İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nurettin Albayrak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4809)

1. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın

Başvuru No2013/4809Tarih22 Ocak 2015Okuma34 dk · 6.868 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nurettin Albayrak Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
22 Ocak 2015
Başvuru Numarası
2013/4809
R.G. Tarih- Sayı
10/6/2015-29382
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.868 kelime·34 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın

kamulaştırılması nedeniyle açılan bedel tespiti ve tescil davasında, araziye

2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (f) bendine aykırı biçimde gerçek

değerinden düşük bir bedel tayin edilmesi, faize hükmedilmemesi, yargılamanın

makul sürede bitirilmemesi ve aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedilmesi

nedenleriyle Anayasa’nın 2., 10., 20., 35., 36., 46. ve 90. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuşlardır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 20/6/2013 tarihinde Mersin 1. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 30/9/2014 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 30/10/2014 tarihinde kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına, bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir

5. Adalet Bakanlığının 1/12/2014 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yer

aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvuruculara ait taşınmazın da bulunduğu Ermenek

ilçesinde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 10/4/2002 tarih ve 1572

sayılı tasdikli projesi kapsamında Ermenek Barajı ve HES tesisleri projesi ve

göl sahası inşaatı yapılması planlanmış ve 13/7/2006 tarihinde Devlet Su İşleri

Genel Müdürlüğünce (İdare) kamu yararı ve kamulaştırma kararı alınmıştır.

Bakanlar Kurulu'nun baraj ve HES projesine ilişkin 2009/14599 sayılı acele

kamulaştırma kararı 31/1/2009 tarih ve 27127 sayılı Resmi

Gazete'de yayımlanmıştır.

8. İdare, başvuruculara ait 13.988,99 m² büyüklüğündeki

taşınmaza acele kamulaştırma yoluyla el konulması ve kamulaştırma bedelinin

tespiti talebiyle 10/2/2009 tarihinde Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesinde

(Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme, bilirkişiler eşliğinde 22/3/2009 tarihinde

taşınmazda keşif yapmıştır. Keşif sonrası hazırlanan bilirkişi raporunda

taşınmazın kıraç arazi olduğu, sulu tarım yapılmasının mümkün olmadığı,

dolaysıyla sebze yetiştirmeye uygun olmadığı, mevcut halinin sürülmüş veya

ekilmiş olmadığı, taşınmaz üzerinde yer yer kayalık kısımlar bulunduğu,

taşınmazın %10-15 meyilli olduğu, taşınmazın asfalt yola 4 km uzaklıkta ve

asfalt yolla Ermenek şehir merkezine 14 km uzaklıkta bulunduğu ve taşınmazın 3.

sınıf susuz tarım arazisi olduğu tespit edilerek Ermenek ilçesi ve Karaman ili

ile çevre ilçelerin verileri kullanılarak buğday-nohut münavebesi ile değeri

4.803,16 TL olarak tespit edilmiştir.

9. Mahkeme, 6/5/2009 tarih ve E.2009/64, K.2009/364 sayılı

kararı ile bilirkişi raporuna dayanarak el koyma bedelini 4.803,16 TL olarak

belirleyerek bedelin başvuruculara ödenmesine ve bahsedilen taşınmaza acele el

konulmasına karar vermiştir. Kararda başvurucular aleyhine yargılama giderine

hükmedilmemiş, yargılama giderleri davacı idare üzerine bırakılmıştır.

10. İdare tarafından 3/5/2010 tarihinde aynı Mahkemede

kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın tescili davası açılmıştır.

Mahkeme, bilirkişiler eşliğinde baraj gölü altında kalan kamulaştırma konusu

taşınmazda 1/7/2010 tarihinde keşif yapmıştır.

11. Keşif sonrası bilirkişiler hazırladıkları 20/3/2011

tarihli raporla, taşınmazın acele kamulaştırma davasında kıraç arazi olarak

kabul edildiğini, ancak alınan beyanlara göre dava konusu taşınmaza 300 m

mesafede bulunan dereden gelen arkla nisan-mayıs aylarında sulanma imkânı

olduğu, ancak suyun azaldığı diğer aylarda sulanma imkânının arazinin

özellikleri nedeniyle mümkün olmadığı değerlendirilmiş ve taşınmazın

özellikleri gözetilerek Ermenek ilçesi ile Karaman ili ve diğer ilçelerin 2010

yılı fiyat, masraf ve verim verileri kullanılarak taşınmazın toplam değerini

28.171,38 TL olarak belirlemişlerdir.

12. Başvurucuların vekili 13/6/2011 tarihli dilekçesiyle

bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve çeşitli hesaplama yöntemleriyle taşınmazın

değerinin daha yüksek olduğu iddiasıyla yeni bilirkişi raporu alınmasını talep

etmiş, ancak bu talepleri Mahkemece reddedilmiştir.

13. Mahkeme, 18/4/2012 tarih ve E.2010/408, K.2012/455 sayılı

kararı ile Yargıtay 18. Hukuk Dairesi içtihadı doğrultusunda yapılan keşif ve

düzenlenen bilirkişi raporunda yer alan hususlara göre, taşınmazın değerini

28.171,88 TL olarak tespit etmiş ve acele kamulaştırma davası sonrasında ödenen

bedeli mahsup ederek bakiye 23.368,22 TL’nin başvuruculara ödenmesine,

taşınmazın tapu kaydının iptali ile idare adına tapuya kayıt ve tesciline karar

vermiştir. Mahkeme kararda davacı idarenin yapmış olduğu yargılama giderlerini

üzerinde bırakmış, ayrıca 1.200,00 TL vekâlet ücretinin davacı idareden

alınarak başvuruculara ödenmesine, davacı idare kendisini vekille temsil

ettirdiğinden 1.200,00 TL vekâlet ücretinin de başvuruculardan alınarak davacı

idareye ödenmesine hükmetmiştir.

14. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin

6/11/2012 tarih ve E.2012/8530, K.2012/11926 sayılı ilamı ile onanmıştır.

15. Başvurucuların karar düzeltme talebi, aynı Dairenin

11/4/2013 tarih ve E.2013/3887, K.2013/6057 sayılı ilamı ile reddedilmiş ve

başvurucuların 219,00 TL para cezası ödemesine karar verilmiştir. Karar aynı

tarihte kesinleşmiştir.

16. Kesinleşen karar, başvuruculara 22/5/2013 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucular 20/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

18. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun “Kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz

malın idare adına tescili” kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile

yapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve

taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar

verilmesini ister.

Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren

en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malın

malikine … bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de

tebliğ olunur.

…

Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde

anlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içinde

keşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede

sayılan bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın

değerini tespit için mahallinde keşif yapar…

Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin

beyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz

malın değerini belirten raporlarını onbeş gün içinde

mahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara

tebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veya

vekillerini ve bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi

raporlarına varsa itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı

beyanları alınır.

Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde

gerektiğinde hakim tarafından onbeş

gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve

hakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından

yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder.

Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının

kamulaştırılma bedelidir. … İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına

yatırıldığına … dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare

adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir

ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil

hükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

(Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./6. md)

Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde

sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden

itibaren kanuni faiz işletilir.

…”

19. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırma

bedelinin tespiti esasları” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“15 inci madde uyarınca oluşturulacak

bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere

mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten

sonra taşınmaz mal veya kaynağın;

a)Cins ve nevini,

b) Yüzölçümünü.

c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve

unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,

d)Varsa vergi beyanını,

e)Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,

f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın

kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması

halinde getireceği net gelirini.

g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden önceki

özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,

h) Yapılarda, (…)(2)

resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,

ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer

objektif ölçüleri,

Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu

unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da

dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz

malın değerini tespit ederler.

Taşınmaz malın değerinin tespitinde,

kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer

artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr

dikkate alınmaz.

…. ”

20. 2942 sayılı Kanun’un “Yetkili

ve görevli mahkeme ve yargılama usulü” kenar başlıklı 37. maddesi

şöyledir:

“Bu Kanundan doğan tüm anlaşmazlıkların adli

yargıda çözümlenmesi gerekenleri, taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk

mahkemelerinde basit yargılama usulü ile görülür.”

21. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 22/1/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 20/6/2013 tarih ve 2013/4809 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

23. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın idarece

kamulaştırılması amacıyla açılan davada AİHM kriterlerine göre makul sürenin

aşıldığını, bilirkişi tarafından kamulaştırma bedeli tespit edilirken yalnızca

taşınmazın bulunduğu ilçenin verileri dikkate alınarak hesap yapılması gerekli

olduğu halde, komşu ilçelerin tarım müdürlüğü verileri de dikkate alınarak

hesap yapıldığını, bu nedenle yasallık ilkesine uyulmadığını, kamulaştırma işlemi

nedeniyle mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin ve tespit edilen bedelin

orantılı olmadığını, Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan faizin

uygulanmadığını, yargılama giderlerinin bir kısmının kendilerine

yükletildiğini, taşınmazın baraj gölü altında kalması nedeniyle tarımsal

faaliyetlerini sürdüremediklerini ve taşınmaz üzerinde bulunan konutlarını

kullanamadıklarını, ayrıca acele kamulaştırma kararı sonrasında bedel tespiti

davasının geç açıldığından ve taşınmaz sular altında kaldığından delilin yok edildiğini

belirterek, Anayasa’nın 2., 10., 20., 35., 36., 46. ve 90. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve maddi ve manevi

tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

24. Başvurucular, somut başvuruya konu bedel tespiti ve

tescil davasıyla ilgili yukarıda sıralanan şikâyetleri nedeniyle Anayasa’nın

2., 10., 20., 35., 36., 46. ve 90. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal

iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, somut dava ve buna bağlı

olayların özelliklerine göre olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir

eder.

25. Başvurucular, diğer ilçelerde kamulaştırma bedelinin

tespitinde sadece ilçe tarım müdürlüğü verileri dikkate alınıp bedel tespiti

yapılırken, Ermenek ilçesindeki taşınmazlarda Ermenek ilçesiyle birlikte çevre

ilçeler ile Karaman ili tarım müdürlükleri verilerinin ortalamasının “mevki” olarak değerlendirilip, bedel

tespitinde kullanılmasının eşitlik ilkesini, mülkiyet ve adil yargılanma

haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerse de, başvurucuların bahse konu

şikâyetinin özünün mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik şartını ihlal

ettiği iddiası olduğu anlaşıldığından bu konuda ayrıca eşitlik ilkesi ve adil

yargılanma (hakkaniyete uygun yargılanma) hakkı yönünden inceleme yapılmasına

gerek görülmemiştir.

26. Başvurucuların kamulaştırma bedeline faiz uygulanmadığı

yönündeki şikâyetleri ölçülülük ilkesi bağlamında mülkiyet hakkı yönünden,

yargılama giderlerine ait şikâyetleri mahkemeye erişim hakkı yönünden,

yargılamanın olması gerekenden uzun sürmesine dair şikâyetleri makul sürede

yargılanma hakkı yönünden incelenecektir. Başvurucuların özel hayatın gizliliği

ve delillerin yok edilmesine yönelik şikâyetleri ise ayrıca incelenecektir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

i. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası

27. Başvurucular yargılama giderlerinin bir kısmının

kendilerine yükletildiğini, bu nedenle alacakları tazminat miktarının

azaldığını, ayrıca karar düzeltme taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ceza

ödediklerini belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

28. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

29. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez

olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı,

iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu,

temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu

açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular

açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

30. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme

kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Hukuki konularda

mahkemelerde dava açma hakkı anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı "mahkemeye gitme hakkı"nı da kapsamaktadır (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 34; Ülger/Türkiye, B. No: 25321/02, 26/6/2007,

§ 38).

31. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak

olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek

sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir

amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması

gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Ulaşılmak istenen kamu yararının

gerekleri ile bireylerin temel hakları arasında gözetilmesi gereken adil

dengeyi bozan ve başvuranlara çok yüksek bir külfet yükleyen düzenlemeler

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

32. Hukuk yargılamalarında uygulanan ve AİHM kararlarında da

geçen "kaybeden öder"

ilkesi; tarafların yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer

oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının hükmedilmesine ilişkin

düzenlemeleri ifade eder (B. No: 2013/1793, 18/9/2014, § 50).

33. AİHM, bu ilke gereği muhtemel davacıları mahkeme önüne

abartılı talepler getirmekten vazgeçirdiği için mahkemeye erişim hakkını

engelleyici bir sonuç doğurabilecek nitelikteki düzenlemelerin tek başına adil

yargılanma hakkıyla çelişmeyeceğini, bununla birlikte davanın koşulları

çerçevesinde hesaplanan masrafın miktarının bu hakkın engellenip

engellenmediğini tespitte önemli bir faktör olduğunu (Stankov/Bulgaristan, 68490/01, 12/7/2007, § 52) kabul etmektedir.

34. Öte yandan gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının

azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin

uyuşmazlıkların makul sürede bitirebilmesi amacıyla karar düzeltme istemlerinin

reddi halinde uygulanan ve yüksek miktarlı olmayan cezalar, başvurucular

üzerinde aşırı bir yük oluşturmadığı gibi, bu yola başvurulmasını imkânsız hale

getirmediği veya aşırı derecede zorlaştırmadığından mahkemeye erişim hakkının

ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 36).

35. Başvurucuların somut başvuruya konu ettikleri acele

kamulaştırma ve kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davalarının her ikisi

de idare tarafından açılmıştır. Başvurucular vekilleri vasıtasıyla davaya

katılmışlar ve başvuru dilekçesinde de ifade edildiği gibi itirazlarını

Mahkemeye sunmuşlardır. Dolayısıyla başvurucular her iki davada da dava

sürecine tam olarak katılmışlardır. Somut başvuruya konu acele kamulaştırma

davasında Mahkeme, yargılama giderlerini davacı idareye yüklemiş, başvurucular

aleyhine vekâlet ücreti veya başka yargılama giderine dair bir hüküm

kurmamıştır. Bedel tespiti ve tescil davasında ise Mahkeme yargılama giderlerini

davacı idare üzerine bırakmış, ancak başvurucular ve davacı idarenin vekille

temsil edilmeleri nedeniyle karşılıklı olarak birbirlerine 1.200,00 TL vekâlet

ücreti ödemelerine karar vermiştir. Öte yandan, başvurucuların yaptıkları karar

düzeltme talebini reddeden Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, başvurucuların 219,00 TL

para cezası ödemesine karar vermiştir.

36. Bu durumda yargılama sürecinde başvurucular ile davacı

idarenin karşılıklı olarak birbirlerine 1.200,00 TL vekâlet ücreti ödenmesine

karar verildiği, dava sonunda başvuruculara toplam 28.171,38 TL kamulaştırma

bedeli ödendiği, elde ettikleri kamulaştırma bedeli ile kıyaslandığında

ödedikleri vekâlet ücretinin makul bir miktar olduğu, ayrıca karşılıklı

ödenmesine karar verildiğinden başvuruculara da aynı miktarda vekâlet ücreti

ödendiği göz önünde bulundurulduğunda, başvurucular aleyhine hükmedilen vekâlet

ücretinin başvurucuların mahkemeye erişimini engelleyecek mahiyette ve oranda

olmadığı, bunun yanında temyizden sonra yapılan karar düzeltme taleplerinin

reddi nedeniyle ödenmesine hükmedilen 219,00 TL para cezasının da dava

sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin,

uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacı taşıdığı ve yine karar düzeltme

incelemesine ulaşmayı engelleyecek şekilde yüksek bir miktara baliğ olmadığı

anlaşıldığından, mahkemeye erişim hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin

bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

37. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına ilişkin iddiası yönünden açık ve görünür bir ihlalin olmadığı

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Delillerin Yok Edilmesine ve Taşınmazın

Kullanımına Yönelik Şikâyetler

38. Başvurucular, taşınmazın baraj gölü altında kalması

nedeniyle tarımsal faaliyetlerini sürdüremediklerini ve taşınmaz üzerinde

bulundan konutlarını kullanamadıklarını, ayrıca acele kamulaştırma kararı

sonrasında bedel tespiti davasının geç açıldığını ve taşınmaz sular altında

kaldığından delillerin yok edildiğini ileri sürerek, özel hayatın gizliliği ve

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

39. 6216 sayılı Kanun'un, 'Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi' kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

40. 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzüğün 59. maddesinin ilgili

fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan Anayasa

hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak

iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19).

41. Başvurucunun, kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali

nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa

hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesinde

belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia

edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti

yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi

nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (B.

No: 2013/276, 9/1/2014, § 20).

42. Yukarıda belirtilen koşullar yerine getirilmediği

takdirde Anayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu

gerekçesiyle kabul edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı

konusunda Anayasa Mahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu tarafından ileri

sürülen iddiaların niteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuru

hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu ve

eklerinde iddialarını destekleyici belgeleri sunması, kamu gücünün ihlale neden

olduğunu iddia ettiği hak ve özgürlüklere ilişkin gerekli açıklamaları yapması

zorunludur (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 23).

43. Somut başvuruda acele kamulaştırma kararı ile

başvuruculara ait taşınmazda baraj yapımına başlanmış ve taşınmaz baraj gölü

altında kalmıştır. Mahkeme acele kamulaştırma davasında taşınmazda bilirkişiler

eşliğinde keşif yapmış ve hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda acele

kamulaştırma bedelini tayin etmiştir. Aynı Mahkeme bedel tespiti davasında da

keşif yapmış, ancak taşınmazın baraj gölü altında kaldığı tespit edilmiştir.

Her iki davayı da aynı Mahkeme karara bağladığından ve Mahkeme acele

kamulaştırma davasında keşif yaparak delilleri (taşınmazın özelliklerini) tespit

ettiğinden delillerin Mahkemece değerlendirilememesi söz konusu değildir.

Ayrıca bedel tespiti davalarında dava tarihine göre taşınmazın özellikleri göz

önünde bulundurularak taşınmazın bulunduğu bölgenin (mevkinin)

tarımsal getiri verilerine göre bedel tespiti yapıldığından delil olarak kabul

edilen verilerin yok edilmesi mümkün de değildir. Başvurucular delillerin yok

edildiği iddialarını taşınmazın su altında kalmasına bağlamakta, ancak bedel

tespiti davasında davanın sonucunu etkileyecek hangi delilin yok edildiğini

açıklamamaktadırlar.

44. Bunun yanında başvurucular arazinin baraj gölü altında

kalması nedeniyle tarımsal faaliyetlerini sürdüremediklerini ve taşınmaz

üzerinde bulunan konutlarını kullanamadıklarını iddia etseler de davaya konu

keşif ve bilirkişi raporlarında taşınmaz üzerinde bir konut bulunduğuna dair

bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca acele kamulaştırma davasında alınan bilirkişi

raporu, taşınmazın sürülü ve ekili olmadığını, üzerinde kayalıklar olduğunu,

dolayısıyla tarım faaliyetine konu olmadığını da tespit etmiştir. Bunun yanında

başvurucular bahse konu iddialarının ne şekilde özel ve aile yaşamına saygı

haklarını ihlal ettiğini de açıklamamaktadırlar.

45. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda

başvurucuların, ihlal edildiğini iddia ettikleri Anayasa hükmü ile somut

başvuruya konu olaylar arasında ilişki kurarak açıklamalarda bulunmaları ve

iddialarını delillendirerek kanıtlamaları

gerekmektedir. Somut başvuruda başvurucuların, yukarıda sayılan koşulları

yerine getirmedikleri ve iddialarını temellendirmedikleri anlaşılmaktadır.

46. Açıklanan nedenlerle, başvurucular tarafından ileri

sürülen ihlal iddialarının başvurucular tarafından kanıtlanamamış olması

nedeniyle, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin "açıkça dayanaktan

yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

iii. Makul Sürede Yargılanma Hakkı ve Mülkiyet

Hakkına Yönelik Şikâyetler

47. Başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiaları ile kamulaştırma bedelinin tespitinde, 2942 sayılı Kanun’un

11. maddesinin (f) bendine aykırı işlem yapılması ve kamulaştırma bedeline faiz

ödenmemesi nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği

yönündeki şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için

diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu bölümlerine ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

i. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

a. Bedel Tespitinin Kanununa Uygun Yapılmadığı

İddiası

48. Başvurucular, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili

davasında, 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (f) bendine aykırı şekilde

taşınmazın bulunduğu Ermenek ilçesi yanında, komşu ilçeler ile Karaman ili

tarım müdürlükleri verilerinden Yargıtay içtihatlarına uygun olanların

ortalaması kullanıldığından, arazinin rayiç değerinin olması gerekenden düşük

belirlendiğini, bu nedenle öngörülebilirlik ve kanunilik ilkelerinin ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

49. Anayasa’nın “Mülkiyet

hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

50. Anayasa'nın “Kamulaştırma”

kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının

gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel

mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî

irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan

artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi

öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde

taksitler eşit olarak ödenir.

…

İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları

için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.”

51. Anayasa'nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

52. Sözleşmeye Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

53. Başvurucular, diğer yerlerde kamulaştırma bedeli

tespitinde sadece ilçe tarım müdürlüğü verileri dikkate alınırken, Ermenek

ilçesindeki taşınmazlarda Ermenek ilçesiyle birlikte çevre ilçeler ile Karaman

ili tarım müdürlükleri verilerinin ortalamasının “mevki” olarak değerlendirilip bedel tespitinde

kullanılmasından şikâyet etmektedirler. Bu durumda başvurucuların bahse konu

şikâyetinin özünün, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik şartını

ihlal ettiği iddiası olduğu anlaşılmaktadır.

54. Somut başvurunun dayanağını oluşturan kamulaştırılan

taşınmazın gerçek değerinin ödenmesi talebi, Anayasa’nın 35. maddesinde yer

alan mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet

hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetleri

sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzel kişilerine

özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve kamulaştırma

ilkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi mülkiyet hakkının

sınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nın bütünselliği

ilkesi gereği, başvurucuların bahsedilen talebinin değerlendirilmesinde

Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46. maddelerinin de göz önünde

bulundurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 28).

55. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına

alınırken (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu

yararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak

yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM, yasada öngörülen koşulları, bir diğer

ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına

dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik şartını

karşılayabildiğini kabul ederken (bkz. Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tüm

sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme’den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 31).

56. Hak ve özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerin

ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi, bu haklara ve özgürlüklere keyfi

müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir. Bununla beraber kanunla düzenleme zorunluluğu,

hakka yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekilde

tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil

düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (B. No:

2012/1246, 6/2/2014, § 60).

57. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin

önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. Bu bakımdan, kanunun metni,

bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve

olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve

kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.

Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanunun, muhtemel etki ve sonuçlarının

yeterli derecede öngörülebilir olması gereklidir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,

22/5/2013).

58. “Belirlilik”

ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği

ifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri

karşılaması koşuluyla yasalar, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici

işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolan

muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür

sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır

(AYM, E.2009/9, K.2011/103, 16/6/2011).

59. 2942 sayılı Kanunun 11. maddesinin (f) bendinde araziler

için kamulaştırma bedeli tespitinin, taşınmazın kamulaştırma tarihindeki mevki

ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net getiri

esas alınarak yapılması öngörülmektedir. Düzenli ve sürekli tarımsal getiri

istatistikleri ise ülkemizde il ve ilçe tarım müdürlükleri tarafından il

merkezi ve ilçeler düzeyinde tutulmaktadır. Bu nedenle mahkemeler ve

mahkemelerin atadığı bilirkişiler, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları

doğrultusunda özel bir durum olmadıkça kamulaştırma bedelinin tespitinde resmi

birer kurum olan il ve ilçe tarım müdürlüklerinin verilerini kullanmaktadırlar

(B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

60. 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (f) bendinde “mevki”

kelimesi kullanılmıştır. Mevki kelimesinin benzer iklim koşulları ve arazi

yapısı nedeniyle benzer özelliklere sahip geniş toprak parçaları anlamında

kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mevki veya diğer adıyla mahal kelimesi her zaman

ilçe düzeyinde bir alan anlamına gelmeyebilmektedir. Bazı toprak, iklim ve

coğrafya koşullarında bulunan bölgelerde mevki veya mahal, ilçe düzeyinden de

küçük bir arazi alanı olabileceği gibi bazı durumlarda ise daha geniş toprak

parçaları bir mevki veya mahal olarak tanımlanabilir. Bunun yanında mevki ve

şartlar sadece değerlendirmeye alınacak alanın il veya ilçe düzeyinde olmasıyla

bağlantılı olmayıp, toprağın yapısı, arazinin sulanıp sulanmadığı, arazinin

eğimi gibi pek çok faktör, mevki ve şartlar kavramı çerçevesinde

değerlendirmeye tabi tutulmaktadır (B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

61. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, Ermenek ilçesinde Enerji ve

Tabii Kaynaklar Bakanlığının 10/4/2002 tarihinde onaylanan projesi kapsamında

Ermenek’te baraj, HES tesisleri ve göl sahası inşaatı yapılması ilan edildikten

sonraki dönemde, tarım ilçe müdürlüğünün, önceki yıllarda sabit bir seyir

izleyen tarımsal getiri verilerini, günlük hayatın olağan akışıyla

bağdaşmayacak şekilde ve anlaşılamayacak derecede arttırdığını belirterek 2003

yılı sonrasında yapılan kamulaştırmalarda bu ilçe verileri yanında, çevre

ilçeler ile Karaman ilinin kullanıma uygun verilerinin ortalamasının da bedel

tespitinde kullanılmasını içtihat olarak benimsemiştir(B. No: 2012/1246,

6/2/2014, § 60).

62. Nitekim büyük projelerin onayı sonrasında kamulaştırma

işlemleri yapılıncaya kadar geçen sürede kamulaştırılan arazilerin değerini

arttırmaya yönelik gayretler yasa koyucunun da dikkatini çekmiş ve 12/7/2013

tarih ve 6495 sayılı Kanunla 2942 sayılı Kanun’un 25. maddesinde değişiklik

yapılarak bir fıkra eklenmiştir. Bahsedilen ek fıkranın gerekçesinde

kamulaştırılan arazilerin değerini arttırmaya yönelik gayretlerle ilgili olarak

Ermenek Barajı da dâhil olmak üzere büyük baraj inşaatı yapılan yerlerde

arazilerin değerini arttırmaya yönelik faaliyetlerden bahsedilmiştir (Bkz. B.

No: 2012/1246, 6/2/2014, § 67-68).

63. Başvuruya konu dosya incelendiğinde; 2942 sayılı Kanun’un

11. maddesinin (f) bendinde açıkça ilçe düzeyini temel alacak bir hesaplama

yapılmasının öngörülmediği, bunun yerine arazinin mevki ve şartlarına göre

belirleme yapılması öngörülerek uygulayıcılara ve mahkemelere takdir yetkisi

tanındığı, ülkemizde arazilerin ürün verisi istatistiklerinin düzenli olarak

resmi kurumlar olan il ve ilçe tarım müdürlüklerince tutulması nedeniyle

Yargıtay içtihatları doğrultusunda mahkemelerin bu verileri esas aldıkları,

büyük kamulaştırma projelerinin kabul edildiği alanlarda kamulaştırma bedelini

arttırmaya yönelik gayretlerin yasama organının dikkatini çektiği ve buna karşı

bazı yasal düzenlemeler yapıldığı, Ermenek ilçesinde tarım müdürlüğü ürün

verimlerinde büyük baraj ve HES projesinin kabul edildiği 2002 yılından sonraki

yıllarda günlük hayatın olağan akışıyla izah edilemeyecek derecede artışlar

meydana geldiği ve Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin bahsedilen bölge için 2006

yılından itibaren farklı bir yöntemle bedel tespiti yapılması yönünde içtihat

geliştirdiği anlaşılmıştır. Ayrıca davacı idareler yeni yönteme rağmen halen

Ermenek İlçesinde kamulaştırma bedellerinin olması gereken ve hakkaniyete uygun

olan değerden yüksek olduğunu istatistikler vererek iddia etmektedirler (B. No:

2012/1246, 6/2/2014, § 69).

64. 2942 sayılı Kanunun 11. maddesinin (f) bendinin amacı

kamulaştırılan arazilerin gerçek değerine ulaşmaktır. Kanunların yasa koyucunun

amacı doğrultusunda yorumlanması mahkemelerin yetkisinde ve görevleri arasında

olup, başvuru konusu davada Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, gerekçesini önceden

ortaya koyarak, Ermenek ilçesindeki arazilerin kamulaştırılmasında gerçek

değere ulaşmak için mevki kavramını ilçe düzeyinden daha geniş yorumlamıştır.

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin Ermenek ilçesi için belirlediği mevki kavramını

daha geniş yorumlayan bedel tespiti yöntemi, 2942 sayılı Kanun’un 11.

maddesinin (f) bendine açıkça aykırı olmadığı gibi keyfi olmaktan da uzaktır

(B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 70).

65. 2006 yılından beri istikrarlı olarak uygulanan bu yöntem

bireyler için erişilebilir ve bilinebilir olup, başvuru konusu olayda 2010

yılında açılan kamulaştırma bedelinin tespiti davasında başvurucular açısından

bahsedilen yerleşik içtihat öngörülebilir bir durumdadır. Sonuç olarak

bahsedilen uygulamayla hukuki belirlilik bağlamında kanunilik ilkesi ihlal

edilmemiştir (B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 71).

66. Son olarak, kamulaştırma bedelinin tespitini yapan

mahkemeler, taşınmazı kamulaştırılan bireylerin kayıplarını telafi edecek

şekilde yeterli bir kamulaştırma bedelinin tazminat olarak hesaplanmasında ve

bu surette bireylerin haklarını korumada görevli oldukları gibi kamunun fazla

bedel ödeyerek zarara uğratılmasını da engellemekle yükümlüdürler. Yani

mahkemeler, mülkiyet haklarına müdahale edilen bireylerin mülkiyet hakkı ile

ulaşılmak istenen kamu yararı arasında makul bir denge kurmalıdırlar (B. No:

2012/1246, 6/2/2014, § 72).

67. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kanunilik

ilkesinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Kamulaştırma Bedeline Faiz Ödenmemesi

İddiası

68. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma

bedeline faiz ödenmemesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürerek kamulaştırma bedeline Anayasanın 46. maddesinde yer alan, kamu

alacakları için öngörülen en yüksek faizin ödenmesini talep etmektedirler.

Başvurucular, kamulaştırmanın kamu yararı şeklinde meşru bir amaca yönelik

olmadığı yönünde bir şikâyette bulunmamaktadır. Bu durumda mülkiyetten yoksun

bırakmanın meşru amacının bulunduğu ve kanuna uygun olarak yapıldığı

anlaşıldığından, başvurucuların faiz ödenmemesine yönelik şikâyetleri

Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddeleri kapsamında ölçülülük ilkesi yönünden

incelenecektir.

69. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyetleri

ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı ödenmek

suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük

ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde elde edilmek

istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında

adil bir denge kurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 37).

70. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilen

kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızası

olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafından

sona erdirilmesidir. Kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasada

gösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden

ödenmesi kamulaştırmanın anayasal öğeleridir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T.

17/1/2008).

71. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden

arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihi

arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz

uygulanması gerekir (Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97,

29/3/2006, § 258).

72. Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre,

kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım reformunun

uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve

turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesi

taksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarına

uygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazanan

içtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesinde

öngörülen faiz oranı ancak kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için

işletilebilir (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752,

15/10/2002). Dolayısıyla dava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava

tarihinden itibaren devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesi

talebinin yasal bir dayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar

kazanmış bir uygulaması bulunmamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 50).

73. Bununla beraber uzun süren kamulaştırma bedelinin tespiti

davalarında dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedeli, dava sonunda

faiz işletilmeden taşınmazı kamulaştırılan bireylere ödenerek bireylerin

almaları gereken bedelin enflasyon karşısında aşınmasına neden olunmaktadır.

Taşınmazı kamulaştırılan kişilere ödenen kamulaştırma bedelinin kişinin

uğradığı zararı telafi edebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığı olması

yanında ayrıca ödenen bedelin tespitiyle ödenmesi arasında geçen dönemde

gözlemlenen enflasyona nispetle hissedilir derecede değer kaybetmemiş olması

gerekir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 59).

74. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra

ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerinde

oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin

tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da

bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek

haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, K.T. 10/2/2011).

75. Nitekim kanun koyucu bahsedilen husustaki yasal eksikliği

gidermek ve kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında davanın zamanında

sonuçlandırılamaması halinde yargılama sürecinde kamulaştırma bedelinin

enflasyon etkisiyle uğrayacağı değer kaybını telafi ederek benzer

mağduriyetlerin önlenmesi maksadıyla, 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 2942

sayılı Kanun’un 10. maddesine ek fıkra ekleyerek “Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde

sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden

itibaren kanuni faiz işletilir.” hükmünü getirmiş ve zamanında

tamamlanamayan kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında ödemenin yapıldığı

tarihe kadar kamulaştırma bedeline faiz ödenmesi imkânını tanımıştır (B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 53).

76. Somut başvuruya konu kamulaştırma işleminde ise dava,

bahsedilen kanun hükmünün yürürlüğe giriş tarihinden önce sonuçlandığından

yasal faiz ödemesi yapılmamıştır. Bu durumda kamulaştırma sürecinde kamu

yararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ile izlenen amaç arasında makul bir

orantılılığın ve mülkünden mahrum bırakılan başvurucunun orantısız ve aşırı bir

yüke maruz kalıp kalmadığının araştırılması gerekmektedir.

77. Başvuru konusu davada 25/5/2010 tarihli bedel tespiti

dava tarihine göre tespit edilen 28.171,38 TL kamulaştırma bedeli, iki aşamada

ödenmiştir. İlk aşamada acele kamulaştırma davasında Ermenek Asliye Hukuk

Mahkemesi tarafından 6/5/2009 tarihinde verilen kararla taşınmaza davacı idare

adına acele el konulmasına ve 4.803,16 TL’nin başvuruculara ödenmesine karar

verilmiştir. İkinci aşamada ise aynı Mahkemede görülen bedel tespiti ve tescil

davası sonunda 18/4/2012 tarihli kararla dava tarihine göre tespit edilen

28.171,38 TL kamulaştırma bedelinin, daha önce el atma kararı ile başvurucuya

ödenen kısmı mahsup edilerek kalan 23.368,22 TL’nin başvurucuya ödenmesine ve

taşınmazın davacı idare adına tesciline karar verilmiştir.

78. Bu durumda dava tarihi esas alınarak tespit edilen

kamulaştırma bedeli başvuruculara ilki dava tarihinden önce, diğeri ise dava

tarihinden 23 ay sonra olmak üzere iki aşamada ödenmiştir. Merkez Bankası

verilerine göre davanın açıldığı ve bedel tespitinde esas alınan Mayıs 2010 ile

ikinci ödemenin yapıldığı Nisan 2012 tarihi arasında enflasyonda meydana gelen

artış % 16,29 olup, bu değer kaybının kamulaştırma

bedeline oranı %13,51’dir. Bahsedilen ikinci ödemenin değer kaybını telafi

edecek fark ise 3.807,00 TL’dir.

79. Yukarıdaki tespitler doğrultusunda, kamulaştırma

bedelinin dava açıldığı tarihteki değeri ile ödendiği tarihteki değeri arasında

gözlemlenen değer kaybının kamulaştırma bedeline değer kaybını giderici faiz

veya enflasyon farkının eklenmemesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Ödenmeyen enflasyon farkı, bireylerin mülkiyet hakkının korunması ile kamu

yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozmakta ve Anayasa’da yer alan

ölçülülük ilkesine aykırı bir şekilde başvurucular üzerinde orantısız bir yük

oluşturarak başvurucuların mülkiyet hakkını ihlal etmektedir.

80. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

kamulaştırma bedelinin tespiti davasında dava tarihine göre belirlenen

kamulaştırma bedelinin başvuruculara, ilki acele kamulaştırma davasında ve

bedel tespitine esas tarihten önce, ikincisi ise bedel tespitine esas tarihten

23 ay sonra olmak üzere iki aşamada ödendiği, bedel tespiti davası sonunda

ödenen bedele faiz işletilmediği, bu süre zarfında Merkez Bankası verilerine

göre enflasyonda meydana gelen artışın % 16,29 olduğu, bu değer kaybının toplam

kamulaştırma bedeline oranının ise %13,51 olduğu ve kamulaştırma bedelinde

bahsedilen değer kaybı oranı dikkate alındığında, başvurucuların üzerinde

idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde

orantısız bir yüke sebep olunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

81. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkı

82. Başvurucular, Mayıs 2010’da açılan bedel tespiti ve

tescil davasının 2942 sayılı Kanun’da öngörülen sürelerin çok üzerinde bir süre

sonunda Nisan 2013’te kesinleştiğini, bu nedenle makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

83. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma

hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

84. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

85. Taraflar için 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde

kamulaştırma bedelinin tespiti davalarının sonuçlandırılması için öngörülen

süreler mahkemelere yönelik süreler olduğundan düzenleyici nitelikte olup,

mahkemeler bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri

kararların geçerli olduğunda şüphe yoktur. 2942 sayılı Kanun’un gereği

yapılması gereken duruşmalar ve duruşma aralıkları, bilirkişi raporlarının

beklenmesi ve tebligat işlemleri göz önünde bulundurulduğunda, bu sürelerin

aşılabileceği görülmektedir (Bkz., B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 47-48).

86. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, benzer

şekildeki düzenleyici sürelerin yargılama süresini kısaltma amacı taşıdığını

vurgulamaktadır. AİHM, ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin

yerel mevzuatı nasıl yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi

olmadığını belirterek davaların “makul süre”

içerisinde tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama

süresinin bütününü ele almakta ve bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1.

fıkrasına uygun olup olmadığıyla sınırlı bir inceleme yapmaktadır. (Bkz., Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07, 31/8/2010; Dildirim ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 42927/10,

12/3/2013).

87. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, asliye hukuk mahkemesi

nezdinde açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescile ilişkin bir davanın

söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

88. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 3/5/2010 tarihidir.

89. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi

olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel

başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu

kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin,

başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında verilen Yargıtay 18. Hukuk

Dairesinin E.2013/3887, K.2013/6057 sayılı karar tarihi olan 11/4/2013 tarihi

olduğu anlaşılmaktadır.

90. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusunun bir adet taşınmaza ilişkin kamulaştırma bedelinin

tespiti ve tescil talebi olduğu, 3/5/2010 tarihinde açılan davanın yargılama

sürecinde Mahkemece keşif yapıldığı ve bilirkişi raporu alındığı, Mahkemenin

18/4/2012 tarihinde iki yıla yakın süre sonunda davanın esası hakkında karar

verdiği, temyiz incelemesinin yaklaşık 6 ayda tamamlandığı ve 6/11/2012

tarihinde karar verildiği, karar düzeltme isteminin 11/4/2013 tarihinde

reddedilmesiyle kararın kesinleştiği, yargılama sürecinin toplamda üç yıla

yakın bir zamanda tamamlandığı anlaşılmaktadır.

91. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, başvuruya

konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi önünde sürdüğü görülmekle,

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama

faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren

6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve

Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi

gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 21).

92. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından,

makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlar verilmiş olup (B. No: 2012/1246, 6/7/2014, §§ 35-48), başvuruya konu davada

yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul

işlemlerinin niteliğine bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Somut

başvuruya konu yargılama süresinin bütünü dikkate alındığında yaklaşık üç

yıllık yargılama sürecinde

mahkemeler nezdinde başvurucunun haklarını ihlal edecek şekilde makul olmayan

bir gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

93. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

94. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma

bedelinin dava sonunda kendisilerine faizsiz ödenmesi

ve bedelin olması gerekenden düşük tespit edilmesi nedenleriyle maddi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

95. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak

şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

96. Başvuru konusu davada başvuruculara Ermenek Asliye Hukuk

Mahkemesi tarafından 6/5/2009 tarihinde verilen kararla 4.803,16 TL acele el

koyma bedeli ödenmiş, daha sonra aynı Mahkemede 25/5/2010 tarihinde açılan

bedel tespiti ve tescil davasında dava tarihine göre tespit edilen 28.171,38 TL

kamulaştırma bedelinin 18/4/2012 tarihli kararla daha önce el koyma kararı

sonrasında ödenen kısmı mahsup edilerek kalan 23.368,22 TL’si başvuruculara

ödenmiştir. Davanın açıldığı ve bedel tespitinde esas alınan Mayıs 2010 ile

ikinci ödemenin yapıldığı Nisan 2012 tarihi arasında enflasyonda meydana gelen

artış % 16,29 olup, bu değer kaybının toplam

kamulaştırma bedeline oranı %13,51’dir. Meydana gelen bu değer kaybının başvurucular

üzerinde idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek

şekilde orantısız ve aşırı bir yük oluşturduğu anlaşıldığından, bahsedilen

maddi değer kaybını telafi edebilmek için başvuruculara müştereken net 3.807,00

TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

97. Başvurucular ayrıca, 2942 sayılı Kanunda yer alan

koşullara uyulmayarak bedelin olması gerekenden düşük tespit edildiğini ileri

sürerek maddi tazminat talebinde bulunmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal

ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından

ve başvurucuların bu iddiasıyla ilgili olarak mülkiyet haklarının ihlal

edilmediğine karar verildiğinden, başvurucuların diğer maddi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

98. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1. Mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Delillerin yok edilmesine ve taşınmazın kullanımına yönelik şikâyetlerinin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mülkiyet hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 3.807,00 TL MADDİ TAZMİNATIN

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

D. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

E. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve

1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin

BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine,

22/1/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Selami ER

Başvurucular

:

1. Nurettin

ALBAYRAK

2. Durmuş

ALBAYRAK

3. Cengiz

ALBAYRAK

4. Eşşe ALBAYRAK

5. Ali

ALBAYRAK

6. Gülbahar

DEMİREL

7. Gülüzar TOPTAŞ

Vekilleri

:

Av. Adil

AKTAY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4809, 22 Ocak 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde
  12. C. Başvuruculara net 3.807,00 TL MADDİ TAZMİNATIN
  13. D. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin
  14. E. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini
  16. G. Kararın bir örneğinin ilgili
  17. Altan
  18. Özgüldür
  19. Kömürcü
  20. M. Emin KUZ
  21. Albayrak
  22. Albayrak
  23. Albayrak
  24. Albayrak
  25. Demirel
  26. Aktay
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/4809
Tarih
22 Ocak 2015

İlgili Kararlar

  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2014/3708
  • Nihat Çan Başvurusu (B. No: 2013/8745)
  • İsa Reçber Başvurusu (B. No: 2013/4518)
  • Rıda Boudraa Başvurusu (B. No: 2013/9673)
  • Kemal Toraman ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1761)
  • Ayşe Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/8805)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.