İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Oğuz Tiftikçier Başvurusu (B. No: 2013/2091)

1. Başvuru, ceza mahkemesince hükmün açıklanmasının geri

Başvuru No2013/2091Tarih4 Kasım 2015Okuma21 dk · 4.290 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Oğuz Tiftikçier Başvurusu

Karar tarihi
4 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/2091
R.G. Tarih ve Sayı
22/12/2015-29570
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.290 kelime·21 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ceza mahkemesince hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmesine rağmen hukuk mahkemesinin, kesinleşmiş

mahkûmiyet hükmü varmış gibi değerlendirme yaparak karar vermesi nedeniyle

masumiyet karinesinin; mahkemece delillerin hatalı değerlendirilerek ret kararı

verilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2.

Başvuru 20/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 15/7/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4.

Bölüm Başkanı tarafından 6/11/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5.

Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş,

başvuru belgelerinin bir örneği 10/11/2014 tarihinde

görüş için gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 9/1/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6.

Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 23/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 30/1/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit

edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8.

Başvurucu, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş (TEDAŞ) Genel Müdürlüğü Edremit İlçe

İşletme Başmühendisliği emrinde işçi statüsüyle Başteknisyen olarak çalışmakta

iken irtikap suçundan hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 17/3/2006 tarihinde tutuklanmış, akabinde Burhaniye Ağır

Ceza Mahkemesinin E.2006/201 sayılı dosyasında dava açılmıştır.

9.

Mahkeme 6/6/2006 tarihli ve K.2006/277 sayılı kararı

ile başvurucuyu, görevi kötüye kullanma suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası ile

cezalandırmıştır.

10.

Bu arada başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmış, İşyeri Disiplin

Kurulunun 23/6/2006 tarihli ve 5 sayılı kararı ile

başvurucunun rüşvet almak suçundan yargılanarak görevi kötüye kullanma suçundan

hüküm giydiği belirtilmiş, 11. Dönem Toplu İş Sözleşmesinin (TİS) 26.

maddesindeki rüşvet almak ve vermek suçuna kıyasen iş akdi sona erdirilmiştir.

11.

Başvurucunun karara yaptığı itiraz, TEDAŞ Genel Müdürlüğü İşçi Merkez Disiplin

Kurulunun 9/8/2006 tarihli ve 103 sayılı kararı ile

reddedilmiştir.

12.

Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet kararı temyiz edilmiş, Yargıtay 5.

Ceza Dairesi 9/1/2012 tarihli ve E.2008/20, K.2012/5

sayılı ilamı ile sanığın görevi kötüye kullanmaya teşebbüs suçundan

cezalandırılması gerektiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur.

13.

Bozma üzerine dosya Mahkemenin 2012/108 esasına kaydedilmiş; Mahkeme, 22/5/2012 tarihli ve K.2012/239 sayılı kararla başvurucunun

görevi kötüye kullanma suçuna teşebbüsten, “iki ay on beş gün hapis cezası ile

cezalandırılmasına” ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiş,

karar itiraz edilmeden 15/6/2012 tarihinde kesinleşmiştir.

14.

Başvurucu, işe iadesine karar verilmesi istemiyle Bursa 3. İş Mahkemesine dava

açmış; Mahkeme, 13/9/2012 tarihli ve E.2007/920,

K.2012/639 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir.

15.

Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14/12/2012

tarihli ve E.2012/27846, K.2012/28364 sayılı ilamıyla onanmıştır.

16.

Onama ilamı 21/2/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiş, 20/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili

Hukuk

17. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş

Kanunu’nun 20. maddesi şöyledir:

“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih

bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep

olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay

içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı

sürede özel hakeme götürülür.

Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat

yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia

ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde

sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay

içinde kesin olarak karar verir.”

18. 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya

gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit

edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay

içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde

işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti

tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.

Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine

karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat

miktarını da belirler.

Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı

süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları

ödenir.

…

İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem

kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene

başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise,

işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun

hukuki sonuçları ile sorumlu olur.

…”

19. 4857 sayılı Kanun’un 25. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren,

aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim

süresini beklemeksizin feshedebilir:

…

II. Ahlak ve iyi niyet

kurallarına uymayan haller ve benzerleri:

…

e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye

kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi

doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20.

Mahkemenin 4/11/2015 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda, başvurucunun 20/3/2013 tarihli ve 2013/2091 numaralı bireysel

başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21.

Başvurucu, Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesinin görevi kötüye kullanma suçuna

teşebbüs fiilinden verdiği 2 ay 15 gün hapis cezasıyla ilgili hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdiğini, işe iadesi istemiyle Bursa

3. İş Mahkemesine açtığı davada Mahkemenin, hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet

kararı varmış gibi suça konu eylemi sabit görerek davayı reddettiğini, disiplin

soruşturmasında da Ceza Mahkemesi kararının sonucunun beklenmediğini, bu

durumun masumiyet karinesini zedelediğini; Disiplin Kurulunun, iş akdi

feshedilirken Ceza Mahkemesinin görevi kötüye kullanmak suçuna ilişkin yaptığı

tespiti, rüşvet almak olarak değerlendirdiğini ve TİS’in

disiplin cezaları cetvelinde yer alan 26. maddesine kıyasen ihraç cezası

verildiğini, hâlbuki TİS’in 25. maddesi gereği bu

suça teşebbüs eyleminin cezasının dört yevmiye kesintisi olduğunu, İş

Mahkemesinin de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını dikkate

almadığını, görevi kötüye kullanma suçunu yüz kızartıcı suç sayarak

uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verdiğini ayrıca eylemi, 4857

sayılı Kanun’un 25. maddesindeki işçinin, işverenin güvenini kötüye kullanması

ve hırsızlık yapması durumunda iş akdi feshedilir hükmüne dayandırdığını,

Mahkemenin bilirkişi inceleme talebini de reddettiğini belirterek Anayasa’nın 5., 36. ve 38. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22.

Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, Anayasa’nın 5. maddesinde

yer alan hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmüştür. Anayasa Mahkemesi

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp

olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ileri sürdüğü bu iddialar

adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Masumiyet

Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

23.

Başvurucu, görevi kötüye kullanmak suçuna teşebbüsten aldığı 2 ay 15 günlük

ceza hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, buna

rağmen İş Mahkemesince kesinleşmiş mahkûmiyet kararı varmış gibi değerlendirme

yapılarak işe iade davasının reddedildiğini, Disiplin Kurulunun da Mahkeme

kararı kesinleşmeden disiplin cezası verdiğini, bu nedenle masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

24.

Bakanlık, başvurunun bu kısmının kabul edilebilirliği konusunda herhangi bir görüş

bildirmemiştir.

25.

Başvurucunun bu şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de görülmeyen bu

şikâyet yönünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

26. Nuri

NECİPOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

b. Esas

Yönünden

27.

Başvurucu, işe iade davasını reddeden Bursa 3. İş Mahkemesinin gerekçesinde,

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen ceza dosyasındaki

olaylara dayanıldığını belirterek Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü ve Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarında

düzenlenen masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28.

Bakanlık görüşünde hukuk mahkemesinin ceza davasında başvuranın cezalandırılmasına

ilişkin hükmün ceza tayini kısmına değil, eylemin sübutuna ilişkin kısmına

dayanarak davayı reddettiği, esasen hukuk hâkiminin ceza mahkemelerinin sübuta

yönelik vardıkları sonuçla bağlı olduğu, bu itibarla şikâyet incelenirken bu

hususların dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

29.

Başvurucu cevabında başvuru formundaki iddialarını tekrar etmiştir.

30.

Öncelikle bireysel başvuru incelemesinin, anayasal hak ve özgürlüklere yönelik

ihlallerin tespiti ve sonuçlarının ortadan kaldırılması ile sınırlı bir

inceleme olduğunun ve Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasındaki kural

gereğince kanun yolu incelemesinde olduğu gibi kararın tüm yönleri ile ele

alınarak eksiksiz bir hukuki denetim imkânı sağlamadığının hatırlanmasında

yarar vardır (Necati Gündüz ve Recep Gündüz,

B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26). Bu

çerçevede başvurucu hakkında tesis edilen fesih işleminin ve ardından

başvurucunun açtığı işe iade davasına ilişkin yargılama sonucunda Bursa 3. İş

Mahkemesi tarafından ulaşılan sonucun hukuka uygun olup olmadığı meselesi,

Mahkeme kararının tespit ve sonuçları bariz bir takdir hatası içermedikçe ve bu

durum kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmadıkça bireysel başvuru incelemesinin kapsamı dışında kalmaktadır. Bu

açıklamalar çerçevesinde somut başvurunun, iş akdinin feshine ilişkin işlemde

ve Mahkeme kararının gerekçesinde masumiyet karinesine ilişkin anayasal

güvencenin ihlal edilip edilmediği ile sınırlı olarak incelenmesi gerekmektedir

(Uğur Ayyıldız, B. No: 2012/574, 2/6/2014, § 70).

31.

Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz”

32.

Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal

olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”

33.

Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir

yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun

sonucu olarak kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti

iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve

kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine

tabi tutulamaz (Kürşat Eyol,

B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

34.

Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve

henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı

mahkûmiyete dönüşen kişiler “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde

olmadıkları için bu durumda masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı

kalmamaktadır (Kürşat Eyol,

§ 27). Ancak suç isnadı mahkûmiyete dönüşse bile söz konusu

mahkûmiyet hükmü hukuksal anlamda kesinleşmediği sürece masumiyet karinesinin

devam ettiğinin kabulü gerekir. Çünkü bu durumda Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişinin

suçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle suçlu sayılamaz (Mustafa Kıvrak, B. No: 2013/3175, 20/2/2014, § 34).

35.

Öte yandan ceza davasının herhangi bir nedenle düştüğü, belirli bir süre sonra

şarta bağlı olarak düşeceği veya sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmaksızın

davanın ertelendiği durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam

ettiğini kabul etmek gerekir. Çünkü bu durumlarda ortada henüz verilmiş bir

mahkûmiyet hükmü bulunmamaktadır (Kürşat Eyol, § 27).

36.

Masumiyet karinesi, ceza yargılaması kapsamında bir usul güvencesi olmasına

rağmen buna ilişkin korumanın uygulanabilir olması ve uygulanabilirliğin etkili

şekilde sağlanabilmesi için beraat eden veya bir şekilde hakkındaki ceza

yargılaması devam etmeyen kişilere, kamu görevlileri veya otoriteleri

tarafından suçluymuş gibi muamele edilmesinin önlenmesi gerekir. Bu kapsamda

ceza davasını takip eden “ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir

yargılamada” da -hukuk, disiplin gibi- masumiyet karinesine özen

gösterilmelidir. Bununla birlikte -ceza yargılamasında mahkûmiyetle

sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak- bir kişinin disiplin suçundan suçlu

bulunması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet karinesini otomatik

olarak ihlal etmez. Bu kapsamda “karar vericilerin kullandıkları dil” kritik

önem taşır (Mustafa Kıvrak, § 36;

benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Allen/Birleşik Krallık [BD], B. No: 25424/09, 12/7/2013,

§§ 92-105 ve 120-126).

37.

Kamu otoriteleri veya görevlileri tarafından hakkında soruşturma veya

kovuşturma yürütülen kişiyle ilgili olarak yargılama süreci bir mahkûmiyet

hükmüyle kesinlik kazanmadan suçluluğa dair herhangi bir kanaat ifade edilmiş

olması ya da ceza yargılaması, mahkûmiyet dışında bir kararla sona ermesine

rağmen sona ermeye ilişkin kararda sanığın suçlu olabileceğinin ifade edilmiş

olması durumunda masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilecektir (Panteleyenko/Ukrayna, B. No: 11901/02, 29/6/2006 § 70). Dolayısıyla mahkeme kararlarında, resmî

yazılarda veya kamu görevlilerinin ifadelerinde sarf edilen söz veya ifadeler

nedeniyle kişiler hakkındaki masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi için

kullanılan ifadelerde seçilecek kelimelere azami dikkat edilmesi gerekir (Ali Atlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, § 35).

38.

Öte yandan ceza ve ceza muhakemesi hukuku ile disiplin hukukunun farklı kural

ve ilkelere tabi disiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre

kamu görevlisinin davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin

sorumluluğunu da gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin

soruşturması ayrı ayrı yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat

edilen eylemi işlemediğine dair hükümler dışında Ceza Mahkemesi hükmü, disiplin

makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir (Kürşat Eyol, § 30). Ancak bu

kapsamda yapılan değerlendirmelerde -delil yetersizliğine dayalı olsa bile-

kişi hakkında verilen beraat kararına aykırı olarak kişinin suçsuz olmadığı

yönündeki değerlendirmelerden kaçınılması gerekir (Uğur Ayyıldız, § 79).

39.

Somut olay açısından öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması,

kurumunun hukuki niteliği ve doğurduğu sonuçların değerlendirilmesinde yarar

vardır.

40. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

231. maddesine göre yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha

az süreli hapis ya da adli para cezası ise hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilebilir. Anılan maddenin (5) numaralı fıkrasında,

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının kurulan hükmün sanık hakkında bir

hukuki sonuç doğurmamasını ifade ettiği belirtilmektedir. Öte yandan aynı

Kanun’un 223. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hüküm

niteliğindeki kararlar arasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

sayılmamaktadır (Ali Gürsoy, B.

No: 2012/833, 26/3/2013, §20 ).

41.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, yargılamayı hükümle

sonuçlandıran bir karar niteliğinde olmayıp ceza yargılamasını sona erdiren

düşme nedenlerinden birisidir. 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin (10) ve

(11) numaralı fıkralarında belirtildiği üzere denetim süresi içinde kasıtlı

yeni bir suç işlenmediği takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan

kaldırılarak davanın düşmesine, denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç

işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasına karar verilir (Ali Gürsoy, §21).

42.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen durumlarda sanığın suçlu

olduğu konusunda ulaşılmış bir vicdani kanaat bulunmakta ve bu kanaat “kasten

yeni bir suç” işlenmemesi şartına bağlı olarak hüküm ifade etmemektedir. Bu

çerçevede ceza davası dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle

devam eden idari uyuşmazlıklarda, açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet

kararına dayanılması masumiyet karinesi ile çelişebilir. Buna karşılık idari

uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından sadece kişinin yargılanmış

olmasından ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karardan söz

edilmesi, masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden söz edebilmek bakımından

yeterli değildir. Bunun için kararın gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması

ve nihai kararın münhasıran hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilen fiillere dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir. (Kürşat Eyol, §§ 28,

29).

43.

Somut olayda başvurucu hakkında yürütülen soruşturma kapsamında açılan davada

Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesi 6/6/2006 tarihli kararı

ile başvurucunun; görevi kötüye kullanma suçuna teşebbüs eyleminden 2 yıl 6 ay

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiş, temyiz üzerine Yargıtay 5.

Ceza Dairesi, 9/1/2012 tarihli ilamı ile hükmü bozmuş, Mahkeme 22/5/2012

tarihli kararla görevi kötüye kullanma suçuna teşebbüsten 2 ay 15 gün hapis

cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

vermiştir. Ceza yargılaması sırasında başvurucu hakkında disiplin soruşturması

başlatılmış, Ağır Ceza Mahkemesinin ilk kararının ardından hükmün kesinleşmesi

beklenmeden İş yeri Disiplin Kurulunun 23/6/2006

tarihli kararı ile iş akdi sona erdirilmiştir. Disiplin Kurulu Kararının ilgili

kısımları şöyledir:

“…

İşyeri Disiplin Kurulunun 23/6/2006

tarihinde yapılmış olan toplantıda, T.C. Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/1263 hz. sayılı yazısı ekinde gönderilen Oğuz Tiftikçier hakkında yürütülen soruşturma evrakları, adı

geçenin savunması ile Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesinin 6/6/2006 tarih ve

2006/201 Sayılı yargılama tutanağı incelenmiştir.

T.C. Edremit Cumhuriyet Başsavcılığınca Kuruma gönderilen

soruşturma evraklarının incelenmesinde, Edremit 1. Sulh Ceza Mahkemesince

hazırlanan tutuklama müzekkeresinde 16/3/2006

tarihinde rüşvet almaktan şüpheli Edremit İlçe İşletme Başmühendisliği emrinde

4857 sayılı Kanuna tabi ETİB Başteknisyeni olarak görev yapan Oğuz Tiftikçier’in CMK’nın 100.

maddesi hükmüne göre aleyhindeki kuvvetli suç şüphesi ile tutuklanmasına karar

verildiği anlaşılmıştır.

Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/201 sayılı ve 6/6/2006 tarihli yargılama tutanağında ise Oğuz Tiftikçier’in eylemine görevde yetkisini kötüye kullanma

niteliğinde olduğu, buna sgöre Türk Ceza Kanunu’nun

257/1. Maddesi gereği işleniş şekli kastının yoğunluğu suç konusunun önem ve

değeri dikkate alınarak takdiren ve teşdiden iki yıl altı ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verildiği bildirilmiştir.

Yukarıda bahsi geçen evraklar incelenmiş ve adı geçenin 11.

Dönem İTİS’in 48. maddesinin altıncı fıkrası “yüz

kızartıcı suçlar ile sabotaj, Devletin bölünmez bütünlüğüne, milli egemenliğe,

genel ahlaka ve genel sağlığa, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı işlenen

suçlardan hüküm giyenlerin hizmet akitleri fesh

edilir ve bunlar cezanın ertelenmesi, paraya çevrilmesi veya affa uğraması

hallerinde dahi hiçbir surette işe alınmazlar” maddesi ile beraber rüşvet almak

suçu ile yargılanarak görevi kötüye kullanma suçuyla hüküm giymesinin Toplu İş

Sözleşmesinin EK 6 Türkiye Elektrik Dağıtım Genel Müdürlmüğü

Disiplin Cezaları başlıklı 26. maddesinde (rüşvet almak, rüşvet vermek )

kıyasen Oğuz Tiftikçier’in “İHRAÇ” cezası ile

tecziyesine oyçokluğu ile karar verilmiştir.”

44.

Bireysel başvuruya konu olan Bursa 3. İş Mahkemesinin ret kararının gerekçesi

ise şöyledir:

“…

"Toplanan deliller değerlendirildiğinde; davacının,

davalı şirkete ait Edremit İlçe Baş Mühendisliğinde teknisyen olarak çalıştığı

sırada, dava dışı Hasan Tandoğan'ın tarımsal sulama aboneliğini usulsüz

kullandığı ve bu hususun müfettişlerce tespit edildiğini, kendisine bu nedenle yüzelli milyar Türk lirası para cezası kesilmesi

gerektiğini, 50.000,00 TL'nin müfettişlerce istendiğini, fakat bunu kendisinin

yirmi milyar Türk lirasına düşürdüğünü söyleyerek bu miktar parayı dava dışı

Hasan Tandoğan'dan istemesi ile ilgili olay hakkında Burhaniye Ağır Ceza

Mahkemesinin 2006/201 esas sayılı dosyası ile hakkında kamu dava açıldığı,

yapılan yargılamalar sonunda davacının 22.05.2012 tarihli ve 2012/108 esas,

2012/239 karar sayılı ( bozmadan sonra yeni esas almıştır ) ilamı ile görevi

kötüye kullanma teşebbüs suçundan TCK'nın 257/1. maddesi gereğine mahkûmiyetine

karar verildiği, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum

olmadığı için hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı tespit edilmiştir.

Hukuk Mahkemesi, Ceza mahkemesine konu olayla bağlıdır. Ceza

mahkemesinin sonuca matuf hukuki nitelendirmeleri hukuk hâkimini de bağlamaz.

Yani davacı hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı somut

olayın varlığını bertaraf edici nitelikte değildir. Dolayısıyla somut olayın

4857 sayılı yasa ve taraflar arasında bağıtlanan TİS hükümleri çerçevesinde

irdelenmesi ve sonuca gidilmesi gerekmektedir.

Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesinin ilgili ceza dosyası sureti

ve ilamlar dosya içine celp edilmiş olup, davacının yukarıda açıklanan olay

sonucu mahkûmiyetine karar verildiği, ancak ceza yasaları gereği hükmün

açıklanmasının geri bırakıldığı sabittir. Feshe dayanak olay, ceza davası

dosyası ile doğrulanmıştır. Meydana gelen olay nedeniyle işveren ile Türkiye

Enerji, Su ve Gaz işçileri Sendikası ile kamu işveren sendikaları arasında

imzalanan 11. dönem TİS'in 48/6. maddesi gereğince

disiplin kurulu kararı ile davacının iş akdi feshedilmiştir. 4857 sayılı

yasanın 25/II-e maddesinde işçinin, işverenin

güvenini kötüye kullanması ve hırsızlık yapması durumunda işverence iş akdi

haklı olarak feshedilebilecektir. Somut olayda fesih 4857 sayılı

yasanın 25/II-e maddesi hükümlerine uygun bulunmuş, davanın bu nedenle reddine

karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur."

45.

Disiplin Kurulu kararında yalnızca kesinleşmemiş Ceza Mahkemesi kararına atıfta

bulunularak değerlendirme yapıldığı hatta bunun ötesine geçilerek Mahkemenin

görevi kötüye kullanma suçu olarak nitelediği eylemin rüşvet suçu kapsamında

değerlendirilerek iş akdinin sonlandırıldığı anlaşılmıştır.

46.

Başvuru konusu Mahkemenin karar gerekçesinde geçen “Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesinin ilgili ceza dosyası sureti ve ilamlar

dosya içine celp edilmiş olup, davacının yukarıda açıklanan olay sonucu

mahkûmiyetine karar verildiği, ancak ceza yasaları gereği hükmün açıklanmasının

geri bırakıldığı sabittir. Feshe dayanak olay, ceza davası dosyası ile

doğrulanmıştır.” ifadesi Mahkemenin Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet

yönündeki tercihine atıf yaptığını göstermektedir. Mahkeme kararında kullanılan

ifade ve değerlendirmeler dikkate alındığında Mahkemenin yalnızca ceza dosyası

kapsamında verilen mahkûmiyet kararını esas aldığı, Ceza Mahkemesinin eyleme

yönelik yaptığı tespite bağlı olarak olayın gerçekliğine kanaat getirdiği ve

sonuca ulaştığı anlaşılmıştır. Mahkemenin; Ceza Mahkemesi kararındaki tespitten

bağımsız, kendi görüşünü ortaya koyacak herhangi bir delili kararında

irdelemediği, olay ve olgular hakkında yeni bir değerlendirme yapmadığı,

dolayısıyla münhasıran hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen

fiillere dayanarak nihai kararı tesis ettiği anlaşılmıştır.

47.

Gerek disiplin soruşturması kararı gerekse bu soruşturma sonucuna göre

gerçekleştirilen fesih işlemini denetleyen Mahkeme kararında yapılan

değerlendirme ve kullanılan ifadelerin başvurucunun masumiyetini ihlal ettiği

sonucuna ulaşılmıştır.

48.

Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde Bursa 3. İş Mahkemesi kararının

gerekçesinde Mahkemenin, olay ve olgulara yönelik yeni bir değerlendirme

yapmaksızın başvurucu hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

ile sonuçlanan ceza yargılamasındaki mahkûmiyet tespitine göre başvurucunun

yargılamaya konu eylemleri işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı

anlaşıldığından başvurucunun Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında

güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

49.

Nuri NECİPOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

2. Başvurucunun

Adil Yargılanma Hakkı Kapsamında İleri Sürdüğü Diğer İhlal İddiaları

50.

Başvurucu, Mahkemenin görevi kötüye kullanma suçunu yüz kızartıcı suç sayarak

uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verdiğini ve eylemi, 4857 sayılı

Kanun’un 25. maddesindeki işçinin, işverenin güvenini kötüye kullanması ve

hırsızlık yapması durumunda iş akdi feshedilir hükmüne dayandırdığını, hâlbuki

görevi kötüye kullanma suçunun cezasının dört yevmiye kesintisi cezası

olduğunu, Mahkemenin bilirkişi inceleme talebini de reddettiğini, kararın usul

ve yasaya aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

51.

Başvurucunun masumiyet karinesini ihlal iddiası hakkında yeniden yargılanma

kararı verilmekle adil yargılanma hakkı kapsamındaki iddialarla ilgili bu

aşamada ayrıca değerlendirme yapılmamıştır.

3. 6216 sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

52.

Başvurucu, uğradığı zararlara karşılık 309.627,70 TL maddi ve 257.025,72 TL

manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

54.

Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, Mahkeme kararından kaynaklandığından

ve yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan 6216 sayılı

Kanun’un (1) ve (2) numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili

Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

55.

Başvurucunun tazminat taleplerine yönelik yeniden yargılanma kararı

verildiğinden bu hususta karar verilmesine gerek görülmemiştir

56.

Dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun, Anayasa’nın

38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiği

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, Nuri NECİPOĞLU’nun

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın 38. maddesinde

güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE, Nuri NECİPOĞLU’nun karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın Bursa 3. İş

Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. 198,35 TL harçtan ibaret

yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına

4/11/2015 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

Başvurucu,

görevi kötüye kullanmak suçuna teşebbüsten aldığı 2 ay 15 günlük ceza hakkında

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, buna rağmen İş

Mahkemesince kesinleşmiş mahkûmiyet kararı varmış gibi değerlendirme yapılarak

işe iade davasının reddedildiğini belirterek, masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

Başvuru

konusu olayda başvurucu hakkında Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesince yapılan

yargılama sonunda görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş,

temyiz üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesince, “Kaçak

elektrik tutanağı tutma yetkisine sahip olan sanığın, Uludağ Elektrik Dağıtım

A.Ş. Edremit İlçe Başmühendisliğinde teknisyen olarak görev yaptığı sırada,

katılanın tarımsal sulama aboneliğini usulsüz kullandığını, bu hususun

müfettişlerce tespit edildiğini, kendisine bu nedenle 150.000 lira ceza

kesilmesi gerektiğini, ancak kendi sözünün geçtiğini, kendisi hakkında

başlangıçta 50.000 liranın müfettişlerce istendiğini fakat istenen bu parayı

kendisinin 20.000 liraya düşürdüğünü söyleyerek bu miktar parayı katılandan

istediği, katılanın inanmadığı ve yapmış olduğu araştırma neticesinde usulsüz

bir kullanımının olmadığını anlaması üzerine durumu Jandarmaya bildirdiği ve

olay günü sanıkla katılanın karşılıklı bir araya gelerek katılanın sanığa 5.000

lirayı verip 15.000 lirayı da sonradan vereceğini belirtmek suretiyle hakkında

işlem yapılmaması amacıyla konuşma yaptıkları ve bu konuşma sonrasında 5.000

liranın katılan tarafından sanığa verildiği, sanığın parayı aldıktan sonra

kendi aracına binerek katılanın yanından ayrıldığı, ancak olaydan haberdar olan

ve daha önceden gerekli önlemleri alan Jandarma görevlilerinin sanığın aracını

durdurarak, araçta arama yaptıkları ve sanığın katılandan aldığı paraların araç

içinde elde edildiği ve ikna suretiyle irtikap suçunun

oluşmadığı anlaşılmış olup, anlatıldığı biçimde gerçekleşen eylemin,

"görevi kötüye kullanmaya teşebbüs" niteliğinde olduğu kabul

edilerek, buna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, sanık

hakkında "görevi kötüye kullanma" suçunun tamamlandığı kabul edilerek

mahkumiyet hükmü kurulması” doğru görülmemiş ve hüküm bozulmuştur.

Mahkemece bozma ilamına uyularak görevi kötüye kullanma suçuna teşebbüs

fiilinden hüküm kurulmuş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmiştir.

Başvurucunun

açtığı işe iade davasında Bursa 3. İş Mahkemesi, “Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesine ait iddianame, yargıtay

ilamı, gerekçeli karar evrakı, 2006 yılı TİS sureti celp edilmiştir.

Hukuk Mahkemesi, Ceza mahkemesine konu olayla bağlıdır. Ceza

mahkemesinin sonuca matuf hukuki nitelendirmeleri hukuk hâkimini de bağlamaz.

Yani davacı hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı somut

olayın varlığını bertaraf edici nitelikte değildir. Dolayısıyla somut olayın

4857 sayılı yasa ve taraflar arasında bağıtlanan TİS hükümleri çerçevesinde

irdelenmesi ve sonuca gidilmesi gerekmektedir.

Toplanan deliller değerlendirildiğinde; ... ... Feshe

dayanak olay, ceza davası dosyası ile doğrulanmıştır. Meydana gelen olay

nedeniyle işveren ile Türkiye Enerji, Su ve Gaz işçileri Sendikası ile kamu

işveren sendikaları arasında imzalanan 11. dönem TİS'in

48/6. maddesi gereğince disiplin kurulu kararı ile davacının iş akdi

feshedilmiştir. 4857 sayılı yasanın 25/II-e maddesinde işçinin, işverenin

güvenini kötüye kullanması ve hırsızlık yapması durumunda işverence iş akdi

haklı olarak feshedilebilecektir. Somut olayda fesih 4857 sayılı yasanın

25/II-e maddesi hükümlerine uygun bulunmuş, davanın bu nedenle reddine karar

verilmesi sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur” şeklinde gerekçe

belirterek davanın reddine karar vermiştir.

İş

Mahkemesi, iddianame, Yargıtay ilamı, gerekçeli karar evrakı, 2006 yılı TİS

suretini celp ederek hüküm kurmuş, kararda ceza dosyasında suç teşkil eden fiil

olduğunu belirtmemiş, ceza davasına konu olayın (maddi vakıanın) incelenen

karar ve dosya ile doğrulandığını kabul etmiş, 4857 sayılı İş Kanunu'nun

25/II-e maddesini dikkate alarak, ceza dosyasındaki olayın 4857 sayılı Kanun'un

25/II-e maddesinde belirtilen işverenin güvenini kötüye kullanma durumunu

oluşturduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

İş

Mahkemesi başvurucu hakkındaki ceza davasına konu fiillere dayanıldığını

belirtmektedir. Aynı olgu ve olaylar temelinde ceza yargılaması ve disiplin

işlemleri yapılabilir. Burada önemli olan, İş Mahkemesince kullanılan dildir.

Eğer İş Mahkemesi aynı fiillere dayanarak sonuca ulaşırken kişinin suçlu

olduğunu açıkça söylemiyorsa veya ima etmiyorsa, sadece varılan sonucu aktarmak

veya olay ve olgulara ilişkin yapılan tespitle yetiniyorsa bu takdirde

masumiyet karinesi açısından bir sorun olmayacaktır. İş Mahkemesinin

gerekçesine bakıldığında; Mahkeme, ceza mahkemesi kararına atıf yaparak ceza

davasına konu olayın sabit olduğunu ifade ediyor, ancak suçluluğa ilişkin bir

imada bulunmadan, olaydan hareketle bir sonuca varıyor. Ayrıca

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının başvurucunun rızası dâhilinde

alındığı ve bu karara itiraz edilmediği, böylelikle başvurucunun da ağır ceza

mahkemesinin vicdani kanaatini kabullendiği göz önünde bulundurulduğunda, İş

Mahkemesinin bunu dikkate almasının doğal olduğu, İş Mahkemesinin gerekçesinde

kullandığı dil masumiyet karinesini ihlal edecek nitelikte olmadığı gibi,

Mahkemece diğer hususlar (TİS, iddianame, Yargıtay ilamı) ve ceza davasındaki

yalnızca “olay” dikkate alınarak,

4857 sayılı Kanun’un 25/II-e maddesinin değerlendirilmesi sonucu karar

verildiği göz önüne alındığında, başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal

edilmediği kanaatindeyim.

Açıklanan

nedenlerle, başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin

çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Başkan

:

Burhan

ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hasan

Tahsin GÖKCAN

Rıdvan

GÜLEÇ

Raportör

:

Yakup

MACİT

Başvurucu

:

Oğuz

TİFTİKÇİER

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2091, 4 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. II. Ahlak ve iyi niyet
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun
  15. B. Değerlendirme
  16. B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26). Bu
  17. A. Başvurucunun, Anayasa’nın
  18. B. Anayasa’nın 38. maddesinde
  19. D. 198,35 TL harçtan ibaret
  20. E. Ödemelerin, kararın
  21. Karşı Oy Gerekçesi
  22. Üstün
  23. Necipoğlu
  24. Güleç
  25. Macit
  26. Tiftikçier
  27. Necipoğlu
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2091
Tarih
4 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Ali Balcıoğlu Başvurusu (B. No: 2013/5618)
  • Mesude Kırıklı ve Asil Akça Başvurusu (B. No: 2013/7042)
  • Mete Dursun Başvurusu (B. No: 2012/1195)
  • Fatih Yazar Başvurusu (B. No: 2013/6232)
  • Ali Suat Ertosun Başvurusu (B. No: 2014/4479)
  • Mehmet Ergin Başvurusu (B. No: 2013/2891)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.