İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nusret Konan Başvurusu (B. No: 2014/194)

1. Başvuru, kendisi ve çocuğunun sağlık sorunları nedeniyle

Başvuru No2014/194Tarih18 Mayıs 2016Okuma16 dk · 3.271 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nusret Konan Başvurusu

Karar tarihi
18 Mayıs 2016
Başvuru Numarası
2014/194
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.271 kelime·16 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kendisi ve çocuğunun sağlık sorunları nedeniyle

yapılan atama talebinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada

yaşam hakkının, aile hayatına saygı hakkının, çalışma hakkının ve adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/1/2014 tarihinde Mersin 4. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 18/4/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 18/1/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 16/2/2016 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Nevşehir İl Özel İdaresinde metalurji

mühendisi olarak görev yapmakta iken çocuğunun ve kendisinin sağlık

sorunlarından dolayı Mersin İl Özel İdaresine veya Mersin'de bulunan başka bir

kuruluşa atamasının yapılması yönünde Nevşehir İl Özel İdaresine başvuru yapmış

ancak anılan başvuru zımnen reddedilmiştir.

8. Zımni ret işleminin iptali istemiyle 27/4/2009 tarihinde

Kayseri 2. İdare Mahkemesinde başvurucu tarafından dava açılmıştır.

9. Nevşehir İl Özel İdaresince dava dilekçesine verilen

savunmada, başka bir kuruma geçmek isteyen memurun geçmek istediği kuruma

yaptığı başvurunun kabul edilmesinden sonra kendi kurumundan muvafakat alması

gerektiği, başvurucuya böyle bir durumda muvafakat verileceğinin belirtildiği,

İl Özel İdaresi olarak başvurucuyu başka bir kuruma atama yetkisinin

bulunmadığı, tesis edilen işlemin bu nedenlerle hukuka uygun olduğu

belirtilmiştir.

10. Kayseri 2. İdare Mahkemesi 18/2/2010 tarihli ve E.2009/288,

K.2010/119 sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiş ve Avukatlık Asgari

Ücret Tarifesi uyarınca davalı idare lehine 500 TL maktu avukatlık ücretine

hükmetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

"Yukarıda bahsi geçen 657 sayılı Kanun'un

74. maddesi uyarınca, kurumlar arası nakillerde, nakil isteminde bulunan

kurumun memurun görev yapmakta olduğu kurumdan memurun nakli için muvafakat

istemesi gerektiği ve söz konusu kurumun memurun nakline muvafakat etmesi

durumunda nakil işlemleri yapılabileceğinden nakil isteminde bulunan memurun

öncelikle nakledilmek istediği kuruma başvurarak nakil işlemlerini başlatması

gerektiği açıktır.

Olayda; davacının görev yapmakta olduğu

Nevşehir İl Özel İdaresine başvurarak Mersin İl Özel İdaresine veya Mersin

İlinde bulunan başka bir kuruma naklen atama talebinde bulunduğu dikkate

alındığında, davacının atanmak istediği kuruma başvurarak kabul edilmesi

halinde, kurumlararası naklin atanması mümkün olup,

belirtilen şekle göre, Nevşehir İl Özel İdaresinin görev ve yetki alanına

girmeyen Mersin İl Özel İdaresine veya Mersin İlinde bulunan başka bir kuruma

naklen atama başvurusunun cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesine

ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır."

11. Başvurucu, kararın ve hükmedilen avukatlık ücretinin hukuka

uygun olmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararını yürütmeyi durdurma

talepli olarak temyiz etmiştir.

12. Danıştay Beşinci Dairesi 13/6/2012 tarihli ve E.2010/4580

sayılı kararıyla 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nda yer alan şartların gerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin

durdurulması talebini reddetmiştir.

13. Danıştay Beşinci Dairesi 27/3/2013 tarihli ve E.2010/4580,

K.2013/2415 sayılı kararıyla temyiz istemini reddederek İlk Derece Mahkemesi

kararını onamıştır. Karar gerekçesi şöyledir:

"Kayseri 2. İdare Mahkemesince verinlen 18.02.2010 günlü, E:2009/288, K:2010/119 sayılı

karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek

bir neden de bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın

onanmasına,..."

14. Başvurucunun yaptığı karar düzeltme talebi de aynı Dairenin

4/12/2013 tarihli ve E.2013/7054, K.2013/8956 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

15. Başvurucu, karar tebliğ edilmeden önce 2/1/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuş ve karar 7/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

16. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun

74. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Memurların bu Kanuna tabi kurumlar

arasında, kurumların muvafakatı ile kazanılmış hak

dereceleri üzerinden veya 68 inci maddedeki esaslar çerçevesinde derece

yükselmesi suretiyle, bulundukları sınıftan veya öğrenim durumları itibariyle

girebilecekleri sınıftan, bir kadroya nakilleri mümkündür. Kazanılmış hak

derecelerinin altındaki derecelere atanabilmeleri için ise atanacakları kadro

derecesi ile kazanılmış hak dereceleri arasındaki farkın 3 dereceden çok

olmaması ve memurların isteği de şarttır."

17. 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun

5. maddesi şöyledir:

"İl özel idaresinin görev alanı il

sınırlarını kapsar"

18. Aynı Kanun'un 30. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Valinin görev ve yetkileri şunlardır:

...

j) İl özel idaresi personelini atamak..."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 18/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu; tayin talebinin usulüne uygun olarak değerlendirilmediğini,

yargılama sürecinde keyfî davranıldığını, kendisinin ve çocuğunun sağlık

sorunlarının dikkate alınmadığını, haksız olarak aleyhine avukatlık ücretine

hükmedildiğini, yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını, kanun yolu

incelemesi kararlarında yeterli gerekçenin sunulmadığını belirterek yaşam

hakkının, aile hayatına saygı hakkının, çalışma hakkının ve adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği ihlal edildiğini ileri sürmüş, 55.412,45 TL maddi ve

50.000 TL manevi zararının tazminine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Yaşam hakkı, aile hayatının korunması hakkı

ve çalışma hakkının ihlal edildiğine yönelik başvurucunun şikâyetlerinin atama

talebinin reddine ilişkin açılan davada verilen kararın sonucuna odaklanmış

olması gözönünde bulundurularak başvurunun adil

yargılanma hakkı çerçevesinde yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı,

gerekçeli karar hakkı ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği ile yargılama

süresinin makul olmadığı başlıkları altında değerlendirilmesi gerekmiştir.

a. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia

22. Başvurucu, atama talebinin reddine ilişkin işlemin iptali

istemiyle açılan davada adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

23. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

25. 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı

yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal

edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile

sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme

yapılamaz.”

26. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

27. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

28. Başvurucunun, Nevşehir İl Özel İdaresinde metalurji mühendis olarak görev yapmakta iken çocuğunun ve

kendisinin sağlık sorunlarından dolayı Mersin İl Özel İdaresine veya Mersin'de

bulunan başka bir kuruluşa atamasının yapılması yönünde yaptığı başvurunun

cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açmış;

davalı idare mahkemeye gönderdiği savunmada, başka bir kuruma geçmek isteyen

memurun geçmek istediği kuruma yaptığı başvurunun kabul edilmesinden sonra

kendi kurumundan muvafakat alması gerektiği, başvurucuya böyle bir durumda

muvafakat verileceğinin belirtildiği, İl Özel İdaresi olarak başvurucuyu başka

bir kuruma atama yetkisinin bulunmadığı, tesis edilen işlemin bu nedenlerle

hukuka uygun olduğu belirtilmiştir.

29. İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun görev yapmakta olduğu

Nevşehir İl Özel İdaresine başvurarak Mersin İl Özel İdaresine veya Mersin

ilinde bulunan başka bir kuruma naklen atama talebinde bulunduğunu dikkate

alarak atanmak istediği kuruma yapacağı başvurunun kabul edilmesi hâlinde kurumlararası nakil yoluyla atanmasının mümkün olduğu, buna

göre Nevşehir İl Özel İdaresinin görev ve yetki alanına girmeyen Mersin İl Özel

İdaresine veya Mersin ilinde bulunan başka bir kuruma naklen atama başvurusunun

cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesine ilişkin işlemde hukuka

aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

30. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen

kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme

imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediği, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi mahkeme kararının

oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya

da açık keyfîliğe ilişkin bir bilgi ya da belge

sunmuş olması gerekir (Nadi Karakoç,

B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

31. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde

iddiaların özünün derece Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde

ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu görülmektedir.

32. Bu durumda başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın

sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi ya

da kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkça

keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

33. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının

bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de içermediği anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

34. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptığı

yürütmeyi durdurma talepli kanun yolu başvuruları hakkında verilen kararlarda

Danıştay Beşinci Dairesinin gerekçe belirtmediğini ileri sürmüştür.

35. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

36. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

37. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın bütün mahkemelerin her türlü kararlarının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama

hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

38. Temyiz mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olması

zorunlu değildir. Temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı

fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla

kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus; temyiz merciinin bir

şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece

mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 57).

39. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi kararının yürütmeyi

durdurma talepli olarak temyiz edilmesi üzerine Danıştay Beşinci Dairesi, 2577

sayılı Kanun'da aranılan şartların oluşmadığı tespitini yaparak yürütmeyi

durdurma talebini reddetmiş ve daha sonra da İlk Derece Mahkemesi kararına atıf

yaparak ve Mahkemenin gerekçesini aynen kabul ederek kararı onamış; karar

düzeltme nedenleri bulunmadığı gerekçesiyle de karar düzeltme talebinin reddine

karar vermiştir. Dolayısıyla Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz

edilemez.

40. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkına yönelik açık

bir ihlal olmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

41. Başvurucu, idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Aynı kapsamdaki bireysel başvurular Anayasa Mahkemesince

incelenmiş ve başvuruya konu maktu avukatlık ücretinin mahkemeye erişim hakkına

müdahale oluşturduğu, bu müdahalenin meşru olduğu tespit edilerek her somut

başvurunun özel koşulları çerçevesinde müdahalenin orantılılığı

değerlendirilmiş; orantılı görülen müdahaleleri konu alan başvuruların açıkça

dayanaktan yoksun olduklarına karar verilmiştir (Ş.Ç., B. No. 2012/1061, 21/11/2013, §§ 28-33; Serkan Acar, B. No. 2013/1613, 2/10/2013,

§§ 38, 39). Kamu görevlisi olan başvurucunun süreklilik arz eden aylık geliri

ve öngörülen avukatlık ücretinin başvurucuya dava açmasını imkânsız kılacak

veya aşırı derecede zorlaştıracak ağır bir ekonomik yük getirdiğine dair somut

herhangi bir bulgu tespit edilememiş olması itibarıyla somut başvuru açısından

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığından başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Yargılama Süresinin Makul Olmadığına İlişkin

İddia

43. Başvurucu, yargılama süresinin makul olmadığı gerekçesiyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

45. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği

açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

46. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın

hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın

süresinin makul olup olmadığının tespitinde dikkate alınması gereken

kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 41-45).

47. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak

sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici

olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda

belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar

verdiği iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da

uygulanacaktır (Selahattin Akyıl,

B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

48. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup bu tarih somut başvuru açısından

27/4/2009’dur.

49. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltme talebinin

Danıştay Beşinci Dairesince reddedildiği tarih olan 4/12/2013’tür.

50. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinden başvurucu

atama talebinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle 27/4/2009 tarihinde

dava açtığı, İlk Derece Mahkemesi 18/2/2010 tarihinde davanın reddine karar

verdiği; kararı başvurucunun temyiz ettiği, Danıştay Beşinci Dairesinin

27/3/2013 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesinin kararını onadığı

anlaşılmaktadır. Başvurucu karar düzeltme talebinde bulunmuş ve Danıştay

Beşinci Dairesi 4/12/2013 tarihli kararı ile bu talebi reddetmiş, uyuşmazlığa

konu yargılama bu tarih itibarıyla sona ermiştir.

51. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan

uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı

yönündeki tespitlere AİHM kararlarında yer verilmiş olup özellikle idari yargı

alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme

incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel

oluşturduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve özellikle 2577 sayılı Kanun'da yer alan

usul hükümleri de gözönünde bulundurularak Anayasa

Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde

karar verilmiştir (Selahattin Akyıl,

§§ 54-60).

52. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde İlk

Derece Mahkemesinde 27/4/2009 tarihinde açılan dava hakkında 18/2/2010

tarihinde karar verildiği ve yargılama süresinin 9 ay 21 gün olduğu, İlk Derece

Mahkemesi karar tarihinden Danıştay Beşinci Dairesinin karar düzeltme talebinin

reddi kararına kadar geçen sürenin ise 3 yıl 9 ay 16 gün olduğu, toplam

yargılama süresinin ise 4 yıl 7 ay 7 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesince makul

sürede dava hakkında karar verilmiş ise de Danıştay Beşinci Dairesinde geçen

kanun yolu incelemesinde gecikmelerin yaşandığı tespit edilmekle beraber

yukarıda yer verilen tespitler ışığında özellikle yargı sisteminin yapısından

kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama

süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince yargılama

sistemi, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü

de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde

düzenlenmesini zorunlu kıldığından hukuk sisteminde var olan yapısal ve

organizasyona ilişkin eksiklikler, yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleştirilmemesine mazeret olarak gösterilemez.

53. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde başvurucu tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğunun tespit edilmediği,

başvuruya konu uyuşmazlığın atama talebine yönelik olmasına ve davanın esastan

çözümünün İlk Derece Mahkemesince 9 ay 21 gün içinde tamamlanmış olmasına

karşın temyiz ve karar düzeltme talepleri hakkında 3 yıl 9 ay 16 günde karar

verilmiş olduğu; 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama

sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini

gerektirecek bir yön bulunmadığı tespit edilmiş; toplam 4 yıl 7 ay 7 günlük

yargılamada makul olmayan bir gecikmenin bulunduğu sonucuna varılmıştır.

54. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

55. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

56. Başvurucu, anayasal haklarının ihlal edilmesi nedeniyle

55.412,45 TL maddi ve 50.000 TL manevi zararının tazminine karar verilmesi

talebinde bulunmuştur.

57. Başvuruda adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

58. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

59. Başvuruda adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber başvurucu

tarafından yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığına yönelik iddiası

dışında talep ettiği tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı

bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen ve206,10 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı ile gerekçeli

karar hakkının ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılama süresinin makul olmadığına ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

18/5/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Bahadır

YALÇINÖZ

Başvurucu : Nusret KONAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/194, 18 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  12. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. Necipoğlu
  14. Yalçınöz
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/194
Tarih
18 Mayıs 2016

İlgili Kararlar

  • Mürüvet Ceranoğlu Başvurusu (B. No: 2014/582)
  • Bülent Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2941)
  • Ersel Turhan Başvurusu (B. No: 2014/1191)
  • Zekayi Çelebi Başvurusu (B. No: 2014/5633)
  • Mehmet Baransu Başvurusu (B. No: 2015/7231)
  • Enes Topuz Başvurusu (B. No: 2014/801)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.