İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2013/7063 Tarih:

AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/7063

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYLA (ŞENSES) KARA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/7063)

Karar Tarihi: 5/11/2015

R.G. Tarih ve Sayı: 2/2/2016-29612

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, cinsiyet

ayrımcılığı sonucu işten çıkarılmadan bahisle açılan tazminat davasının reddi

nedeniyle eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 4/9/2013 tarihinde

Antalya 4. İş Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 25/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

24/10/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlığa, başvuru konusu

olay ve olgular bildirilmiş; başvuru belgelerinin bir örneği görüş için

gönderilmiştir. Bakanlığın 24/11/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin

önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında

görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, özel bir şirkette

çalışmakta iken başvurucunun üstü konumunda bulunan H.A. hakkında 25/4/2009

tarihinde kendisine hakaret ettiğinden bahisle şikâyetçi olmuştur. Antalya 4.

Sulh Ceza Mahkemesinin 14/5/2010 tarihli ve E.2009/1810, K.2010/540 sayılı

kararıyla H.A.nın,

başvurucuya hakaret edip odasından çıkardığının sabit olduğu gerekçesiyle adli

para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

8. Başvurucunun iş akdi, H.A.

ile sorun yaşadığından bahisle 27/4/2009 tarihinde sonlandırılmıştır.

9. Başvurucunun açtığı işe iade

davasında Antalya 3. İş Mahkemesi, 27/8/2009 tarihli ve E.2009/415, K.2009/89

sayılı kararıyla davanın kabulüne ve başvurucunun işe iadesine karar vermiştir.

Kararın gerekçesi şöyledir:

“Davacı vekili dava

dilekçesinde özetle; davacının 2005 yılı Nisan ayından bu yana davalı işveren

şirketin personeli olarak belirsiz süreli iş akdiyle çalışmakta iken iş akdinin

hukuka ve kanuna aykırı suretle ve haksız biçimde sona erdirildiğini, feshin

geçersizliğine ve davacının işe iadesine….karar

verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap

dilekçesinde özetle; davacının davalı şirkette çalıştığını, üstü konumunda

bulunan müdür H.A. arasında bir tartışma sonucunda olayın genel müdüre intikal

ettiğini, genel müdürün H.A. isimli personelle yaptığı görüşme sonucunda

davacının yanlış anlaması sonucu davacıdan özür dilemesi ve gönlünü almasına

rağmen, bunu dinlemeyerek tahrik edici davranışlarda bulunarak şirket

patronlarından M.Ö’nün de duymasını sağlayacak

şekilde yüksek sesle konuşmaya başlayınca olayın tartışmaya döndüğü, davacının

işyerinde yaşattığı bu olumsuz davranışlar ve bilhassa dışarıdan bir başka

şahıs tarafından bir personelin tehdit edilmesini sağlaması karşısında işverenin

kayıtsız kalamadığını, bu nedenle 27/4/2009 tarihinde davacının iş akdinin

feshedildiğini, ….mevcut olgulara göre iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedene

dayandığından davanın reddini talep etmiştir.

…davacının iş güvencesinden yararlandığı iş akdinin

feshinde açık ve kesin bir sebep gösterilmemiş olduğu anlaşılmakla;

Yapılan yargılama,

toplanıp değerlendirilen deliller ve tüm dosya kapsamı karşısında davacının iş akdinin geçerli, açık ve kesin bir neden

olmadan feshedildiği sonuç ve kanaatine varılmakla, davanın kabulüne

karar vermek gerekmiştir…

10. Bu karar Yargıtay 9. Hukuk

Dairesinin 3/12/2010 tarihli ilamıyla onanmıştır.

11. Anılan karar sonrasında

başvurucu, işverence işe iade edilmemiş ancak söz konusu kararın hüküm

fıkrasında belirtilen işe iade etmeme hâlinde ödenmesine hükmedilen

tazminatlar, başvurucuya ödenmiştir.

12. Başvurucu, 10/8/2009

tarihinde fesihte ayrımcılık yapıldığı, sırf kadın olduğu için işten

çıkarıldığı, kendisine hakaret eden diğer çalışanın ise erkek olduğu için işten

çıkarılmadığı iddialarıyla ayrımcılık tazminatına hükmedilmesi istemiyle dava

açmıştır.

13. Antalya 4. İş Mahkemesi,

24/2/2011 tarihli ve E.2009/668, K.2011/53 sayılı kararıyla davayı

reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Dava, eşit

işlem yükümlülüğüne… aykırılık iddiasına dayalı tazminat davasıdır,

Davanın dayanağını

4857 Sayılı Yasanın 5. maddesi oluşturmaktadır.

Gerçekten de iş

ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep

ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz,

İş ilişkisinde veya

sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi 4 aya

kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı haklarını

da talep edebilir.

İşçi aynı yükümlülüğe

aykırılık nedeniyle işe iade davası açmış Antalya 3. İş mahkemesinde görülen

dava sonunda feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine ve boşta geçen

süre için ücret ile işe başlatmama tazminatına karar verilmiştir. İş bu karar

Yargıtay onamasından geçmek suretiyle kesinleşmiştir.

Böylece feshin

geçersizliğine karar verilmiş ve davacı işe iade edilmiş olmakla eşitsizlik

doğuran işlem ortadan kaldırılmış olmakla aynı olaya dayalı olarak davacı artık

bu durumda tazminat isteyemeyeceğinden davanın reddine… karar vermek

gerekmiştir."

14. Karar, Yargıtay 9. Hukuk

Dairesinin 18/6/2013 tarihli ve E.2011/19651, K.2013/18782 sayılı ilamıyla

onanmıştır. Onama ilamı 5/8/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 4/9/2013 tarihinde

süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

1. İlgili Mevzuat

16. 22/5/2003 tarihli ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun “Eşit davranma

ilkesi" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

"İş ilişkisinde

dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri

sebeplere dayalı ayırım yapılamaz.

İşveren, esaslı

sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan

işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye

farklı işlem yapamaz.

İşveren, biyolojik

veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş

sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve

sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı

işlem yapamaz.

Aynı veya eşit

değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz.

İşçinin cinsiyeti

nedeniyle özel koruyucu hükümlerin uygulanması, daha düşük bir ücretin

uygulanmasını haklı kılmaz.

İş ilişkisinde veya

sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört

aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı

haklarını da talep edebilir. 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 31 inci maddesi

hükümleri saklıdır.

20 nci madde hükümleri saklı kalmak üzere işverenin

yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davrandığını işçi ispat etmekle yükümlüdür.

Ancak, işçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir

durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat

etmekle yükümlü olur.”

17. Söz konusu maddenin

gerekçesi şöyledir:

“İşverenin işe almadan başlayarak tüm çalışma koşulları

yönünden işçilerine karşı eşit davranma, bu arada cinsiyet ayırımına gitmeme

yükümlülüğü, çalışma hayatının önemli sorunlarından biri olarak tüm ülkelerin,

uluslararası ve uluslarüstü hukukun gündemine girmiş

ve çok sayıda ulusal ve uluslararası kaynaklarda yer almıştır.

İşverenin iş sözleşmesinden doğan eşit davranma borcu en

önemli dayanağını Anayasanın 10 uncu maddesinde bulmaktadır. Ülkemizde çalışma

şartları yönünden cinsiyet ayrımına gidilmemesi çok eskiye giden geleneklerimizden

biridir. Bununla beraber, hukuki çerçevenin belirlenmesi de gereklidir. Türkiye

Uluslararası Çalışma Örgütünün "Eşit Değerde İş İçin Erkek ve Kadın

İşçiler Arasında Ücret Eşitliği Hakkında 100 Sayılı Sözleşmesi"ni

onaylamış ve bu hususta 1475 sayılı İş Kanununa

düzenleme getirmiş olduğu halde, daha sonra onayladığı Birleşmiş Milletlerin

"Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi"ne

uyum Kanununu henüz çıkarmamıştır. Yeni düzenleme sözleşmeye uyum

sağlamaktadır. Diğer yandan Avrupa Birliği ülkelerinde görülen kadın ve erkek

arasında doğrudan ve dolaylı ayırım için iç hukuklarına yansıyan Birlik Adalet

Divanının çok sayıda kararları yanında, birincil kaynaklardaki düzenlemelerin

gereği olarak tüzük ve yönergeler (75/117, 76/207, 79/7, 86/613, 86/378 sayılı

Yönergeler gibi) de yürürlüğe konulmuştur. Türkiye Avrupa Birliği adaylık

süreci aşamalarını tamamlamak üzere hazırladığı Ulusal Programda kadın ve erkek

eşitliğine kısa vadeli önlemler arasında yer verdiği için, bu hususta gerekli

hükümlerin İş Kanununa alınması gerekli olmuştur.

Diğer yandan ülkemizde esnek istihdam türleri için belirli iş sözleşmesi

türlerine ilişkin düzenlemeler getirilirken Avrupa Birliği çalışma müktesebatı

da dikkate alınmış, bunlardan biri olarak maddede belirli ve belirsiz süreli iş

sözleşmeleri ile tam ve kısmi süreli iş sözleşmelerine göre çalışmada ayırımı

haklı kılan nedenler olmadıkça eşit davranılması kuralına da yer verilmiştir.

Maddede işverenin borçlarından biri olan eşit davranma

ilkesi genel olarak belirlendikten sonra, değinilen bazı iş sözleşmelerinde

eşit davranılmasına, arkadan cinsiyet ayırımını engelleyen sınırlamanın temel

kurallarına ilişkin düzenlemeler getirilmiştir. Eşit davranma ilkesi ve

cinsiyet ayırımı yasağına aykırı davranmanın hukuki yaptırımının da yer aldığı

maddeye, Avrupa Birliği'nin konuya ilişkin ispat yükümlülüğü hakkındaki 97/80

sayılı Yönerge hükümlerine uyum sağlayan bir hüküm eklenmiştir.

Maddenin altıncı fıkrasında hukuki yaptırım olarak öngörülen

işçinin "dört aya kadar ücreti tutarındaki" tazminat için esas olacak

ücret "asıl ücret" olup, ücretin ekleri olan ikramiye, prim ve paraya

ilişkin sosyal yardımlar buna dahil değildir.”

18. 4857 sayılı Kanun’un “Feshin Geçerli Sebebe Dayandırılması"

kenar başlıklı 18. maddesi şöyledir:

“Otuz veya daha fazla

işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz

süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya

davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden

kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır.

Altı aylık kıdem

hesabında bu Kanunun 66 ncı

maddesindeki süreler dikkate alınır.

Özellikle aşağıdaki

hususlar fesih için geçerli bir sebep oluşturmaz:

…

d) Irk, renk,

cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş

ve benzeri nedenler.

…”

19. 11/6/1985 tarihli ve 3232

sayılı Kanun’la uygun bulunan, 14/10/1985 tarihli ve 18898 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Kadınlara

Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi”nin 2. maddesi şöyledir:

“Taraf Devletler,

kadınlara karşı her türlü ayırımı kınar, tüm uygun yollardan yararlanarak ve

gecikmeksizin kadınlara karşı ayırımı ortadan kaldırıcı bir politika izlemeyi

kabul eder ve bu amaçla aşağıdaki hususları taahhüt ederler :

a) Kadın ile erkek

eşitliği ilkesini kendi ulusal anayasalarına ve diğer ilgili yasalara, henüz

girmemişse dahil etmeyi ve yasalar ile ve diğer uygun yollarla bu ilkenin

uygulanmasını sağlamayı,

b) Kadınlara karşı

her türlü ayırımı yasaklayan ve gerekli yerlerde müeyyideler de ihtiva eden

yasal ve diğer uygun önlemleri kabul etmeyi,

c) Kadın haklarının

erkeklerle eşit olarak yasal himayesini tesis etmeyi ve yetkili ulusal

mahkemeler ve diğer kamu kuruluşları aracılığıyla kadınların her türlü ayırıma

karşı etkin himayesini sağlamayı,

d) Kadınlara karşı

herhangi bir ayırımcı hareket yapılmasından veya uygulanmasından kaçınmayı ve

kamu yetkilileri İle kuruluşlarının bu yükümlülüğe

uyumlu olarak hareket etmelerini sağlamayı,

e) Herhangi bir kişi,

kuruluş veya teşebbüsün kadınlara karşı ayırım yapmasını önlemek için bütün

uygun önlemleri almayı,

f) Kadınlara karşı

ayırımcılık teşkil eden mevcut yasa, yönetmelik, adet ve uygulamaları, tadil

veya feshetmek için yasal düzenlemeler de dahil gerekli bütün uygun önlemleri

almayı,

g) Kadınlara karşı

ayırımcılık teşkil eden bütün ulusal cezai hükümleri ilga etmeyi.”

20. Anılan Sözleşme’nin 11.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Taraf Devletler,

istihdam alanında kadınlara karşı ayırımı önlemek ve kadın erkek eşitliği

esasına dayanarak eşit haklar sağlamak için özellikle aşağıda belirtilen

konularda bütün uygun önlemleri alacaklardır:

a)Bütün

insanların vazgeçilmez hakkı olan çalışma hakkı,

b)İstihdam

konularında eşit seçim kıstasları uygulanması da dahil, erkeklerle eşit

istihdam imkanlarına sahip olma hakkı,

c)Serbest olarak

meslek ve İş seçme hakkı, terfi, iş güvenliği, hizmetin tüm şartları ve

avantajlarından faydalanma hakkı, çıraklık, ileri mesleki eğitim ve bilgi

yenileme eğitimi dahil mesleki eğitim ve mükerrer eğitim görme hakkı,

d) Sosyal yardımlar

dâhil eşit ücret hakkı, eşdeğerdeki işte eşit muamele ve işin cinsinin

değerlendirilmesinde eşit muamele görme hakkı,

e)Ücretli

izinle birlikte, özellikle emeklilik, işsizlik, hastalık, sakatlık ve yaşlılık

ve diğer çalışamama hallerinde sosyal güvenlik hakkı,

f) Emniyetli şartlar

içinde çalışma hakkı ve sağlığın ve bu meyanda doğurganlığın korunması hakkı.”

2. İlgili Yargı Kararları

21. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 29/11/2011 tarihli ve E.2009/19835,

K.2011/46440 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Uyuşmazlık işverenin

eşit davranma borcuna aykırı davranıp davranmadığı ve bunun sonuçları

noktasında toplanmaktadır.

Eşit davranma ilkesi

tüm hukuk alanında geçerli olup İş Hukuku bakımından işverene işyerinde çalışan

işçiler arasında haklı ve objektif bir neden olmadıkça farklı davranmama borcu

yüklemektedir Bu bakımdan işverenin yönetim hakkı

sınırlandırılmış durumdadır. Başka bir ifadeyle işverenin ayrım yapma yasağı

işyerinde çalışan işçiler arasında keyfi biçimde ayrım yapılmasını yasaklamaktadır.

Bununla birlikte eşit davranma borcu tüm işçilerin hiçbir farklılık

gözetilmeksizin aynı duruma getirilmesini gerektirmemektedir. Bahsi geçen ilke

eşit durumdaki işçilerin farklı işleme tabi tutulmasını önlemeyi amaç

edinmiştir. Öte yandan anılan ilke hakların sınırlandırılması yerine

korunmasına hizmet eder.

4857 sayılı İş Kanunu

sistematiğinde, eşit davranma borcu, işverenin genel anlamda borçları arasında

yerini almıştır. Buna rağmen eşitlik ilkesini düzenleyen 5. maddede, her

durumda mutlak bir eşit davranma borcu düzenlenmiş değildir. Belli bazı

durumlarda işverenin eşit davranma borcunun varlığından söz edilmiş, ancak

esaslı nedenler olmadıkça ve biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler

zorunlu kılmadıkça bu yükümlülüğün bulunmadığı Dairemiz kararlarında

vurgulanmıştır (Yargıtay 9.HD. 25.7.2008 gün 2008/27310 E. 2008/22095 K.).

İşverence, işçiler

arasında farklı uygulamaya gidilmesi yönünden nesnel nedenlerin varlığı halinde

eşit işlem borcuna aykırılıktan söz edilemez (Yargıtay 9.HD. 2.12.2009 gün,

2009/33837 E, 2009/32939 K).

4857 sayılı İş

Kanunu’nun 5. maddesinin ilk fıkrasında, dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce,

felsefi inanç, din ve mezhep gibi sebeplere dayalı ayrım yasağı getirilmiştir.

Belirtilen bu hususların tamamının mutlak ayrım yasağı kapsamında ele alınması

gerekir.

Eşit davranma

ilkesinin uygulanabilmesi için aynı işyerinin işçileri olma, işyerinde topluluk

bulunması, kolektif uygulamanın varlığı, zamanda birlik ve iş sözleşmesiyle

çalışmak koşulları gerekmektedir.

5. madenin 2.

fıkrasında ise, tam süreli - kısmi süreli işçi ile

belirli süreli - belirsiz süreli işçi arasında farklı işlem yapma yasağı

öngörülmüştür.

4857 sayılı İş Kanununun 5. maddesinin 3. fıkrasında cinsiyet ve gebelik

sebebiyle ayrım yasağı düzenlenmiş ve bu durumda olan işçiler bakımından iş

sözleşmesinin sona ermesinde de işverenin eşit davranma borcunun varlığı özel

olarak vurgulanmıştır, işverenin işin niteliği ile biyolojik nedenlerle faklı

davranabileceği bahsi geçen bölümde açıklanmıştır.

4857 sayılı, iş

Kanununun 5. maddesinin 4. ve 5. fıkralarında ise işverenin ücret ödeme

borcunun ifası sırasında ayrım yasağından söz edilmektedir. Maddede sözü edilen

ücretin genel anlamda ücret olduğu ve ücretin dışında kalan ikramiye, pirim vb.

ödemleri de kapsadığı açıktır.

Bundan başka 4857

sayılı iş Kanununun 18. maddesinin ( a) ve ( b)

bentlerinde sözü edilen sendikal nedenlere dayalı ayrım yasağı da mutlak ayrım

yasağı kapsamında değerlendirilmelidir.

4857 sayılı iş

Kanununun 5. ve 18/111. maddede sayılan haller sınırlayıcı olarak düzenlenmiş

değildir, işçinin işyerinde olumsuzluklara yol açmayan cinsel tercihi sebebiyle

ayrım yasağı da buna eklenebilir. Yine siyasi sebepler ve dünya görüşü gibi

unsurları esas alan bir ayrımcılık korunmamalıdır.

İşverenin eşit

davranma borcuna aykırı davranmasının yaptırımı, yine 4857 sayılı iş Kanunu’nun

5. maddesinin 6. fıkrasında düzenlenmiştir. Anılan hükme göre işçinin dört aya

kadar ücreti tutarında bir ücretten başka yoksun bırakıldığı haklarını da talep

imkânı bulunmaktadır.

İş

Kanununun 5. maddesi emredici nitelikte olduğundan anılan hükme aykırı

olan sözleşme kuralları geçersizdir. Geçersizlik nedeniyle ortaya çıkan kural

boşluğu eşit davranma ilkesinin gereklerine uygun olarak doldurulmalıdır.

Eşit davranma borcuna

aykırılığı ispat yükü işçide olmakla birlikte anılan maddenin son fıkrasında

yer alan düzenlemeye göre işçi ihlalin varlığını güçlü biçimde gösteren bir

delil ileri sürdüğünde aksi işveren tarafından ispatlanmalıdır.

Somut olayda davacı

işçinin davalıya ait işyerinde satış müdürü olarak görev yaptığı, doğum iznini

kullandığı sırada yerine başka bir işçinin atandığı, doğum izini sonrası

davacıya İstanbul Anadolu bölge müdürlüğü görevinin teklif edildiği hususları

taraflar arasında tartışmasızdır.

Davacı işçi yapılan

bu değişikliğin 2 çocuklu bir bayanın satış müdürlüğü görevini yerine

getiremeyeceği düşüncesiyle yapıldığını iler sürmüş, davalı işveren ise genel

müdür düzeyinde organizasyon değişikliğine gidildiğini, davacının görev

değişikliğinin de bu kapsamda yapıldığını açıklamıştır.

Öncelikle belirtmek

gerekir ki, davacı işçinin daha önce açtığı işe iade davasında, doğum izninde

olduğu bir dönemde davacının yerine başka bir kişinin atanması ve izin sonrası

davacıya başka bir görev teklifi İş Kanunu hükümlerine aykırı olarak

değerlendirilmiş ve davacının yapılan görev değişikliğini kabul etmemesi

sebebiyle iş sözleşmesinin feshi haklı ve geçerli bulunmamış, davacının önceki

işine iadesine karar verilmiştir.

Davalı işverenin

temyizi üzerine kesinleşen karara dayanılarak davacı işçi tarafından yapılan

işe başvuru da işverence reddedilmiş ve işe başlatılmayarak tazminatları

ödenmiştir. Kesinleşen işe iade kararı da işverence yapılan değişikliğin

organizasyon değişikliği kapsamında geçerli bir nedene dayanılmadığını ortaya

koymaktadır.

…

Yapılan bu

açıklamalara, dosya içeriğine ve özellikle kesinleşen işe iade kararı

gerekçesine göre davacı işçinin doğum iznini kullanması sebebiyle kabulü mümkün

olmayan daha alt bir görev teklif edildiği ve işçi tarafından kabul edilmemesi

üzerine de iş sözleşmesinin feshedildiği anlaşılmaktadır. Davacının doğum

iznini kullanması ve analık sebebiyle maruz kaldığı bu durum 4857 sayılı İş

Kanunu kapsamında değerlendirildiğinde ayrımcılık tazminatının koşullarının

oluştuğu kabul edilmelidir. Yine aynı hükme göre yoksun kalınan hakların talebi

de yerindedir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 5/11/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/9/2013 tarihli ve 2013/7063

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

23. Başvurucu, kendisine hakaret

ettiği yargı kararıyla sabit görülen erkek çalışanın işten çıkarılmayıp

kendisinin işten çıkarıldığını, cinsiyete dayalı ayrımcılığa uğrayarak iş

akdinin sonlandırıldığını, bu şekilde Anayasa'nın 10. maddesinde güvence altına

alınan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini, ayrımcılık yasağı tazminatı verilmesi

istemiyle açtığı davanın reddedildiğini, oysa 4857 sayılı Kanun'un 5.

maddesindeki hükmün açık olduğunu, bu hükme göre söz konusu tazminata

hükmedilmesi gerektiğini, işe iade davasının lehine sonuçlanmasına rağmen işe

iade edilmediğini, Derece Mahkemelerince hatalı karar verildiğini, kararların

gerekçelerinin yeterli olmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini istemiştir.

B. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

25. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun

esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia

edilen hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme/AİHS) ve Türkiye'nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18). Bu nedenle bireysel başvuru kapsamındaki hakların içeriğinin tespit

edilmesinde Anayasa ve Sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi ve

ortak koruma alanının tespit edilmesi gerekir.

26. Anayasa'nın "Kanun önünde eşitlik" kenar

başlıklı 10. maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:

"Herkes, dil, ırk, renk,

cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle

ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

...

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar."

27. Sözleşme'nin "Ayrımcılık yasağı" kenar

başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"Bu Sözleşme'de tanınan hak

ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer

kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet,

doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık

gözetilmeksizin sağlanmalıdır."

28. Yukarıda yer verilen

hükümler göz önünde bulundurulduğunda başvurucunun ayrımcılık yasağı kapsamında

incelenmesi gereken iddiasının, soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp

Anayasa ve AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı

olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz,

§ 33).

29. Bununla birlikte bireysel

başvuru incelemesinde ayrımcılık yasağının bağımsız bir koruma işlevinin

olmaması, bu yasağın genişletici bir yoruma tabi tutulmasına engel teşkil

etmemektedir. Anayasal bir hakkın ihlal edildiği iddiası tek başına

incelendiğinde o hakkın ihlal edilmediği kanaatine varılabilirse de bu durum, o

hakka ilişkin ayrımcı bir uygulamanın incelenmesine engel değildir. Bu

çerçevede ilgili temel hak ve özgürlük ihlal edilmemiş olsa da o hakla ilgili

bir konuda sergilenen ayrımcı tutumun Anayasa'nın 10. maddesini ihlal ettiği

sonucuna ulaşılabilir (İhsan Asutay,

B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 48).

30. Ayrımcılık yasağının ihlal

edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için kural olarak kişinin hangi temel hak

ve özgürlüğü konusunda, hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının

tespiti gerekir. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun,

kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine

yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesi yeterli

olmayıp ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet,

din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle ortaya

koyması gerekir (Mesude Yaşar, B.

No: 2013/2738, 16/7/2014, § 48).

31. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahip olduğu belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi

varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesinde özel

yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlük hakkı ile bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin

kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,

19/12/2013, § 30).

32. Bireyin yaşamıyla özdeşleşen

ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru hâline gelen, birey olarak kimliğin

belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri ve vazgeçilmez, devredilmez, kişiye

sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan cinsiyetinin, kişinin maddi ve manevi

varlığı kapsamında olduğu açıktır.

33. Somut olayda başvurucu,

cinsiyeti nedeniyle işten çıkarıldığını ve ayrımcılık yasağı tazminatı

verilmesi istemiyle açtığı davanın ise 4857 sayılı Kanun’un 5. maddesine aykırı

olarak reddedildiğini, bu nedenle Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerinde yer alan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

34. Sadece cinsiyete dayalı

olarak işten çıkarılma; kişinin kimliği, öz algılama, öz saygısı, sonuç olarak

özel hayatı üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), bireyin sadece cinsiyetine dayanılarak işten çıkarılmasının,

kendisinin ve aile hayatının maddi refahında hissedilir sonuçlara yol

açabileceği, bu nedenle “yakın çevresini”, profesyonel düzeydekiler de dâhil

olmak üzere diğer insanlarla ilişkilerini ve niteliklerinin cevap verdiği işi

yapma yetisini etkileyeceğini belirterek özel hayata saygı hakkına müdahale

teşkil ettiğine karar vermiştir (Smith ve Grady/Birleşik Krallık, B. No: 33985/96,

33986/96, § 71; Oleksandr Volkov/Ukrayna,

B. No: 21722/11, § 166; Emel Boyraz/Türkiye, B. No: 61960/08, 2/12/2014, §

44).

35. Bu nedenle başvurucunun

iddialarının, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında ve Anayasa’nın 10. maddesinde

yer alan eşitlik ilkesiyle birlikte değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiaları, anılan hakkın unsurlarından olan gerekçeli karar hakkı kapsamında

incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkı ile Birlikte Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiği İddiası

36. Başvurucu, kendisine hakaret

ettiği yargı kararıyla sabit görülen erkek çalışanın işten çıkarılmayıp

kendisinin işten çıkarıldığını, cinsiyete dayalı ayrımcılığa uğrayarak iş

akdinin sonlandırıldığını, bu şekilde Anayasa'nın 10. maddesinde güvence altına

alınan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Bakanlık görüşünde, başvurucunun

şikâyetinin delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve

Derece Mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği çözümün adil olmamasına ilişkin

değerlendirildiği, benzer içerikteki başka başvuruların daha önce de Bakanlığa

bildirilmiş olduğu, bunlara ilişkin görüşlerin Anayasa Mahkemesine sunulduğu,

Anayasa Mahkemesi tarafından bu başvuruların karara bağlandığı ve somut başvuru

açısından da bu kriterlerden ayrılarak farklı bir neticeye ulaşmayı

gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığının değerlendirildiği ifade

edilmiştir.

38. Yukarıda belirtildiği üzere

bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru hâline gelen,

birey olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri ve

vazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan

cinsiyet, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan

kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı kapsamındadır (bkz. § 31).

39. Anayasa’nın 17. maddesinin

amacı esas olarak bireylerin maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından

yapılabilecek keyfî müdahalelerin önlenmesidir. Devletin ayrıca vücut ve ruhsal

bütünlüğüne yönelik fiziksel ve cinsel saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve

itibarı etkileyen saldırılar karşısında kişilerin maddi ve manevi varlığını

etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de

bulunmaktadır (Adnan Oktar (3), B.

No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32).

40. Cinsiyetler arası eşitlik ve

cinsiyete dayalı ayrımcılıkla ilgili hususlar, insan hakları ile ilgili diğer

birtakım uluslararası hukuk belgelerinde de yer almaktadır. Türkiye'nin

24/7/1985 tarihinde onayladığı, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü

Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 2. maddesinin 1. fıkrasında, taraf

devletlerin, kadınlara karşı her türlü ayırımı yasaklayan ve gerekli yerlerde

müeyyideler de ihtiva eden yasal ve diğer uygun önlemleri kabul etmeyi, kadın

haklarının erkeklerle eşit olarak yasal himayesini tesis etmeyi ve yetkili

ulusal mahkemeler ve diğer kamu kuruluşları aracılığıyla kadınların her türlü

ayırıma karşı etkin himayesini sağlamayı, kadınlara karşı herhangi bir ayırımcı

hareket yapılmasından veya uygulanmasından kaçınmayı ve kamu yetkilileri ile

kuruluşlarının bu yükümlülüğe uyumlu olarak hareket etmelerini sağlamayı

taahhüt ettikleri; herhangi bir kişi, kuruluş veya teşebbüsün kadınlara karşı

ayırım yapmasını önlemek için bütün uygun önlemleri alacakları düzenlenmiştir.

41. Türk hukukunun da bir

parçası hâline gelmiş olan Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi

Sözleşmesi’nin; devletin, kadınların iş hayatında ve sosyal alanda ayrımcılığa

karşı korunması bağlamındaki pozitif yükümlülüklerinin tespiti ve

uygulanmasında yön verici hükümler içerdiği görülmektedir. Bu nedenle Anayasa’nın

17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

ve geliştirme hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen

eşitlik ilkesi kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin tespitinde söz

konusu Sözleşme hükümlerinin göz önünde bulundurulması gerekir.

42. Bu kapsamda çalışma

hayatında kadın ve erkek çalışanlar arasında ayrımcılık yapılmasının önlenmesi

için 4857 sayılı Kanun’un 5., 18. ve 99. maddelerinde işverenlerin işçilere

eşit davranma yükümlülüğü ve özellikle cinsiyet ayrımcılığını önlemeye ilişkin

detaylı kurallar ve yaptırımlar düzenlenmiştir.

43. "Eşitlik" kavramı,

herhangi bir nesnel ve makul dayanağı olmaksızın aynı durumdaki bireylere

farklı muamelede bulunulmamasına ilişkin gerekliliği ifade etmektedir. Bu

kavramın somutlaştığı Anayasa'nın 10. maddesi "dil,

ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri

sebeplerle"; Sözleşme'nin 14. maddesi ise "cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya

diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet,

servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma"

dayalı olan farklı muamele şekillerini yasaklamaktadır (İhsan Asutay, § 49).

44. Aynı durumdaki kişilere

farklı muamele, meşru bir amaca dayalı olmadığında ve izlenilen yol ile

varılmaya çalışılan hedef arasında makul bir orantılılık ilişkisi

kurulmadığında ayrımcılık söz konusu olmaktadır (Tuğba Arslan, B. No: 2014/256, 25/6/2014, §§ 120, 121).

45. Ayrımcılık yasağının ihlal

edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için kural olarak kişinin hangi temel hak

ve özgürlüğü konusunda, ayrıca hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz

kaldığının tespiti gerekir. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için

başvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile

kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesi

yeterli olmayıp ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk,

cinsiyet, din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle

ortaya koyması gerekir (Mesude Yaşar,

§ 48).

46. Ayrımcı muameleye maruz

kaldığını ileri süren başvurucuların bu iddialarını yeterli ve ikna edici

açıklamalar ve delillerle ispat etmeleri gerekir. Bununla beraber ayrımcılığı

kanıtlamak kolay değildir. Bu yüzden başvurucuların kendilerine farklı muamele

yapıldığını hukuka uygun her türlü delille ispatlamaları mümkündür. Bunun

ispatlanması durumunda farklı muamelenin var olmadığını veya haklı sebeplere

dayandığını ispat yükümlülüğü farklı muameleyi gerçekleştiren kamu makamlarının

olacaktır (Chassagnou ve diğerleri/Fransa, B. No: 25088/94,

29/4/1999, §§ 91, 92; Nachova ve diğerleri/Bulgaristan, B. No:

43577/98..., 6/7/2005, § 147; DH/Çek

Cumhuriyeti, B. No: 57325/00, 13/11/2007, § 177).

47. Kamu makamlarınca farklı

muamele davranışının amacına ilişkin olarak açıklamalarda bulunuluyorsa ortaya

konulan gerekçelendirmelerin makul bir temelinin olması ve gerekçelendirmelerin

kanıtlara dayandırılması gerekir (Tuğba

Arslan, § 122).

48. 6216 sayılı Kanun'un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını

kanıtlayamadığı başvurular da bu nedenle açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilecektir (Kürşat Eyol,

B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 20). Buna paralel olarak başvuruya konu olay veya

olguların ve ihlal iddiasına konu anayasal haklar arasındaki bağlantılarının

açıklanması ve kanıtlanması yükümlülüğü kural olarak başvurucuya aittir (İhsan Asutay, § 50).

49. Somut olayda başvurucunun

daha önce açtığı işe iade davasında, Antalya 3. İş Mahkemesi, 27/8/2009 tarihli

ve E.2009/415, K.2009/89 sayılı kararıyla iş akdinin geçerli, açık ve kesin bir

neden olmadan feshedildiği sonuç ve kanaatine vararak davanın kabulüne ve

başvurucunun işe iadesine karar vermiştir. Başvurucunun fesihte ayrımcılık

yapıldığı, sırf kadın olduğu için işten çıkarıldığı, diğer çalışanın ise erkek

olduğu için işten çıkarılmadığı iddialarıyla ayrımcılık yasağı tazminatına

hükmedilmesi istemiyle açtığı dava ise Antalya 4. İş Mahkemesinin, 24/2/2011

tarihli ve E.2009/668, K.2011/53 sayılı kararıyla feshin geçersizliğine ve

başvurucunun işe iadesine karar verildiği, böylece eşitsizlik doğuran işlemin

ortadan kaldırıldığı, aynı olaya dayalı olarak başvurucuya tazminat

verilemeyeceği gerekçesiyle reddedilmiştir (bkz. § 12).

50. Başvuruya konu olayda,

anılan Derece Mahkemeleri kararlarında başvurucunun cinsiyet ayrımcılığı

temeline dayalı olarak işten çıkarıldığı yönünde bir tespit mevcut değildir.

Başvurucu; fesihte ayrımcılık yapıldığını, sırf kadın olduğu için işten

çıkarıldığını, diğer çalışanın ise erkek olduğu için işten çıkarılmadığını

ileri sürmekle birlikte bu iddialarını kanıtlayacak herhangi bir delil

sunmamıştır. Başvurucu tarafından kullanılan bu ifadeler ile başvuru formu ve

eklerinde yer alan bilgiler, ayrımcılığın değerlendirilmesi konusunda yeterli

çıkarımlar yapılmasına müsait değildir. Zira başvurucu ile başvurucunun üstü

(müdürü) konumunda olduğu ifade edilen diğer çalışanın durumlarının ne derece

aynı olduğu ve işverenin işten çıkarmadaki amacının gerçekten cinsiyetçi bir

anlayış olduğunu gösteren hususlar ortaya konulmamıştır. Bu nedenle ayrımcılık

iddiası ve bu iddianın temelindeki olguların ispatına ilişkin yeterli

açıklamalarda bulunmayan başvurucunun iddiasını kanıtlayamadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

51. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

52. Başvurucunun, Derece

Mahkemeleri karar gerekçelerinin yeterli olmadığını belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksun

değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

53. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber

bu hak, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı

şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı, kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama

Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göre değişmekle birlikte kararın hüküm

kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir gerekçenin kısa ve özet de olsa

bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 33).

54. Kanun yolu mahkemelerince

verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, İlk Derece Mahkemesi

kararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğu

şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan,

B. No: 2012/1269, 8/5/2014, § 53), başvurucuların dile getirmesine rağmen İlk

Derece Mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvuruları

ile başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut

şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri

tarafından resen dikkate alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın

uygulanmaması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman, B. No: 2014/2388,

4/11/2014, § 37).

55. Yargılama makamları,

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenilen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi, esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut

yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma

hakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında

olmayıp Mahkemenin görevi, başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil

olup olmadığını değerlendirmektir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir

yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların

sağlanması şarttır. Taraflara -tanık delili de dâhil olmak üzere- delillerini

sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda

delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da

yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur (Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116,

23/1/2014, § 22; Barbera Messegue

ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83,

6/12/1988, § 68). Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus,

tarafların -tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil- ortaya koydukları

delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama

makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir (Abdullah Özen, B. No: 2013/4424, 6/3/2014,

§ 22).

56. Derece mahkemeleri: dava

konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı

sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir

şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açık keyfîlik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe

gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013,

§ 23).

57. Makul gerekçe davaya konu

olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi

nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve

olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira

tarafların o dava yönünden -hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız

görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için- ortada usulüne uygun şekilde

oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren,

ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe

bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (İbrahim Ataş, § 23).

58. 4857 sayılı Kanun’un 5.

maddesinin ilk fıkrasında dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç,

din ve mezhep gibi sebeplere dayalı ayrım yasağı getirilmiş; altıncı fıkrasında

ise iş ilişkisinde veya iş akdinin sona ermesinde bu madde hükümlerine aykırı

davranıldığında işçiye, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminatın

-ayrımcılık yasağı tazminatı- yanı sıra yoksun bırakıldığı hakların da

verileceği düzenlenmiştir.

59. Anılan maddenin 3.

fıkrasında cinsiyet ve gebelik sebebiyle ayrım yasağı düzenlenmiş ve bu durumda

olan işçiler bakımından iş sözleşmesinin sona ermesinde de işverenin eşit

davranma borcunun varlığı özel olarak vurgulanmıştır.

60. Yargıtay kararlarında 4857

sayılı Kanun’un 5. maddesi hükmünün emredici nitelikte olduğu, işverenin eşit

davranma borcuna aykırı davranması hâlinde işçiye, dört aya kadar ücreti

tutarındaki uygun bir tazminatın verileceği, bundan başka işçinin yoksun

bırakıldığı diğer haklarını da talep edebileceği, ayrımcı davranışın sonuçları

para veya para ile ölçülebilen menfaatlere dair değilse sadece eşit davranma

borcuna aykırılık tazminatının ödetileceği belirtilmektedir (Yargıtay 9. Hukuk

Dairesinin 8/12/2009 tarihli, E.2009/44744, K.2009/33940 sayılı; 28/11/2011

tarihli, E.2011/37636, K.2011/45760 sayılı kararları).

61. Anılan Kanun hükmü ve

Yargıtay kararlarına göre söz konusu tazminata hükmedilebilmesi için işverenin

eşit davranma yükümlülüğünün bulunduğu bir durumda bu yükümlülüğünü yerine

getirmediğinin mahkeme kararıyla ortaya konulmasının yeterli olduğu, böyle bir

durumda işçinin diğer ücret ve tazminat alacaklarından bağımsız olarak söz

konusu tazminata hükmedileceği anlaşılmıştır.

62. Somut olayda, başvurucunun

ayrımcılık yasağı tazminatına hükmedilmesi istemiyle açtığı dava, Antalya 4. İş

Mahkemesinin, 24/2/2011 tarihli ve E.2009/668, K.2011/53 sayılı kararıyla daha

önce verilen yargı kararıyla başvurucunun iş akdinin feshinin geçersizliğine ve

başvurucunun işe iadesine karar verildiği, böylece eşitsizlik doğuran işlemin

ortadan kaldırıldığı, aynı olaya dayalı olarak başvurucuya tazminat

verilemeyeceği gerekçesiyle reddedilmiştir (bkz. § 12).

63. Derece Mahkemesinin anılan

kararında başvurucunun sırf kadın olduğu için işten çıkarıldığı, diğer

çalışanın ise erkek olduğu için işten çıkarılmadığı, bu şekilde cinsiyet

ayrımcılığı temeline dayalı olarak işten çıkarıldığı iddiaları yönünden hiçbir

değerlendirme ve tartışmanın yapılmadığı, olayda gerçekten işverenin eşit

davranma yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının ortaya konulmadığı

görülmüştür. Bunun yanı sıra başvurucu tarafından dile getirilen, ücret ve

benzeri gibi yoksun kaldığı alacaklarından bağımsız olarak ayrımcılık yasağı

tazminatı ödenmesi gerektiğine ilişkin açık bir kanun hükmü bulunduğu, üstelik

işe iade davasının lehine sonuçlanmasına rağmen işe iade de edilmediği

yolundaki iddialarının da dikkate alınmadığı, kararın temyiz aşamasında da aynı

iddialar ileri sürülmüş olmasına rağmen temyiz hakkında verilen kararda da bu

hususlara ilişkin bir gerekçeye yer verilmediği anlaşılmıştır.

64. Bu durumda başvurucunun ayrı

ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren, uyuşmazlığın çözümü için esaslı bir

iddia olan cinsiyet ayrımcılığı temeline dayalı olarak işten çıkarıldığı,

işverenin eşit davranma yükümlülüğüne aykırı davrandığı iddiaları; İlk Derece

Mahkemesi kararında tartışılmamıştır. Başvurucu, tüketilmesi gereken ve etkili

kanun yolu olan temyiz yolunda da aynı iddiaları dile getirmiş ise de Yargıtay

kararında da bu iddialar karşılanmamış ve İlk Derece Mahkemesinin iddiayı

cevapsız bırakması tutumu aynen kabul görmüştür. Bu nedenle yargılama süreci

bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

65. Belirtilen nedenlerle

başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. Engin YILDIRIM bu sonuca farklı

gerekçeyle katılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

66. Başvurucu ihlalin tespitiyle

uyuşmazlık hakkında yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep

etmiştir.

67. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

68. Mevcut başvuruda Anayasa’nın

36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının unsurlarından olan gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olduğundan ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın Antalya 4.

İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

69. Başvurucu herhangi bir

tazminat talebinde bulunmadığından bu konuda karar verilmesine gerek

bulunmamaktadır.

70. Dosyadaki belgelerden tespit

edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

Başvurucunun,

1.

Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile birlikte eşitlik ilkesinin

ihlal edildiği yönündeki iddiasının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının unsurlarından

olan gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. İhlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

kararın bir örneğinin Antalya 4. İş Mahkemesine gönderilmesine,

D.

198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine,

E.

Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına

5/11/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Raportör

:

Şermin BİRTANE

Başvurucu

:

Ayla (ŞENSES) KARA

Vekili

:

Av. Mehmet Taylan KARAKUM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7063, 5 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası