İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

N. Ö. Başvurusu (B. No: 2014/19725)

(Başvuru Numarası: 2014/19725)

Başvuru No2014/19725Tarih19 Kasım 2015Okuma26 dk · 5.186 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm

Başvuru No
2014/19725
Karar tarihi
19 Kasım 2015
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.186 kelime·26 dk okuma·16 bölüm

N. Ö. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/19725)

Karar Tarihi: 19/11/2015

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, velayet hakkının

anneye tanınması ve yargılama sürecinde verilen ara kararlar ile nihai karar

kapsamında çocuklar ile başvurucu baba arasında uygun şekilde şahsi ilişki

tesis edilmemesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ve karar sonucunu

etkileyecek olan iddiaların derece mahkemesi

kararlarında karşılanmamış olması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 18/12/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

20/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir

örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 20/3/2015 tarihli görüş yazısı

30/3/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup başvurucu vekili

tarafından 31/3/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesi

sunulmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili ilgili

olaylar özetle şöyledir:

1. Başvuruya Konu Yargılama Süreci Dışındaki Yargısal

İşlemler

7. Başvurucu, eşinin 2003 ve

2006 doğumlu müşterek çocuklarını kendisinin haberi olmadan ABD'ye götürdüğünü

iddia ederek Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey

Sözleşmesi’nin (Lahey Sözleşmesi) 3. ve 12. maddeleri çerçevesinde çocukların

iadesi istemiyle 7/1/2011 tarihinde Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış

İlişkiler Genel Müdürlüğüne başvurmuştur.

8. Anılan Sözleşme'nin 3. ve

12. maddeleri çerçevesinde çocukların Türkiye'ye iade edilmesi istemiyle New

York güney çevresinden sorumlu Birleşik Devletler Bölge Mahkemesinde açılan

dava neticesinde Mahkeme 12/4/2012 tarihinde, annenin, başvurucu olan babaya

verilen görüşme haklarını iade davası süresince kullanmasına izin vermesine

yönelik tedbir kararı vermiş; 5/6/2012 tarihli kararında ise annenin, Türk

Mahkemesi tarafından tesis edilen görüşme hakkına uymasına ve çocukları

15/7/2012 tarihine kadar Türkiye'ye iade etmesine hükmetmiştir.

9. Belirtilen kararın temyizi

üzerine Birleşik Devletler Temyiz Mahkemesi 11/2/2013 tarihli kararı ile iade

kararını onaylamıştır.

10. Başvurucu aleyhine Üsküdar

2. Aile Mahkemesinin 2011/2 Değişik İş sayılı kararı kapsamında ve 14/1/1998

tarihli ve 4320 sayılı mülga Ailenin Korunmasına Dair Kanun uyarınca koruma

kararı verilmiştir.

2. Başvuruya Konu Yargılama Süreci

11. Başvurucu aleyhine, İstanbul

14. Aile Mahkemesinde 18/3/2011 tarihinde şiddetli geçimsizliğe dayalı boşanma

davası açılmış, başvurucu tarafından karşı dava ile davacının davasının reddi,

velayet ve tazminat taleplerinde bulunulmuştur.

12. Başvurucunun yargılama sürecinde

velayetin geçici olarak tevdii ve çocuklarla kişisel ilişki tesisi yönündeki

talepleri ve bunlara ilişkin ara kararları aşağıdaki şekildedir:

i.

Yargılamanın 13/05/2011 tarihli ikinci celsesinde başvurucu ile çocukları

arasında şahsi ilişki hususunda “...Davalı-davacının

ABD'ye giderek çocuklarıyla her ayın 1. ve 3. haftaları cumartesi günü saat

10:00'dan pazar günü saat 12:00'ye kadar görüşebilmesi için tedbiren

kişisel ilişki kurulmasına, geçici velayetlerinin babalarına verilmesi

talebinin bu aşamada reddine." karar verilmiştir.

ii.

Yargılamanın 28/07/2011 tarihli dördüncü celsesinde "Davalı-davacı ile çocukları arasında 18 Ağustos 2011 günü saat

14:00'ten 1 Eylül 2011 günü saat 14:00'e kadar çocukların babalarının yanında

kalmaları sureti ile tedbiren kişisel ilişki

kurulmasına" karar verilmiştir.

iii.

Bu karar üzerine başvurucu tarafından çocukları ile ABD dışında, Türkiye'de ya

da herhangi bir ülkede şahsi ilişki kurabilmesi için Mahkemeden yeniden talepte

bulunulması üzerine Mahkemece talebin kabulüne dair 12/08/2011 tarihli ara

karar tesis edilerek “Davalı-karşı davacının

çocukları... ile 18 Ağustos 2011 günü saat 14:00'ten 1 Eylül 2011 günü saat

14:00'e kadar çocukların ABD'de ya da ABD dışında Türkiye'de ve diğer başka bir

ülkede babalarının yanında kalmaları suretiyle tedbiren

şahsi ilişki kurulmasına” hükmedilmiştir.

iv.

Başvurucu tarafından müşterek çocukların babayla görüşmeden sonra anneye

teslimine dair hükmü de içeren tedbir kararının kaldırılması talebiyle

Mahkemeye başvurulmuş ve Mahkeme celse arasında verdiği 14/09/2011 tarihli ara

kararı ile bu talebi reddetmiştir. Mahkeme, gerekçesinde şu hususları

belirtmiştir:

"Davalı-davacının

müşterek çocukların bakım ve gözetimlerine gerekli dikkat ve özeni göstermediği,

uzun süren Türkiye-ABD arasındaki uçak yolculuğundan sonra çocukları Türkiye

içinde de İstanbul-Ankara-Antalya gibi değişik şehirlerde yolculuk yaptırdığı,

bu durumun çocukların sağlıklarını olumsuz etkilediği, çocukları belirtilen

tarihte teslim etmeyerek iyi niyet kurallarına aykırı hareket ettiği,

çocukların anne bakım ve şefkatine ihtiyaçlarının bulunduğu kanaatine

varıldığından, davalı-davacı vekilinin mahkememizin 08/09/2011 tarihli tedbir

kararının kaldırılmasına ilişkin talebinin reddine."

v.

Yargılamanın 30/03/2012 tarihli sekizinci celsesinde, başvurucunun talebi

üzerine "Çocukların geçici

velayetlerinin tüm dosya kapsamı dikkate alınarak babalarına verilmesine

ilişkin talebin reddine, mahkememizin 13/05/2011 tarihli celsesinin 2 nolu ara kararında kurulan kişisel ilişki şeklinin aynen

devamına" yönünde ara karar tesis edilmiştir.

vi.

21/06/2012 tarihli onuncu celsede, başvurucu ile çocukları arasında kişisel

ilişkiye dair "Tarafların müşterek

çocuklarının mahkememiz uzmanı ile görüşmeleri de gerektiğinden ve adli tatil

süresi de dikkate alınarak babaları ile 15 Temmuz günü saat 10:00'dan 15

Ağustos günü saat 10:00'a kadar babalarının yayında kalmaları ve görüşmeleri

suretiyle kişisel ilişki kurulmasına" ara kararı tesis

edilmiştir.

vii.

Davalı eşin mahkemeye müracaat ederek müşterek çocuklarının geçici

velayetlerinin kendisine verilmesini talep etmesi üzerine Mahkeme, bu talep

doğrultusunda psikologdan rapor istemiştir. Psikolog tarafından çocukların

velayetlerinin anneye verilmesinin uygun olduğuna dair görüş verilmesi üzerine

Mahkeme tarafından 03/08/2012 tarihinde "Tarafların

müşterek çocuklarının, ... geçici velayetlerinin Türk Medeni Kanunu'nun 197/son

ve 336/2. maddeleri gereğince ... annelerine ... verilmesine." ve

“Çocukların babaları ile tarafların ayrı ülkelerde yaşadıkları hususu da

dikkate alınarak, ABD'de her ayın 1. ve 3. haftaları Cumartesi günü saat

10:00'dan Pazar günü saat 12:00'ye kadar görüşmesi ve çocukların babalarının

yanında kalmaları suretiyle tedbiren kişisel ilişki

kurulmasına" ilişkin ara kararı tesis edilmiştir.

viii.

Başvurucu, çocukların artık Türkiye'de olduğunu belirterek çocukları ile şahsi

ilişkisinin yeniden düzenlenmesi talebiyle 15/08/2012 tarihinde Mahkemeye

müracaat etmiştir. Mahkeme, başvurucu tarafından dosyaya ibraz edilen Birleşik

Devletler Bölge Mahkemesi New York Güney Bölgesi 12 Civ.

2390 (LTS) No.lu 05 Haziran 2012 tarihli kararı göz önüne alarak başvurucunun

talebinin kabulü yönünde ve "Tarafların

müşterek çocuklarının ... geçici velayetlerinin annelerine verilmesine ilişkin

mahkememizin 03/08/2012 tarihli ara kararının kaldırılmasına, bu konuda

çocukların Türkiye'ye iadelerine ilişkin ABD Mahkemesi kararının

kesinleşmesinden sonra karar verilmesine, Mahkememizin 13/05/2011 tarihli

celsesinin 2. nolu ara kararı ile çocuklarla babaları

arasında tedbiren kişisel ilişkinin kaldırılmasına,

Tarafların müşterek çocuklarının ... babaları ile Türkiye'de her ayın 1. ve 3.

haftaları Cumartesi günü saat 10:00'dan Pazar günü saat 17:00'ye kadar ayrıca

dini bayramların 1. günü saat 10:00'dan saat 17:00'ye kadar babalarının yanında

kalmaları ve görüşmeleri suretiyle tedbiren kişisel

ilişki kurulmasına." ilişkin 15/08/2012 tarihli ara kararı

tesis etmiştir.

13. Yapılan yargılama

neticesinde İstanbul 14. Aile Mahkemesinin 28/5/2013 tarihli ve E.2011/91,

K.2013/351 sayılı kararı ile başvurucu kusurlu bulunarak davacının boşanma

davası kabul edilmiş; başvurucunun karşı davası ispat edilemediğinden

reddedilmiş, müşterek çocukların velayetinin davacı anneye bırakılmasına,

800.000 TL maddi tazminat ile 100.000 TL manevi tazminatın başvurucudan

alınarak davacıya verilmesine hükmedilmiştir.

14. Belirtilen karar kapsamında

kısa kararda müşterek çocukların velayetlerinin davacı anneye verilmesine,

başvurucu baba ile gerekçeli kararda belirtileceği şekilde kişisel ilişki

kurulmasına, yargılama sırasında 15/8/2012 tarihli karar ile çocuklar ve

başvurucu arasında tedbiren kurulan kişisel ilişkinin

karar kesinleşinceye kadar devamına hükmedilmiş; gerekçeli kararda ise başvurucu

ile çocukları arasında Türkiye'de bulunmaları durumunda her ayın 1. ve 3.

haftaları cumartesi günü saat 10.00'dan pazar günü 17.00'ye kadar, dinî

bayramların 2. günü saat 10.00'dan 3. günü saat 17.00'ye kadar, sömestir tatilinin 1. günü saat saat

10.00'dan 7. günü 17.00'ye kadar, her yıl temmuz ayının 1. günü saat 10.00'dan

31. günü saat 17.00'ye kadar, ayrı ülkede yaşadıkları takdirde her yıl temmuz

ayının 1. günü saat 10.00'dan ağustos ayının 15. günü saat 17.00'ye kadar

çocukların babalarının yanında kalmaları suretiyle kişisel ilişki kurulmasına

hükmedilmiştir.

15. İlk Derece Mahkemesi kararı,

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 6/5/2014 tarihli ve E.2013/17963, K.2014/9660

sayılı ilamı ile boşanma ve velayet yönünden onanmış; davacı lehine takdir

edilen maddi tazminat ve yoksulluk nafakası yönünden bozulmuştur.

16. Başvurucunun karar düzeltme

istemi Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24/11/2014 tarihli ve E.2014/20850,

K.2014/23632 sayılı ilamı ile reddedilerek maddi tazminat ve yoksulluk nafakası

dışındaki hükümler yönünden aynı tarihte kesinleşmiştir.

17. Başvurucu karar düzeltme

talebinin reddine ilişkin karardan 12/12/2014 tarihinde haberdar olduğunu

belirtmiştir.

18. Başvurucu 18/12/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

19. 22/11/2001 tarihli ve 4721

sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Hâkimin

takdir yetkisi” kenar başlıklı 182. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

“Mahkeme boşanma veya

ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk

vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra,

ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

Velâyetin

kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde,

çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu

eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.”

20. 4721 sayılı Kanun’un “Birlikte yaşamaya ara verilmesi” kenar

başlıklı 197. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Eşlerin ergin

olmayan çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri

düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır.”

21. Türkiye açısından 14/10/1990

tarihinde imzalanan ve 27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair

Sözleşme’nin 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)Kamusal ya da

özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama

organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde,

çocuğun yararı temel düşüncedir.”

22. Çocuk Haklarına Dair

Sözleşme’nin 9. maddesinin ilgili fıkraları şöyledir:

“(1)Yetkili makamlar

uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak, ayrılığın

çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf Devletler,

çocuğun; ana–babasından, onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına

alırlar. Ancak, ana–babası tarafından çocuğun kötü muameleye maruz bırakılması

ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da ana–babanın birbirinden ayrı yaşaması

nedeniyle çocuğun ikametgâhının belirlenmesi amacıyla karara varılması

gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararı verilebilir.

(2)Bu

maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde, ilgili bütün taraflara

işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.

(3)Taraf

Devletler, ana–babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun,

kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana babanın ikisiyle de düzenli bir

biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 19/11/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 18/12/2014 tarihli ve

2014/19725 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucu, boşanma davasının

görüldüğü Mahkeme tarafından dava süresince çocuklarıyla aile bağını kurmasını

engelleyici şahsi ilişki kararları tesis edildiğini, çocuklarının davacı anne

tarafından ABD'ye kaçırılmasından sonra Lahey Sözleşmesi’nin 3. ve 12.

maddeleri çerçevesinde çocukların Türkiye'ye iade edilmesi kararı verilmesine

rağmen maddi vakıaların yanlış yorumlanması sonucunda çocuklarıyla görüşme

sağlanması için Mahkemenin gerekli tedbirleri almadığını, çocuklarıyla ABD'de

görüşme kararı verilmesi sonucunda yaklaşık bir yıl boyunca çocuklarıyla şahsi

ilişki kuramadığını ve bu durumun çocukları ile arasındaki manevi bağın zarar

görmesine neden olduğunu, çocukların anne tarafından yasa dışı olarak yurt

dışına götürüldüğünün tespit edilmesine rağmen çocukların geçici velayetlerinin

anneye verildiğini ve lehine geçici velayet tesisi taleplerinin reddedildiğini,

bu süreçte çocukların yasa dışı olarak anne tarafından yurt dışına götürülmesi

olgusuna rağmen çocuklarla babanın görüşmesini temin edecek tedbirlerin

alınmadığını, çocukları ile görüşme hakkının infazda güçlük oluşturacak şekilde

kısıtlandığını, Mahkemece verilen nihai karar kapsamında çocukları ile görüşme

hakkının yılda bir defa olarak sınırlandırıldığını, velayet ve kişisel ilişki

hususundaki karar sonucunda çocuklarının nasıl bir sosyal çevrede yaşadıklarını

dahi takip etme imkânının kalmadığını ve düzenli kişisel ilişki tesis

edilmemesi nedeniyle çocukları ile arasındaki bağın kopma noktasına geldiğini,

karar düzeltme kararının reddine ilişkin karar dahi taraflara tebliğ edilmeden

annenin çocukları yurt dışına çıkardığını, böylelikle çocuklarıyla kişisel

ilişki imkânını kaybettiğini, belirtilen hususların kanun yolu incelemesinde de

dile getirilmesine rağmen dikkate alınmaksızın İlk Derece Mahkemesi kararının

onandığını, ayrıca kısa kararda kişisel ilişki tesisine dair ayrıntı

verilmeksizin ilgili hususun gerekçeli karar evrakında açıklanmasının gerekçeli

karar hakkı bağlamında adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini belirterek Anayasa’nın

20., 36., 41. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Başvurunun incelenmesi

neticesinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

26. Başvurucu, tarafı olduğu

boşanma davası sürecinde Mahkemenin, çocuklarıyla görüşmesinin sağlanması için

gerekli tedbirleri almadığını, Mahkemece yapılan yanlış hukuki değerlendirmeler

neticesinde velayetleri anneye verilen çocuklar ile arasında gerektiği gibi

şahsi ilişki tesis edilmediğini ve kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm

fıkralarının farklılık arz ettiğini belirterek Anayasa'nın 20., 36., 41. ve

141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

27. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun

iddiaları gerekçeli karar hakkı ile aile yaşamına saygı hakkı kapsamında

değerlendirilerek gerekçeli karar hakkına ilişkin ihlal iddiası hususunda,

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına atfen

velayet ve kişisel ilişki hususunun gerekçeli kararda ayrıntılı olarak

düzenlendiği belirtilmiş; aile yaşamına saygı hakkı kapsamında ise ilgili AİHM

içtihatlarından ve başvuruya konu yargılama sürecinden söz edilerek Mahkemece alınan

tedbir ve kararlar bağlamında devletin aile hayatının korunmasına ilişkin

pozitif yükümlülüklerinin gereği gibi yerine getirip getirmediği hususundaki

takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu bildirilmiştir.

28. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun

esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia

edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerin kapsamına girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

29. Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20.

maddesi şöyledir:

“Herkes, özel

hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel

hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve

eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur.

Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat

içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle

ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin

kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme,

bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda

kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda

öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin

korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

30. Anayasa’nın “Ailenin korunması ve çocuk hakları” kenar

başlıklı 41. maddesi şöyledir:

“Aile, Türk

toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. (2)

Devlet, ailenin huzur

ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının

öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı

kurar.

Her çocuk, korunma ve

bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla

kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü

istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

31. Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar

başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve

aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın

kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

32. Aile yaşamına saygı hakkı,

Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde

gerekçesi de dikkate alındığında resmî makamların özel hayata ve aile hayatına

müdahale edememesi, kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi

düzenleyip yaşayabilmesi gereğine işaret edildiği görülmekte olup söz konusu

düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde korunan aile yaşamına saygı

hakkının Anayasa’daki karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41.

maddesinin, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, özellikle aile yaşamına

saygı hakkına içkin pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır.

33. Aile yaşamındaki temel

ilişkiler kadın ve erkek ile ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkilerdir. Resmî

evlilik birliklerinin aile hayatı kapsamında korunduğu kuşkusuz olup evlilik

içinde doğan çocuklar da kendiliğinden evlilik ilişkisinin bir parçası

sayılırlar. Bu çerçevede çocuğun doğumundan itibaren çocuk ve ebeveyn arasında

aile yaşamı anlamına gelen bir bağ kurulduğunun kabulü gerekir (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/ 2011,

§§ 54, 60). Başvuru konusu olayda başvurucunun çocukları, evlilik içinde

dünyaya gelmiş olup hukuken mevcut olan ailenin bir parçasıdır. Bu bağlamda

başvurucu ile çocukları arasındaki söz konusu ilişki, aile yaşamının kurulması

için yeterlidir.

34. Aile yaşamının temel unsuru,

aile ilişkilerinin normal bir şekilde gelişebilmesi ile aile fertlerinin

birlikte yaşama hakkıdır. Bu hakkın kapsamının ise aile yaşamına saygı

yükümlülüğünden ayrı düşünülmesi mümkün değildir.

35. Ebeveyn ile çocukların

birlikte yaşama istekleri aile yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olup boşanma

veya ayrılık davaları kapsamında aile ilişkisine müdahalede bulunulmuş olması,

aile yaşamını ortadan kaldırmaz. Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile yaşamının,

anne ve babanın boşanmasının ardından da devam edeceği açık olup anne, baba ve

çocuğun aile yaşamlarına saygı hakları, belirtilen durumlarda ailenin yeniden

birleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz konusu yükümlülük,

yalnızca çocukların kamusal makamlarca koruma altına alınması bağlamındaki

uyuşmazlıklar açısından değil; ebeveyn veya diğer aile bireyleri arasındaki

velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlık için de geçerlidir

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Berrehab/Hollanda, B. No: 10730/84, 21/6/1988, § 21; Gluhakovic/Hırvatistan, §§ 56, 57).

36. Aile yaşamına saygı hakkı

kapsamında devlet için söz konusu olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka

keyfî surette müdahaleden kaçınmakla sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif

yükümlülüğe ek olarak aile yaşamına etkili bir biçimde saygının sağlanması

bağlamında pozitif yükümlülükleri de içermektedir. Söz konusu pozitif

yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da aile yaşamına saygıyı

sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. X ve Y/Hollanda,

B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 23).

37. Devletin pozitif tedbirler

alma yükümlülüğü konusunda Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri; ebeveynin, mevcut

olayda babanın, çocuğuyla bütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler

alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamların bu tür tedbirleri alma

yükümlülüğünü içermektedir. 41. maddede her çocuğun yüksek yararına aykırı

olmadıkça anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve ilişkiyi

sürdürme hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmektedir. Söz konusu yükümlülüğün

uluslararası sözleşmelerde de yer bulduğu görülmektedir (bkz. § 21, 22). Bu noktada

anne ve baba ile düzenli bir kişisel ilişki sürdürülmesinde çocuğun üstün

menfaatinin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir.

38. AİHM de önüne gelen birçok

davada, aile yaşamına saygının kamu makamlarına ebeveynler ve çocuklarını bir

araya getirmek şeklinde pozitif bir görev yüklediğini ve bunun, ayrılığa

devletin değil, bir ebeveynin yol açtığı durumlarda da geçerli olduğunu, bu

alandaki pozitif yükümlülüğün; bireyler arasındaki ilişkiler alanında dahi aile

yaşamına saygıyı güvence altına almak için tasarlanmış, hem bireylerin

haklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve oluşturulmasını hem de

fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini ifade

etmektedir (Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, §

58; Glaser/Birleşik Krallık, B. No: 32346/96,

19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk, B. No: 35853/04, 12/12/2006,

§ 52).

39. Bununla birlikte aile

yaşamına saygı hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin, hangi koşullarda

olumlu edimde bulunmayı gerektirdiğinin kesin çizgilerle belirlenmesi, söz

konusu hak kapsamındaki ilişkilerin mahiyeti gereği kolay değildir. AİHM de

özellikle pozitif yükümlülükler söz konusu olduğunda saygı kavramının çok kesin

bir tanımının bulunmadığını ve taraf devletlerde karşılaşılan durumlar ile

izlenen uygulamalardaki farklılıklar dikkate alındığında bu kavramın

gereklerinin olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini kabul etmektedir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Abdulaziz, Cabales ve Balkani/Birleşik

Krallık, B. No: 9214/80, 28/5/1985, § 67).

40. Anne, baba ve çocukların

birlikte yaşama hakkı aile hayatının esaslı bir unsuru olup ebeveynler

arasındaki ilişkinin sona ermesi durumunda hukuksal düzenlemelerden kaynaklanan

ve bu ilişkiyi kısıtlayan ya da engelleyen tedbirler, aile hayatına saygı

hakkına bir müdahale oluşturur (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hoppe/Almanya, B. No: 28422/95, 5/12/2002, §

44; Johansen/Norveç, B. No: 17383/90, 7/8/1996, § 52; Elsholz/Almanya, B. No: 25735/94 13/7/2000, §

43). Somut başvuru açısından boşanma davası neticesinde velayet hakkı

tanınmayan başvurucuya sınırlı görüşme hakkı verilmesinin ve kişisel ilişki

konusundaki kısıtlamaların, başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir

müdahale oluşturduğu açıktır.

41. Anayasa’nın 20. maddesinde,

bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım sınırlama

sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeni öngörülmemiş

olan hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmakta,

ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu

hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasanın 13.

maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

42. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

43. Belirtilen Anayasa hükmü,

hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup

Anayasa’da yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi

ölçütler gözönünde bulundurularak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan

belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm

güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

44. Hak ve özgürlüklerin yasayla

sınırlanması ölçütü, Anayasa yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da

özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus,

müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin

mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, § 36).

45. Boşanma davaları bağlamında

velayet ve kişisel ilişkinin tesisine ilişkin olarak 4721 sayılı Kanun’un 182.

maddesinde ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş olup başvurucunun aile

yaşamının etkili bir şekilde korunmasını güvence altına alan yasal bir

çerçevenin mevcut olduğu ve velayet hakkı ile kişisel ilişki tesisine dair

somut başvuruya konu uygulamanın, belirtilen hüküm temelinde yürütüldüğü

anlaşılmaktadır.

46. Somut olayda uygulama alanı

bulan 4721 sayılı Kanun’un 182. maddesinde, velayetin kullanılması kendisine

verilmeyen eşin, çocuk ile kişisel ilişkisi düzenlenirken çocuğun özellikle

sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararlarının esas tutulacağı açıkça

belirtilmiş olup velayet ile kişisel ilişkiye ilişkin düzenlemeler kapsamında

alınan tedbirlerin, çocuğun eğitimi, sağlığı ve ahlakı ile çocuk ve ebeveynin

hak ve özgürlüklerini koruma şeklindeki meşru temellere dayandığı

anlaşılmaktadır.

47. Ancak belirtilen meşru

temellere rağmen bireyin temel haklarına yapılan müdahale ile bu müdahaleyle

güdülen meşru amaç arasında bir orantı bulunması zorunludur. Anayasa’nın 13.

maddesinde bu orantının değerlendirilmesinde demokratik toplumda gereklilik, hakkın

özü ve ölçülülük unsurlarına riayet edilmesi şeklinde üç ayrı güvence ölçütüne

daha yer verilmiştir.

48. Çağdaş demokrasiler, temel

hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı

rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüde

kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hâle getiren sınırlamaların demokratik

toplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukuk

devletinin amacı kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını

sağlamak olduğundan yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas

alınması gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil;

koşulları, nedeni, yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi

unsurların tamamı demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir

(K.Ş., B. No: 2013/1614,

3/4/2014, § 47).

49. Hakkın özü, dokunulduğunda

söz konusu temel hak ve özgürlüğü anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte

olup bu yönüyle her temel hak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan

güvencesi sağlamaktadır. Bu çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde

güçleştiren, hakkı kullanılamaz hâle getiren veya ortadan kaldıran

sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabul edilmelidir. Aile hayatına saygı

hakkı bağlamında da bu hakkın ortadan kaldırılması, kullanılamaz hâle

getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede güçleştirilmesi sonucunu

doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği açıktır. Ölçülülük

ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin gereğinden fazla

sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca

ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını

gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin

sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk ve

araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz

bir yükümlülük getirmemesini deyimleyen oranlılık

unsurlarını içermektedir (K.Ş., §

48; AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013).

50. Anayasa’nın 13. maddesi

vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, aile hayatına saygı hakkının

sınırlandırılmasında da gözönünde bulundurulmalıdır.

Aile hayatına saygı hakkının sınırlanması mümkün olmakla beraber sınırlamada

öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,

sınırlandırmayla ulaşılabilecek yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmelidir. Bu noktada belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma

yapılıp yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil ettiği ve aile hayatına

saygı hakkını ihlal ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan meşru amaç

karşısında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde

bulundurulması, özellikle velayet ve kişisel ilişki tesisine dair uyuşmazlıklar

söz konusu olduğunda, ebeveyn ve çocuğun menfaatleri arasında adil bir dengenin

kurulup kurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

51. Başvuruya konu yargısal

uygulamanın yukarıda belirtilen meşru temellere dayandığı açık olmakla birlikte

başvurucunun aile hayatına bir müdahale teşkil ettiği anlaşılan sınırlamanın,

belirtilen hakkın özüne dokunarak onu anlamsız kılacak ölçüde olmaması

gerekmektedir.

52. Kamusal makamların izlenen

meşru amaçlar bağlamında bir hakkın sınırlandırılması sürecinde takdir yetkisi

bulunmakla birlikte belirtilen takdir yetkisi, her bir vakıa özelinde ayrı bir

kapsama sahiptir. Güvence altına alınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği

ve bunun birey bakımından önemi gibi unsurlara bağlı olarak bu yetkinin kapsamı

daralmakta veya genişlemektedir.

53. Aile hayatına saygı hakkı

kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırları kesin

biçimde tanımlamak mümkün olmayıp ilgili makamların her iki yükümlülük

çerçevesinde de belirli bir takdir alanına sahip olduğu kabul edilmekle

birlikte her iki yükümlülük kapsamında da benzer ilkelerin gözönünde

bulundurulması, özellikle her iki durumda da kamusal makamlarca olayın bağlamı

ve müdahalenin türüne göre birey menfaatleri ile toplum menfaatleri ve çocuk

ile ebeveyn menfaatleri arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmesi

gerekmektedir. Bu dengenin tesisinde niteliği gereği çocuğun menfaatlerine özel

bir önem verilmesi gerektiği açıktır (Hokkanen/Finlandiya, § 55; Hoppe/Almanya, § 49). Kamu makamları, söz konusu uyuşmazlıklarda

ebeveyn arasındaki iş birliğini kolaylaştıracak tedbirleri almakla yükümlü olup

ebeveyn ile görüşmenin aile yaşamına saygı hakkı kapsamındaki menfaatleri

tehdit ettiği durumlarda ilgili makamların görevi söz konusu menfaatler

arasında gereken dengenin tesisi olacaktır. Bu dengenin kurulmasında ilgili

kamu makamları belirli bir takdir alanına sahip olmakla birlikte burada önemli

olan husus, ilgili makamların ilişkilerin sürdürülmesi vasıtasıyla ailenin

bütünleşmesini kolaylaştırmak için olayın özel şartlarının gerektirdiği her

türlü tedbiri almış bulunup bulunmadıklarıdır.

54. Şüphesiz çocuğun üstün

yararının ne olduğuna ilişkin tespit, bu tür davalarda dikkate alınması gereken

en önemli unsur olup bu bağlamda ilgili taraflarla direkt temas hâlinde olan

yargısal organların, belirtilen hususun tespiti noktasında daha avantajlı

konumda olduğu açıktır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin görevi, derece

mahkemelerinin yerine geçerek koruma ve kişisel ilişki tesisine ilişkin

davalarda belirtilen hususun bizzat tanzim ve tespiti olmayıp ilgili anayasal

normlar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış olan takdir

yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesidir.

55. Özellikle müdahalenin

ölçülülüğü noktasında derece mahkemelerinin takdir yetkilerini makul ve

sağduyulu bir şekilde kullanıp kullanmadıkları hususunu değerlendirme durumunda

olan Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen

gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını incelemek durumundadır (bkz. Johansen/Norveç, § 64).

56. Derece mahkemelerinin, takdirlerinin

gerekçelerini ilgili ebeveynin kanun yoluna müracaat imkânını da etkili şekilde

kullanabilmelerini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya koymaları ve

ulaşılan sonuçların yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi yeterli

ve objektif verilere dayandırılması gerekmektedir (Saviny/Ukrayna, B. No: 39948/06, 18/12/2008, §§ 56-58; Gluhakovic/Hırvatistan, § 62).

57. Derece mahkemelerinin

kendisine velayet hakkı tanınmayan ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki

tesis ettiği durumlarda, kurulması öngörülen ilişkinin uygulanabilir ve etkili

olmasını temin edecek şekilde hareket etmesi zaruridir. Bu anlamda lehine

kişisel ilişki tesis edilen ebeveynin çalışma saatlerinin veya görüşme için

uygun ortam tespitinin dikkate alınmadığı kararların, aile hayatının korunması

noktasında etkisiz kalacağı açıktır (Gluhakovic/Hırvatistan, §§ 60-80).

58. AİHM de benzer başvurular

açısından ilgili müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının

denetlenmesinde müdahalenin haklılığını ortaya koymak üzere ileri sürülen

nedenlerin, Sözleşme’nin 8. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında ilgili ve

yeterli olup olmadığını dikkate almaktadır (Hoppe/Almanya, § 48).

59. Başvuru konusu yargısal

sürecin değerlendirilmesinden başvurucu ve eşi arasında devam eden boşanma

davası sürecinde müşterek çocukların anne tarafından yurt dışına götürüldüğü

olgusu da dikkate alınarak velayetin geçici olarak tevdii ve kişisel ilişki

hususunda ara kararlar ihdas edildiği, söz konusu ara kararları kapsamında

çocukların bulunduğu yer de dikkate alınmak suretiyle kişisel ilişki kurulmaya

çalışıldığı görülmektedir (bkz. § 12).

60. İlk Derece Mahkemesince

yürütülen yargılama neticesinde velayet hakkı anneye tanınan müşterek çocuklar

ile başvurucu baba arasında kişisel ilişki tesisine karar verildiği

anlaşılmaktadır. Mahkemenin karar gerekçesi incelendiğinde tarafların fiilen

ayrı yaşamaya başladıkları tarihten itibaren çocukların annelerinin yanında

kaldığı, anne bakım ve şefkatine ihtiyaçlarının bulunduğu, annelerin çocuklara

gayet iyi şekilde baktığı, babalarının iş adamı olması nedeniyle çocuklarıyla

yeterince ilgilenecek zamanının bulunmadığı belirtilerek, ayrıca çocukların

talepleri de dikkate alınarak velayetlerinin anneye verilmesi durumunda daha

iyi yetiştirilecekleri tespitinde bulunulmak suretiyle velayet hakkının anneye

tevdiine karar verildiği görülmektedir. Kişisel ilişki tesisi hususunda ise

kısa kararda, başvurucu baba ile gerekçeli kararda belirtileceği şekilde

kişisel ilişki kurulmasına ve yargılama sırasında 15/8/2012 tarihli ara kararı

ile çocuklar ve başvurucu arasında tedbiren kurulan

kişisel ilişkinin karar kesinleşinceye kadar devamına hükmedildiği, gerekçeli

kararda ise başvurucu ile çocukları arasında Türkiye'de bulunmaları durumunda

her ayın 1. ve 3. haftaları cumartesi günü saat 10.00'dan pazar günü 17.00'ye

kadar, dinî bayramların 2. günü saat 10.00'dan 3. günü saat 17.00'ye kadar, sömestir tatilinin 1. günü saat 10.00'dan 7. günü 17.00'ye

kadar, her yıl temmuz ayının 1. günü saat 10.00'dan 31. günü saat 17.00'ye

kadar, ayrı ülkede yaşadıkları takdirde her yıl temmuz ayının 1. günü saat

10.00'dan ağustos ayının 15. günü saat 17.00'ye kadar çocukların babalarının

yanında kalmaları suretiyle kişisel ilişki kurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Bu çerçevede velayetin tevdiine ilişkin olarak yukarıda belirtilen gerekçelere

yer veren İlk Derece Mahkemesinin, kişisel ilişki sürelerinin belirlenmesine

ilişkin takdiri noktasında ayrıntıya yer vermediği görülmektedir.

61. Özellikle başvurucunun;

annenin yurt dışında yaşayacağı, yargılama sürecinde müşterek çocuklarını

hukuka aykırı şekilde yurt dışına götürdüğü, bu nedenle kişisel ilişki

tesisinin yetersiz ve müşterek çocuklar ile arasındaki manevi bağı koruma

noktasında etkisiz kalacağı yönündeki itirazlarının kanun yolu mercii

tarafından da karşılanmayarak İlk Derece Mahkemesi hükmünün onandığı, bu

kapsamda özellikle çocukların yurt dışında yaşamaları hâlinde yılda bir defa

olmak üzere ilişki tesis edildiği dikkate alındığında kişisel ilişkiye ilişkin

takdirin gereklerinin Derece Mahkemesi kararlarında somut verilerle bağlantı

kurulmak suretiyle yeterli şekilde ortaya konulmadığı görülmektedir.

62. Bu çerçevede çocuklar ile

başvurucu arasında sınırlı kişisel ilişki tesisi ile ilgili karardaki

gerekçelerin aile hayatına saygı hakkı bağlamında ilgili ve yeterli olmadığı

anlaşılmaktadır.

63. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

64. Başvurucunun Anayasa’nın 20.

maddesinde güvence altına alınan aile hayatına hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılarak ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş

olduğundan (bkz. § 68) başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

65. Başvurucu, uyuşmazlık

hakkında yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

66. Bakanlık görüşünde ihlal

sonuçlarının giderilmesine ilişkin görüş bildirilmemiştir.

67. 6216 sayılı Kanun’un

“Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

68. Mevcut başvuruda Anayasa’nın

20. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olduğundan ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın İstanbul 14.

Aile Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

69. Dosyadaki belgelerden tespit

edilen 209,90 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.709,90 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun

kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

B.

Başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C.

Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

D.

İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere kararın İstanbul 14. Aile Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E.

209,90 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.709,90 TL

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F.

Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına

19/11/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : N. Ö. Vekili : Av. Gökhan KAYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/19725, 19 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. N. Ö. Başvurusu
  4. İkinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun
  7. Konusu
  8. II. Başvuru
  9. Süreci
  10. III. Olay Ve
  11. Olgular
  12. A. Olaylar
  13. B. İlgili
  14. IV. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucunun
  17. B. Değerlendirme
  18. A. Başvurucunun
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/19725
Tarih
19 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Nusret Yumrutaş Başvurusu (B. No: 2013/6355)
  • Halime Sare Aysal Başvurusu (B. No: 2013/1789)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/7063
  • Arif Çelebi Başvurusu (B. No: 2013/7917)
  • Çetin Arkaş Başvurusu (B. No: 2013/6124)
  • Ersin Ekmekçi ve Sinan Ekmekçi Başvurusu (B. No: 2013/6068)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.