İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Seyla Suvari ve Leyla Kalyoncu Başvurusu (B. No: 2013/6313)

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan

Başvuru No2013/6313Tarih5 Kasım 2015Okuma20 dk · 4.077 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Seyla Suvari Ve Leyla Kalyoncu Başvurusu

Karar tarihi
5 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/6313
R.G. Tarih ve Sayı
15/1/2016-29594
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.077 kelime·20 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan

tazminat davasında kamulaştırma bedelinin ödenmediğinin ispatının davacıdan

istenmesi ve değişen kanuna rağmen aleyhe nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi

nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/8/2013 tarihinde İzmir 9. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 26/11/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 27/4/2015 tarihinde kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına, başvuru belgelerinin

bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Bakanlığın 30/6/2015 tarihli görüş yazısı 14/7/2015

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş; başvurucu vekili, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını yasal süresi içinde 28/7/2015 tarihinde ibraz

etmiştir.

6. Leyla Kalyoncu tarafından yapılan aynı taşınmaza ilişkin

benzer iddiaları içeren 2013/6316 numaralı bireysel başvuru dosyası, konu

bakımından aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle birleştirilmiş; incelemeye

2013/6313 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden devam edilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile dava dosyasında yer aldığı

şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların murislerinin paydaş oldukları Gaziemir

ilçesi Atıfbey Mahallesi 212 ada 74 numaralı parselde

tapuya kayıtlı taşınmaz, 1974 yılında İzmir Cumaovası

Havaalanı pistinin genişletilmesi amacıyla 4/11/1960 tarihli 6830 sayılı

Kanun’a dayanılarak Millî Savunma Bakanlığı (İdare) tarafından kamulaştırılmış,

6830 sayılı Kanun’un 17. maddesi gereği davalıya noterlikçe tebligat yapılmış;

istimlak bedeli olan 32.507 TL taşınmaz sahipleri adına Ziraat Bankası İzmir

Şubesine bloke edilmiştir.

9. İdarenin talebiyle açılan dava sonucunda İzmir 6. Asliye

Hukuk Mahkemesinin 15/10/1974 tarihli ve E. 1974/490, K.1974/529 sayılı

kararıyla tarla niteliğindeki taşınmazın 6830 sayılı Kanun'un 16. maddesi

uyarınca Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

10. Başvuruculardan Seyla Suvari, 15/8/2011 tarihinde İzmir 3. Asliye Hukuk

Mahkemesinde, Leyla Kalyoncu ise İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde

kamulaştırma evrakının mirasçılara tebliğ edilmediği ve kamulaştırma bedelinin

de ödenmediği iddiasıyla 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu’nun geçici 6. maddesine dayanarak hisselerine düşen miktarların ödenmesi

için dava açmıştır.

11. Davalı İdare, dava konusu taşınmazın 1974 yılında

kamulaştırıldığını ve bedelinin ödendiğini, Mahkemenin 15/10/1974 tarihli

kararıyla taşınmazın Hazine adına tapuya tescil edildiğini, bu nedenle 2942

sayılı Kanun’a 18/6/2010 tarihli ve 5999 sayılı Kanun’la eklenen geçici 6.

maddeye dayanılarak dava açılamayacağını beyan ederek davaların reddini talep

etmiştir.

12. Mahkemece yaptırılan inceleme sonucunda dava konusu

taşınmazın Mahkeme kararına istinaden 22/4/1982 tarihinde, Hazine adına tescil

edildiği ve taşınmazın havaalanı sınırları içinde bulunduğu tespit edilmiştir.

13. İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesince 1/3/2012 tarihli ve

E.2011/463, K.2012/80 sayılı ilamla dava dosyasının İzmir 3. Asliye Hukuk

Mahkemesindeki dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

14. Başvurucular 1/6/2012 tarihli ıslah dilekçesi ile dava

değerini artırarak 206.221,55 TL'nin tahsilini talep etmişlerdir.

15. Mahkemece Ziraat Bankası İzmir Şubesinden kamulaştırma

bedelinin başvurucunun murisleri adına yatırılıp yatırılmadığı ve yatırıldıysa

ödeme yapılıp yapılmadığına dair bilgi istenmiş, ilgili Banka 1/8/2012 tarihli

cevap yazısında bahse konu belgelerin saklama süresinin dolması nedeniyle

ödemeye ilişkin belgelerin arşive kayıtlarında bulunmadığını ifade etmiştir.

16. Mahkeme, 1/3/2012 tarihli ve E.2011/58, K.2012/489 sayılı

kararı ile dava konusu taşınmazın 1974 yılında kamulaştırıldığı, kamulaştırma

bedelinin ilgili şahıslar adına bankaya yatırıldığı, kamulaştırma davasının

karara bağlandığı, başvuruya konu dava açılıncaya kadar kamulaştırma bedelinin

mirasçılar tarafından alınmadığına dair bir iddiada bulunulmadığı, kamulaştırma

bedelinin bankaya yatırıldığının anlaşıldığı ancak murislerin ölümünden sonra

uzun süre geçmesi ve belgeleri saklama süresinin dolmuş olması nedeniyle

ödemenin ilgilisine yapılamaması hâlinin davayı ispatlamadığı, bu hususun

davanın kabulü için tek başına yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine;

davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden asıl davada 6.207 TL, birleşen

davada 16.823 TL vekâlet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine karar

verilmiştir.

17. Bu karar, Yargıtay 18. Hukuk dairesinin 25/3/2013 tarihli

ve E.2013/2349, K.2013/4758 sayılı ilamı ile onanmıştır.

18. 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile

2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin yedinci fıkrası değiştirilerek nispi

vekâlet ücreti yerine maktu vekâlet ücreti uygulanacağı, onuncu fıkrasıyla

değişen hükümlerin kesinleşmeyen davalara da uygulanacağı hüküm altına

alınmıştır. Bahsedilen düzenleme 11/6/2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.

19. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin

17/6/2013 tarihli ve E.2013/8629, K.2013/10428 sayılı ilamı ile reddedilmiş ve

karar aynı tarihte kesinleşmiştir.

20. Bu ilam başvuruculara 16/7/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucular 15/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

21. 2942 sayılı Kanun'un, 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi

ile yapılan değişiklikten önceki geçici 6. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

"Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış

veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile

4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına

ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya

kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle

malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından

ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna

gidilmesi esastır.

İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı

takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin

uzlaşmaya davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik

tarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el

konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindeki

değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit ve

taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminat

ödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların

hükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır."

22. 2942 sayılı Kanun'un, 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi

ile yapılan değişiklikten sonraki geçici 6. maddesinin birinci, altıncı ve

yedinci fıkraları ile onuncu fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış

veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile

4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına

ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya

kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle

malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet

hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer

işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak

işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır.

..

İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı

takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay

içinde malik veya idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Dava

açılması hâlinde, fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak

hakkının dava tarihindeki değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara

göre mahkemece bu Kanunun 15 inci maddesine göre bilirkişi incelemesi yapılmak

suretiyle tespit ve taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine

hükmedilir. Tespit edilen bedel, bu maddenin sekizinci fıkrasına göre idarece

ödenir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların hükmedilen

bedele ilişkin temyiz hakkı saklıdır.

Bu madde kapsamında açılan davalarda mahkeme

ve icra harçları ile her türlü vekalet ücretleri bedel tespiti davalarında

öngörülen şekilde maktu olarak belirlenir.

…

…Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya

kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır. Kararı kesinleşen davalara ise, bu

maddenin yalnızca sekizinci fıkra hükümleri uygulanır.”

23. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 33. maddesi şöyledir:

"Hâkim, Türk hukukunu resen

uygular."

24. 6100 sayılı Kanun’un 189. maddesi şöyledir:

“ (1) Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat

hakkına sahiptir.

(2)

Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir

vakıanın ispatında dikkate alınamaz.

(3)

Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat

olunamaz.

(4) Bir

vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar

verilir.”

25. 6100 sayılı Kanun’un 190. maddesi şöyledir:

“(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme

bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak

çıkaran tarafa aittir.

(2)

Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya

ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı

taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”

26. 6100 sayılı Kanun’un 191. maddesi şöyledir:

“(1) Diğer taraf, ispat yükünü taşıyan tarafın

iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için

delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz.”

27. 6100 sayılı Kanun'un 323. maddesi şöyledir:

"Yargılama giderleri şunlardır:

.

ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak

vekâlet ücreti.

. "

28. 6100 sayılı Kanun’un 448. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek

kaydıyla derhâl uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 5/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 15/8/2013 tarihli ve 2013/6313 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

30. Başvurucular, murisleri adına tapuya tescilli taşınmazın

1974 yılında kamulaştırıldığını, kamulaştırma kararının tebliğ edilmediğini ve

kamulaştırma bedelinin ödenmediğini, 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesi

gereği taşınmazın bedelinin ödenmesi talebiyle dava açtığını, Mahkemece

kamulaştırma tarihinden itibaren uzun süre geçtiği için kamulaştırma bedelinin

ödenmediğinin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini,

hükmün Yargıtay tarafından onandığını, kamulaştırma bedelinin ödendiğini

idarenin ispatlaması gerektiği hâlde ispat yükünün Mahkemece kendilerine

yüklendiğini, 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesi gereği dava sonunda maktu

vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği hâlde nispi vekâlet ücretinin tahsiline

karar verildiğini, bedel ödenmeksizin taşınmaza el konulduğunu belirterek

Anayasa'nın 35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder. (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

32. Başvurucuların adil yargılanma hakkına yönelik

şikâyetlerinin özü, ispat külfetiyle bağlı olarak yargılama sürecinde

delillerin değerlendirilmesi ve yorumlanmasında hata yapılarak hakkaniyete

uygun yargılanma haklarının Kanun’un açık hükmüne rağmen nispi vekâlet ücretine

hükmedilerek mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin olup her iki

şikâyet bu başlıklar altında değerlendirilmiştir.

33. Başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası,

temel olarak başvuruya konu Mahkeme kararının sonucuna bağlı olup delillerin

değerlendirilmesi ve ispat külfetiyle ilgili olarak Mahkeme kararının

hakkaniyete uygun olmaması veya bu konuyla ilişkili olarak yargılama sürecinde

ve kararda başvurucuların anayasal haklarının ihlal edildiğinin anlaşılması

hâlinde incelenebilecek bir konu olduğundan bu aşamada mülkiyet hakkının ihlali

iddiası yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Delillerin Değerlendirilmesi ve İspat

Külfetine Yönelik İddia

34. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuruda, kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz."

35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, . açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir."

36. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

37. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması; bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası,

derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan

tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermesi, bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

38. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesine ilişkin şikâyetleri, adil yargılanma

hakkının kapsamında “hakkaniyete uygun yargılanma (fair

hearing) hakkı” çerçevesinde incelenmektedir. AİHM’e göre “delillerin kabul edilebilirliği”, öncelikle iç

hukukun düzenleme alanına girer ve “delillerin değerlendirmesi” kural olarak

ulusal mahkemelerin görevidir. Bireysel başvuru kapsamında Mahkemenin görevi

-delillerin elde edilme yöntemi de dâhil- yargılamanın bir bütün olarak adil

olup olmadığını saptamaktır (Ceza yargılaması yönünden bkz. Ramanauskas/Litvanya

[BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008), § 52; hukuk yargılaması yönünden bkz. Elsholz/Almanya [BD], B. No: 25735/94, 13/7/2000,

§ 66).

39. Delillerin kabul edilebilirliği veya değerlendirilmesi

gibi konular öncelikle derece mahkemelerinin görevi olup bu konuya ilişkin

takdir yetkisi ilgili mahkemelere aittir. Derece mahkemelerinin olguların veya

hukukun değerlendirilmesindeki yorum farklılıkları, Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme/AİHS) tarafından güvence altına alınan haklar ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece bireysel başvuru kapsamında inceleme konusu

yapılamaz.

40. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri

sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır.

Bununla birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir (Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya,

B.No: 10590/83, 6/12/1988, §

68). Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil

yargılanma hakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi

kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü

içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete

uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların

sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini

sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda

delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da

yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti, B. No:

2013/1213, 4/12/2013, § 27).

41. Başvuru konusu olayda başvurucuların murisleri adına

tapuya tescilli taşınmazın 1974 yılında kamulaştırıldığı hâlde kamulaştırma

kararının tebliğ edilmediği ve kamulaştırma bedelinin ödenmediği iddiasıyla

2011 yılında açtığı davada Mahkeme söz konusu taşınmazın 6830 sayılı Kanun’a

dayanılarak kamulaştırıldığını, 15/10/1974 tarihli Mahkeme kararıyla Hazine

adına tescil edildiğini, kamulaştırma bedelinin Ziraat Bankası İzmir Şubesinde

davalılar adına bloke edildiğini tespit ederek söz konusu Bankadan taşınmaz

sahiplerine yapılan ödemeleri istemiş, Bankanın belge saklama süresinin dolması

nedeniyle ödeme evraklarını sunamaması üzerine kamulaştırma bedelinin

22/02/1974 tarihinde başvurucuların murisi adına Bankaya yatırıldığı,

15/10/1974 tarihli tescil kararı doğrultusunda taşınmazın 22/04/1982 tarihinde

Hazine adına tescil edildiği, bedelin yatırılma tarihi ve tescil tarihinden

itibaren muris tarafından bedelin alınmadığına ilişkin herhangi bir iddianın

olmadığı, murisin ölümünden uzun zaman geçtikten sonra başvurucuların talepte

bulunduğu, Bankanın belgeleri saklama süresinin dolmuş olması nedeniyle

ödemenin ilgilisine yapılıp yapılmadığının tespit edilememesi hâlinin davayı

ispatlamadığı, bu hususun davanın kabulü için tek başına yeterli olmadığı

gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

42. Mahkemenin gerekçesinde ifade edildiği gibi

başvurucuların murislerine ait taşınmazın 1974 yılında kamulaştırıldığı ve

kamulaştırma bedelinin Bankaya taşınmaz malikleri adına yatırıldığı konusunda

bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın konusu Bankaya bloke edilen

bedelin başvurucuların murisleri tarafından tahsil edilmediği iddiasında

somutlaşmaktadır. Başvurucular ve murisleri kamulaştırma işlemi üzerinden uzun

yıllar geçmesine rağmen bedelin ödenmediğine dair bir iddia ile İdareden veya

yetkili Mahkemelerden talepte bulunduklarına ait bir bilgi veya belge

sunmamışladır. Başvurucular kamulaştırma işleminden 37 yıl sonra ödeme

yapılmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların murislerinin kamulaştırma

bedelini tahsil edip etmediklerini tespit edecek tek delil Bankanın sunacağı

belgeler olup bu belgelerin ise kanuni saklama süreleri fazlası ile

aşıldığından ilgili Bankadan temin edilememiştir.

43. Bu durumda dava konusu taşınmazın 1974 yılında

kamulaştırıldığı, bedelinin taşımaz malikleri adına Bankaya bloke edildiği,

taşınmazın 1974 yılında Mahkeme kararıyla Hazine adına tescil edildiği ve

başvurucular veya murislerinin aradan uzun yıllar geçmesine rağmen bu konuda

talepte bulunmamaları gerçeği ile birlikte değerlendirildiğinde başvurucuların

davasını ispat edecek tek delilin, belgelerin kanuni saklama süreleri fazlası

ile aşıldığından temin edilememesi nedeniyle davalı İdareyi bu konuda ispat

külfeti altına sokmayan Mahkeme kararının hakkaniyete uygun olmadığının

söylenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

44. Başvurucular, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadıklarına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadıklarına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadıklarına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadıkları gibi Mahkemenin

kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucuların ispat külfeti ve

delillerin değerlendirilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlali İddiası

46. Somut olayda başvurucular, 6487 sayılı Kanun’la

değiştirilen 2942 sayılı Kanun’un açık hükmüne rağmen nispi vekâlet ücreti

ödemesine hükmedilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş olup başvurucuların bu yöndeki şikâyetinin açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı anlaşıldığından ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek bir neden de görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

47. Başvurucular, 6487 sayılı Kanun’la değiştirilen 2942 sayılı

Kanun’un açık hükmüne rağmen nispi vekâlet ücreti ödemesine hükmedilmemesi

nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

48. Bakanlık görüş yazısında -AİHM’in

yerleşik içtihatlarına göre- yerel mahkemeler tarafından yapılan maddi ve

hukuki hataların, AİHS tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin

ihlaline sebep olduğu kadarıyla başvuruya konu edilebilir olduğu, Anayasa

Mahkemesi kararlarında da kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurularda bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça

bireysel başvuru yolunda inceleme yapılamayacağının belirtildiği, anılan olayda

başvurucunun ek dilekçe vererek Kanun değişikliğinin davasında uygulanmasını

talep etmediği ifade edilmiştir.

49. Başvurucular, bir usul hükmü olan yargılama giderlerine

ilişkin olarak talepten sonra başka bir dilekçe ile talepte bulunma imkânı

bulunmadığını, ayrıca Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin benzer davalarda talep

olmamasına rağmen 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesini resen uyguladığını

belirtmişlerdir.

50. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

51. Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve

tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde

görülmesini isteme hakkına sahiptir.

52. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında

ilgili hükmü -Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle- gerek Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa'nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

53. Vekâlet ücreti, davayı vekille takip eden ve davası kabul

edilen lehine hükmedilen bir ücrettir. Dava aşamasında kimin lehine ya da

aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücret yükümlülüğü bir usul kuralı

olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir. (Serkan

Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).

54. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme

kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52). Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak

olmayıp sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek

sınırlandırmaların kanuni olması, meşru bir amaç izlemesi ve ölçülü olması yani

başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, § 38).

55. Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup kural olarak bu

tür giderler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Ancak gereksiz

başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin

gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi

amacıyla başvuruculara kanuna uygun olarak belli yükümlülükler öngörülebilir.

Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek

kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı

imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez (Serkan

Acar, § 39).

56. Somut olayda 5999 sayılı Kanun’la değişik 2942 sayılı

Kanun’un geçici 6. maddesine dayanarak kamulaştırmasız el atma nedeniyle

tazminat davası açan başvurucuların davası reddedilmiş ve Mahkeme 1/3/2012

tarihli kararıyla 6.207 TL vekâlet ücretinin Leyla KALYONCU’dan

ve 16.823 TL vekâlet ücretinin ise Seyla Suvari ve diğer davacıdan müştereken ve müteselsilen

alınıp davalı İdareye verilmesine karar vermiştir. Anılan karar Yargıtay 18.

Hukuk Dairesinin 25/3/2013 tarihli kararıyla onanmış, karar düzeltme aşamasında

24/5/2013 tarihinde kabul edilen 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile 2942

sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin yedinci fıkrası değiştirilerek nispi

vekâlet ücreti yerine maktu vekâlet ücreti uygulanacağı hüküm altına

alınmıştır. Bahsedilen düzenleme 28674 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Ancak Yargıtay 18. Hukuk Dairesi,

17/6/2013 tarihli kararında karar düzeltme talebini reddetmiş ve vekâlet

ücretine ilişkin bir düzeltme yapmamıştır.

57. 6100 sayılı Kanun'un 323. maddesine göre (§ 26) vekâlet

ücreti de yargılama giderleri kapsamında bulunmaktadır. Aynı Kanun’un 448.

maddesine göre Kanun’un hükümleri tamamlanmamış işleri etkilememek kaydıyla

derhâl uygulanması gerekir. Bu hüküm, usul kurallarının yargılamanın her

aşamasında hâkim tarafından resen dikkate alınması ve derhâl uygulanması

gerektiği yönündeki ilkenin iz düşümüdür. 2942 sayılı Kanun’un geçici 6.

maddesinin yedinci fıkrası ile getirilen düzenleme de bir yargılama gideri

olduğu açık olan vekâlet ücretine ilişkin olup bir usul hükmü olduğu ve derhâl

niteliğini haiz olduğu ayrıca bahsedilen geçici 6. maddenin 10. Fıkrasında,

yapılan değişikliklerin henüz kesinleşmeyen davalara da uygulanacağı hükmünün

yer aldığı ve bu nedenle mahkemelerce derhâl ve resen uygulanması gerektiği

açıktır.

58. 6100 sayılı Kanun’un 33. maddesinde ifade edildiği gibi

hukuku uygulamak hâkimin görevi olduğundan usul hükümlerinin taleple bağlı

olmaksızın hâkim tarafından resen dikkate alınması gerektiği açıktır. Nitekim

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 6/4/2010 tarihli ve E.2010/12803, K.2010/9690 sayılı

kararında bu durumu şu şekilde açıklamıştır; “Hukuk

Muhakemeleri Kanunu'nun 423. maddesinin 6. bendinde açıkça belirtildiği gibi,

vekâlet ücreti bir yargılama gideridir. Bu nedenle 29.05.1997 gün ve 4/6 sayılı

İçtihadı Birleştirme Kararında yazılı olduğu şekilde, yargılama giderlerinden

olan avukatlık parası, diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece

kendiliğinden hükme bağlanır…”

59. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, Kanun’un yürürlüğe girdiği

tarihin hemen akabinde farklı kararlar verse de kısa süre sonra içtihadında

değişiklik yaparak sonraki kararlarında ilk derece mahkemelerinin nispi vekâlet

ücretine ilişkin kararlarını maktuya dönüştürerek önündeki davaları düzelterek

onamış veya esasla birlikte yargılama giderlerine ait hükümleri de bozarak

karar vermeye başlamıştır. Örneğin Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 26/9/2013 tarihli

ve E.2013/10227, K.2013/15845 sayılı kararında İlk Derece Mahkemesinin esasa

ilişkin hükmünü onarken yargılama giderlerine ilişkin nispi olarak hükmedilen

vekâlet ücretini 1.200 TL olarak düzelterek kararı onamıştır.

60. Bakanlığın cevap yazısında başvurucuların vekâlet

ücretinin maktuya çevrilmesi için ek dilekçe vermediği ifade edilse de gerek

6487 sayılı Kanun'un 11/6/2013 tarihinde yürürlüğe girdiği, 18. Hukuk

Dairesinin 17/6/2013 tarihinde karar düzeltme talebini reddettiği ve arada

geçen kısa sürede yeni bir dilekçenin verilip kayda alınarak bu talebin

görüşülmesi için Yargıtaya iletilmesi için gerekli

zaman olmayışı ve gerekse usul kuralı olan yargılama giderlerine ilişkin hükmün

yargılamanın her safhasında resen dikkate alınarak derhâl uygulanması

gerekliliği ve 2942 sayılı Kanun’un değişen geçici 6. maddesinin onuncu

fıkrasında yapılan değişikliklerin henüz kesinleşmeyen davalara da uygulanacağı

yönündeki açık hüküm dikkate alındığında başvuruculara yüklenecek bir

sorumluluğun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

61. Yukarıda yer verilen tespitler neticesinde başvurucuların

davalı İdareye nispi vekâlet ücreti ödemesine ilişkin Mahkeme hükmünün, ilgili

kararın karar düzeltme talebi aşamasında yürürlüğe giren açık usul hükmü ve bu

hükmün kesinleşmeyen davalara da uygulanacağına dair açık hüküm ile bu konudaki

açık içtihatlara rağmen maktuya çevrilmediği, bu durumda vekâlet ücretine

ilişkin Mahkeme hükmünün kanuni dayanağının bulunmadığı ve Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle başvurucuların adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

63. Başvurucular, dava konusu taşınmaz bedelinin kendilerine

ödenmesini ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kendilerinden

alınan nispi vekâlet ücretinin iadesini talep etmişlerdir.

64. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya

üzerinden karar verir."

65. Başvuru konusu olayda, tespit edilen ihlalin sonuçlarının

ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmadığından yalnızca ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan zararları

karşılığında başvuruculardan Leyla Kalyoncu’ya takdiren net 5.800 TL, Seyla Suvari’ye takdiren net 8.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

66. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş

olmakla beraber başvurunun vekâlet ücretine ilişkin mahkemeye erişim hakkı

dışındaki şikâyetleri kabul edilemez bulunduğundan ve tespit edilen ihlal ile

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

67. Başvurucular tarafından ayrı ayrı

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvuruculara

ayrı ayrı, 1.500,00 TL vekâlet ücretinin ise başvuruculara müştereken

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurucuların,

1. Delillerin değerlendirilmesi ve ispat külfetine yönelik

şikâyetiyle bağlantılı Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Nispi vekâlet ücretine hükmedilmesiyle bağlantılı

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim haklarının

ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculardan Leyla KALYONCU’ya takdiren net 5.800 TL, Seyla SUVARİ’ye takdiren net 8.000 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. 198,35 TL harcın AYRI AYRI,

1.500,00 TL vekâlet ücretinin ise MÜŞTEREKEN BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme

olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre

için yasal faiz uygulanmasına

5/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör

:

Selami ER

Başvurucular

:

Seyla SUVARİ

Leyla

KALYONCU

Vekili

:

Av. Coşkun

DOĞRU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6313, 5 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye
  12. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. Yıldırım
  14. Kömürcü
  15. Altan
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. Kalyoncu
  19. Doğru
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6313
Tarih
5 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Hanım Kılıç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1655)
  • Emre Çalıkoğlu Başvurusu (B. No: 2013/4686)
  • Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2013/3594)
  • Mustafa Ateşoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1178)
  • Sait Şahin Başvurusu (B. No: 2013/4338)
  • Vatan Partisi Başvurusu (B. No: 2015/8764)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.