İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2014/20005 Tarih:

Ö. E. B. Başvurusu (B. No: 2014/20005)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ö. E. B. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/20005)

Karar Tarihi: 26/10/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden

(TSK) ayırma işlemi tesis edilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3.Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4.Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6.Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8.Başvurucu, 2004 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığında

muvazzaf subay statüsünde göreve başlamıştır. 2006 yılında evlenen başvurucu,

2008 doğumlu bir çocuk sahibidir.

9. Başvurucu hakkında, sıralı sicil üstleri tarafından 2007,

2008 ve 2011 yıllarında olumsuz nitelik işaretlemesi yapılmıştır. Başvurucu

çeşitli tarihlerde on biri aşırı borçlanmadan olmak üzere on sekiz ayrı

disiplin cezasıyla cezalandırılmıştır.

10. Başvurucu, başka bir subay ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle

iffetsiz olarak nitelendirilen eşinden ayrılması konusunda 28/7/2012,

18/11/2012 ve 27/12/2012 tarihlerinde üstleri tarafından ayrı ayrı üç kez ikaz

edilmiştir.

11. Eşinden ayrılmaması üzerine başvurucu hakkında

"iffetsiz bir kimse ile evlilik bağını devam ettirmekte ısrar etmek"

suçlamasıyla Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinde

27/3/2013 tarihinde kamu davası açılmıştır.

12. Anılan nedenlerle başlatılan tahkikat neticesinde, sıralı

sicil üstleri tarafından başvurucu hakkında disiplin ve ahlaki durumu dikkate

alınarak 2/5/2013 tarihli ayırma sicili düzenlenmiştir.

13. 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Subay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) 91. maddesi

gereğince Kara Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda başvurucunun

durumu değerlendirilmiştir. Komisyon 13/6/2013 tarihinde ayırma işlemi

yapılmasına karar vermiş ve 7/8/2013 tarihli üçlü kararname ile başvurucu

TSK'dan çıkarılmıştır.

14. Başvurucu 11/10/2013 tarihinde ayırma işleminin iptali

talebiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde

(AYİM) dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; makul seviyede olan

borçlarını ödediğini, sağlık sorunları bulunan çocuğunu düşünerek aile

bütünlüğünü hemen bozmadığını, haksız yere yargılandığı ceza davasının hâlen

devam ettiğini, TSK’dan çıkarılmasını gerektiren bir disiplinsizliği veya

kesinleşmiş adli bir cezası mevcut olmadığı hâlde disiplinsizlik ve ahlaki

durumu nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, tesis edilen ayırma işleminin hukuka

aykırı olduğunu, başarılarla dolu mesleki sicilinin dikkate alınmadığını ileri

sürmüştür.

15. Öte yandan başvurucu, Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin

1/11/2013 tarihli kararıyla eşinden boşanmıştır. Boşanma üzerine Van Jandarma

Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, 19/12/2013 tarihli kararıyla

başvurucunun beraatine hükmetmiştir. Karar

gerekçesinde, başvurucunun yaşadığı sıkıntılı süreç ve çocuğunun psikolojisini

düşünmüş olma ihtimali gözönünde bulundurulduğunda

aradan geçen sürenin ısrar unsurunun meydana gelmesine neden olmadığı, suçun

yasal unsurlarının oluşmadığı belirtilmiştir.

16. AYİM Başsavcılığı, dava konusu işlemin iptali yönünde görüş

sunmuştur. Başsavcılığın 4/4/2014 tarihli düşünce yazısında, ağırlıklı olarak

2007-2008 yıllarına ait olan borçların başvurucu tarafından ödendiği,

hâlihazırdaki durumun aşırı borçlanma olarak nitelendirilemeyeceği

belirtilmiştir. Ayrıca iffet kavramının subjektif ve

zamana göre değişen bir kavram olduğu, başvurucunun eşinin iffetsiz olduğu

yönünde bir kabule varmanın dava konusu işlemi başlı başına sakatladığı, bu

hususta açılmış bir kamu davası bulunmasına rağmen davanın sonucu beklenmeden

ayırma işlemi tesis edilmesinin yetki gaspını oluşturduğu, başvurucunun

1/11/2013 tarihinde eşinden boşanmasıyla üzerine düşen vecibeyi yerine

getirdiği, bu nedenlerle ayırma işleminin maddi unsurunun ortadan kalktığı

vurgulanmıştır.

17. AYİM Birinci Dairesinin (Daire) 1/7/2014 tarihli kararıyla

dava, oyçokluğuyla reddedilmiştir. Kararda, başvurucu "iffetsiz bir kimse

ile evlilik bağını devam ettirmekte ısrar etme" suçundanberaat

etmiş ise de 27/12/2012 tarihinde ikaz edilen başvurucunun eşinden

ayrılmayacağını, TSK'da bir gelecek düşünmediğini söylediği ve 2006 yılından

itibaren süreklilik arz eden aşırı borç durumunun bulunduğu belirtilmiştir.

Kararda, başvurucunun disiplin durumunun TSK'nın güvenilirliğini sarsacak

derecede kötü nitelik arz ettiği, başvurucunun hizmetin gerektirdiği şekilde

tavır ve hareketler sergilemediği ve kamu görevlisi olma nitelik ve

yeterliliğini yitirdiği vurgulanmıştır.

18.Karara katılmayan Daire üyeleri tarafından kaleme alınan karşıoy yazılarında ise ayırma işlemine yönelik tahkikat

sürecinin 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin

Kanunu hükümlerine göre yürütülmesi gerektiği, hangi hukuk kurallarına göre

işlem tesis edileceğinin öngörülemediği, hukuki belirlilik ilkesi gözetilmeden

tesis edilen dava konusu işlemin yetki, şekil ve usul yönünden hukuka aykırı

olduğu belirtilmiştir.

19.Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 18/11/2014 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

20.Nihai karar 8/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

21.Başvurucu 23/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

22. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında TSK'da görev

yapan askerî personel hakkında ahlaki nedenlerle ayırma işlemi tesis edilmesine

dayanak oluşturan mevzuata (G.G.

[GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, §§ 23-30) ve benzer durumlara ilişkin

uluslararası hukuka (Yaşar Türkmen,

B. No: 2014/5418, 15/2/2017, §§ 26-33) yer vermiştir.

23. 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun "İffetsiz bir kimse ile evlenen veya böyle bir

kimse ile yaşayanlar" kenar başlıklı 153. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"İffetsizliği anlaşılmış olan bir kimse ile bilerek evlenen veya

evlilik bağını devam ettirmekte veya böyle bir kimseyi yanında bulundurmakta

veya karı koca gibi herhangi bir kimse ile nikahsız olarak devamlı surette

yaşamakta ısrar eden asker kişiler hakkında Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma

cezasına, erbaşlar hakkında rütbenin geri alınmasına hükmolunur."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 26/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu, eşinden ayrılması konusunda ikaz edildikten sonra

derhal boşanma kararı aldığını, ancak gerek eşinin iş ve barınma durumu gerekse

çocuğunun sağlık sorunları nedeniyle bu kararını hemen hayata geçiremediğini,

sonrasında mümkün olan en kısa sürede eşinden boşandığını, ancak hakkında açılan

ve beraatle neticelenen kamu davasının sonucu

beklenmeden haksız şekilde ayırma işleminin tesis edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu ayrıca borçlarının 2006-2010 yılları arasındaki döneme ait olduğunu

ve bu borçların tamamını 2010 yılında ödediğini belirtmiştir. Başvurucu,

TSK’dan çıkarılmasını gerektiren bir disiplinsizliği veya kesinleşmiş adli bir

cezası mevcut olmadığı hâlde disiplinsizlik ve ahlaki durumu nedeniyle

ilişiğinin kesilmesinin hukuka aykırı olduğunu, takdirlerle dolu başarılı bir

sicile sahip olmasına rağmen bu durumun dikkate alınmadığını ileri sürmüştür.

Başvurucu, bu nedenlerle Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın

gizliliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş; yeniden yargılama yapılmasına

ve 10.000 TL manevi tazminat verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Başvurucu ayrıca kimliğinin kamuya açık belgelerde gizli tutulmasını talep

etmiştir.

B. Değerlendirme

26. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

20. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Herkes, özel hayatına

ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve

aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

28. Mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında

sorgulanması ve bunun doğurduğu idari sonuçlar, buna ek olarak kişilerin

davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları, özel hayatın

gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturmaktadır (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660,

21/1/2015, § 37; Bülent Polat,

[G.K.], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 63; Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 33; Murat Deniz, B. No: 2014/5318, 21/9/2016,

§ 50; G.G., § 43).

29. Buna göre başvurucunun borç durumu ve özel hayatına ait

unsurlar gerekçe gösterilerek TSK ile ilişiğinin kesilmesi işleminin, özel

hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu anlaşılmaktadır.

30. Anılan müdahalenin ihlal oluşturmaması için Anayasa'nın 13.

maddesinde düzenlenen ve somut başvuruya uygun düşen "kanun tarafından

öngörülme", "Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere

dayanma", "demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmama" ölçütlerine uygun olması gerekir.

31. Ayırma işlemine dayanak teşkil eden mevzuat hükümleri

dikkate alındığında müdahalenin kanunlar tarafından öngörülme ölçütüne uygun

olduğu (Ata Türkeri, § 39; G.G., §§ 48-50), askerî disiplinin ve kamu

hizmetinin gereği gibi yürütülmesinin sağlanması, bu itibarla millî güvenliğin

korunması şeklinde meşru amaç taşıdığı (Ata

Türkeri, §§ 40-41; G.G.,

§§ 51-53; Yaşar Türkmen, §§

50-58) anlaşılmaktadır.

32. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukuka

uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özel

hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki

etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi

üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardaki

değerlendirmelerin adil bir yargılama yapılarak yeterli ve ikna edici

gerekçelerle desteklenmesi ayrıca tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş

mesleki sicilleri ve başarı durumları dikkate alınarak ölçülülük yönünden

irdelenmesi gerekir (G.G., § 60).

33. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı

özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.

Bununla birlikte hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis

edilmesinin başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim

kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir

etki oluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği

anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki

sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,

başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması

gerekir (G.G., § 66).

34. Somut olayda başvurucuya isnat edilen özel hayatına ilişkin

tutumunun mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair gerek ayırma kararında

gerekse yargı kararlarında yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı

gibi anılan tutumun TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de

açıklanmadığı görülmüştür. Ayrıca başvurucunun eşinden boşanmış olması ve

hakkındaki kamu davasının beraatle sonuçlanması

şeklinde ayırma işlemine dayanak olarak gösterilen hususlara yönelik olarak

ortaya çıkan gelişmeler ve başvurucunun iddiaları çerçevesinde mevcut borç

durumuna ilişkin güncel değerlendirmeler dikkate alınmaksızın hüküm kurulduğu

anlaşılmaktadır. Bu durumda AYİM kararının başvurucunun mahremiyet hakkına müdahaleyi

haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul

edilmelidir. Ayrıca isnada konu eylemler ile tahkikat neticesinde verilen

ayırma cezası dikkate alınarak ödül ve başarı belgeleri bulunan başvurucu

hakkında Anayasa’nın 20. maddesi çerçevesindeki bireysel yararı ile kamunun

yararı arasında adil ve ölçülü bir dengenin gözetilmesi hususunda bir

değerlendirme yapılmadığı, başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı

üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu

veya başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde

olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı ve bu hususta gerekli özenin

gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde

güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

37. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini

ve 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

38. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

39. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili

yargı merciine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

40. Başvurucu tazminat talep etmişse de yeniden yargılama

yapılmak üzere dosyanın yetkili idari yargı merciine gönderilmesine karar

verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu

anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

41. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere -Anayasa'nın 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen geçici

21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

kaldırılmış olduğundan anılan bendin (b) alt bendi gereğince- YETKİLİ İDARİ

YARGI MERCİİNE GÖNDERİLMESİNE (Karar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci

Dairesinin E.2013/1053, K.2014/710 sayılı dosyasıyla ilgilidir),

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

26/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

Ö. E. B.

Vekili

:

Av. Adem DEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/20005, 26 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası