuçlara yol açtığı kuşkusuzdur (§§ 48-50). Bu bakımdan daha hafif bir

tedbir olan sicile şerh konulması yönündeki müdahalenin fiilen el koymaya göre

daha uzun bir süre devam etmesi makul görülebilir. Somut olayda ise

başvurucunun araçları ile ilgili olarak uygulanan tedbirin yaklaşık 11 yıl 1 ay

devam etmesinin mülkiyet hakkı üzerinde tasarruf yetkisi sınırlandırılan

başvurucuyu -bu sürenin uzunluğu dikkate alındığında- makul olandan daha fazla

bir zarara uğrattığı anlaşılmaktadır.

75. Başvurucunun uğradığı zararın giderilmesi için açtığı

tazminat davasında ise derece mahkemeleri zararın bu yönüyle ilgili bir

değerlendirme yapmadan, sadece el koymanın hukukiliği ile sınırlı olarak

değerlendirme yaparak sonuca varmışlardır. Hâlbuki isnat edilen fiil tarihinden

sonra yürürlüğe 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(j) bendine dayalı olarak Yargıtayın, el koyma

tedbirinin makul sürede sonuçlanmaması durumunda da tazminata hükmedilmesi

gerektiği yönünde kararlar verdiği de görülmektedir (§ 35). Somut olayda da

ağır ceza mahkemesince sicildeki tedbirlerin kaldırılarak araçların iadesine

karar verildiği, ancak soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesi nedeniyle söz

konusu tedbir şerhlerinin ancak 11 yıl 1 ay geçtikten sonra kaldırılabildiği

dikkate alınmalıdır. Bunun sonucu olarak başvurucu belirtilen süre boyunca

taşınmazı üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunamamış, ayrıca geçen süre

sebebiyle mülkünde yıpranma ve değer azalışı gibi olumsuz ekonomik sonuçlarla

karşılaşmıştır. Ancak başvurucunun bu yüzden uğradığı zarar derece

mahkemelerince hukuk kurallarının katı bir yorumuna dayalı olarak

giderilmemiştir.

76. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilen araçları yönünden uygulanan tedbir sürecinin mülkiyet hakkının

korunmasının gerektirdiği makul derecede ivedilik koşuluna uygun olarak

yürütülmediği açıktır. Bu sebeple uğranılan zarar yönünden herhangi bir

tazminatın da ödenmediği dikkate alındığında bu durumun, söz konusu alanda kamu

makamlarına tanınan takdir yetkisine rağmen başvurucuya şahsi olarak aşırı bir

külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak müdahalenin meşru amacının

dayandığı kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkı arasında olması gereken

adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu kanaatine varılmış olduğundan dolayı

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçülü değildir.

77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

79. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

80. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

81. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının

yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının

nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı

ilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §

56).

82. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

83. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §

58).

84. Buna göre; Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

85. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır

(Mehmet Doğan, § 60).

86. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat

taleplerinde bulunmuştur.

87. Anayasa Mahkemesi başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilen araçlarına ceza soruşturması ve kovuşturmasında uygulanan

tedbir süreci yönünden ölçülülük bağlamında makul derecede ivedilik koşuluna

uyulmadan yapılan müdahale nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır. Tedbir kararının ceza soruşturması çerçevesinde gümrük idaresince

uygulandığı, ancak ihlale yol açan uzun sürmesinin ceza soruşturması ve

kovuşturması sürecinden kaynaklandığı görülmektedir. Bununla birlikte, ihlalin

sonuçlarına ilişkin başvuru öncesinde etkili ve başarı şansı sunan bir tazminat

davası yolunun mevcut olduğu, ancak bu tazminat davasında tedbirin süresinin

gözetilmeyerek sadece bu tedbirin koşulları ile sınırlı bir değerlendirme

yapılarak davanın reddine karar verilmiştir. Dolayısıyla ihlalin sonuçları

giderilememiştir.

88. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

ikinci fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlalin giderilmesini sağlamayan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve

ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Buna göre nihayet

uygulanan tedbirin makul olandan uzun bir süre devam etmesi sebebiyle mülkte

yol açılan yıpranma ve benzeri diğer olumsuz ekonomik sonuçlar çerçevesinde

başvurucunun uğradığı zararların giderimine yönelik

olarak hükmedilecek tazminatın miktarının ve kapsamının belirlenmesi ise derece

mahkemelerinin takdirindedir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

89. Yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi mülkiyet hakkının

ihlali yönünden yeterli bir giderim oluşturduğundan dolayı başvurucunun

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

90. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mersin

1. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2012/109, K.2013/106) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

15/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Onur Tur Uluslararası Nakliyat Ltd. Şti. Vekili : Av. Murat AĞAÇHANLI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/947, 15 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. El Koyma ve Ceza
  7. B. Tazminat Davası Süreci
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  15. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  16. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  17. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  18. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/947
Tarih
15 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Memet Yücel Başvurusu (B. No: 2016/77608)
  • Çağdaş Petrol Ürünleri Pazarlama Otomotiv Tic. ve Tur. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/12306)
  • Beyhan Çatalkaya Başvurusu (B. No: 2015/13947)
  • Abdullah Bulut ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14962)
  • Ercan Yalçınkaya Başvurusu (B. No: 2015/12310)
  • İlknur Koca Başvurusu (B. No: 2015/3511)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.